<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Halit Kıvanç arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/halit-kivanc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/halit-kivanc/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 13:27:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>
	<item>
		<title>Futbol Belgeselleri: Perde Arkasına Bir Bakış</title>
		<link>https://contextdergi.com/futbol-belgeselleri/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/futbol-belgeselleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 09:10:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[futbol belgeselleri]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Futbol belgeselleri, işin perde arkasını daha önce hiç olmadığı kadar iyi gözlemlemenin popüler bir yolu haline geldi. Takımların nasıl antrenman yaptıkları, atılan imzaların ardındaki nedenleri ve yeni hikayelerin ortaya çıktığı süreçte futbol dünyasında yaşanan her şeyi görmek mümkün oluyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/futbol-belgeselleri/">Futbol Belgeselleri: Perde Arkasına Bir Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Berke Cihan</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Futbol belgeselleri, işin perde arkasını daha önce hiç olmadığı kadar iyi gözlemlemenin popüler bir yolu haline geldi. Takımların nasıl antrenman yaptıkları, atılan imzaların ardındaki nedenleri ve yeni hikayelerin ortaya çıktığı süreçte futbol dünyasında yaşanan her şeyi görmek mümkün oluyor. Oyuncuları sahada izlemek güzel olsa da onları bir de sinematik açıdan izlemek de işe ayrı bir hava katıyor. Son dönemde zirvelerden diplere düşen takımların, Avrupa’nın tepesine tırmananların ve de her şeyin ateşleyicisi olan taraftarların hikayelerini bir hafta sonu kaçamağında izleyebileceğiniz belgesellerle derledik.</span></p></blockquote>
<h4><span style="color: #ff0000;">Sunderland ‘Til I Die (1.Sezon)</span></h4>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-2126 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland-400x534.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/sunderland.jpg 1063w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />Bu belgesel, ülkemizde de zaman zaman ortaya çıkan kulüplerin sahiplik tartışmalarına örnek olabilecek kötü bir deneyimi anlatıyor. Sunderland, 2006-2007 sezonu sonunda Premier League’e çıktıktan sonra, 2008 Eylül’de Kildare Patners’in kurucusu Ellis Short tarafından satın alınmıştır. On yıl üst üste Premier League’de kalma başarısı gösteren kulüp, gelen kötü yatırımlar ve planlama hataları sonucu 2016- 2017 sezonunu Premier League’de son sırada bitirerek Championship’e, yani bir alt lige düşmüştür. Belgeselimiz, Sunderland’in düşüşünün ardından kulübün sahibi Ellis Short’un takıma yaptığı yatırımı azaltması ve kulübün mali açıdan zor bir döneme girmesiyle başlar. Başkanın yatırımı azaltmasına rağmen idari ekip, taraftar ve şehir üst lige çıkacaklarına inanırlar. Ancak sezon ilerledikçe Championship’in yoğun temposu için yeterince derin olmayan kadroda, talihsiz sakatlıklar yaşanır ve sezonu son sırada bitirirler. Sezonun sonlarına doğru taraftarın geleceğe umutla bakmasını sağlayan bir gelişme yaşanır. Sunderland kulübü Nisan 2018’ de İngiliz iş adamı Stewart Donald tarafından satın alınır ve kulüp ile şehir yeniden kenetlenerek umutlarını tazeler. Bu belgeselde Sunderland şehrinin tarihi, taraftarların kulübe olan bağı çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Ancak daha çok futbolun görünmeyen yüzü olan Kulüplerin mali yapısı, idari ekip, teknik ekip ve oyuncuların üzerindeki baskı, kiralık oyuncuların kulübe olan bağları, bazı futbolcuların paraya olan bağlılığı detaylı bir şekilde paylaşılması ile son zamanlarda çıkan en iyi spor belgesellerinden birisidir.</p>
<h4 class="p1"><span style="color: #ff0000;">Sunderland ‘Til I Die (2.Sezon)</span></h4>
<p>Belgeselimizin ikinci sezonunda Championship’den de EFL League One’a düşen takımımız, yeni başkan ve yönetimi ile kulübü olduğu mali çöküntüden çıkarmak gibi zorlu bir göreve başlar. Başkan ve idari ekip İngiltere 3. Lig olan EFL League One’da taraftarı stadyuma çekmek için projeler üretirken takım lige Josh Maja önderliğinde iyi bir başlangıç yapar. Sunderland kulübünde her şeyin yavaş yavaş yerine oturduğu düşünülürken o sırada kulübü şoke eden bir haber gelir. Sunderland altyapısının bir ürünü olan Josh Maja, EFL League One’da çıktığı 24 karşılaşmada 15 gol ve 2 asist ile takımın yıldızı olmuştur ancak sezon sonu sözleşmesi bitecektir. Sunderland yönetimi ile Maja’nın sözleşme görüşmeleri devam ederken Bosman Kuralları çerçevesinde, istediği kulüp ile görüşme hakkı vardır. Sonuç olarak Maja, Ligue 1 ekiplerinden Bordeaux ile sezon sonunda transferi için anlaşmıştır. Haberi duyan başkan Stewart Donald, belki de en büyük pişmanlığı olacak bir karar vermiş ve Bordeaux kulübü ile görüşerek Maja’yı devre arası apar topar göndermiştir.</p>
<p>Devre arası transfer döneminin sonlarına doğru gerçekleşen bu transferden sonra, Sunderland Kulübü Josh Maja’nın yerine oyuncu arayışlarına başlamış ve Will Grigg üzerine yoğunlaşmıştır. Transfer döneminin kapanmasına dakikalar kalmasına rağmen süren pazarlıklar sonucunda, ciddi bir bonservis ücreti ile Sunderland’a imza atar. Sunderland, sezonun ikinci yarısında performansında ufak düşüş olmasına rağmen sezonu beşinci sırada bitirmiş ve üst lige terfi maçlarına katılma hakkı kazanmıştır. Bu maçların ilk turunda rakibi Porstmouth’u eleyen Sunderland, playoff finalinde Charlton Athletic’e 2-1 kaybederek Championship’e çıkamaz. Devre arasında 3.4M€ karşılığında takıma katılan Will Grigg, çıktığı 18 maçta 4 gol 2 asist ile vasat bir performans sergiler. Bu belgeselde; altyapıdan çıkan oyuncuların önemi, oyuncular ile gerçekleşen sözleşme görüşmeleri ve devre arası transferin zorlukları ekranlara taşınmıştır. Belki de başkan Stewart Donald’ın, Josh Maja’dan para kazanma düşüncesi olmasa Sunderland ekibi üst lige çıkmayı başaracaktı ve Will Grigg gibi bir yüksek harcamanın altına imza atmayacaktı.</p>
<div class="page" title="Page 45">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><span style="color: #ff0000;">FC Bayern, Behind the Legend</span></h4>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2356 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Fc-Bayern-Behind-The-Legend.jpg 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Bu belgeselde, Bayern Münih’i diğer kulüplerden ayıran yönetim tarzı ön plana çıkıyor. Bayern Münih’in Covid-19 döneminde geçirdiği maddi sıkıntılardan bu süreçte yapılan çevrimiçi antremanlara kadar her şey anlatılıyor. Pandemi döneminde oynanan sezonda kulübün gelir arayışlarını; teknik ekibin, idari ekibin ve futbolcuların prösedürlere karşı yaklaşımlarını gördüğümüz belgeselde, Almanya’nın altyapı sistemini de gözlemleyebiliyoruz. Altyapı maçlarından görüntüler ve Serge Gnabry, Leroy Sane, Leon Goretzka gibi oyunculardan gelişim süreçlerini dinliyoruz. Nico Kovac’ın takımdan ayrılması ile göreve gelen Hans-Dieter Flick’in maç önü ve soyunma odası konuşmalarını izleyebiliyoruz. Bu belgeseli, diğer belgesellerden ayıran en önemli konusu ise teknik direktör transferi üzerine gerçekleşiyor. Hans-Dieter Flick’in sezon sonunda Bayen Münih’den ayrılıp Almanya Milli Futbol Takımı’nın başına getirileceği açıklandıktan sonra Bayern Münih hoca arayışlarına başlıyor ve 25M€ karşılığında Julian Nagelsmann transferi gerçekleşiyor.</p>
</div>
</div>
<h4><span style="color: #ff0000;">All or Nothing Arsenal</span></h4>
<div class="layoutArea">
<div class="page" title="Page 45">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2355 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Arsenal.jpg 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></span>Amazon Prime Video’nun efsaneleşmiş belgesel dizi serisinin son yapımı olan “All or Nothing: Arsenal”, bizlere uzun süre başarısızlıkla anılan takımın kötü gidişi durdurma çabalarını anlatıyor. 2020-2021 sezonunu Premier League’de sekizinci sırada bitirerek herhangi bir Avrupa kupasına katılamayan Londra ekibi, 2021-2022 sezonuna birkaç transfer yaparak başlar. Ancak 3 mağlubiyet ve 0 gol ile sezonu açan Londra ekibi en kötü lig başlangıçlarından birini yapar. Yönetim, taraftar tepkisine rağmen takımın teknik direktörü Mikel Arteta’nın arkasında durur ve Arsenal yavaş yavaş yükselişe geçer. Bu belgeselin en önemli yanı, takımın kaptanı Pierre-Emerick Aubameyang ve Mikel Arteta’nın arasında geçen tartışmadır. Aubameyang’ın kaptanlığının alınması spekülasyonların iyice artmasına yol açar. Neredeyse her basın toplantısında Aubameyang ile ilgili sorularla karşı karşıya kalan Arteta ve Arsenal’in önüne, Ocak ayı transfer döneminin son gününde bir fırsat çıkar. Mali olarak zor günler geçiren Barcelona Aubameyang’ı kiralamak ister.</p>
<p>Arsenal ve Barcelona’nın arasında geçen pazarlıklar sonucunda Arsenal oyuncunun sözleşmesini fesheder ve Aubameyang Katalan ekibine katılır. Sezonu Şampiyonlar Ligi potasında bitirmek isteyen Arsenal, sezonun son sekiz maçında alınan dört galibiyet ve dört mağlubiyet ile sezonu beşinci sırada Avrupa Ligi potasında bitirir.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/futbol-belgeselleri/">Futbol Belgeselleri: Perde Arkasına Bir Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/futbol-belgeselleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Futbol Kitaplığı: Taraftarlar, Otobiyografiler ve Öyküler</title>
		<link>https://contextdergi.com/futbol-oykuleri/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/futbol-oykuleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 09:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[futbol kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Futbolu farklı bakış açılarından kaleme alan yazarların eserlerine değindiğimiz bu okuma köşesinde; en iyi takımları, taraftarları, otobiyografileri ve futbolun arka planındaki ekonomik yüzünü anlatan kitapları inceledik.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/futbol-oykuleri/">Futbol Kitaplığı: Taraftarlar, Otobiyografiler ve Öyküler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 42">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong><em>-Ege Kürkcü</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Futbolu farklı bakış açılarından kaleme alan yazarların eserlerine değindiğimiz bu okuma köşesinde; en iyi takımları, taraftarları, otobiyografileri ve futbolun arka planındaki ekonomik yüzünü anlatan kitapları inceledik.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 42">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2338 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-199x300.jpg 199w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-200x301.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-400x602.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-600x903.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-681x1024.jpg 681w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-768x1155.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi-800x1204.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kupalarin-kupasi-dunya-kupasi.jpg 997w" sizes="(max-width: 199px) 100vw, 199px" />Halit Kıvanç &#8211; Kupaların Kupası Dünya Kupası</h4>
<div class="page" title="Page 42">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Halit Kıvanç, Türkiye’de ilk spor gazetesini çıkaran, radyo ve televizyon yayıncılığının gelişmesine büyük katkıları olan bir efsane. Olimpiyatlarda ve tarihe geçen uluslararası karşılaşmalarda mikrofona geçerek sesiyle Türk halkının hafızalarına kazındı. Ancak onun en ünlü anıları hep FIFA Dünya Kupası’ndaydı. Dile kolay, tam<br />
on Dünya Kupası finalini radyo ve televizyondan aktardı. 1930’dan 2002’ye kadar olan süreçteki tüm Dünya Kupası tarihini ustasının kaleminden okumak isteyenlere farklı bir bakış açısı sunan kitap, sadece futbolseverlere değil bir gezginin kaleminden farklı kültürleri merak edenlere de hitap ediyor.</p>
<h4>Johan Cruyff &#8211; Benim Oyunum</h4>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 42">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 42">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2339 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/johan-cruyff-197x300.jpeg" alt="" width="197" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/johan-cruyff-197x300.jpeg 197w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/johan-cruyff-200x304.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/johan-cruyff-400x609.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/johan-cruyff.jpeg 536w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" />“İstese sahadaki her pozisyonun en iyisi olabilirdi.’’ Kitabın kapağında bu cümle yer alıyor. Cruyff o kadar çok yönü olan bir oyuncuydu ki zekasıyla, fiziğiyle ve yeteneğiyle sahanın her yerinde bir şekilde yer alıyordu. Spor dünyasının en saygı duyulan otoritelerinden birisi olan France Football dergisine göre, Pele ve Maradona’dan sonra tarihin en iyi üç futbolcusundan birisi olarak gösteriliyordu. Futbolculuğunda kendi adıyla anılan ‘’Cruyff Dönüşü’’ ile birlikte bir devrim yaptı. Yenilikçi kimliği ile birlikte hocalık döneminde de futbola yeni taktikler ve formasyonlar kazandırdı. Oyuncuyken 24, teknik direktörken 14 kupa kazanarak tarihe geçen ve futbolun efsane devrimcisi olarak nitelendirilen Cruyff, bütün oyunculuk ve teknik direktörlük kariyerini Benim Oyunum adını verdiği kitabında anlatıyor.</p>
</div>
</div>
</div>
<h4>Franklin Foer &#8211; Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar?</h4>
<div class="page" title="Page 42">
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2342 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr-196x300.jpeg" alt="" width="196" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr-196x300.jpeg 196w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr-200x306.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr-400x612.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr-600x918.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr-669x1024.jpeg 669w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr-768x1175.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/futbol-dunyayi-nasil-acikalr.jpeg 800w" sizes="(max-width: 196px) 100vw, 196px" />Futbol, ilk gününden itibaren insanlar için yaşamla paralel gitmiş ve büyük bir kesimin hayatında önemli izler bırakmıştır. Bu kitapta da, bir sporun insanların hayatını nasıl değiştirebileceği, sosyolojik ve tarihsel açıdan dünyada nasıl büyük etkiler yaratabileceğinden bahsediliyor. Kitap farklı bölümlerde, Sırp milliyetçisi futbol taraftarlarının ülke ordusunun en önemli taburunu oluşturmasından, kulüplerin birbirine düşmanlıklarının sebeplerinden, kadınların futboldaki yerinden ve bir kulüpten daha fazlası olan adeta sivil toplum kuruluşuna bürünmüş yapılanmalardan bahsediyor. Futbolun, <a href="https://contextdergi.com/futbol-belgeselleri/">futboldan</a> daha fazlası olduğunu düşünen insanların kesinlikle okuması gerekiyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<h4>James Montague &#8211; Oyunun Efendileri</h4>
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2343 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/oyunun-efendielri-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/oyunun-efendielri-193x300.jpg 193w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/oyunun-efendielri-200x311.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/oyunun-efendielri.jpg 386w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" />Ekonomik şartların futbolu da vurmasıyla birlikte kulüpler ayakta kalmak için farklı yöntemlere başvurmaya başladı. Kimileri oyuncularını yüksek fiyatlara satıyor, kimileri lisanslı ürün satışlarını taraftarlarına sunuyor. İşi kolay yoldan çözmek için sıcak para arayışında olanlar da kulübü değişik ülkelerden sermayelere satıyor. Rus siyasetçi Abramovich’in Chelsea’yi satın almasıyla başlayan bir dalga bütün dünyaya yayıldı ve en büyük kulüplerin bile satılmasına yol açtı. Endüstriyel futbolun dünyayı ele geçirmesini ve futbolun yalnızca saha içinde oynanmayan bir oyun olduğunu ustaca gözler önüne seren bu kitap büyük kulüplerin etrafında şekilleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Nick Davidson &#8211; Korsanlar, Punklar ve Siyaset</h4>
</div>
</div>
</div>
<div class="column">
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2346 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/korsanlar-punklar-ve-siyaset-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/korsanlar-punklar-ve-siyaset-193x300.jpg 193w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/korsanlar-punklar-ve-siyaset-200x311.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/korsanlar-punklar-ve-siyaset-400x621.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/korsanlar-punklar-ve-siyaset-600x932.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/korsanlar-punklar-ve-siyaset.jpg 644w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" />Alt ligler çoğunlukla gözden kaçar ve buralarda mücadele eden kulüpler de zamanla sönerek gider. Bazıları gözden uzak varolmaya devam ederken bir kısmı kapanma yoluna<br />
kadar gidebilir. Ancak bu takımların taraftarları takımlarına ölümüne sadıktır. Çünkü gözleri başarıda değil takımlarının kimliklerindedir. Almanya’nın Hamburg bölgesinde yer alan FC St. Pauli takımı da başarılarıyla değil karakteristik özellikleriyle ön plana çıkmış bir takım. Şehirdeki “suçlular, çapulcular ve korsanlar” gibi gruplarla dolu olan tribünleri var. Kulübün simgesi ise bir korsan bayrağı. Çok ilginç bir hikayesi olan kulübü anlatan kitabı okuyarak futbolun bambaşka yönleriyle bağ kurabilirsiniz.</p>
</div>
</div>
<h4>David Squires &#8211; Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi</h4>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2347 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cizgilerle-dunya-futbol-tarihi-202x300.jpg" alt="" width="202" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cizgilerle-dunya-futbol-tarihi-200x297.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cizgilerle-dunya-futbol-tarihi-202x300.jpg 202w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cizgilerle-dunya-futbol-tarihi-400x594.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cizgilerle-dunya-futbol-tarihi.jpg 404w" sizes="(max-width: 202px) 100vw, 202px" />İngiliz çizer David Squires futbolun sert duvarlarını çizgilerle resmediyor ve işin içine mizah da harmanlayarak tarihin gerçekliğinden asla şaşmıyor. Futbolun hem şaşaalı hem de kirli yüzü bu kitapta yer alıyor. Bildiğimiz çizgi romanlardan uzakta duran bu kitabın en önemli özelliği, futbol tarihindeki en görkemli anları ve şöhretleri anlatmak için mizaha başvururken işi fantastik boyuta taşımadan gerçekleri olduğu gibi yansıtması. Yediden yetmişe her futbolseverlerin mutlaka başucunda yer alması gereken bir kitap.</p>
</div>
<h4>Tobias Jones Ultra &#8211; İtalyan Futbolunun Yerin Altındaki Yüzü</h4>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 43">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 43">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2348 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ultra-195x300.jpg" alt="" width="195" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ultra-195x300.jpg 195w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ultra-200x307.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ultra-400x614.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ultra-600x922.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ultra.jpg 651w" sizes="(max-width: 195px) 100vw, 195px" />Avrupa’da taraftar ve tribün kültürü dendiğinde akla birkaç ülke gelir. Sırbistan, Almanya, İngiltere, Türkiye ve İtalya. Hepsinin birbirinden koyu, radikal ve sabıkalı taraftarları bulunsa da İtalya’da bazen işler çığırından çıkıyor. İtalyanlar organize ve şiddetli taraftarlardır, birçok grupları kaçakçılık ve uyuşturucu madde kullanımıyla kötü ün salmıştır.<br />
Cehennem Melekleri ve holiganlığın bir karışımı olarak oluşan bu topluluklar çoğu zaman mafyanın emirleriyle çalışır. Bunların yanında modern futbola karşı direnen, isyancı banliyö halkları da bulunuyor. Jones bu kitabında İtalyan futbolunun tribünlerini mercek altına alarak Juventus, Torino, Lazio, Roma, Genoa, Catania ve Cosenza takımları hakkında yazıyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/futbol-oykuleri/">Futbol Kitaplığı: Taraftarlar, Otobiyografiler ve Öyküler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/futbol-oykuleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mert Aydın: Halit Kıvanç, Cumhuriyet Tarihi Gibi Bir İnsan</title>
		<link>https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2023 09:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[mert aydın]]></category>
		<category><![CDATA[NTV Spor]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halit Kıvanç, emekliliğinin ardından televizyondan ve radyodan uzaklaşmadı, konuk olduğu sohbet ve eğlence programlarının yanı sıra TRT ve NTV’deki spor programlarında da bizlerle olmaya devam etti. 2010’lu yılların başında NTV ekranlarındaki “Futbol Bir Aşk’’ programını ise Mert Aydın’la birlikte sundular.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/">Mert Aydın: Halit Kıvanç, Cumhuriyet Tarihi Gibi Bir İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ege Kürkcü, Sedat Erol</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;"><em>Halit Kıvanç, emekliliğinin ardından televizyondan ve radyodan uzaklaşmadı, konuk olduğu sohbet ve eğlence programlarının yanı sıra TRT ve NTV’deki spor programlarında da bizlerle olmaya devam etti. 2010’lu yılların başında NTV ekranlarındaki “Futbol Bir Aşk’’ programını ise Mert Aydın’la birlikte sundular. Bu program ile hafta sonu sabahlarına eğlenceli ve bilgilendirici bir spor sohbeti taşıdılar. Televizyon efsanesi Halit Kıvanç, 50’lerden başlayarak birçok neslin hafızasında yer edindi. LCD televizyonlarında NTV Spor’u açıp kenardaki puan durumlarını, gol krallığı tablolarını izleyerek büyüyen yeni neslin ise; Dünya Kupası efsanelerini anlatan, enteresan hikâyelere sahip olan bir futbol ansiklopedisi, bir bilgi pınarı olarak hafızlarına kazındı.</em></span></p></blockquote>
<p>NTV Spor yıllarındaki ekip arkadaşı, şu sıralar Ada Sahilleri adlı podcast serisini ilgiyle takip ettiğimiz ve sağduyulu bakışıyla spor gazeteciliğine ışık tutan Mert Aydın, Halit Kıvanç’ı Context Dergi’ye anlattı.</p>
<p><strong>Ege Kürkcü:</strong> <strong>Halit Kıvanç’ın yazar, editör, sunucu, çevirmen, hukukçu, radyocu olmak gibi pek çok meslek koluyla bağlantısı var. Peki sizin Halit Kıvanç dendiğinde aklınıza hangi rol geliyor?</strong></p>
<p><strong>Mert Aydın:</strong> Sizler gençsiniz, ben Halit Kıvanç’ı tanıdığımda çocuktum, ben çocukken bile Halit Kıvanç 50’li yaşlarının üstündeydi, herhalde 55-60 yaşlarındaydı. Halit Kıvanç o zamanlar çok sevdiğim spor sayfalarında görünüyordu. Onu maç anlatırken izleme, dinleme şansına sahip olmuştum. Aynı zamanda da hafta sonu akşamları müzik, eğlence programlarını sunan kişiydi. Ama benim için Halit Kıvanç dünya kupasıydı. Çünkü organizasyonları gezmiş, maçlara gitmiş ve onları anlatmıştı. Ama sadece maç anlatmakla kalmamış, ilk gittiği dünya kupasında yayıncı olarak değil gazeteci olarak da yer almış birisiydi. 1954 ve 1958 Dünya Kupalarında, gazeteci ve muhabir olarak organizasyonlarda bulunmuştu. Dünya kupası dışında, çocukluğumdan hatırladığım gazete eklerinde yayımlanan, mizah ve futbol mizahı yazıları müthişti. Benim için en kritik olanı, 1986 Dünya Kupasından önce TRT’de “Meksika 86” adında program yapmasaydı. Bu programın her bölümünde, kendine has yorumlarıyla ve belgesel görüntüleri eşliğinde eski dünya kupalarını anlatıyordu. Geçmişte dünya kupalarında oynamış, teknik adamlık yapmış ve o esnada Türkiye’de olan insanlar ile röportaj yapardı: Mesela Jupp Derwall bunlardan biriydi. Beşiktaş’ın, Fenerbahçe’nin başında Yugoslav teknik adamlar vardı, bunlar 1950’li dünya kupalarından oyunculardı ve o dünya kupalarındaki anılarını anlatırlardı. Müthiş bir programdı. Yani benim de Dünya Kupası tarihine bu kadar merak salmamı sağlayan program oydu. Dünya Kupası’ndan önce yayınlanmıştı ve müthiş bir programdı.</p>
<p>Benim için Halit Kıvanç, dünya kupası ile eş anlamlıydı. Halit ağabeyin meşhur Pele hikayesi var. Eski dünya kupalarıyla ilgili, gittiği gitmediği organizasyonları anlatabilirdi. Çünkü, 1930’lu dünya kupalarına gitmiş olma ihtimali yok ama onlarla ilgili yapmış olduğu araştırmalar var. O kupalar ile ilgili hikâyeler özellikle internet diye bir şeyin olmadığı günlerde bizler için, meraklıları için çok müthiş, çok acayip işlerdi.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2118 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-mert-aydin.webp" alt="" width="683" height="366" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-mert-aydin-200x107.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-mert-aydin-300x161.webp 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-mert-aydin-400x214.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-mert-aydin-600x322.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-mert-aydin.webp 683w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>E.K.:</strong> <strong>Halit Kıvanç ile çalışan herkes ‘’Çalışmayı çok sever, programlarına, yayınlarına çok disiplinli bir şekilde hazırlanır’’ der ve sizin de örnek verdiğiniz gibi araştırmacı gazeteci kimliği bulunduğunu söyler, siz Halit Kıvanç’ın gazetecilik kimliği ile ilgili ne söylersiniz?</strong></p>
<p><strong>M.A.</strong>: Müthiş, mesela 1950’li yıllarda iki arkadaşı ile bir spor gazetesi çıkarıyorlar. Bu o dönem için çok cesurca bir iş ve ellerinde çok büyük bir sermaye olmadan bu işe girişmişler. Milliyet’in spor sayfaları için yaptıklarıyla da çok özel bir insan ve aslında enteresan bir detay da var. Buradan TSYD (Türkiye Spor Yazarları Derneği) Başkanı Oğuz Tongsir’e de bu konu için teşekkür etmek istiyorum. TSYD kurulurken Halit ağabey doğal olarak kurucu ekibin içinde, ancak kurulma sürecinde oradayken hemen ardından BBC’de görevli olarak bir yıl yaşadığı bir İngiltere macerası var. O sırada İngiltere’de ve o yüzden de teknik olarak adı kurucu üyelerin arasında yer almıyor. Aslında kurucu üyelerden biri olduğu herkes tarafından kabul ediliyor ama ismi orada bulunmuyor. Sağ olsun Oğuz Tongsir, Halit ağabey vefat etmeden önce onu da kurucu üyeler listesine aldı. Sonuç olarak spor yazarlığı teşkilatının kurucularından birinden bahsediyoruz, bu çok önemli özelliklerinden biri. Halit ağabey ile çalışma dönemine gelirsek, ben açıkçası böyle olacağını düşünmemiştim öncesinde. Daha önceden onunla program yapanlardan titizliğini, çalışma aşkını biliyordum ama benimle program yaptığı esnada yaşını düşünerek böyle olacağını düşünmemiştim. Cuma günleri benim saat 8 ile 10 arasında canlı yayınım oluyordu, saat 12 gibi de Halit ağabeyle bant yayınımız çekilirdi ama Halit ağabey ben daha canlı yayınımdayken gelmiş ve çantasından kağıtlarını çıkarmış, çalışmalarına başlamış olurdu. Ben canlı yayından çıktığımda o yapmamız gerekenleri kafasında toparlamış oluyordu ve bana da hep ‘’Sen de iki üç şey anlatırsın, eklersin’’ derdi.</p>
<p>Daha da ilginci 2002 yılında onun daha genç, 70’li yaşlarında olduğu dönemde bir kanalda ‘’Dünya Kupası Tarihi’’ programı yaparken karşısında bir meslektaşımız vardı, o tabii ki benim gibi bu işe meraklı olmadığı için Dünya Kupası ile ilgili hiçbir fikri yok ve Halit ağabey onun da diyaloglarını yazıyormuş bana da arkadaşlarım anlatırdı. Neyse ki bizde öyle bir durum yoktu sağ olsun bana ilk andan itibaren beri güvendi, dünya kupası tarihi programı da yaptık. 2014 Dünya Kupası öncesinde 1930’dan başlayarak günümüze kadar bütün kupaların tarihinin programını beraber yaptık orada benim de program sırasında konuşmamı teşvik ediyordu, benim de söylediğim şeyleri notlarına ekliyordu. Ama çok çalışkandı, inanılmaz notlarla karşıma geliyordu. Bazen öyle hikâyeler anlatıyordu ki benim diyecek bir şeyim kalmıyordu. İşte 1948 yılındaki bir radyo maç anlatımı ile ilgili bir yazı çıkarıyor, kendisi daktiloya yazmış yıllar önce. Günümüzde özellikle internet çağında bu çok yapılan bir şey değil. Ama geçmişte benim gençliğimde çok yapılırdı, gazete küpürleri bulunurdu dosyasında. Sadece kendisinin yazdığı ya da kendisi ile ilgili olan şeyler değil mesela beğendiği bir dış haber. Örneğin, 1973 yılında Tercüman Gazetesi spor sayfalarında bir tane haber görmüş, kesmiş ve o dosyaya atmış. İşte ‘’Almanya’da bir köyde bir adam 11 çocuğu varmış hepsinden takım kurmuş’’ mesela bunun gibi acayip hikâyeler, müthiş hikâyeler, bunları saklamış. Böyle olduğu zaman onunla o program öncesi program toplantısı yapmak bile çok eğlenceli olabiliyordu.</p>
<p>Çıkardığı öyle enteresan şeyler olabiliyordu ki masanın üzerine koyduğunda ben çok şaşırıyordum. Yani hikâyeler, seçtiği şeyler, yazdığı şeyler bana iki üç şey sen de ekle dediğinde onun yaptığı şeylerin, kestiği haberlerin ilginçliği yanında ‘’Ne yapabilirim?’’ diye ben de bayağı korkuyordum. Bazen, hani bu kadar ilginç bir şey bulma şansım yok diye düşünüyordum. Ben de farklı şeyler üretebilmek için çalışıyordum. Onun dışında televizyonculukta çok özel olan bir şey var yani Halit ağabey o bant yayını da canlı yayın gibi çekiyordu.</p>
<h4>Biz 2018’e kadar bu programı yaptık. Düşünün 93 yaşındaydı biz son programımızı yaptığımızda hâlâ o ısrarcı, detaycı özelliği vardı. Belki de onca yıl başarılı olmasının en büyük nedenlerinden biri bu özellikleriydi.</h4>
<p>Yani biz bir kerede, bir avazda çekiyorduk öyle söyleyeyim. Sıkıntı olmadığı sürece başladığımız gibi gerçekten canlı yayınmış gibi çekiyorduk. Ve Halit ağabey inanılmaz şık giyinip geliyordu, ben ne yaparsam yapayım onun kadar şık olma şansım yoktu. Mendiller, renkler hep uyumlu. Karşısına kamera geldiğinde ekranın karşısında saçını ve kravatını bir daha düzetiyordu. Benim için çok şaşırtıcı olan bir şey var, sonradan fark ettim Ercan Taner de yapıyor, TRT spor servisine girenlerin aldığı bir eğitim var. Orada mutlaka eğitimcilerden biri Halit ağabey oluyormuş. Halit ağabey yayına girmeden önce önüne bir şeyler yazardı, bana “Mert Aydın değil mi?” derdi “Evet ağabey” derdim, bize BBC’de öğrettiler canlı yayında insan kendi adını bile unutur, karşımda oğlum bile olsa, kim olursa olsun ben ismini yazarım derdi. İnanılmaz derecede titiz bir yayında bir yanlışı fark ettiğinde ‘’Bunu baştan çekelim’’ deme şansı var, çok az yapıyordu o yanlışı ama yaptığı zaman kendisi fark edip hemen bu bölümü baştan alalım derdi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Prodüktörümüz Pınar vardı. Çekim biterdi Pınar’a bir sürü resim, fotoğraf, gazete küpürü verirdi. Şu fotoğraf şu habere konulacak, şu resim şu habere koyulacak, sana verdiklerim arasında yok ama şu resmi mutlaka bul gibi Pınar’a çok fazla ev ödevi verirdi, zorlardı. İşine sahip çıkan birisiydi çektiği programların yayınını izlerdi, hangi tarihte hangi programın yayınlanacağını takip ederdi, mesela bizim program cumartesi saat 11’de yayınlanırdı ama diyelim ki o saatte Galatasaray divan kurulunda bir şey var canlı yayınla bağlantı yapılırdı. Sonuçta NTV Spor haberin içinde olan bir kanaldı ve canlı yayın gerekirdi veya bir basın toplantısı oldu diyelim. O saatte basın toplantısına bağlanılması gerekirdi bu yüzden yayın yirmi dakika geç başlardı. Halit ağabey arardı ve “Neden bölüm yayınlanmıyor’’ diye sorardı. Takip ederdi bölüm yayınlanıyor mu yayınlanmıyor mu, saat kaçta yayınlanıyor. Gecikme olduğunda ağabey derdik birazdan başlayacak ya da ağabey bugün bir sorun oldu bölüm bugün yayınlanamıyor falan. Ben mesela çektiğim programların tekrarını izleyemem ama Halit ağabey izlerdi, arkadaşlarından tepkileri alırdı. Bazen eğer dışarıda ve programı seyredemiyorsa birisi onu arar ve söylermiş. Program yayınlanamamış bir şey mi var arkadaşlar arıyor program yayınlanmıyor diye bildirirdi. Bu konuda inanılmaz titizliğe sahipti. Biz 2018’e kadar bu programı yaptık. Düşünün 93 yaşındaydı biz son programımızı yaptığımızda hâlâ o ısrarcı, detaycı özelliği vardı. Belki de onca yıl başarılı olmasının en büyük nedenlerinden biri bu özellikleriydi diye düşünüyorum.</p>
<p><b>Sedat Erol: </b><strong>Sizin, Halit Kıvanç ile beraber çalışırken yayın öncesi ritüelleri, hazırlıkları, alışkanlarından edindiğiniz yayın pratikleri oldu mu?</strong></p>
<p><b>M.A.:</b> Tabii ki birtakım şeyleri almış olabilirim o sırada fark etmiyorsunuz neyi alıp, neyi almadığınızı ama tabii ki Halit ağabey spiker, ben spiker değilim. Halit ağabey uzun yıllar spikerlik yaptığı için spikerlerin bu tip programlarda olayı modere etme, kontrol etme, yönetme gibi durumları var ve onların birtakım ritüelleri bizim gibi karşısına çıkanlardan farklı. Mesela Ercan ağabeyde görüyorum isimler yazılıyor mutlaka önüne yazıyor ismi, en iyi bildiği ismi bile yazıyor. Bunlar önemli ama tabii ki farkında olmadan aldığınız şeyler oluyor, olmaması mümkün değil.</p>
<p><b>E.K.:<span class="Apple-converted-space"> </span></b> <strong>Futbol Bir Aşk programı üzerinden devam etmek istiyorum biraz da, aynı zamanda Halit Kıvanç’ın kitabıyla aynı ismi taşıyor program. Bu program kanal üzerinden Halit Kıvanç’a giden bir teklif miydi, nasıl ikna ettiniz ya da ondan mı çıktı bu fikir, Futbol Bir Aşk programının hikayesini öğrenebilir miyiz?</strong></p>
<p><b>M.A.:</b> Aslında benden önce de bu programı Halit ağabey tek başına yapıyordu. Halit ağabey zaten NTV kurulduğundan beri o kurumun içindeydi ve bu sadece sporla da sınırlı değildi, o yüzden ekstra bir teklif söz konusu değildi. Sadece bir şekilde Fuat Akdağ beni de onun yanına katmaya karar verdi bir yerden sonra. Bizim Halit ağabeyle ilk resmi tanışmamız 2010 Dünya Kupası’ndan birkaç gün önceydi. 2010 Dünya Kupası ile ilgili bizim kanalda üç saate yakın süren acayip bir program vardı. Allah rahmet eylesin Emre Gönlüşen programı sunuyordu, ben vardım, Murat Demiryas vardı ve Halit ağabey vardı. Ve biz grupları tek tek değerlendiriyorduk canlı yayında. Bir grubun, bir takımın tarihinden bahsederken Halit Ağabey hemen başlardı 1954 Dünya Kupası’ndan. İlerleyen dönem içerisinde biz beraber program yapmaya başladık özellikle 2014 Dünya Kupası’ndan önce bütün kupaları içeren bir program yaptık. Arada da zaman zaman bazı eski futbolcular hayatını kaybediyordu onlarla ilgili stüdyoda canlı yayınlar yaptık. 2014-2015 gibi de beraber Futbol Bir Aşk programını yapmaya başladık. Biz hep önceden başlardık, ilk önce birkaç program paket çekerdik sonra yayınlanmaya başlardı. Çünkü hastalık veya stüdyonun dolu olması gibi birtakım sorunlar olabiliyordu onun için hep yedekli gidiyorduk.</p>
<p>Bir de Halit ağabeyin çok önemli bir özelliği, gerçek bir televizyon yıldızı olmasıydı. Şimdi bizler yıldız değiliz, televizyona çıkıp konuşuyoruz ama her televizyona çıkan yıldız olmaz. Ama Halit ağabey gerçekten bir yıldızdı, bir süper yıldızdı o yüzden Halit ağabeyi tanımayan bir insan yoktu. Mesela bir kız gelirdi Halit ağabey ile fotoğraf çektirmek isterdi. Halit ağabey de “Hemen, tabi kızım’’ derdi hemen fotoğraf çekinirdi. Hanım görmesin kıskanır beni gibi espriler yapardı. Kendi canı sıkkın olsa bile herkesle güler yüzle, onları mutlu edecek şekilde konuşurdu. Onlarla ilgilenirdi. Stajyer gelse stajyer ile ilgilenirdi. Kuaför gelirdi, makyajcı gelirdi onlarla ilgilenirdi. Bulunduğu ortamda bir hava yaratırdı, bir ambiyans yaratırdı gerçekten çok hoş bir şey oluşurdu. Çevresine herkes toplanırdı yine başlardı Pele’yi anlatırdı, diğer hikâyeleri anlatırdı yine etrafında bir aile oluşurdu. Bir sürü insan gelirdi. Gençler gelirdi çünkü gençler bilmiyordu onun anılarını ve orada çok renkli, çok hoş bir ortam oluşurdu</p>
<p><b><img decoding="async" class=" wp-image-2332 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/image-300x170.png" alt="" width="339" height="192" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/image-200x114.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/image-300x170.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/image-400x227.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/image-600x341.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/image.png 710w" sizes="(max-width: 339px) 100vw, 339px" />E.K: </b><strong>Sizin de dünya kupasına bir merakınız oluştu ve tarihi ile ilgili sizin de yazdığınız bir kitap var. Siz kendiniz de söylediniz Halit Kıvanç’ın dünya kupası anlatımları ile büyüdüğünüzü. Halit Kıvanç’ın anlattıklarının oluşturduğu bir merakın bu kitabın oluşmasına direkt olarak etki ettiğini söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p><b>M.A.:</b> Yüzde yüz, zaten “Meksika 86” programı benim direkt olarak bu işin tarihi ile ilgilenmemi sağlayan program. “Meksika 86” programından önce büyüklerimiz Pele gibi önemli oyuncuları anlatırlardı ama bütün o eski oyuncularla ilgili daha çok kitap okumamı, daha çok belgesel seyretmemi “Meksika 86” programı sağladı.</p>
<p><b>E.K.: </b><strong>Öğrencilik döneminizde TRT’deki isim yazma anınızdan bahsettiniz peki birlikte yan yana çalıştığınız dönemde iş olarak hatırladığınız bir anınız var mı?</strong></p>
<p><b>M.A.: </b>Herhalde onlarca anımız olmuştur ama şimdi böyle söyleyince net bir anı gelmiyor. Bir reklam arası vermemiz gerekiyor diyelim programda, banttan da çekiyor olsak o reklam arasını söylemek gerekiyor. Bazen bu reklam arasını Halit ağabey mi verecek ben mi vereceğim. Genelde Halit ağabey veriyordu ama Halit ağabey bana işaret vermemi söylüyor reklam arası için ama bazen bir türlü göz göze gelemiyorduk. En sonunda ben Halit ağabey reklam arası vermem lazım diyordum, o bölümü kesiyorlardı, ondan sonra o söylemek zorunda kalıyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K.: </b><strong>Vefatından sonraki bir röportajınızda Cumhuriyet tarihi gibi bir insan olduğunu söylüyordunuz. Halit Kıvanç’ın bahsettiğiniz arşivciliği, gazete küpürleri, bunların hepsine tek tek tanık olması ‘’Cumhuriyet Tarihi gibi insan’’ tanımının altında yatan sebepler sanırım?</strong></p>
<p><b>M.A.:<span class="Apple-converted-space"> </span></b> Tabii ki onlarda var ama sonuçta 1925 yılında doğmuş bir insandan bahsediyoruz. Cumhuriyetin kurulmasından iki yıl sonra dünyaya gelmiş. Mesela gözleri dolarak anlattığı bir hikâye var. 1938 yılında Atatürk vefat ettiğinde Halit ağabey Pertevniyal Lisesi’nde öğrenci, Atatürk’ün cenazesi de İstanbul sokaklarından geçiyor. Her geçtiği semtte okullardan iyi öğrencileri de cenazenin yanında yürüyüşe katıyorlar. Fatih bölgesinden geçerken de Halit ağabey okulda çok iyi notlara sahip olduğu için Atatürk’ün naaşı ile yürüyor. Mesela bu hikâye çok etkileyici, onun anlatımıyla benim burada anlatmam çok da aynı etkide olmaz tabii. Bu çok özel bir hikâye, çoğu insanın anlatabileceği, yaşayabileceği bir hikâye değil. Aynı insandan 2000’li yıllardan bir şey de dinliyorsun. Çok acayip hikâyeler, cumhuriyetin ilk yıllarına ait çok özel hikâyelerden bahsediyoruz. Cumhuriyetin bütün safhalarını yaşamış bir insandan bahsediyoruz. Bu yüzden de çok çok önemli bir insandı. Belki de Türkiye’nin simge insanlarından bir tanesiydi.</p>
<p><b>E.K.:</b> <strong>Ben de spor spikeri olmak istiyorum, bu işe merak saldığım dönemde de Ercan Taner, Melih Gümüşbıçak’la vardı. Halit Kıvanç’ı da sizinle yaptığı program vesilesiyle tanıdım yaşım gereği, o günden beri de hem kariyeri olsun hem Türk sporuna ve Türk medyasına genel olarak kattıkları olsun büyük bir hayranlıkla takip ettim kendisini.</strong></p>
<p><b>M.A.: </b>Vefatından sonra bir bağlantıda sevgili İlker Yasin bir hikâye anlattı gözleri yaşararak. Halit ağabey 1983 yılında Cumhurbaşkanlığı Kupası finalinde Fenerbahçe – Trabzonspor maçı ile devre arasında mikrofonu İlker Yasin’e devrederek maç anlatmayı bıraktı. Ama Halit ağabey her Dünya Kupası’nda bir şekilde maç anlatmasa bile TRT’nin ekibinin içerisinde yer alıyordu. İlker ağabey dedi ki “Bazen biz Halit ağabeye kızardık gençler olarak. Halit ağabey artık sen emekli olmuşsun hala 1986, 1990 Dünya Kupası oluyor geliyorsun yayın yapıyorsun, böyle derdik’’ dedi. Ama Dünya Kupası’ndan sonra Halit Kıvanç bize bunları öğretti, biz niye bu adamı istemiyoruz diye kendimize kızardık da derdi. Yine bir Dünya Kupası’nda, İlker Yasin keçeli kalem ile not alırken Halit ağabey “Keçeli kalemle not alınmaz’’ demiş. İlker ağabey dinlememiş sonra bir yağmur yağmış ve İlker ağabeyin bütün notları gitmiş. Bunlar çok özel şeyler ve Halit ağabey bunları ilk yaşayanlardan birisi hep. Mesela 1966 Dünya Kupası finalini anlatacak radyodan ama TRT yayın başvurusunu geç yaptığı için anlatım kabini yok. Halit ağabey telefonla anlatıyor maçı radyoya. Bunlar artık günümüzde çok yaşanacak şeyler değil. Ama onlar olduğu için, bunlar yaşandığı için yayıncılık bu kadar ilerledi. Bunları göre göre, bu hataları, bu yanlışları, bu eksikleri göre göre ve onları yaşayan ve ondan sonra da olmaması için çaba gösteren bir insan olarak Türk medyasına yön verdi Halit ağabey…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/">Mert Aydın: Halit Kıvanç, Cumhuriyet Tarihi Gibi Bir İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halit Kıvanç: Dünya Kupalarının Hem Sesi Hem Şahidi</title>
		<link>https://contextdergi.com/dunya-kupalarinin-hem-sesi-hem-sahidi-halit-kivanc/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dunya-kupalarinin-hem-sesi-hem-sahidi-halit-kivanc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 09:02:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[turnuva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu coğrafyada herkesin bir Halit Kıvanç anısı vardır. Kiminin izleyici, kiminin dinleyici, kiminin okur olarak...’’ bu sözler sunucu, yazar ve seslendirme sanatçısı Yekta Kopan’a ait. Kendisi böyle söylemiş ya, usta Halit Kıvanç için biz de ‘’Halit Kıvanç’ın her dünya kupasında bir anısı vardır. Kiminde izleyici, kiminde sunucu, kiminde muhabir olarak...’’ diyebiliriz.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dunya-kupalarinin-hem-sesi-hem-sahidi-halit-kivanc/">Halit Kıvanç: Dünya Kupalarının Hem Sesi Hem Şahidi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ege Kürkcü</em></strong></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><em>‘‘</em></span><em>Bu coğrafyada</em> <em>herkesin bir Halit Kıvanç anısı vardır. Kiminin izleyici, kiminin dinleyici, kiminin okur olarak&#8230;’’ bu sözler sunucu, yazar ve seslendirme sanatçısı Yekta Kopan’a ait. Kendisi böyle söylemiş ya, usta Halit Kıvanç için biz de ‘’Halit Kıvanç’ın her dünya kupasında bir anısı vardır. Kiminde izleyici, kiminde sunucu, kiminde muhabir olarak&#8230;’’ diyebiliriz. </em></p>
<p><em>Nedir bu Dünya Kupası? Nedir Halit Kıvanç için bu kupanın önemi? Futbolla ilgilenen ilgilenmeyen herkes dört yılda bir düzenlenen ve tüm dünyanın öne çıkan otuz iki takımını buluşturan bu turnuvayı duymuştur. 2002’de her şeyin farkında olan nesil ise bu turnuvayla büyümüştür. Her ülkenin hayalinde olan bu büyük turnuvayı yayınlamak ise çok büyük bir iştir. Çünkü gol haberi bekleyen yüz binlere hatta ve hatta milyonlara seslenirsiniz. Halit Kıvanç ise bu işte bir ikon haline gelmiştir. Bu kupanın onun için değerini 2002 Dünya Kupası’ndan önce kaleme aldığı kitabından kendi sözleriyle okuyalım:</em></p>
<h3><span style="font-size: 14pt;"><em>‘</em></span><span style="font-size: 14pt;"><em>‘</em></span><span style="font-size: 14pt;"><em>&#8230; Oynaması ayrı zevk, seyretmesi ayrı zevk, konuşması ayrı zevk olduğu için okuması da ayrı zevk olmalı, diye düşününce oturdum, şöyle gerilere doğru bakmaya başladım. Oooo, gördüğüm, yaşadığım ya da dinlediğim, duyduğum, okuduğum bütün bu anıları sevenlerine duyursam. Üstelik futbolun en büyük coşkusu ‘Dünya Kupası’ bir kez daha her yanı sararken. Bir geçit yaptı tüm Dünya Kupası maçları, kimi anılarımda, kimi gözlerimin önünde&#8230;’’</em></span></h3>
<h4><strong><span style="color: #800000;"><img decoding="async" class="wp-image-2111 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1930.jpg" alt="" width="570" height="1135" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1930-151x300.jpg 151w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1930-200x398.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1930-400x796.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1930-514x1024.jpg 514w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1930.jpg 570w" sizes="(max-width: 570px) 100vw, 570px" /></span></strong></h4>
<h4><span style="color: #800000; font-size: 18pt;"><span style="color: #000000;">1930- Uruguay- İlk Kupa</span></span></h4>
<p><strong>‘’&#8230; ufak tefek bir futbol adamı, Jules Rimet çıktı sahneye. FIFA’nın başına geçen hukukçu Rimet, öylesine azimliydi ki&#8230; Hiç yılmadan çalıştı, savundu ve 1920’den 1929’a kadar yorulmadan çevresini inandırmak için çaba harcadı. Sonunda da başardı. FIFA, 1929’da Barcelona’daki toplantısında ‘Dünya Kupası’ projesinin temellerini atarken, Jules Rimet de futbol tarihine ‘Dünya Kupası’nın Babası’ olarak geçiyordu.’’ </strong></p>
<p>Halit Kıvanç, 1930 yılındaki Dünya Kupası’nda henüz beş yaşında bir çocuktu. Kelimeleri bile bilmeyen, harf okuyamayan bir çocuk. 1934 Dünya Kupası’ndan itibaren küçüklüğünde düzenlenen kupa organizasyonlarını araştıracak, o yılların dergilerinden bölümler alarak kitabına koyacak ve fi nalin gollerini yaşamış gibi kitabında anlatacaktı. Halit Kıvanç, dönemin şartlarında uçağa bile binemeyen futbolcuların gemi güvertesinde yaptıkları antrenmanları, hakemin kılık kıyafetini, Uruguay’ın nasıl ev sahibi olduğunu ve katılacak on üç ülkenin nasıl belirlendiğini adeta yaşamış gibi anlattı ve okuyucularına o dönemleri yaşattı. İlk kupa, ev sahibi Uruguay’ın fi nal mücadelesinde Arjantin’i 4-2 mağlup edip ‘’İlk Şampiyon’’ ünvanını kazanmasıyla sona erdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2315 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="1183" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-185x300.jpg 185w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-200x325.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-400x649.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-600x974.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-631x1024.jpg 631w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-768x1246.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-800x1298.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi-946x1536.jpg 946w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1934-dunya-kupasi.jpg 1183w" sizes="(max-width: 1183px) 100vw, 1183px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1934 İtalya &#8211; Kupa Avrupa’ya taşınıyor</span></h4>
<p><b>Böylece tarihteki ilk uzatmalı Dünya Kupası finali başladı. Uzatmada İtalya takımı, hele Arjantinli asları şahane bir oyun tutturmuştu. 95. dakikada Guaita’nın pasıyla dalan Schiavio, köşeden zafer golünü atıyor, 2-1’lik galibiyeti getiriyordu. İtalyanlar kupayı kazanmanın sevinci içinde hocaları Pozzo’yu omuzlarda yükseltirken, Pozzo’nun gözleri tribünde Mussolini’yi arıyordu. Spor adamı, diktatörü ezmişti.’’</b></p>
<p>1934 Dünya Kupası oynanırken Halit Kıvanç, ilkokul sıralarında olan bir çocuktu. Futbol meraklısı büyüklerinden, mahalledeki ağabeylerinden ya da okuldaki arkadaşlarından ‘dünya kupası’ diye bir olay duymamıştı. Daha sonra sokakta yürürken gördüğü bir spor dergisinde görkemli bir ‘dünya kupası‘ başlığı görecek ve bu kupadan haberdar olacaktı. Halit Kıvanç’ın ilgisini dünya kupasına çeken ve İtalyan siyasetinin büyük etkileriyle birlikte çeşitli skandallarını da barındıran bu organizasyonda zafer, finalde Çekoslovakya’yı 2-1 mağlup eden İtalya’nın oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3342 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/MUNDIAL-1938-1.jpg" alt="" width="719" height="977" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/MUNDIAL-1938-1-200x272.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/MUNDIAL-1938-1-221x300.jpg 221w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/MUNDIAL-1938-1-400x544.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/MUNDIAL-1938-1-600x815.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/MUNDIAL-1938-1.jpg 719w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></p>
<h4></h4>
<h4></h4>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1938 Fransa &#8211; İtalya arka arkaya şampiyon</span></h4>
<p><b>“İşte Pozzo ve çocukları, 1934’ten sonra 1938’de de kupayı kucaklayınca futbol dünyası ‘’Evet’’ diyordu, ‘’Kabul&#8230; En büyük İtalya&#8230;’’. Ya dört yıl sonra? Bekleyen görecekti&#8230;’’</b></p>
<p>1938’de üçüncü kez düzenlenen dünya kupasına Fransa ev sahipliği yaptı. Halit Kıvanç ise o yıllarda ortaokula gidiyordu ve giderek futbola merak sarmıştı. Futbola genç yaşta olan ilgisiyle çevresinde de tanınmaya başlamıştı. Çetrefilli bir eleme sürecine sahip olan, turnuvanın favorilerinden olan Avusturya’nın turnuvadan önce Almanya tarafından haritadan silindiği ve Hollanda Doğu Hint Adaları (günümüzdeki adıyla Endonezya) gibi sürpriz takımların katıldığı bir organizasyon gerçekleşti. İlginç bir hâl alan 1938 Dünya Kupası’nın finali de destansı bir mücadeleye sahne oldu. Son şampiyon İtalya, favorilerden biri olan Macaristan’ı tam altı gol çıkan karşılaşmada 4-2 yendi. Bu final Halit Kıvanç dâhil birçok <a href="https://contextdergi.com/futbol-belgeselleri/">futbol</a> otoritesi tarafından tarihin en unutulmaz maçı olarak adlandırılacaktı.</p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1942 ve 1948 kayıp yıllar</span></h4>
<p><b>‘’Ama nerede? Nerede oynanabilirdi ki! Dünya kupasının yerini dünya savaşı almıştı. Masum futbol topları, vahşi bombaların yıktığı binaların altında kalmıştı. Onlarla oynayacak gençlerle beraber&#8230;’’</b></p>
<p>1942 ve 1946’da düzenlenecek dünya kupası organizasyonları sırasında FIFA, Avrupa’da yükselen tansiyon ve ancak kendisini ayakta tutmaya yetecek kadar kaynağa sahip olduğu için turnuvayı gerçekleştiremedi. Halit Kıvanç bu dönemlerde savaşın pek çok güzellik gibi dünya kupasını da ezip geçtiğini ve zamanın adeta durduğunu söylüyor. Halit Kıvanç ve diğer futbol tutkunları da tarihteki dördüncü kupasına kavuşmak için tam on iki yıl, yani 1950’ye kadar beklemek zorunda kalıyorlar.</p>
<h4><span style="font-size: 18pt;"> </span></h4>
<p><b><span class="Apple-converted-space"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-2318 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-scaled.jpeg" alt="" width="1944" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-200x263.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-228x300.jpeg 228w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-400x527.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-600x790.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-768x1012.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-777x1024.jpeg 777w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-800x1054.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-1166x1536.jpeg 1166w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-1200x1581.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-1555x2048.jpeg 1555w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1950-dunya-kupasi-1-scaled.jpeg 1944w" sizes="(max-width: 1944px) 100vw, 1944px" /></span></b></p>
<h4></h4>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1950 – Dünya Kupası’na gidiyor muyuz?</span></h4>
<p><b>‘’… Türkiye 7-0 Suriye. İşte hepsi bu kadarla kalacaktı. Bu tarihi maçımız, sadece tarihe geçecek ve dünya kupası hayali de sönüp kaybolacaktı. Çünkü Rio yolunu kapatan bir duvar dikilmişti takımımızın önüne: PARASIZLIK! …’’</b></p>
<p>Tarihte dördüncü kez düzenlenecek olan dünya kupası, savaşın etkisinden yavaşça sıyrılıyor ve oldukça heyecanlı bir eleme turuna sahne oluyordu. Eleme sürecinde birçok sürpriz yaşanmış, beklenmeyen takımlar turnuvaya dâhil olmuştu. Biz de tarih yazarak katılmaya hak kazanmamıza rağmen maddi sıkıntılar yüzünden İskoçya, Fransa ve Hindistan’la birlikte turnuvadan çekilmek zorunda kalıyorduk. Turnuvanın içindeki sonuçlar da bir başka hikâyeydi ve bu turnuvada tarihin en kalabalık maçı rekoru da kırılacaktı. Halit Kıvanç sürpriz bir sonucu şöyle anlatıyor: ‘’İngilizler futbolun hocası, ABD de en acemi öğrencisi sayılıyordu. Sorulan tek soru ABD’nin kaç golle yenileceğiydi…’’. İşte böyle diyordu Halit Kıvanç, ne var ki maç sona erdiğinde ABD gülen taraf olacaktı ve Halit Kıvanç da bu anlardan ‘’İngiltere’nin futboldaki itibarı kırılmıştı.’’ diyerek bahsetmişti. Final ise, saha içinde geri dönüşe sahne olmuş Brezilya’yı 2-1’le geçen Uruguay kupayı ikinci kez müzesine götürmüştü.</p>
<p><b><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2319 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954.jpeg" alt="" width="1200" height="627" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954-200x105.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954-300x157.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954-400x209.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954-600x314.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954-768x401.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954-800x418.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954-1024x535.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1954.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1954 İsviçre – Dünya Kupası’na gidiyoruz!</span></h4>
<p><b>‘’Türk Milli Futbol Takımı, tarihte ilk kez bir Dünya Kupası’nda oynuyor. On altı finalistten biri Türkiye… Sevincimiz büyük… Hele benim… Bu muhteşem olayı yerinde izleme şansına erişen bir avuç Türk arasındayım.’’</b></p>
<p>1954 Dünya Kupası, Türk halkının finallerde maça çıkma şansı göreceği ilk dünya kupası olmuş ve tanıklık edenlere muhteşem bir duygu yaşatmıştı. Her Türk insanında olduğu gibi Halit Kıvanç için de bu kupa çok özeldi. Turnuvayı İsviçre’de anlatarak Türk spor medyasında tarihe geçmekle kalmamıştı. Halit Kıvanç, aynı zamanda ‘’Üç Kafadar’’ olarak nam salan Halit Talayer ve Alp Zirek ile Türkiye’nin ilk günlük spor gazetesi olan Türkiye Spor’u çıkarmıştı. Amaçları dünya kupası boyunca oynadığımız maçları<span class="Apple-converted-space"> </span>halkımıza gururla anlatmaktı. Turnuvaya Batı Almanya karşısında bulduğumuz erken golle başlamış fakat aynı maçta 4-1 mağlup olarak hüsrana uğramıştık. İkinci maçta ise Güney Kore’yi tam 7-0’la geçmiş fakat gruptan çıkma mücadelesinde Batı Almanya’ya tekrardan diş geçiremeyerek ilk dünya kupası maceramıza kötü bir şekilde veda etmiştik. Turnuvanın galibiyse bize iki maçta toplam on bir gol atan Batı Almanya’dan başkası değildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="alignnone wp-image-2320 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil.webp" alt="" width="1600" height="1138" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-200x142.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-300x213.webp 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-400x285.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-600x427.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-768x546.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-800x569.webp 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-1024x728.webp 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-1200x854.webp 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil-1536x1092.webp 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pelebrazil.webp 1600w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1958 İsveç – Solna’da bir kral yükseliyor.</span></h4>
<p><b>‘’Altıncı dünya kupası bir bakıma ihtiyar delikanlılar kupasıydı. İşte İngiliz Wright otuz altı, Alman Walter, Macar Bozsik, İsveçli Gren otuz sekiz, Macar Hidegkuti, İsveçli Liedholm otuz dokuz, Arjantinli Labruna ise kırk iki yaşındaydı. Ama bunca ihtiyar delikanlı arasında on yedi yaşında körpecik bir genç herkesi bastıracak, futbol tarihinin en parlak güneşi olarak gözleri kamaştıracaktı.’’</b></p>
<p>İsveç’te düzenlenen 1958 Dünya Kupası’na katılmaya çok yakındık. Fakat son eleme turlarında karşımıza İsrail çıkınca, o dönemki devlet politikamız gereği maça çıkmadık ve yerimize giren Galler, İsrail’i geçerek turnuva finallerine gitti. Hatta gruplardan sonra Brezilya’ya, on yedi yaşındaki bir çocuğun liderlik ettiği Brezilya’ya yenileceklerdi. Kim bilir? Belki de kader bizi Pele’nin gazabından korumuştu. Turnuvaya Fransızların yirmi beş yaşındaki forveti Just Fontaine, on üç gol atıp ‘’Bir Dünya Kupası’nda en çok gol atan oyuncu’’ sıfatıyla damga vurmuştu. Fakat herkesin gözü sambacıların 17 yaşındaki prensi Edson Arantes do<span class="Apple-converted-space"> </span>Nascimento’nun, yani Halit Kıvanç’la röportajından sonra hem Türkiye’nin hem de dünyanın tanıdığı Pele’nin üstündeydi. Halit Kıvanç da Pele ile olan röportajını şöyle anlatıyor:<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>“Öteki Avrupalı spiker ve gazeteciler de o 17’lik gencin yanına sokulmuyor. Eee biz Türküz… Teknikte üstün ülkelerin adamı olmadığım için, ‘önce insanlık’ duygusu itti beni, o gence doğru… Herkes Zito ile konuşurken, onun resimlerini alırken, kamerayla çekerken, ben Pele’ye, yani Brezilya’nın yedek oyuncusuna yöneldim. Yabancı dil bilmiyordu. Brezilyalı spiker yardımıma koştu. Yanına oturdum, epey konuştuk spiker meslektaşımın çevirisiyle… Zaten çok fazla anlatacak şeyi de yoktu. Sadece kendisine niye ‘Pele’ adını taktıklarını anlattı. Milli takım formasıyla bir Dünya Kupası maçına çıkacağı için çok heyecanlı olduğunu söyledi. Türkiye’yi tanımıyordu. Bize ait bir iki soru sordu. Hemen yukarı odama çıkıp bizim gazetelerden getirdim. Baktı. İlgilendi. Sonra spor sayfasındaki yıldızlar dikkatini çekti. Sen de oyna sana da yıldız vereceğiz, dedim. Güldü. En fazla yıldız alması dileğimi ekledim. Sonra da Brezilyalı spikere fotoğraf makinemi verdim. Beraber resimler çektirdik. Teşekkür edip ayrıldım.’’ İşte Pele, dünya kamuoyunun karşısına bu hikayeyle çıktı ve inanılmaz rekorlara imza atacak kariyerine bir dünya şampiyonu olarak başladı.</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1962 Şili – Depremin yaraları sarılmadan futbol başlar</span></h4>
<p><b>‘’Üçüncü grupta bir önceki kupanın şampiyonu Brezilya, herkesin merakını kamçılıyordu. Öyle ya, Brezilya’da Pele vardı. Pek çok futbolsever, Brezilya’dan çok İsveç’te parlayan Pele’yi görmek için stadyuma gelecekti. Bir Şili okulunda öğrenciler, ‘’Pele’yi seyretmemize izin vermezseniz okulu yakarız’’ diye tehdit etmişlerdi müdürlerini…’’</b></p>
<p>Şili, 1962’de düzenleyeceği dünya kupasına inanılmaz derecede iyi hazırlanıyordu. Hükümetleri tarafından dünya kupasına büyük bir titizlikle hazırlanan organizasyon komitesi kurulmuştu. Komitenin başına da ünlü spor adamı Carlos Dittborn getirilmişti. Hazırlıklar tam gaz sürerken Şili’yi 9.5 büyüklüğündeki bir deprem sarstı. Turnuvaya ev sahipliği yapacak bütün tesisler büyük hasar gördü. Herkes turnuvanın el değiştirmesi gerektiğini, Şili’nin yaralarını sarması gerektiğini söylese de Dittborn’un başında olduğu komite gerekli onarımları yaparak tesisleri kupanın başlama tarihine yetiştirme sözü verdi. Muhteşem bir çalışma sonucu ülke genelindeki spor tesisleri<span class="Apple-converted-space"> </span>onarıldı ve turnuvaya birkaç hafta kala her yer dünya kupasına hazır hâle gelmişti. Fakat bu başarının mimarı olan Carlos Dittborn’un vücudu yorgunluğu kaldıramadı ve turnuvanın başlamasına birkaç hafta kala, 28 Nisan 1962’de kalp krizi geçirdi ve hayata gözlerini yumdu.</p>
<p>Dünya Kupası hazırlıkları Şili’de devam ederken ülkemize baktığımızda elemeler döneminde büyük bir gelişme yaşandı. Halit Kıvanç ve beraberindekiler İstanbul’da yer alan İTÜ TV stüdyolarında televizyon tarihimizin ilk naklen maç yayını gerçekleştirildi. İnönü Stadyumu’nda Türkiye ve Sovyet takımları arasında oynanan maçın spikeri ise Halit Kıvanç’tan başkası değildi. Şili’ye geri dönersek, birkaç ay önce büyük bir felaket atlatan ülkede adeta bir futbol şöleni başladı ve birbirinden ilginç olaylara sahne oldu. İlk on iki maçta tam otuz yedi futbolcu sakatlandı, tribünlerde hayatını kaybedenler oldu. Bazı maçlar olaylar sebebiyle polis raporuna bile yazıldı. Pele’sini erkenden kaybeden Brezilya ise eksikliğe rağmen, onun tribünden izlediği şampiyonayı zaferle noktalayarak arka arkaya ikinci kupasını kazandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><span style="font-size: 18pt;"><b style="font-size: 16px;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-3343 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/1966-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="470" height="657" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/1966-dunya-kupasi-200x280.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/1966-dunya-kupasi-215x300.jpg 215w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/1966-dunya-kupasi-400x559.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/10/1966-dunya-kupasi.jpg 470w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" /></b></span></h4>
<p>&nbsp;</p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1966 İngiltere – Futbol evine dönüyor</span></h4>
<p><b>‘’… İngilizler futbolu yarattıklarını öne sürüp, kendilerini bu sporun babası sayıyorlardı. Ne var ki, çocuklar babayı geçmiş, şampiyonluğu hiçbir zaman ona bırakmamışlardı. İşte şeytanın ayağı 1966’daki 8. Dünya Kupası finallerinde kırıldı. O güne dek hep tökezlemişti İngiltere…’’</b></p>
<p>İngilizler futbolun mucidi olmalarına rağmen zirveye hep çok yaklaşmış ama hiçbir zaman kupanın ucundan tutamamışlardı. Ev sahipliği yapacakları 1966 Dünya Kupası’na ayrı bir özenle hazırlanıyorlar, ellerindeki en iyi oyuncularla bir yıldızlar karması kuruyorlardı. Ancak kendilerini bu turnuvayı kazanmaya o kadar kaptırmışlardı ki çok önemli bir kaybı görmüyorlardı. Bu size şaka gibi gelebilir ama kupa kaybolmuştu, paha biçilemeyen som altın kupa çalınmıştı… En azından öyle sanılıyordu. Vitrinde kendi halinde duran kupayı birisi almıştı ve günlerce bulunamadı. En sonunda ise Londra’da bir parkta, çöplerin arasındaki gazetelere sarılı olarak bir köpek tarafından bulundu. Böyle bir hikâyeyle başlayan dünya kupası, her yıl olduğu gibi yine çok ilginç olaylarla devam etmişti. 1966 Dünya Kupası’nda ajansları karıştıran bir haberi Halit Kıvanç şöyle anlatıyor: ‘’Çeyrek finalin dördüncü maçı, Portekiz’le Kuzey Kore arasındaydı. Az bir seyirci toplamıştı bu karşılaşma… Hele basın pek ilgi göstermemişti. Nasılsa sonucu belliydi. Ancak öteki statlarda önemli buldukları maçları izleyen spor otoriteleri, basın bülteninde ‘’Kuzey Kore 1 – Portekiz 0’’ yazılı notu aldıklarında basın bürolarına koşmuşlardı. ‘’Mutlak yanlış vardır, yanlış yazılmıştır’’ diyen otoriteler çok geçmeden ‘’Kuzey Kore 2 – Portekiz 0’’ notuyla şaşkına dönüyorlardı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hele ‘’Kuzey Kore’nin Portekiz önünde 3-0 galibiyete yükseldiği’’ haberi geldiğinde… Bulundukları statlardaki maçı bırakmıştı basın mensupları…’’ Daha sonrasında ne mi olacaktı? Halit Kıvanç’ın böylesine şaşkınlıkla bahsettiği maçta dengeler bir anda değişti, sahneye Portekiz tarihinin Ronaldo ve Figo ile birlikte en büyük futbolcularından olan Mozambik asıllı Eusebio sahneye çıktı ve Portekiz 5-3’lük bir geri dönüşe imza attı. Charlton, Yashin, Eusebio, Garrincha gibi isimlerin damga vurduğu Dünya Kupası’nda Halit Kıvanç da çok enteresan bir anıya sahip olmuştu. TRT tarafından finali anlatmakla görevlendirilen Halit Kıvanç, Wembley Stadyumu’nun basın tribününe giriş yaptığında bütün anlatım masalarının dolu olduğunu gördü. Belki de çoğu kişinin aklına gelmeyecek bir spikerlik refleksiyle birlikte hemen bir telefon buldu. Ev sahibi İngiltere’nin zaferiyle sonuçlanacak bu maçı tarihte benzeri görülmemiş bir şekilde telefonla Türk radyolarına aktardı. Oradaki bütün meslektaşlarının ağzını açık bırakmıştı. İşte böyle hızlı çözümler üreten, yayınının aksamaması için her şeyi yapabilecek bir ustaydı Halit Kıvanç…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2322 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1970-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="570" height="855" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1970-dunya-kupasi-200x300.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1970-dunya-kupasi-400x600.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1970-dunya-kupasi.jpg 570w" sizes="(max-width: 570px) 100vw, 570px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1970 Meksika – Uğruna savaşlar verilen kupa</span></h4>
<p><b>“Çok geçmeden Pele, milli takımın iki yetkilisiyle yanımıza geldi. Gayet kibar, elini uzattı, Türkiye’den gelmiş ve kendisini ziyaret etmiş olduğumuz için teşekkür etti. O zaman çantamdan meşhur fotoğrafı çıkarıp uzattım. Önce bir baktı, sonra eğildi, daha dikkatle baktı. Sevinçle, ‘Harika…’ dedi. ‘… benim yedekliğim döneminde çekilmiş o kadar az resmim var ki!&#8230; Bunu alabilir miyim?’ Kendisine getirdiğimi söyledim…’’</b></p>
<p>1970 Dünya Kupası ile birlikte kupa, ilk kez Avrupa veya Güney Amerika dışında bir yerde düzenlenecekti. Bu dünya kupası belki de Halit Kıvanç için en çok anıyla dolu olan, oldukça anlamlı bir kupa olacaktı. Halit Kıvanç’ın bu kupada biriktirdiği anılardan bahsetmeden önce biraz kupanın genel görüntüsünden konuşalım. Hani demiştik ya ‘’Uğruna Savaşlar Verilen Kupa’’ diye, o hiç de mecazi bir söylem değil. 1970 Dünya Kupası’nın eleme aşamasında Honduras ve El Salvador arasındaki maçta yaşanan tribün olayları büyüyerek iki ülke arasında birkaç günlük aktif savaşa sebep olmuş ve bütün dünya şoka uğramıştı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Günümüzde olsa yüksek ihtimalle iki takımın da men edilmesine sebep olacak bu olaylara FIFA tarafından yaptırım uygulanmamıştı. El Salvador tarihinde ilk kez Dünya Kupası’na katılmıştı. Son şampiyon İngiltere’nin kaptanı, efsane stoper Bobby Moore ise çirkin suçlamalara maruz kalmıştı. Moore, mücevher kaçakçılığıyla suçlanmış fakat bunun Kolombiyalılar tarafından yapılan bir oyun olduğu ortaya çıkmıştı. Gelelim Halit Kıvanç’ın 1970’te Meksika’da yaşadıklarına… Bir Dünya Kupası özel etkinliği olarak Avrupa’dan gelen gazeteciler ve Güney Amerika’dan gelen gazeteciler arasında bir gösteri maçı düzenlendi. Bu maçta da Halit Kıvanç, Avrupa Basın Karması takımının başına geçerek teknik direktörlüğünü yapmıştı. Halit Kıvanç’ın teknik direktörlüğünü yaptığı Avrupa Basın Karması, rakiplerini 7-4 yenerek bu gösteri maçını kazanmıştı. Bu sırada takımların da kampları devam ediyordu. Halit Kıvanç, turnuvada maç oynanmayan günlerden birinde Brezilya kampına giderek eski bir dostunu, Pele’yi ziyaret etti. Büyük uğraşlar sonucu girdiği Brezilya kampında saatlerce bekleyip, kapıdan giren Pele’yi görmesiyle eski bir dostuna ulaşmış gibi mutlu olduğunu anlatıyor Halit Kıvanç.</p>
<p>Aynı turnuvada oynanan Brezilya – İngiltere karşılaşmasında ise Halit Kıvanç muhteşem bir anlatım gerçekleştirmiş aktarılana göre. ‘’Aktarılana göre’’ diyorum çünkü Jairzinho, Pele, Rivelino ile muhteşem bir hücum oyununa sahip olan Brezilya, karşısında ise Charlton, Moore, Hurst gibi takım oyununa yatkın ayaklarıyla son şampiyon İngiltere vardı. Bu muhteşem maç, 1-0 Brezilya üstünlüğüyle bitse de Halit Kıvanç’ın anlatımı, hatlardaki bir sorun nedeniyle Türkiye’ye ulaşmadı. Yayın İstanbul’daki stüdyodan, bir stajyerin anlatımıyla gerçekleşti. Halit Kıvanç için oldukça önemli anılarla dolu olan bu turnuvanın finalinde de Pele zafere uzandı. Şampiyonluk, Brezilya’yı bir kez daha dünyanın en büyüğü yapıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-2323 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="1280" height="1600" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-200x250.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-240x300.jpg 240w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-400x500.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-600x750.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-768x960.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-800x1000.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-819x1024.jpg 819w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-1200x1500.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi-1229x1536.jpg 1229w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1974-dunya-kupasi.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1974 Almanya – Türk halkı kupayı ilk kez naklen izliyor.</span></h4>
<p><b>“Maçların çeşitli şehirlere yayılması, Almanya’nın ülkemize yakın olması, TRT’nin bu ilk naklen yayında olabildiğince çok maçı vermek istemesi gibi nedenlerle, dünya kupasına kalabalık bir ekiple gitmiştik. Böylece yeni spor spikerlerimizin deneyim </b><b>kazanması gibi bir amaç da güdülüyordu. Bunun ne kadar doğru olduğu sonradan anlaşılacak, yurtdışından ilk kez maç anlatan gençler, kısa zamanda mesleklerinde büyük aşama kaydedeceklerdi…’’</b></p>
<p>1972 Yaz Olimpiyatlarında yaşanan bir terör olayı organizasyona damga vursa da Münih’te başarılı bir süreç ile anılan Almanlar, dokuz farklı şehirde dünya kupası için hazırlanıyordu. Olimpiyatlarda on yedi kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısının ardından Dünya Kupası için güvenlik önlemleri inanılmaz bir düzeyde artırıldı. Irkçı faaliyetlerin önüne geçmek için çalışmalar yapıldı. Almanlar, organizasyon anlamında muhteşem bir gayret ve disiplinle hazırlanırken Türkiye tarafında da tatlı bir telaş vardı. TRT, eski dünya kupası organizasyonlarına kıyasla daha yakın bir coğrafyada yapılacak turnuvada tarihte ilk kez naklen televizyon yayını gerçekleştirmek için özenle hazırlanmıştı. Spiker, muhabir, kameraman ve idareciler dâhil kalabalık bir ekiple Almanya’ya uçuldu. Hem dünya kupası hem de Türk gazeteciler hazırdı. Fakat Halit Kıvanç bu dünya kupasında Pele’siz durur muydu? Tabii ki de hayır. Bir içecek şirketinin reklamı için Almanya’ya gelen Pele ile bir televizyon çekimi yapmak isteyen Halit Kıvanç, yıldız ismin menajerinden gelen ‘’birkaç bin dolar’’ ücret talebiyle şaşkına uğramıştı. Herkes cebindeki paraları birleştirip karşılamaya çalışsa da ortaya çıkan istenilen ücretin yanına bile yaklaşamadı. En sonunda Halit Kıvanç kendisi devreye girerek Pele ile olan geçmişini menajere açıkladı ve Pele’nin haberi olması halinde bu işin kolaylaşacağını söyledi. Pele ise haberi duyar duymaz Halit Kıvanç’ın yanına gelerek çekimi hemen yapabileceklerini söyledi. Ve oradaki Türk heyetini de oldukça sevindirdi. Bu dünya kupasının neticesinde ev sahibi Batı Almanya zafere ulaşmıştı. Fakat yirmi sene sonra şampiyonluğa ulaşan takımın şampiyonluk kutlamasında bazı futbolcular eşlerine karşı davranışlardan rahatsız olmuş, şampiyon takımdaki neredeyse herkes milli takımı bıraktığını açıklamıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-2324 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1978-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="550" height="816" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1978-dunya-kupasi-200x297.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1978-dunya-kupasi-202x300.jpg 202w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1978-dunya-kupasi-400x593.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1978-dunya-kupasi.jpg 550w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1978 Arjantin – Kupa tekrardan Güney Amerika semalarında</span></h4>
<p><b>“Televizyonculuk açısından 1978 Dünya Kupası önemli bir dönüm noktasıydı. Federal Almanya ile Polonya arasındaki açılış maçını, ekran başında yetmiş iki ülkeden 970 milyon kişi izlemişti. Arjantin – Hollanda finalini izleyen televizyon seyircisi toplamının ise, 1 milyar 480 milyon kişi olduğu açıklandı. Bizim de ülkemize göre, en uzaktan yaptığımız naklen yayındı. Mendoza kentindeki maçları naklederken kırdığımız rekordu bu. Suudi Arabistan’ın otuz sekiz maçı da renkli olarak yayınlaması, ayrıca dikkati çekmişti.’’</b></p>
<p>Yine, yine ve yine yolun sonunda elendiğimiz bir dünya kupası düzenleniyordu Arjantin’de… Neredeyse her dünya kupasında olduğu gibi bu turnuvanın da ev sahipliği ve organizasyon süreci büyük tartışmaya yol açmıştı. Arjantin’de o dönemde gerçekleşen kalkışma sonucu asker yönetime el koydu. Dünya kupası dâhil bütün devlet organizasyonları askerin eline geçti. Bu olay sonrası FIFA hedef alındı ve katılımcı çoğu ülke güvenlik endişesiyle oyuncularını götürmeye çekindi. Yapılan incelemeler sonucunda, FIFA<span class="Apple-converted-space"> </span>sadece Arjantin’den güvenlik teminatı almakla yetindi. Dünya kupasının ev sahibini değiştirmedi. Bunun üzerine başta Hollandalı Cruyff, ev sahibi ülkeden Maradona gibi isimler olmak üzere birçok oyuncu dünya kupasına katılmadı. Olaylar eşiğinde gelişen kupada hem dünya hem de Türk televizyonculuğu açısından önemli gelişmeler yaşanıyordu. Televizyonun küresel anlamda yaygınlaşmasıyla maçların neredeyse hepsi bir öncekinin izlenme rekorunu kırdı.</p>
<p>Türkiye’de ise o güne kadarki en uzun mesafeli naklen televizyon yayını yapılıyordu. Ayrıca dünya kupasına gidemesek bile orada Halit Kıvanç ve TRT heyeti büyük bir sevgi görüyordu. Türk olduklarını öğrenenler tarafından ‘’ATATÜRK! ATATÜRK!’’ tezahüratlarıyla karşılanıyorlardı. Biz takım olarak gidemesek bile herkes elemelerdeki performansımızı ve namımızı duymuştu. Bu turnuvada oynanan İtalya – Almanya maçı için Halit Kıvanç, hayatında anlattığı en zor maç olduğunu söylüyor. O gün yoğun sis durumu yüzünden topu bile göremeden maç anlatmaya çalıştığını belirtiyor. Zor siyasi şartlar, hava muhalefetleri, eksik yıldızlar ve şike iddialarının ortaya çıktığı turnuvanın sonunda gülen taraf ise Arjantin’di. Cruyff olmadan final oynayarak herkesi şaşırtan Hollanda’yı uzatmalar sonucu devirdiler. Turnuva sona erdiğinde TRT ekibi, Türkiye’yle aradaki mesafeye rağmen bu kadar başarılı bir yayın yapmayı büyük bir övünç kaynağı olarak gördü. Ve şampiyonluğu kutlayan Arjantin halkına eşlik ederek kendi yayınlarının başarısını sokaklara çıkıp coşkulu bir şekilde kutladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-2325 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="791" height="1200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi-198x300.jpg 198w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi-200x303.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi-400x607.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi-600x910.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi-675x1024.jpg 675w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi-768x1165.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1982-dunya-kupasi.jpg 791w" sizes="(max-width: 791px) 100vw, 791px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1982 İspanya – Futbolun öldüğü gün</span></h4>
<p><b>“Sevgili Öztürk Pekin arkadaşımla birlikte yapıyoruz yayını… İki spikerin önemli anlarda ortak anlatması yöntemini uyguluyoruz. Bir gol oldu mu, maçı anlatmakta olan spiker, golün öyküsünü, yorumunu öteki spikere bırakıyor… Fena da olmuyor hani… Maçın dört golünde ‘’Goool’’ diye bağırmak, Öztürk’e kısmet oldu. Ben ancak gollerin devamını getirdim.’’</b></p>
<p>Halit Kıvanç’ın bu sözleri kendisinin bu anlatış biçiminden oldukça keyif aldığını bizlere gösteriyor. Tarihteki on ikinci Dünya Kupası’nda Halit Kıvanç, spikerlik kariyerinde beşinci kez dünya kupası finali anlatıyordu. Bu dünya kupasını futbol açısından önemli kılan, İtalyanlar ve Brezilyalıların başlattığı bir konuydu: Futbolu futbol yapan güzel oyun mudur yoksa sonuç mudur? Bu dünya kupasının başından beri herkes bu<span class="Apple-converted-space"> </span>noktada kutuplaşmaya başlayacaktı. Brezilyalılar her şeyin kazanmaktan ibaret olmadığını, futbolun heyecan dolu ve zarif tarafına odaklanmıştı. Ülkelerinde yükselmiş olan tansiyondan uzaklaşarak sahada bambaşka bir ruha bürünüyordu. İtalyanlar ise turnuva tarihinin en disiplinli takımlarından biriydi ve tüm rakiplerine diz çöktürüyordu. Birbirinden tamamen zıt anlayıştaki bu iki takım yarı finalden önce karşı karşıya geldi ve tüm dünyanın dikkatini çeken bir karşılaşmayı sahneledi. Öyle ki bu karşılaşma turnuvanın finalinden bile daha çok ilgi gördü. Brezilya, rakibini Socrates ve Falcao ile kovalıyordu. İtalyanların afacan çocuğu Paolo Rossi ise futboldan men cezası yiyip geri dönüşünü yaptığı turnuvada belki de favori takıma hat-trick yaparak onların kupa yolundaki tüm heveslerini yıkıyordu. Turnuvanın bitişinde ise İtalya’nın önünü kimse kesemedi ve finalde Almanya’yı rahat geçen İtalyanlar şampiyon oldu. Peki 1982 Dünya Kupası’nda ‘’futbolun ölmesi’’ ne demekti? Aslında futbol öldü mü, ölmedi mi bilemeyiz. Fakat bu dünya kupasının en ikonik anlarından birisiydi o röportaj. Söz konusu röportajı veren kişi ise, o turnuvada Brezilya forması giyen ve ülkemizde Fenerbahçe’nin teknik direktörlüğünü yapan Zico’dan başkası değildi. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2326 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986.jpg" alt="" width="1422" height="750" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-200x105.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-300x158.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-400x211.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-600x316.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-768x405.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-800x422.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-1024x540.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986-1200x633.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1986.jpg 1422w" sizes="(max-width: 1422px) 100vw, 1422px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1986 Meksika &#8211; Tanrının eli</span></h4>
<p><b>“31 Mayıs günü, Azteca Stadı’nda görkemli bir açılışla 13. Dünya Kupası başladı. Doğrusu ulusal giysili genç kızlarla erkeklerin dansı dakikalarca alkışlanıyor, hele dansın finalinde kızlarla delikanlıların öpüşmesi, binlerce seyirciyi tribünlerde havaya kaldırıyordu. Tabii bir tribünün bir köşesinde ayağa kalkanlar otururken, yan tribündekilerin kalkması ve tezahüratın bütün tribünleri dolaşması, yani ‘Meksika Dalgası’, bu görkemi daha da arttırıyordu…’’</b></p>
<p>1986 Dünya Kupası’nın alınan kararla birlikte Kolombiya’da düzenlenmesi kararlaştırılmıştı. Fakat ev sahibi ilanından birkaç ay sonra Kolombiya organizasyondan çekildiğini duyurdu. Böylece kupa, düzenlenmesine 3 yıl varken ‘’evsiz’’ kaldı. FIFA, aralarında Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Paraguay, Sovyetler Birliği, Türkiye, Güney Kore, Bulgaristan’ın bulunduğu ve daha önce kupaya ev sahipliği yapmayan ülkelerle görüşmeler gerçekleştirdi. Birçok ülke kupaya ev sahipliği yapmaya hazırlanmıştı bile. Ancak ortaya sürpriz bir aday çıktı: 1970’in ev sahibi Meksika. Kolombiya’ya ve adaylıktaki diğer rakiplerine kıyasla daha güçlü bir ekonomiye sahip olan Meksika’nın elinde bir de ilginç bir koz vardı. Ülkede yaşanan deprem felaketi dolayısıyla kalkınmanın hızlanması açısından FIFA’yı olaya duygusal yaklaşmaya zorladılar. 1986 Dünya Kupası’nın ev sahipliğini yapmaya hak kazandılar. Ayrıca bu turnuvada statü bir kez daha değişmiş ve turnuvaya katılan 24 takım 6 gruba ayrılmıştı. Turnuvaya damgasını vuran Diego Maradona, İngiltere ile oynanan çeyrek final maçında futbol tarihine ‘’Tanrının Eli’’ olarak geçecek gole imza attı. Maradona, takımını şampiyonluğa taşırken bu kupanın ‘’En Değerli Oyuncu’’ ödülünü de kazandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-2327 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-scaled.jpg" alt="" width="1820" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-200x281.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-213x300.jpg 213w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-400x563.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-600x844.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-728x1024.jpg 728w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-768x1080.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-800x1125.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-1092x1536.jpg 1092w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-1200x1688.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-1456x2048.jpg 1456w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1990-dunya-kupasi-scaled.jpg 1820w" sizes="(max-width: 1820px) 100vw, 1820px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1990 İtalya – Afrika’dan çıkan sürpriz yıldız.</span></h4>
<p><b>“Finaller başlarken, o tarihteki Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, ev sahibi İtalya’yı favori göstermiş, ‘İtalyanlar kupayı kazanır’ demişti. Türkiye’de Fenerbahçe’de oynamakta olan Schumacher de İtalyanlara şans vermiş, kaç yıl kalesini koruduğu Alman Milli Takımı için ‘Bugünkü kadromuzla bizim takım, bırakın kupayı, yarı finale bile gelemez’ demecini vermişti.’’</b></p>
<p>Geçen yıllar ve gelişen teknoloji dünya kupasını da büyütüyor, oynanan maçların ve tribün şovları kupayı sürekli beklenen bir festivale dönüştürüyordu. 1990 Dünya Kupası da oldukça renkli bir altyapıya ve büyük hazırlığa sahip bir şekilde aydınlanmanın merkezinde, İtalya’da düzenleniyordu. Fakat tüm bu hazırlıklara ve renkli görüntülere rağmen sahada oynanan oyun hiçbir şekilde tatmin edici değildi. Golsüz maçlar ve zevksiz futbol taraftarları çileden çıkartmıştı. FIFA da bu monotonluğa seyirci kalmadı ve kaleciye geri pası yasaklayarak önemli bir adım attı. Toto Schillaci, Paul Gascoigne, Lothar Matthaus, Jürgen Klinsmann ve Franco Baresi gibi dünya klası futbolcularla birlikte mütevazı bir yıldız adını dünya sahnesine yazdırmaya ve sıkıcı giden turnuvayı eğlenceli hale getirmeye hazırlanıyordu: Kamerun’un süper oyuncusu Roger Milla. Afrika tarihinin en büyük golcülerinin arasına adını yazdıran Milla, 1990’da attığı dört gol ile yıldızlaştı ve ülkesini çeyrek finale kadar taşıdı. Belki kura şansı yanlarında olsaydı ve çeyrek finalde İngiltere ile karşılaşmasalardı daha da ileriye gidebilirlerdi. ‘’Ya olsaydı?’’ sorularıyla dolu olan bu turnuvanın sonunda Almanya toplamda üçüncü kez kupaya uzandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-2328 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1994-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="699" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1994-dunya-kupasi-200x293.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1994-dunya-kupasi-205x300.jpg 205w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1994-dunya-kupasi-400x586.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1994-dunya-kupasi-600x879.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1994-dunya-kupasi.jpg 699w" sizes="(max-width: 699px) 100vw, 699px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1994 ABD – Basketbol ülkesinde futbol oynamak.</span></h4>
<p><b>“Brezilya, yirmi dört yıllık özlemini dindiren bu şampiyonluğu günler geceler boyu kutladı. Tarihin en büyük karnavallarından birine sahne oldu Rio de Janeiro… Devlet başkanı bir gün resmi tatil ilan etti. Halk sabahlara kadar sokaklarda samba yaptı. Gösterilerde ölçüyü kaçıranlar çoktu. Bu arada yüze yakın insan yaralanmıştı. Brezilya’da hayat uzun bir süre durmuş; hemen her Brezilyalı, dans ederek ya da sevinç gözyaşlarıyla şampiyonluğu kutlamıştı.’’</b></p>
<p>1994’te bambaşka bir coğrafya bizi bekliyordu. Ülkelerinde basketbol sevgisi ile bilinen Amerika Birleşik Devletleri, futbolun zirvesi olan kupayı düzenlemek için kolları sıvadı. 1986 ve 1990’da da adaylık sürecine girmesine rağmen başarısız olan Amerika Birleşik Devletleri, bu organizasyona çok iyi hazırlandı. Amerikan futbolunun stadyumları dönüştürüldü. Bunlarla birlikte yeni futbol stadyumları da inşa edildi. Halit Kıvanç da bizlere, o dönem herkesin kafasında aynı soru işaretinin olduğunu söylüyordu. Basketbol, hokey, Amerikan futbolu ve beyzbolun üzerine uzmanlaşan bu coğrafyada futbolun nasıl karşılanacağı merak konusuydu. Ama bu dünya kupasında hem organizasyon anlamında sınıfı<span class="Apple-converted-space"> </span>geçtiler. Hem de oynadıkları futbol ile kamuoyunun takdirini kazandılar. Bu kupanın akıllarda en çok kalacak olayı ise hiç şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri – Kolombiya maçında kendi kalesine gol atan Kolombiyalı Andres Escobar’ın, ülkesine döner dönmez bu hatası yüzünden suikaste kurban gitmesiydi. Şampiyon ise penaltılar ile İtalya’yı 3-2 ile yenen Brezilya olmuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-2329 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1998-dunya-kupasi.jpg" alt="" width="750" height="1000" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1998-dunya-kupasi-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1998-dunya-kupasi-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1998-dunya-kupasi-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1998-dunya-kupasi-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/1998-dunya-kupasi.jpg 750w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></b></p>
<p><b> </b></p>
<h4><span style="font-size: 18pt;">1998 Fransa – Beklenen büyüme gerçekleşiyor.</span></h4>
<p><b>‘’Dünya kupası 1930’da başladığında, dörder takımlı dört grup kurmanın kolaylığı düşünülmüş, ‘dört kere dört on altı eder.’ diyerek finallerin on altı takım arasında oynanması uygun görülmüştü. Ne var ki, o tarihte dünya çapındaki dev ekonomik kriz nedeniyle ilk kupaya katılma az olmuş ve bu ilk finaller de on üç takım arasında oynanmıştı. Sonra bu rakam on altıya tamamlanabildi. Gün geldi, ‘Finallere daha fazla takım alınsın.’ tezi ortaya atıldı. Çok geçmeden de finalist sayısı yirmi dörde çıkarıldı. Yirmi dört de dörde rahatça bölündüğünden, bu öneri çabuk kabul edilmişti. Nihayet 1998’de, futbolun en büyük heyecanına otuz iki takımın ortak olması öne sürüldü…’’</b></p>
<p>Bütün dünyanın peşinden koştuğu turnuva neden sadece 24 takımla oynanıyordu? Futbol kamuoyu 1994’den sonra bu soruyu kendi kendine sormaya başlamıştı. FIFA’nın üye sayısı gittikçe artıyordu. Dünya kupasının kıyısından dönen ülkeler, onlara daha fazla yer açılması konusunda FIFA’yı sıkıştırmaya başlıyordu. Halit Kıvanç bu kupa hakkında, her yerde dile getirilmeyen bir bilgi veriyordu. Birçok gazete bu dünya kupası için başlıklarını ‘’16. Dünya Savaşı’’ olarak değiştirmiş. Bunun sebebiyse 16. Dünya Kupası’nda tamı tamına yedi bin tane polis ve iki bin tane askerin görev alacak olması. Sahadaki enstantanelere baktığımızda ise tarihte ilk kez otuz iki takım kupada yer aldı. İlk kez altın gol kuralı uygulandı. Ülkemizde de forma giymiş Samuel Eto’o turnuvanın en genç oyuncusu oldu. Ve Fransızlar, hocaları Aime Jacquet önderliğinde futbolda bir devrim yaparak şampiyonluğa uzandı. Jacquet’in hücum futbolu Deschamps, Zidane, Desailly, Vieira, Trezeguet gibi yıldızlara muhteşem bir sistem verdi. Ve tarihin en dominant oyunlarından biriyle şampiyonluğu kendi evlerinde kazandılar.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dunya-kupalarinin-hem-sesi-hem-sahidi-halit-kivanc/">Halit Kıvanç: Dünya Kupalarının Hem Sesi Hem Şahidi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dunya-kupalarinin-hem-sesi-hem-sahidi-halit-kivanc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ercan Taner: Hayatım Boyunca Unutamayacağım Şeyleri O’ndan Öğrendim</title>
		<link>https://contextdergi.com/ercan-taner-hayatim-boyunca-unutamayacagim-seyleri-ondan-ogrendim/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ercan-taner-hayatim-boyunca-unutamayacagim-seyleri-ondan-ogrendim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Sep 2023 09:15:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Taner]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Spor yayıncılığımızın en ikonik seslerinden olan Ercan Taner, mesleğe başladığı TRT’de Halit Kıvanç’ın öğrencisiydi. 90’lardan itibaren futbol tarihimizin hafızalara kazınan anlarında mikrofonun başında olan Ercan Taner, Halit Kıvanç ile usta-çıraklıktan, ağabey-kardeş ilişkisine uzanan yakınlığını ve spor medyasının bugününe dair düşüncelerini paylaştı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-taner-hayatim-boyunca-unutamayacagim-seyleri-ondan-ogrendim/">Ercan Taner: Hayatım Boyunca Unutamayacağım Şeyleri O’ndan Öğrendim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ege Kürkcü, Umut Yiğit</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Spor yayıncılığımızın en ikonik seslerinden olan Ercan Taner, mesleğe başladığı TRT’de Halit Kıvanç’ın öğrencisiydi. 90’lardan itibaren futbol tarihimizin hafızalara kazınan anlarında mikrofonun başında olan Ercan Taner, Halit Kıvanç ile usta-çıraklıktan, ağabey-kardeş ilişkisine uzanan yakınlığını ve spor medyasının bugününe dair düşüncelerini paylaştı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit:</strong> <strong>Halit Kıvanç cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze medya tarihinin tanığı bir isim. Radyonun daha sonra da televizyonun hayatımıza girdiği ilk günden itibaren Halit Kıvanç vardı. Siz de bu tarihin tanığı olmuş, nice insana örnek olmuş bu ismin öğrencilerinden birisiniz. O yüzden söyleşiye buradan başlamak istiyorum. Espritüel kişiliği, nezaketi, tasvir yeteneği gibi oldukça örnek teşkil eden bir isim Halit Kıvanç. Siz Halit Kıvanç’la nasıl tanıştınız ve bir öğretmen olarak Halit Kıvanç’ı nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p><strong>Ercan Taner:</strong> Halit Ağabey’in benim hayatıma girişi TRT’deki hocam olarak gerçekleşti. Sınavları kazandıktan sonra kurum içi yapılan eğitimde bize derslere geldi. Canlı yayın konusunda ne kadar deneyimli olduğunu sizler de gayet iyi bilmektesiniz. Bu konularda öğretileri çok önemliydi. Canlı yayına nasıl hazırlanır bunları ilk ondan öğrendik. Canlı yayın esnasında tüm koşullara hazırlıklı olmanız gerekir öyle ki bir maça hazırlanırken 10-15 sayfayı bulan notlar çıkarabilirsiniz.</p>
<p>Fakat bu öyle bir maçtır ki o hazırladığınız notlardan sadece yarım sayfasını kullanabilirsiniz ama buna rağmen o 15 sayfayı kullanacağınız maçlar da olacaktır. Bu maç içi değişkenlere bağlı bir olay oluyor ve maç nasıl giderse siz o notları ona göre kullanabilirsiniz. Her şeyden önce bu konudaki örneklemelerini meslek hayatım boyunca hiç unutmadım. Her zaman maçlara kendi notlarımla hazırlanmayı ondan öğrendim.</p>
<h4>Radyo anlatımında başarılı olan, dinleyicinin kabul ettiği spikerler televizyon anlatımında büyük bir avantaja sahip olurlar.</h4>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2077 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc.jpg" alt="" width="1115" height="998" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc-200x179.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc-300x269.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc-400x358.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc-600x537.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc-768x687.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc-800x716.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc-1024x917.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/ercan-taner-halit-kivanc.jpg 1115w" sizes="(max-width: 1115px) 100vw, 1115px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gerçekten doğal bir şekilde bu konuda uzmandı ve yayında nasıl sakin kalınabileceğini bize örneklerle gösterdi. Çünkü yayında her an her şeyin olabileceği, sesin kesilebileceği, karşı tarafın sizi duymayacağı ve bu konuda mutlaka ilk olarak her zaman sakinliğin ön planda yer alması gerektiğini belirtirdi. İşin mutfağını öğrenme konusunda bizi hep motive ederek öğrenmemizi mümkün kıldı. İşin mutfağı derken; mutfak kurgu, haber yazma, haber toplama, röportaj yapma gibi süreçlerin perde arkasındaki üretim sürecinden bahsediyorum. Halit ağabey röportaja başlarken ilk sorunun önemini, karşımızdakinin vereceği cevaplara göre soru üretmenin kısacası bir röportaj tekniğinde olması gereken her şeyin süreç içerisinde nasıl gerçekleştiğini benzersiz örnekleriyle hem teorik hem de pratik olarak anlatabilen bir öğretmendi. Bence onun çok ayrı bir yeteneği vardı bu konuda. Hayatım boyunca unutmayacağım şeyler öğrendim diyebilirim.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Anladığım kadarıyla röportaj esnasında karşısındakini çok iyi dinleyip bir refleks olarak doğru soruyu sorabilme yeteneği bu. Peki sizce bu yeteneğin maç anlatımına etkisi neler oluyordu?</strong></p>
<p><strong>E.T:</strong> Tabii ki bu yeteneği böyle tanımlayabiliriz. Özellikle radyo anlatımında bu refleks sayesinde yer tarifi, takımların sahaya nasıl dizildiği, takımların forma renkleri gibi hususları aktarabiliyordu. Bunlar basit gibi görünse de radyo anlatımı için çok önemli hususlardır. Bu örnekleri çok sık verirdi ve şunu söylerdi; radyo anlatımında başarılı olan, dinleyicinin kabul ettiği spikerler televizyon anlatımında büyük bir avantaja sahip olurlar. Radyo ve televizyon ayrımının nasıl olduğunu onlar zaten bilmektedirler. Bu konuda da bence önemli derslerde örnekler aldık.</p>
<p><strong>Ege Kürkcü:</strong> <strong>1990 Dünya Kupası’nda ve sonraki süreçte <a href="https://contextdergi.com/nesiller-boyu-memleketin-en-taninmis-insani-babam-halit-kivanc/">Halit Kıvanç’</a>la sürekli birlikte çalıştınız. Neredeyse her Dünya Kupası’nın sesi olan bir ekol ile çalışmak nasıl bir duyguydu?</strong></p>
<p><strong>E.T:</strong> Halit Ağabeyi ben çocukluğumdan beri takip ederdim. 1984’ten sonra da birlikte çalışmaya başladık. Halit Ağabey görece en önemsiz yayına bile inanılmaz hazırlanan, yayın anında bant kayıtlarda özellikle bir buçuk saat o kaydı yaptıktan sonra benim içime sinmedi, bunu baştan alalım şuralarda galiba hata yaptık diyen, inanılmaz titiz ve disiplinli bir insandı.</p>
<p>Bunu 1990 Dünya Kupası’nda da gördüm. Zor olan, metni olmayan, az istihbarat gelmiş görüntüler üzerine yaptığı yorumlar beni çok etkilemişti. İşte İngiltere kampından gelen görüntülerin o anda canlı olarak seslendirilmesi ve bunun üzerine Halit Ağabeyin de yaptığı çalışmalarla hepimizi şaşırtan yorum ve bilgileri çok önemliydi. Diyelim ki o gün bir yayın olacak, Hollanda kampında bir olay var ya da İngiltere’den açıklamalar var. Bunların olabileceğini önceden kestirebilen bu konuyla ilgili işte Hollanda’da şunlar olabilir, İngiltere’de böyle gelişmeler olabilir gibi durumlarda “ben ne konuşurum” u bile hazırlayan ve bu konuyla ilgili çalışmalar yapan biriydi. Halit Usta her zaman araştırırdı, her zaman.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-2311 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/usta-cirak-1.tif" alt="" /></p>
<p><b>U.Y:</b> <strong>Bahsettiğiniz dönemde bilgiye ulaşmak da bugünkü kadar kolay değil. Bugünkü gibi bir haber akışı yok. Milli takım kamplarından aldığı bilgiler vs. diyorsunuz bu kaynaklarla ilişki kurmak zorunda değil sonuçta. Ama bu ilişkiyi nasıl kuruyordu?<span class="Apple-converted-space"> </span></strong></p>
<p><b>E.T: </b>Halit ağabey böyle organizasyonlar için kurulan basın merkezinde çok vakit geçirirdi. Sürekli yabancı meslektaşlarıyla iletişim halindeydi. Bir bakarsınız Hollandalılarla, bir bakarsınız Almanlarla konuşurdu. Aldığı bilgiyi de direkt aktarmak yerine işleyerek sunardı. Mesela “Hollanda kampında şunlar oldu ve bu sebeple bunlar olabilir” şeklinde değerlendirmeler yapardı. Zaten bir gazetecinin yapması gereken en önemli şey bu. <b><i>Sorgulamak, istihbarat toplamak ve işlevsel şekilde aktarmak.</i></b> Halit Ağabey bunları layıkıyla yapan biriydi. Sadece bir spiker değil aynı zamanda bir gazeteciydi yani o farkı da yayında hissediyordunuz. Bu çok ama çok önemli bir özellik.</p>
<p><b>E.K: </b><strong>Sizler bizim jenerasyonumuzun seslerisiniz. Ben çocukluğumda “Sergen attı şampiyonluk geldi” sonraki dönemde de Juventus maçındaki Sneijder golüyle birlikte bir sürü ikonik anlatımınıza şahit oldum. Halit Kıvanç’ın da sizin aklınızda yer eden ikonik bir anlatımı var mı?</strong></p>
<p><b>E.T: </b>Çok var ama radyo günlerine ait. Radyo günlerinde Halit Kıvanç’tan Fenerbahçe &#8211; Galatasaray, Beşiktaş &#8211; Fenerbahçe gibi derbi maçları dinlemek muazzam bir deneyimdi. Kulağımda maçın girişi şöyle yankılanıyor: “Mithatpaşa Stadı’ndayız Fenerbahçe çubuklu forma, Beşiktaş klasik beyaz formayla sahada. Bugün kaleci kazaklarında birisi sarı diğeri ise siyah” -ki o yıllarda çok modaydı siyah kaleci kazakları- Golün nasıl olduğunu öyle bir anlatırdı ki statta olmayan ve görüntü de görmeyen herkesin zihninde o gol tüm ayrıntılarıyla canlanırdı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K:</b> <strong>Bunun dışında bir de bahsettiğiniz bir bağlantı anınız var size kısa sürmesi sebebiyle biraz küslük durumu yaşadığınız onun detaylarını verebilir misiniz?</strong></p>
<p><b>E.T:</b> Evet ama çok kısa bir süreydi bu küslük. 1994 Dünya kupası oynanıyordu. Çok sıkışık bir yayın programının içinde, o an Bodrum’da bulunan Halit Ağabey’e bağlandık. Fakat bağlantıda teknik problemler yaşadık. Yayıncılıkta saniyeler dakikalar çok önemlidir hele ki bir de canlı yayındaysanız. Halit Ağabey’in anlattıkları sarkınca yayını kesmemiz gerektiği söylendi. Bu yüzden de Halit Ağabey’in söyleyecekleri yarım kalmıştı. Önce bir süre bana kızdı ama hemen barıştık.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h4>Golün nasıl olduğunu öyle bir anlatırdı ki statta olmayan ve görüntü de görmeyen herkesin zihninde o gol tüm ayrıntılarıyla canlanırdı.</h4>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3337 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/09/ercan-taner-halit-kivanc-studyo.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>E.K:</b> <strong>Halit Kıvanç’ın Türk spor yayıncılığı üzerinde çok büyük etkileri var. Onun etkisi ve oluşturduğu ekolun ışığında Türk spor yayıncılığının evrildiği nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><b>E.T:</b> Bence çok başarılı bir yere gelmiştik ama işler zamanla değişti. İzleyiciler yayın anında durmaksızın heyecan talep ediyorlar. Heyecan odaklı olan da reyting odaklı esasında. Meselenin özünden uzaklaşmamıza sebep oluyor. Bu konuda ileri gidemediğimizi düşünüyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Halit ağabey bir spiker olmanın da ötesinde çok da iyi bir yorumcuydu, bizde bir türlü yürümeyen bir durum var o da bir yorumcunun da katıldığı maç anlatımı. Esasında bu çağı açan insan Halit Ağabeydi. Şu anda dünyada yayıncılık konusunda söz sahibi olan ülkelerde yorumcu spiker ilişkisinin çok daha iyi olduğunu görüyoruz. Örneklerden yola çıkarak yorumcuların maçlara çok iyi hazırlandıklarını görüyorum aynı Halit Ağabey gibi. Spiker yorumcu ikilisinin ortaya koyduğu standart üstü anlatımlar var. Ben bu konuda biraz yerimizde saydığımız kanaatindeyim. İstediğimiz yere gelemedik şu anda.</p>
<p><b>U.Y:</b> <strong>Bunun sebebi Türkiye’de kurumsal yapıların oluşmasında yaşadığımı sıkıntı diyebilir miyiz? İşler kurumsal olmaktan çok kişisel ilerliyor sanırım.</strong></p>
<p><b>E.T: </b>Bence onunla bağlantısı var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>U.Y: </b><strong>Yani Halit Kıvanç gibi biri ekol yaratabilirdi ama işler bireysel olarak ilerlediği için bu olmadı. Bu da galiba işin heyecan ve reyting gibi yüzeysel kısmına odaklanmamızdan ötürü. Bana şöyle gibi geliyor, bilmiyorum siz ne düşüneceksiniz ama spikerliğe bizler çocukluğumuzda hep öykündük ve taklit ederek öğrendik. Ama bu işi gerçekten iş olarak yapmaya geldiğinde taklitten öteye gidilemedi. Sanki Halit Kıvanç’ı taklit etmek, Ercan Taner’i taklit etmek işin özüne inmemek gibi bir durum varmış gibi geliyor bana sizce nasıl?</strong></p>
<p><b>E.T: </b>Bu saptama doğru. İnsanlar diğer anlatıcılardan etkilenebilirler ve bu yayınlarda da hissedilebilir. Halit Ağabeyin bir sözü vardır; <b><i>bir süre geçtikten sonra yavaş yavaş kendi sesiniz oturmaya başlar, işte o zaman o etkilenmenin dışında kalmak zorundasınız.</i></b> Bu süreden sonra artık tek başınıza kalarak ortaya siz ne koyabiliyorsunuz buna bakmanız gerekiyor. İşte nasıl başarılı olacağınıza dair bundan sonra başlıyor.</p>
<p>Tekrar yorum olayına geldiğimiz zaman yorumcuların bir takıma bağlı olması o takımın yıllarca formasını giymesi kabul edilebilir o formayı giyebilirler ama o yorumcular artık yeni bir şey ortaya koymak zorundadırlar. Nedir bu yeni şeyler? Oyunun hangi yöne gittiği, oyunda spikerle yorumcunun konuşmalarında izleyiciye maçta başka neler olabileceğini göstermek gibi. Burada bir örnek vereceğim; basketbolda Murat Murathanoğlu- İsmet Badem ikilisi ve daha sonraki ekipler bunu başardılar. Ben bu yüzden basketbol yorumcularını futbol yorumcularına göre bir adım önde görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2307 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2.png" alt="" width="1534" height="1151" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Ercan-Taner-2.png 1534w" sizes="(max-width: 1534px) 100vw, 1534px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>U.Y:</b> <strong>Bu esasında oyunun içinde kalmak yani oyunu okuyabilmek, taktiği stratejiyi anlayabilmek, bir takımın planını formasyonunu çözüp seyirciye bunu anlatmak<span class="Apple-converted-space"> </span>aynı zamanda bu seyirci içinde çok öğretici bir şey.</strong></p>
<p><b>E.T: </b>Tabii ki yani oyunun dışına çıkmamak. Oyuncuların özel hayatı, amcasının mesleği, hakemin daha önce ne yaptığı gibi şeyler konuşulabilir ama asıl önemli olan İngiltere ve Almanya’daki gibi izleyiciyi oyunun içinde tutacak şeylerden bahsetmek olmalı. Bu anlatıcının bence birinci görevi olmalı.</p>
<p><b>E.K: </b><strong>Bahsettiğiniz gibi Murat Murathanoğlu ve İsmet Badem var, onlardan sonra TivibuSpor’un Türkiye Ligi spikerleri var, EuroLeague’in son döneminde de İsmail Şenol ile birlikte basketbol yayıncılığını öne çıkaran noktalar var. Basketbol ve voleybol spikerlerinin bu sporları ön plana çıkarmada bir etkisi var mı? Özellikle Murat Kosova’nın Cenk Akyol üzerindeki anlatımı olabilir mi mesela?</strong></p>
<p><b>E.T:</b> Var olmaz olur mu? Murat Kosova’dan sonra İsmail Şenol sonra yine genç arkadaşlarımız var. Bence İhsan Bayülken çok önemli bir koç ve basketbol yayıncılığına da bir ışık getirdi. Bu isimlerin bakış açısı basketbolu izleyicilere sevdirdi. Ben onların anlatımında maç seyrederken oyundan zevk alıyorum. Basketbolda bunlar olabiliyorken futbolda neden olmasın? Mesela oyunda bir takımın savunmasının üçlüden dörtlüye nasıl döndüğü, duran toplarda A takımının B takımına göre nasıl avantaj sağlayabileceği gibi hususlar anlatılsa izleyicinin de hoşuna gideceğini düşünüyorum. İngiltere ve Almanya örneğini bu yüzden verdim. Onların hoşuna gidiyorsa bizim niye gitmesin?</p>
<p><b>E.K: </b><strong>İyi spikerler iyi bir konsantrasyonla oyun vizyonuna ulaşıyor. Mesela kenarda bir oyuncu ısındığı zaman kimin yerine gireceğini önceden söyleyebiliyorlar.</strong></p>
<p><b>E.T: </b>Olabiliyor tabii. Saha içinde de aksayan oyuncuların izleyiciye söylenmesi lazım. Bu oyuncu olmadı, şu ana kadar beşinci top kaybı ya da yoruldu ya da bugün formsuz gibi fark edilen durumların dile getirilmesi ve konuşulması şart bence.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ben çok mutlu oldum. Hem Halit Ağabeyi yad ettik hem de meslekten konuştuk. Sizinle çalışmış ve bu röportajı yapmış olmaktan çok mutluyum. Görüşmek umuduyla.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-taner-hayatim-boyunca-unutamayacagim-seyleri-ondan-ogrendim/">Ercan Taner: Hayatım Boyunca Unutamayacağım Şeyleri O’ndan Öğrendim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ercan-taner-hayatim-boyunca-unutamayacagim-seyleri-ondan-ogrendim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</title>
		<link>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 09:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Pele]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Akın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halit Kıvanç cumhuriyet tarihinin sembol isimlerinden birisiydi. Doğduğu yıllar, kültürel birikimi, iş ahlakı ve sürekli kendisini geliştirmesiyle tam anlamıyla bir cumhuriyet çocuğuydu.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ege Kürkcü, Umut Yiğit</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Halit Kıvanç cumhuriyet tarihinin sembol isimlerinden birisiydi. Doğduğu yıllar, kültürel birikimi, iş ahlakı ve sürekli kendisini geliştirmesiyle tam anlamıyla bir cumhuriyet çocuğuydu. Cumhuriyet çocuğu diyoruz ya, kendisi için de çocukların yeri apayrıydı. 23 Nisan etkinliklerinde bulunan çocuklara yaklaşımıyla, ekranları başında takip edenlere örnek olmuştur. Futbolla geçen hayatından çocuklara verebileceği en güzel hediyenin de bir futbol topu olacağını söylüyor ve Pele’nin imzaladığı topu Oyuncak Müzesi’ne hediye ediyor. Bu topa ev sahipliği yapan Sunay Akın da Halit Kıvanç’tan öğrendiklerini, Halit Kıvanç’ın Oyuncak Müzesi’ne kattıklarını anlattı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit:</strong> <strong>Araştırdıkça, okudukça bambaşka bir karakterle karşı karşıya olduğumuzu hissediyorum Halit Kıvanç’la. Gazeteciliğin, yayıncılığın, cumhuriyet dönemi sonrası şahidi birisi. Gazetecilik var, anlatıcılık var, çevirmenlik var, sunuculuğu var, her şey var. O yüzden böyle birden çok vasfı olan çok ilginç bir insan. Siz nasıl tanımlarsınız Halit Kıvanç’ı?</strong></p>
<p><strong>Sunay Akın:</strong> İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin edebiyat dünyasına baktığımız zaman Halit Kıvanç’ı hep orada görüyoruz. 1950’li yıllar yani. Ama o yılların Türkiye’sinde Halit Kıvanç’ın ilk sıfatı, gazetecidir.</p>
<p>O yıllarda gazeteciler Cağaloğlu geleneği içinde kimlik kazanmışlardı. Yani gazeteler Bab-ı Ali dediğimiz ya da gazetecilerin “Bizim Yokuş” adını verdiği Cağaloğlu’nda bir araya geliyorlardı. Dönemin bütün gazetecileri Cağaloğlu’ndaydı. Aynı zamanda bütün yayınevleri ve bütün delegeler de oradaydı. Bu yüzden gazeteciler şairlerle, yazarlarla, bilim insanlarıyla, tiyatrocularla ve ressamlarla çok yakın arkadaştılar. Muazzam bir birliktelik vardı.</p>
<p>Halit Kıvanç’ın o entelektüel kimliği burada doğmuştur zaten. O yıllarda edebiyatçılar ve tiyatrocular futbol maçı yapmaya karar veriyorlar. Üsküdar sırtlarındaki Altunizade sahasında buluşuyorlar. Çok ilginç orada Altınyurt Spor Kulübü var. Altınyurt’un spor kulübünde de Nâzım Hikmet’in manevi oğlu Memet Fuat görev yapıyor. Yine bu dönemde, bir yanda bir futbol maçı var ama öte yandan da o yıllarda çok ünlü bir dergi çıkıyor, bir edebiyat dergisi. Bu dergi çok önemlidir. Pek çok insan o dönemde burada şiirler, yazılar, öyküler yayımlanmıştır. Örneğin Edip Cansever, Ülkü Tamer, hafızam beni yanıltmıyorsa Cüneyt Arkın’ın da öyküsü orada çıkmıştır. Fahrettin Cüreklibatır da oraya gidip geliyor yani o temasın içinde, Cemal Süreya da öyle. Cemal Süreya ile sohbetimizde Cüneyt Arkın ile A Dergisi vesilesiyle tanıştığını söylemişti. Demek ki sanatla bir şekilde buluşan insanlar hep bir aradaydılar ve şimdi bu futbol maçından söz ederken niye bir A Dergisi, edebiyat dergisinden söz ediyoruz; bu dönemin ortamını daha iyi anlayabilmek için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2123 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner.jpg" alt="" width="709" height="1066" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-200x301.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-400x601.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-600x902.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-681x1024.jpg 681w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner.jpg 709w" sizes="(max-width: 709px) 100vw, 709px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O futbol maçına, Altınyurt Spor Kulübü forma veriyor. Daha doğrusu maçın hakemi Halit Kıvanç ve Halit Kıvanç’ın giydiği formada Altınyurt Spor Kulübünün arması, küçük bir “a” harfi var. Bu “a” harfi aynı zamanda A Dergisi’nin de logosu. Şimdi bir spor kulübü, bir edebiyat dergisi şairlerin, yazarların, edebiyatçıların ve tiyatrocuların yapmış olduğu bir futbol maçı ve hakem Halit Kıvanç. O yılların iklimini bize anlatıyor “a” harfi. Böyle bir dönem. Halit Kıvanç maçı yönetiyor. Çok da güzel yönetiyor ama tabii çok gırgır yönetiyor. Bunu edebiyatçıların kalecisi Adnan Özyalçıner ustamdan bizzat dinlemiştim, o da o maçta kaleciydi. Maçı 5-3 edebiyatçılar kazanıyor ama Halit Kıvanç maçın kopmaması, dengeye gelmesi ve beraberlikle sonuçlanması için elinden geleni yapıyor.</p>
<p>Halit Kıvanç böylesine entelektüel bir ortamda yetişmiştir. Fakat dediğim gibi bunun köklerini, bunun kültürel genlerini, Cağaloğlu geleneğinden almıştır. O dönemin yazarlarının, aydınlarının, sanatçılarının, bilim insanlarının hepsinin mutlaka haftada bir gün uğradığı, en azından yokuşta birbirleriyle selamlaştığı, görüştüğü, yayınevlerinde, gazetelerinde ya da dergi bürolarında karşılaştığı Cağaloğlu’nun ortamını iyi anlamalıyız ki Halit Kıvanç’ı anlayalabilelim. Benim Halit Kıvanç’ı ilk gördüğüm yer de burasıdır. Milliyet Gazetesi’ne giderken görmüştüm onu ilk kez. Ortaokul yıllarında öğrenciydim, ilk orada gördüm Halit Kıvanç’ı, Cağaloğlu’nda.</p>
<blockquote><p>Zamanla Cağaloğlu’nu dağıttılar ve o hafızayı yok ettiler.</p></blockquote>
<p><strong>U.Y: Çok güzel ortammış.</strong></p>
<p><strong>S.A:</strong> Zaten 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye’yi yaşadığımız şu karanlık döneme hazırlayan en önemli hamlelerden, hafıza kayıplarından biri Cağaloğlu’nun ortadan kaldırılmasıdır. Her zaman basının bir sermaye ile ilişkisi vardı elbette ama gazetelerin başında gazeteci olan yöneticiler vardı o zamanlar. Zamanla Cağaloğlu’nu dağıttılar ve o hafızayı yok ettiler. Sadece Cumhuriyet tarihi için değil Osmanlı döneminde başlayan modernleşme tarihimiz için de çok önemli bir yere sahipti anlattığım bu kültürün kökleri.</p>
<p><strong>Ege Kürkcü:</strong> <strong>Her dünya kupasıyla ilgili anısı var ve bütün bir ülke tek bir ses dinliyor ki o da Halit Kıvanç’ın sesi. 1950’lerde henüz ismi duyulmamış bir futbolcuyken ilk kez onunla Halit Kıvanç röportaj yapıyor. Pele de ona imzalı bir top veriyor. Ve şu an o top İstanbul Oyuncak Müzesi’nde.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Evet. Benim çocukluğumda iletişimde plaklar çok önemliydi. Sadece müzik dinlemezdik, ben çok severdim plakları. Okula başlamadan bile plak koleksiyonu yapıyordum, plaklar alıyordum ve evde teypli plaklar dinliyordum. 5-6 yaşındaydım. Plağı çizmeden o teybin iğnesini plağa koymayı ve sonra onu kaldırmayı çok iyi biliyordum. İşte çok sevdiğim plaklardan biri Halit Kıvanç’ın anlattığı maçlardı. Böyle bir plağı vardı Halit Kıvanç’ın.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ben radyodan çok hatırlamıyorum sonradan çok dinledim tabii ama onunla ilk futbol anlatımında karşılaşmam bir plak sayesinde olmuştur. 1958 İsveç Dünya Kupası çok önemlidir. İsveç Dünya Kupası’nın önemi şu; 1930 yılında Uruguay’da ilk Dünya Kupası düzenlenmeden önce futbol maçları olimpiyatlarda oynanıyordu. 1924 Olimpiyatları’nda, 1928 Olimpiyatları’nda bir Latin Amerika takımı olan Uruguay şampiyon oldu. Oysa o yıllarda sömürgeci Avrupa hep Amerika yerlileri köle olarak gördüğü için ırkçı denebilecek şekilde aşağılayıcı gözlerle bakıyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><strong>Halit Kıvanç medyanın şairidir</strong></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2300 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur.jpg" alt="" width="261" height="193" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur-200x148.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur.jpg 261w" sizes="(max-width: 261px) 100vw, 261px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşünsene beyaz adam için son derece değerli olan bir futbol turnuvasının kupasını o “aşağılık” insanlar alıyorlar ve Uruguay’a götürüyorlardı. Bu yüzden ilk dünya kupası Uruguay’da yapılıyor çoğu ülke de gitmiyor ve katılmıyordu. Ondan sonra sürekli olarak Latin Amerika için futbol beyaz adama bir başkaldırı simgesine dönüşmüştü. Ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, yani 1958’de İsveç’de Dünya Kupası düzenlenmesine karar veriliyor. Brezilya, Uruguay ve Arjantin gibi Latin Amerika takımları Avrupa’ya gelmiş oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabii Halit Kıvanç röportaj yapmak için Brezilya kampına gidiyor. Brezilya’nın en ünlü futbolcularıyla da randevu ayarlıyor. Bu arada bana bu hikâyeyi bizzat kendi ağzından dinlemek nasip oldu. Brezilya’nın kamp yaptığı otele gidiyor röportaj yapacak karşısına kimsenin tanımadığı, gencecik, çocuk denebilecek yaşta birini getiriyorlar. “Öteki futbolcular yok efendim bununla röportaj yap.” diyorlar. Halit Kıvanç “Haliyle bozuldum Sunay.” demişti. “Çocuk da bana bakıyor böyle, sevimli bir çocuk, ayıp olmasın diye çocuğa çıkardım soruları yaptım röportajı Bu arada onu getiren refakatçısı bana dedi ki bu çok ünlü olacak. Neyse yaptım röportajı döneceğim artık ama hiç keyfim yerinde değil. Bir baktım tam o anda giderken bir top aldı eline imzaladı ve bana uzattı. İçimden dedim ki ya şuna bak adam oldu da bir de top imzalıyor.” Topun üstünde Pele yazıyor ve o Dünya Kupası’nı Brezilya Pele’nin inanılmaz futboluyla kazanıyor.</p>
<p>Tabii Halit Kıvanç’la pek çok yerde karşılaştık, sohbet ettik. Ben İstanbul Oyuncak Müzesi’ni kurma aşamasındayken bana dedi ki “Oyuncak Müzesi’ne geldiğimde Pele’nin topunu sana armağan edeceğim” ve sözünü tuttu Halit ağabey. Ne mutlu bana ki o topu İstanbul Oyuncak Müzesine verdi.<strong> “Çünkü bu topun kalıcı olması gerekir, herkesle buluşması gerekir, o yüzden bunun yeri bir müzedir, zaten dünyanın en büyük oyuncağı top değil midir?” diyerek o topu İstanbul Oyuncak Müzesi’ne bağışladı.</strong> Bütün dünyayı peşinden koşturan toptur. Dünya kupaları onsuz olmaz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2299 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halit Kıvanç gerçekten büyük bir yetenekti hatta medyanın şairiydi diyeyim.<span class="Apple-converted-space"> </span>Spikerlik, sunuculuk, anlatıcılık her anlamda çok yetkin bir insandı. Bakın TRT’nin siyah beyaz olduğu yıllarda, iyi spikerler vardı ama hani, “TRT sunuculuğu” denir ya o dille konuşuyorlardı. Bunun dışına çıkan çok ender örnekler vardı, bunların başında Halit Kıvanç gelir. O’ndan sonra da Fecri Ebcioğlu, çok sonra da Orhan Boran, Cenk Koray. Bu saydığım dört isim televizyon dünyasında, sunuculukta çok önemlidir. Tabii bunların öncüsü, insanların en çok dinlemek istediği kişi Halit Kıvanç’tı. Spikerliğe bir karakteri, bir kimlik kazandırdı. Nerede bir etkinlik, bir sahne ya da bir televizyon programı seyretsek Halit Kıvanç’ı orada görmek isterdik. Başarılı biri olmasına ek olarak çok da güzel bir insandı güler yüzlü ve umut doluydu.</p>
<p>Ben onu hiçbir zaman karamsar, kötümserlik içerisinde, tatsız tuzsuz görmedim. Bence bir aktördü aynı zamanda. Büyük bir drama yeteneği vardı. Ve bence bu da entelektüel birikiminden kaynaklanıyordu. Binlerce tiyatro oyunu seyretmiş, konsere gitmiş, kitaplar okumuştur Halit Kıvanç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hâl böyle olunca insanların karşısına çıktığı zaman bilgeliğinin ışığıyla her şeyi aydınlatıyordu. Çok kendine özgü bir dili, bir Türkçesi vardı. Anlatım esnasında da bunu çok iyi kullanıyordu. Tatsız tuzsuz giden bir maçı bile öyle bir anlatıyordu ki, seyircinin enerjisi yükseltiyor, iştahını açıyordu. 23 Nisan etkinliklerini sunduğu dönemler ise Halit Kıvanç’ın zirvede olduğu zamanlardı. Ortada bir Halit Kıvanç var onun etrafında kusursuz şekilde bir şeyler oluyordu. Bunu yaparken asla kibirli, böbürlenen, rol çalan biri olmuyordu. Çok alçak gönüllü, çok yumuşak, sevgi ve saygı dolu, gerçek bir cumhuriyet aydınıydı. Cumhuriyetin bütün değerlerini onda görebilirsiniz.</p>
<h4>Beynindeki çekmeceleri doğru tasnif ediyorsun, sevdiğin şeyleri koyup onları unutmuyorsun</h4>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Halit Kıvanç’ın hikâye anlatıcılığı kısmında daha doğal, organik bir tarafı var. Sanırım bunun da hafızayla bir ilişkisi var. Hafızası da güçlüymüş ek olarak iyi de bir arşivciymiş.<span class="Apple-converted-space"> </span></strong></p>
<p><strong>S.A:</strong> Hayatı boyunca yaptığı işleri gelip geçici bir şey gibi görmedi. Onları hep içselleştirdi. O anları yaşadı ve orada mutluydu. Zaten anlatıcılık ve sahne öyle bir şeydir. İşte başlıyoruz, iki saat sonra ineceğiz sahneden ya da maç başlıyor 90 dakika sonra bitecek gibi bakmadı yaptığı işlere. O anları hep beyniyle, kalbiyle, her şeyiyle yaşadı. Dolayısıyla bu zihnindeki çekmeceleri tasnif ederken bir iş olarak girmedi, ben de öyleyim. Yaptığım hiçbir şeyi iş olarak görmüyorum, sevdiğim için, mutlu olduğum için yapıyorum. Öyle olunca da bu hafızan kuvvetli oluyor. Beyindeki çekmeceleri doğru tasnif ediyorsun, sevdiğin şeyleri koyuyorsun, o zaman onları unutmuyorsun. Kendi adıma söyleyeyim, benim yetişmemde Halit Kıvanç en önemli isimlerden biridir. Orhan Boran, Halit Kıvanç, Altan Erbulak, Erol Günaydın çocukluğumuzun dünyasında çok etkiliydiler, bizden sonra da Barış Manço önemli bir karakterdi. Bu isimler çocuklara birey olduğunu hissettiriyorlardı. Onların gözünde biz çocuk değildik, biz çok değerliydik, biz dünyanın en önemli insanlarıydık. Halit Kıvanç da o diğer güzel insanlar da bize hep bunu hissettirdiler, bunu çok önemsiyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Oyuncak Müzesi’nin açılış sürecinde katkılarından bahsettik, hediye ettiği Pele imzalı top en başta olmak üzere. Bunun dışında müze hakkında genel olarak ne düşünüyordu, örneğin oyuncak hediye etti mi kendi oyuncaklarından?</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Kendi oyuncakları yoktu. Bana, birkaç tane dünya kupası maskotu hediye etmişti. Kendi çocukluğuna ait oyuncakları yoktu, zaten onun çocukluğunda doğru dürüst oyuncak da yoktu diyebiliriz. Fakat müzenin en büyük destekçisiydi, müzenin açılışını zaten o yapmıştı. Müzenin açılışını sundu, 23 Nisan’larda da hep burada oldu. 23 Nisan bizim için en önemli gündür, müzemizin de kurulduğu gündür. 23 Nisan etkinliklerinde balkondan elinde mikrofonuyla seslenirdi Halit Kıvanç. Etkinliğe hep o hakim olurdu, rahatsızlığı ortaya çıkana kadar bizimleydi, müzedeydi. Müze etkinliklerine hep gelirdi. Hiçbir zaman, müzenin etkinliklerinde bizi yalnız bırakmadı. Burayı çok seviyordu biz de onu çok seviyorduk, zaten Halit Kıvanç sevilmez mi, Halit Kıvanç’ı sevmeyen insanlığı sevmez. Halit Kıvanç büyük bir hümanizmaydı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h4>Halit Kıvanç çok güzel, sağlam bir kumaştı</h4>
<p><b>E.K.: </b><strong>2012’de Avrupa Oyun Çocuk ve Oyuncak Müzeleri Birliği’nde sanırım sizinle birlikte sahnedeydi?</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Evet tabii. Çocuk dünyasına hitap eden her yere gelmek isterdi. O etkinlikte de, çocuk dünyasına katkıda bulunan, onu yücelten insanlara müze adına plaketler, ödüller verdik. Tabii ki Halit Kıvanç da oradaydı. Dedim ya böyle onlarca etkinlikler var.</p>
<p>Etkinlikler dışında da görüşürdük. Eşi Bülbin Hanım da çok değerli bir insandı. Çok güzel insanlardı. Hani her kuşak der ya bizden sonrası ne olacak, her şey bozuluyor. Çok klasik bir söylem. Ben öyle düşünmüyorum gençlik her zaman daha iyidir, Halit Kıvanç da öyle düşünmezdi. Gençleri severdi, gençler her zaman bizden daha iyi olacak derdi.</p>
<p>Halit Kıvanç kelimenin tam anlamıyla asil bir insandı biliyor musun, yani böyle çok sağlam güzel bir kumaştı. Dokunursun ya böyle kadife gibi, gözünü kapat, eline kumaş parçaları dokunduğun “bu neymiş ya” dersin ya, öyle kaliteli bir insandı. Hayatımıza da öyle dokunmuştur, o güzelliği katmıştır.</p>
<p>1966 Dünya Kupası’yla ilgili bizzat anlatmıştı. Kupanın belgeselini Abidin Dino çekmiş. Abidin Dino’ya kupa başlamadan önce hangi açıdan, hangi pozisyonu sahada nasıl çekeceğinin çizimlerini bile yapmış. Bu kitap olarak çıktı sonradan. 60’lar, işte sözünü ettiğim insanlarla ile Halit Kıvanç’ın bir arada olduğu zamanlar. O kuşağın temsilcileri gibi Halit Kıvanç da on parmağında on marifet denilen insanlardandır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2301 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Bizim Halit Kıvanç’ımız futbolu yıllar önce öyküleştirdi.</p></blockquote>
<p><b>E.K: </b><strong>Fıkra kitapları üstüne çalıştık, dünya kupası anıları, bir kupanın bütün tarihi, 1930’ları kaçırdıktan sonra, 1950’lerden itibaren hepsini birebir şahidi olarak anlattığı anılar. Onları o kitapta okumak bambaşka bir şey.</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Ben Eduardo Galeano’nun <i>Gölgede ve Güneşte</i> <i>Futbol</i> kitabını okuduğumda dedim ki Halit ağabeyin kitaplarının yanında bu bir şey değilmiş. Çok daha eskidir onunkiler Galeano’nun kitabından. Öyle bir dil oluşturmuştu ki futbolu hikâyeleştirerek sadece sahayı değil, saha dışındaki olaylarıyla harmanlayarak renklendiriyordu. Bizim Halit Kıvanç’ımız futbolu yıllar önce öyküleştirdi.</p>
<p><b>E.K: </b><strong>Dünya Kupası’nda olağan şekilde bir spikerin yaptığı gibi maçta olanları anlatıyor. Kupa sürecinde Arjantin sokaklarında yaşadıklarını anlatırken çıkıp Arjantinlilerle Arjantinliymiş gibi seviniyor. Fakat oradaki nokta Arjantinliler kupaya sevinirken Halit Kıvanç da o dönem ilk televizyon yayınını kilometrelerce uzaktan yapabildiği için seviniyor. Bambaşka hikâyeler barındırıyor içinde.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Yani bu da şunu gösteriyor aslında Halit Kıvanç dünya kupalarında bir çelebi oluyor. Nasıl Evliya Çelebi gezip, gördüğü yerleri yazmış. Farkına varmadan Halit Kıvanç’ın yazılarında büyük bir gezginle karşılaşıyoruz. Gittiği yerleri, oranın kültürünü, coğrafyasını anlatıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Gittiği her yeri anlatıyor bizlere bilgiler sunuyor böylece hiç gitmediğimiz yerlerdeki kültürü tanıma şansına erişiyoruz. Bu da gerçek bir gezgin olduğunun kanıtıdır. Çok yönlü dedim ya gidip oturup 90 dakika maç anlatıp, çıkıp giden biri değil.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Hem öncesi var hem de sonrası var, yaşanan her şeyi anlatıyor.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>O yıllarda iletişim bu kadar güçlü değil. O gördüğü her şeyi, “Ya bak ben bunu ülkemin insanına nasıl anlatmalıyım, bunlardan haberdar olmalı benim ülkem, bu bilgiye sahip olmalı.” kaygısıyla anlatıyordu. Gideyim günümü gün edeyim, çıkayım maç anlatayım gibi davranmıyordu. Gördüğü her güzelliği gelip buraya anlatma çabası ve sorumluluğu hissediyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Az önce dediniz ya işini bir iş olarak değil kitabında dediği gibi <i>“Futbol Bir Aşk”</i> gözüyle bakıyor. Hem işini çok seviyor hem insanları çok seviyor.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Halit Kıvanç her şeye öyle baktı ya. Yaptığı işten en büyük verimi çıkarmaya odaklıydı.</p>
<p><b>U.Y:</b> <strong>İtalya’ya gitmişken Papa ile röportaj yapmak gibi.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Tabii, Halit Kıvanç’ın röportajları bambaşka. Benim için onu ilk duyduğum yer futbol olduğu için sadece bu alanda gibi geliyor ama sonradan ben de o hocayı tanıdıkça, hele ki kendisiyle sohbet ettikçe büyük bir okyanus olduğunu gördüm. Büyük bir entelektüel, hümanist, adaletli, vicdanlı ve sevgi doluydu. Kötü hiçbir şey duymadım ben ondan, birisine kötü bir söz, hakaret, küfür vs. hiç duymadım. Bu insanların böyle bir asaleti vardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2302 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-scaled.jpg" alt="" width="1440" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-169x300.jpg 169w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-200x355.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-400x711.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-576x1024.jpg 576w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-600x1066.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-768x1365.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-800x1422.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-864x1536.jpg 864w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-1152x2048.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-1200x2133.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-scaled.jpg 1440w" sizes="(max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>E.K.:</b> <strong>Kendi ağzından da açıklaması var, kırgın olurdum ama bunu yansıtmazdım diye.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Hiç yansıtmazdı. Eskilerin değişi ile evliya gibi bir adamdı. Çok, çok güzel biriydi. Ondan çok şey öğrendik, bize çok şey kattı. Ben okuldan aldıklarımdan daha çok, okul olmayan yerlerde bu güzel insanlardan çok şey öğrendim. Onlar bizim hocalarımız oldu, en büyük şansımız buydu. Bizim yetiştiğimiz dönem böyle bir dönemdi işte.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Biz nesil olarak 2010’ların başından itibaren <i>NTV Spor</i> döneminde yakalayabildik. <a href="https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/">Mert Aydın</a>’la yaptığı programla.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Tabii ne güzeldi o programları değil mi, radyo programları da çok güzeldi.</p>
<blockquote><p>Bütün Cumhuriyet değerlerinin temsilcisiydi.</p></blockquote>
<p><b>E.K: </b><strong>İnanılmazdı. Gazete küpürlerini açıp o masada hepsi üzerinden örnek veriyordu. <i>NTV Spor</i> döneminde arşivlerini ekrana yansıtmak için her şeyi yapıyordu.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Müthiş. Şu vardı; çok zulüm, çok haksızlıklar yapılmıştı. Bu kadar değerli bir insan. Türkiye’nin bu son siyasi yapılanmasında neler vardı biliyorsun, ne bayramlar hiç akla gelmez mi? Halit Kıvanç ya. Ne kötülük yapmış ki Halit Kıvanç ülkeye. Çok itilmişti yani bütün cumhuriyetin değerlerinin temsilcisiydi. Cumhuriyetin güzel değerleri derken nedir işte insan hakları, demokrasi, adalet. Zaten hukukçu kendisi biliyorsun, hakimlik yapmış yani.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Cağaloğlu’nda gördüğüm insanlar başkaydı, ben Yaşar Kemal’i de, Aziz Nesin’i de ilk orada gördüm. Ortaokul öğrencisiyim daha lisede bile değilim ya ama okuyorum. Hafta sonları hep oraya giderdim. Cebimde harçlığım bir sosisli almaya yetiyordu. O Sirkeci’deki büfeden, Üsküdar’daki evime dönerken sosisli alıyordum. Evime yürürdüm niye biliyor musun? Birilerini göreyim diye. Ve muhakkak birkaç kişi görürdüm. Şimdi Halit Kıvanç diyoruz ya o etrafıyla beraber şekillenen güzel insanlardandı. Haydar Ergülen’in dediği gibi “O iyi insanlar o güzel atlara bindiler çekip gittiler.” Yaşar Kemal’in olarak bilinir ama Haydar Ergülen’in sözüdür o.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2303 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümit Kıvanç: Babam Nesiller Boyu Memleketin En Tanınmış İnsanıydı</title>
		<link>https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2023 09:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[1. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[Pele]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Kıvanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halit Kıvanç’ın televizyonda, radyoda sesini duymaya alışığız. Duygularını gizlemeden her sunumu daha da keyifli hale getirmesini sevdik. Peki daha içeriden baktığımızda Halit Kıvanç nasıl biriydi?</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/">Ümit Kıvanç: Babam Nesiller Boyu Memleketin En Tanınmış İnsanıydı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong><em>-Fikriye Yılmaz, Umut Yiğit</em></strong></p>
<blockquote><p>Halit Kıvanç’ın televizyonda, radyoda sesini duymaya alışığız. Duygularını gizlemeden her sunumu daha da keyifli hale getirmesini sevdik. Peki daha içeriden baktığımızda Halit Kıvanç nasıl biriydi? Babasının “Boynuz kulağı geçti!” diye anlattığı sinemacı, belgeselci ve yazar Ümit Kıvanç’tan hikâyelerle Türkiye’nin Halit ağabeyini konuştuk.</p></blockquote>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Umut Yiğit:</strong> <strong>Sizin jenerasyonunuz ile sonraki jenerasyonun tanıdığı Halit Kıvanç farklı. Biraz bundan bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>Ümit Kıvanç:</strong> Babam birkaç kuşak boyunca memleketin en tanınmış birkaç kişisinden birisiydi. Yolda gören herkesin tanıyacağı biri olarak yıllarını geçirdi. Bunda şöyle bir gelişimin rolü var. Önce maç spikeriydi, milyonlarca insan radyodan maç dinlediği için babam da dahil olmak üzere birkaç kişinin sesini iyi biliyordu. Maç spikerliği kariyeri bitmesine yakın çoklu televizyon başladı. Önce Teknik Üniversite televizyonu, sonra TRT’nin tek kanalı, sonra da siyah beyaz olduğu döneme geçti. Teknik Üniversite televizyonu yaygın bir şey değildi, çok az sayıda insanın evinde televizyon vardı ve ismi de deneme yayınıydı. TRT ile birlikte daha önce hayatımızda olmayan bir sürü yarışma programları başladı. Bunların çoğunda babam vardı. TRT’de çalışmıyordu ama aralarında nasıl bir ilişki varsa her hafta Ankara’ya gidiyordu. Bir program bitiyordu, öteki program başlıyordu. Spor, futbol zaten devam ediyordu. Sonra sunuculuğa da başladı. Maç seyretmeyen, televizyon programları seyretmeyen ama sahne gösterilerine, konserlere giden insanlar için de tanınan biri haline geldi. Futbol meraklılarından sonra başka bir kitle de onu çok yakından tanır oldu, çocuklar. TRT, 23 Nisan Çocuk Şenliği adında bir program yapıyordu. Dünyanın farklı yerlerinden çocuk grupları geliyor, halk oyunları oynuyorlardı. Biz tabii büyümüştük, bu yüzden ben doğru dürüst seyretmedim bile ama bizden bir iki sonrası için çocukluk anıları içerisinde çok hoş hatırladıkları bir anı haline gelmiş. Uzun zamandır babam o kadar da ortalıkta gözükmemeye başladı ama yine de çok tanınıyordu. Fakat bu arada onu tanımayan bir kuşak yetişmeye başlamıştı. Hastalığının ilk zamanında idrakinde de hafif bulanmalar başladığı zaman, kendisini tanımayan genç birilerine rastladığında çok şaşırıyordu. Anlam veremiyordu. Birisi onu nasıl tanımayabilirdi, böyle bir şey mümkün değildi. Belki zihnini bulandıran sebeplerden birisi de bu olmuş olabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Fikriye Yılmaz:</strong> <strong>Benim neslim de Halit Kıvanç’a yetişemedi ama ben kendisini hep inanılmaz enerjisiyle, hayat dolu oluşuyla hatırlıyorum. Peki, Halit Kıvanç evin içinde kimdi? Nasıl bir baba, nasıl bir eşti?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Bizim evin işleyişinde belirleyici olan her zaman annemdi. Bu durum sanırım babamın da çok işine geliyordu. Çünkü annemin çekip çevirdiği, idare ettiği bir yerdi bizim evimiz. Ben babam gibi insanlara sahne insanları diye bir isim veririm. Bu insanların bizlerle ilişkisi, dünya ile ilişkisi ve kendileri ile ilişkisi farklıdır. İlk bakışta çok bencil, çok benmerkezci gözükürler. Bu kötü biri oldukları anlamına gelmez ama kendileriyle meşguldürler esas olarak. Annem gibi her şeyi idare edebilen birinin olması bu anlamda babamın işini çok kolaylaştırdı. Sürekli işi olan, devamlı bir yerlere gitmesi gereken, işi için sürekli hazırlanan, iş disiplini çok yüksek bir insandı. Magazin, televizyon sunuculuğu gibi işlerdeki birçok insan öyle değildir, daha rahattırlar. Kaç senelik maç spikeriyken hâlâ her hafta, maçtan bir gün önce tuvalete girer orada cümleler kurar, yabancı takımların, yabancı oyuncuların isimlerini, okunuşlarını ezberlerdi. İçerden duyardık sesini. Kendi işleriyle meşguldü sesini korumak için birtakım şeyler yapardı. Bir de tabii sahneye hazırlanma faslı vardı. 120 tane kravatı tek tek takıp “Bu olmuş mu, bu olmuş mu?” diye anneme sorardı. Etrafıyla çok ilgili bir insan değildi. Çalışma masası insanı değildi ancak gazetelerde çalıştı, kitap yazdı. O durumlarda masada daktilo başında görebilirdik. Bir de babamın bitmek bilmeyen bir oda yerleştirme şeyi vardır. Ciltler, kupürler gibi şeyler biriktirir, sonra bir kısmını işe yaramıyor artık diye atar fakat sürekli birtakım kupürler kesilir, birtakım çekmecelere konurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2285 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ.jpg" alt="" width="1200" height="1679" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-200x280.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-214x300.jpg 214w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-400x560.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-600x840.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-732x1024.jpg 732w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-768x1075.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-800x1119.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-1098x1536.jpg 1098w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Gazete kupürleri dediğinizde hatırladım, Socrates dergiye bir arşiv hediye etmiş. <a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın</a>’a da Pele’nin imzalı topunu hediye etti. Hep bir arşivci tarafı vardı sanırım.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Tabii, çok insana çok şey verdi. Pele’nin imzalı topunun da havası sönmüştü artık. Evde hep oynardım o topla ama sadece evde oynardım, dışarı çıkarmazdım. Babam aslında çok güncellik insanıydı. Mesela arşivciydi ama “Aa tamam bunun zamanı geçti. Artık işe yaramaz.” dediği noktada onun açısından devreden çıkmış oluyordu. Babamdaki bu özellik bir gazeteci için çok önemli bir özelliktir. Şöyle bir anekdot anlatayım. Bir ara daha çok arşivi varken ufak çekmeceleri vardı, içi kupür dolu. Bir gün biz Erol Günaydın’dan bahsediyorduk. Arkadaşımla birlikte bir proje düşünmüştük. Hayatının evrelerini kendisinin oynadığı bir belgesel yapma planımız vardı. Bu konuyu evde açmıştım, babamın da ahbabı tabii Erol Günaydın. Erol Günaydın’ı evlendiği zaman, evleri hazır olmadığı için para toplayıp otele göndermişler. “Hatta yazmıştım ben bunu Fırt’ta.” dedi. İçeri gitti ve beş dakika sonra elinde kupürle geldi. Böyle bir tarafı da vardı arşivciliğinin.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>Kimseyle mi bir kavgası olmaz insanın?</p></blockquote>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bir baba olarak otoriter ve disiplinli miydi?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> O işlere annem bakardı, öyle söyleyeyim. Babamın hayat felsefesi şöyle özetlenebilir: Aman bir tatsızlık çıkmasın. Kaprisli, egosu yüksek insanların cirit attığı alanlarda bunca sene yaşayıp da kimseyle mi bir kavgası olmaz insanın? Bir şeye karışmaması da mümkün değil. Kim geldi, kim gittiye kadar her şeyle uğraşması gereken bir pozisyondaydı hep ama mesela onun aleyhinde konuşan kimse çıkmadı. Magazin alemi her türlü dedikodunun olabildiği bir yer sonuçta. Genellikle iyi anılır, insanlar güvenirdi. O anlamda başarılıydı bence.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İyi yönetiyordu ilişkilerini benim anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Herhalde. Öbür insanlar tarafından bakıldığında başarılı gözüküyor. Kimseyle özel bir meselesi yoktu.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Halit Kıvanç ikamesi olan biri de değil ya, bir sunucu, bir gazeteci gibi birçok vasfı bir arada topladığı için kimsenin herhalde onun yerine geçmek veya onun yerini kaybetmek gibi derdi de olmadı hiç.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Türkiye’de birtakım işlerde hiçbir zaman insan fazlalığı olmazdı zaten. Mesela uzun bir zaman boyunca Orhan Boran, Halit Kıvanç, Erkan Yolaç vardı. Üç tane bilinen sunucu. Herkesin alanı, kulvarı belliydi. Annem de babam dolayısıyla birçok ünlü şarkıcı, müzisyen, sahne sanatçısı insanla tanışmıştır. Onun da bir güvenirliği vardır onlar tarafında. Bülbin abla diye de bir müessese vardı yani. Babamın da biraz sırtını dayadığı bir müesseseydi o.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Peki böyle sürtüştüğünüz, ters düştüğünüz bir şey var mıydı?</strong></p>
</div>
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ü.K:</strong> Babamın kendi başına bir kural koyması, bir şeyi yasaklaması ya da seni cezalandırması gibi bir olay hiç olmadı. Tabii, 19 yaşında bir genç olarak solcu oluyorsun ve bir yıl sonra her gün üç beş kişi ölmeye başlıyor memlekette. Babam gibi birinin hayatında olacak işler değildi bunlar. Hiç hoşlarına gitmiyordu ama çok kavga etmemiştik yine de. <strong>“Siz Ümit’in babası mısınız?” diyenler oldu.</strong></p>
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Sizin için “Boynuz kulağı geçti.” diyor Futbol Bir Aşk kitabında.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Ben de yazmaya, çizmeye, film yapmaya başladıktan sonra, beni de tanıyan birileri çıkmaya başladı. Ve bir yerlerde onun karşısına çıkıp “Siz Ümit’in babası mısınız?” diyenler oldu. Yoksa babamla kim boy ölçüşebilir, böyle bir şey olamaz.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Peki bu sizin belgesele, sinemaya yönelmenizle ilgili özel bir durum var mı? Yani gazetecilikle belgeselcilik biraz göbek bağı olan şeyler.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet bir bağ var tabii ki. Yaşam alanlarımız çok ayrıydı bizim.<strong> Biz internet gazetesi diye bir yerde yazmaya başlamıştık. Mesela babam onu anlayamadı. Soruyor mesela “Patronu kim?” diye. Eski bir gazete gibi düşünüyor. “Nerede?” diyor mesela. Diyoruz “Yeri yok bunun.”</strong> Sahne insanlarının böyle bir trajedisi var. Sen dünyanın en tanınmış insanı da olsan, belli bir yerde seni emekli ediyorlar. Başka türlü yaşamayı bilmiyordu ki. Bütün hayatını yıllar boyunca sahnede geçirmiş. O olmayınca tabii babam için biraz zor oldu.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Sizin ilgi alanlarınız farklıydı. Onun neyi sevdiği, neyle ilgilendiği, neye yöneldiği belli. Peki sizi teşvik etmeye çalıştı mı?</strong></p>
<p>Ü<strong>.K:</strong> Fiilen o bir şey için çalışmış olmasa bile, o evde yetiştiğim için düzgün bir Türkçe konuşabiliyorum. Ben sekiz yaşındaydım eski daktilosunu bana verdiğinde. Sekiz yaşında önüme daktilo konduğu için muhtemelen benim hayatımda bir şeyler değişti tabii ki. Sürekli yazılan, çizilen, okunan bir yerde bulunmak insanı çok şekillendiren bir şey.</p>
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Sizin yazar kimliğiniz de daha o yaşta oluşmaya başladı herhalde.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> O kadarını iddia edemem tabii ama sonuçta ona bir kapı açılmış gibi. İçeriye bakıyorsun orada ne var diye.</p>
<p><strong>U.Y: O dünyanın içinde doğmak gibi bir şey.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Gazeteye gidiyordu, beni de götürüyordu. Ağabeyler vardı orada. İnsanın hoşuna gidiyor tabii. Belki de bir şeyler kapıyorduk bilmiyorum. Ben sonra gazetede çalışmaya başladığımda zaten bildiğim bir yere gitmiş oldum. Bunlar büyük avantajlardı. Sonrasında yollarımız ayrıldı. Şu meşhur 12 Eylül öncesi dönemde bambaşka<br />
bir hayat oldu. Bizim kafamız çok başkaydı, uğraştığımız şeyler başka, dertlerimiz başka. Onu bugün anlatabilmek zor tabii. Bizim öyle büyük bir kavga gürültümüz de büyük bir iş birliğimiz de olmadı.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İdeolojik duruş olarak Halit Kıvanç’a dair hiçbir şey bilmiyoruz. Size dair çok şey biliyoruz ama.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Babam da annem de tipik bir cumhuriyet çocuğudur. Onların kuşak günümüzün meselelerine biraz daha öncesinin bakış açısıyla bakarlar. Onların yaşındaki insanların böyle olması da çok doğal çünkü en ateşli zamanda yetiştirilmişler. Şimdi onlardan da eski kafayla bugünün sorunlarına bakan çok insan var.</p>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>Babam çok uzun süre insanların sandığından çok daha az para kazandı. Mesela TRT’den komik paralar alıyorlardı. Maç anlatmayı bırakmasının sebeplerinden biri de bu. Bir yere taksiyle gidip geliyor, alacağı paradan bir şey kalmıyordu ama devam ediyordu. Çünkü mikrofonda olmak istiyordu. Hani derler ya sahne tozu diye, öyle bir şey var gerçekten.</p></blockquote>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y: İdeolojik olarak sizinle bambaşka bir noktada oluşu bana çok sağlıklı bir ebeveyn davranışı gibi geliyor. Sizin bu şekilde bir ideolojik duruş sergileyebiliyor olmanızda, fikrinizin arkasında durabiliyor olmanızda babanızın ya da annenizin payı ne kadar?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Annem solcu diyemeyiz ama sola meyilli bir insandı. Zaten Türkiye’de bugün bile hala solla Kemalizm arasında bana göre olmaması gereken ama fiilen de meydana gelmiş bir yakınlık var. “Canım onlar da bizden değil mi?” diyorlar ama sonuçta darbe oluyor ve solcu gençleri asıyorlar. Ben onlara Ecevit’in aslında o kadar da iyi bir adam olmadığını anlatmaya çalışıyordum gençken, böyle tartışmalar oluyordu. İnsanları daha keskin bir şekilde karşı karşıya getirebilecek köklü meseleler daha sonra gündeme geldi. Yani artık bir ebeveynin çocuğuna söz geçireceği zamanlar geçmişti. Bizim dönemimizde, içine girdiğimiz halet-i ruhiye öyle anneyi, babayı dinleyecek bir durumda değildi. Evden beni ret de etse, ben yine yoluma devam edecektim. Annemin eczanesi vardı. Bu yüzden ben küçükken babaannemle vakit geçirirdim. Babaannem de çok samimi, Müslüman bir kadındı. Doğal bir adalet duygusu vardı. Mesela arkadaşım eve gelirdi, “Oğlum arkadaşına bir şeyler ikram etsene.” derdi. Buzdolabında var, alsın derdim ben de. “Olmaz öyle, bizde olan bir şey onlarda yoksa üzülmesin.” derdi. Bir insan durduk yerde solcu olmuyor, mutlaka çocukluğumdan da bir şeyler oldu. Bunların beni etkilediğini düşünüyorum. Annem de 1965 yılında TİP’e oy vermiş. Sosyalist olduğu için yapmıyor bunu, orada onun hoşuna giden bir şey var. Bizim evde zengin kavramı olumlu bir kavram değildi. Babam bir dönem çok iyi para kazanmış meğerse. Ama bizim hayatımıza bakıldığında, ben bizi olduğumuzdan daha az varlıklı zannettim hep. Lüks bir şeylerle karşılaşıldığında hoş karşılanmıyordu. Bu anlamda bana çok karşı gelindiğini düşünmüyorum. Fakat bizim dönemde, 20’li yaşlarımızdayız ve kendimizi Afrika’dan da sorumlu ilan ediyoruz. Sanki ertesi gün yapacağımız şey dünyada çok şeyleri değiştirebilecekmiş gibi bir ruh hali içindeyiz. Öğrenciysen bir üniversitede, sabah evden çıktığında akşam dönüp dönmeyeceğini kimse bilmiyor, böyle bir dönem yaşanıyor. Kürt meselesi çok enteresan bir ayrım noktası oldu. Babamın o apolitikliğinin yanı sıra “Adamlara da çok haksızlık yapılıyor.” derdi. Kıbrıs meseleleri çıkmaya başladığı sırada Abdi İpekçi, babamı oraya yollamış. O da daha sonra istememiş. O zaman birtakım şeyleri fark etmiş ama bunu bize çok sonra anlatmıştı.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Halit Kıvanç’ın yoldaşım diye bahsettiği biri var mıydı? Kitabında mesela mentor olarak görüyorum diye bahsettiği biri var, Burhan Güngör.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Burhan amca onun hukuktan arkadaşı. Benim bildiğim zamanda daha çok gazetecilerdi. Biz Gazeteciler Mahallesi diye bir yerde oturduk. Ben kırk yaşıma kadar da orada oturdum. Gazeteciler bir kooperatif kuralım, ev sahibi olalım demiş. Bütün mahalle gazeteci, yayıncı, yazar. Herkes birbirinin evine giriyor, çıkıyor. Birkaç aile çok yakın ilişkiler içerisindeydi zaten. Onun dışında babamın yakın olduğu insanlardan birisi Müjdat Gezen’dir. Müjdat Gezen, babamların karşı evinde oturuyordu. Onun doğumunu biliyor babam.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Nasıl buluşurlardı? Evde sofralar kurulur muydu?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Uzunca bir dönem yemeğe misafir gelirdi zaten ya da yemeğe misafirliğe gidilirdi. Bizim evde de çok sık olurdu böyle şeyler. Annem de çok güzel yemek yapar. Babaannem de vardı takviye olarak. Güzel sofralar kurulurdu.</p>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>Babamla hiçbir yere gitmek istemiyordum</p></blockquote>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Şunu çok merak ediyorum ben, gündelik hayatta ne yiyor, ne içiyordu?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Bence aşırı derecede kalender bir adamdı çünkü esas mesele işiydi onun ve önüne peynirli yumurta kırıp versen, yiyip devam ederdi. Annemle bir zamanı çok güzel geçirdiler. Babamın işlerinin yoğunluğunun bir nebze azaldığı, imkanlarının da olduğu bir zamanı. Bir sürü yere gittiler, gezdiler. Bir de tabii babam bir yere yemeğe bir kere gittiği zaman, ikinci gidişinde ona göre ağırlanıyordu. Babamla hiçbir yere gitmek istemiyordum ben mesela. Çünkü normal bir şekilde oturamıyorsun, sürekli birileri geliyor, gidiyor. Hele son dönemde fotoğraf çektirme işleri de çıkınca artık bir yere gitmek imkânsız hale gelmişti. Bir kere annem bir yere gitmişti, o kalmıştı evde. Ben de yanına uğradım. Baktım bisküvi falan yiyordu.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bu hakimlik meselesi de ilginç.</strong></p>
<div class="page" title="Page 15">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ü.K:</strong> O çok ilginç bir süreç tabi. Siirt Kozluk’a gittiğinde Türkçe konuşabilen tek kişi var, mahkemedeki mübaşir. Diğer herkes Kürtçe konuşuyor. Yolun bir kısmını atla gidiyorlar falan. Oranın ağası onu buyur etmiş, sofralar kurulmuş. Fakat kimseyle konuşamıyor. Sözlük yaptığını söylemişti. Mübaşire sorup Kürtçe – Türkçe sözlük yapmış kendine.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Dava anısı var mı hiç?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Şöyle ilginç bir şey var, iki ay hakimlik yapmış, bu arada bir tane ıslahat oluşturmayı başarmış. Mesele de şu, bir sürü arazi köylülere yasak orada. Köylüler hayvan otlatmak için, yasak olan araziden geçmek zorunda kalıyorlar ya da oradaki otlar büyüdüğü için çaktırmadan otlatalım hayvanları diyorlar. Köylüler hakkında devlet kamu arazisine işgal davaları açılmış. Babam da gitmiş bakmış bu işgal değil, işgal olması için adamın orada kalması lazım, adam oradan hayvanı otlatıp geçiyor işgal sayılmaz bu diye yazı yazmış. Onlar da onu haklı bulmuşlar. Oradaki bütün davaları böylece çözmüş olmuş. Tabii hakimliği bırakıp gelmiş yani.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Neden bırakmış hakimliği?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> İşte Kozluk’a gidince ben bunu yapamam demiş. Bir de dergiye girmiş. Bir kere o mikrobu kapınca&#8230;</p>
<div class="page" title="Page 15">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde okuyorsunuz, en başarılı öğrencisiniz. O zehrin ne demek olduğunu biliyorum ama avukatlık da iyi bir meslek.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Adamın gözü orada değildi. Babam çok uzun süre insanların sandığından çok daha az para kazandı. Mesela TRT’den komik paralar alıyorlardı. Maç anlatmayı bırakmasının sebeplerinden biri de bu. Bir yere taksiyle gidip geliyor, alacağı paradan bir şey kalmıyordu ama devam ediyordu. Çünkü mikrofonda olmak istiyordu. Hani derler ya sahne tozu diye, öyle bir şey var gerçekten.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İstanbul Ekspres İtalya’ya gönderiyor Dünya Kupası’na. Gitmişken Papa’yla, Avusturya Cumhurbaşkanı ile görüşüyor.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Acar muhabir performansı sergilemiş resmen. Aradan sıyrılıp bir şekilde yapmış. O da bir beceri tabii.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Medeni cesareti de çok yüksek.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet, girişken bir adam. Mesela ben de topluluk önünde konuşurken hiç utanıp sıkılmadım. Bana da böyle bir katkısı var. Burada genetik bir şey var bence.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bunun bir tedavisi, bir reçetesi yok anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Yok. Bende sahnede bir rahatlık var ama sorarsanız orada olmamayı tercih ederim. Fakat o sahne insanları, sadece babamdan bahsetmiyoruz yani, gerçekten sahnede olmak durumundalar.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Demet Akbağ’a neden sinema değil de tiyatro diye soruyorlar. Karşılığını peşin, alkışını peşin alıyorsun çünkü diyor.</strong></p>
<div class="page" title="Page 16">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Ali Sami Yen’de Metin (Oktay) ağabeyle beraber antrenman yapmıştım. Karlı, buzlu havalarda küçücük çocukları çalıştırıyordu. Ayakkabılarım battı diye şikâyet edecek oldum, çocukların ayağında doğru dürüst ayakkabı yok diye girişmişti bana.</h4>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 16">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 16">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ü.K:</strong> Tiyatro bambaşka bir şey bu açıdan. Şimdiki tiyatroda seyirciyle olan ilişki de bir tuhaf. Mesafe çok açıldı. Eski tiyatroda oyuncu, seyircinin ruh halini sezebiliyordu. Her temsilde yeniden öğrenilen ve terkedilen oyunlar vardı.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Oradaki doğru kelime temsil sanırım. O retorik de temsili destekliyor. Bence Halit Kıvanç’ta da öyle bir hava var. Sonuçta o da sahnede bulunuyor. Bir şeyleri takdim ediyor ve ederken duygulanımı da bambaşka yaşıyor. Sihirli bir şey.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Onun ellinci yılında bir gece düzenlendi. Erol Evgin çıktı sahneye. “Biz yıllarca kulisten baktığımızda Halit ağabeyin sırtını görürdük ve bu beni hep güvende hissettirirdi.” Diyor. Bunlar bizim anlayabileceğimiz şeyler değil.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Efsanevi bir olay var. Bir maçın kaydı başarısız oluyor ve yazdığı notlardan, aklında kalanlardan bütün doksan dakikayı baştan anlatıyor.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Benim hatırladığım bir Dünya Kupası finaliydi. Babam maçı anlatıyor. Biz maçı izliyoruz ama ses yok. Adam bütün maçı anlatmış orada, yayınlandığını zannederek.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>1970’lerde Meksika’da bir maç vardı, ondan bahsediyorsunuz sanırım.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet sanıyorum Meksika’ydı. Tabii böyle çok hikayeleri var. Niyazi Sel, Fenerbahçe yöneticisi. 1956 yılında Fenerbahçe-Dinamo Moskova maçı için Moskova’ya gidiyorlar. Maçı da aynı zamanda Fenerbahçe’nin yöneticisi olan Niyazi Sel anlatacak. Devre arasında içeriye gidiyor ve insanları oyalaması için de mikrofonu babama bırakıyor. Babam da anlatıyor ama Niyazi Sel maç başlarken gelmiyor. Babam anlatmaya devam ediyor, anlatıyor, anlatıyor. Sonra bir bakıyor ki Niyazi Sel gelmiş meğerse. Çok güzel anlatıyor diye bölmek istememiş. Burada biraz da doğal diyebileceğimiz bir şey var çünkü bunun bir eğitimi yok. O girişkenlik ve kendini toplum karşısında rahat hissetme durumu olmadan, olamayacak bir kariyerden bahsediyoruz.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Tasvir yeteneğinin de kuvvetli olması lazım. Edebiyat ile ilişkisi nasıldı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Kitap okumaz değildi ama öyle çok yakın bir ilişkisi de yoktu. Annem çok okurdu, hala da okumaya çalışıyor. Bol bol kitabımız vardı ama kitapsız bir ev değildik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2286 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele.jpeg" alt="" width="900" height="564" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-200x125.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-300x188.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-320x202.jpeg 320w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-400x251.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-600x376.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-768x481.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-800x501.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele.jpeg 900w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<div class="page" title="Page 17">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4></h4>
<h4>Halit Kıvanç bir takımın değil, herkesindi</h4>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 17">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 17">
<div class="layoutArea" data-wp-editing="1">
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>O kadar program sundu, röportaj yaptı, dünya kupalarına gitti. Hiç “Ah be şunu yapamadım!” dediği, içinde kalan bir şey var mıydı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Bir Dünya Kupası’na gidememişti. Onun ilk çağrılması gereken bir şeye onu çağırmamışlardı. Onun dışında babam aslında yapmak istediklerini yapan ve yaşamak istediği hayatı büyük ölçüde yaşayan bir insandı. Bu durum gökten düşmedi, kendi yarattı bunu ama şanslı da sayabiliriz kendisini. Magazin kahramanı olmaması da işine yaradı. Birileri onun telefonunu edinip, arayabiliyorlardı. Birincisi ulaşılabilirlik, kendine yakın görme. İkincisi kendisi Fenerbahçeli ama Galatasaray gecelerine de çağırılıyordu. Bu da büyük bir güvenirlilik sağlıyordu. Halit Kıvanç bir takımın değil, herkesindi.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Çok güzel bir eleştirisi var. “Hasta Fenerbahçeli değilim ben sağlıklı Fenerbahçeliyim.” diyor.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> O biraz cumhuriyetçilik ve milliyetçiliktir. Gerçek bir Fenerbahçe taraftarı Avrupa takımına karşı Galatasaray’ı tutmaz. Babam öyle değildi.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Binden fazla ödülü olduğu söyleniyor. Ödüllerimi koyacak yer bulamıyorum demiş. Bir ödül dolabı var mı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Ödüllerinin çoğunu yok etti. Bir ödül dolabı var evde ama bir tane. İçinde varsa yoksa elli ödül vardır.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Almaktan onur duyduğu bir ödül var mıydı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Kendince daha anlamlı bulduklarını yani gazetecilik, spikerlikle ilgili olanları sakladı. Atatürk ile ilgili bir şeyler varsa onları da sakladı.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bir Halit Kıvanç sözlüğü gibi bir şey var mı? Literatüre kattığı, radyo programı yaptığı zamanlardan kalan kendi ürettiği bir tasvir.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Maçlarında vardır ama daha çok çevirilerde ikonik tasvirleri var. Asteriks çok önemli bir çizgi romandır ve Tercüman’dayken onları çevirdi. Yıllar sonra okuduğumda fark etmiştim, çok güzel çevirmiş. Mesela Asteriks’in bazı esprileri çok siyasidir. Babamın alanı olmamasına rağmen bir şekilde altından kalkmış. Asteriks’i güçlü yapan şerbeti, deve gücü tazı hızı şerbeti diye çevirmiş. Oburiks, Hopdediks olmuş. Necati Karakaya’nın “Top taçta mikrofon Kıvanç’ta” diye bir cümlesi de vardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2284 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-200x113.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-600x338.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu.png 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>U.Y: Bir stadyum meselesi var. Gaziosmanpaşa Stadı.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Babamın cenazesinin olduğu akşam, Ekrem İmamoğlu anneme baş sağlığına geldi. Adını bir yere vermek istiyoruz dediler. Gaziosmanpaşa’da bir semt stadı yapılmış. On dört tane semt kulübü varmış. Onların hepsi dönüşümlü olarak yararlanabilecekmiş. Oraya ismini vermek istediler. Tabii babam söz konusu olunca böyle bir teklifin daha büyük kulüplerden gelmesi bekleniyor. Büyük kulüpler ve camialar şaşılacak derecede az ilgi gösterdi. Bizzat kongre üyesi olduğu Fenerbahçe kulübü hastalığı boyunca hiç ilgilenmedi. Cenaze için de kimse bir yardımda bulunmadı. Temasa bile geçmediler. İşe yaramayacak hale geldiğinde yüzüne bile bakmadılar. Bir vefasızlık ve riyakarlık örneği. Açıkçası bu konuda öfkeliyim Fenerbahçe’ye.</p>
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Pele’yi bir de sizden dinlesek?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Tam bir acar gazetecilik işi. Brezilya’nın dünyaca meşhur oyuncuları var, onlardan biri ile röportaj yapmak istiyorlar. Oyuncular çok yoğun ama bir oğlan var ve geleceğin yıldızı olabilir diyorlar. İşte orada röportaj yapıyorlar Pele ile. Pele, o Dünya Kupası’nda Pele oluyor. Sonrasında Halit Kıvanç Pele’yi keşfetti diyorlar. Tam olarak öyle olmuyor tabii. Sonra babam dünya kupalarına gittikçe Pele de onu hatırladı, tanışıklıkları oldu.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Pele, Metin Oktay ve Halit Kıvanç’ın bir fotoğrafı var.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet, Metin ağabey de çok yakın biriydi bize. Evimize sürekli gelip giden, “Hanım evladı olma.” diye beni sık sık döven. Bayağı çektim ben ondan ama çok severdim.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Aile olarak görüşüyordunuz anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Tabii ki. Kilyos’a denize gitmiştik. Ben denize girmek istemiyordum ve beni kumda her yerim kumla dolana kadar sürükleyip bırakıyordu. Ben de mecbur girmek zorunda kalıyordum. Ali Sami Yen’de Metin ağabeyle beraber antrenman yapmıştım. Karlı, buzlu havalarda küçücük çocukları çalıştırıyordu. Ayakkabılarım battı diye şikâyet edecek oldum, çocukların ayağında doğru dürüst ayakkabı yok diye girişmişti bana. Ama işte iyi ki olmuş diye düşünüyorum şimdi. Bir keresinde annem ona küsmüştü. Gecenin bir yarısı Sulu Kule’den bir ekip toplayıp evin önüne gelmiş. Pencerenin Perdesini Aç Bana Göster Yüzünü diye bir şarkı açmış. Barışmazsan gitmem diye tehdit etmiş. Öyle de tatlı bir adamdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/">Ümit Kıvanç: Babam Nesiller Boyu Memleketin En Tanınmış İnsanıydı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
