<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yayıncılık arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/yayincilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/yayincilik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 19:20:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>2025 Vizyonunda Neler İzledik?</title>
		<link>https://contextdergi.com/2025-vizyonunda-neler-izledik/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/2025-vizyonunda-neler-izledik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 21:01:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[2025 vizyon filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[2025 vizyonunda neler izledik]]></category>
		<category><![CDATA[2026 vizyon filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[animasyon filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Avatar 3 Ateş ve Kül]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher Nolan]]></category>
		<category><![CDATA[Feyyaz Yiğit]]></category>
		<category><![CDATA[film incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Haluk Bilginer]]></category>
		<category><![CDATA[Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri]]></category>
		<category><![CDATA[James Cameron]]></category>
		<category><![CDATA[Lilo ve Stitch]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[Mission Impossible Son Hesaplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Fıratoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sinema 2025]]></category>
		<category><![CDATA[sinema dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Spider Man Brand New Day]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[The Devil Wears Prada 2]]></category>
		<category><![CDATA[The Odyssey]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Cruise]]></category>
		<category><![CDATA[Toy Story 5]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[yerli sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Zootropolis 2]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4435</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ayşim Alkan “Sinema; kimi zaman gerçeklikten kaçtığımız, kimi zaman kendimizi bulduğumuz, sevdiğimiz aktörleri beyaz perdede gördüğümüz büyülü bir yer… Karanlığın içinde bir salon dolusu insanla aynı anda gülmek, duygulanmak sinemayı sinema yapan şeylerden biri… Gerçi son yıllarda seyirci sayısı azaldı, dev ekranlar ceplerimize sığdı ama hikâyelerin etkisi hâlâ aynı. Peki 2025 yılı sinema dünyasında nasıl  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/2025-vizyonunda-neler-izledik/">2025 Vizyonunda Neler İzledik?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ayşim Alkan</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Sinema; kimi zaman gerçeklikten kaçtığımız, kimi zaman kendimizi bulduğumuz, sevdiğimiz aktörleri beyaz perdede gördüğümüz büyülü bir yer… Karanlığın içinde bir salon dolusu insanla aynı anda gülmek, duygulanmak sinemayı sinema yapan şeylerden biri… Gerçi son yıllarda seyirci sayısı azaldı, dev ekranlar ceplerimize sığdı ama hikâyelerin etkisi hâlâ aynı. Peki 2025 yılı sinema dünyasında nasıl geçti? Bu yıl neler izledik, hangi filmleri aylarca bekledik, en çok neler konuşuldu? Sinema salonlarında film izlemeyi kaçıranlar ve izledikleri filmleri hatırlamak isteyenler için 2025 vizyonuna altı filmlik seçkimizle göz atalım.”</span></p></blockquote>
<p>İlk olarak animasyon dünyası bu sene geçmişten bir hikâyenin kapılarını yeniden aralıyor. Zootropolis 2, Nick Wilde ve Judy Hopps’un suçluların peşinden koşmaya başladığı bir açılış sahnesiyle başlıyor. İlk filmden tanıdığımız karakterlerin nereden nereye geldiğini görmekle kalmıyor; Zootropolis’in daha önce bilmediğimiz yeni bölgelerini ve sırlarını da keşfediyoruz. Şehir genişlemiş, hikâyeler derinleşmiş ve arka planda çözülmesi gereken yeni gizemler var. <a href="https://contextdergi.com/edinburghtan-ayvaliga-uluslararasi-film-festivali-genc-sinema/">Film</a> boyunca Judy ve Nick’in kişisel gelişimlerini ve aralarındaki ilişkinin nasıl olgunlaştığını görüyoruz. Bu film tam anlamıyla keyifli bir devam halkası. İkinci filmde karşımıza çıkan Marsh Market, Zootropolis evrenini genişleten en önemli yeniliklerden biri. Suya bağlı yaşayan türler için tasarlanmış bu bataklık bölge; foklardan kunduzlara, deniz memelilerinden sürüngenlere kadar pek çok canlıyı bir araya getiriyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-4432 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-692x1024.jpeg" alt="" width="364" height="539" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-200x296.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-203x300.jpeg 203w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-400x592.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-600x888.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-692x1024.jpeg 692w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-768x1137.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-800x1185.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-1037x1536.jpeg 1037w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-1200x1777.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-1383x2048.jpeg 1383w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/zootropolis-context-scaled.jpeg 1729w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" /></p>
<p>Film, bu bölge üzerinden yalnızca “bir arada yaşam” temasını sürdürmekle kalmıyor; önyargı, dışlanmışlık ve birlikte yaşam kültürü gibi toplumsal konuları da derinleştiriyor. Finaldeki sneak peek sahnesinde bir kuş tüyünün masaya düşmesi, üçüncü film için atılmış net bir işaret gibi. Şimdi akıllardaki soru şu: Acaba sıradaki film bizi kuşlar dünyasına mı götürecek?</p>
<p>2025 vizyonunda Zootropolis’in on yıl sonra izleyiciyle buluşmasının yanı sıra Stitch karakteri animasyon severlerin heyecanını ikiye katlıyor. <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a>’in Lilo ve Stitch filmi, bu live action versiyonu ile animasyonun gerçeğe başarılı şekilde uyarlanmasının örneğini gösteriyor. Film, bir uzay üssündeki bir laboratuvarda üretilmiş 626’nın aşırı yaramaz ve tehlikeli bulunarak sürgün edilmesiyle başlıyor. Bunu kabul etmeyen 626, bir uzay gemisi çalarak Dünya’ya geliyor. Stitch’in yolculuğu tam da bu noktada anne ve babasını kaybettiği için zor bir süreçten geçen Lilo’yla kesişiyor. Stitch’in hayatlarına girmesi bu süreci daha da karmaşık hâle getiriyor. Lilo ve Stitch’in arasındaki bağ, karakterlerindeki benzerlikten üzerinden kuruluyor. Dikkat çekme ve sevilme isteği, onları yaramaz ve kontrolsüz karakterlere dönüştürüyor.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4434 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-683x1024.jpg" alt="" width="362" height="543" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-200x300.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-400x600.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-600x900.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-683x1024.jpg 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-768x1152.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-800x1200.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-1024x1536.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-1200x1800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-1365x2048.jpg 1365w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/lilo-stitch-context-scaled.jpg 1707w" sizes="(max-width: 362px) 100vw, 362px" /></p>
<p>Lilo’nun ailesini kaybettiği ve arkadaşı olmadığı için hissettiği yalnızlık duygusu ile Stitch’in sürgün edilmesi karakterlerini yakınlaştıran olaylar haline geliyor. Böylelikle film, Lilo ve Stitch’in arkadaşlığı üzerinden, aile ve dostluk kavramlarını derinleştirerek anlatısını kuruyor. Aile nedir, sevgi nedir ve insanı nasıl iyileştirir? Film, bu sorulara Lilo’nun Stitch’e söylediği bir replik üzerinden Hawaii dilindeki Ohana kelimesini tanımlayarak yanıt veriyor: “Ohana aile demektir. Aile demek, kimsenin geride kalmaması ya da unutulmaması demektir”. Böylelikle filmde aile kavramının kan bağı ile sınırlı olmadığı ve genişletildiği görülüyor. Lilo ve Stitch’in dostluğu onları bir aileye dönüştürüyor; hayatlarındaki zorluklarla ve yalnızlık duygusuyla başa çıkmalarını sağlıyor.</p>
<p>2025 vizyonunda oldukça fazla tanıdık ve beklenen film karşımıza çıkıyor. Bunlardan biri de on altı yıllık dev serinin yeni filmi, Avatar 3: Ateş ve Kül. Üç saat, on yedi dakikalık süresiyle serinin ilk iki filminden daha uzun olan ateş ve kül akıllara “Bu film nasıl bitecek?” sorusunu getiriyor; lakin bitmeyen aksiyon sahneleri, olay örgüsünün ilerleyişi her şeyi birbirine bağlayarak izleyicinin heyecanını canlı tutuyor.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4430 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/avatar-context-683x1024.webp" alt="" width="365" height="547" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/avatar-context-200x300.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/avatar-context-400x600.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/avatar-context-600x900.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/avatar-context-683x1024.webp 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/avatar-context-768x1152.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/avatar-context.webp 800w" sizes="(max-width: 365px) 100vw, 365px" /></p>
<p>Peki James Cameron’un en büyük yapımlarından biri olan bu seri neyi anlatıyor? 2025 vizyonunda oldukça fazla tanıdık ve beklenen film karşımıza çıkıyor. Bunlardan biri de on altı yıllık dev serinin yeni filmi, Avatar 3: Ateş ve Kül. Üç saat, on yedi dakikalık süresiyle serinin ilk iki filminden daha uzun olan ateş ve kül akıllara “Bu film nasıl bitecek?” sorusunu getiriyor; lakin bitmeyen aksiyon sahneleri, olay örgüsünün ilerleyişi her şeyi birbirine bağlayarak izleyicinin heyecanını canlı tutuyor. Peki James Cameron’un en büyük yapımlarından biri olan bu seri neyi anlatıyor? Birinci ve ikinci filmlerde başarısız olan ve isteklerine ulaşamayan RDA (Resources Development Administration), üçüncü filmde de geri adım atmıyor ve bu sefer ataklarını Albay Quaritch’in oğlu olan Spider karakteri üzerinden gerçekleştiriyor. Miles Quaritch, Spider’ı kendi tarafına çekmek ve Avatar dünyasında bir insan olarak kalmasını engellemek istiyor. Ancak Spider, Avatar halkı ile büyüdüğü için insanlara karşı savaşa girmiyor.</p>
<p>Bu anlamda Avatar serisi, karakterleri ve olay örgüsüyle insanların yıkıcılığını, maddiyata olan düşkünlüğünü teknolojiyi bir toplumu yok etmek için kullanışını ve navilerle insanlar arasında oluşan sömürgeci ilişkileri toplumsal bir bakışla ele alıyor. Film, aksiyondan aksiyona sürükleyici bir tempoya sahip olduğundan bazı sahneleri takip etmek zorlaşabiliyor. Bu nedenle özellikle Avatar dünyasını bilerek izlemek önemli. Bu çağda ekran süremiz giderek azalmış olsa da, bir-bir buçuk saatlik filmleri izlerken bile dikkatimiz dağılsa da Avatar’ı üç saat on yedi dakika boyunca izleyebilmek harika bir izleme deneyimi yaratıyor.</p>
<p>Bu yıl beklenen seri filmleri Avatar ile sınırlı değil. Görevimiz Tehlike: Son Hesaplaşma, uzun soluklu bir serinin fi nal filmi olarak beyaz perdede yerini alıyor. Yıllardır çok sıkı bir takipçi kitlesine sahip olan ve her filminin repliklerine kadar ezberlendiği bu seride, Tom Cruise’un neredeyse Ethan Hunt’a dönüştüğünü söylemek mümkün. Bu filmde de içten içe, yapay zekânın yönettiği bir döneme girmiş olduğumuz fikri işleniyor. Entity olarak bilinen, dünyayı tehdit eden son derece güçlü bir yapay zekâya karşı Ethan Hunt’ın verdiği mücadelede, Rus denizaltısı Sewastopol’u bulma görevi hikâyenin merkezine yerleşiyor. Film; teknolojik distopyaları, yapay zekâ kabuslarını ve dijital çağın soyut tehditlerini bilgisayar efektleriyle oldukça başarılı bir şekilde birbirine bağlıyor.</p>
<p>Filmin yapım sürecinin pandemiyle çakışması ve bu nedenle vizyon tarihinin gecikmesi, serinin son filmlerinin biraz kopuk izlenmesine yol açmış olabilir. Buna rağmen dikkat çeken bir detay var: Bu yapım her ne kadar “son film” olarak konuşuluyor olsa da yönetmen Christopher McQuarrie, hikâyenin kapılarını tamamen kapatmıyor. Gelecekte farklı Mission Impossible filmlerinin gelebileceğine dair söylentilerin şimdiden konuşulmaya başlaması da bunu destekliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Festival Filmlerinden Gişe Rekorlarına</h2>
<p>Animasyon filmler ve seri filmlerin yanı sıra Türkiye’deki yerli yapımlar da oldukça ilgi gördü. Türkiye’de sinema salonlarını dolduran Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana, 2025 sonbaharında vizyona girdi ve kısa sürede bir milyon seyirciyi geçti.</p>
<p>Başrollerini Feyyaz Yiğit ve Haluk Bilginer’in paylaştığı film, 2011 yapımı Fransız filmi Intouchables’dan (Can Dostum) uyarlandı. Orijinal film, felç geçirdikten sonra hayatı tamamen değişen bir iş insanı ile ona yardımcı olmaya başlayan genç bir adamın zamanla kurduğu dostluğu anlatıyor.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4456 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yan-yana-context.png" alt="" width="276" height="368" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yan-yana-context-200x267.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yan-yana-context-225x300.png 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yan-yana-context-400x533.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yan-yana-context.png 600w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" /></p>
<p>Türkiye uyarlamasında ise hikâye; paraşüt kazası sonrası felç kalan zengin iş insanı Refi k ile hapisten yeni çıkmış, dobra Ferruh’un yollarının kesişmesi üzerine kuruluyor. İki farklı karakterin birbirlerine alışma süreci hem samimi hem de yer yer eğlenceli bir şekilde ilerliyor. Film, karakterlerin geçmişlerini dramatize etmeden anlatıyor. Hatalarıyla yüzleşen Ferruh ve engelinin ona getirdiği zorluklar ile rutinleşmiş hayatından sıkılan Refi k karakteri arasındaki çatışma ve dostluk filmin olay örgüsünü oluşturuyor.</p>
<p>Filmde, iki farklı kültürden gelen karakterlerin uyuşmazlıkları üzerinden mizah taşıyan bir anlatım tarzı. Ayrıca Ferruh’un Refik’e farklı davranmaması iki karakter arasındaki bağı güçlendiriyor. Filmde deneyimlerin kesişmesi üzerinden yakınlaşan Ferruh ve Refi k karakterleri, ölüm ve engelle dalga geçerek dramın içindeki mizahı açığa çıkartıyor.</p>
<p>Türkiye’de dikkat çeken bir diğer yapım ise anaakım dışı bir örnek olarak Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri isimli film. Murat Fıratoğlu’nun yazıp yönettiği ve özellikle festivallerde ilgi gören Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri filmi, yerel halkı ve halkın doğallığını durağan kadrajlarla aktaran bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Film, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, kavurucu güneşin altında domates kurutma tarlasında çalışan Eyüp’ün hikayesini konu alıyor. İzmir’de yaşadığı ekonomik zorluklar sonucu memleketi Siverek’e dönmek zorunda kalan Eyüp, borçlarını ödeyebilmek için domates işçiliğine başlıyor. Ancak iş sırasında ustabaşı Hemme ile yaşadığı çatışma, filmin olay örgüsünü geliştiriyor.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4462 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/hemme-nin-oldugu-gunlerden-biri-context.jpg" alt="" width="277" height="396" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/hemme-nin-oldugu-gunlerden-biri-context-200x286.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/hemme-nin-oldugu-gunlerden-biri-context-210x300.jpg 210w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/hemme-nin-oldugu-gunlerden-biri-context-400x572.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/hemme-nin-oldugu-gunlerden-biri-context.jpg 470w" sizes="(max-width: 277px) 100vw, 277px" /></p>
<p>Hemme’ye duyduğu öfke ile yola çıkan Eyüp, film boyuna Hemme’yi öldürmeyi düşünüyor. Bu anlamda filmin intikam duygusu etrafında şekillendiği ve bu duyguyu sorgulattığı söylenebilir. Eyüp’ün yol boyunca karşılaştığı insanlar ve Siverek’in durağan, doğal yaşamı Eyüp’ün intikam duygusunu dönüştürüyor. Motorunun bozulması, gündelik yaşam akışının içine katılması film boyunca intikam anını geciktiriyor. Eyüp bir türlü öldürmek istediği Hemme’ye ulaşamıyor. Bu anlamda film, tek bir gün içinde geçen olayları sınıf farklılıkları, emek, eşitsizlik, emek sömürüsü ve insanın kendi öfkesiyle yüzleşmesi gibi temaları sorgulatacak biçimde anlatıyor. İntikam duygusuyla başlayan film, Eyüp’ü, öldürmek istediği Hemme ile yan yana bir düğünde halay çekerken bulduğumuz trajikomik ve ironik bir sonla bitiyor. Ayrıca Murat Fıratoğlu, yönetmenliğin yanı sıra başrolde Eyüp karakterine hayat veriyor. Oyuncu kadrosunda yerel halktan ve yönetmenin yakın çevresinden isimleri görmek ise filmi daha doğal ve yerel bir hale getiriyor.</p>
<p>Filmin uluslararası prestijli etkinliklerde de dikkat çektiği görüldü. 2024’te 81. Venedik Uluslararası Film Festivali Orizzonti bölümünde Jüri Özel Ödülünü kazandı; Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film seçildi. 98. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin en iyi Uluslararası Film adayı olarak belirlendi. Akademi Ödülleri En İyi Uluslararası Film adayı olarak belirlendi. Son olarak kısaca 2026 vizyonda yer alacak filmlere kısaca göz atalım. Toy Story serisinin beşinci filmi geliyor; yayımlanan ilk teaser şimdiden merak uyandırdı.</p>
<p>The Devil Wears Prada’nın devam filmi, Anne Hathaway ve Meryl Streep ile yıllar sonra yeniden vizyonda olacak. Christopher Nolan imzalı The Odyssey, şimdiden yılın en iddialı yapımları arasında gösteriliyor. Ayrıca Spider-Man: Brand New Day ile seriye dönüş yapıyoruz; uzun aradan sonra gelen yeni film büyük bir heyecan yaratmış durumda.</p>
<p>2025 yılında vizyona giren filmlerle sinema bir kez daha çoğumuzu heyecanlandırdı. Kimimiz bu filmleri sinemada izledik, kimimiz ise platformlarda yayınlanmasını bekledik. Nerede olursa olsun sinemanın seyircisi olduk. 2026 filmlerinde sinema salonlarında buluşalım.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/2025-vizyonunda-neler-izledik/">2025 Vizyonunda Neler İzledik?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/2025-vizyonunda-neler-izledik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</title>
		<link>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 12:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Alphan Sabancı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız medya]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Gazeteciliği]]></category>
		<category><![CDATA[dijital gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[e-bülten haberciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya gelir modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[medya girişimciliği]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[NewsLab Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[podcast yayıncılığı]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tuhaf Stüdyo]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[yerel gazetecilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4290</guid>

					<description><![CDATA[<p>NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık. Aslı  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık.</span></p></blockquote>
<p><strong>Aslı Şen: Öncelikle hoş geldiniz. Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için çok mutluyum. Sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Alphan Sabancı:</strong> 2018 yılından bu yana NewsLab Turkey’in kurucularından biriyim. Aynı zamanda eleştirel fütürist ve teknolojist olarak, kendi kurduğum Tuhaf Stüdyo bünyesinde farklı alanlarda çalışmalar yapmaya devam ediyorum. Uzmanlık alanımı kısaca özetlemek gerekirse medya teknolojileri, internet, güncel kültürel akımlar ve trendler üzerine çalışıyorum. Bunun yanı sıra farklı kurum ve kişilere danışmanlık ve eğitim sunuyorum.</p>
<p><strong>A.Ş.: Kendinizi eleştirel fütürist olarak tanımlıyorsunuz. Eleştirel fütürist tam olarak ne anlama geliyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S.:</strong> Hayatımızın her alanında ve her profesyonel ortamda gelecek üzerine düşünmek, bunun üzerine strateji üretmek ve plan yapmak gerekiyor. Ancak özellikle konu gelecek olduğunda, maalesef bunu popülist ve hazır bir pazarlama aracı olarak kullanan çok fazla insan var. Benim yaptığım iş sadece “Bakın böyle olacak, şöyle olacak” diye anlatmak değil; kişilerin daha eleştirel bir bakış açısıyla gelecekteki farklı potansiyelleri kendileri nasıl tartabileceklerini ve bunun üzerine nasıl düşünebileceklerini öğretmek. Gelecekte “şu olacak” diye karşılarına çıkan biri olduğunda; “Niye böyle diyorlar, gerçekten böyle bir şey olabilir mi?” diye sorabilmelerini istiyorum. Kendilerine bir gelecek vadedildiğinde, bunun karşı taraf için ne gibi avantajlar, kendileri açısından ne gibi dezavantajlar yaratabileceğini sorgulamalarına yardımcı oluyorum. İşe biraz daha teorik ve eleştirel tarafı da dahil ettiğimden dolayı böyle ayırıcı, yeni bir unvan kullanmayı tercih ettim.</p>
<p><strong>A.Ş: Tuhaf Stüdyo da bunun özelinde bir çalışma alanı değil mi?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Hem medyada hem de farklı sektörlerde insanlar gelecek üzerine plan yapmak istediklerinde ya da daha uzun vadeli bir şeyler üretmek, bunun üzerine kafa yormak istediklerinde bir nevi yol göstericilik ya da bir asistanlık yapıyorum diyebilirim. Ben hazır paket sunmak yerine, onlarla birlikte gelecek üzerine kafa yoruyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Muhtemelen orada geleceğe dair bir analiz yapıyorsunuz. Analizler nasıl çıkıyor ya da o geleceği yorumlama kısmı nasıl gerçekleşiyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Aslında her şey bugünü iyi incelemekle ortaya çıkıyor. Çok fazla medya tüketen bir insanım, işim de bunu gerektiriyor. Şu anda ne olup bittiği, kimlerin ne anlattığı, neler yapmaya çalıştığı aslında geleceğe dair sinyaller veriyor.</p>
<p>Ancak oturup internete veya herhangi bir medya aracına baktığınızda birçok farklı içerik ve haber karşınıza çıkıyor. Benim yaptığım şey, buradaki gürültünün içerisinden anlamı olabilecek, geleceğe dair işaret veren, günümüzde yaşanan birtakım değişimleri anlatan sinyalleri toplamak. Bundan sonrası da farklı metodolojilerle ve bilgi birikimiyle harmanlayarak, karşımıza çıkabilecek gelecek senaryolarını üretmek oluyor. Bu sinyalleri topladığımda da asla tek bir senaryo üretmiyorum. Bunun yerine üç veya dört tane halihazırda var olan durumdan ve geleceğe dair alakalı alanlardan oluşan farklı hikayeleri alıyorum. Buradaki amaç, farklı ihtimallerin oluşabileceğini ve o senaryolarda büyük dönüşümler yaşayabileceğimizi göstererek potansiyelleri açığa çıkarmak.</p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey, Türkiye’de bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik adına alanında önemli bir boşluğu dolduruyor. Bize kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> NewsLab Turkey’nin kuruluşu, Sarphan Uzunoğlu’yla birlikte aşama aşama yaptığımız işlerin bir sonucu gibiydi. 2010’ların başında gazetecilere yönelik eğitimler, atölyeler yapıyorduk. Sarphan, programların tasarımını yaparken ben de teknoloji eğitmenliği yapıyordum. Birçok farklı kurum gazetecilik veya medya üzerine eğitimler verse de bazı eksikler olduğunu görmeye başladık. Bunun üzerine gazetecileri, medya sektörünü daha farklı formatta ve özellikle bağımsız medyayı holistik bir şekilde desteklemek adına NewslabTurkey’i hayata geçirdik. En başta verdiğimiz kuluçka programı ve eğitimler vardı. Burada yaptığımız en temel farklılık, kuluçka programına kabul edilen ve ürün çıkarabilen herkese maddi destek sunabilmeyi öncelik olarak belirledik.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü insanlara sadece bilgiyi verip sonrasında hiçbir şey üretememeleri en büyük sıkıntılardan biriydi. Medya sektörünün ekonomik darlığını da düşününce, insanların bir şeylere başlamasına destek olabilmemiz iyi olur düşüncesiyle yola çıkmıştık. Bunun yanı sıra web sitemiz üzerinden, sektördeki insanların kendilerini geliştirebilecekleri, eğitebilecekleri içerikler üretmeye odaklandık. Zaman içerisinde yazılı içeriklerin yanı sıra söyleşilerle, farklı formatlarla da bu alanlar genişledi. YouTube’da video içerikler ürettik, birkaç farklı şekilde podcast serileri yaptık. Örneğin bunlardan bir tanesinde on bölümlük bir mini seri yapmıştım.</p>
<p>Bir tecrübe aktarımı sağlamak adına Türkiye’de ana akım olarak görülmeyen ama bir şekilde kendini sürdürülebilir kılmış medya girişimcileriyle söyleşiler gerçekleştirmiştim. Diğer yandan haftalık e-posta bültenleri yapıyoruz. Dünyada, medya sektöründe, internette olan bitenin genellikle İngilizce veya farklı dillerde olması sebebiyle Türkiye bu gelişmeleri takip edemiyordu ya da yeni gelişmeleri çok geç öğreniyordu. 2018’de niyetim bu açığı kapatmaktı. O sırada e-bülten formatı yurtdışında popülerdi ancak Türkiye’de yoktu. İnsanlara farklı bir şey gösterelim dedik ve bu sebeple 2018 Ekim’de e-bülten olarak düzenli bir yayın yapmaya başladık. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı.</p>
<p>Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, NewsLab Turkey’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab Turkey</a>’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz. desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4298" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/o_1-scaled-e1778493911738-650x1024.png" alt="" width="232" height="366" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sedat Erol:</strong> <strong>E-bülten haberciliği dünyada büyük rağbet görmüştü. Substack ile birlikte bu ekonomi çok büyüdü ve tekrar düşüşe geçti. Sanırım medya ekosisteminde bazen yeni işlere bir anda bir yığılma oluyor. Sürdürülebilirliği de zor olduğundan geriye yine aynı kişiler kalıyor.</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Tabii o dalgalanmalar hep oluyor. Son dalgalanmanın sebebi pandemiyle gelen podcast büyümesiydi. Bir anda hem ekonomik olarak hem de bilinirlik olarak podcast çok daha cazip geldi. Bir de pandemi döneminde yüz yüze etkinlikler yapılamıyordu. Sosyal izolasyon sürecinde insan sesi duymanın, birilerinin sohbetini dinlemenin cazibesi arttı ve podcastin hem ekonomik hem de üretim anlamında büyüdüğünü gördük. Bülten yapanların bir kısmı da ister istemez oraya geçti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E:</strong> <strong>E-bülten haberciliği benim tüketim formatıma çok uygun. İstediğimde geri dönüp bakabiliyorum ve bu bana çok faydalı geliyor. Ancak bu formatta okur ve tüketici kitlesinin kısıtlı olduğu söyleniyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Orada birçok farklı mesele var ve konu dönüp dolaşıp şuraya geliyor: Kendi hitap etmek istediğin kitleyi bulmak ve ona göre üretmek. Herkesin herkese hitap etmesi gibi bir zorunluluk yok. Eğer ben yalnızca yazı okumayı sevenlere, benim gibi her şeyin en derinine dalmayı sevenlere yönelik üretmek istiyorsam, bunu kabul etmem gerekiyor. Burada özellikle medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">&#8220;O sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım&#8221; yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</span></p></blockquote>
<p>Bizdeki temel sorunlardan biri de bundan kaynaklanıyor. İnsanlar internetteki her şeyi, her tür medyayı birbirine denkmiş gibi kıyaslama hatasına düşüyor. Bir YouTuber hızla yüz binlerce aboneye ulaşırken bir e-bültenin 3–4 bin abone seviyesinde kalmasına bir sorun gibi bakılıyor. Oysa ürettiğin format ve hitap ettiğin kitle gereği zaten bir tavan sınırın var. Bu kıyaslamayı yaparak neden kendi kendine işkence ediyorsun? Bu konuda çok uyardığım insan oldu, ara ara kendime de bu uyarıyı yapıyorum hâlâ. Çünkü ister istemez insan bazen şunu düşünüyor: Farklı bir şeyler mi denesem, daha fazla insana ulaşmaya mı yönelsem? Ama diğer yandan şunu da bilmem lazım: Ürettiğim şey herkes için değil.</p>
<p>Mesela <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab</a> için hazırladığım bülteni düşünelim. Onun hitap ettiği kitle çok net. Ulaşmak istediğim kitle belli, oraya koymak istediğim şeyler belli. Bunu bir YouTube videosu hâline getirebilir miyim? Denesem bir şekilde yaparım ama içeriğin derinliğini kaybederim. Görünür kalabilmek için başka unsurlar eklemek zorunda kalırım. Bu noktada YouTube’un algoritmasını da mutlu etmem gerekir ve sonuçta yapmak istediğim şey bambaşka bir şeye dönüşür. Bu yüzden “o sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım” yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Kuluçka programından bahsettik. Biraz daha detaylandırabilir miyiz? Nedir Kuluçka programı? Nasıl bir içeriği var? Nasıl bir eğitim alıyorlar orada? </strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Yıllar içerisinde bu format değişti ama en temelde önce bir başvuru süreci var. Genellikle her yıl üç haneli sayılara ulaşan başvuru dosyası geçiyor elimize. En baştan itibaren başvuracak kişilerden bir projeyle, bir fi kirle gelmelerini istiyoruz. Sadece “eğitim almak istiyorum” diyerek gelmelerini değil; hayata geçirmek istedikleri bir projeyi, başlatmak istedikleri bir fi kri ya da mevcut projelerini nasıl geliştirmek istediklerini de anlatmalarını bekliyoruz. Ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini ve bunu nasıl yapacaklarına dair bir planları olup olmadığını görmek istiyoruz. Ardından bir jüri süreci oluyor. O yılki bütçemiz ve programın kapsamı ne kadarsa buna göre bir seçim yapıyoruz. Seçimden sonra eğitim süreci başlıyor. Son dönemlerde bu süreci yarı zorunlu, yarı seçmeli bir formatta yürütüyoruz. Bazı eğitimler, medya profesyonellerinin ya da medya girişimcilerinin her durumda ihtiyaç duyacağı temel başlıkları kapsıyor. Bunlar bütçe tasarımı, planlama ya da editöryel konulardaki temel bilgiler gibi alanlar. Bu eğitimleri zorunlu tutuyoruz ve programa kabul edilen herkes bu eğitimleri alıyor.</p>
<p>İkinci grupta ise katılımcıların uzmanlık alanlarına ya da üretecekleri formata göre şekillenen eğitimler yer alıyor. Bunlar iklim gazeteciliği, çocuk odaklı içerikler, teknoloji gazeteciliği gibi konu bazlı alanlar olabiliyor. Aynı zamanda podcast, video ya da editörlük gibi formatlara yönelik, daha teknik bilgi içeren eğitimler de bu aşamada veriliyor. Eğitim sürecinin ardından mentörlük ve üretim aşaması başlıyor. Eğitimler tamamlandıktan sonra, projenin imkânları elveriyorsa katılımcılar için bir üretim takvimi belirliyoruz. Örneğin, bir katılımcı 12 bölümlük bir podcast serisi yapmak istiyorsa, ilk 3 ay içinde en az 3 ya da 4 bölüm üretmesini bekliyoruz. Bu süreçte hem üretimi takip ediyoruz hem de imkânlar dahilindeyse katılımcıların eğitmenlerimizden birebir mentörlük desteği almasını sağlıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4315 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg" alt="" width="427" height="570" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68.jpeg 1160w" sizes="(max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p>Maddi desteği ise genellikle üretim başlamadan önce veriyoruz. Çünkü bu destekler çoğunlukla üretime yönelik teknoloji alımı ya da diğer ihtiyaçların karşılanması için kullanılıyor. Destek sağlandıktan sonra üretim süreci başlıyor. En sonunda, projeler tamamlandığında ve teslim tarihine gelindiğinde, mümkünse bir kapanış etkinliğiyle ortaya çıkan projeleri duyuruyoruz. Bunu genellikle web sitemiz üzerinden ya da sosyal medya hesaplarımızdan yayarak mezunlarımızın görünürlüğünü arttırmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>A.Ş: Peki NewsLab Turkey’nin gelir modeli nedir?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Gelir modelimiz ağırlıklı olarak fonlar ve genellikle uluslararası kurumlardan aldığımız proje bazlı destekler üzerinden ilerliyor. Bunun dışında maalesef başka bir gelir kaynağımız yok. Bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz için düzenli bir gelir modeli oluşturmak zaten çok mümkün olmuyor. Bu nedenle şu anda modelimizi, büyük kurumlarla birlikte yürüttüğümüz projeler üzerinden sürdürüyoruz.</p>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2>Yerelden Dijitale Medya Eğitiminde Yeni Bir Yaklaşım</h2>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de eğitim verdiğiniz birçok program var. Bu eğitimlerin Türkiye medya ekosisteminde neden önemli olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Bu soruyu daha net cevaplayabilmek için özel programlarımızdan üçünü özellikle seçerek anlatmak isterim. Bunlardan ilki, en başından bu yana yürüttüğümüz podcast programlarıydı. O dönemde podcast yayılmaya başlıyordu ve gazetecilerle haber üretmek isteyenler bu alana oldukça ilgiliydi. Ancak işin teknik tarafını öğrenmek zor geliyordu; nasıl yapacaklarını, nereden başlayacaklarını bilmiyorlardı. Bu nedenle, bu alanda onları destekleyebilmek için özel bir podcast programı başlattık. İkinci programımız yerel gazetecilik programıydı. Bunu birkaç yıl boyunca yürüttük ve aslında devam ettirmeyi çok isterdik ancak maalesef elimizdeki imkânlar buna yetmedi. Bu programda Türkiye’nin farklı bölgelerinde yerel habercilik yapan kişileri bir araya getirdik ve onlara hem eğitim hem de maddi destek sağlamaya çalıştık. Amacımız, bana kalırsa gazetecilik sektörünün en ciddi sorunlarından biri olan yerel haberciliği destekleyebilmekti. Bu program kapsamında desteklediğimiz kurumlar arasında hala yoluna devam eden, çok başarılı işler yapanlar var. Keşke bu programı daha uzun süre sürdürebilseydik.</p>
<p>Çünkü gelen herkes çok mutlu oluyordu ve eğitimden çok faydalandıklarını söylüyorlardı. Diğer yandan, gazeteciliği ve medyayı desteklemeye yönelik pek çok eğitim ve program genellikle İstanbul, Ankara, İzmir üçgeninde, hatta çoğunlukla yalnızca İstanbul ve Ankara’da sınırlı kalıyor. Bu da yerelde çalışan gazetecilerin bu tür kaynaklara erişimini zorlaştırıyor. Bu nedenle, bu tarz programların yeniden başlatılabilmesi ya da başka yapılar tarafından hayata geçirilebilmesi beni çok mutlu eder. Sonuncusu da, geçtiğimiz dönemde ürünlerini paylaşmaya başladığımız çözüm gazeteciliği programımızdı. Bu program, bana kalırsa gazeteciliğin farklı ve daha faydalı bir şekilde yapılabileceğini göstermek açısından çok değerli.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü günümüzde haber ve habercilikte çoğu zaman yalnızca olan biteni aktarmaya ya da en sansasyonel, en negatif ve en korkutucu şeyi haber olarak görmeye odaklanan bir yaklaşım mevcut. Bu yüzden de biz çözüm gazeteciliğini, bir sorunu anlatırken bunun nasıl çözülebildiğini ya da sadece sorunlara odaklanmayıp bunun çözümlerine ya da daha iyiye dair neler yapıldığını gösterebilecek bir gazetecilik yaklaşımını da desteklemek istedik. Program katılımcılarımız ve mezunlarımız çok güzel işler üretmeye başladı. Bu içerikleri sosyal medya üzerinden paylaşıyoruz, merak edenler hesaplarımıza bakarak görebilir. Umarım bu tür bir gazetecilik anlayışının daha fazla bilinmesine ve ülkemizde yaygınlaşmasına az da olsa katkı sunabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4328 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-200x112.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-600x337.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1536x864.png 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4327 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4329 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E: Yerel gazetecilik meselesi kritik bir noktada duruyor. Yerelde çok güçlü bir hikâye potansiyeli olmasına rağmen bu alanın yeterince işlenememesi, merkezde de bir tür kısır döngü yaratıyor gibi görünüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine gelir modeli sıkıntısından mı kaynaklanıyor sizce?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Biz zaten Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor. Çünkü çok net bir gerçek var: Eğer belediyeyle aranı iyi tutmazsan, bir anda şehrin yarısı sana reklam vermeyi kesebiliyor. Belediye kurumları aboneliklerini bırakabiliyor. Üstüne bir de kaynak sıkıntısı eklenince, “Az buçuk bir gelirimiz var, onu da kaybetmeyelim” endişesiyle hareket etmek zorunda kalıyorlar. Sonuçta haber yapabilecekleri bir alan kalmamış vaziyette. Çünkü o alan olmadığı sürece para verilse bile bir şey değişmez. En başta insanlara rahatça yazabilecekleri alan yaratmak gerekiyor. Yani bence en temelde zaten mevzu bu alanı açmaya yönelik bir çaba vermek, bir şey geliştirilecekse, belki bir program üretilecekse böyle bir şey üretmek olabilir. Çünkü o alan olmadığı sürece hani oraya ne kadar kaynak da bulunsa, para da verilse çok bir şey değişmez. Yani öncelikle insanların haber yapabilecekleri, rahatça yazabilecekleri bir alan yaratmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Basın ilan kurumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’deki konumu sizce nasıl?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kendi düşündüğümden önce birçok gazeteciden duyduğum şeyi söyleyeyim: Basın İlan Kurumu gazetecilerden ve haber kurumlarından imkânsızı istiyor. Özellikle yeni gelen düzenlemelerle, ilan alabilmek ya da buradan bir gelir elde edebilmek için çalışan sayısından günlük girilecek haber sayısına, hatta tıklanma sayılarına kadar son derece abartılı talepleri var. Bu talepler öyle bir noktaya gelmiş durumda ki işte örneğin; bir yerel haber sitesi buradan bir şekilde hani yerele yönelik Basın İlan Kurumu’ndan kendi şehriyle alakalı bir şey almak istiyor diyelim. Yanlış hatırlamıyorsam günde 100 ila 120 tane haber girmelerini bekliyorlar bir yerel haber sitesinden. Yani herhangi bir şehirde günde 120 tane haber değeri taşıyan olay olmasına imkân yok. Ama bu şartı sağlamazsanız Basın İlan Kurumu size ilan vermeyi ve buradan gelir elde etmeyi imkânsız hale getiriyor. Durum böyle olunca ne oluyor? Google aramalarında mutlaka karşınıza çıkmıştır, haber sitelerinin ana sayfalarında asla görmediğimiz ama arama sonuçlarında çıkan market indirim katalogları, rüya tabirleri, burç yorumları, yapay zekâyla üretilmiş ünlü biyografileri gibi içerikler vardır.</p>
<p>Bunların sebebi tam olarak bu. Çünkü Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor. Bunun yanında kategori talepleri de var. Örneğin ulusal bir medya sitesiyseniz belli sayıda çalışanınızın olması, şu kadar kategoride editörün olması lazım gibi şartları var. Ancak karşılığında Basın İlan Kurumu’ndan gelecek ilan geliri, bu çalışanların maaşlarının belki ancak beşte birini karşılayabilecek seviyede kalıyor. Dijitale ayak uydurmak amacıyla, Google’dan bile çok daha ekstrem talepleri var. Diğer yandan Türkiye’de dijital medyanın hala reklam ve tıklanma gelirinden başka bir modeli olmadığı için, birçok haber sitesi ve medya kurumu kendisini bu sisteme muhtaç hissediyor ve buna uymak zorundaymış gibi davranıyor.</p>
<p>Bunun sonucunda örneğin bir yerel haber sitesi muhabirini sahaya gönderip haber takip edebilecekken, onu masa başına oturtup 20 tane daha kopya haber gir, Basın İlan Kurumu’nun sınırına yetişelim demek zorunda kalıyor. Yani gazetecilik yapmak yerine, sitenin o limitlerini doldurmaya zaman harcıyorsun. Bugün gelinen noktada Basın İlan Kurumu’nun getirdiği sınırlamalar, haber sitelerini olabildiğince bomboş içeriklerle doldurmaya zorlayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Çünkü ancak bu şekilde ilan alabiliyorsunuz. Üstelik Google bile artık bu kadar acımasız değil. Onlar algoritmalarını daha kaliteli içeriğe doğru kaydırmışken, Basın İlan Kurumu hala 2010’ların başındaki Google gibi hareket ediyor ve Türkiye’deki haber kurumlarından, haber sitelerinden bunu talep ediyor. Bunu sağlamazsan ilan vermeyeceğim diyor ve sen otomatik olarak sistemden düşüyorsun.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4342 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-768x513.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-800x534.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1200x801.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1536x1025.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de sıkça karşılaştığımız kavramlardan biri sürdürülebilir gazetecilik. Nedir bu sürdürülebilir gazetecilik biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Sürdürülebilirlik, son dönemde iklim krizi ve çevre meseleleriyle birlikte hayatımıza çok farklı bağlamlarda girdi. Orada daha çok doğanın ve gezegenin ayakta kalabilmesi konuşuluyor ama medya için de mantık aynı aslında. Kendi kaynaklarını üretebilen, olabildiğince dışa bağımlı olmayan ve bağımsız bir şekilde hayatta kalabilen bir kurum yaratabilmek. Yerel gazeteler üzerinden düşünürsek, gelirin tamamen belediyeyle olan ilişkine bağlıysa, senin neyi haber yapıp neyi yapamayacağın belirleniyor. Bu durumda kendi başınıza ne kadar ayakta kalabilirseniz, bağımsız hareket edebilme imkânınız da o kadar artıyor. Aynı zamanda sürdürülebilir olmak adına asla tek bir kaynağa bağlı olmamak gerektiğini bize gösteriyor. Çünkü gelir kaynaklarını çeşitlendirmiş, tek bir kaynak yerine birkaç farklı yerden gelir elde ediyorsan, bunlardan birini kaybetmek senin için o kadar büyük bir sorun yaratmayacaktır. Ama kendini tek bir tarafa yasladığında ya da üretim açısından tek bir formatla kendini kısıtlamışsan bir noktada tıkanma yaşanacaktır. Sürdürülebilir olabilmek için gelişmeye, evrilmeye ve çeşitlenmeye açık olman gerekiyor. Çünkü medya sektörü, belki de modayı saymazsak, en hızlı gelişen ve değişen sektörlerin başında geliyor. Durum böyle olunca yeniliğe adapte olabilmek ve kendini geliştirebilmek, sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz haline geliyor. Aksi takdirde, bugün hala eski usul gazetecilikten gelen bazı insanların gazetecilikteki en temel dönüşümlere bile adapte olmakta zorlandığını ya da bununla bir kavga içine girdiğini ve bu yüzden geride kaldığını görüyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4338 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1536x1024.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Değişim ve dönüşümden söz ettik. Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği bir dönemden geçiyoruz. Sizce yapay zekâ, medyada yaşanan bu değişim ve dönüşüme nasıl bir katkı sağlayacak?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben yapay zekânın yaratacağı değişimlerin daha çok olumlu olacağını düşünüyorum. Çünkü insanlar genellikle yeni, farklı ya da yabancı bir şeyle karşılaştıkları zaman tepkileri duygusal oluyor. O duygusal tepkiden çıkıp da daha sakin bir şekilde bakmak çok zor. “Eski olanı kaybedeceğiz, gazetecilik bitecek, sanat elden gidecek, her şeyimizi elimizden alacak” gibi söylemler bu duygusal tepkilerin sonucu.</p>
<p>Burada yapılan en büyük hatalardan bir tanesi, sektörün Sam Altman gibi isimlerin bu duygusallığa oynadığını fark etmemesi. “Yapay zekâ şöyle olacak, AGI beş yıla geliyor, üç yıla şöyle olacak” tarzında söylemler aslında tamamen bir pazarlama taktiği. Evet, teknoloji çok hızlı gelişiyor, buna itirazım yok. Ama bu söylemlerle bilinçli olarak duygusal bir tepki yaratılıyor ve bu tepkinin yarattığı hype üzerinden ilerlemek isteniyor. Gazetecilik sektörü için de, sanatçılar için de bu geçerli. Bunun sonucunda birçok insan aynı duygusallıkla ama bu sefer negatif taraftan tepki veriyor. “Yapay zekâyı asla istemiyoruz, işimizi elimizden alacak, internette doğru bilgi kalmayacak, interneti öldürecek” gibi tamamen bir korku senaryosu, distopya senaryosu yazılıyor. Dönüp baktığımızda, evet, çok büyük bir değişim olacak ama bu değişim bir sabah kalktığımızda her şeyin altüst olması şeklinde gerçekleşmeyecek. Belki fark etmeden attığımız o küçük küçük adımların ardından, beş yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, aslında bambaşka bir yere geldiğimizi göreceğiz. Tam da bu yüzden duygusal tepkiler vermek yerine, sakin bir şekilde oturup “Bununla ne yapılabilir, nelere dikkat etmek gerekir?” diye kafa yormak gerekiyor. Çoğu insan bunu yapmıyor. Bu tepkilerin büyük kısmını neden ciddiye almadığımın en güzel örneklerinden birini bana <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> verdi. Yılın başlarında Disney ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla “Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak” gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı. Şu anda Sora üzerinden, biz Türkiye’de henüz erişemiyor olsak da, Disney karakterleriyle video üretmek serbest artık. Burada yapılan temel hata şu: Büyük şirketlerin sanatçıları, üreticileri ya da bireyleri düşüneceği sanılıyor. Oysa tarihte bunun hiçbir zaman böyle olmadığını gördük. Bu durumun aynısını 2000’lerin başında müzik sektöründe yaşadık. Napster ve korsan MP3’ler konusunda müzisyenler müzik şirketlerine güvenmişti. “Bizi kurtaracaklar yoksa korsan yüzünden aç kalacağız” diyorlardı. Sonuçta ne oldu? Napster bitti. Bunun yerine Spotify gibi platformlara geçildi. Bugün bir sanatçının Spotify’da bir dolar kazanabilmesi için şarkısının en az 5–10 bin kez dinlenmesi gerekiyor. Düşününce, korsan dönem belki de daha iyiydi, en azından bir beklenti yoktu. Burada gerçekten bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bana kalırsa yapay zekânın yaratacağı en büyük şoklardan biri ürettiğimiz şeye dair sahiplik ve bunun ekonomisiyle ilgili bildiğimiz pek çok kavramdan vazgeçmek zorunda kalmamız. Çünkü klasik telif hakkı yaklaşımıyla yapay zekâya baktığımızda, ortada bu sisteme hiç uymayan bir yapı var.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4344 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png" alt="" width="358" height="537" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context.png 1024w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>Çoğu insan bu sistemlerin nasıl çalıştığını hala bilmiyor. Örneğin, “Van Gogh tarzında bir görsel üret” dediğinizde ya da “Bu bilgileri New York Times dilinde haberleştir” dediğinizde, sanki yapay zekânın arkasında Van Gogh’un tablolarını ya da New York Times arşivini açıp okuyan bir kütüphane varmış gibi düşünülüyor. Oysa böyle bir şey yok. Ortada aşırı derecede kompleks biçimde eğitilmiş bir sistem var ve bu sistemin içine girip tek tek hangi veriye eriştiğini görmemiz mümkün değil. Korsan ürün üzerinden gidelim: Korsan müzikte ya da filmde, içeriğin birebir kopyasını indirip bilgisayarımıza koyuyorduk. Yapay zekâda böyle bir şey söz konusu değil. Eğer bunu telif ihlali sayarsak, örneğin ben gitar çalmayı öğrenirken Metallica parçalarını çalıştığımda, onlardan nota öğrendiğimde ya da onlardan esinlenerek benzer bir şey ürettiğimde bu da telif ihlali sayılmalı. Çünkü yasalar gözünde o yapay zekâ modelini eğitmek için bir materyal kullanmakla benim kendimi eğitmek için bir kitap okumam, bir resmi incelemem aynı şey haline gelecek. Burada da karşımıza iki senaryo çıkıyor: Ya telif hakkı kavramını bu şekilde genişleteceğiz ve kendimizi çok daha kısıtlayıcı bir ortamda bulacağız.</p>
<p>Zamanla bildiğimiz telif tanımından vazgeçip tamamen yeni bir konsept üretmemiz gerekecek. Ben kişisel olarak ilkini kesinlikle istemem. Ama telif haklarının tarih boyunca daha çok büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve hep bu doğrultuda güncellendiğini de düşündüğümden, telifin yerine yeni bir şey üretmenin artık bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim. Eğer böyle bir dönüşüm yaşanırsa ve kimse buna hazırlıklı olmazsa, kendimizi oldukça kaotik bir ortamın içinde bulmamız da çok olası. Yani ilkini kesinlikle istemem ben kişisel görüşümü söyleyecek olursam. Diğer yandan, telif haklarının şu ana kadar tarih boyunca sadece büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve sürekli o şekilde güncellendiğini de düşündüğümden dolayı, tamamen telifin yerini alacak yeni bir şey üretmenin artık hani yapay zekâyla birlikte bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim ben. Eğer öyle bir şey olursa hiç kimse buna hazırlıklı olmayacağından dolayı kendimizi çok kaotik bir ortamda bulacağız gibi geliyor bana.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Yılın başlarında <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla ‘Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak’ gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı.”</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit: Peki, telifin yerini alabileceğini söylediğiniz bu yeni konsept somut olarak neye benziyor? Aklınızda veya dünyada tartışılan alternatif bir model var mı?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Birçok şey mümkün ama diğer yandan şöyle bir durum da var: İnsanlığın üretim ve yaratıcılık tarihini düşündüğümüzde telif aslında çok yeni bir kavram. Yani ona bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmamız da gerek yok. Elbette bir karşılık meselesi var ama yaratıcı bir üretimi alıp kullanmanın karşılığını mutlaka telif üzerinden düşünmek zorunda da değiliz. Bunun için farklı mekanizmalar, farklı modeller üretilebilir. Mesela yakın zamanda çok ilginç, deneysel bir projeye denk gelmiştim. Bir yazar dijital olarak bir kitap yayımlamış ve kitabı satın aldığınızda, kaynakçada adı geçen herkese ödediğiniz ücretin yüzde 30’unu paylaştıran bir sistem kurmuş. Yani alıntı yaptığı, referans verdiği isimlere telif ödemek yerine, onları doğrudan satın alma mekanizmasının içine dahil etmiş. Burada mesele sadece telif değil. Durum yaratıcı sektörlerin ve gazeteciliğin tüm ekonomik modelini sil baştan kurgulamayı gerektiren bir noktaya da evrilebilir. Günümüz koşullarında bu alanın ne kadar sıkıntılı olduğunu düşündüğümüzde, zaten bu bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Çünkü kendi üretiminizle, yaratıcılığınızla hayatınızı sürdürebilmek gerçekten hiç kolay değil. Bugün bunu yapabilmek için ya çok büyük bir isim olmanız ya da çok büyük bir şirketin parçası olmanız gerekiyor. Bu yüzden telif tartışmasının da ötesinde alternatif ekonomik yapıları düşünmek ve denemek gibi bir ihtiyaç da söz konusu olacak. Yapay zekâ muhtemelen birçok farklı sebepten dolayı bu süreci hızlandıracak. Bundan bir iki sene önce yapay zekânın gazetecilikte yeni yeni tartışılmaya başlandığı bir dönemde katıldığım bir etkinlikte şunu söylemiştim: Dijital haberciliğin o klasik, tıklanma temelli ekonomik modelinin artık sonuna geldik. Bunun da iki temel sebebi var ve ikisi de yapay zekâ kaynaklı. Birincisi, eğer bu model üzerinden para kazanmak istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz. istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz.</p>
<p>Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da çok basit bilgileri arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana tıklamasıyla geliyor. İnsanlarda “bu haber sitesine gireyim, okuyayım” alışkanlığını yaratacak düzeyde bir üretim olmadığı için zaten böyle bir şey söz konusu değil. Üstelik insanlar artık bu tür soruları Google’a sormak yerine ChatGPT’ye, Gemini’ye falan soruyor.</p>
<p>Dolayısıyla tıklama ihtiyaçları da kalmıyor. Bunlar yaygınlaşmaya başladıkça tıklanma sayıları da zaten düşmeye başlayacak ve ekonomisini, gelir modelini tamamen buna dayandırmış kurumların ayakta kalma şansı da otomatik olarak bitmiş olacak. Geriye de bir şekilde özgün haber üretenler kalacak; gerçekten farklı bir ürün sunanlar. Yani sadece arama yaptığında market kataloğunu ilk sırada çıkaranlar değil; gerçekten haber verenler, yenilikçi ve farklı şeyler deneyenler. Bunu söylediğimde gazeteci camiasında pek çok kişinin hoşuna gitmiyor ama geriye sadece premium ürün üretenler kalacak. Yani artık salt var olmak yetmiyor, bir ekstranızın olması gerekiyor. Çünkü artık internette her şey fazlasıyla var ve bunların büyük bir kısmı oldukça kalitesiz.</p>
<p>İnsanların dikkatini çekebilmek ve akılda kalabilmek için ortaya net bir kalite farkı koymak gerekiyor. Mesela İngiltere’de dünyaya hitap eden, uluslararası yayın yapan onlarca farklı medya kuruluşu var ama dünyanın neresine giderseniz gidin herkesin bildiği Financial Times’tır, Guardian’dır. Amerika’da da aynı şekilde Washington Post ve New York Times bilinir. Dünya çapında olmanız gerekmiyor belki ama en azından ülkede ayırt edilebilecek bir iş yapmalısınız. Bu saatten sonra ancak bu sayede, internetin o bilgi seli içinde ayakta kalıp sürdürülebilir bir gelecek kurabilirsiniz.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4347 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png" alt="" width="491" height="327" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-200x133.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-300x200.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-400x267.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-600x400.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-768x512.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-800x533.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1200x800.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context.png 1536w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Peki, Türkiye’de geliştirilen Kumru AI hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi. Bizim kullandığımız ChatGPT, Gemini, Claude ya da açık kaynakların hepsi, ilk eğitimden sonra reinforcement learning dediğimiz ve farklı aşamalardan geçen modeller. Yani ilk ana eğitimden sonra ikincil, üçüncül eğitimlerden geçirilip bizim kullanımımıza sunuluyor. Kumru’da ise test etmemiz için açılan model sadece ana eğitimi tamamlanmış, o ikinci ve üçüncü aşamalardan henüz geçmemiş bir modeldi.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi.”</span></p></blockquote>
<p>Bunun kimseye açık olmaması gerekiyordu. En fazla belli sektörlerden ya da akademik alandan, test amaçlı sınırlı sayıda insana özel olarak açılıp, ardından bu reinforcement learning aşamalarına girmesi gerekiyordu. Bu hata yapıldığı için de doğal olarak internette büyük bir espri malzemesine dönüştü. Diğer yandan tamamen Türkçe kaynaklarla eğitilmiş bir model görmeyi gerçekten çok istiyorum. Çünkü bu modeller genellikle internetteki her şeyle eğitildikleri için çok daha genel bir bilgi perspektifi ne sahipler.</p>
<p>Tamamen Türkçe ile eğitilmiş bir modelin dil kullanımı çok daha farklı olabilir. Üreteceği sonuçlar, yaklaşımı da çok farklı olabilir. Modelin eğitildiği dile bağlı olarak karakterinin ve kapasitesinin nasıl değişeceğini görmek benim en çok merak ettiğim şeylerden biri. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı ülkelerde bu tür denemeler yapılıyor ama hepsi hala çok erken aşamalarda. Keşke bu kadar aceleye getirilmeseydi de espri malzemesine dönüşmeseydi. Biraz daha beklenip o ikincil ve üçüncül aşamalardan geçmesi sağlansaydı.</p>
<p>Çünkü internet maalesef böyle konularda fi l hafızasına sahip. Daha gelişmiş bir versiyonu geldiğinde bile birçok insan sırf bu yüzden ciddiye almayabilir. Bu da onlar için ciddi bir sıkıntı olur. Bunu ChatGPT’de de gördük. Hata yapma oranı azaltılıp, insanlara yaklaşımına daha fazla moderasyon eklendiği zaman Reddit’te “ChatGPT artık çok soğuk konuşuyor, çok ciddi oldu, bu ne böyle” diye isyanlar çıktı. Hatta “arkadaşımı kaybettim” diye ağlayan postlar bile vardı. Biz insanlık olarak bir yandan kendimizi her şeyin yukarısındaymış zannediyoruz ama bizim gibi konuşan bir yazılımla karşılaştığımızda da aşırı derecede bağlanıyoruz. Kumru düzelip daha düzgün konuşmaya başladığında, “Niye böyle ciddi konuşuyor?” diye Ekşi Sözlük’te şikayetler görürüz. Bundan eminim.</p>
<p><strong>A.Ş:</strong> Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir söyleşiydi.</p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben de çok teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ciddiyetle Neşeli Bir Dergi Oluşturmaya Çalıştık &#8211; Ayça Derin Karabulut</title>
		<link>https://contextdergi.com/ciddiyetle-neseli-bir-dergi-olusturmaya-calistik/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ciddiyetle-neseli-bir-dergi-olusturmaya-calistik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 19:42:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayça Derin Karabulut]]></category>
		<category><![CDATA[dergicilik]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[editörlük]]></category>
		<category><![CDATA[içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[KAFA Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3871</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Çağla Miray Alhan   Popüler kültüre edebi bir bakış açısı sağlayan, portre kapaklarıyla gündem yaratan KAFA Dergisi’nin perde arkasına davetlisiniz. Dijitalleşme baskısı altında dergiciliği, stajyerlikten yöneticiliğe uzanan hikâyesini Ayça Derin Karabulut’tan dinledik. Okurla kurdukları bağı ve yayıncılığın geleceğini konuştuğumuz bu söyleşide, KAFA dergiyi ele aldık. KAFA Dergisi’nin Kuruluş Hikâyesi Ç.M.A: Bizlere KAFA Dergisi’nin kuruluş sürecini  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ciddiyetle-neseli-bir-dergi-olusturmaya-calistik/">Ciddiyetle Neşeli Bir Dergi Oluşturmaya Çalıştık &#8211; Ayça Derin Karabulut</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Çağla Miray Alhan</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Popüler kültüre edebi bir bakış açısı sağlayan, portre kapaklarıyla gündem yaratan KAFA Dergisi’nin perde arkasına davetlisiniz. Dijitalleşme baskısı altında dergiciliği, stajyerlikten yöneticiliğe uzanan hikâyesini Ayça Derin Karabulut’tan dinledik. Okurla kurdukları bağı ve yayıncılığın geleceğini konuştuğumuz bu söyleşide, KAFA dergiyi ele aldık.</span></p></blockquote>
<h1>KAFA Dergisi’nin Kuruluş Hikâyesi</h1>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Bizlere KAFA Dergisi’nin kuruluş sürecini anlatır mısınız?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Derginin nasıl kurulduğunu anlamak için önce benim “kurulduğum” zamana gitmemiz gerekiyor. İletişim Meslek Lisesi’nde gazetecilik okudum. Meslek lisesinde olduğumuz için staj zorunluluğumuz vardı. O yüzden 16 yaşımdayken stajımı Posta Gazetesi’nde yaptım. Orada şimdiki patronum Candaş Tolga Işık’la tanıştık. O da orada gazetecilik yapıyordu, muhabirdi; sonra köşe yazmaya başladı. Lise dönemimdeki tanışıklığımız sayesinde üniversiteye geçtikten sonra staj için tekrar onun yanına gittim. Üniversite dönemimde ise Candaş Bey hem basılı yayında gazetecilik yapıyor hem de ekibimizde geneli gazetecilik okuyan bir öğrenci kitlesiyle çalışıyordu. Derginin şu anki editörleri Emre Hakbaş, Pınar Aksel, Onur Koray Gülşen’le aynı dönemde stajyerlik yapıyorduk. Bizden bir sene önce OT dergisi çıkmıştı. Candaş Bey OT Dergi’de birkaç yazdı. Metin Üstündağ ile araları çok iyiydi. Metin abi ondan birkaç öykü yazmasını rica etmişti, o da yazdı. Dergi okurundan dönüşü hızlı alırsınız, iyi kötü her şeyi size söyler. Çok da keyifli bir şeydir. Dergide yazmak çok zevkli gelmişti. Sonrasında “Kendi dergimizi mi kursak?” dedi. Ben de “aslında biz de yaparız, hatta bundan daha iyisini yaparız.” diye düşünüyordum. OT çok iyi bir dergiydi ama aklımda daha geniş bir yazar kadrosu oluşturma fikri vardı. “Öyle bir şey kursak keşke.” diye düşünüyordum. Candaş Bey de dergide yazma işini sevince “Tamam” dedi. Ağustos ayının başında konuştuk, Eylül’de de ilk sayımızı çıkardık. Dergiyi bir ayda hazırladık. O yıl Ağustos ayında Süleyman Seba vefat etmişti. Candaş Bey de Beşiktaşlı olduğu için ilk kapağımıza Süleyman Seba portresi ekledik. Bizim o dönem hâlihazırda bir haber sitemiz vardı. Ekibimizde görsel yönetmen, birkaç editör vardı; 5–6 kişilik bir ekiptik. O yüzden herkes hazırda bekliyor gibiydi. Herkesin bildiği bir işti. Burak diye bir arkadaşımız vardı, tasarımcıydı. Ona hemen logo tasarlattık. “KAFA” adını bulduk ve kapağı hazırladık. Eşi dostu “Bize yazar mısınız?” diye aradık. Candaş Bey’in bağlantıları da o noktada devreye girdi. Sonra yavaş yavaş her ay herkese “Bize yazın.” diye yalvarmaya başladık.</p>
<p>Onun (Candaş Tolga Işık) aracılığıyla bir yere gidince çok az insan “Hayır.” diyordu. Ayrıyeten hepimiz çok genç, hevesli, heyecanlı olduğumuz için de insanları ikna ediyorduk. Ben de iyi iletişim kurabildiğim için o konuda kendime bir başka güveniyordum. Candaş Bey ilk sayıda benim unvanıma “Yayın Koordinatörü” yazdı. “Genel Yayın Yönetmeni” daha büyük bir unvan olduğundan, ilk sayıdan “Bu kız çok genç, nereden çıktı?” şeklinde laflar işitmemek adına böyle bir yol izlediğini düşünüyorum. Çünkü Candaş Bey sorumluluk vermekten kaçmayan biridir. Şu anki ekibimiz de çok genç, hatta en yaşlılarından biri benim. KAFA TV’nin ve KAFA Sports’un ekibi çok genç insanlardan oluşuyor; inanılmazlar, hepsinin büyük sorumlulukları var ve çok yoğun çalışıyorlar. Candaş Bey, derginin kuruluş dönemlerinde de böyleydi. “Yapar mıyız?” diye sorduğumda, “Sen yaparsın işte.” dedi. Tabii ki ben yayın koordinatörü olarak başlayacağımı tahmin etmiyordum. Editör olurum ve bir şekilde koordinasyonu sağlarım, genel yayın yönetmenliği içinse başımıza birisi gelir veya Candaş Bey bu görevi üstlenir diye düşünüyordum. O da “Ben yapamam, benim bir sürü işim gücüm<br />
var. Sen yaparsın, ben buradayım zaten.” deyince “Tabii yaparım.” dedim ve yayın koordinatörü oldum. 6–7 ay sonrasında da genel yayın yönetmenliğine terfi aldım. Candaş Bey uzun yıllar elini dergiden çekmedi. Sadece son 4–5 senedir derginin son haline bakıyor. Önceden tasarıma, kurguya oturuyor; hatta sayfa sıralamasını bile o yapıyordu. Fazla çalışan biri; ekstra, hiç durmuyor yani. Şimdi de KAFA Sports’un, KAFA TV’nin kurgularına katılıyor. İlginç biri, o yüzden dergiden uzaklaştırmak zor oldu. Şimdi ise 135. sayıyı yapıyoruz.</p>
<blockquote><p>Ağustos başı konuştuk, Eylül’de de Kafa Dergisi birinci sayıyı çıkardık. Dergiyi bir ayda hazırladık. O dönemde ağustos ayında Süleyman Seba vefat etmişti. Candaş Bey, Beşiktaşlı olduğu için “Öyle başlayalım.” dedi ve ilk kapak portremize Süleyman Seba&#8217;yı ekledik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_4169" style="width: 824px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4169" class="wp-image-4169 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-814x1024.jpg" alt="" width="814" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-200x251.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-239x300.jpg 239w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-400x503.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-600x754.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-768x966.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-800x1006.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-814x1024.jpg 814w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-1200x1509.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-1222x1536.jpg 1222w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/seba1-1629x2048.jpg 1629w" sizes="(max-width: 814px) 100vw, 814px" /><p id="caption-attachment-4169" class="wp-caption-text"><strong>Kafa Dergi&#8217;nin 1. Sayısı</strong></p></div></blockquote>
<h2>Yayın Politikası ve Derginin Vizyonu</h2>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> KAFA Dergisi’nde önem verdiğiniz vizyon neydi? “Herkes konuşsun, herkes yazsın.” mottosu sizin için neye dayanıyor? Hangi açığı kapatmayı hedeflediniz?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Tam olarak öyle, bu dergide “Herkes her şeyi yazabilir.” düşüncesiyle yola çıktık. “Kendimiz ne okumak istiyoruz? Herkes kendi gençliğinde nasıl dergiler okuyordu?” gibi sorularla başladık. Piyasada bir tek OT Dergi vardı. Bu yüzden yola “Ne yapmak istiyoruz, kendimiz ne okumak isteriz?” gibi sorularla devam ettik. “Cem Davran aslında çok iyi yazabilir, komik biri; sonrasında Sunay Akın’a gitsek de bir şeyler anlatsa, İlber Hoca da bunu yapsa…” gibi fikirlerle ilerlemeye çalıştık. Herkesin sevdiği, izlemekten ve okumaktan hoşlandığı, fikirlerini önemsediği insanları bir araya getirip bir havuz oluşturmayı hedefledik. Böyle bir havuzla güçlü bir yazar kadrosu kurmaya çalıştık. KAFA sıfırdan kurulan bir dergiydi; onu sadece iyi bir yazar kadrosu ve etkileyici kapaklarla<br />
satabilirdik. Fakat durum kısa sürede tersine döndü. Önce kapaklar sattı, ardından derginin yazar<br />
kadrosu okur gözünde asıl tercih sebebi haline geldi. Bugün de hâlâ kapak satıyor, insanlar kapağı görünce alıyor. Bunun dışında önce kapakla, sonra da derginin içindeki yazılarla birlikte büyük bir ciddiyetle neşeli bir dergi oluşturmaya çalıştık. Zaten edebiyat ciddiyet isteyen bir iş ama biz “Edebiyat yapıyoruz.” iddiasıyla bu işe girmedik. Eğer neşeli bir şey yapmak istiyorsanız, %100<br />
edebiyat yapmanız mümkün değil. Biz de gerektiği yerde ciddi olan ama neşesini de kaybetmeyen, insanları da neşelendiren bir dergi oluşturmak istedik. Öyle de oldu, bu sebeple bu kadar uzun süredir yayımlamaya devam edebiliyoruz.</p>
<p><em><strong>Umut Yiğit:</strong> Kapak tercihlerinde portreden vazgeçememenin sebepleri neler?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Aslında biz birkaç senedir yeni şeyler deniyoruz ama günün sonunda portre kapaklar satıyor. Yaşar Kemal’i anımsatması için İnce Memed’i ya da kayyum atamalarının gündem olduğu dönemde sadece boş belediye başkanı koltuğunu kapak yapmıştık. Bu tarz pek çok kapak denedik ama okurlar portre görmek istiyor. Farklı kapaklar satsa da portreler kadar etkili olmuyor. Neden bilmiyorum,<br />
sanırım okurlara “portre kapak” kültürünü bizler alıştırdık. Biz vazgeçsek bile okur vazgeçemedi. Gözleri tanıdık birini görmek istiyor ve böylece dergiyle daha kolay bağ kuruyorlar. Açıkçası portreden ben de sıkıldım, bu yüzden yeni fikirler deniyoruz. 12 kapaktan en fazla dördü portredir. Onun dışında yine portreleri farklı şekillerde, farklı tasarımlar deneyerek kapağa taşıyoruz. Ama portre olarak Atatürk kapağı yapıyorsun ve bütün yılın en çok sayısı oluyor. Her kasım bizim Atatürk sayımız ilk haftadan yok satar, çok ilginç.</p>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Genel yayın yönetmeni olarak görev alıyorsunuz. Bize görevinizle ilgili bilgi verir misiniz? Genel yayın yönetmeni ne iş yapar?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Genel yayın yönetmeni aslında her şeyi yapar. En başta yazar kadrosunu kurarken yazarlarla iletişime geçmek, kadroyu oluşturmak gibi küçük görünen, büyük işlerde yer alır. Sonrasında yazarlarla iletişimi koruyarak onların yazmaya devam etmelerini sağlamak, dergide hangi yazıların yayınlanıp yayınlanmayacağına karar vermek, sayfa tasarımları, kimlerin çizeceği, hangi yazıya hangi görselin kullanılacağı, başlığı, spotu… Her şeyi. Kapağa karar vermek ise en büyük mesele.<br />
Her sayı öncesinde Candaş Bey’in de katıldığı büyük ekip toplantısı yapıyoruz. O gün en stresli günümüz oluyor. Bu toplantıda tüm editörler kapak önerilerini sunuyor ve kapak süreci genelde uzun saatler süren detaylı bir değerlendirmeyle ilerliyor. Benim işim o toplantıdan sonra daha da yoğunlaşıyor. Kapak tasarımını netleştirmek, çizerlerle iletişim kurmak, görsel ve tasarımsal bütünlüğü sağlamak gibi süreçler bu aşamada şekilleniyor. Bu noktada ben daha çok yönlendiren,<br />
sorumlulukları dağıtan taraf oluyorum. Onun dışında —bir de matbaa günü hariç— çok büyük bir stres yaşamıyoruz. Eskiden baskı sürecine de dahil oluyordum, neredeyse beş yıl boyunca her baskı sürecinde matbaadaydım. Renkler doğru görünene kadar matbaada olmak gerekiyordu. Hâlâ zaman zaman sıkıntı yaşıyoruz çünkü dergiyi üçüncü hamur denilen, basımı zor bir kâğıda basıyoruz. Bu tür kâğıtta renkler her zaman olması gerektiği gibi görünmeyebiliyor. Dolayısıyla matbaa süreçleri<br />
ve renk kontrolü hâlâ önemli bir iş. Aslında derginin yayıma hazır hâle gelene kadar geçtiği tüm iletişim ve koordinasyon süreçlerinden genel yayın yönetmeni sorumlu. Derginin size ulaşacağı poşetin açılır-kapanır olup olmamasına kadar her detay yayın yönetmeninin onayından geçiyor. Yani oldukça kapsamlı bir iş.</p>
<blockquote><p><strong>“Ayrıca tarzlar benzer olsa da iyi kapaklar yapıyoruz, bu da bizi diğerlerinden ayırıyor. Uzun yıllardır </strong><strong>birlikte çalıştığımız iyi çizerlerimiz var. Özellikle bizim portreleri çizen arkadaş, Hakan Arslan. 4. sayıdan beri Hakan’la çalışıyoruz ve artık dergiyi çok iyi anladı. Onun çizgisi de yıllar içinde çok gelişti.”</strong></p></blockquote>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Size göre KAFA Dergi’yi diğer dergilerden farklı ve özgün kılan şey nedir?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Bence KAFA’nın en belirgin farkı neşesi. Rakiplerine kıyasla daha hareketli, daha renkli bir dergi olduğunu düşünüyorum. Şu anda zaten doğrudan bir rakibi de kalmadı ama eskiden çok vardı. O dönemlerde de bizi ayıran şey yine bu renkli ve neşeli yapımızdı. Yazar kadromuz da bizi ayıran bir başka etmen. Dergide gerçekten çok iyi yazarlar var ve uzun yıllardır bizde yazıyorlar. Bu süreklilik okurla çok güçlü bir bağ oluşturdu. Kurulduğumuzdan beri on senedir yazan yazarlarımız var; diğerlerinin de çoğu en az altı senedir dergide. Yani iyi edebiyatçıların yer aldığı, oturmuş bir kadromuz var. Mahir Ünsal Eriş, Sema Kaygusuz, Alper Canıgüz, Gündüz Vassaf gibi pek çok iyi yazara dergide yer verdik. Ayrıca yazar olmayan ama dergide yaza yaza yazar olanlar da var. Dergi bazı isimleri “yazar”a dönüştürdü; bu da hoşuma giden bir şey. Bence Cem Davran onlardan biri; gerçekten iyi bir öykücü, sağlam yazıyor. Yazar kadromuzun bu kadar köklü olması okurda da bir aidiyet oluşturdu. Derginin istikrarlı yürümesi de, yani bir sayıda okuduğunuz yazarı sonraki sayıda da göreceğini bilmek insanların dergiyi düzenli takip etmesini sağlıyor. Ayrıca diğer dergilerle tarzlarımız benzer olsa da iyi kapaklar yapıyoruz, bu da bizi diğerlerinden ayırıyor. Uzun yıllardır birlikte çalıştığımız iyi çizerlerimiz var. Özellikle bizim portreleri çizen arkadaş, Hakan Arslan. Dördüncü sayıdan beri Hakan’la çalışıyoruz, artık dergiyi çok iyi anladı. Onun çizgisi de yıllar içinde çok gelişti. İlk kapaklara bakınca kendi aramızda “Bunu nasıl kapağa koymuşuz” diye konuşuyoruz. Hakan derginin ruhunu çok iyi çözüp gerçekten güçlü portreler çıkartıyor, onun çizgilerini görünce tanırsınız zaten.</p>
<p><em><strong>U.Y:</strong> KAFA bana rakiplerine göre “Posta”nın izini taşıyan ve daha çok ana akıma hitap eden bir dergi gibi geliyor.</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Kesinlikle öyle! Candaş Bey de “Posta” kültüründe yetişmiş bir gazeteci olduğu için bilinçli bir şekilde bu çizgiyi oluşturduk. O renkli, boş alanın neredeyse hiç olmadığı, karmaşık ama eğlenceli sayfa düzenini oluştururken kafamızda hep “Posta” gazeteciliği vardı. İçerikler de buna göre şekillendi. Bu yüzden bizde sadece edebiyatçılar değil; oyuncusundan sanatçısına herkes yazar. Örneğin; bir sayıda Şenol Güneş “aşk” üzerine yazı yazdı. Muhtemelen “Şenol Güneş’e aşk mı yazdırsak?” diye düşünmüşüz ve o da heyecanla yazmış. Çünkü biz kimseyi “Sen oyuncusun, oyunculuk üzerine yazı yaz.” diye sınırlamıyor, daha ters köşe bir yaklaşım benimsiyorduk. Mesela Alper Canıgüz çok iyi bir romancı ama asıl mesleği psikolog olduğu i</p>
<p>çin bizde psikoloji üzerine yazı yazmayı tercih etti. Üzerinde “mutlaka öykü yaz.” gibi bir baskı yaratmadık, sonuçta her ay öykü yazmak zor bir şey. Bu rahat alanı sağladığımız için yazarlar da bizde yazmayı seviyor. Mesela Sema Kaygusuz, çok sevdiğim yazarlardan biridir ama herkes tarafından kolay anlaşılabilecek bir dili yok. Bizde tamamen politik gündem yazıyordu; o da dergiyi farklı kılan şeylerden biriydi. Dediğin gibi sadece şiir-öykü-deneme değil; gündemi de yakalayan, daha ana akım hissi taşıyan bir içerik oluşturmaya çalışıyorduk.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4173 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-400x534.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-768x1025.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-1151x1536.jpg 1151w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens-1200x1601.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/prens.jpg 1221w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p><em><strong>Aslı Şen:</strong> Biraz önce “rakiplerinizin azaldığını” dile getirdiniz. Sizce rakiplerinizin azalmasındaki sebep ne? Dergicilik bitmek üzere mi?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Bitmek üzere olduğunu söylemedim; rakiplerimiz azaldı çünkü biz eledik. Elbette bu azalmanın başka sebepleri de var. Birincisi: tabii ki ekonomik sebepler. Dergi yapmak eskiden de pahalıydı ama günümüzde çok daha pahalı. O zamanlar dergi kendini döndürüyordu; yani basım ve dağıtım masraflarını çıkarabiliyordu. Şimdi ise çok satış bile her zaman avantaj sağlamıyor çünkü çok satınca tirajı artırmanız gerekiyor, bu da daha fazla maliyet demek. Mesela biz bir dergiyi bu ne</p>
<p>denle kapattık. KAFA Çocuk ve Bilim adında bir çocuk dergisi yapmıştık. Çok uzun yıllar dergiyi kuşe kâğıda bastık, promosyonların kalitesi de çok iyiydi. Dergi çok satmaya başlayınca tirajı artırmak zorunda kaldık. Tiraj arttıkça da doğal olarak baskı maliyeti yükseldi. Ancak satış fiyatını artırma şansımız yoktu çünkü derginin zaten belirlenmiş bir fiyatı vardı ve okuyucuya çok pahalı bir ürün sunamazdık. Bu yüzden bir dengesizlik oluştu: Daha çok satmak için daha çok basmak gerekiyor ama fiyatı artıramadığımız için bu maliyeti karşılayamıyoruz. Hâl böyle olunca dergiyi bu şekilde sürdüremediğimiz için kapatmak zorunda kaldık. Şimdi KAFA’yı çok daha ucuz bir kâğıda, 3. hamur denilen gazete kâğıdı benzeri bir kâğıt türüne basıyoruz. En düşük maliyetli kâğıdı seçmiş ve 60.000–70.000 adet dergi satıyor olmamıza rağmen satışlar baskı maliyetini karşılamıyor. Yani günümüzde dergi yapmak pahalı bir şey. Bu yüzden dergilerin çoğu yayın süresini değiştirdi; iki-üç ayda bir çıkanlar var, çoğu da kapandı. Özellikle pandemi döneminde çoğu dergi kapandı. Pandemi öncesinde piyasada 15’ten fazla KAFA benzeri dergi vardı. Pandemi döneminde çoğu kapandı. O dönemde biz de bir ay yeni sayı yayımlamadık. 2020 Mayıs sayısı tarihimizde çıkmadığımız tek aydır çünkü ne yapacağımızı bilmiyorduk. Sadece fiziki satışımız vardı, online platformlarda dergi satışı yapmıyorduk. Hâl böyle olunca o dönem Getir benzeri platformlarda yer almaya başladık.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4174  aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-1024x576.jpg" alt="" width="835" height="469" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/maxresdefault_1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 835px) 100vw, 835px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buradan da anlayacağınız üzere derginizin tutunabilmesi için bu işten para kazanmayı hayal etmeyen bir yatırımcınızın olması gerekiyor. Çünkü kimse dergi yapıp zengin olamaz. Bu zamana kadar dergicilikten zengin olanı ne gördüm ne de duydum. Bir diğer sebep ise heves ve heyecan duygusu. Ben her yerde söylüyorum: dergi işi heyecan işidir. Dergiyi gerçekten yapmak istiyor olmanız lâzım çünkü çok yorucu ve stresli bir iş. İnsanlarla uğraşmak çok zaman alıyor. Onun o keyifli hâlinden her zaman keyif alıyor olmak gerekiyor. Ben ve ekibim bu işi seviyoruz. Yazarlardan gelen yazıları okumak, onları düzenlemek, kapak çizimini görmek, dergi baskıdan geldiğinde elimize alıp incelemek gibi süreçler bizleri ayrı ayrı çok heyecanlandırıyor. Bence bir yerden sonra dergicilerde o heyecan bitiyor. Mesela Penguen gibi uzun süredir dergicilikte olan insanların bir noktadan heveslerinin bittiğini ve “yeter” diyerek bu işi bıraktıklarını düşünüyorum. Tabii bunu Penguen özelinde söylemiyorum, birçok dergide böyle olduğunu gördüm. Biz hâlâ dergi yapmak için çok heyecanlanıyoruz, bu heyecanı koruyabilmek önemli.</p>
<p><em><strong>A.Ş:</strong> Yeni neslin sirkülasyonu nasıl peki? Yani stajyer alımınız var mı? O yeni nesildeki o heyecanı koruyor musunuz?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Evet, var. Şu anda benim ekibimde benimle yaşıt sadece iki kişi var, bizim dışımızda herkes çok genç. Özellikle tasarım ve editörlük için çok fazla başvuru alıyoruz. Yani dergiye çok fazla stajyer geliyor, ben de bu durumdan memnunum. Yeni nesilden çok hevesli insanlar geliyor ama gelip umduğunu bulamayıp giden de çok oluyor. Hayal ettiği gibi olmadığını görenler de çok oluyor. Çünkü dediğim gibi dergi, stresli bir iş.</p>
<blockquote><p>Genç nesli yakalamak için takip ettikleri işleri kapak yapmaya çalışıyoruz. Mesela temmuz ayında “Prens” dizisini kapak yapmıştık ve Atatürk sayısından sonra en çok satan ikinci sayımız olmuştu.</p></blockquote>
<p><strong>A.Ş:</strong> Dijital teknolojilerin gelişmesiyle çoğu okur bu alana kaydı. Sizce bu durum fiziksel olarak okura ulaşmayı zorlaştırdı mı? Dergilerin kapanmasının bir sebebi de bu dijitalleşme diyebilir miyiz?</p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Okura fiziksel olarak ulaşmanın dijitalleşmeyle pek ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bu daha çok dağıtımla ilgili teknik bir konu. Dergiyi ilk kurduğumuz dönem YAYSAT adında bir dağıtımcı şirketle çalışıyorduk. Sahada çalışan, çok iyi ekipleri vardı ve o dönemde dergiye herkes fiziksel olarak erişebiliyordu. YAYSAT kapandıktan sonra dağıtım işi tekel haline geldi. Bu tekelleşme sebebiyle pek çok sorun yaşanmaya başlandı ve Türkiye’nin her kesimine ulaşmak çok zor hale geldi. Online satışa koysak bile yine aynı zorluk karşımıza çıkıyor. Onun dışında, genç okuru yakalayamıyor da olabilirler. Bunu “biz yapabiliyoruz” diye demiyorum çünkü bizim de çok yakalayabildiğimizi düşünmüyorum. Çünkü nüfus oranına göre 60 bin satıyor olmak başarı değil. Okur oranına göre normal olabilir ama aslında çok düşük bir rakam. Yaş kitlemiz bana hâlâ 25+ gibi geliyor, 25 yaş altına yeterince inemediğimizi düşünüyorum. Genç nesli yakalamak için takip ettikleri işleri kapak yapmaya çalışıyoruz. Mesela temmuz ayında Prens dizisini kapağa taşıdık ve Atatürk sayısından sonra en çok satan ikinci sayımız oldu. Sürekli popüler kültür işlerine yer veremiyoruz ama yer verdiğimiz zamanlarda da aradaki açık farkı görüyoruz. Genç okuru yakalamak zor; genelinin okuduğu “genç yetişkin kitaplar” hakkında çok az şey biliyorum. Dünya genelinde okunanların ise Türkiye’de çok karşılığı olmuyor.</p>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Bence gündemi hızlı değişen ve hızlı tüketen bir toplum olduğumuz için de okuma oranları düşük.</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Bazen “KAFA’yı acaba haftalık mı yapsak?” diye düşünüyorum. Çünkü gündeme yetişmek çok zor, bir de biz bir ay sonrasını düşünerek ilerlediğimiz için imkânsız hâle geliyor. Şimdi aralık sayısını yapıyoruz ve “Aralık’ta ne konuşulabilir?” diye düşünmem gerekiyor. Şu an konuşulan konuları ele alamam çünkü Aralık ayına kadar o konular çoktan gündemden düşmüş olacak. Bir hafta gibi kısa sürede bile pek çok olayın yaşanabildiği bir ülkedeyiz. Bu yüzden sürekli “Ne yaparsak Aralık’ta absürt durmaz?” gibi düşüncelerle hep önde yaşamamız gerekiyor. Ülke gündeminin yarattığı ruh hâli de satışları etkiliyor. KAFA genelde okuru yoğun gündemden uzaklaştırıp keyiflendirmeyi hedefliyor ama bazen öyle bir gündem oluyor ki okur “Kafa dağıtmanın sırası değil.” diye düşünüyor ve eli dergi almaya gitmiyor.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4175  aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-1024x576.jpg" alt="" width="835" height="470" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/sds.jpg 1280w" sizes="(max-width: 835px) 100vw, 835px" /></p>
<blockquote><p>YouTube işine biz de yıllar sonra girdik. Dergi içeriğini YouTube’a uyarlamak neredeyse imkânsız olduğu için orada bambaşka içerikler üreten bir ekip kurduk. Biz editörler olaraksa sadece onlara destek veriyoruz.</p></blockquote>
<p>O yüzden genelde en çok satışı yaz aylarında yapıyoruz. Kış aylarında yaşanan mutsuz ve depresif hâllerden dolayı düşük bir satış oranıyla karşılaşabiliyoruz. Maalesef bu durumla da savaşmamız gerekiyor. YouTube içerikleriyle dergi içeriklerinin benzeştiği bir dönemdeyiz bunun dergiciliği olumsuz anlamda etkileme ihtimali var mı?</p>
<p><strong>A.D.K:</strong> İkisinin farklı şeyler olduğunu düşünüyorum. KAFA’yı kurarken Candaş Bey’e de “Buna yatırım yapma, dergicilik mi kaldı?” gibi sözler çok söylendi. Ama hâlâ dergiciliğe devam edebiliyoruz. Yeni nesil “Her şey dijitalde.” gibi düşünüyor ama bence bu düşüncelerinin sebebi onların hep dijitalde var olması. Yeteri kadar okumadıkları için yazılı işlere ön yargıları var. Bu aslında bir tercih meselesinden ibaret. Mesela ben çok kitap okuyorum ve dergi yapıyorum, çevrem de okurluktan yazarlıktan konuşan insanlardan oluşuyor. Yani biraz kişinin kendisiyle ilgili bir durum. Konuyu daha genel düşünelim: Ekonomi gibi pek çok etmen yazılı yayınların satışını etkiliyor ama aslında kitap satışları düşmedi. Her yıl inanılmaz sayıda kitap basılıyor. Bu işten büyük yayınevleri hâlâ çok para kazanıyor. Mesela Doğan Kitap niye kapanmadı? Koskoca Doğan bu işten para kazanıyordur herhalde diye düşünüyorum, Can Yayınları da aynı şekilde. O yüzden o “YouTube her şeyi bitirdi.” söylemine inanmıyorum. YouTube işine biz de yıllar sonra girdik. Pandemi döneminde okura ulaşmakta zorlanınca, dergiden 6 sene sonra “E hadi YouTube da yapalım.” dedik. Dergi içeriğini YouTube’a uyarlamak neredeyse imkânsız olduğu için orada bambaşka içerikler üreten bir ekip kurduk. Biz editörler olarak sadece onlara destek veriyoruz. Tamamen eğlence üzerine; komiklik, şaka, ünlülerin konuştuğu, popüler insanların olduğu bir kanal oluşturmuş olduk. Sonrasında aynı şekilde KAFA Sports’u kurduk. Dijital kültürle, dergicilik çok başka iki alan. O yüzden bir alanda üretilenin diğerine uyarlanması zor. Fakat bu kanalların varlığı dergiye destek oluyor. Artık dergi onların vitrini hâline geldi, KAFA’nın marka değerini yükseltti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Deniz Benzer:</strong> Dergi sayısı hazırlandığınız süreçte bir sonraki ay ele alabileceğiniz konuları düşündüğünüzü, “hep önde yaşadığınızı” söylemiştiniz. Peki bu zorlu süreçte bir ay sonrasını düşünürken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> İnanın bunu nasıl yaptığımızı ben de bilmiyorum çünkü artık kafamız bu şekilde çalışıyor. Ülke gündemine bir olay girdiğinde onun ne kadar konuşulacağını, kaç günde unutulacağını artık çok iyi kestirebiliyoruz. Bu benim ve editör arkadaşlarımın refleksi hâline geldi. 20’li yaşlarınızı bu düşünce tarzıyla geçirince ister istemez kafanız böyle işlemeye başlıyor. Bazı konuları “iki gün sonra kimse konuşmayacak bunu.” deyip hiç üzerinde durmuyoruz. Biraz daha geleceği olan işlere yoğunlaşıyoruz. “Bu tutar mı, tutmaz mı? Nabız nasıl?” gibi şeylere bakıyoruz. Mesela biliyorsunuzdur Feyyaz Yiğit’in yakın zamanda Yan Yana adlı bir filmi gösterime girdi. Belki ocak sayısı kapağı yaparız diye iki ay öncesinden filmi bir kenarda tutuyorum. Çok iyi bir film ama yeterince konuşulur mu bilmiyorum. Bu şekilde gözlem yaparak fikirlerimizi de kenarda tutuyoruz. Mesela Aralık sayısı için kapağımız belli. İki senedir bir “dump” kapağı yapıyoruz: Sene sonu ülkede konuşulan her şeyi sarı kapakta toplayıp sunuyoruz. Yine öyle yapacağız ama bu sefer “Bütün sene neler konuşuldu? Hangisini öne çıkaracağız? Politik mi bakacağız?” gibi detayları istemsizce, refleksif olarak düşünüyoruz. Bunun dışında kapak için üç dört alternatif oluşturarak ilerliyorum. Bu teknik beni rahatlatıyor. Tabii bir kısmı çöpe gidecek ama olsun. Mesela Ocak sayısı için iki kapak çizdireceğim; matbaa günü geldiğinde biri yeterince konuşulmuyorsa onu eliyorum. Yedek kapaklarımın olması bu noktada daha rahat hareket etmemi ve eleyebilmemi olabilmemi sağlıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4176 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j.jpg" alt="" width="984" height="984" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/j.jpg 984w" sizes="(max-width: 984px) 100vw, 984px" /></p>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Kariyerinizin başlarında, genç yaşınızda “genel yayın yönetmeni” olmanın ne gibi avantajlarını ve dezavantajlarını gördünüz?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Çok fazla dezavantajı oldu ama tabii avantajı daha fazlaydı. İşe tersten başlamış gibi olduğumdan benim için biraz zordu. Dezavantajlardan bahsetmem gerekirse; öncelikle 22 yaşımdayken genel yayın yönetmeni olduğum için ekibimdeki insanlara ve yazarlara kendimi kabul ettirmem gerekiyordu. Çünkü hepimiz stajyer pozisyonunda başlayıp sonrasında editör, yazar gibi pozisyonlara geçtik. Zamanında aynı görevi yaptığın ekibi yönetmen gereken bir pozisyona geçmek, hele de bunu genç yaşta yapmak çok zor. Orada nasıl davranılacağını öğrenmenin de bir süreci var. İlk önce ekip içi iletişimi kurmak gerekiyordu. Çok iyi yaptığım söylenemez ama elimden geleni yaptım. Hâlâ aynı insanlarla çalışıyoruz ama arada benim yüzümden de çok giden oldu. Çünkü işkolik biriyim ve yaptığımız işi çok ciddiye alıyorum. Son üç, dört senedir bu yönümü biraz törpüleyip rahatladım. Bir de yaşımdan dolayı ilk başlarda çok panik oluyordum. O panikle her şeyi yapmaya, aşırı sorumluluk almaya çalışıyordum. Bu durum da insanı stresli birine dönüştürüyor. Benim için stres yönetimini öğrenmek de çok zordu. O noktada Candaş Bey benim rol modelimdi. O O da benim gibi genç yaşta başlamış ve iletişimi çok iyi yönetmiş. İyi iletişim kurabilmek için onu gözlemliyor, onun gibi davranmaya çalışıyordum. Çok büyük yazarlarla çalışmaya başlamıştım. Genelde yazarlar yüksek egoludur, yazdıklarına aşırı bağlıdırlar ve yazılarına müdahale ettirmezler. Onlarla iletişimi yönetmek, bana güvenmelerini sağlamak zor bir süreçti. Tabii hepsi öyleydi demek doğru olmaz. Mesela bir gün Can Dündar’a “Abi bu yazı olmamış, bunu bir daha mı yazsak?” demem gerekiyordu. Kendisi inanılmaz egosuz, çok tatlı bir insan. “Haklısın, aceleye getirdim, baştan yazayım.” demişti. 23 yaşımdayken bu şekilde Can Dündar’ın yazısını yayımlamamış olmak, benim için CV’me yazabileceğim türden bir olaydı. Yaşım da küçük olduğu için yazarlarla arkadaş gibi konuşmak uygun olmuyordu. O yüzden onlarla hep “abi–abla” hitaplarıyla iletişim kurdum. Bu da işe yaradı ama kolay değildi. Kendini kabul ettirmek, stres ve ekip yönetimi konularında zorlandım. Onun dışında erken yaşta yayın yönetmeni olmanın bir zorluğunu yaşamadım. Aksine yaptığım işte sevdiğim şeyleri yayınlıyor olmak, gözüme ve okurluğuma güvenilmesi gibi konular öz güven kattı. O yüzden 20’li yaşlarımı çok iyi geçirdim. Bu görev tanımı sayesinde Ayça oldum. Herkesin telefonunda “Ayça Kafa” diye kayıtlıyım. Başka bir vasfım yok ama bundan çok mutluyum. Hep söylüyoruz; ora bizim okulumuzdu.</p>
<blockquote><p>22 yaşımdayken genel yayın yönetmeni olduğum için ekibimdeki insanlara ve yazarlara kendimi kabul ettirmem gerekti. Çünkü hepimiz stajyer pozisyonunda başlayıp sonrasında editör, yazar gibi pozisyonlara geçtik. Zamanında aynı görevi yaptığın ekibi yönetmen gereken bir pozisyona geçmek, hele de bunu genç yaşta yapmak çok zor.</p></blockquote>
<p>Ben bu işi KAFA’da hatalar yapa yapa öğrendim. İyi bir ekiple çalıştığımız için de çok az hata yaptık. Özellikle Candaş Bey’in bizi eğiten kişi olması; çalışkanlığını, işkolikliğini hepimize aşılmasını sağladı. Bu yüzden çok dikkatliydik, çok az hata yaptık. Bana hep iyi şeyler kattı, kötü bir yanı olmadı.</p>
<p><em><strong>Ç.M.A: </strong>Sektörde kadın olmanın zorluğunu yaşadınız mı?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Evet yaşadım, yaşamadım desem kimse inanmaz. Ama bunu şöyle anlatayım: Bazı tepkilerde bunu çok net anlıyorsunuz. Bir olay karşısında “Kadın olmasaydım bana böyle davranmazdı.” dediğiniz oluyor. Bir de Candaş Bey’in bağlantısıyla gittiğimiz için, ben birine “hayır” dediğimde “Tamam ya, ben Candaş’ı arıyorum.” deyip beni aradan çıkararak direkt ona gidiyorlardı. Bence benim yerimde erkek bir yayın yönetmeni olsaydı bu kadar kolay egale edemezlerdi. Bir erkek muhtemelen daha sert olurdu. Ama biz kadınlar daha nazik ve nezaket odaklı olduğumuz için, karşı taraf bunu “eğilip bükülüyor” gibi algılıyor ve sizi daha kolay devre dışı bırakabiliyor. Bu çok oluyordu ama bu konuda Candaş Bey “Ayça bilir.” dediği için güvende oluyordum. Onun desteği olmadan dergiyi tek başıma kurup mücadele etsem daha çok zorlanırdım. Bu arada sadece erkeklerden değil, kadınlardan da aynı zorbalığı gördüm. Çünkü mesele kadın olmak değil; küçük yaşta bir yayın yönetmeni olmaktı. 25–26’ya geldiğimde kendimi kabul ettirerek artık kimsenin bana bir şey diyemeyeceği pozisyona geldim. Kadın olmanın zorluğu her yerde var. Ama bunu sadece kadın olmaya bağlamak istemem, bağlarsam diğer zorlananlara haksızlık olur. Ben biraz da kavgacı bir insanım zaten; hakkımı savunurum. Candaş Bey’in ekibinde de en çok kavga eden benimdir. O yüzden bir şekilde kendimi kabul ettiriyorum.</p>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> KAFA Radyo’da her çarşamba Kitap Kafası adında bir yayın yapıyorsunuz. Radyo programcılığı yapmaya nasıl karar verdiniz? Radyo programı fikri kimden çıktı?</em></p>
<p>A.D.K: Dergi yazarlarımızdan Nihat Sırdar ve Güçlü Mete çok eski radyocular. Kendi radyolarını kurmak istediler ve bizden isim hakkını alarak, Candaş Bey’in de desteğiyle KAFA Radyo’yu kurdular. Nihat ve Güçlü abinin bu süreçte sadece şarkı çalan değil; birçok programın olduğu, her konudan bahsedilen, konuşan bir radyo hayali vardı. Bana, “Kitap programı yapar mısın?” teklifinde bulundular. Daha önce hiç radyo tecrübem yoktu. Çok yerde staj yaptım ama hiç radyoda<br />
çalışmamıştım. Aslında radyo alanını onlar bana açmış oldu ve hâlâ onların sayesinde radyo programcısı olmaya çalışıyorum. Bu fikri bana sundukları dönemde kitap kulübü yapmaya çalışıyordum, zaten çok kitap okuyan biriyim. “Bunları anlatsana bizlere. Bir tane kültür-sanat programı da olsun. Sadece kitap konuşan başka bir program olsun.” dediler. Radyo işine böyle girdim. Hatta radyonun açılış günü, 13 Şubat 2019’da ilk yayınımı canlı olarak yaptım. Hayatımda ilk defa o gün mikrofona konuştum. Çok tuhaf bir şekilde, çalıştığım insanlarda deli cesareti var. Nihat abi, Güçlü abi ve Candaş Bey de öyleler. Herkes “Yaparsın ya!” deyip cesaretlendirerek sizi yüzme bilmeden denize atıyor. Böyle insanlarla karşılaşmam da şans.</p>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Günümüzde radyo dinleyicilerinin sayısı oldukça azaldı. Peki sizce KAFA Radyo dinleyicisi nasıl bir topluluk? Siz onlarla nasıl iletişim kuruyorsunuz?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Bu konuda resmi rakamları bilmiyorum, bu yüzden diğerleri hakkında yorum yapamam. Ama KAFA Radyo’yu baz alarak konuşacaksam, çok dinleniyoruz. Bence insanlar son dönemde podcast etkisiyle de sadece bir şeyler dinlemeye daha olumlu yaklaşıyor. O yüzden podcast dinleyicilerinin biraz radyoyu da dinlediğini düşünüyorum.</p>
<blockquote><p><strong>“Çok tuhaf bir şekilde, çalıştığım insanların bir deli cesareti var. Nihat abi, Güçlü abi ve Candaş Bey de öyleler. Herkes ‘Yaparsın ya!’ deyip cesaretlendirerek sizi ‘yüzme bilmeden denize atıyor’ gibi.”</strong></p></blockquote>
<p>KAFA Radyo’da genellikle canlı yayın yaptığım için direkt yayın sırasında dinleyiciyle iletişimde oluyorum. Mesajları okuyup herkesle konuşmaya çalışıyorum. Benim programım niş bir kesime hitap ettiği için radyoda en az dinlenen program. Programda haftada bir gün, yeni çıkan yazarları ağırlıyorum. Çok popüler bir yazar değilse çok büyük dönüş olmuyor; meraklısı dinliyor. Ama KAFA Radyo genel olarak çok dinleniyor diye biliyorum; özellikle de Nihat abi programları, prime time programlar.</p>
<p>A.Ş: Radyo yayınına nasıl hazırlanıyorsunuz? Konuk seçim süreçleri nasıl işliyor?</p>
<p>A.D.K: Radyo programında ilk 100 bölümde 100 konuk ağırladım. Kafamda “100 bölüm, 100 yazar” gibi her bölümünde bir yazar ağırladığım bir canlı yayın programı hedeflemiştim. 100. programdan sonra formatı biraz değiştirdim. Yeni çıkan kitapları anlatmaya, daha çok kitap üzerine konuşmaya yöneldim. Eskiye nazaran daha seyrek de olsa arada hâlâ konuk alıyorum. İlk 100 bölüm içinse süreç şöyle işliyordu: Yeni bir kitap çıktığında o haftanın kitabını okuyordum. Yazarın yayıncısına ulaşıp “Radyoya gelir misiniz?” diye rica ediyordum. Biraz ısrar, biraz peşinden koşma süreciydi. Kimin kitabı çıkıyorsa o hafta onu planlıyordum; zaten bir hafta öncesinden taslak bir program hazırlıyordum. Yeni çıkacak kitapları da önceden takip ediyordum. Bu bilgiyi de yayınevlerinden öğreniyordum çünkü yayınevleri genelde önden tüm planlarını paylaşır. Mesela ocak ayındaki kitap programı zaten aralık aynın başında belirlenmiş olur. Böylece kitap çıktığında, hatta çoğu zaman daha kitap çıkmadan haberdar oluyordum. Aslında onlara ulaşmak çok zor değil. Yayınevlerine “Yakında ne çıkacak?” diye sorduğum bir mail atmak yeterli oluyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4177 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-818x1024.jpg" alt="" width="818" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-200x250.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-240x300.jpg 240w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-400x501.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-600x751.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-768x962.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-800x1002.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-818x1024.jpg 818w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-1200x1503.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-1227x1536.jpg 1227w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/uyu-1636x2048.jpg 1636w" sizes="(max-width: 818px) 100vw, 818px" /></p>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Anladığımız kadarıyla okumayı çok seviyorsunuz. Bu sürecin mesleğe dönüşmesi sizi zorluyor mu?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Hayır, tam tersine işimi çok kolaylaştırdı. Muhtemelen Candaş Bey de çok iyi bir gazeteci olduğum için değil; çok okuyan biri olduğum için “Sen bu dergiyi yaparsın.” dedi. Eskiden daha çok okuyordum, hâlâ o seviyeyi korumaya çalışıyorum. Bunun mesleğe dönüşmesi beni aşırı memnun etti. Kitap kulübü yapıyorum, dergide Kitap Kafası adlı bir ek hazırlıyorum, yine aynı isimle radyo programı yapıyorum. Bunların hepsi hayatımın her noktasında yaptığım aktiviteler, ilgi duyduğum alanlar. Dergi için ekstra bir şey okumama gerek yok; zaten okurum. Okurluk benim için hiçbir zaman ekstra vakit ayırmam gereken bir durum olmadı. Böyle olması işimi daha da kolaylaştırdı tabii. Bizde yazan yazarların kitaplarını zaten okumuştum. Mesela Alper Canıgüz, zaten hayranı olduğum bir yazardı. Şimdi dergide onunla çalışıyorum. Bir okur olarak diline hâkim olmak işimi çok kolaylaştırdı.</p>
<p><em><strong>U.Y:</strong> KAFA’nın beyin fırtınaları nasıl oluyor?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> KAFA’yı kuralı 11 yıl olduğu için artık “her şeyi yaptık” hissi oluşmaya başladı. Bu yüzden yeni biri geldiğinde “bizi şaşırtmalı” diye düşünüyoruz. Kimsenin düşünmediğini düşünmesini, kimsenin bilmediğini bilmesini bekliyoruz. Çok şey bekliyoruz, bu doğru. Mesela yeni gelen bazı editörler TikTok kullanmıyor.</p>
<p>Bu mümkün değil; bizde TikTok kullanmayan editör çalışamaz. İçerik üretsin demiyorum tabii ama dünyadan haberdar olmaları şart. “Her konuda fikir sahibi olun.” demiyorum ama bir bilgi veya deneyimin de olması lâzım. KAFA TV, KAFA Sports, ajans ve dergi ekiplerimizin hepsi aynı binada ve yan yanalar. Herkes sürekli birbirine uğrar. Stajyerler yukarı çıkar, TV ekibi aşağı iner. Sürekli merak eden insanlarla çalışıyor olmak en büyük avantajım. Bu yüzden konu bulmakta zorlanmıyoruz. Zaten çok araştıran, merak eden, her yere salça olan bir ekip var. Zorluk, daha çok elemelerde çıkıyor. Bu işi yapacaksanız dışa dönük, aktif, meraklı bir insan olmanız gerekiyor. “Bunu söylesem mi?”, “Saçma mı olur?” diyen insanlarla çalışmak zor çünkü çoğu zaman o “Saçma mı olur?” denilen şey bir sonrasında bir içerik oluyor.</p>
<blockquote><p>“Genelde yaratıcı süreçlerde insanlar hep ‘en iyisine’ ulaşmaya çalışıyor. Ama asıl önemli olan içinizden gelen, sizden bir parça taşıyan basit bir iştir.”<strong><br />
</strong></p></blockquote>
<p><em><strong>Mustafa Burak Avcı:</strong> OT, KAFA gibi dergilere baktığımızda genellikle belli başlı, bilinirliği olan yazarların yer aldığını görüyoruz. Yazarlık kariyerine başlamış veya bilinirliği az olan yazarları değerlendiriyor musunuz? Bu gibi yazarlardan beklentileriniz neler oluyor?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Genelde yeni yazar alıyoruz ama “no name” yazarları çok da tercih etmiyoruz. Okurdan gelenlere bir sayfa ayırdığımız oluyor ama onun da sürekliliği olmuyor. Ekibimize dahil ettiğimiz yazarlardansa bize; aklımıza gelmeyen bir fikir veya farklı bir bakış açısı sunmasını bekliyoruz. Bir konuya bakış açın öyle olmalı ki “Aa biz buradan hiç bakmamıştık, okurun ilgisini çeker.” diyebilelim. Bunun dışında sunulan fikrin bir haber, yazı değeri de olmalı. Bütün mailleri okuyoruz ama maalesef genellikle iyi işler gelmiyor. Bir de herkes öykü yazıyor. Bu kötü bir şey değil ama bizim gibi her konuda içerik üreten dergiler kurmaca yazılar aramıyor. Biz daha çok bakış açımızı değiştirecek şeyler arıyoruz. Mesela “Şöyle bir adam buldum. Acayip bir hikâyesi var, bununla röportaj yapacağım. Altı aylık planım hazır, her ay konuşacağım.” gibi istikrarlı ve uzun soluklu bir fikrin olması lazım. Ya da öyle bir konu başlığı bulmuşsundur ki her ay onunla ilgili biri bulunur; bize böyle işler lazım. Tabii ki 21. yüzyılda her konuda bir şey yazıldığı için tamamen orijinal bir fikir bulmak mümkün değil. Önemli olan “Şunu şu yapmıştı ama ben böyle değiştiriyorum ve kendimden şunları katıyorum.” gibi bir bakış açısıyla işler üretebilmek. Zaten bu kafadaki insanlarla iletişime geçiyoruz. Kitap sayfasında yazanların çoğu dışarıdan bulduğum insanlar. Hatta biri yakın arkadaşım; çok iyi bir okurdu. “Sen yazsana.” dedim; meslek olarak yazarlıkla alakası olmamasına rağmen şimdi yazıyor. Eğer fikirlerine ve yazılarına güvenen arkadaşlar varsa bize mail olarak iletebilirler.<strong><br />
</strong></p>
<p><em><strong>Nihal Akbudak:</strong> Çizerden beklentiniz ne? Hocalarımız bize yönlendirme yapıyor ama özgürüz. Sizde nasıl işliyor? Ekibinize alacağınız çizerlerden ne beklersiniz?</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Çizerlere çok ihtiyacımız var. Çizerlere hiç karışmayız ama onlardan beklediğimiz birkaç özellik var. Bunlardan ilki hız. Çünkü yazıların ne zaman geleceği belli olmuyor. Matbaaya iki gün kala bir yazı gelince bir günde çizerden çizim almam gerekiyor. Bu yüzden hızlı çizer arıyoruz. İkinci olarak da çizerimizin okuduğunu anlayan biri olması lazım. Genelde çizere yazıyı yollar, “Oku, sende ne canlandırıyorsa onu çiz.” derim. Böyle olunca kafamda canlanandan tamamen farklı ama konuyu çok iyi yansıtan bir çizim gelebiliyor ve “İşte bu!” diyorum. Genelde yaratıcı süreçlerde insanlar hep “en iyisine” ulaşmaya çalışıyor. Ama asıl önemli olan içinizden gelen, sizden bir parça taşıyan basit bir iştir. Bazen o kadar basit bir şey üretiyoruz ki aslında sizin aklınıza gelmiş oluyor ama “daha mükemmelini arayayım” diye göz ardı ediyorsunuz. Aslında biz de basit düşünüp herkesin aklına gelebilecek şeyleri yapıyoruz. Mesela bizimle çalışan çizerlerin çoğu çok genç. Çoğunu Instagram’dan buluyorum. Hep karşıma çıkıyorlar; “Bize çizsene.” diyerek DM atıyorum ve böylece birlikte çalışmaya başlıyoruz.</p>
<p><em><strong>Ç.M.A:</strong> Geldiğiniz için teşekkür ederiz.</em></p>
<p><strong>A.D.K:</strong> Ben teşekkür ederim. Sağ olun, elinize sağlık.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4178" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/03/adk2-kopya-2-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ciddiyetle-neseli-bir-dergi-olusturmaya-calistik/">Ciddiyetle Neşeli Bir Dergi Oluşturmaya Çalıştık &#8211; Ayça Derin Karabulut</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ciddiyetle-neseli-bir-dergi-olusturmaya-calistik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 19:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[canlı yayın]]></category>
		<category><![CDATA[dijital içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[dijital reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[içerik ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik üreticileri]]></category>
		<category><![CDATA[influencer marketing]]></category>
		<category><![CDATA[mikro içerik]]></category>
		<category><![CDATA[müzik endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya platformları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok canlı yayın ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok canlı yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[viral içerik]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Z kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4627</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Göksu Nil Kayalı &amp; Sena Erarslan Kısa sürede küresel bir fenomene dönüşen TikTok, 2025 itibarıyla dünyanın en baskın sosyal medya platformlarından biri konumuna yükseldi. Bu olağanüstü büyüme, beraberinde geniş bir demografik çeşitliliği de getirdi. Platformun ana kullanıcı kitlesini 25-34 yaş aralığındaki 'genç yetişkinler' oluştururken 18-24 yaş grubunu kapsayan Z kuşağı, yüksek kullanım oranıyla takip etmektedir. DataReportal,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/">Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Göksu Nil Kayalı &amp; Sena Erarslan</em></strong></p>
<p>Kısa sürede küresel bir fenomene dönüşen TikTok, 2025 itibarıyla dünyanın en baskın sosyal medya platformlarından biri konumuna yükseldi. Bu olağanüstü büyüme, beraberinde geniş bir demografik çeşitliliği de getirdi. Platformun ana kullanıcı kitlesini 25-34 yaş aralığındaki &#8216;genç yetişkinler&#8217; oluştururken 18-24 yaş grubunu kapsayan Z kuşağı, yüksek kullanım oranıyla takip etmektedir. DataReportal, Proxidize ve Sound Campaign verileri ise platformun küresel cinsiyet dağılımının %55,7 erkek ve %44,3 kadın dengesinde olduğunu göstermektedir.</p>
<p>TikTok ekosistemi, ağırlıklı olarak “hikâye anlatıcılığı” ve “deneyim odaklı ürün yerleştirmeleri” etrafında kümeleniyor. Özellikle gastronomi ve kozmetik sektörlerine yönelik marka iş birlikleri, platformun içerik mimarisinin temel taşıyıcısı konumunda. Bu ticari entegrasyon, reklam gelirlerinde yıllık %40,5 oranında bir genişlemeyi tetikliyor. Sound Campaign verileri, genç demografik segmentin bu tür “reklam-içerik” hibritlerine olan yüksek eğilimini teyit etmektedir. Öte yandan teknolojik sıçramalarla birlikte üretken yapay zeka (AI) destekli görsel, animasyon ve ses prodüksiyonları, içerik arzında “patlama” yaratıyor. Minimum operasyonel maliyetle üretilen ve kullanıcı dikkatini doğrudan manipüle etmeyi amaçlayan bu “mikro-içerikler”, dijital tüketim alışkanlıklarının merkezine yerleşti. AI tabanlı içerik üretiminin sağladığı finansal getiri ve büyüme, günümüzde küresel medya yatırımları açısından göz ardı edilemeyecek bir eşiğe ulaşıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4630" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1024x951.png" alt="" width="430" height="399" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-200x186.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-300x279.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-400x372.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-600x557.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-768x713.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-800x743.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1024x951.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1200x1115.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili.png 1240w" sizes="(max-width: 430px) 100vw, 430px" /></a></p>
<p>Kullanıcı hacmindeki genişleme platformdaki içerik arzında da bir “enflasyon” yaratarak belirli formatların yaygınlığını düşürmüştür. Geleneksel dans akımları, jenerik motivasyon alıntıları ve standardize edilmiş komedi skeçleri gibi türler, kullanıcı nezdinde “içerik doygunluğuna” ulaşmış gözüküyor. Bu durum ise etkileşim oranlarında yapısal bir düşüşü beraberinde getiriyor. TikTok algoritması ise, özgünlüğünü yitirmiş bu konvansiyonel modeller yerine yenilikçi, trend odaklı ve yüksek etkileşim potansiyeli taşıyan “niş” içerikleri önceliklendirme eğilimine girdi. Bu yoğun rekabetçi ortama ve içerik bolluğuna rağmen, düşük maliyetli ancak yüksek duygusal etki yaratan belirli türler viral potansiyelini koruyor. Evcil hayvan videoları gibi rahatlatıcı doğasıyla öne çıkan içerikler ses efektleri kullanıcıyı anlatının içine çekmektedir. Duygusal bağ kurma yeteneği yüksek olan bu içerik türleri, yüksek etkileşim oranları aracılığıyla video başına elde edilen birim geliri artırarak platformun ticari sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktadır.</p>
<p>TikTok kısa video formatının ötesine geçerek müzik endüstrisi ve sanatçılar için de stratejik bir servis sağlayıcı kimliği kazandı. Sound Campaign verileri 2025 yılı itibarıyla Z kuşağının sanatçılar için en yüksek erişim potansiyelinin bu platformda bulunduğunu teyit ediyor Sizin İçin&#8217; (For You) akışı, sanatçının mevcut bilinirliğinden bağımsız olarak binlerce özgün sesi dolaşıma sokarak şarkıların uluslararası ölçekte tanınmasını hedefliyor. Trend olmuş müziklerle desteklenen içerikler, standart paylaşımlara oranla %66 daha yüksek etkileşim oranına ulaşabiliyor. Platformdaki müzik ekosistemi telif hakları ve sanatçılarla gerçekleştirilen ticari iş birlikleri üzerine kurulu devasa bir ekonomiyi gösteriyor. Örneğin, &#8216;Rap ve Hip-Hop&#8217; kategorisi sadece etiket (hashtag) kullanımıyla 190,6 milyar etkileşim barajını aşmış durumda. TikTok, akılda kalıcı nakaratların merkeze alındığı 10 saniyelik mikro-klipler aracılığıyla müzik prodüksiyon süreçlerini doğrudan şekillendiren ve endüstri gelirlerini maksimize eden kritik bir finansal aktör hâline gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4629" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1024x709.png" alt="" width="431" height="299" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-200x138.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-300x208.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-400x277.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-600x415.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-768x531.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-800x554.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1024x709.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1200x830.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri.png 1240w" sizes="(max-width: 431px) 100vw, 431px" /></a></p>
<p>2019’da devreye alınan TikTok canlı yayınları ise, kısa sürede YouTube dışındaki tüm rakiplerini geride bırakarak devasa bir “canlı yayın ekonomisi” yarattı. Platformun belirli takipçi eşiğini aşan kullanıcılara sunduğu panda (20 TL), yat (1977 TL) ve araba (6000 TL) gibi maddi karşılığı olan hediye simgeleri doğrudan bir kazanç kapısına dönüştü. Bu alan ağırlıklı olarak &#8216;sohbet&#8217; teması üzerinden ilerlemektedir. Kullanıcıların arka plan aktivitesi olarak başladıkları ancak hızla dâhil oldukları bu alan etkileşimli diyaloglara yer açtı. 2025’in ikinci çeyreğinde ise 4,8 milyar saatlik rekor bir izlenme hacmine ulaştı. Yayınlardaki “takım ruhu” ve ödüllü/cezalı rekabetler, kullanıcıların aidiyet duygusunu tetikleyerek yayıncıya hediye ve etkileşim olarak dönen güçlü bir sempati bağı kuruyor. Sohbetin ardından 1,3 milyar saatlik izlenme ile moda içerikleri ise ikinci sırada yer alıyor. Canlı ürün tanıtımları ve anlık soru-cevap imkânı, geleneksel reklamlara oranla daha yüksek bir güven iklimi yaratarak moda sektöründeki doğrudan satış eğilimini ve gelir oranlarını artırıyor. Bu dikey büyümeyi dış mekân aktiviteleri, yetenek sergileme ve mobil oyun içerikleri gibi yüksek izlenme saatine sahip kategoriler takip ediyor. Tüm bu istatistiklere ve kullanım oranlarına bakılarak TikTok’un hayatımızdaki ekonomik ve sosyal etkilerinin oldukça büyük ve kaçınılmaz olduğu sonucuna varmak yanlış olmayacaktır. Sunduğu farklı içeriklerle TikTok; demografik çeşitliliği yüksek, her kesime ve her yaşa hitap eden, hem bir eğlence hem de oldukça büyük bir gelir kapısı hâline gelmiştir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/">Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parçalanmış Dikkat: İkinci Ekran Kullanımı</title>
		<link>https://contextdergi.com/parcalanmis-dikkat-ikinci-ekran-kullanimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/parcalanmis-dikkat-ikinci-ekran-kullanimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 18:05:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[canlı yayın deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[çoklu görev]]></category>
		<category><![CDATA[cross-device marketing]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[hibrit medya]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci ekran kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[medya tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[multitasking]]></category>
		<category><![CDATA[QR kod pazarlaması]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklam stratejileri]]></category>
		<category><![CDATA[second screening]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya etkileşimi]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon ve sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4539</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Hafize Balı İkinci Ekran Kullanımı (Second Screening), televizyon veya ana bir monitör karşısında geçirilen sürenin; akıllı telefon, tablet veya dizüstü bilgisayar gibi ikincil bir cihazla eş zamanlı olarak paylaşılması eylemini tarif eder. Günümüzde dijital cihazlar, bireyin sosyal ve fiziksel evreninin ayrılmaz birer parçası haline gelmiştir. Koltukta televizyon izlemekten doğa yürüyüşlerine, hatta en kişisel anlara kadar her  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/parcalanmis-dikkat-ikinci-ekran-kullanimi/">Parçalanmış Dikkat: İkinci Ekran Kullanımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8211;<span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW153627111 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde">Hafize</span><span class="NormalTextRun SCXW153627111 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde"> </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW153627111 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde">Bal</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW153627111 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde">ı</span></strong></em></p>
<p>İkinci Ekran Kullanımı (Second Screening), televizyon veya ana bir monitör karşısında geçirilen sürenin; akıllı telefon, tablet veya dizüstü bilgisayar gibi ikincil bir cihazla eş zamanlı olarak paylaşılması eylemini tarif eder. Günümüzde dijital cihazlar, bireyin sosyal ve fiziksel evreninin ayrılmaz birer parçası haline gelmiştir. Koltukta televizyon izlemekten doğa yürüyüşlerine, hatta en kişisel anlara kadar her saniye, ikincil bir ekranın potansiyel müdahalesine açıktır. Bu hibrit tüketim modelinde birincil ekran görsel ve işitsel dikkati üzerine çekerken; ikincil ekran, izlenene anlık tepki verme, araştırma yapma veya sosyal etkileşime girme imkânı sunarak aktif bir katılımcı rolü üstlenmektedir. Özellikle canlı spor etkinlikleri ve popüler yayınlar, bu etkileşimi en üst seviyeye taşımaktadır. Yayınlara entegre edilen hashtagler, QR kodlar ve anlık anketler gibi interaktif araçlar, izleyiciyi birincil ekranın pasifliğinden çıkarıp ikincil ekranın anlık tepki döngüsüne de davet etmektedir. Ancak bu durum dikkatin kaçınılmaz bir şekilde parçalanmasına yol açarak kullanıcının odak noktasını çoklu platformlar arasında bölünmüş, hibrit bir düzleme hapsetmektedir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4541" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-1024x568.png" alt="" width="548" height="304" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-200x111.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-300x166.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-400x222.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-600x333.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-768x426.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-800x444.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-1024x568.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-1200x666.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ikincil-ekran-kullanim-sirasinda-yapilan-aktiviteler-1536x852.png 1536w" sizes="(max-width: 548px) 100vw, 548px" /></a>Bu alışkanlığının yükselişi, küresel içerik tüketiminde altyazıdan dublaja geçişin ardındaki temel motivasyonu da açıklamaktadır. Geçmişte birçok pazarda norm kabul edilen altyazı kullanımı, izleyicinin görsel odağını ekrana hapsetmekte ve eş zamanlı çoklu görev (multitasking) becerisini kısıtlamaktadır. Oysa dublaj, izleyiciye gözü serbest bırakma özgürlüğü tanıyarak bir yandan ana içeriği pasif bir dinleme ile takip etme, diğer yandan ikincil cihazıyla aktif olarak ilgilenme imkânı sunmaktadır. Bu durum, yerelleştirilmiş medya içeriklerinde seslendirmenin neden yeniden yükselişe geçtiğinin stratejik bir analizidir. Ancak televizyon izlerken ikincil bir ekrana başvurmak, içerikten kopmak anlamına gelmemektedir. Aksine kullanıcıların önemli bir bölümü ana ekranda gördüklerini dijital mecralarda anlık olarak araştırmak veya sosyal medya kanallarında kolektif bir tartışmaya katılmak için de bu cihazları kullanmaktadır. Elbette bu sürece eşlik eden sohbet, eğlence veya doğrudan alışveriş gibi bağımsız aktiviteler de mevcuttur. Tüm bu dinamikler, televizyon izleme eyleminin artık doğrusal ve pasif bir süreç olmaktan çıktığını izleyicinin odağını kendi kontrolünde paylaştırdığı, etkileşimli ve çok katmanlı bir deneyime dönüştüğünü kanıtlamaktadır.</p>
<p>Elde edilen bulgular, içerik üreticileri ve reklam verenler için bölünmüş izleyici dikkatini yeniden konsolide etmeye yönelik stratejik bir yol haritası sunmaktadır. İkinci ekranlar, sosyal <a href="https://contextdergi.com/seda-ogretir-geleneksel-medyada-zincirleme-bilim/">medya</a> aracılığıyla sağladıkları gerçek zamanlı etkileşim kapasitesiyle, reklam kampanyalarını statik birer mesaj olmaktan çıkarıp kolektif birer deneyime dönüştürmektedir. Tüketicileri görüşlerini paylaşmaya veya bir topluluğun parçası olmaya teşvik etmek, kampanyanın virâl yayılım katsayısını maksimize etmektedir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4546 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-1024x657.png" alt="" width="1024" height="657" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-200x128.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-300x193.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-400x257.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-600x385.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-768x493.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-800x513.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-1024x657.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-1200x770.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkeler-arasi-ikincil-ekran-kullanim-orani-1536x986.png 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>İkinci ekran olgusu, televizyon odaklı pazarlama kampanyalarının doğrudan tüketici eylemine (call-to-action) dönüşmesini her zamankinden daha ölçülebilir ve hızlı hale getirmektedir. Günümüzde markalar; hedefli <a href="https://contextdergi.com/reklamciligin-babasi-john-hegarthy-her-zaman-farkli-olmak/">reklamcılık</a>, stratejik QR kod entegrasyonları ve cihazlar arası (cross-device) senkronize kampanyalar aracılığıyla izleyicinin bölünmüş odağını yakalamaya çalışmaktadır. Dikkatin ana ekrandan ikincil cihaza kaydığı o kritik kırılma anı, markalar için aslında yeni bir kapı aralamaktadır: Kullanıcıyı bir web sitesine yönlendirmek, dijital bir sohbete dahil etmek veya saniyeler içinde satın alma işlemini tamamlatmak. Sonuç olarak ikinci ekran, dikkati dağıtan bir engel değil; doğru kurgulandığında televizyon etkisini doğrudan dijital ticarete bağlayan en kısa köprüdür.</p>
<p>Bu eğilim yalnızca teknolojik imkânlarla değil, aynı zamanda coğrafi ve kültürel kodlarla şekillenmektedir. Yaygın kanının aksine, bu davranış sadece yüksek gelirli ekonomilere özgü bir lüks değil, hane halkı tüketim endeksinin düşük olduğu gelişmekte olan pazarlarda da baskın bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır. Cihaz tercihleri ve kullanım sıklığı incelendiğinde ise çarpıcı bir asimetri gözlemlenmektedir: Türkiye’de akıllı telefon üzerinden dijital dünyaya her an bağlı kalma oranı, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha yüksek bir oran sergilemektedir. Bu durum, ikincil ekranın evrensel bir norm haline geldiğini ancak metodolojisinin ülkelerin medya tüketim genetiğine göre farklılaştığını kanıtlamaktadır. Bu kullanım, günümüz medya ekosisteminde basit bir dikkat dağınıklığı olmanın ötesine geçerek yeni nesil bir etkileşim mimarisi inşa etmektedir. İzleyici artık içeriği yalnızca tüketen pasif bir alıcı konumundan sıyrılarak araştıran, yorumlayan ve eş zamanlı tepki veren aktif bir katılımcı özneye dönüşmüştür.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/parcalanmis-dikkat-ikinci-ekran-kullanimi/">Parçalanmış Dikkat: İkinci Ekran Kullanımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/parcalanmis-dikkat-ikinci-ekran-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Okuryazarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Ağcaı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3579</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3591" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg" alt="" width="2167" height="1086" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-600x301.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-768x385.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-800x401.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1024x513.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1200x601.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1536x770.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg 2167w" sizes="(max-width: 2167px) 100vw, 2167px" /></p>
<blockquote><p>Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar pek çok konunun yanı sıra, bilimi halk için anlaşılır kılma çabasının Türkiye’deki en güçlü temsilcilerinden biri Çağrı Mert Bakırcı anlatıyor.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nın hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz? Hangi ihtiyaçtan doğdu? Nasıl bir serüveni var?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Çağrı Mert Bakırcı:</i></b> Evrim Ağacı, benim ODTÜ yıllarımda başlayan bir serüven. Ben orta sınıf bir ailede büyüdüm. Aydın ve ilerici bir aileydik. Bu benim için bir avantajdı. Ailem bana ilgimi çeken her türlü kitabı aldı ve sağlam bir okuma kültürü aşıladılar. Sadece çekirdek ailem de değil, uzak akrabalarımın birçoğu da eğitimli ve aydın kişilerdi. Örneğin eniştem bana sürekli TÜBİTAK kitapları alıyordu ve bilimkurgu filmlerine götürüyordu. Böyle bir ortamda yetiştiğim için, 2007’de ODTÜ’ye girdiğimde “evrim” konusu benim için sıradan bir bilimsel olguydu. Hakkında bir tartışma olduğundan pek de haberdar değildim. Bu konunun bilim camiasında cam kadar berrak olmasına rağmen halk arasında çok tartışmalı olduğunu gördüm ve ilk kez evrim-karşıtı kültlerle tanıştım. O noktada bir şeyler yapılması gerektiğine kanaat getirdim. Birkaç topluluk kurma ve yönetme girişimimden sonra ODTÜ Biyoloji Bölümü’ndeki arkadaşlarımla Evrim Ağacı’nı kurduk.</p>
<p>Bu arada ben ODTÜ’de Makina Mühendisliği okuyordum ama gönlümden geçen hep biyoloji olduğu için biyoloji bölümünden de dersler almaya başlamıştım. Önceleri birbirimizi biyoloji sınavlarına hazırladığımız bir öğrenci topluluğu olan Evrim Ağacı, sonrasında Türkiye’nin dört bir yanındaki liselerde ücretsiz eğitimler veren ve sosyal medyada insanların bilime dair sorularına sağlam cevaplar üretebilen bir mecraya dönüştü. Bir bakıma açılan bilim boşluğunu dolduruyorduk.<span class="Apple-converted-space">  </span>Süreç boyunca ben nereye gittiysem Evrim Ağacı da oraya geldi. Doktora için Texas’a gittiğimde, internet sitemizi büyütme fırsatı buldum. Burada eşimle tanıştıktan sonra bir yol ayrımına geldik. Ya ikimiz de doktoralarımız bittiğinde akademide kalacak ve Evrim Ağacı’nı yarı yolda bırakacaktık ya da Evrim Ağacı’nı meslek edinecek ve akademik kariyerden vazgeçecektik. O noktada sekiz yıldır sürdürdüğüm ve Türkiye’ye çok büyük faydalar sağladığını bizzat gördüğüm bir proje olduğu için Evrim Ağacı’nda devam etmede karar kıldık. İkimiz de bu işi büyütmek için çabalamaya başladık.<span class="Apple-converted-space"> </span>Aradan geçen 15 seneden sonra Evrim Ağacı; Türkiye’nin en çok ziyaret edilen, en bilindik, en güvenilir bilim iletişimi platformuna dönüştü. Tabii bu aşırı kısaltılmış bir özet, süreç boyunca sayısız kitap yazdık, etkinlik yaptık, dallarımızı kimsenin ulaşamadığı yerlere ulaştırdık. Değişen dünya şartlarına adapte olarak yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Günümüzde bilimsel araştırmalara ücretsiz bir şekilde ulaşmak zorlaşıyor. Siz bilimsel verileri hangi yöntemlerle topluyorsunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B:</i></b> Bildiğim bütün yolları kullanarak ulaşmaya çalışıyorum. Bazen arkadaşlarımın akademik e-postaları üzerinden erişim sağlamam gerekebiliyor. Birçoğunu Google Scholar’da kendi hesabımdan da okuyabiliyorum. Şu ana kadar hiçbir makaleye para ödemedim, asla ödemem. Böylesi bir akademik sömürü düzenine tek kuruş kaptırılmamalı. Başka yollar var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3585 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Alper Akkaya:</i></b> <b>Sci-Hub, Libgen, Unpaywall gibi gri alanlara düşen kaynakların kullanılması etik açıdan uygun mu? Korsan ve fikri mülkiyetler hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, uygun. “Eğer satın aldığın şeylerin sahibi olamıyorsan, korsan kullandığın şeylerin de hırsızı değilsin.” diye bir söz var. Burada biraz bu geçerli, biraz da başka faktörler&#8230; Çünkü dergilerin makale başına aldığı absürt miktarlar, o makaleye sadece dijital bir erişim hakkı sağlıyor. Bu ciddi miktarları tekil araştırmacıların cebinden çıkarıp ödemesi imkânsız. Bakın zor demiyorum, imkânsız. Evrim Ağacı’nda biz bir ayda belki 500 kadar makaleden faydalanıyoruz. Bunların her birine 40-50 dolar ödeyecek olsak bir ayda batardık. “Ee o makaleler kolay çıkmıyor, tabii ödeme yapılacak.” diye düşünen varsa, düşünmesin. Birincisi, o araştırmaların yüzde 50’sinden fazlası vergilerimizden ayrılan fonlarla yapılıyor. Ben ABD’de de vergi ödediğim için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Dolayısıyla ödeme duvarlarının ardına saklanması yasadışı. İkincisi, para akademisyenlere veya o makaleleri yayından önce değerlendiren hakemlere gidecek olsa anlardım. Sonuçta Netflix gibi araçlar gelip de zengin bir içerik koleksiyonu için makul bir fiyat sunduğunda herkes korsandan uzaklaştı, aylık ödemeyi kabullendi. Çünkü ortalama insan bu alışverişin değerini anlayacak kapasitede. Ama akademik dergilere ödenen paralar, akademisyenlere veya hakemlere değil, o dergilerin yöneticilerine gidiyor. Bu yöneticilerin görünürde birçok görevi var ama asıl görevleri, insanların makalelere erişimini suni olarak kısıtlayarak bu maddi ödeme duvarını korumak.<span class="Apple-converted-space"> </span>Dolayısıyla bahsettiğiniz araçlar, insanlığa o akademik dergilerden -en azından yöneticilerinden- trilyonlarca kat daha faydalı siteler. Bilgi güçse ve o bilgi, halkın vergileriyle üretiliyorsa, halkın bilgiye zorla olsa da erişmesi, desteklenmesi gereken devrimci bir harekettir bana göre.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A: </i>Bilimsel bilgiyi kamuya ulaştırırken teknik dili sadeleştirmek nitelik kaybı yaşanmasına sebep oluyor mu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Nitelikten kastımızın ne olduğuna bağlı. Eğer ki “nitelik” derken kastettiğimiz anlatılan şeyin bilimsel derinliği ise, evet. Tanımı gereği popüler bilim, akademik bilime nazaran nitelik kaybına neden olur. Ama akademik bilimin söylediğini anlayamadıktan sonra, halk için değeri nedir ki? Dolayısıyla eğer ki “nitelik”, ortalamada, daha fazla kişinin o bilgileri kavrayabilmesiyse, gençleri bir sonraki nesil bilim insanlarına dönüştürecek yakıt görevi görmesiyse, hayır. Tam tersine, popüler bilim akademik bilimin niteliğini artırır. Eğer popüler bilimi “isabetsiz akademik bilim” olarak göreceksek, doktora-öncesi eğitimin tamamı çöpe gider. Çünkü lisede öğretilenlerin yüzde 90’ından fazlası, üniversitede öğretilen şeylerinse yüzde 30-40’ından fazlası isabetsiz anlatımlardan ibaret. Burada önemli olan, “öğrenme”nin bir süreç olduğunu anlamakta. Popüler bilim, sıradan bir insanı akademik bilgiye eriştirmek ve akademisyenleri fildişi kalelerinden indirmek konusunda en hayati basamaklardan biri. O meşhur sözü dönüştürecek olursak: “Akademisiz popüler bilim kör, popüler bilimsiz akademi topaldır.”<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de Evrim Ağacı’nda akademiyi olabildiğince doğru ama anlaşılır şekilde halka aktarmak konusunda edindiğimiz sorumluluğu layıkıyla ve Dünya standartlarının bile ötesinde yerine getirmeye çalışıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3581 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg" alt="" width="1080" height="1342" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-200x249.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-241x300.jpg 241w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-400x497.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-600x746.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-768x954.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-800x994.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-824x1024.jpg 824w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Algoritma barajını nasıl aşıyorsunuz? Bu durumda köklü bir mecra olmanızın bir etkisi var mı? Yeni bilim iletişim mecralarının kitlelere erişmesinde algoritma bir bariyer oluşturuyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Sosyal medya “gurularına” sorsanız size sabah akşam algoritma anlatırlar. Ama sosyal medyada kaliteli içerik üretmenin bir numaralı kuralı, algoritmayı çok fazla kafaya takmamaktır. Çünkü İngilizcede “Content is king.” denen bir şiar var. Anlattığınız hikâye ve onu nasıl anlattığınız, sonucun yüzde 95 kadarını belirliyor. Geri kalan yüzde 5 de spesifik sosyal medyaların ihtiyaçları. Mesela YouTube’da video kapağı ve başlık gibi şeyleri düzgün yapıp yapmadığınız. Bir de insanların anlamadığı veya anlasa da takip edemediği en büyük nokta istikrar. Evrim Ağacı durup dururken “köklü” olmadı, istikrarlı olduğu için “köklü” hâle geldi. Benim bu konudaki kuzey yıldızım, bir bilim iletişimcisi değil, bir vlogger; hatta “vlog” denen şeyi büyük oranda icat edip ana-akımlaştıran videograf: Casey Neistat. Casey’nin verdiği en önemli mesaj 3 kelimeden ibaret: “Just keep uploading.” Yani “Yüklemeye devam et.” Bu yazı için de geçerli, video için de geçerli. Eğer sürekli “Neden okunmadı, neden izlenmedi, neden böyle kötü yorum yazdılar?” diye kafaya takarsan, hatta daha fenası, kimse sana kötü bir şey yazmadan, sırf birkaç basit metrikten yola çıkarak karamsarlığa kapılırsan, kesinlikle kaybedersin. Ben algoritmayı bu perspektiften görüyorum. Algoritma denen şeyin içerik üreticisiyle alâkası bile yok. Algoritma, kullanıcıya -izleyiciye veya okura- en çok uyacak içeriği bulmak konusunda özelleşmiş bir yazılım. Dolayısıyla olay kullanıcıda bitiyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İçerik üreticileri olarak bizim görevimiz, en kaliteli ürünü ortaya koyup beklemek. Zaten algoritma bir yerden sonra onu o “niş” denen kitleye ulaştıracak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Zaten bilim kulağa “niş” gibi gelse de eğer ki yılda 500 milyon kere izleniyorsanız, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ilk birkaç yüz sitesinden biriyseniz, sanıyorum niş olmadığınızı söyleyebilirsiniz. Bu sayılar algoritmayı umursamadan yapılan işlerle oluyorsa, belki de bu tavsiyeye kulak vermekte fayda vardır. Her içerikte kendinize sorun: Bu, bu içerik için yapabileceğimin en iyisi mi? Cevap evet ise, bitmiştir. Hayır ise, yapacağınızı biliyorsunuz.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>A.A: </i>Türkiye gündemi sürekli değişiyor. Siz bu değişen gündeme dair içerikler de üretiyorsunuz. Sürekli değişen gündeme yönelik içerik üretmek pratik anlamda sorun yaratıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Türkiye’nin gündemi çok değişiyor, doğru. Ama bu bizi çok fazla etkilemiyor, çünkü bizim gündemle ilişkimiz daha ziyade “konu fikri” noktasında oluyor. Yani “Aa gündemde bu var, bunu çekelim, yazalım.” diye bir dürtümüz yok. Daha ziyade, “İster istemez gündeme baktığımda gördüm ki böyle bir konu da varmış ve insanlar ilgileniyorlar, belki onları bu konuda bilgilendirmek iyi olur.” diyoruz. Yani gündemi o kadar da yakından takip etmiyoruz. Tabii ki gündem de konu kaynaklarımızdan biri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı güncel bilimsel gelişmeleri sunarken, bu olayları kuramsal arka planıyla nasıl bağlam kuruyor? Bilim haberciliği ve bilim iletişimi arasındaki pratik farkı nasıl yaratıyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bilim haberciliği, magazin haberciliğiyle benzeştirilebilir: “Bilmem kim ünlüsü, bilmem nerede görüntülendi!” ile “Bilmem ne parçacığı, bilmem kaç enerji seviyesinde görüntülendi!” arasında pek bir fark yok. Ama bilim haberciliğini bilim iletişimi yapan şey, aslında gazeteciliğin de özünde var olması gereken “bağlam” bilgisi. Mesela ben magazinden anlıyor olsaydım, öyle bir bağlam bilgisi verirdim ki, o bilmem kim ünlüsünün bilmem nerede görüntülenmesinin ne anlama geldiğini okura, izleyiciye tam olarak aktarabilirdim. -sanırım bunu yapan bazı içerik üreticileri var.-<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bizim gazetelerde de bu sorun çok fazla var. Batılı ve Doğulu emsallerine baktığınızda, haberlerin arka plan detaylarının, haberin kendisi kadar derin olduğunu görüyorsunuz ama bizde köklü bir gazetecilik kültürü olmadığı için, üzerine bir de modern dünyanın kolay tüketim dürtüleri bindiğinde berbat bir “gündemizm” oluşuyor. Benim içeriklerimde duyduğum en yaygın negatif eleştiri, “konuyu çok uzattığım” oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Halbuki anlattığım her şey, o 2-3 dakikada bahsedeceğim “Bu arada bu da oldu.” cümlesini beslemeye yarayan arterler. Okur veya izleyici bu yolu benimle birlikte kat ettiğinde, iki dakika sonra unutacağı bir haber başlığından öteye geçmiş oluyor. Keşfedilen o yeni şeyin nasıl keşfedildiğini, neden önemli olduğunu ve kendisiyle ilişkisinin ne olabileceğini kavrıyor. “Öğrenmek” denen şey budur; olguları ezberlemek değil.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı, YouTube, Instagram, podcast gibi çoklu mecraları kullanarak bilim iletişimi yaparken her mecra için ayrı bir içerik yöntemi mi geliştiriyor? Hangi mecra, hangi bilimsel içerik türü için daha etkili oluyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Açıkçası her mecra için o mecraya uygun içerik üretilmeli ki biz de buna özen göstermeye çalışmalıyız. Ama bizde ciddi bir işgücü eksikliği var. Yani Evrim Ağacı’nın şu anki kapsamında rahatlıkla yüz küsür kişilik bir ekip olması gerekirdi. Ama sadece dördü çekirdek olmak üzere sadece on kişiden oluşan bir ekibiz. Tek işi video çıkarmak olan meşhur bilim iletişimcilerinin bile 30-60 kişiden oluşan ekipleri, videografları, editörleri, araştırmacı yazarları, teknisyenleri var. Biz iki kişi video çıkarıyoruz, öyle düşünün. Ama yine de elimizden geldiğince içeriklerimizi mecraya adapte etmeye çalışıyoruz. Video şu anda en popüler mecra ama öğrenme sadece okuyarak mümkün. Dolayısıyla insanlık pek de iyi bir yöne gitmiyor. Bilginin sonsuz, bilenin çok az olduğu bir yöne gidiyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3587 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Hedef kitlenize dair veri var mı? Hangi kitle sizi takip ediyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Çok yakından takip etmiyoruz bunu ama sorduğunuz için YouTube istatistiklerimize baktım. Son bir yılda izleyicilerimizin yüzde 70’i erkek, yüzde 83’ü 18-44 yaş aralığında, yüzde 85’i ise Türkiye’den. Bu bize çok fazla bilgi vermiyor tabii ama genel bir çerçeve çizebilir.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İzleyicilerden gelen yorumlar, sorular ve geri bildirimler yayın politikanızı ve üretim sürecinizi etkiliyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Biraz etkiliyor ancak kısıtlı. Çünkü en nihayetinde Evrim Ağacı’nı kendi ilkelerimizle, kendi politikalarımızla sürdürmeye çalışıyoruz. Mesela takip ettiğimiz ilkeler son on beş yılda hiç değişmedi. Bu, bize entelektüel bir istikrar sağlıyor. Ama tabii ki belli konular talep edildiğinde veya belli noktalarda tekrar eden eleştiriler oluştuğunda, oraları nasıl geliştirebiliriz diye düşünüyoruz. Ama vakaların yüzde 99’unda bu problemleri biz geri bildirim gelmeden fark edip çözüyoruz veya gelen geri bildirimler, sebepleri düzgün bilmeden ya da değerlendirmeden gelen geri bildirimler olduğu için değişimi tetiklemiyor.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Video içerisinde ya da açıklama sırasında kullanılan kaynaklar sadece bilgiyi desteklemek için mi gösteriliyor, yoksa izleyiciye bilimsel yöntemi, kanıt zincirini ve çıkarım sürecini de anlatmaya çalışıyor mu? Sizce bu durum katılımlı bilimi pekiştiriyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Kendimizi kandırmanın anlamı yok. Okurlarda bu oran belki biraz daha az olsa da video izleyicilerinin yüzde 99,99’undan fazlası kaynakları umursamıyor ve bir tanesini bile açıp okumuyor. Kaynak gösterimi bundan daha ziyade akademik bir refleks ve olması gereken de bu. Ola ki biri kaynağı merak edip kontrol etmek veya daha derinlemesine okumak isterse kaynak erişilebilir olmalı. Sitemizdeki makalelerimiz her zaman tam kaynaklı oluyor. Videolar da çoğunlukla makalelerimizden beslendiği için kaynakları videoya daha kısıtlı ekliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ancak talep edildiğinde hepsini verebileceğimiz bir veri tabanımız bulunuyor. Bizim güvenilir kaynaklar kullanma nedenimiz, biri sorarsa hazırda bulunsun diye değil yaptığımız işe saygımızdan. Bizim işimiz, akademide olan biteni halka etkili bir şekilde aktarmak; bunu birincil ve ekstrem güvenilirlikteki ikincil kaynaklar üzerinden yapmıyorsak, doğru bir iş yaptığımızı söyleyemeyiz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>“Küçük bağışçılar” modeli ve Youtube gelirleri sürdürülebilirliği sağlamaya yetiyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bağış modeli sürdürülebilirliğe yetmiyor. Sadece dalgalanan reklam gelirleri için bir “sigorta” görevi görüyor. YouTube gelirleri Evrim Ağacı’nı büyütme konusunda en büyük kaynağımıza dönüştü. Bunda tüketici alışkanlıklarının okumadan izlemeye kaymasının da YouTube’un üretici dostu politikalarının da etkisi büyük. Ama sürdürülebilirlik için çok kaynaklı bir model şart; özellikle de bizim büyüklüğümüzde kanallar için. Daha küçük üreticiler için küçük bağışçılar modeli sponsorlu içeriklerle birleştiğinde gayet güzel çalışabiliyor. Ama büyüdükçe, gelir kaynaklarını da zenginleştirmek gerekiyor. Bunu ilkelerden şaşmadan yapabilmek hayati bir öneme sahip. Biz buna çok özen gösteriyoruz. Destekçilerimiz de sağ olsunlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Yani Evrim Ağacı büyük kolektif bir çabanın eseri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Potansiyel sponsorların bilimsel yayın politikanızla uyumlu olup olmadığı nasıl ölçülüyor? Bu bir kriter mi? Potansiyel sponsorlar ekonomik gelir modelinin nasıl bir kısmını oluşturuyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, belli kriterlerimiz var. Bize gelen sponsorların yarısından fazlasını reddediyoruz. Çünkü bizim kullanacağımız ürünler sunmuyorlar veya okurlarımıza ve izleyicilerimize zarar verebilecek ürünlere sahip oluyorlar. Bu demek değil ki kabul ettiğimiz markaların hepsi sütten çıkmış ak kaşık.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Öyle bir marka var mı, kaldı mı? Ama biliyorsunuz bazı markalar var ki, eşelediğinizde illa ki altlarından sorunlar çıkacak olsa da halk nezdinde artık kabul görmüşler. Mümkün olduğunca onlardan sponsorluk almaya çalışıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Orada devreye ne mesaj vermeye çalıştıkları giriyor. Eğer ki bir otel, sunduğu tatil hizmetinden ziyade, iklim değişikliğiyle nasıl “mücadele” ettiğini anlattığı bir mesaj vermeye çalışıyorsa, yani yaptıklarını güvenilir metriklerle bize gösteremiyorsa ve sadece lafta kalıyorsa, o otel ne kadar güvenilir olsa da mesajlarını reddediyoruz. Zaten biz öyle eğlence içerikli bir “influencer” olmadığımız için, bize gelen de az oluyor. Dolayısıyla, sponsorlu içerikler de bizim gelirlerimizin çok azını oluşturuyor. O nedenle kimsenin parasına boyun eğmek zorunda kalmıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3588 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nda Kreosus üzerinden gelen kullanıcı desteği, içerik planlamasını hangi ölçüde etkiliyor? Destekçilerin ilgisine göre içerik yöneliminde (örneğin evrim, iklim, kuantum) ağırlık kaymaları yaşanıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Hayır, pek sayılmaz. Sadece belli seviyelerde destek olanlar video içerik taleplerinde bulunabiliyorlar ama bunlara da kısıtlı şekilde öncelik veriyoruz. Bu noktada destekçilerimizle aramızda çok özel bir bağ var ki Patreon gibi “çıkar-amaçlı” modellerin aksine, Kreosus’u da tam olarak bu bağ üzerine inşa ettik. Destekçilerimizin yüzde 99,9’u bizden özel bir şey bekleyerek bize destek olmuyorlar. Evrim Ağacı’nın ilkelerine, misyonuna, vizyonuna, yaptıklarına değer verdikleri için ve bu sürecin bir parçası olmak istedikleri için destek oluyorlar. Bu sayede destekçilerimize sunduğumuz avantajlar oldukça yüzeysel ve göstermelik oluyor. O özel bağı korumaya özen gösteriyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Kreosus modelinde, kullanıcıların uzun vadeli destekçisi kalmasını sağlamak için ne tür aidiyet stratejileri uygulanıyor? Topluluk hissinin bu stratejiye bir katkısı var mı?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Dediğim gibi, çok özel bir şey yapmıyoruz. Destekçilerimizin ezici çoğunluğuna “Evrim Ağacı’na yardım etmiş olmak” yetiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de onların desteklerini, en iyi yaptığımız işi daha da iyi yapabilmek içi kullanıyor, onlara tam olarak istediklerini vermiş oluyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Hep söylediğimiz bir şey var: Bizim için destekçilerimizin finansal sağlığı her şeyin önünde geliyor. Eğer ki bir kişinin bize destek olması kendi finansal sağlığına zarar verecekse, o desteği asla istemiyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Videoyu veya yazıyı tüketsinler, paylaşsınlar, beğensinler bize yeter. Ama okurlarımız ve izleyicilerimiz arasında bize rahatlıkla destek olup gücümüze güç katabilecek çok fazla insan olduğunu da biliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Eğer ki içeriklerimiz onları destek olmaya motive ediyorsa ne âlâ. Etmiyorsa da canları sağ olsun. Biz elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3584" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1401" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-200x109.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-300x164.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-400x219.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-600x328.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-768x420.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-800x438.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1024x561.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1200x657.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1536x841.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İnternet sitesinde üye olan hemen hemen herkes içerik üretebiliyor, içeriklerle etkileşime geçebiliyor mu? İnternet sitesinin ortaya çıkışında katılımlı bilim perspektifi etkili oldu mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, üyelerin hepsi Evrim Ağacı Sosyal’de birbiriyle ve içeriklerimizle etkileşmeye başlayabiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Orada modern ve ilerici bir sosyal medya felsefesi izliyoruz. Tartışmaya, gerilime, negativiteye dayalı değil; değer yaratmaya, bilgiye, kültüre dayalı bir sosyal mecra inşa ediyoruz. Bu yolun çok başındayız ve yapay zekâ sitemizi tamamen öldürmezse, uzun bir yolumuz var. Ama Evrim Ağacı’nda yaptığımız her şey gibi, bu konuda da biz kısa mesafe koşucusu değil,<span class="Apple-converted-space"> </span>maraton koşucusuyuz. Üretmeye devam edeceğiz. Sevgiler, teşekkürler.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</title>
		<link>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 11:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Satranç]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3553</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Tarihin en eski ve prestijli oyunlarından biri olan satranç, dijital çağa platformlar aracılığıyla uyum sağlamayı başarabildi. Bu uyum sayesinde satranç ve satranç yayıncılığı, sosyal mecralarda içerik üretimine uygun bir alan yaratarak kendine has, niş bir kitle kazandı. Türkiye’de satranç yayıncılığının öncülerinden biri olan Sabri Can Onay Yontar, bugün Chess.com’un sosyal medya dikey  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/">Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3559" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1380" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-200x108.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-300x162.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-400x216.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-600x323.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-768x414.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-800x431.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1024x552.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1200x647.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1536x828.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p>Tarihin en eski ve prestijli oyunlarından biri olan satranç, dijital çağa platformlar aracılığıyla uyum sağlamayı başarabildi. Bu uyum sayesinde satranç ve satranç yayıncılığı, sosyal mecralarda içerik üretimine uygun bir alan yaratarak kendine has, niş bir kitle kazandı. Türkiye’de satranç yayıncılığının öncülerinden biri olan Sabri Can Onay Yontar, bugün Chess.com’un sosyal medya dikey format içerik üretim ekibini yöneterek global arenada, satranç için son derece önemli bir figüre dönüştü. Peki, uzay mühendisliğinden satranç yayıncılığına uzanan bu yolculuk nasıl başladı?</p></blockquote>
<p><b><i> Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Merhaba, bu güzel etkinlikte bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Tanımayanlar için öncelikle kendinizi tanıtır mısınız acaba?</b></p>
<p><b><i>Sabri Can Onay Yontar:</i></b> Merhaba, ben Sabri Can Onay Yontar. Satranç Yayıncılığı yapıyorum. Chess.com’un sosyal medyasında içerik üreticisiyim aynı zamanda.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Nasıl başladınız satranç yayıncılığına?</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Daha öncesinde uzay mühendisliği okuyordum. Fakat orada girdiğim iş bana biraz sıkıcı geldi. Hep düşünüyordum, dokuz-altı çalışmak yerine; acaba hayatımda başka bir şey yapabilir miyim ya da bir işletme sahibi olabilir miyim? diye.</p>
<p>Sonrasında Youtube alanın baya bir ilerlediğini fark ettim. Dedim ki kendi kendime, acaba bir şeyler deneyebilir miyim?<span class="Apple-converted-space">  </span>Tabii o zamanlar da bugün gibi en fazla vakit geçirdiğim şey satrançtı. Dolayısıyla Youtube’ye satranç yayıncılığı yaparak girdim. Sonrasında kanal daha kişisel bir şeye dönüşebilir mi diye düşündüm aslında. Youtube’de ürettiğimiz içerikler yavaş yavaş izlenmeye başladığı sırada ben de uçak mühendisliğine yeni başlamıştım. Yani kaderin cilvesi,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ürettiğim bütün içerikler tam da o anda normalden çok daha fazla izlenmeye başladı. Pazartesi günü işbaşı yaptım. Tam o hafta günlük en az dört yüz beş yüz abone gelmeye başladı. Dedim ki tamam bu iş galiba oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İşe başladıktan bir sene geçtikten sonra işimden istifa ettim. Sonrasında ise Youtube kanalım beni tamamen içine çekmeye başladı. Pandemi döneminden hemen önce Chess24 firması ile görüşmeye başladım. Globalde onların Türkçe tarafına pandemide sürekli yayın yaparken, Chess24 İngilizce kanalına tavsiyeler veriyordum. Onlar da dediler ki çok biliyorsan gel sen yap. Sonra bana bir klip kanalı açıldı. Klip kanalını bana verdiler. Orada da aylık üç-beş bin dolar civarında para kazandırmaya başladım şirkete. Chess24’ün o zamanlar maddi problemleri vardı. O arada Chess.com, Chess24’ü satın almak istedi. Eğer mali olarak kötü durumda olan bir şirketteyseniz, sizi satın alan şirket de size sonsuz güven duymuyor. Şu an Chess.com’da üretilen tüm kısa içerikleri ben ve ekibim yapıyoruz. Instagram reels’ları, Youtube shorts’ları ya da TikTok’da gördüğünüz herhangi bir vertikal içerik tamamen bizden çıkıyor.</p>
<p>Sonra Magnus’un Garcia’nın kanalını bana verdiler. Derken yavaş yavaş rolüm değişti ve Barselona’ya taşındım. Ama tabi Türkçe kısmında da çalışıyorum. Ben onları da her zaman söylüyordum, ben Türkçe kısmını asla bırakamam. Şu an halimden gayet memnunum. Tabii globale üretilen işlerin yankısı Türkiye’de daha farklı oluyor. Globalde yaptığım içerik genelde Türkiye’de tutuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3556 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM.png" alt="" width="600" height="212" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-200x71.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-300x106.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-400x141.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM.png 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b><i>Emir Gülşen:</i></b> <b>Siz içerik üretmeye başladığınız zaman Türkiye’de Satranç yayıncılığının durumu nasıldı? Böyle bir izleyici kitlesi ya da bu kadar çok üretici var mıydı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Bugünle kıyaslamak mümkün değil. Tabii içerik üretenler vardı. Çok net hatırladıklarım; Satranç diye bir kanal vardı. Hatta şey demiştim, ne kadar güzel bir isim almış. 10.000’e yakın abonesi falan vardı o zaman galiba. Nazmi Can Doğan vardı. O da içerik üretiyordu ve onun içerikleri sürekli Ekşi Sözlük’te falan paylaşılıyordu. Yaptığı işler sürekli ana sayfaya düşüyordu. Fakat benim yaptığım, yapmaya çalıştığın şey birazcık daha satranç analizinden farklı olarak satrancı hiç bilmeyen insanlara hitap etmesini arzuladığım biraz daha eğlenceli bir dille iş üretmeye çalışmaktı. Böyle olunca da insanlar daha ilgi çekici bulmaya başladı. Yaptığımız işler biraz daha ortamı, hazırladı denilebilir çünkü bizim iş yapmaya başladığımız satranç ortamı elitti.</p>
<p>Yani ben yayıncılığa başladığım zaman bana; sen büyük usta değilsin, uluslararası usta değilsin, bir unvanın yok nasıl bize bir şey anlatabilirsin, analiz yapabilirsin gibi bir tepki vardı. Bu algının kırılması üç dört seneyi buldu.Şu anda çok güzel bir yerde olduğumu söyleyebilirim. Yani geçmişe kıyasla artık satranç herkese kucak açan, halka inen bir şeye dönüştü. Aslında Youtube kanalımızda; satranç taşlarının hareketini çok fazla bilmeseniz bile sizi eleştiren bir imaj değil, yardım eden, “gel bak böyle öğrenebilirsin diyen”, bir imaj yaratmaya çalıştık.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Peki gelecek için neler planlıyorsunuz? Neler<span class="Apple-converted-space"> </span></b><b>yapmak istiyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Satranç konusunda bugün, hedeflediğim yerden çok daha iyi bir yere geldik. Kendi açımdan da en azından başarılı olduğumu düşünüyorum.</p>
<p>Yaptığım işlerden oldukça<span class="Apple-converted-space"> </span>memnunum. Satranç alanına da bir noktada katkım dokundu bence. Farklı alanlarda da içerik üretmek istiyorum.Mesela bu Formula olabilir, tenis olabilir, belki e-spor olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span>Açıkçası farklı şeyler de denemek istiyorum. Fakat asla Satranç yayıncılığını bırakmayı düşünmüyorum. Çünkü para kazandığım asıl iş Chess.com olduğu için Youtube kanalım sanki benim hobi alanım gibi geliyor bana. Bu sebepten ötürü başka bir sektörde iş yapsam dahi yine bu kanalda satranç yayıncılığı yapmaya devam etmek istiyorum. Fakat farklı bir alandan teklif gelirse denemek şansımı denemek isterim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Az önce satrancın halk inmesinde bu kadar yaygınlaşmasında yayıncılığın çok etkisi olduğundan bahsettiniz. Bunu biraz daha açar mısınız acaba? Arkasındaki sebepler, ortamın hazırlanması f</b><b>alan nasıl gelişti bu süreç?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Youtube de satranç videoları izliyor artık insanlar. İnteraktif aplikasyonlar da çok yaygınlaştı. Herkesin elinde telefonlar. Sadece Chess.com değil, birkaç tane daha var çok bilinmeyen, daha tekelleşmemiş ama onların da eminim çok etkisi oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3555 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos.jpg" alt="" width="508" height="269" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-200x106.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-300x159.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-400x212.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos.jpg 508w" sizes="(max-width: 508px) 100vw, 508px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Bu aplikasyonlardan biraz daha bahseder misiniz? Birbirlerine göre ne gibi farkları var?</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Pandemi döneminde Chess24’ten yayın yapıyorduk ve 24’ün oyun alanı diğer aplikasyonlara nazaran daha zayıf kalıyordu. Aplikasyon eksikti açıkçası. Açıkçası bu durum benim biraz canımı sıkıyordu. Yani içerik üretirken sınırlı kalıyorduk.</p>
<p>Ama Chess.com’da böyle bir durum yok. Lichess de keza öyle. Fakat Chess.com da özellikle hoşuma giden şeylerden bir tanesi influencer havuzu olması. Aslında bir noktada para kazanacak bir alan oluşturuyor. Aynı zamanda bir ajans gibi platformla sözleşme yapabiliyorsunuz.</p>
<p>Tabi benim yayıncı sözleşmem yok ama yayıncılara tanıdığı imkanlar diğer aplikasyonlara göre çok daha fazla. O yüzden o noktada Chess.com’u fazlasıyla seviyorum, tercih ediyorum. Kullanıcıların ya da izleyicilerin düşüncelerini, fikirlerini, şikayetlerini tabii ki hep dinliyorum.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Chess.com’da mı oynuyorsunuz, Lichess’te mi oynuyorsunuz siz?</b> <b>Ben Lichess’i tercih ediyorum.</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Evet Lichess de çok tercih ediliyor. Ayrıca bir dernek olduğu için herhangi bir para vermeden oynayabiliyorsun. Ama bu sektörde, bence bir şekilde, bir yerlerden paranın girmesi gerekiyor ve ticari Chess.com bile şu an Türkiye’de çok çok komik rakamlara üyelik satıyor. Chess.com gerçekten çok çok ucuz.</p>
<p>Ben sadece Chess.com’da oynuyorum. Fakat insanlarda Lichess ya da başka platformlardan puzzle gönderdiğinde, oynadıkları oyunları gönderdiklerinde mutlu oluyorum. Ne kadar fazla kişi satranç oynarsa o kadar iyi. Bu ister Lichess olsun ister Chess.com olsun farketmez.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i> İnsanların Lichess ve Chess.com arasında ELO sistemini farklı bulduklarını, Lichess’in puan sisteminde yükselmenin daha zor olduğunu duymuştum. Gerçekten böyle bir şey var mı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Aslında iki platformda da satranç oynayan oyuncuların Lichess puanı genelde Chess.com puanından yüksek oluyor. Çünkü Lichess’i birazcık daha süper amatör seviyesindeki oyuncular keşfediyorlar.<span class="Apple-converted-space">  </span>Gidin bir insana sorun satranç biliyor musun? A evet, biliyorum.</p>
<p>Chess.com’da oynuyorum diyor. Dolayısıyla Chess.com ticari kaygılarla herkese ulaştığı için çok fazla yeni kullanıcı girişi oluyor. Fakat Lichess’te bu birazcık daha farklı. Lichess’te oynamaya başladığında 1400-1600 arasında bir puana sahip oluyorsunuz. Chess.com’da ise başlangıç puanı 1200. Bu yüzden ortalama reyting sapıyor. İstatistikler de farklılık gösteriyor. Fakat genel olarak baktığımızda Chess.com yeni başlayanlara hitap ederken, Lichess daha çok orta seviye oyunculara hitap ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3554 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Fakat son dönemde ünvanlı oyuncuların genelde Chess.com’da daha aktif olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. </b><b>Chess.com’un yayıncılarla sözleşme yapmasının bununla bir alâkası var mı?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Tabii ki var. Ayrıca Chess.com’un ciddi bütçeler ayırarak düzenlediği turnuvalar var. Bütçelerinin önemli bir kısmını turnuvalara ayırıyor ve bu parayı dağıtmayı da seviyorlar. Dolayısıyla ünvanlı oyuncular gelip Chess.com’da oynuyor.</p>
<p>Bir de izleyiciye yayıncıyla etkileşime geçme şansı tanıyor. Mesela beni izliyorsunuz ve benimle oynamak istediğinizi varsayalım. Aynı turnuvada rekabet ediyorsak, illa denk geliyorsunuz. O yüzden bu durum da birçok satranç severi etkiliyor. Yani herkesi etkilemez belki ama en azından benimle oynamak isteyen beni izlemek isteyen kitleyi etkiliyordur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>En azından şu an Chess.com’la rekabet edecek, onun kadar büyük ve güçlü bir marka yok. Neden yeni markalar, ticari siteler ya da aplikasyonlar üretemiyorlar?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Evet bence de şu an yok. Bir Lichess var o da bağışla dönen bir organizasyon. Ticari bir kaygı olmadığı için rekabet ortamı oluşamıyor. Hani ben mesela Chess.com’un tekel olmasını asla istemem. Çünkü ne kadar fazla rekabet o kadar fazla gelişim olur. Aynı şey satranç yayıncılığında da var. Yani ne kadar fazla Türkçe satranç Youtube kanalı olursa hem kişiler kendini o kadar geliştirecek, hem de daha fazla insan satrancı sevecek, satrançla tanışacak. Dolayısıyla aplikasyonlarda da tekel iyi değil, Youtube’ta da tekel iyi değil. Birilerinin bu sektöre girip yatırım yapması lazım. Ama ne zaman gelecek bilmiyorum. Fakat yine de Chess.com markası hep önemli bir konumda olacak. Adamların adı bir kere Satranç.com, herhangi bir arama motoruna satranç yazıp çıkan ilk siteyi tıklamak büyük bir rahatlık. O yüzden zaten bu kadar çok yeni oyuncu girişi oluyor. Başka aplikasyonları özel olarak aramanız hiç bilmeden bulmanız çok zor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3557 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo.jpg" alt="" width="937" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-200x219.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-275x300.jpg 275w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-400x437.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-600x656.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-768x839.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-800x874.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo.jpg 937w" sizes="(max-width: 937px) 100vw, 937px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Chess.com’un satranç bağlamında yarattığı yeni mini oyunlar var. Chess Boom, Chess960, Minion Wave gibi. Bunların satrancın sanatsal değerini düşürdüğü, düşünsel altyapısını bozduğu gibi çok fazla eleştiri de var. Siz ne düşünüyorsunuz? Bu uygulamalar satranca bir renk, yenilik ya da katkı sağlayabilecek mi?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Yakınzamanda Djokovic’in bir röportajını izledim. Padel tenisin yerini alacak mı? Padel’i daha fazla oynamak istiyor insanlar gibi sorular alıyordu. Fakat satranç konusu tam olarak böyle değil. Bu tarz yeni mini oyunlar satrancın yerini alabilecek potansiyele sahip değil. Açıkçası çok daha keyifli gözükmüyor. Çünkü Padel, tenis ya da belki futbol izlediğiniz zaman anlayabildiğiniz oyunlar ancak satranç öyle değil.</p>
<p>Yani satranca baktığınız zaman konumu önce bir anlamalısınız ki o at fedasını izlemenin keyfini ancak o zaman alabilirsiniz. Olay size anlatılsa dahi önce bir konuma bakıp anlamanız, görmeniz analiz etmeniz lazım ki at fedasına götüren varyantları size anlattığında anlayabilesiniz.</p>
<p>Şimdi böyle olunca Chess960’da taşların dizilimini değiştirdiğiniz zaman oyuncu zaten anlamıyordu bu sefer hiç anlamıyor. Yani özellikle satranç tahtasındaki taşına ilk defa dokunan bir arkadaş için anlaması da oynaması da normal satrançtan çok daha zor. Dolayısıyla ben mini oyunların normal satrancı geçme ihtimalini mantıklı görmüyorum.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>En son dünya şampiyonasında bir problem oldu, Magnus ben oynamam zamanı azaltın falan gibi bir çıkış yaptı. Ya da interaktif aplikasyonlarda normal oyunlara göre zaman tercihlerinin ciddi manada değiştiğini, hızlı oyunların çok çok daha fazla tercih edildiğini görüyoruz. Aynı zamanda içinde olduğumuz hızlı tüketim kültürü de alışkanlıklarımızı değiştiriyor. Sizce satranç turnuvalarının ya da satranç oyununun zaman konusundaki bakışı değişecek mi?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Tabii ki alışkanlıklarımızın değiştiği gibi hayattaki her şey de değişiyor. Mesela TikTok, Instagram Reels ya da Youtube Shorts’a baktığımız zaman günden güne bir dakikalık sınırın da daha da aşağıya indiğini görüyoruz. Yani bugün bir dakikalık videolar bile acaba daha da mı kısaltılsa gibi gündemlerle tartışılıyor. Satrançta da aynı durum var. 90 dakikalık bir oyunu insanların izlemesi, hatta futbolda bile bu tartışmalar var. Uzun özet izlemek ya da belki de kısaca maça bakmak daha mantıklı geliyor insanlara. Bu bende bile var. Ama bu benim satrancı sevmediğimden değil. Ama devir değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Ekran süremiz değişiyor.</p>
<p>Telefonumuzda bir sürü aplikasyon var. Ben bir yayıncıyı izlerken bile o arada Whatsapp’tan bir mesaj geldiği zaman ya da bir uygulamadan bildirim aldığım zaman benim için izlediğim yayından bazen daha çekici gelebiliyor. Ya da Instagram’dan bir bildirim geldiği zaman, ben durdurup videoyu o mesaja girebiliyorum. Dolayısıyla o kadar dikkat dağıtıcı unsur var ki, ben satrancın 120 dakika ya da 90 dakika kalabileceğini hiç düşünmüyorum. Hani üç dakika olur mu bilmiyorum ama şu anda 15 dakikalık ya da 10 dakikalık oyunlar turnuvalarda yer bulabiliyor.</p>
<p>Belki bu röportajı bir iki sene sonra yapsak, belki bu soruya diyeceğim ki; ya on dakika da artık insanları sıkmaya başladı. Bu durum tüketim alışkanlıklarımızla alâkalı. 6-8 dakikalık videolar 2018’de çok popülerdi insanlar hemen izleyip gitmek istiyordu. Ama bugün bu videolar çekici değil. Fakat buna rağmen 30 dakikalık videolar çekici. Çünkü artık televizyona koyuyorsunuz onu. Siz bir işle uğraşırken ya da telefonunuzda Instagram’a bakarken otuz dakika boyunca arkada oynayan videoya arada bir göz gezdiriyorsunuz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3558 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Bir de pandemide karşımıza çıkan bir durum var, hatırlarsınız insanlar çok fazla tepki gösterip çok sinirlendiler. “Turnuvalarda hile mi yapılıyor? İnteraktif turnuvalarda destek alındı mı?” gibi sorular soruldu, analiz videoları çekildi. Sizce interaktif turnuvalar devam edecek mi, hile yapıldı mı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Evet, bu herkesin aslında dilinde olan bir problem. Şu anda özellikle internette hile yapacaksanız illa tüm maçı destek alarak oynamanıza gerek yok. Çok önemli bir pozisyonda size herhangi bir arkadaşınız gelip, burada bence şu taşa bir bak dese bile, bu durum oyunun kaderini değiştirebilir. Kayıp olan bir pozisyon kazanılabilir. Bütün oyunun aslında yapısı baştan aşağıya değişiyor. O yüzden buna karşı koymak ne kadar mümkün bilmiyorum. Hatta belki biliyorsunuzdur son dönemde Meta ve Rayba’nın beraber çıkardığı bir gözlük var. Ben de denemek için satın aldım. Gözlük, etik problemler yarattığı için dilediğinizce insanları kameraya kaydetmenize müsaade etmiyor. Bir ışık ile insanları sansürlüyor. Ama şuna eminim ki çok kolay bir şekilde sansürsüz ya da daha minimal hatta seneler sonra insana entegre edilebilecek hali illaki geliştirilecektir.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Ya da lenslerden bahsediyorlar mesela, onlara nasıl çözüm bulacaklar?<span class="Apple-converted-space">  </span>Yapay Zekâ ile fotoğraflar değiştiriliyor mesela. Bir de bir fotoğrafın yapay zekâyla değiştirilip değiştirilmediğini tespit eden anti yapay zekâlar var. </b><b>Bunun da tam tersi çıkabilecek mi? Bu tür aygıtları tespit edebilecek bir şey çıkacak mı?</b></p>
<p>O da ayrı bir sektör tabii. İlla çözülür. Tabii ilk çıkan aygıtları deneyen, kötü niyetli insanlar olacaklar. Çünkü kötü niyetli hile yapabilme potansiyeli olan maalesef çok fazla insan var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Peki siz satrancın şu anki şu an kendinden memnun musunuz? Ya da geleneksel kalsın ister misiniz? Elitist ve gelenekselci bir yaklaşımı mı benimsiyorsunuz yoksa bir şeyler değişiyor, iyi ki de değişiyor mu diyorsunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Ben tabii ki değişimden yanayım. Zaten 2017’den hep değişime ön ayak olanlardan yana oldum. Satrancın sosyalleşmek için bir araç olmasını çok istiyorum. İnsanların gelip, turnuvalarda, satranç masalarında sohbet ettiği, birbirleriyle tanıştığı bir ortam için çabalıyorum. Satrancın herkese hitap edecek potansiyeli var. Ben bu potansiyelin limitlerini zorlamak istiyorum. O yüzden daha yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Ama şu anda yaşanan değişim ve gidişat çok iyi. Bugünü 2017 ile kıyaslarsanız satranç inanılmaz değişti. Genel olarak halka yayılma anlamında baktığımızda; son beş sene de yaşanan değişim belki de son yüzyılda yaşanan değişim ve gelişimden çok daha etkiliydi. Çünkü her insan şu anda satranca elinin altındaki telefonlardan erişebiliyor.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A: </i>Satranç dünyasının en cana yakın insanlarından Sabri Can Onay Yontar bizimleydi. Çok teşekkür ederiz.</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/">Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
