2025 Vizyonunda Neler İzledik?
-Ayşim Alkan
“Sinema; kimi zaman gerçeklikten kaçtığımız, kimi zaman kendimizi bulduğumuz, sevdiğimiz aktörleri beyaz perdede gördüğümüz büyülü bir yer… Karanlığın içinde bir salon dolusu insanla aynı anda gülmek, duygulanmak sinemayı sinema yapan şeylerden biri… Gerçi son yıllarda seyirci sayısı azaldı, dev ekranlar ceplerimize sığdı ama hikâyelerin etkisi hâlâ aynı. Peki 2025 yılı sinema dünyasında nasıl geçti? Bu yıl neler izledik, hangi filmleri aylarca bekledik, en çok neler konuşuldu? Sinema salonlarında film izlemeyi kaçıranlar ve izledikleri filmleri hatırlamak isteyenler için 2025 vizyonuna altı filmlik seçkimizle göz atalım.”
İlk olarak animasyon dünyası bu sene geçmişten bir hikâyenin kapılarını yeniden aralıyor. Zootropolis 2, Nick Wilde ve Judy Hopps’un suçluların peşinden koşmaya başladığı bir açılış sahnesiyle başlıyor. İlk filmden tanıdığımız karakterlerin nereden nereye geldiğini görmekle kalmıyor; Zootropolis’in daha önce bilmediğimiz yeni bölgelerini ve sırlarını da keşfediyoruz. Şehir genişlemiş, hikâyeler derinleşmiş ve arka planda çözülmesi gereken yeni gizemler var. Film boyunca Judy ve Nick’in kişisel gelişimlerini ve aralarındaki ilişkinin nasıl olgunlaştığını görüyoruz. Bu film tam anlamıyla keyifli bir devam halkası. İkinci filmde karşımıza çıkan Marsh Market, Zootropolis evrenini genişleten en önemli yeniliklerden biri. Suya bağlı yaşayan türler için tasarlanmış bu bataklık bölge; foklardan kunduzlara, deniz memelilerinden sürüngenlere kadar pek çok canlıyı bir araya getiriyor.

Film, bu bölge üzerinden yalnızca “bir arada yaşam” temasını sürdürmekle kalmıyor; önyargı, dışlanmışlık ve birlikte yaşam kültürü gibi toplumsal konuları da derinleştiriyor. Finaldeki sneak peek sahnesinde bir kuş tüyünün masaya düşmesi, üçüncü film için atılmış net bir işaret gibi. Şimdi akıllardaki soru şu: Acaba sıradaki film bizi kuşlar dünyasına mı götürecek?
2025 vizyonunda Zootropolis’in on yıl sonra izleyiciyle buluşmasının yanı sıra Stitch karakteri animasyon severlerin heyecanını ikiye katlıyor. Disney’in Lilo ve Stitch filmi, bu live action versiyonu ile animasyonun gerçeğe başarılı şekilde uyarlanmasının örneğini gösteriyor. Film, bir uzay üssündeki bir laboratuvarda üretilmiş 626’nın aşırı yaramaz ve tehlikeli bulunarak sürgün edilmesiyle başlıyor. Bunu kabul etmeyen 626, bir uzay gemisi çalarak Dünya’ya geliyor. Stitch’in yolculuğu tam da bu noktada anne ve babasını kaybettiği için zor bir süreçten geçen Lilo’yla kesişiyor. Stitch’in hayatlarına girmesi bu süreci daha da karmaşık hâle getiriyor. Lilo ve Stitch’in arasındaki bağ, karakterlerindeki benzerlikten üzerinden kuruluyor. Dikkat çekme ve sevilme isteği, onları yaramaz ve kontrolsüz karakterlere dönüştürüyor.

Lilo’nun ailesini kaybettiği ve arkadaşı olmadığı için hissettiği yalnızlık duygusu ile Stitch’in sürgün edilmesi karakterlerini yakınlaştıran olaylar haline geliyor. Böylelikle film, Lilo ve Stitch’in arkadaşlığı üzerinden, aile ve dostluk kavramlarını derinleştirerek anlatısını kuruyor. Aile nedir, sevgi nedir ve insanı nasıl iyileştirir? Film, bu sorulara Lilo’nun Stitch’e söylediği bir replik üzerinden Hawaii dilindeki Ohana kelimesini tanımlayarak yanıt veriyor: “Ohana aile demektir. Aile demek, kimsenin geride kalmaması ya da unutulmaması demektir”. Böylelikle filmde aile kavramının kan bağı ile sınırlı olmadığı ve genişletildiği görülüyor. Lilo ve Stitch’in dostluğu onları bir aileye dönüştürüyor; hayatlarındaki zorluklarla ve yalnızlık duygusuyla başa çıkmalarını sağlıyor.
2025 vizyonunda oldukça fazla tanıdık ve beklenen film karşımıza çıkıyor. Bunlardan biri de on altı yıllık dev serinin yeni filmi, Avatar 3: Ateş ve Kül. Üç saat, on yedi dakikalık süresiyle serinin ilk iki filminden daha uzun olan ateş ve kül akıllara “Bu film nasıl bitecek?” sorusunu getiriyor; lakin bitmeyen aksiyon sahneleri, olay örgüsünün ilerleyişi her şeyi birbirine bağlayarak izleyicinin heyecanını canlı tutuyor.
![]()
Peki James Cameron’un en büyük yapımlarından biri olan bu seri neyi anlatıyor? 2025 vizyonunda oldukça fazla tanıdık ve beklenen film karşımıza çıkıyor. Bunlardan biri de on altı yıllık dev serinin yeni filmi, Avatar 3: Ateş ve Kül. Üç saat, on yedi dakikalık süresiyle serinin ilk iki filminden daha uzun olan ateş ve kül akıllara “Bu film nasıl bitecek?” sorusunu getiriyor; lakin bitmeyen aksiyon sahneleri, olay örgüsünün ilerleyişi her şeyi birbirine bağlayarak izleyicinin heyecanını canlı tutuyor. Peki James Cameron’un en büyük yapımlarından biri olan bu seri neyi anlatıyor? Birinci ve ikinci filmlerde başarısız olan ve isteklerine ulaşamayan RDA (Resources Development Administration), üçüncü filmde de geri adım atmıyor ve bu sefer ataklarını Albay Quaritch’in oğlu olan Spider karakteri üzerinden gerçekleştiriyor. Miles Quaritch, Spider’ı kendi tarafına çekmek ve Avatar dünyasında bir insan olarak kalmasını engellemek istiyor. Ancak Spider, Avatar halkı ile büyüdüğü için insanlara karşı savaşa girmiyor.
Bu anlamda Avatar serisi, karakterleri ve olay örgüsüyle insanların yıkıcılığını, maddiyata olan düşkünlüğünü teknolojiyi bir toplumu yok etmek için kullanışını ve navilerle insanlar arasında oluşan sömürgeci ilişkileri toplumsal bir bakışla ele alıyor. Film, aksiyondan aksiyona sürükleyici bir tempoya sahip olduğundan bazı sahneleri takip etmek zorlaşabiliyor. Bu nedenle özellikle Avatar dünyasını bilerek izlemek önemli. Bu çağda ekran süremiz giderek azalmış olsa da, bir-bir buçuk saatlik filmleri izlerken bile dikkatimiz dağılsa da Avatar’ı üç saat on yedi dakika boyunca izleyebilmek harika bir izleme deneyimi yaratıyor.
Bu yıl beklenen seri filmleri Avatar ile sınırlı değil. Görevimiz Tehlike: Son Hesaplaşma, uzun soluklu bir serinin fi nal filmi olarak beyaz perdede yerini alıyor. Yıllardır çok sıkı bir takipçi kitlesine sahip olan ve her filminin repliklerine kadar ezberlendiği bu seride, Tom Cruise’un neredeyse Ethan Hunt’a dönüştüğünü söylemek mümkün. Bu filmde de içten içe, yapay zekânın yönettiği bir döneme girmiş olduğumuz fikri işleniyor. Entity olarak bilinen, dünyayı tehdit eden son derece güçlü bir yapay zekâya karşı Ethan Hunt’ın verdiği mücadelede, Rus denizaltısı Sewastopol’u bulma görevi hikâyenin merkezine yerleşiyor. Film; teknolojik distopyaları, yapay zekâ kabuslarını ve dijital çağın soyut tehditlerini bilgisayar efektleriyle oldukça başarılı bir şekilde birbirine bağlıyor.
Filmin yapım sürecinin pandemiyle çakışması ve bu nedenle vizyon tarihinin gecikmesi, serinin son filmlerinin biraz kopuk izlenmesine yol açmış olabilir. Buna rağmen dikkat çeken bir detay var: Bu yapım her ne kadar “son film” olarak konuşuluyor olsa da yönetmen Christopher McQuarrie, hikâyenin kapılarını tamamen kapatmıyor. Gelecekte farklı Mission Impossible filmlerinin gelebileceğine dair söylentilerin şimdiden konuşulmaya başlaması da bunu destekliyor.
Festival Filmlerinden Gişe Rekorlarına
Animasyon filmler ve seri filmlerin yanı sıra Türkiye’deki yerli yapımlar da oldukça ilgi gördü. Türkiye’de sinema salonlarını dolduran Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana, 2025 sonbaharında vizyona girdi ve kısa sürede bir milyon seyirciyi geçti.
Başrollerini Feyyaz Yiğit ve Haluk Bilginer’in paylaştığı film, 2011 yapımı Fransız filmi Intouchables’dan (Can Dostum) uyarlandı. Orijinal film, felç geçirdikten sonra hayatı tamamen değişen bir iş insanı ile ona yardımcı olmaya başlayan genç bir adamın zamanla kurduğu dostluğu anlatıyor.

Türkiye uyarlamasında ise hikâye; paraşüt kazası sonrası felç kalan zengin iş insanı Refi k ile hapisten yeni çıkmış, dobra Ferruh’un yollarının kesişmesi üzerine kuruluyor. İki farklı karakterin birbirlerine alışma süreci hem samimi hem de yer yer eğlenceli bir şekilde ilerliyor. Film, karakterlerin geçmişlerini dramatize etmeden anlatıyor. Hatalarıyla yüzleşen Ferruh ve engelinin ona getirdiği zorluklar ile rutinleşmiş hayatından sıkılan Refi k karakteri arasındaki çatışma ve dostluk filmin olay örgüsünü oluşturuyor.
Filmde, iki farklı kültürden gelen karakterlerin uyuşmazlıkları üzerinden mizah taşıyan bir anlatım tarzı. Ayrıca Ferruh’un Refik’e farklı davranmaması iki karakter arasındaki bağı güçlendiriyor. Filmde deneyimlerin kesişmesi üzerinden yakınlaşan Ferruh ve Refi k karakterleri, ölüm ve engelle dalga geçerek dramın içindeki mizahı açığa çıkartıyor.
Türkiye’de dikkat çeken bir diğer yapım ise anaakım dışı bir örnek olarak Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri isimli film. Murat Fıratoğlu’nun yazıp yönettiği ve özellikle festivallerde ilgi gören Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri filmi, yerel halkı ve halkın doğallığını durağan kadrajlarla aktaran bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Film, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, kavurucu güneşin altında domates kurutma tarlasında çalışan Eyüp’ün hikayesini konu alıyor. İzmir’de yaşadığı ekonomik zorluklar sonucu memleketi Siverek’e dönmek zorunda kalan Eyüp, borçlarını ödeyebilmek için domates işçiliğine başlıyor. Ancak iş sırasında ustabaşı Hemme ile yaşadığı çatışma, filmin olay örgüsünü geliştiriyor.

Hemme’ye duyduğu öfke ile yola çıkan Eyüp, film boyuna Hemme’yi öldürmeyi düşünüyor. Bu anlamda filmin intikam duygusu etrafında şekillendiği ve bu duyguyu sorgulattığı söylenebilir. Eyüp’ün yol boyunca karşılaştığı insanlar ve Siverek’in durağan, doğal yaşamı Eyüp’ün intikam duygusunu dönüştürüyor. Motorunun bozulması, gündelik yaşam akışının içine katılması film boyunca intikam anını geciktiriyor. Eyüp bir türlü öldürmek istediği Hemme’ye ulaşamıyor. Bu anlamda film, tek bir gün içinde geçen olayları sınıf farklılıkları, emek, eşitsizlik, emek sömürüsü ve insanın kendi öfkesiyle yüzleşmesi gibi temaları sorgulatacak biçimde anlatıyor. İntikam duygusuyla başlayan film, Eyüp’ü, öldürmek istediği Hemme ile yan yana bir düğünde halay çekerken bulduğumuz trajikomik ve ironik bir sonla bitiyor. Ayrıca Murat Fıratoğlu, yönetmenliğin yanı sıra başrolde Eyüp karakterine hayat veriyor. Oyuncu kadrosunda yerel halktan ve yönetmenin yakın çevresinden isimleri görmek ise filmi daha doğal ve yerel bir hale getiriyor.
Filmin uluslararası prestijli etkinliklerde de dikkat çektiği görüldü. 2024’te 81. Venedik Uluslararası Film Festivali Orizzonti bölümünde Jüri Özel Ödülünü kazandı; Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film seçildi. 98. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin en iyi Uluslararası Film adayı olarak belirlendi. Akademi Ödülleri En İyi Uluslararası Film adayı olarak belirlendi. Son olarak kısaca 2026 vizyonda yer alacak filmlere kısaca göz atalım. Toy Story serisinin beşinci filmi geliyor; yayımlanan ilk teaser şimdiden merak uyandırdı.
The Devil Wears Prada’nın devam filmi, Anne Hathaway ve Meryl Streep ile yıllar sonra yeniden vizyonda olacak. Christopher Nolan imzalı The Odyssey, şimdiden yılın en iddialı yapımları arasında gösteriliyor. Ayrıca Spider-Man: Brand New Day ile seriye dönüş yapıyoruz; uzun aradan sonra gelen yeni film büyük bir heyecan yaratmış durumda.
2025 yılında vizyona giren filmlerle sinema bir kez daha çoğumuzu heyecanlandırdı. Kimimiz bu filmleri sinemada izledik, kimimiz ise platformlarda yayınlanmasını bekledik. Nerede olursa olsun sinemanın seyircisi olduk. 2026 filmlerinde sinema salonlarında buluşalım.







