Monopoly’nin Çalınan Hikayesi

Yayın Tarihi: 18 Mart 2026
Toplam Okunma: 301
Okuma süresi: 14,3 dakika

-Sıla Gündüz

Monopoly’nin Gerçek Hikayesi: Çalınan Bir İdealin Portresi

“Öyle bir masa oyunu düşünün ki, amacı üretim araçlarında özel mülkiyetin yarattığı eşitsizlikleri ve kapitalizmin yarattığı düzeni oynayan kişiye sorgulatmak olsun. Ardından 270 milyondan fazla satışıyla küresel ölçekte büyük bir sermaye döngüsünün parçası haline gelsin. İşte karşınızda, yıllar içinde, eleştirdiği sistemin en kârlı ürünlerinden birine dönüştürülen o oyun: The Landlord’s Game! bizim bildiğimiz adıyla Monopoly.”

Sanayi Devrimi ve “Çitleme” Hareketinin Yarattığı Kaos

The Landlord’s Game, ilk olarak 19. yüzyılda yaşamış Amerikalı ekonomist, felsefeci Henry George’un “çağdışı” gözüken öğretilerini halka anlatmak amacıyla tasarlanmıştı. Oyun, aristokrat sınıfın yani toprak sahiplerinin, hiçbir çaba sarf etmeden, yalnızca arsaları kiralayarak nasıl haksız kazanç elde ettiklerini ve bu durumun toplumu nasıl mülksüzleştirip, fakirleştirdiğini görünür kılmayı amaçlıyordu. Her şeyin temelindeyse, dünya tarihinde yeni bir dönemin kapılarını açan Sanayi Devrimi vardı. The Landlord’s Game’den yüzyıl önce, 18. yüzyılda; buharlı makinelerin ortaya çıkmasıyla üretimin kapasitesi ve hızı artmıştı. Bu da üretim hattında çalışacak daha fazla insan gücüne ihtiyaç duyulmasına sebep olmuştu. Yeni dönemin, fabrika sahiplerinin aklında tek bir soru işareti vardı: “Fabrikalarda kim çalışacak?” Devasa üretim bantlarının ve yepyeni makinelerin icadı, kısa sürede kentlilerin iş gücünün yetersiz kalmasına yol açmıştı. Bunun üzerine zenginler, köylülerin yaşadığı kırsal bölgelerdeki toprakları satın alarak, arazileri çitlerle çevirmeye başlamışlardı. Tarım faaliyetlerini ortak arazilerde sürdüren köylüler ise “çitleme” adı verilen bu yöntemle topraklarından olmuş ve fabrikalarda çalışmaktan başka seçenekleri kalmamıştı. Bu durum sebebiyle sadece yirmi yıl gibi kısa bir süre içinde Washington DC’ye 150 bin köylü göç etmiş ve kentin nüfusunu iki katına çıkarmıştı. Kısa sürede gerçekleşen bu nüfus artışı; salgın hastalıkları, barınma sorunlarını ve işsizliği beraberinde getirmişti. Bu dönemde vergi kişi başına ya da tüketimden alındığı ve bugün bildiğimiz gelir vergisi gibi bir uygulama bulunmadığı için fabrika sahipleri her yıl milyonlarca dolar kazanıyor, üstüne devlete tek bir kuruş bile vergi ödemiyordu. Devlet üretimi vergi toplamadığı için tüm vergi yükü tüketim ve gümrük vergileri üzerinden alınıyordu. Dış ticareti engelleyerek, üretilen ürünü sadece satmayı temelleyen merkantalist ticaret anlayışının ana akım olduğu bu dönemde, yüksek gümrük vergileri büyük şirketleri koruma altına alıyordu. Onlarsa yabancı rekabetten korunuyorlardı. Bu vergi sistemi, dev şirketler için koşulları daha da kolaylaştırıyor, rakipsiz kalan firmaları, fiyatları diledikleri gibi yükseltmelerine imkân tanıyordu. Toprağa çitleyerek el koyan toprak sahipleri; bu arazileri ya kendi üretimi için kullanıyor ya da halkın huzuruna fahiş fiyatlarla sunuyordu.

“Magie, asıl sorunun ‘Kitap okutmadan nasıl öğretebilirim?’ olması gerektiğini fark etti. Kapitalizmi, üretim araçlarının özel mülkiyetini ve tekelciliği kurallara, hamlelere ve sonuçlara dönüştürdüğü The Landlord’s Game böyle bir sorunun sonucunda ortaya çıktı.”

 

Maggie (Elizabeth) Lizzie

Barınacak yeri olmayan işçiler yüksek kira bedellerini kabul etmek zorunda kalıyor, sahip oldukları tüm varlığı yalnızca hayatta kalabilmeye harcıyordu. Belki de Henry George’un fikirlerinin çağdışı gözükmesi bundandı. Şirketlerin kontrolsüz büyümesine ve halkın sefalet içinde var olmasına tanıklık eden ekonomist George, herkesin aksine halkın mağdur olmadığı bir sistem düşlemeye başlamıştı. Bu düşün felsefesi temellerine göre doğanın insanlara bahşettiği; su, hava ve toprak gibi kaynaklar hiçbir kişi ya da kurum tarafından sahiplenilemezdi. Toprak, insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için fiilen kullanmak zorunda oldukları bir kaynaktı. Bu yüzden kullanımın adil bir sistemle düzenlenmesi gerekiyordu. Böylece herkes topraktan faydalanabilir, kimsenin toprağı haksızca çitlenemezdi. George bu yaklaşımı “Tek Vergi” (Single Tax) sistemi olarak adlandırdı. George’a göre devlet toprağın sahibi değildi. Ancak eşitliği sağlamak adına topraktan elde edilen kazancı da birileri düzenlemeliydi. Arazinin üzerindeki bina, fabrika ya da dükkân değil, yalnızca arazinin çıplak değeri vergilendirilirse devlet, toplumla arasındaki sözleşmeyi hakkıyla yürütebilirdi. Ancak George’un fi kirleri zenginler ve onların haklarını korumak için var olan dönemin devletinin çıkarlarına uygun bulunmadı. Okuma yazma oranının oldukça düşük olduğu bu toplumda, Tek Vergi Sistemi, daha çok akademisyenler ve ekonomik düzenin bütününü görebilen sınırlı bir kesim tarafından destekleniyordu. George kaleme aldığı kitaplarda ve halka açık konuşmalarında, toprağın çok büyük bir kısmının zenginlere ait olduğunu, devletin sadece zenginleri vergilendirerek de var olabileceğini vurguluyordu. Bu vergiden elde edilen fazla gelir “halk parası” başlığı altında tüm vatandaşlara eşit biçimde geri bile dağıtılabilirdi. Dahası bu sistem sayesinde kimse bir araziyi boş yere işgal edemezdi. Aksi halde finansal zarara uğrayacağı için toprak doğal olarak onu gerçekten kullanacak birine devredilirdi. Henry George’un bu fi kirlerinin destekçilerinden biri olan, Amerikalı yazar ve feminist aktivist Magie Lizzie, Tek Vergi sisteminin yaşadıkları dünyayı eşitlikçi bir şekilde dönüştürebileceğine inanıyordu. Zamanının normatif kalıplarına sığmayı reddeden Lizzie, feminist mücadelenin temelini ekonomik değişimlere dayandırıyordu. Fikirlerini; şiirler, makaleler, tiyatro oyunları, grup söyleşileri ve komedi unsurları aracılığıyla halka ulaştıran oldukça girişken ve dönemi için önemli bir kişilikti. Yaptığı çalışmalarla pek çok kadına, yalnızca ev işleriyle uğraşmak zorunda olmadığını göstermek için onları; politika, bilim ve ekonomi gibi alanlara yönlendirirdi. Magie yaşadığı toplumun nabzını son derece iyi tutarak, dönemin aydın anlatısının aksine toplumun alt sınıfl arıyla güçlü bağlar kurardı. Yoksulluğun olmadığı, insanların yalnızca barınabilmek için ömür boyu çalışmak zorunda kalmadığı bir toplum inşa etmek isterken kendisinin önemli bir rolü olduğuna inanmaktaydı.

1906 yılında yayımlanan The Landlord’s Game oyun tahtası

Bu doğrultuda mücadelesini ilerlemek amacıyla 1890 yılında Washington DC’ye taşındı. Kadınların öncülüğünde kurulan Washington, Kadınların Tek Vergiciler Derneği’nde kurucu üye oldu. Sistemin sorunlarına dikkat çekmek için “Genç Bir Amerikalı Köle” adıyla kendini satışa çıkardığı bir gazete ilanı vererek eylem yaptı. Magie, birkaç yıl dernek çalışmalarına devam ettikten sonra halka yeterince ulaşamadığını fark etti. İşçi sınıfına erişmenin farklı yollarını aramaya başladı. Okuma yazma oranının bu denli düşük olduğu, ortalama çalışma saatlerinin günün yarısını aştığı vahşi kapitalist bir toplum anlayışında, insanların kitap okuyamayacağını hatta okuyacak vakitleri ya da ekonomik imkânları olmadığını tespit etti. Kısa süre sonra sorunu yanlış ele aldığını düşünen Magie, asıl sorunun “Kitap okutmadan nasıl öğretebilirim?” olması gerektiğini fark etti. Kapitalizmi, üretim araçlarının özel mülkiyetini ve tekelciliği kurallara, hamlelere ve sonuçlara dönüştürdüğü The Landlord’s Game böyle bir sorunun sonucunda ortaya çıktı.

Magie, böylece, eleştirdiği sistemin tüm çelişkilerini ve Henry George’un ortaya koyduğu Tek Vergi Sistemi’ni ve ekonomik kazancın toplumsal bölüşümünü temel alan iki farklı oyun versiyonunu bir tahtaya sığdırdı. Buna göre; ya oyunculardan biri ya da oyuncuların tümü kazanıyordu. Tek bir oyuncunun kazandığı versiyona “Korktuğum Gelecek” adını, diğerine ise “Hayal Ettiğim Gelecek” adını koydu.

“Zamanla özgünlüğünü yitiren bu oyun, bir gün sokak arasında Quaker’lar tarafından oynanırken, işsiz bir pazarlamacı olan Charles Darrow’un arkadaşı tarafından fark edilir. Darrow’un arkadaşı, oyundan etkilenerek heyecanla eve döner ve Darrow’a bu oyundan söz eder.”

İki Zıt Gelecek: Tekelcilik ve Paylaşım Ekonomisi

Tek oyuncunun kazandığı ilk versiyonda; oyuncular tekel olmaya çalışır, böylece diğer oyuncular takım arkadaşı değil, rakip haline gelir. Her oyuncu geçtiği toprakları satın alır, ardından bu toprakların üzerine binalar diker ve böylece diğer oyunculardan alacağı paraları katlayarak artırırdı. Oyun bu şekilde saatlerce süren, bitmek bilmeyen bir döngüye girerdi. Magie için bu uzunluk bile başlı başına anlam taşıyordu. Çünkü bu versiyonda oyun uzadıkça eşitsizlik derinleşir, kazanan ile kaybeden arasındaki mesafe giderek açılırdı. “Hayal Ettiğim Gelecek” versiyonunda ise herkesin kazandığı ve Tek Vergi sistemine dayanan kurallar vardı. Bu kez banka devleti temsil ediyordu. Bir oyuncu arsaya bina dikmek istediğinde, her turda bankaya belirli bir miktar ödeme yapmak zorunda kalıyordu. Diğer oyuncular bu binaya geldiklerinde ise bina sahibine kira ödüyordu. Bankadaki kasa dolduğunda, biriken para tüm oyuncular arasında eşit biçimde dağıtılıyordu. Sürekli bir para deviniminin olduğu bu sistemde, oyun yavaş ilerlese de herkes kazanç elde ediyordu. Oyunun sona ermesi için ise tüm oyuncuların başlangıçtaki parasını en az iki katına çıkarması gerekiyordu. Oyun insanları düşünmeye itecek şekilde tasarlanmış ancak halka sunulduğunda Magie’nin beklediği türden büyük bir kırılma yaratmamıştı. Ne manşet olmuş ne de geniş kitlelerin gündemine yerleşmişti. İnsanlar oyunu evlerde, küçük arkadaş grupları arasında oynamaya başlamış, zamanla oyun, özellikle üniversite kampüslerinde elden ele dolaşarak, öğrenciler arasında tartışma ortamları oluşturmuştu. Böylece The Landlord’s Game, büyük bir gürültü koparmadan ama durmaksızın yayılarak Amerika’nın Doğu Yakası’na kadar ulaşmıştı. Bir süre sonra oyun, yaşamlarını Tanrı’nın öğretilerini insanlara aktarmaya adamış dinsel bir topluluk olan Quakerlar arasında da popülerlik kazandı. Ancak döneminde masa oyunları henüz bir sektör haline gelmediği için oyunlar seri üretimle basılmıyor, el ile çoğaltılıyordu. Bu durum, The Landlord’s Game’in zamanla farklı versiyonlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Oyun farklı mahalle adlarıyla, değişen banka kurallarıyla ve yerel yorumlarla oynanır olmuştu. Zamanla kurallar esnemiş, çeşitlenmiş ve her çoğaltılışında oyun biraz daha değişmişti.

 

Quakerler arasında oynanan The Landlord’s Game varyantı; Harley Alesi Fotoğraf Arşivi

 

Bir İcat Yalanı: Charles Darrow ve Amerikan Rüyası

Zamanla özgünlüğünü yitiren oyun, bir gün sokak arasında Quaker’lar tarafından oynanırken, işsiz bir pazarlamacı olan Charles Darrow’un arkadaşı tarafından fark edilir. Darrow’un arkadaşı, oyundan etkilenerek heyecanla eve döner ve Darrow’a bu oyundan söz eder. O akşam oyunu, “Korktuğum Gelecek” versiyonuyla oynamayı denerler. Darrow kelimenin tam anlamıyla oyuna bayılır ve bunun üzerine arkadaşı ile evde oyunun birebir kopyasını çıkarırlar. Hazırladıkları kopya, aslıyla o kadar benzerdir ki oyunu buldukları mahallenin adı olan Marvin Gardens’ın adını yazarken yapılan yanlışlık bile aynen korunur. Ertesi sabah Darrow ve arkadaşı, bugün dünyanın en büyük oyun şirketlerinden biri olan Hasbro Games bünyesinde yer alan Parker Brothers’a giderek oyunu sunar. Parker Brothers oyunu beğenir ve Darrow’dan satın alır ve pazarlama çalışmalarına başlar. Ancak Parker Brothers’ın kurucu ortakları Darrow’a hiçbir zaman tam anlamıyla güven duymaz hatta oyunun asıl sahibinin Darrow olmadığını düşüncesindedirler. Bu şüphe yalnızca kurucu ortaklarla sınırlı kalmaz. Çevrelerindeki birçok kişi de durumu çelişkili bulur ve Parker Brothers’ı defalarca uyarır. Bu uyarılara aldırış etmeyen Parker Brothers kanıtların üzerini kapatmaya yönelir. Bir süre sonra The Landlord’s Game üzerine yaptıkları araştırmada, Magie’nin 14 yıl önce aldığı patente rastlarlar. İleride hukuki bir sorunla karşılaşmamak amacıyla Magie’ye giderler. Oyunun asıl amacından sapmayacağına dair söz verip, karşılığında 500 dolar ödeyerek patentini asıl sahibinden satın alırlar. Magie’ye verdikleri söz doğrultusunda oyunu piyasaya önce orijinal haliyle sürerek, birkaç seri boyunca bu orijinal yapıyı korurlar. Ancak Parker Brothers, Magie’ye verdiği söz sadece bu birkaç seriyle sınırlı kalır. Üretilen bu oyunlarsa hiçbir pazarlama çalışması yapılmadığından rafl arda tozlanmaya terk edilir. Buna karşılık Darrow’la beraber piyasaya sürülen, kapitalizmi betimleyen “Kötü Gelecek” versiyonu Monopoly adıyla tescillenerek devasa bir yatırım alır. Şirket, oyunun gerçek kökenini ve Magie’nin varlığını tamamen silmiştir. Pazarlama departmanı, oyunun Büyük Buhran döneminde işsiz kalan çaresiz bir adamın, yani Darrow’un; evinin bodrumunda, karısını ve çocuklarını eğlendirmek için icat ettiği yalanını bir “Amerikan Rüyası” hikâyesi olarak pazarlar. Monopoly tarihin en çok satan masa oyunu haline gelince, oyunun “tek mucidi” olarak bilinen Charles Darrow, oyun tasarlayarak milyoner olan ilk insan unvanıyla medyaya tanıtılır ve hayatının geri kalanını lüks bir yaşantı içinde geçirir.

“Magie, oyunun küresel başarısından tek bir kuruş daha kazanamadı. 1948 yılında hayata veda ettiğinde, insanları uyarmak için tasarladığı oyunun bir “açgözlülük simgesi” haline geldiğini görmesine rağmen, yılmayan ve mücadeleye devam eden güçlü bir kadın olarak dünyaya gözlerini yumdu.”

Patentini sadece 500 dolara satan ve anlaşma gereği telif hakkı alamayan Magie, oyunun küresel başarısından tek bir kuruş daha kazanamaz. 1948 yılında yaşama veda ettiğinde, insanları uyarmak için tasarladığı oyunun bir “açgözlülük simgesi” haline geldiğini görmesine rağmen, yılmayan ve mücadeleye devam eden güçlü bir kadın olarak dünyaya gözlerini yumar. Ölümünün basında yer bulan ilanında oyunun mucidi olduğuna dair tek bir ifade bile yer almaz. The Landlord’s Game’in, var olmasının amacı olan ve Henry George’un teorik çalışmasını yansıtan “Hayal Ettiğim Gelecek” isimli, ortak kazanca ve eşit bölüşüme dayalı kural seti, Parker Brothers tarafından kural kitapçığından tamamen çıkarıldı. Geriye sadece “Korktuğum Gelecek” versiyonu, yani tüm oyuncuların birbirini batırmaya çalıştığı simülasyon vahşi kapitalizm kaldı.

Charles Darrow, eleştiri olarak tasarlanan bir oyunun küresel bir sermaye aracına dönüşmüş hâliyle

Bugün dünyada milyonlarca insanın keyifl e oynadığı Monopoly, aslında Magie’nin insanları uyarmak istediği ekonomik düzenin ta kendisiydi. Toprak sahiplerinin haksız kazancını ve tekelciliğin kötülüğünü eleştirmek için tasarlanan oyun, insanlara “nasıl acımasız bir emlak zengini olunur”u öğreten bir araca dönüşmüştü. Bu hikâye muhtemelen sonsuza kadar gömülü kalacaktı. Ancak 1970’lerde Ralph Anspach adında bir ekonomi profesörü, Monopoly’nin kapitalist değerlerini eleştirmek için “AntiMonopoly” adında bir oyun tasarlayana kadar… Anspach, telif davasıyla karşı karşıya kalınca şaşırarak derin bir araştırmaya girişti. Yıllar süren hukuk mücadelesi ve dedektif titizliğiyle yaptığı araştırmalar sonucu, Magie’nin hikâyesini keşfetti. Bugün ise Henry George’un eşit bölüşüme dayanan fikirlerini yaymak isterken kapitalizmin en büyük ikonunu yaratan Magie’nin mücadeleyle dolu hikâyesi; ölümünden on yıllar sonra topluma ışık tutmaya devam ediyor.

 

Yorum Yazın