Ortaçağ’a Dönüş – Tekno Feodalizm

Yayın Tarihi: 28 Mart 2026
Toplam Okunma: 251
Okuma süresi: 8,4 dakika

Mustafa Burak Avcı

Tekno-feodalizm, dijital platformların kullanıcı verisi üzerinden güç ve sermaye biriktirdiği yeni bir ekonomik düzeni ifade eder.

Tekno-Feodalizm: TikTok Dili ve Platform Ekonomisinin Yükselişi

Şayet feodal derebeylerinin modern varyantları, normatif bir gerçekliğe dönüşürse, asıl mesele sistemin nasıl adlandırılacağı ya da hangi kavramlarla aydınlatılacağı değil; sistemin temel yakıtı olan bizlerin yani serflerin; bu dijital, çarpık feodal yapılarda topraksız, mülksüz serfler olmayı kabullenip kabullenmeyeceği olacaktır.

Dijital Kültür ve TikTok Dilinin Yükselişi

Bir sohbet esnasında yapılan şakayı anlamadığımız anlar elbette oluyordur. İşin garibi, bu anlayamadığımız anlar; sosyal mecralarda ne kadar az vakit geçiriyorsak o kadar artabiliyor. Bunun sebebi yeni bir aktör, “Ekran Süresi”. Hatta bu durum, bir mizah unsuru olarak “TikTok dili” adıyla günlük hayata da yansıyor. Çok geriye gitmezsek, “internet fenomenleri” adıyla bir sürü popüler içeriğe zaten sahiptik. Geçmişte de bazı kişiler ya da anlar fenomenleşiyordu. Bugünü farklı kılan ne? Bahsi geçen bu “TikTok dili” mi? Geçmişin mizah unsurlarının aksine bugün, mizahı anlamak ya da yapabilmek için ekstra bir uğraş gerekiyor. Birçoğumuzun “ekran süresi” mizaha gülmeyi bırak, anlamaya bile yetmiyor. Ancak asıl sorulması gereken soru; “Eskiden popüler olan içerikler, internetin fenomenleriyken, bugün mizaha yön veren bu dil, neden TikTok’un dili?”

Ekran Süresi ve Platform Ekonomisinin Boyutu

DemandSage’in 2025 yılında bir diğer boyutu, bu ortalama Z kuşağına inildikçe 9 saate kadar çıkıyor. Aynı araştırmaya göre, bu 9 saatin yaklaşık olarak 2 saati TikTok’ta, yaklaşık 3 saati Netflix, Hulu, Disney+ gibi mecralarda geçiyor. Bu verilere göre günlük yaşantımızın üçte birini belli başlı bazı platformlarda harcıyoruz. Bakın internette değil, platformlarda. Üretime katıldığımız kadar, içerik tüketiyoruz. Uyuduğumuz kadar kaydırıyor, beğeniyor, paylaşıyoruz. Ayrıca bu platformların birçoğu aslen içerik bile üretmiyor. Hatta kullanımımıza ücretsiz sunuluyor. Sadece internet ücreti ödemek erişmek için yeterli oluyor. Peki bu platformlar nasıl para kazanıyor? Nasıl varlığını sürdürmeye devam edebiliyor? İşte tüm bu sorular “Tekno-Feodalizm” kavramını gündeme taşıyor. Bu mecraların çok büyük bir kısmının sahipliğini yapan; Apple, Google, NVIDIA gibi şirketlerin oluşturduğu Magnificent 7 (Muhteşem Yedili) birçok ülkenin GSYİH’ından daha fazla servete sahip. Örneğin Çin’in GSYİH’ı 2022 yılında 19.2 Trilyon dolarken, Muhteşem 7’linin serveti, 22 Trilyon kadardı. Bu durum, ülkeler üstü bir ekonomik gücü gündeme getiriyor. Ücretsiz olarak eriştiğimiz ya da aylık bedellerle kullandığımız bu platformlar, mesela TikTok, verilerimizi satarak zenginleşiyor. Bu verileriyse; beğeni tercihlerimiz, paylaşımlarımız hatta izlediğimiz bir videoda geçirdiğimiz vakit gibi parametreler belirliyor. Eğlenmek ya da boş vaktimizde öylesine bir bakınmak için girdiğimiz sosyal mecralarda, birer fabrika işçisi gibi durmaksızın çalışıyor, hiçbir karşılık almadan emeğimizi veriyoruz. Bu boş vakit aktivitemiz, internet ortaya çıktığından beri vardı. Ancak bugün farklı olan şey, kitlesel olarak aktivitemizi belirli platformlarda topluyor oluşumuz. Hatta işi biraz daha ileri götürürsek platformların, kişiselleştirilmiş algoritmalarla neleri beğeneceğimizi ya da kaydırırken neler göreceğimizi belirliyor oluşu.

Tüketirken ürettiğimiz, bilinçsiz bir döngü içine hapsoluyoruz. Platformları meydana getiren şirketlerin hem ekonomik gücünün akıl dışı olması hem de günlük yaşantı üzerinde bu kadar belirleyici olmaları; özellikle de bu ekonomik gücün hayatın farklı alanlarında tüketilebilir hizmet ya da ürün üreten diğer şirketlerde olduğu gibi tabana çalışanlar yoluyla geri kazandırılamıyor olması “TeknoFeodalizm’i” son derece kritik hale getiriyor da denilebilir. Meta’nın 2024’te çalışan sayısı 80.000 iken, Volkswagen’in (VW) çalışan sayısı yaklaşık 680.000 kadardı. Meta şirketi 2025 yılında ciddi bir büyüme gösterirken, çalışan sayısı 60.000’e kadar gerilemişti. Bu bize gösteriyor ki META, Apple gibi şirketlerin çalışanları, sadece bu platformlar üzerinde ARGE çalışmaları yapmak ya da sürdürülebilirliği sağlamak için işe alınıyor. Çünkü parayı kazandıran şey çalışanları değil, platformun kullanıcı olan bizler ve ürettiğimiz veriler. Peki neden yeni teknolojik ürünler ya da hizmetler ortaya çıkmıyor da verilerimiz tek bir yerde toplanıyor? Bu sorunun cevabını günlük tercihlerimizde aramamız gerekli. Yeni bir telefon aldığımızda ilk iş WhatsApp yüklememiz ya da telefonu kullanılabilir kılmak için YouTube hesabı açmamız gibi. Bu tercihlerimizde bilinçli olmaktan uzak, Muhteşem 7’li ve benzer şirketlerin teknoloji üzerindeki tahakkümünde gizli.

“Gülmek istediğimiz zaman şakalaşmıyor, TikTok’ta kaydırıyoruz.”

Tekno-Feodalizm Nedir?

Kavrama “feodalizm” ekini veren de tam olarak bu durum. Feodalizm, tarihsel ve kavramsal olarak köylülerin toprağa bağlı olduğu, özgür tercihlerden yoksun olduğu üretim biçimine deniliyor. Teknoloji şirketleri de bu ilişkiyi teknoloji üzerinden bugün, yeniden üretiyor. Örneğin, temel bir ihtiyaç olan sosyalleşmeyi kafelerde değil, Instagram hesaplarımızda arıyoruz. Bilgiye temel erişim olan kitapları okumuyor, okuyanların çektiği YouTube videolarınız izliyoruz. Gülmek istediğimiz zaman şakalaşmıyor, TikTok’ta kaydırıyoruz. Bir insana verilecek değeri, sosyal mecralardaki takipçilerinden ölçüyor, bir şeyi almak istediğimiz zaman dükkân gezmiyor, mesela TEMU’dan sipariş ediyoruz. Uzayıp giden bu liste, sadece internetin değil, platformların da günlük hayatı düzenleyen adeta birer altyapı teknolojilerine dönüştüğünü gösteriyor. Toprağa bağlı olan köylüler gibi, platformlara bağlı olan, özgür tercihlerimizin algoritmalarla düzenlendiği bir gerçekliğe kavramsal olarak bakıyoruz. Biriken servet temelli ekonomik gücün de “Tekno-Feodalizm” gibi bir endişe yaratması aslında birazcık daha bundan.

Platformların Gündelik Hayatı Dönüştürmesi

Mahallenizde esnaflık yapan bir dönerci, sadece aynı sokakta müşterisini kaptıracağı başka bir esnafla değil, bu altyapı teknolojisinden faydalanan, erişim alanındaki tüm esnaflarla rekabet ediyor. Örneğin bir döner söyleyeceğiz; bu döneri bundan birkaç yıl önce söyleyeceğimiz dükkâna gidip yemiş olmalıydık. Eğer daha önce gittiysek ve iletişim numarası varsa, bir de bireysel motor kuryesi sipariş bırakıyorsa ancak o zaman evimize sipariş edebiliyorduk. Artık birkaç mahalle öteden dâhi evimize sipariş edebiliyoruz. Bugün açılan yeni bir dükkân da olsa yıllardır bu hizmeti veren bir dükkân da olsa “Getir, Yemeksepeti, TrendyolYemek” gibi uygulamalarda sanal bir dükkân açmak zorunluluğunda. Dönerciyi bir kenara atarsak, insanlarla istikrarı bir şekilde iletişimi devam etmek için WhatsApp’a, düğünümüzü duyurmak için Instagram’a hatta işi biraz daha ileri götürürsek, bir konuyla ilgili düşünmek, yazmak ve üretmek için yapay zekâya ihtiyacımız var. Bu yüzden altyapı dediğimiz şeyi teknolojik olarak değil, gündelik olarak ele almalıyız. Şirketlerin sundukları şeyler sadece teknolojik bir ürün değil, gündelik ihtiyaçlarımıza da altyapı sağlayan yeni bir sitem. Hayatın herhangi bir noktasında artık var olmak için bu sisteme muhtacız. Ancak sorun şu ki üreterek var olan bizler, üretmek için de bu altyapı teknolojisine kira ödemek zorundayız. Bu kirayı sosyal mecralarda dolaşarak da ödeyebiliriz, yeni bir hizmet ya da ürün üretip bunu pazarlamak ya da toplumda anlamlandırılmasını sağlamak için kullandığımız platformlarda da. Herhangi bir ücret ödemen sinemadan da konuşamayız, konuşan birilerini dinlemek için reklam izlemeden de dolaşamayız. Belki de tüm bu yan ürünleri terk edip kaderimizi kabullenmek, her ay birbirinden farklı bir sürü platforma para ödememiz gerekiyordur. Hayatın her alanı, teknoloji devlerinin tahakkümü altında hatta biyolojik ekosistemimiz bile. Dopamini TikTok ya da fotoğrafımıza gelen beğeniler olmadan nasıl salgılayacağız ki?

TikTok Dili ve Yeni Kültürel Üretim Biçimleri

Asıl konuya, “TikTok dili” kısmına geri dönersek, çıkan şeyin sadece bir fenomen değil, Tekno-Feodalizmin nesnel bir sonucu olduğunu anlamak mümkün. Tüketimle olan ilişkimiz son derece hızlanmışken bu tür mecraların onları diledikleri şekilde yeniden üretmeleri, kültürle olan bağımızı da yeniden şekillendirmekte. Elle tutulur ve geleneksel üretim anlayışımızdan uzak olan bu yeni sistemin ürünü “bulut” sermayeler, -yani bizlerin servet ürettiği modellerdönerciyle akademisyeni, influencerla fabrika işçisini aynı eksende birleştirip, iş hayatlarının yanı sıra kültürel ve sosyal olarak var olması için de gece gündüz çalıştırıp duruyor. Yeni bir paradigmanın eşiği sayılabilecek, bu hayatı düzenleyen altyapı teknolojileri yani platformlar bizlere yeni bir gerçeklik sunuyor. Hayatın herhangi bir alanında iş yapmak isteyen tüm girişimler, verileri satın alarak tüketiciye ulaşıyor, tüketicilerse hiç durmadan veri üretiyor. Belki de bu yüzden Bazı şirketlerin serveti ülkelerle yarışıyor. Kısacası “TikTok dili” hayatı yeniden üretirken, kendini de hayatla sürekli yeniden üretiyor. Gündelik yaşamımız hiç durmadan çalışarak geçiyor. En iyisi var olabilmek için “TikTok” dili öğrenmek!

Yorum Yazın