<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>oyuncak müzesi arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/oyuncak-muzesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/oyuncak-muzesi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 May 2026 10:22:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Orhan Bahtiyar ile Oyun Müzesine Yolculuk</title>
		<link>https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2024 09:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Düştepe Oyun Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[masa oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Müze]]></category>
		<category><![CDATA[müzeye yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Bahtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2923</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ece Nisa Güven, Fikriye Yılmaz Çocukluğumuzda severek oynadığımız oyun ve oyuncakların ilk üretim amaçları oldukça farklıydı. Sosyal ve kültürel açıdan kitleleri etkileyen bu oyunlar, biz fark etmesek de üretildikleri ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu yansıtıyordu. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesiyle oyunlar çok farklı bir noktaya evrildi. Düştepe Oyun Müzesi müdürü ve yazar Orhan Bahtiyar’dan geçmişten günümüze  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/">Orhan Bahtiyar ile Oyun Müzesine Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ece Nisa Güven, Fikriye Yılmaz</em></strong></p>
<blockquote><p>Çocukluğumuzda severek oynadığımız oyun ve oyuncakların ilk üretim amaçları oldukça farklıydı. Sosyal ve kültürel açıdan kitleleri etkileyen bu oyunlar, biz fark etmesek de üretildikleri ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu yansıtıyordu. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesiyle oyunlar çok farklı bir noktaya evrildi. Düştepe Oyun Müzesi müdürü ve yazar Orhan Bahtiyar’dan geçmişten günümüze gelen oyun ve oyuncakların hikâyelerini dinledik.</p></blockquote>
<p><strong>Fikriye Yılmaz: Merhaba, size dergiden biraz bahsettik. Biz dergide bir zaman çizelgesi oturtmaya çalıştık ve en başından, prodüksiyon tarafına kadar tüm süreci anlatmak istiyoruz. Bu zaman çizelgesinde ise siz en başta duruyorsunuz. Bu bağlamda tarihsel, toplumsal ve kültürel olarak oyunları bize anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Orhan Bahtiyar: Bir kere oyuncak ile oyunu ayırmak lazım. Her ne kadar aynı gibi görünse de ikisi çok farklı şeyler. Oyuncakta kural yoktur, çocuğun hayal gücü o oyunun kendisidir. Fakat oyunlar öyle değil, oyunlarda kural var ve o kuralları koyan birileri var. O kuralları koyan kişilerinde o kuralları koyma sebepleri belli. Her oyun –bizim masaüstü dediğimiz oyunlardan bahsediyorum sokak oyunları hariç ki onlarında ayrı incelenmesi lazım- aslında bir kültür ve sanat politikası içerir. Oyunların daha eskisine gidecek olursak, oyunun doğuşu tarihin çok eski zamanlarına dayanır. Mesela eskiden Tibet’te yaşayan rahipler salıncaklar kurarmış. Bu salıncakların sebebi ise sallandıkça tanrıya daha da yaklaştıklarını ve yakın olduklarını hissederlermiş, salıncak kültürü buradan gelir. Mesela eskiden Hindistan’da insan kurban edilirmiş ve o insanı bulmak için bir rahip gözlerini bağlarmış, kalabalığın arasına dalıp rastgele birini seçermiş ve onu kurban ederlermiş. Körebe oyununun kökeni budur. Ayrıca kurban edilecek kişinin sırtına bir keçi postu geçirirlermiş, günah keçisi de buradan geliyor. Bunun oyunlarla çok alakası yok ama yeri gelmişken onu da anlatayım istedim.</p>
<p>Baktığımızda oyunların tarihi, doğuşu çok eskiye dayanıyor ve tarih içinde oyunlar, oyuncakları getiriyor. Oyunların birçoğu ülkelerin kültür, sanat ve eğitim politikalarıyla paralellik gösterir. Oyunun tarihi 1850’li yıllarda, Elizabeth dönemi dediğimiz dönemde koruyucu aşıların bulunması, teknolojinin gelişmesiyle çocuğun hayatının garanti altına alınmasıyla başlar. Endüstriyel oyun tarihinden bahsediyorum. O döneme kadar çocuğun, doğduktan sonra yaşayıp yaşamayacağı bilinmiyor. Çünkü salgın hastalıkları ve çocuk hastalıkları var. Fakat koruyucu aşılarla bu garanti altına alındıktan sonra entelektüel ülkeler, ‘Ben bu çocuğun hayal dünyasına ne katabilirim, çocuğu hayata nasıl hazırlarım, onu daha üst seviyeye çıkartabilirim’ diye düşünüyorlar ve oyunlar bu şekilde doğuyor. Dediğim gibi oyunlarda kurallar var ve bu kurallarda çocuğun gelişiminde ciddi etkisi olan kurallar.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-2936" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47.jpeg" alt="" width="1600" height="900" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<h4>“Oyun Müzesi’nin amacı, aileleri bir araya getirmekti”</h4>
<p><strong>F.Y. : Biraz burayla alakalı bir soru sormak istiyorum. ‘Her müzenin bir öyküsü var.’ diye bir cümleniz var. Bize bu müzenin öyküsünü anlatır mısınız?</strong></p>
<p>O.B. : Bu müzenin öyküsünü şöyle anlatabilirim. Burası Ataşehir Belediyesi’ne ait. Bir gün Ataşehir Belediye Başkanı oyuncak müzesini ziyaret ediyor ve Sunay Akın’la karşılaşıyorlar. Daha sonra sohbet etmeye başlıyorlar, sohbet esnasında bizim oraya da bir oyuncak müzesi kuralım fikri ortaya çıkıyor. Fakat hoca stratejisini çok önceden belirlediği için kafasında oyuncak müzesi kurmak yerine bir oyun müzesi ve masal müzesi kurma fikri var. Bu yüzden başkana bir oyuncak müzesi yerine oyun müzesi kurmayı teklif ediyor ve burası belirleniyor, hazırlıklar yapılıyor. Bu arada buradaki koleksiyon dünyanın en zengin iki, üç koleksiyonundan bir tanesi. Görüşme 2014 yılında yapılıyor ve bir sene sonra müze açılıyor. Bu koleksiyon bir senede toplanmadı, Sunay akın yaklaşık on beş senedir bu koleksiyonu topluyor. Onun üzerine hızlanarak koleksiyonerlerden, antikacılardan, açık artırmacılardan toplanıp buranın koleksiyonu oluşturuluyor. Yer sıkıntısından dolayı sergilediğimiz parçalar kadar sergileyemediğimiz parçalar da var. <a href="https://kultursanat.atasehir.bel.tr/mekan/detay/dustepe-oyun-muzesi">Müze</a> bu şekilde açıldı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2939 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42.jpeg" alt="" width="526" height="296" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 526px) 100vw, 526px" />Müzenin amacı, neden kurulduğunu da cevaplamak gerekirse bizim buradaki niyetimiz aileyi bir araya getirmekti. Aileyi bir araya getirmekten kastım, aile evde bir arada olsa da onları bölen bir şey var, teknoloji. Eve geliyorsun, baba, anne, çocuklar hepsi bir yerlere geçiyorlar, hepsinin elinde telefonlar, tabletler var ve sıfır sohbet, sıfır paylaşım yapılıyor. Biz burada o insanları bir araya getirmeyi hatta bir üst jenerasyon olan dede, babaanne ile bir araya getirip kaliteli zaman geçirmelerini sağlamayı hedefleyerek bu müzeyi kurduk ve birlikte oyun oynasınlar istedik. Ne kadar gerçekleştirebildik derseniz tartışılır. Pandemi zamanına kadar her şey çok iyi gidiyordu. Tabii ki buranın belediyeye ait olmasının avantajları olduğu kadar dezavantajları var o da bürokrasi. Ben müzenin ne olduğunu önce belediyeye anlatmak zorunda kaldım ve hâlâ da anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bu ülkede maalesef müze kültürü diye bir şey yok, Türkiye’de müze gezme ortalaması tahmini olarak ortalama yedi dakika. Bu süre bir müze gezmek için ne demek biliyor musunuz? Tabii ki çok uzun gezenlerle, girip çıkanların ortalamasını alıyorlar bu çok kısa bir süre. Önceden duyduğum bir şeyi anlatmak istiyorum. Bir alman ülkedeki bütün müzeleri gezmeye kalksa ömrünün on altı yılını müzelerden çıkmadan, müzelerde geçirir. Biz ise yedi dakikada bakıp çıkıyoruz. Dediğim gibi pandemiye kadar fena gitmiyorduk ama bürokrasi belimizi çok ciddi anlamda büküyordu ama ona da yapacak çok bir şey yoktu. Gül ve diken ilişkisi birazcık o da çünkü böyle bir müzeyi yaşatmak kolay değil.</p>
<p>Pandemi döneminde kapandık, pandemiden sonra ülkenin maddi şartlarının kötüye gitmesi gibi bir sürü etkenle beraber etkinliklerimiz yarı yarıya azaltıldı, azaltılmak zorunda kalındı ve bu bizi çok etkiledi. Biz burada Türkiye’nin en iyi atölyecileriyle çalışıyoruz ben özellikle onları bulup, görüşüp, buraya getiriyorum. Bizim her etkinliğimiz ağzına kadar doludur hiç boşumuz yoktur ama bu başarı mıdır emin değilim. Bu müzeyi çok daha farklı, uluslararası arenalarda tanıtmak isterdim ama bu şartlarda çok mümkün değil. Dediğim gibi biz bunu ne kadar başardık, benim ölçümle yüzde yetmiş beş başardık. Yüzde yüz olsa çok daha iyi olurdu.</p>
<h4>Her kutu oyunu yapıldığı yılın ekonomik ve sosyal durumunu yansıtır.”</h4>
<p><strong>E.N.G.: Teknolojinin aileleri ayırdığını söylediniz. Teknolojinin gelişmesiyle geleneksel oyuna bakış açısı da biraz değişti. E-spor dediğimiz hem zihin olarak hem de bedenen insanı pasif hale getiren oyunlar çıkmaya başladı. Aynı zamanda e-spor gibi kavramlar biraz kabul ettirilmeye çalışıldı. Siz oyunun geldiği son noktayı nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p>O.B.: Ben bir oyun koleksiyoneri ve müze müdürü olduğum kadar aynı zamanda iyi de bir bilgisayar oyuncusuyum. Türkiye’nin ilk bilgisayar oyun programlarından birini ben yaptım. İyi bir oyuncuyumdur o tarafımda vardır. O yüzden iki taraf arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları çok net görebiliyorum.</p>
<p>Teknolojinin nereden başlayıp nereye geldiğini iyi yaşayan ve hisseden insanlardan bir tanesiyim. İnternet Türkiye’ye ben yirmi altı yaşındayken geldi ve bu bizim için çok farklı bir deneyimdi. İnternette oyun oynama diye bir fikir yoktu. O zaman internet sadece gezilecek, sohbet edilecek bir ortamdı ki nasıl kullanılacağını da kimse bilmiyordu. Fakat her şey öyle hızlı gelişti ki biz internetten oyun oynayamıyorduk ama Moda’da bir arkadaşımın evi vardı, oraya bir network kurmuştuk ve ben her hafta evden oraya iki bilgisayar taşıyordum. Ne yapacağız, oyun oynayacağız. Hatta ev biraz yarı bodrum gibiydi ve on sekiz-yirmi kişi vardı. Hatta camı tıklatıp, internet kafe sanıp, kaç lira diye soranlar oluyordu. O dönemler çok keyifliydi ve yine bir toplanma kültürü vardı. Çünkü internet üzerinden oynayamıyorsunuz, aynı ortamda bulunmak zorundasınız ve bu çok keyifliydi. İnternet üzerinden oyunlar yaygınlaşmaya başlayınca herkes kendi evinde kalmaya, discord üzerinden konuşmaya ve oyun oynamaya başladı. Evet, keyifli ama ben her zaman yan masamda birinin oturmasını, ona laf yetiştirmeyi bir yandan sohbet etmeyi isterim. Yine yapıyorsun ama yanında değil. Bu birlikte olma hissiyatını azaltan bir durum.<img decoding="async" class="wp-image-2937 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1.jpeg" alt="" width="498" height="281" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 498px) 100vw, 498px" /></p>
<p>Aynı ekip biz Board Game’de oynuyorduk, Moda’da bir sürü kafeler var. Biz evlerde toplanıp board game oynardık, altı board game aynı anda oynanırdı. Teknolojinin bu anlamda faydası olduğu kadar zararı da oldu. Hem aileye hem arkadaş ortamına zarar verdi. Benim en son bir grup arkadaşım doğum günlerini online bir oyunda kutlayınca ben artık bırakmaya karar verdim. Çünkü gerçek dünyadan kopuyorsun. Ben yine de arada board game ve arada bilgisayar oyunu oynuyorum. Tabii kendimi daha çok kitap yazmaya verdim ve oyundan biraz uzaklaştım. Oyunun yeri bende her zaman ayrı ama ben bir yerden sonrasını, özellikle çocuklar ve ergen dediğimiz kitle için biraz zararlı buluyorum.</p>
<p><strong>F.Y: 2000’lerden sonra dijital taraf büyük bir ivme kazandı ve çok ilginç yerlere geldi. Eski board gameleri artık bir avuç insan muhafaza ediyor.</strong></p>
<p>O.B.: Eski board gameleri bile artık bilgisayar ortamlarına aldılar. E-spor konusuna gelince çok ciddi bir problem ve bu yüzden ölen çocuklar var. Haberleri belki duymuşsunuzdur bilgisayar başında açlıktan, epilepsi krizinden ölen çocuklar var. Son on yılda ben bu şekilde altı-yedi vaka hatırlıyorum. Belki çok değil ama neden birisi oyun oynarken ölsün ki? Oyun, oyun oynama kültürü tam tersi hayattan keyif almayı sağlayacak bir durum olmalı. Tabii işin ucunda para gidiyor. Mesela çocuklar oyunlarda kazandıklarını satmaya başladılar ve işin ticareti devreye girdi. Yapacak hiçbir şeyi olmayan çocuklar tamamen oyuna gömülüyorlar ve hayatlarını, geleceklerini mahvediyorlar. Dünyadan kopuyorlar ve gerçeklikten uzaklaşıyorlar. İşin dijitalleşmesi toplumsal hayata olduğu kadar insanın bireysel konfor alanına ve sağlığına zarar veriyor.</p>
<p><strong>F.Y: Peki sizce eski masa oyunları bitiyor mu? Bana sanki yok olmaya yüz tutmuş gibi geliyorlar.</strong></p>
<p>O.B.: Bu nerede yaşadığınıza bağlı bir durum. Kadıköy’e indiğiniz zaman Moda’yı gezdiğinizde, orada oyun oynayan insanları gördüğünüzde hâlâ oyun oynayanlar var diyorsunuz. Goblin Oyun Kulübü mesela. O yüzden masa oyunları bence bitmez ama yaygınlaşmaz da giderek küçülür. Belki de biter ama kaç sene sonra biter ve ben bunu görür müyüm bilmiyorum. Board game kültürü başka bir kültür ve ona sahip çıkacak insanlar her zaman olacaktır.</p>
<p><strong>F.Y. : Fakat bizim nesil daha çok dijitali tercih edecek gibi.</strong></p>
<p>O.B. : Biz yapabildiğimiz sürece ayda bir <a href="https://contextdergi.com/monopolynin-calinan-hikayesi/">Monopoly</a> akşamı yaparız, ailece masanın başına oturur Monopoly oynarız. Tabii Monopoly deyince bu doğru oyun mu o da tartışılır. Monopoly 1903 yılında Amerika’da değişen vergi sistemini halka anlatmak için tasarlanmış. Fakat Amerikan ekonomisi ile konjonktürler öyle paralel gitmiş ki son geldiği durum ‘orası benim, ver kiramı, onu aldım, bunu kestim’ gibi bir duruma gelmiş. Çünkü Amerika’da hayat böyle ve biz buna vahşi kapitalizm diyoruz. Aslında her kutu oyunu board game yapıldığı yılın ekonomik ve sosyal durumunu yansıtır. Çünkü her şeyi ona göre şekillendirirsiniz, insanlar dışarıda yapamadıklarını evde yapmak isterler ve oyunlar onlar için çok büyük bir avantajdır aslında daha doğrusu avantajdı. İnsanlar özdeşleştirmek istedikleri kahramanları oyunlarda bulurlardı tabii bunlar şimdi dijital oyunlara geçti.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-2940 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2.jpeg" alt="" width="495" height="279" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 495px) 100vw, 495px" />E.N.G.: En merak ettiğimiz konulardan bir tanesi de ziyaretçilerin müzeye geldiklerinde en ilgilerini çeken oyun ve koleksiyon hangisi oluyor? </strong></p>
<p>O.B. : Yaş grubu önemli bir etken. 1960’larda yapılmış bir uzaylı var. Amerika’da 51.bölge vardı ve burada bir video yayımlanmıştı. Uzaylı yatıyor ve ona otopsi yapıyorlar. Onun birebir oyununu yapmışlar. Uzaylı ortadan ikiye yarılmış, kenarda organları duruyor ve sen onu kesip, parça çıkarıyorsun. Çocuklar onu gördüklerinde oyuncağa yapışıyorlar bu çok ilginç. Uzay konsepti benimde ilgimi çeker ama neden Star Wars, Star Trek değil. Bir sürü şey var orada ama çocuklar gidip direkt uzaylıya yapışıyor. Belki renginden dolayıdır bilemiyorum. Daha yaşlı insanlar tabii kendi dönemlerinin oyunlarına ilgi gösteriyorlar. Kırk yaşının üzerine çıktığımızda herkes kendi zaman dilimine gidiyor. Aslında biz o müzede insanlık tarihini anlattık. 1850’lerden başlayıp 1990’lara kadar uzanan bir zaman çizelgesi var orada. Müzede ilk uçak icat edildiği zaman yapılmış bir kutu oyunu var. Kutu oyununu bir kenara at sadece kapağı bile bir sanat eseri değerinde. O yüzden her yaş grubunun ilgi alanları çok farklı.</p>
<h4>“Bilinmeyenin olduğu yerde hayal gücü devreye giriyor”</h4>
<p><strong>E.N.G.: Bir röportajınızı okudum ve şöyle bir cümleniz dikkatimi çekti. Gelen kişilere mümkün olduğunca hikâyeleri anlatmaya çalıştığınızı, buranın sadece bakılıp geçilecek bir yer olmadığını söylüyorsunuz. Peki, sizin hikâyesini anlatmaktan en keyif aldığınız oyun veya koleksiyon hangisi?</strong></p>
<p>O.B. : Bu en çok hangi çocuğunu seviyorsun gibi bir soru oldu. Çok ilginç hikâyeler var tabii ki. Şunu söyleyebilirim okullar buraya gelmek istediklerini söylemek için bizi arıyorlar ben diyorum ki siz gelmeyin önce öğretmenlerinizi gönderin. Ben burayı önce öğretmenlere anlatmak daha sonra ise onların çocuklara anlatmasını istiyorum. Çünkü benim yüz tane çocuğa orayı anlatmam mümkün değil zaten çocukların ilgisini çekebilecek bir pedagojik eğitimim yok, odaklarını sabitleyemem. Klasik olarak hiçbiri göndermiyor ve sonra gelip bizi gezdirir misin diyorlar. Tabii ki gezdiremem çünkü siz benim dediğimi yapmamışsınız. Tabii ben ne yaptım sevgili hocam olan Sunay Akın’ı stüdyoya soktum ve altı buçuk saat süren bir kayıt aldık. Bütün hikâyeleri ses kaydı alıp bir internet sistemi kurduk ve QR kod ile Youtube’un içine gömdük. Youtube dışarıya kapalı şekilde ve cep telefonunuzla QR kodu okuttuğunuz zaman Sunay Akın’ın sesinden hikâyeleri dinleyebiliyorsunuz ama tabii hepsini koymadık.<img decoding="async" class="wp-image-2938 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46.jpeg" alt="" width="437" height="246" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 437px) 100vw, 437px" /></p>
<p>Çok hikâye var mesela yine Monopoly oyununa geleceğim. Bu oyunu Parker Brothers adında bir oyun şirketi üretiyor. Bu benim en keyif aldığım hikâyelerden biridir. 1942 yılında İngiltere’den bir firma geliyor ve biz bu oyunun İngiltere haklarını alıp İngiltere’de üretmek istiyoruz diyor. Ticari anlaşmalar yapılıyor ve bunlar oyunu üretip satmaya başlıyorlar. Bir süre sonra İngiliz gizli servisi geliyor ve bizde bu oyundan istiyoruz ama bizim istediğimiz şekilde üreteceksiniz diyorlar ve toplu bir üretim istiyorlar. Ciddi bir para veriliyor ve oyunlar onların istediği şekilde üretiliyor. Bu oyunlar Almanların elinde esir tutulan İngiliz askerlerinin ailelerinin kurduğu bir dernek vasıtasıyla esir İngiliz askerlerine oynamaları için gönderiliyor. Askerler ellerine ulaşan oyun kutularını açmaya başladıkları zaman her yüz oyundan bir tanesinin içeriğinin farklı olduğunu görüyorlar. O yüz kutudan bir tanesinin içinde harita, pusula, maymuncuklar var. Oyunu kullanarak esir kamplarından esirleri kaçırıyorlar. Hiçbiri göründüğü gibi değil çok zekice bir iş. Baktığın zaman Monopoly ama kaç kişiyi esir kampından kurtarmış.</p>
<p><strong>E.N.G.: Peki şu oyunun atası diyebileceğiniz, sonraki süreçte şu oyunun çıkmasını sağladı diyebileceğiniz bir oyun var mı?</strong></p>
<p>O.B.: Şuan çok pahalı olan ama bütün çocukların bayılarak oynadığı Legoların atası Anchor Stone Blocks (Çapa Taş Blokları) denilen bir oyundur ve ilk olarak 1810 yılında Almanya’da üretilmiştir. Bir kutusu on iki kg civarındadır çünkü kesme taş ve sıkıştırılmış kumdan imal edilmiştir. Çocuğun onu taşıması çok zor tabii. Albert Einstein’ın oynamaktan en keyif aldığı oyundur. Bu oyunun Amsterdam’da kulübü var ve 180 bin kayıtlı üyesi var. Yılda iki kez toplanıyorlar ve oyunun yeni versiyonuyla kuleler, katedraller vb. inşa edip böyle bir etkinlik yapıyorlar. O oyun şuan bizim Lego dediğimiz oyunun atası.</p>
<h4>“Biz erkek çocuğa tabanca, kız çocuğa bebek veriyoruz sonra erkek çocuk büyüyor ve kız çocuğunu vuruyor”</h4>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-2931 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-scaled.jpg" alt="" width="506" height="285" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 506px) 100vw, 506px" />E.N.G: Bir röportajınızda bu müze hakkında bu konseptle dünyada kurulan ilk ve tek müze diyorsunuz. Bu müzeyi diğer müzelerden ayıran ne, konsept nasıl bir fark yaratıyor?</strong></p>
<p><strong>O.B: </strong>Diğer müzelerden değil oyun müzelerinden ayıran konsept şu benim bildiğim kadarıyla diğer oyun müzelerinde sadece oyunlar var. Kimisi 80’li yılların bilgisayar oyunlarını, oyun makinelerini koyar kimi ise sadece board game koyar. Bizde ise endüstriyel oyunun etrafında sinema, tiyatro, kukla, masal kahramanları, televizyon, vahşi batı yani hayata dair ne varsa biz o oyunların etrafına ördük. Çünkü oyuncaklar, posterler, görseller, imzalı içerikler var. Stan Lee, Robin Williams’ın ıslak imzalı fotoğrafları var. Bunlar çok özel parçalar ve bu müzeyi özel kılan bu. Diğer oyun müzelerinde bunları göremezsiniz. Oyun müzesinde oyun olmalı gibi bir konsept var bizde ise oyun müzesinde oyunla bağlantılı, oyunu yaratan içerikler olmalı. Biz aslında oyunu sonuç olarak görüyoruz ama oyunun sebepleri var ve biz burada oyunun nasıl doğduğunu anlatıyoruz.</p>
<p><strong>F.Y: Sosyal ve kültürel açıdan kitleleri etkileyebilmiş, sizin en büyük başarılardan diyebileceğiniz bir oyun var mı?</strong></p>
<p><strong>O.B: </strong><a href="https://contextdergi.com/monopolynin-calinan-hikayesi/">Monopoly.</a> Onun haricinde mesela ilk havacılık oyunu var. Bu oyun insanlar uçağın ne olduğunu henüz bilmiyorken yapılmış bir oyun. Bilinmeyenin olduğu yerde hayal gücü devreye giriyor. Mesela Rusya’nın 1960’da yapılmış bir tane trafik simülatörü var ve bu oyun ileri geri vitesi, gazı, freni anlatıyor. Direksiyonu çevirdikçe araba dönüyor ve çocukların karşısına trafik ışıkları çıkıyor. Çocukların bu trafik işaretlerini bilip uyması lazım. Bana göre asıl çok etkili oyunlardan biri 1960’larda Almanya’da yapılmış, alman çocuklarına otomobilin nasıl üretildiğini anlatan bir oyun. Tabii BMW, Mercedes, Audi’yi o yapacak. Sunay Akın’ın bir lafı var, bizde erkek çocuğa tabanca, kız çocuğa bebek veriyoruz sonra erkek çocuk büyüyor ve kız çocuğunu vuruyor. O yüzden çocuğun önüne ne koyuyorsan ülke ileride o oluyor. İlk uzay, uzaylı oyuncağını Amerika Birleşik Devletleri yapmıştır ve uzaya ilk çıkan onlardır. Dediğim gibi çocuğun önüne ne koyuyorsan ülkenin geleceği o’dur. Çok net bir formüldür ve tartışmaya kapalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/">Orhan Bahtiyar ile Oyun Müzesine Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</title>
		<link>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 09:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Pele]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Akın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halit Kıvanç cumhuriyet tarihinin sembol isimlerinden birisiydi. Doğduğu yıllar, kültürel birikimi, iş ahlakı ve sürekli kendisini geliştirmesiyle tam anlamıyla bir cumhuriyet çocuğuydu.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ege Kürkcü, Umut Yiğit</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Halit Kıvanç cumhuriyet tarihinin sembol isimlerinden birisiydi. Doğduğu yıllar, kültürel birikimi, iş ahlakı ve sürekli kendisini geliştirmesiyle tam anlamıyla bir cumhuriyet çocuğuydu. Cumhuriyet çocuğu diyoruz ya, kendisi için de çocukların yeri apayrıydı. 23 Nisan etkinliklerinde bulunan çocuklara yaklaşımıyla, ekranları başında takip edenlere örnek olmuştur. Futbolla geçen hayatından çocuklara verebileceği en güzel hediyenin de bir futbol topu olacağını söylüyor ve Pele’nin imzaladığı topu Oyuncak Müzesi’ne hediye ediyor. Bu topa ev sahipliği yapan Sunay Akın da Halit Kıvanç’tan öğrendiklerini, Halit Kıvanç’ın Oyuncak Müzesi’ne kattıklarını anlattı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit:</strong> <strong>Araştırdıkça, okudukça bambaşka bir karakterle karşı karşıya olduğumuzu hissediyorum Halit Kıvanç’la. Gazeteciliğin, yayıncılığın, cumhuriyet dönemi sonrası şahidi birisi. Gazetecilik var, anlatıcılık var, çevirmenlik var, sunuculuğu var, her şey var. O yüzden böyle birden çok vasfı olan çok ilginç bir insan. Siz nasıl tanımlarsınız Halit Kıvanç’ı?</strong></p>
<p><strong>Sunay Akın:</strong> İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin edebiyat dünyasına baktığımız zaman Halit Kıvanç’ı hep orada görüyoruz. 1950’li yıllar yani. Ama o yılların Türkiye’sinde Halit Kıvanç’ın ilk sıfatı, gazetecidir.</p>
<p>O yıllarda gazeteciler Cağaloğlu geleneği içinde kimlik kazanmışlardı. Yani gazeteler Bab-ı Ali dediğimiz ya da gazetecilerin “Bizim Yokuş” adını verdiği Cağaloğlu’nda bir araya geliyorlardı. Dönemin bütün gazetecileri Cağaloğlu’ndaydı. Aynı zamanda bütün yayınevleri ve bütün delegeler de oradaydı. Bu yüzden gazeteciler şairlerle, yazarlarla, bilim insanlarıyla, tiyatrocularla ve ressamlarla çok yakın arkadaştılar. Muazzam bir birliktelik vardı.</p>
<p>Halit Kıvanç’ın o entelektüel kimliği burada doğmuştur zaten. O yıllarda edebiyatçılar ve tiyatrocular futbol maçı yapmaya karar veriyorlar. Üsküdar sırtlarındaki Altunizade sahasında buluşuyorlar. Çok ilginç orada Altınyurt Spor Kulübü var. Altınyurt’un spor kulübünde de Nâzım Hikmet’in manevi oğlu Memet Fuat görev yapıyor. Yine bu dönemde, bir yanda bir futbol maçı var ama öte yandan da o yıllarda çok ünlü bir dergi çıkıyor, bir edebiyat dergisi. Bu dergi çok önemlidir. Pek çok insan o dönemde burada şiirler, yazılar, öyküler yayımlanmıştır. Örneğin Edip Cansever, Ülkü Tamer, hafızam beni yanıltmıyorsa Cüneyt Arkın’ın da öyküsü orada çıkmıştır. Fahrettin Cüreklibatır da oraya gidip geliyor yani o temasın içinde, Cemal Süreya da öyle. Cemal Süreya ile sohbetimizde Cüneyt Arkın ile A Dergisi vesilesiyle tanıştığını söylemişti. Demek ki sanatla bir şekilde buluşan insanlar hep bir aradaydılar ve şimdi bu futbol maçından söz ederken niye bir A Dergisi, edebiyat dergisinden söz ediyoruz; bu dönemin ortamını daha iyi anlayabilmek için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2123 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner.jpg" alt="" width="709" height="1066" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-200x301.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-400x601.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-600x902.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-681x1024.jpg 681w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner.jpg 709w" sizes="(max-width: 709px) 100vw, 709px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O futbol maçına, Altınyurt Spor Kulübü forma veriyor. Daha doğrusu maçın hakemi Halit Kıvanç ve Halit Kıvanç’ın giydiği formada Altınyurt Spor Kulübünün arması, küçük bir “a” harfi var. Bu “a” harfi aynı zamanda A Dergisi’nin de logosu. Şimdi bir spor kulübü, bir edebiyat dergisi şairlerin, yazarların, edebiyatçıların ve tiyatrocuların yapmış olduğu bir futbol maçı ve hakem Halit Kıvanç. O yılların iklimini bize anlatıyor “a” harfi. Böyle bir dönem. Halit Kıvanç maçı yönetiyor. Çok da güzel yönetiyor ama tabii çok gırgır yönetiyor. Bunu edebiyatçıların kalecisi Adnan Özyalçıner ustamdan bizzat dinlemiştim, o da o maçta kaleciydi. Maçı 5-3 edebiyatçılar kazanıyor ama Halit Kıvanç maçın kopmaması, dengeye gelmesi ve beraberlikle sonuçlanması için elinden geleni yapıyor.</p>
<p>Halit Kıvanç böylesine entelektüel bir ortamda yetişmiştir. Fakat dediğim gibi bunun köklerini, bunun kültürel genlerini, Cağaloğlu geleneğinden almıştır. O dönemin yazarlarının, aydınlarının, sanatçılarının, bilim insanlarının hepsinin mutlaka haftada bir gün uğradığı, en azından yokuşta birbirleriyle selamlaştığı, görüştüğü, yayınevlerinde, gazetelerinde ya da dergi bürolarında karşılaştığı Cağaloğlu’nun ortamını iyi anlamalıyız ki Halit Kıvanç’ı anlayalabilelim. Benim Halit Kıvanç’ı ilk gördüğüm yer de burasıdır. Milliyet Gazetesi’ne giderken görmüştüm onu ilk kez. Ortaokul yıllarında öğrenciydim, ilk orada gördüm Halit Kıvanç’ı, Cağaloğlu’nda.</p>
<blockquote><p>Zamanla Cağaloğlu’nu dağıttılar ve o hafızayı yok ettiler.</p></blockquote>
<p><strong>U.Y: Çok güzel ortammış.</strong></p>
<p><strong>S.A:</strong> Zaten 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye’yi yaşadığımız şu karanlık döneme hazırlayan en önemli hamlelerden, hafıza kayıplarından biri Cağaloğlu’nun ortadan kaldırılmasıdır. Her zaman basının bir sermaye ile ilişkisi vardı elbette ama gazetelerin başında gazeteci olan yöneticiler vardı o zamanlar. Zamanla Cağaloğlu’nu dağıttılar ve o hafızayı yok ettiler. Sadece Cumhuriyet tarihi için değil Osmanlı döneminde başlayan modernleşme tarihimiz için de çok önemli bir yere sahipti anlattığım bu kültürün kökleri.</p>
<p><strong>Ege Kürkcü:</strong> <strong>Her dünya kupasıyla ilgili anısı var ve bütün bir ülke tek bir ses dinliyor ki o da Halit Kıvanç’ın sesi. 1950’lerde henüz ismi duyulmamış bir futbolcuyken ilk kez onunla Halit Kıvanç röportaj yapıyor. Pele de ona imzalı bir top veriyor. Ve şu an o top İstanbul Oyuncak Müzesi’nde.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Evet. Benim çocukluğumda iletişimde plaklar çok önemliydi. Sadece müzik dinlemezdik, ben çok severdim plakları. Okula başlamadan bile plak koleksiyonu yapıyordum, plaklar alıyordum ve evde teypli plaklar dinliyordum. 5-6 yaşındaydım. Plağı çizmeden o teybin iğnesini plağa koymayı ve sonra onu kaldırmayı çok iyi biliyordum. İşte çok sevdiğim plaklardan biri Halit Kıvanç’ın anlattığı maçlardı. Böyle bir plağı vardı Halit Kıvanç’ın.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ben radyodan çok hatırlamıyorum sonradan çok dinledim tabii ama onunla ilk futbol anlatımında karşılaşmam bir plak sayesinde olmuştur. 1958 İsveç Dünya Kupası çok önemlidir. İsveç Dünya Kupası’nın önemi şu; 1930 yılında Uruguay’da ilk Dünya Kupası düzenlenmeden önce futbol maçları olimpiyatlarda oynanıyordu. 1924 Olimpiyatları’nda, 1928 Olimpiyatları’nda bir Latin Amerika takımı olan Uruguay şampiyon oldu. Oysa o yıllarda sömürgeci Avrupa hep Amerika yerlileri köle olarak gördüğü için ırkçı denebilecek şekilde aşağılayıcı gözlerle bakıyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><strong>Halit Kıvanç medyanın şairidir</strong></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2300 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur.jpg" alt="" width="261" height="193" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur-200x148.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur.jpg 261w" sizes="(max-width: 261px) 100vw, 261px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşünsene beyaz adam için son derece değerli olan bir futbol turnuvasının kupasını o “aşağılık” insanlar alıyorlar ve Uruguay’a götürüyorlardı. Bu yüzden ilk dünya kupası Uruguay’da yapılıyor çoğu ülke de gitmiyor ve katılmıyordu. Ondan sonra sürekli olarak Latin Amerika için futbol beyaz adama bir başkaldırı simgesine dönüşmüştü. Ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, yani 1958’de İsveç’de Dünya Kupası düzenlenmesine karar veriliyor. Brezilya, Uruguay ve Arjantin gibi Latin Amerika takımları Avrupa’ya gelmiş oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabii Halit Kıvanç röportaj yapmak için Brezilya kampına gidiyor. Brezilya’nın en ünlü futbolcularıyla da randevu ayarlıyor. Bu arada bana bu hikâyeyi bizzat kendi ağzından dinlemek nasip oldu. Brezilya’nın kamp yaptığı otele gidiyor röportaj yapacak karşısına kimsenin tanımadığı, gencecik, çocuk denebilecek yaşta birini getiriyorlar. “Öteki futbolcular yok efendim bununla röportaj yap.” diyorlar. Halit Kıvanç “Haliyle bozuldum Sunay.” demişti. “Çocuk da bana bakıyor böyle, sevimli bir çocuk, ayıp olmasın diye çocuğa çıkardım soruları yaptım röportajı Bu arada onu getiren refakatçısı bana dedi ki bu çok ünlü olacak. Neyse yaptım röportajı döneceğim artık ama hiç keyfim yerinde değil. Bir baktım tam o anda giderken bir top aldı eline imzaladı ve bana uzattı. İçimden dedim ki ya şuna bak adam oldu da bir de top imzalıyor.” Topun üstünde Pele yazıyor ve o Dünya Kupası’nı Brezilya Pele’nin inanılmaz futboluyla kazanıyor.</p>
<p>Tabii Halit Kıvanç’la pek çok yerde karşılaştık, sohbet ettik. Ben İstanbul Oyuncak Müzesi’ni kurma aşamasındayken bana dedi ki “Oyuncak Müzesi’ne geldiğimde Pele’nin topunu sana armağan edeceğim” ve sözünü tuttu Halit ağabey. Ne mutlu bana ki o topu İstanbul Oyuncak Müzesine verdi.<strong> “Çünkü bu topun kalıcı olması gerekir, herkesle buluşması gerekir, o yüzden bunun yeri bir müzedir, zaten dünyanın en büyük oyuncağı top değil midir?” diyerek o topu İstanbul Oyuncak Müzesi’ne bağışladı.</strong> Bütün dünyayı peşinden koşturan toptur. Dünya kupaları onsuz olmaz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2299 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halit Kıvanç gerçekten büyük bir yetenekti hatta medyanın şairiydi diyeyim.<span class="Apple-converted-space"> </span>Spikerlik, sunuculuk, anlatıcılık her anlamda çok yetkin bir insandı. Bakın TRT’nin siyah beyaz olduğu yıllarda, iyi spikerler vardı ama hani, “TRT sunuculuğu” denir ya o dille konuşuyorlardı. Bunun dışına çıkan çok ender örnekler vardı, bunların başında Halit Kıvanç gelir. O’ndan sonra da Fecri Ebcioğlu, çok sonra da Orhan Boran, Cenk Koray. Bu saydığım dört isim televizyon dünyasında, sunuculukta çok önemlidir. Tabii bunların öncüsü, insanların en çok dinlemek istediği kişi Halit Kıvanç’tı. Spikerliğe bir karakteri, bir kimlik kazandırdı. Nerede bir etkinlik, bir sahne ya da bir televizyon programı seyretsek Halit Kıvanç’ı orada görmek isterdik. Başarılı biri olmasına ek olarak çok da güzel bir insandı güler yüzlü ve umut doluydu.</p>
<p>Ben onu hiçbir zaman karamsar, kötümserlik içerisinde, tatsız tuzsuz görmedim. Bence bir aktördü aynı zamanda. Büyük bir drama yeteneği vardı. Ve bence bu da entelektüel birikiminden kaynaklanıyordu. Binlerce tiyatro oyunu seyretmiş, konsere gitmiş, kitaplar okumuştur Halit Kıvanç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hâl böyle olunca insanların karşısına çıktığı zaman bilgeliğinin ışığıyla her şeyi aydınlatıyordu. Çok kendine özgü bir dili, bir Türkçesi vardı. Anlatım esnasında da bunu çok iyi kullanıyordu. Tatsız tuzsuz giden bir maçı bile öyle bir anlatıyordu ki, seyircinin enerjisi yükseltiyor, iştahını açıyordu. 23 Nisan etkinliklerini sunduğu dönemler ise Halit Kıvanç’ın zirvede olduğu zamanlardı. Ortada bir Halit Kıvanç var onun etrafında kusursuz şekilde bir şeyler oluyordu. Bunu yaparken asla kibirli, böbürlenen, rol çalan biri olmuyordu. Çok alçak gönüllü, çok yumuşak, sevgi ve saygı dolu, gerçek bir cumhuriyet aydınıydı. Cumhuriyetin bütün değerlerini onda görebilirsiniz.</p>
<h4>Beynindeki çekmeceleri doğru tasnif ediyorsun, sevdiğin şeyleri koyup onları unutmuyorsun</h4>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Halit Kıvanç’ın hikâye anlatıcılığı kısmında daha doğal, organik bir tarafı var. Sanırım bunun da hafızayla bir ilişkisi var. Hafızası da güçlüymüş ek olarak iyi de bir arşivciymiş.<span class="Apple-converted-space"> </span></strong></p>
<p><strong>S.A:</strong> Hayatı boyunca yaptığı işleri gelip geçici bir şey gibi görmedi. Onları hep içselleştirdi. O anları yaşadı ve orada mutluydu. Zaten anlatıcılık ve sahne öyle bir şeydir. İşte başlıyoruz, iki saat sonra ineceğiz sahneden ya da maç başlıyor 90 dakika sonra bitecek gibi bakmadı yaptığı işlere. O anları hep beyniyle, kalbiyle, her şeyiyle yaşadı. Dolayısıyla bu zihnindeki çekmeceleri tasnif ederken bir iş olarak girmedi, ben de öyleyim. Yaptığım hiçbir şeyi iş olarak görmüyorum, sevdiğim için, mutlu olduğum için yapıyorum. Öyle olunca da bu hafızan kuvvetli oluyor. Beyindeki çekmeceleri doğru tasnif ediyorsun, sevdiğin şeyleri koyuyorsun, o zaman onları unutmuyorsun. Kendi adıma söyleyeyim, benim yetişmemde Halit Kıvanç en önemli isimlerden biridir. Orhan Boran, Halit Kıvanç, Altan Erbulak, Erol Günaydın çocukluğumuzun dünyasında çok etkiliydiler, bizden sonra da Barış Manço önemli bir karakterdi. Bu isimler çocuklara birey olduğunu hissettiriyorlardı. Onların gözünde biz çocuk değildik, biz çok değerliydik, biz dünyanın en önemli insanlarıydık. Halit Kıvanç da o diğer güzel insanlar da bize hep bunu hissettirdiler, bunu çok önemsiyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Oyuncak Müzesi’nin açılış sürecinde katkılarından bahsettik, hediye ettiği Pele imzalı top en başta olmak üzere. Bunun dışında müze hakkında genel olarak ne düşünüyordu, örneğin oyuncak hediye etti mi kendi oyuncaklarından?</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Kendi oyuncakları yoktu. Bana, birkaç tane dünya kupası maskotu hediye etmişti. Kendi çocukluğuna ait oyuncakları yoktu, zaten onun çocukluğunda doğru dürüst oyuncak da yoktu diyebiliriz. Fakat müzenin en büyük destekçisiydi, müzenin açılışını zaten o yapmıştı. Müzenin açılışını sundu, 23 Nisan’larda da hep burada oldu. 23 Nisan bizim için en önemli gündür, müzemizin de kurulduğu gündür. 23 Nisan etkinliklerinde balkondan elinde mikrofonuyla seslenirdi Halit Kıvanç. Etkinliğe hep o hakim olurdu, rahatsızlığı ortaya çıkana kadar bizimleydi, müzedeydi. Müze etkinliklerine hep gelirdi. Hiçbir zaman, müzenin etkinliklerinde bizi yalnız bırakmadı. Burayı çok seviyordu biz de onu çok seviyorduk, zaten Halit Kıvanç sevilmez mi, Halit Kıvanç’ı sevmeyen insanlığı sevmez. Halit Kıvanç büyük bir hümanizmaydı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h4>Halit Kıvanç çok güzel, sağlam bir kumaştı</h4>
<p><b>E.K.: </b><strong>2012’de Avrupa Oyun Çocuk ve Oyuncak Müzeleri Birliği’nde sanırım sizinle birlikte sahnedeydi?</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Evet tabii. Çocuk dünyasına hitap eden her yere gelmek isterdi. O etkinlikte de, çocuk dünyasına katkıda bulunan, onu yücelten insanlara müze adına plaketler, ödüller verdik. Tabii ki Halit Kıvanç da oradaydı. Dedim ya böyle onlarca etkinlikler var.</p>
<p>Etkinlikler dışında da görüşürdük. Eşi Bülbin Hanım da çok değerli bir insandı. Çok güzel insanlardı. Hani her kuşak der ya bizden sonrası ne olacak, her şey bozuluyor. Çok klasik bir söylem. Ben öyle düşünmüyorum gençlik her zaman daha iyidir, Halit Kıvanç da öyle düşünmezdi. Gençleri severdi, gençler her zaman bizden daha iyi olacak derdi.</p>
<p>Halit Kıvanç kelimenin tam anlamıyla asil bir insandı biliyor musun, yani böyle çok sağlam güzel bir kumaştı. Dokunursun ya böyle kadife gibi, gözünü kapat, eline kumaş parçaları dokunduğun “bu neymiş ya” dersin ya, öyle kaliteli bir insandı. Hayatımıza da öyle dokunmuştur, o güzelliği katmıştır.</p>
<p>1966 Dünya Kupası’yla ilgili bizzat anlatmıştı. Kupanın belgeselini Abidin Dino çekmiş. Abidin Dino’ya kupa başlamadan önce hangi açıdan, hangi pozisyonu sahada nasıl çekeceğinin çizimlerini bile yapmış. Bu kitap olarak çıktı sonradan. 60’lar, işte sözünü ettiğim insanlarla ile Halit Kıvanç’ın bir arada olduğu zamanlar. O kuşağın temsilcileri gibi Halit Kıvanç da on parmağında on marifet denilen insanlardandır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2301 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Bizim Halit Kıvanç’ımız futbolu yıllar önce öyküleştirdi.</p></blockquote>
<p><b>E.K: </b><strong>Fıkra kitapları üstüne çalıştık, dünya kupası anıları, bir kupanın bütün tarihi, 1930’ları kaçırdıktan sonra, 1950’lerden itibaren hepsini birebir şahidi olarak anlattığı anılar. Onları o kitapta okumak bambaşka bir şey.</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Ben Eduardo Galeano’nun <i>Gölgede ve Güneşte</i> <i>Futbol</i> kitabını okuduğumda dedim ki Halit ağabeyin kitaplarının yanında bu bir şey değilmiş. Çok daha eskidir onunkiler Galeano’nun kitabından. Öyle bir dil oluşturmuştu ki futbolu hikâyeleştirerek sadece sahayı değil, saha dışındaki olaylarıyla harmanlayarak renklendiriyordu. Bizim Halit Kıvanç’ımız futbolu yıllar önce öyküleştirdi.</p>
<p><b>E.K: </b><strong>Dünya Kupası’nda olağan şekilde bir spikerin yaptığı gibi maçta olanları anlatıyor. Kupa sürecinde Arjantin sokaklarında yaşadıklarını anlatırken çıkıp Arjantinlilerle Arjantinliymiş gibi seviniyor. Fakat oradaki nokta Arjantinliler kupaya sevinirken Halit Kıvanç da o dönem ilk televizyon yayınını kilometrelerce uzaktan yapabildiği için seviniyor. Bambaşka hikâyeler barındırıyor içinde.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Yani bu da şunu gösteriyor aslında Halit Kıvanç dünya kupalarında bir çelebi oluyor. Nasıl Evliya Çelebi gezip, gördüğü yerleri yazmış. Farkına varmadan Halit Kıvanç’ın yazılarında büyük bir gezginle karşılaşıyoruz. Gittiği yerleri, oranın kültürünü, coğrafyasını anlatıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Gittiği her yeri anlatıyor bizlere bilgiler sunuyor böylece hiç gitmediğimiz yerlerdeki kültürü tanıma şansına erişiyoruz. Bu da gerçek bir gezgin olduğunun kanıtıdır. Çok yönlü dedim ya gidip oturup 90 dakika maç anlatıp, çıkıp giden biri değil.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Hem öncesi var hem de sonrası var, yaşanan her şeyi anlatıyor.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>O yıllarda iletişim bu kadar güçlü değil. O gördüğü her şeyi, “Ya bak ben bunu ülkemin insanına nasıl anlatmalıyım, bunlardan haberdar olmalı benim ülkem, bu bilgiye sahip olmalı.” kaygısıyla anlatıyordu. Gideyim günümü gün edeyim, çıkayım maç anlatayım gibi davranmıyordu. Gördüğü her güzelliği gelip buraya anlatma çabası ve sorumluluğu hissediyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Az önce dediniz ya işini bir iş olarak değil kitabında dediği gibi <i>“Futbol Bir Aşk”</i> gözüyle bakıyor. Hem işini çok seviyor hem insanları çok seviyor.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Halit Kıvanç her şeye öyle baktı ya. Yaptığı işten en büyük verimi çıkarmaya odaklıydı.</p>
<p><b>U.Y:</b> <strong>İtalya’ya gitmişken Papa ile röportaj yapmak gibi.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Tabii, Halit Kıvanç’ın röportajları bambaşka. Benim için onu ilk duyduğum yer futbol olduğu için sadece bu alanda gibi geliyor ama sonradan ben de o hocayı tanıdıkça, hele ki kendisiyle sohbet ettikçe büyük bir okyanus olduğunu gördüm. Büyük bir entelektüel, hümanist, adaletli, vicdanlı ve sevgi doluydu. Kötü hiçbir şey duymadım ben ondan, birisine kötü bir söz, hakaret, küfür vs. hiç duymadım. Bu insanların böyle bir asaleti vardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2302 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-scaled.jpg" alt="" width="1440" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-169x300.jpg 169w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-200x355.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-400x711.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-576x1024.jpg 576w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-600x1066.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-768x1365.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-800x1422.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-864x1536.jpg 864w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-1152x2048.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-1200x2133.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-scaled.jpg 1440w" sizes="(max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>E.K.:</b> <strong>Kendi ağzından da açıklaması var, kırgın olurdum ama bunu yansıtmazdım diye.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Hiç yansıtmazdı. Eskilerin değişi ile evliya gibi bir adamdı. Çok, çok güzel biriydi. Ondan çok şey öğrendik, bize çok şey kattı. Ben okuldan aldıklarımdan daha çok, okul olmayan yerlerde bu güzel insanlardan çok şey öğrendim. Onlar bizim hocalarımız oldu, en büyük şansımız buydu. Bizim yetiştiğimiz dönem böyle bir dönemdi işte.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Biz nesil olarak 2010’ların başından itibaren <i>NTV Spor</i> döneminde yakalayabildik. <a href="https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/">Mert Aydın</a>’la yaptığı programla.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Tabii ne güzeldi o programları değil mi, radyo programları da çok güzeldi.</p>
<blockquote><p>Bütün Cumhuriyet değerlerinin temsilcisiydi.</p></blockquote>
<p><b>E.K: </b><strong>İnanılmazdı. Gazete küpürlerini açıp o masada hepsi üzerinden örnek veriyordu. <i>NTV Spor</i> döneminde arşivlerini ekrana yansıtmak için her şeyi yapıyordu.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Müthiş. Şu vardı; çok zulüm, çok haksızlıklar yapılmıştı. Bu kadar değerli bir insan. Türkiye’nin bu son siyasi yapılanmasında neler vardı biliyorsun, ne bayramlar hiç akla gelmez mi? Halit Kıvanç ya. Ne kötülük yapmış ki Halit Kıvanç ülkeye. Çok itilmişti yani bütün cumhuriyetin değerlerinin temsilcisiydi. Cumhuriyetin güzel değerleri derken nedir işte insan hakları, demokrasi, adalet. Zaten hukukçu kendisi biliyorsun, hakimlik yapmış yani.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Cağaloğlu’nda gördüğüm insanlar başkaydı, ben Yaşar Kemal’i de, Aziz Nesin’i de ilk orada gördüm. Ortaokul öğrencisiyim daha lisede bile değilim ya ama okuyorum. Hafta sonları hep oraya giderdim. Cebimde harçlığım bir sosisli almaya yetiyordu. O Sirkeci’deki büfeden, Üsküdar’daki evime dönerken sosisli alıyordum. Evime yürürdüm niye biliyor musun? Birilerini göreyim diye. Ve muhakkak birkaç kişi görürdüm. Şimdi Halit Kıvanç diyoruz ya o etrafıyla beraber şekillenen güzel insanlardandı. Haydar Ergülen’in dediği gibi “O iyi insanlar o güzel atlara bindiler çekip gittiler.” Yaşar Kemal’in olarak bilinir ama Haydar Ergülen’in sözüdür o.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2303 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
