<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eğitim arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/egitim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/egitim/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 11:17:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</title>
		<link>https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 12:14:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[canva]]></category>
		<category><![CDATA[canva türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Mecralar]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Mecralar Yöneticisi ve Canva Türkiye Topluluk Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[EBA]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[KAGİDER]]></category>
		<category><![CDATA[kolektif üretim]]></category>
		<category><![CDATA[meltem özperçel]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[topluluk elçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Kadın Girişimciler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4240</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Dilruba Turpçulu Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” - Meltem Özperçel "Dijital çağda üretmenin, görünür olmanın ve söz almanın kuralları yeniden yazılırken, bu dönüşümün merkezinde yer alan araçlar da yeniden anlam kazanıyor. Canva’yı bir teknoloji ürünü olarak değil; fırsat eşitliği, kolektif üretim ve etki yaratma zemini olarak konumlandıran Dijital Mecralar Yöneticisi ve Canva Türkiye Topluluk Elçisi  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/">Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><i>-Dilruba </i><i>Turpçulu</i></strong></p>
<p><span style="font-size: 24pt;"><strong>Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</strong></span></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">&#8220;Dijital çağda üretmenin, görünür olmanın ve söz almanın kuralları yeniden yazılırken, bu dönüşümün merkezinde yer alan araçlar da yeniden anlam kazanıyor. Canva’yı bir teknoloji ürünü olarak değil; fırsat eşitliği, kolektif üretim ve etki yaratma zemini olarak konumlandıran Dijital Mecralar Yöneticisi ve Canva Türkiye Topluluk Elçisi Meltem Özperçel anlatıyor.&#8221;</span></p></blockquote>
<p><strong>Dilruba Turpçulu: Öncelikle konuğumuz olduğunuz için çok teşekkür ederim. Sizin hikâyenizden başlamak istiyorum. Bugün bulunduğunuz noktaya gelene kadar geçen süreci birkaç temel dönüm noktası üzerinden nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p><strong>Meltem Özperçel:</strong> Merhaba, ben Meltem Özperçel. Girişimcilik ve proje yönetimi okudum. Aynı zamanda Litvanya’da business management (işletme yönetimi) eğitimi aldım. Profesyonel iş hayatıma bir sivil toplum kuruluşunda başladım, daha sonra ise girişimciliğe adım attım. “Pisi Shoe” adında bir markam var. Katlanabilir bir ayakkabı tasarladım. 2014’te satışa çıkardım. Şu anda dijital dünyanın sunduğu imkânları ve geçmiş deneyimlerimi harmanlayarak liderlere ve markalara dijital mecralar konusunda danışmanlık veriyorum.</p>
<p>Dönüm noktalarını düşününce aklıma Steve Jobs’ın, “Noktaları ileriye bakarak değil, sadece geriye bakarak birleştirebilirsiniz. Onların gelecekte bir şekilde birleşeceğine güvenmelisiniz.” sözü geliyor. Ben de kendi yolculuğuma baktığımda, aslında ne kadar bilinçli adımlar olmasa da birbirini tamamlayan hikâyeler görüyorum. Çünkü sivil toplum, girişimcilik ve dijital dünya birbirinden ayrı gözüküyor olsa da tek bir ortak noktada birleşiyorlar: Etki yaratmak. Dolayısıyla bu üç alanın kesişimi de benim bütün işlerimde kariyerimi şekillendiren nokta oldu.</p>
<p>Birinci dönüm noktası, sivil toplumda profesyonel olarak çalışma kararımdı. Geleceğin Kadın Liderleri adında bir eğitim programı ile karşılaştım ve başvurdum. Tabii ki bütün gençler gibi üniversiteden mezun olduktan sonra hemen iş bulamadım. Uzun bir iş arama sürecim olmuştu. Özel sektör odaklı ilerliyordum. Çünkü gönüllülük ile sivil toplum bende hep bir araya gelmiştir. Geleceğin Kadın Liderleri projesinden sonra Kadın Girişimciler Derneği, yani KAGİDER ile bir araya geldim. Dernek bünyesindeki bir Avrupa Birliği projesinde profesyonel olarak çalışmaya başladım.</p>
<p>Sivil toplum, insanın hem kendini hem de dünyayı daha hızlı tanımasını sağlayan üçüncü sektör. Ben 21 yaşında Türkiye’nin pek çok şehrinde görev yaptım. İlk işim, Kars’ta kız çocuklarının okullaşma oranının artırılmasıyla ilgili bir projeydi. İstanbul’da doğmuş, büyümüş ve birçok imkâna görece sahip genç bir kadın olarak oraya gidince ülkenin gerçekleriyle karşılaştım. Dolayısıyla hem karakterimi hem de insani yönümü geliştirdiğini söyleyebilirim. Bu yüzden de çok önemli bir dönüm noktası olarak görüyorum.</p>
<p>Sivil toplumda insan kaynağı ve bütçe azdır. Çokça sorumluluk ve inisiyatif alıp ilerlemeniz gerekir. Bu da kariyer anlamında kolunuza birçok altın bilezik takmanıza vesile olur. İlk dönüm noktası olarak tanımlayabileceğim şey bu. İkincisi ise girişimci olmam, yani tüketim tarafından üretim tarafına geçişim diyebilirim. Bunu sağlayan da Kadın Girişimciler Derneği bünyesinde Türkiye ekonomisinin yüzde onuna yön veren kadınların üye olduğu yapıydı. Dolayısıyla çok etkili rol modellerle bir arada bulunmak benim için önemli bir şanstı. Girişimcilik ve proje yönetimi bölümü okumuştum ama girişimcilik bende teori olarak kalmıştı. Girişimcilerin yaptığı hataları görmek deneyim kazanmamı sağladı.</p>
<p>Birçok rol modelle bir arada olunca içiniz alevleniyor ve “Benim de bir şeyler yapmam lazım.” diyorsunuz. İçimdeki bu alevle, topuklu ayakkabıdan yorulunca, çantanızdan çıkarıp giyebileceğiniz katlanabilir bir ayakkabı tasarladım ve 2014 yılında hayata geçirdim. Bence girişimcilik apayrı bir macera ve insanı besleyen bir şey.</p>
<p>Üçüncü dönüm noktası olarak da dijitalin gücünü daha erken fark ederek hem sivil toplum tarafına hem de girişimim üzerine dijitali, entegre edebilmem diyebilirim. Ben çok eski bir sosyal medya kullanıcısıyım. Bir sorunu, doğru iletişimle, sosyal medyaya taşıdığınızda işin boyutunun nasıl değiştiğini bizzat gördüm. Bu, çözülmez sanılan toplumsal bir sorun da olabilir, bir ürünün satışını artırmak da&#8230; Tabii bu bir süre sonra mesleğim haline geldi. Şimdi dijital mecralarla ilgili hem sivil toplum kuruluşlarına hem girişimcilere danışmanlık veriyorum. Hepsi birbirini izleyen ve besleyen şeyler, biri olmasaydı diğerinin hikâyesinin eksik kalacağı bir yolculuktu.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-4246 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-01-18-at-07.30.jpg" alt="" width="610" height="797" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Mustafa Burak Avcı: Üniversiteden hemen sonra Kars’a giderek eyleme geçtiğinizi söylediniz. Sizi bu genel durgunluktan sıyırıp harekete geçiren motivasyon neydi? Kars yolculuğunuzun hikâyesini dinleyebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Türkiye Kadın Girişimciler Derneği, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamdaki konumunu güçlendirme misyonuyla kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu. Ana hedef kitlesi elbette kadın girişimciler. Amacı onların ekonomide ve sosyal yaşamda daha güçlü olmalarını sağlamak. Ancak bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için daha erken yaşlara inmek gerekiyor. Bu da hem üniversitedeki genç kadınlara hem de daha önceki yaş gruplarına dokunmak anlamına geliyor. O dönemde kız çocuklarının okullaşma oranının arttırılması amacıyla dezavantajlı bölgelerde açılmış bir hibe programı da bu vizyon doğrultusunda geliştirilen bir projeydi.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Çocukların dünyayı değiştirecek fikirleri var ama tek bekledikleri onlara inanan birilerinin olması ve desteklenmeleridir.”</span></p></blockquote>
<p>Ben de o projenin profesyonel kadrosuna dâhil oldum. Bu aslında benim kurguladığım veya sıfırdan ürettiğim bir proje değildi, ancak oraya bambaşka bir vizyonla gittim ve doğurduğu sonuçlardan bahsedebilirim. Çalışmalarımızla 350 kız öğrenciye ulaştık. Bilgisayar laboratuvarları kurduk. Mesleki becerilerini arttırmak amacıyla teknik derslerden iletişime kadar birçok eğitim verdik. Bu süreçte şunu çok net fark ettim. Kız veya erkek olması fark etmeksizin bir çocuğa el uzatıp destek verdiğinizde, onun hayallerini gerçekleştirmesi için çok büyük bir katkı sağlamış oluyorsunuz. Onların hayatında bir değişim yaratıyorsunuz. Mesela bilgisayar eğitimleri verildikten sadece bir ay sonra, öğrenciler kendi sunumlarını yapmaya başlamış. Çok uçuk fikirleri olan bir başka öğrenci, “Hocam köyde kahvenin önünden geçerken babama seslenip ileride mühendis olacağım diyorum. Eskiden bana gülerlerdi, şimdi alkışlıyorlar, olursun tabii diyorlar.” dedi. Okul müdürleri ve öğretmenlerin bana geri dönüşleri, Kızların okulda yürüyüşleri bile değişti şeklinde oldu. Onlara sadece beceri değil özgüven de kattı. Oradaki fırsat eşitliği çok kıymetli.</p>
<p>Ben her zaman, “Çocukların dünyayı değiştirecek fikirleri var ama tek bekledikleri onlara inanan birilerinin olması ve desteklenmeleridir.” derim. Bu tarz projelerin aslında temel motivasyonu, fırsat eşitliğini sağlayarak geleceğimize ışık tutacak nesiller yetiştirmek. Proje esnasında “Otelde kalmayacağım.” dedim ve yurtta onlarla kaldım. Çok keyifliydi.</p>
<p><strong>D.T: KAGİDER bünyesinde yürütülen gençlik projelerinin özellikle kadınlar için nasıl bir dönüşüm alanı yarattığını düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Gençlik projeleri, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin geleceğe ışık tutan en önemli kaldıraçlardır. Ancak benim hikâyemde KAGİDER’in Geleceğin Kadın Liderleri programının yeri bambaşka. Ben bu programın 2010 yılındaki ilk mezunlarındanım. Bugün geriye baktığımda yaklaşık 1950 genç kadının yetiştiği devasa bir ekosistem görüyorum. Programa ilk katıldığımda büyük kaygılarım vardı. İş başvurularından olumsuz dönüşler aldığım, “Nerede hata yapıyorum?” diye sorguladığım ve kendimi çok yalnız hissettiğim bir dönemdi. Gelecek kaygısı ve “Acaba başaramayacak mıyım?” korkusu çok baskındı. Ancak programa girip etrafıma baktığımda, seçilen diğer 55 genç kadının da aynı şeyleri konuştuğunu gördüm. O an “Yalnız değilmişim” dedim. İşte bu farkındalık insanı “Yapabilir miyim?” şüphesinden “Nasıl yaparım?” kararlılığına taşıyan bir yolculuk. Çünkü orada kadınlar birbirine sadece mentorluk yapmıyor, birbirine ayna tutuyor ve el veriyor. Bir genç kadın için dönüşümün en önemli adımının bu dayanışma olduğuna inanıyorum.</p>
<p><strong>D.T: Bu mirasın ve dayanışmanın bir parçası olmak size ne hissettiriyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Ben projeyi hep şöyle tanımlıyorum: Geleceğin Kadın Liderleri bir ilham yolculuğu&#8230; Birbirimize el verdiğimiz, ilham olduğumuz çok kıymetli bir yolculuk. Şu an hayatın akışında ve temposunda herkesin kendi dertleri var, onları çözmeye çalışıyorlar. Çoğu zaman başkasını düşünecek, ona el uzatacak zaman bulamıyorlar. Ben böyle bir ekosistemin içinde olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü bu konu sadece “CV’mi gönderdim, referans olacak biri var mı?” sorusu değil.</p>
<p>Biz orada ailevi sorunlarımızı da iş hayatında yaşadığımız mobbingi de konuşuyoruz. Ben gruba yaşadığım mobbingi yazdığım zaman, program mezunu avukat bir arkadaşım çıkıp, “Ben senin davanı sahipleniyorum, yanındayım.” diyebiliyor. Bunlar çok kıymetli. Ülkemizde kadına karşı şiddetin vardığı noktanın hepimiz farkındayız. Kimi zaman annemize, babamıza veya eşimize anlatamadığımız bir problemi o gruba yazabiliyoruz. Bu bir sığınma talebi bile olabiliyor. Birbirine el veriyorsun, birbirinin evinde kalıyorsun. Başka bir örnek daha vereyim; yurt dışından iş teklifi aldınız ama barınma sorununuz var. Gruba yazdığınız an, o ülkede mutlaka bir ‘Geleceğin Kadın Lideri’ oluyor ve size kapısını açıyor. Bunlar çok büyük şans. Maddiyatla, kariyerle veya unvanla anlatılabilecek şeyler değil. O yüzden bir kadının hayatını dönüştüren çok önemli bir proje olduğunu düşünüyorum. Üniversite son sınıf veya yeni mezun genç kadınların bu eğitim programını takip etmesini ve mutlaka başvurmasını öneriyorum.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Eğitim için Canva projesi, öğretmenlerin ve öğrencilerin yaratıcı süreçlerini destekleyerek öğrenmeyi çok daha eğlenceli ve etkili şekilde ilerletmeyi sağlıyor. Şu anda Millî Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokol kapsamında Canva, EBA sistemine entegre edildi. Bu sayede tüm öğrenciler ve öğretmenler Canva’yı tüm ‘Pro’ özellikleri ile ücretsiz kullanabiliyor.”</span></p></blockquote>
<p><strong>D.T: Sivil toplum kuruluşlarında çalışmak sizce neden önemli bir deneyim alanı? Bu alanda yer almak isteyen gençler için orada gerçekten var olabilmenin yolu sizce nasıl açılıyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Sivil toplumda kariyer yapmayı hedefliyorsanız öncelikle işinizde anlam arayan biri olmanız gerekiyor. Yani bir sorunu dert edinip kendinizi onun çözümüne adayan bir yapıda olmalısınız. Great Place to Work’ün 2025 yılı araştırmasında çok dikkatimi çeken bir veri var. Türkiye’deki gençlerin büyük bir çoğunluğu yaptığı işi sadece iş olsun diye yapmak istemiyor. Anlamlı bir amaç arıyorlar ve bu oran dünya ortalamasının çok üzerine çıkmış durumda. Böyle bir nesil için sivil toplumun çok etkili bir alan olacağını ve önümüzdeki dönemde daha sık tercih edileceğini düşünüyorum. Burada önemli olan, gençlerin bu alanda profesyonel bir kariyer yapabileceklerinin farkında olması. Çünkü sivil toplum denince akla genelde sadece gönüllü çalışma geliyor. İşin profesyonel kariyer boyutu pek düşünülmüyor. Tabii ki bu alanda çalışacak gençlerde para ve CV kaygısından önce etki yaratma amacı olması gerekiyor. Ama burada sorunlar gerçek ve yarattığınız etki doğrudan. Dolayısıyla kendinizi çok hızlı geliştirebilirsiniz. Eğer sorumluluk almayı, inisiyatif kullanıp harekete geçmeyi seviyorsanız sivil toplum kuruluşlarının kapıları size her zaman açıktır. 16 yıllık deneyimime dayanarak kritik bir tespitimi paylaşayım. Özel sektörde işe başlayanların sivil topluma uyum sağlaması, tam tersine göre çok daha zordur. Çünkü özel sektörün dinamikleri ile sivil toplumun sahip olduğu kolektif çalışma kültürü birbirinden çok farklı. O yüzden kariyer yolculuğunun başındaki arkadaşlara sivil toplumu denemelerini tavsiye ederim. İlk hedefiniz sadece yüksek maaş değil, kendinizi geliştirmek ve yetkinliklerinizi doldurmak olmalı. Sivil toplum, bu gelişimi sağlamak için eşsiz bir basamak.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4241 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1024x384.jpg" alt="" width="911" height="342" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-200x75.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-300x113.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-400x150.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-600x225.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-768x288.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-800x300.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1024x384.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1200x450.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1536x576.jpg 1536w" sizes="(max-width: 911px) 100vw, 911px" /></p>
<p><strong>D.T: Kariyerinizin bu noktasında Canva’nın hayatımıza girişine değinmek istiyorum. Canva ile tasarım ve içerik üretimi çok daha erişilebilir bir hale geldi. Siz bu dönüşümü nasıl deneyimlediniz? Canva bugün bizler için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Ben Canva’yı sadece bir tasarım aracı olarak görmüyorum. Nerede yaşadığınızın, hangi cihazı kullandığınızın önemi olmadan kendinizi etkili bir şekilde ifade etmenizi sağlayan bir araç olarak görüyorum. Fırsat eşitliği yaratarak herkesi aynı başlangıç çizgisinde buluşturuyor. Eskiden tasarım sadece belli yeteneği olan ya da profesyonel ekipleri yönetecek bütçeye sahip kişilerin elindeydi. Artık bu değişti. İkinci önemli konu ise Canva’nın bir marka olarak fırsat eşitliği ve erişilebilirlik vizyonunu sahiplenmiş olması. Örneğin Eğitim için Canva projesi, öğretmenlerin ve öğrencilerin yaratıcı süreçlerini destekleyerek öğrenmeyi çok daha eğlenceli ve etkili şekilde ilerletmeyi sağlıyor. Şu anda Millî Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokol kapsamında Canva, EBA sistemine entegre edildi. Bu sayede tüm öğrenciler ve öğretmenler Canva’yı tüm “Pro” özellikleri ile ücretsiz kullanabiliyor. Bu etkinin yansımasını kendi evimde de görüyorum. Beş buçuk yaşındaki kızım akşam okuldan geldiğinde bana, “Anne, beraber Canva’dan oyun tasarlayalım mı?” diyor. Henüz okuma yazma bilmediği için hayalindeki promptları (istemleri) o söylüyor, ben yazıyorum. Bunu beraber gerçekleştirebiliyoruz. Bir anne olarak bu imkânın, onun gelecekteki hayallerini gerçeğe dönüştürmesinde büyük bir motivasyon kaynağı olacağına inanıyorum. Her gün onunla oynadığımız oyunlar ve paylaşımlarımız esnasında çok net bir gerçeği görebiliyorum. Çocukların dili; görsel, yaratıcı ve en önemlisi dijital. Öğrenme süreçlerini de tamamen bu mecra üzerinden şekillendiriyorlar. İnanıyorum ki tüm çocukların dünyayı geliştirecek fikirleri var, yeter ki birileri onlara inansın ve desteklesin. Canva’nın kurucuları da tam olarak bu vizyonla yola çıkmış ve bu ihtiyaca güçlü bir cevap vermiş.</p>
<p>Konunun bir diğer önemli noktası da sivil toplum kuruluşları. Hepimizin bildiği gibi sivil toplum kuruluşları genellikle kısıtlı insan kaynağı ve bütçeyle devasa sorunlara çözüm arıyorlar. Kimi hak savunuculuğu yapar, kimi eşitlik için mücadele eder. Fakat içinde bulunduğumuz çağda bir sorunu dert edinip, makale yazarak çözüme ulaştırmak mümkün değil. Ses getirmek, kitlelere ulaşmak ve “Biz de buradayız.” diyebilmek için görünür olmak şart. Bu noktada Canva, sivil toplum kuruluşları için Pro paketini elli kullanıcıya kadar ücretsiz sunarak devreye giriyor. Bu destek yalnızca finansal bir katkı değil, aynı zamanda seslerini duyurma mücadelesinde sırtlarını dayayabilecekleri güçlü bir el anlamına geliyor.</p>
<p>Kısacası dijital dünyada var olmak için “Neden Canva?” sorusunun cevabı çok net. Girişimcilik dünyasına baktığımızda da tablo benzer. Yeni kurulan bir işi düşünün; açılış giderleri ve üretim maliyetleri zaten büyük bir yük. Küçük bir işletme için buna eklenen pazarlama bütçesi, altından kalkılması zor bir maliyete dönüşebiliyor. Bu süreçte de platform, girişimcilere adeta can suyu oluyor. Tüm bu nedenler Canva’yı benim gözümde bir tasarım aracı olmanın çok ötesine taşıyor. Bu platform sesi çok çıkanın veya parası olanın değil, söyleyecek sözü olanın yeridir. Fikri olan herkes için bir kaldıraçtır ve hepimiz için kıymetlidir. Bu noktada öğretmenlerin de rolünü unutmamak gerek. Türkiye’deki Canva Öğretmen Elçileri, yıllardır ders içeriklerinde bu aracı aktif şekilde kullanıyor. Ben de bir Topluluk Elçisi olarak bu sürece şahit oluyorum. Özellikle Avrupa’da bu kültür daha da yerleşmiş durumda. Çocukların ödevini buradan hazırladığı, hatta kendi sanal müzelerini kurdukları ilham verici bir eğitim ortamı var. Bu sistem sadece temel eğitimle sınırlı değil; üniversiteler, özellikle de iletişim fakülteleri, sürece güçlü bir şekilde dâhil oluyor. Yapılan özel protokollerle akademik düzeyde iş birlikleri sağlanıyor, öğrenciler sanal müze gibi karmaşık projeleri ders kapsamında üretebiliyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, bu kullanımın artık sistematik bir zemine oturması. Eskiden yaşanan teknik aksaklıklar, küçük yaş gruplarındaki şifre veya e-posta unutma sorunları artık tarih oluyor. Diğer bir heyecan verici gelişme ise tasarım laboratuvarları. Yakında Türkiye’nin belirli noktalarında kurulacak bu merkezler, evinde teknik imkânı olmayanlar için birer üretim tesisi olacak. Kullanıcılar ister kendi cihazlarıyla gelsinler ister oradaki donanımları kullansınlar, yaratıcılıklarını fiziksel engellere takılmadan hayata geçirebilecekler. Şimdilik öğretmen ve öğrenci odaklı planlanan bu projenin göreceği yoğun ilgi ile zamanla herkese açık, toplumsal bir yapıya dönüşeceğini öngörüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4242 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-01-18-at-07-768x1024.jpg" alt="" width="576" height="538" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Gençlere verebileceğim en kritik tavsiye, trendleri takip ederken kendi imzalarını korumaları gerektiğidir. Çağı yakalamak elbette önemli. Ancak herkesin aynı dili konuştuğu bir dünyada farklılaşmak zorundasınız.”</span></p></blockquote>
<p><strong>D.T: Canva topluluk elçisi olarak genç üreticilerle çok yakın çalışıyorsunuz. Peki, günümüz gençlerinde en sık gözlemlediğiniz ihtiyaçlar ya da beklentiler neler?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> İhtiyaçlara gelmeden önce gençlerin güçlü olduğu yanları konuşmak isterim. Bugünün gençleri dijital araçları kullanma konusunda son derece yetkinler. Hızlılar, cesurlar ve denemekten asla korkmuyorlar. Ancak gözlemlediğim asıl eksiklik; teknik beceride değil, bu becerinin ne için kullanılacağında yatıyor. Yani vizyon ve anlam noktasında bir arayışları var. Çünkü artık sordukları soru, “Bu aracı nasıl kullanırım?” değil, “Hikâyemi nasıl kurgularım?” oluyor. İşte bu süreçte kuru bir yol haritasından ziyade, yaptıkları işin niteliğini artıracak yapıcı geri bildirim ve gerçek bir rehberliğe ihtiyaç duyuyorlar.</p>
<p><strong>D.T: Tasarım veya iletişim alanında kariyer hedefleyen bir öğrencinin dijital araçlarla ilişkisinde sizce en kritik noktalar nelerdir?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4243 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/bae0gochs099d13tw4u67epltezz-1024x684.jpeg" alt="" width="677" height="436" /></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Gençlere verebileceğim en kritik tavsiye, trendleri takip ederken kendi imzalarını korumaları gerektiğidir. Çağı yakalamak elbette önemli. Ancak herkesin aynı dili konuştuğu bir dünyada farklılaşmak zorundasınız. Benzer bir denge yapay zekâ kullanımında da geçerli. Bu araçları işin yaratıcısı değil, sadece düşünme sürecini hızlandıran bir asistan olarak görmeliler. Çünkü duyguyu ve insani dokunuşu işe katmak hâlâ insanın görevi.</p>
<p>Son olarak, tasarımın asla hikâyenin önüne geçmemesi gerektiğine inanıyorum. Önce hikâye kurgulanmalı, tasarım onun üzerine inşa edilmeli. Ben bir işe baktığımda, “O duyguyu yakalıyor muyum?” diye sorarım. Bu, özellikle bizim coğrafyamızda çok kritik. Çünkü toplumumuz kararlarını genellikle duygularıyla alıyor ve sosyal bağlara önem veriyor. Dolayısıyla insanımıza ulaşmanın yolu sadece kusursuz görsellerden değil, duygulara dokunan sahici hikâyelerden geçiyor.</p>
<p><strong>M.B.A: Canva tasarımı demokratikleştirirken aynı zamanda uygulayıcıyı vasıfsızlaştırıyor mu? Her yerde gördüğümüz tek tip şablonlar bir yana, maskeleme ve katman gibi teknik uzmanlık gerektiren süreçlerin tek tuşla halledilmesi, işin zanaatini öldürüp tasarımcıyı sıradanlaştırmıyor mu?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Aslında bir vasıfsızlaştırma söz konusu değil. Canva’nın tasarımcılarla bir derdi yok, aksine onları işin mutfağına yerleştiriyor. Sistemdeki binlerce şablon, kurulan, içerik üreticisi ekosistemi sayesinde yine tasarımcıların elinden çıkıyor. Hatta saniyede 400’e yakın şablon yüklendiğini söyleyebilirim. Buradaki asıl amaç profesyonel tasarımcıyı denklemden çıkarmak değil, teknik becerisi veya bütçesi olmayan kitleye görünür olma fırsatı sunmak. Yani ortada bir çatışma yok, tarafların birbirini beslediği bir iş birliği var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Canva’nın tasarımcılarla bir derdi yok, aksine onları işin mutfağına yerleştiriyor. Sistemdeki binlerce şablon, kurulan, içerik üreticisi ekosistemi sayesinde yine tasarımcıların elinden çıkıyor. Hatta saniyede 400’e yakın şablon yüklendiğini söyleyebilirim.”</span></p></blockquote>
<p><strong>M.Ö:</strong> Ben mesleğin sanat ve ileri tasarım boyutunun bu durumdan zarar göreceğini düşünmüyorum. Çünkü profesyonel tasarımcının artık çok daha büyük işler ortaya koyması gerekiyor. Platformdaki üretimler daha çok sosyal medya yönetimi ve promosyon gibi günlük ihtiyaçlara yönelik pratik çözümler. Yani orada icra edilen tam anlamıyla bir sanat değil. Bir ürünün lansmanı için stratejik ve sanatsal derinliği olan bir billboard tasarlamakla, hazır şablon kullanmak arasındaki farkı doğru konumlandırmak gerekir. Bizzat şahit olduğum örnekler var. Tanıdığım bazı grafi k tasarımcılar yapay zekâ araçlarını öyle ustaca kullanıyorlar ki, ortaya çıkan dijital çıktı inanılmaz bir sanat eserine dönüşüyor. Yani teknolojiyi bir tehdit olarak değil, kendilerini farklılaştıran bir enstrüman olarak kullanıyorlar. Bu araçlar sayesinde bambaşka bir seviyeye ulaştılar. O yüzden bu teknolojilerin tasarımcıyı vasıfsızlaştırdığını değil, tam tersine onlara destek olduğunu ve yepyeni yaratıcılık alanları açtığını düşünüyorum.</p>
<p><strong>D.T: Yapay zekâ araçlarının kullanımından bahsetmiştiniz. Peki bu teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte yaratıcı üretim süreçlerinin başta Canva’da olmak üzere nasıl dönüştüğünü düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> En temel dönüşüm bize kazandırdığı hız ve zaman oldu. Yapay zekâ operasyonel süreçleri üstlenerek teknik yükü hafi fl etti. Bu da bize asıl işimiz olan anlam üretimine odaklanabilmemiz için muazzam bir düşünme alanı açtı. Yani araçlar hızlandı, bizimse derinleşmek için vaktimiz arttı. Ayrıca yapay zekâ hayatımın her anında, 7/24 benimle diyebilirim. Ancak kullanırken çok dikkat ettiğim bir nokta var. Eğer bu araçları sık kullanıyorsanız, yapay zekâ tarafından üretilmiş bir metni hemen ayırt edebiliyorsunuz. Lider konuşmalarında, basın bültenlerinde veya proje metinlerinde o mekanik cümle kalıplarını gördüğüm an anladığım için bir kontrol sitesine ihtiyaç bile kalmıyor. Bu yüzden ben üretim sürecine mutlaka kendimden bir şeyler katıyorum. Kastettiğim, hikâyeleştirmek ve o duyguyu, araca, doğru tarif etmek. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği hassasiyeti olan bir metin yazacaksam, ona dikkat etmesi gereken kuralları ve rehberi baştan veriyorum. Yani onu daha insani duygularla düşünmeye sevk edecek promptlar giriyorum. Evet, bana inanılmaz hız kazandırıyor ama ben sadece hızla yetinmeyip işin içine o insani duyguyu, anlamı ve hikâyeyi katarak ilerliyorum.</p>
<p><strong>D.T: Ben biraz da işin mutfağını merak ediyorum. Biz kullanıcılar sisteme girdiğimizde sunumdan Instagram hikâyesine kadar binlerce hazır şablonla karşılaşıyoruz ve seçip kullanabiliyoruz. Peki bu devasa içerik havuzunu kimler, nasıl oluşturuyor? Arka planda nasıl bir tasarım ağı var ki bu kadar büyük ve çeşitli bir üretim sürekli olarak önümüze gelebiliyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> O gördüğünüz binlerce şablonun arkasında aslında dünyanın dört bir yanındaki tasarımcılar var. Her bölgenin ve dilin kendi tasarımcı havuzu bulunuyor. Türkiye için de durum aynı. Belli kriterleri karşılayan tasarımcılar sisteme dâhil oluyor ve o gördüğümüz içerikleri üretiyor. Yani sistem, tasarımcıların beslediği canlı bir yapı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4244" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20.png" alt="" width="1996" height="398" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-200x40.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-300x60.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-400x80.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-600x120.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-768x153.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-800x160.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-1024x204.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-1200x239.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-1536x306.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20.png 1996w" sizes="(max-width: 1996px) 100vw, 1996px" /></p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4245 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/mn-768x1024.jpg" alt="" width="522" height="588" /></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Bir de aklıma gelen önemli bir yenilikten bahsedeyim. Henüz Türkiye’de yok ama Avrupa’da şu an kullanılıyor. Artık iş sadece dijitalle sınırlı değil. Mesela bir bardak veya tişört mü tasarladınız? Uygulamadan hiç çıkmadan bunu üreticiye gönderip kapınıza kadar kargolatıyorsunuz. Canva’nın amacı tam olarak bu. İnsanların başka bir araca ihtiyaç duymadan, tasarımdan üretime kadar tüm süreçlerini tek bir platformda çözmelerini sağlamak.</p>
<p>Özellikle sosyal medya ile ilgilenen gençler için çok kritik bulduğum “Canva Growth” özelliği geldi. Bu özellik sayesinde dijital pazarlama sürecini uçtan uca, hem de yapay zekâ desteğiyle yönetebiliyorsunuz. Sistemi şöyle anlatayım; örneğin Canva’ya kendi markamın web sitesi linkini bırakıyorum ve o andan itibaren sistem benim için çalışmaya başlıyor. Linki analiz edip en uygun reklam tasarımını üretiyor, hedef kitlemi belirliyor ve hatta o reklam için kullanmam gereken en etkili metni bile yazıyor. Sonunda bana dönüp, “Senin için en etkili yol haritası bu” diyerek bir öneri paketi sunuyor.</p>
<p>Tabii az önce konuştuğumuz gibi, işi tamamen yapay zekâya bırakmıyorum. O öneriyi alıp üzerinde kendi küçük dokunuşlarımı yapıyor ve son kararı öyle veriyorum. Dahası, süreç sadece üretimle de sınırlı değil. Reklam hesabınızı bağlayıp doğrudan platform üzerinden reklamı yayına alabiliyorsunuz.</p>
<p>İşin en güzel kısmı ise kampanya sonrası verilerin analiz edilip size içgörüler sunması. Örneğin sistem size, gelecek sefer şu tasarımı kullan, daha yüksek geri dönüş alırsın gibi stratejik yönlendirmeler yapıyor. Durum artık basit bir Instagram postu hazırlamanın çok ötesine geçti. Yapay zekâ entegrasyonu ile birlikte, tasarım ve dijital pazarlamanın tamamını kapsayan ve kendini sürekli besleyen bir platforma dönüştü.</p>
<p><strong>M.B.A: Peki her şeyi biz seçiyor gibi görünsek de hem ortaya çıkan ürüne hem de üretme eyleminin kendisine yabancılaşmıyor muyuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Hayır, burada belirleyici faktör sizin bakış açınız. Sadece tuşa basıp beklediğinizde zaten özgün bir iş çıkmıyor. Süreç, sizin o promptu nasıl işlediğiniz ve yönlendirmelerinizle şekilleniyor. Yapay zekâ bizi sadece teknik yükten kurtarıyor. Bence bu, ürüne yabancılaşma değil, ürünü zihinsel olarak daha derinden kavramaktır.</p>
<p><strong>M.B.A: Bu durum, kamera tutmadan film çekmeye benzemiyor mu? Çünkü sistem bana, “Bu reklamı böyle kurgulaman daha mantıklı olur” dediğinde ona karşı çıkacak iradem zayıflıyor ve mantıklı olana teslim oluyorum. Sistemin sunduğu doğruya boyun eğiyorsam ve teknik hâkimiyetim de yoksa, ben bu üretim sürecinin öznesi miyim yoksa sadece onaylayıcısı mı?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Tam bu noktada Türkiye’deki ve dünyadaki Canva Elçileri olarak biz devreye giriyoruz. Bizler bireylere, topluluklara ve girişimcilere sadece tuşlara basmayı değil, aracı kendi marka ruhuyla ve kimliğiyle nasıl harmanlayacaklarını öğretiyoruz. İnsan, doğası gereği sistemle baş başa kaldığında tembelleşebiliyor veya yaratıcılığı kilitleniyor; ancak unutmayın, güç hâlâ sizin elinizde. Yapay zekânın sunduğu ilk görsel, markanızı asla tam olarak yansıtmaz. Sizin araya girip renk kodlarıyla, fontlarla ve kurumsal kimliğinizle hamura şekil vermeniz gerekir. Dolayısıyla şu anki haliyle insanı vasıfsızlaştırdığını düşünmüyorum. Eğer teknoloji birkaç yıl sonra işi bizden tamamen alacak noktaya gelirse, o zaman da bırakalım yapsın derim.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Sadece tuşa basıp beklediğinizde zaten özgün bir iş çıkmıyor. Süreç, sizin o promptu nasıl işlediğiniz ve yönlendirmelerinizle şekilleniyor. Yapay zekâ bizi sadece teknik yükten kurtarıyor. Bence bu, ürüne yabancılaşma değil, ürünü zihinsel olarak daha derinden kavramaktır.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4247 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Meltem-Ozpecel-scaled-1-475x1024.png" alt="" width="258" height="612" /></p>
<p><strong>D.T: Teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Öncelikle şahane bir iş yapıyorsunuz. Sizlerin de söylediği gibi yapay zekânın, yapay videoların, makalelerin, içeriklerin olduğu bir dünyada bir araya gelip kolektif bir şekilde etkili içerikler üretmek için çaba sarf ediyorsunuz. Ben size emeklerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Sonuçta sanat, sanat içindir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/">Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 12:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[ChatGPT]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3513</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen, Melisa Güven Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.   Melisa Güven: Elif  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen, Melisa Güven</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3520 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<blockquote><p>Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Melisa Güven:</i></b> <b>Elif Hocam öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.</b></p>
<p><b><i>Elif Karakoç Keskin:</i></b> Elbette. Merhabalar, hoş buldum. Ben Doktor Öğretim Üyesi Elif Karakoç Keskin. Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısıyım ve Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğretim üyesiyim. Aynı zamanda da Yapay Zekâ Politikaları Derneği’nde (AIPA) Medya ve İletişim Komisyonu Başkan Yardımcısıyım. Yeni medya, dijital iletişim, insan ve makine iletişimi gibi çalışma alanlarında akademik yayın ve faaliyetlerimi sürdürüyorum.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>İletişim alanında çalışmalar yapan bir akademisyensiniz aynı zamanda. Son yıllarda </b><b>yapay zekâ ile ilgili gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? </b><b>Yapay zekânın akademik alana etkilerini sormak isteriz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabii, aslında pek çok etkiden bahsedebiliriz. Fakat benim aklıma ilk olarak bilimsel yayıncılık sürecinde bilgiye erişim noktasındaki etkileri geliyor. Çünkü artık akademi hiç olmadığı kadar hızlı bir bilimsel metin üretme, düzenleme ve dil bariyerine takılmadan bu süreci yönetebilme seviyesinde. Araştırma sürecinin en temel parçalarından olan; literatür tarama, ulaşma, üretme, özetleme hatta yazma noktasında yapay zekâ alternatifleri bulunmakta. Sadece literatürü araştırırken değil, veri analiz sürecinde de yapay zekâ araçlarından söz etmek mümkün. Akademik anlamda bilimsel yayın üretim sürecindeki o rutin görevler neredeyse tamamen otomatize hale gelmeye başladı. Bununla bağlantılı olarak son yıllarda öğrenme ve öğretme süreçlerinde yapay zekâ ile ilişkili metotlar kullanıldığını görmekteyiz. Ders içeriklerinin, materyallerinin oluşturulması akla gelen ilk örneklerden birkaçı. Bunlar akademide hızlı üretim açısından faydalanılabilir yönleri. Bu olumlu yönlerin beraberinde getirdiği bazı olumsuz taraflar da mevcut. Akademik üretimi hızlandırıyor, ancak intihal sorunu başlıyor. Akademik dürüstlük ihlal ediliyor ve yeni araştırma alanları, yeni araştırma konuları getiriyor; “Yapay Zekâ Etiği” gibi. İletişim alanında yeni bir iletişim kategorisi var artık: “Makinelerle iletişim” ya da “İnsan-makine iletişimi”. Bu iletişim kategorisini yaratan şey ne? Klasik iletişim sürecinin dönüşüme uğraması. Nasıl dönüşüme uğruyor? Nedir klasik iletişim süreci? Bir gönderici vardır, bir de alıcı. Birbirlerine mesaj gönderirler ve aslında bir anlam üretirler. Çünkü iletişim bir anlam üretme işidir. Biz burada teknolojiyi mesajların gönderilmesine aracı olarak konumlandırıyorduk. Fakat bugün kullandığımız ChatGPT gibi, diyalog kurduğumuz iletişimsel yapay zekâ araçları ile anlam üretme süreci bireyler ile makineler arasında gerçekleşmeye başladı. Dolayısıyla “Yapay zekâ sadece bir araç değil de iletişimin aktif bir katılımcısı haline mi geldi?” gibi sorular, akademide üzerinde durduğumuz yeni alanlar ve yeni araştırma konuları haline gelmiş durumda. Hem riskler hem fırsatlar açısından çok çeşitli etkilerden söz etmemiz mümkün.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3515 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png" alt="" width="2000" height="597" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-200x60.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-300x90.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-400x119.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-600x179.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-768x229.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-800x239.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1024x306.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1200x358.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1536x458.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png 2000w" sizes="(max-width: 2000px) 100vw, 2000px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i> İletişim fakülteleri genelde mesaj üretme ve ileti tasarımı üzerinden ilerliyor. Bir taraftan da televizyondan beridir araç olmaları tartışılıyor. Bence yapay zekâ araç konumunda fakat bir geri bildirim alma durumu söz konusu. Sizce iletişim sürecinde yapay zekâ nerede konumlanıyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çok farklı yaklaşımlar bulunmakta. Ama uzun yıllardır “insan ve makine iletişimi” dediğimiz bir kategorinin var olduğundan söz edebiliriz. İletişim kurduğumuz makine ile aslında gerçek bir dünya etkileşimi kurmuyoruz; tamamen sanal bir etkileşim. Ama o sanal iletişimde de bir anlam üretme süreci söz konusu. Dolayısıyla makinelerle yeni bir iletişim kategorisinin var olduğunu söyleyen araştırmacılar, bu fikre katılıyorlar. Yani artık makinenin (yapay zekânın), iletişim sürecinin gerçek katılımcısı (birey) tarafından bir aktör olarak konumlandığını söylüyorlar.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani paradigma değişti.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Aynen öyle. Yani o iletişim sürecinin değiştiği yönünde fikir beyan eden araştırmacılar var.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>O zaman orada da yeni bir çatışma türeyecek.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bizim için yeni bir tartışma alanı, daha doğrusu yeni araştırma konuları doğuran bir süreç. Elbette özü itibariyle bu makinenin bir bilinci yok, empati yapamaz. Biz onunla duygusal bir etkileşim kuramayız. İnsani değerlerden yoksun bir makine. Ancak gerçekleştirilen bazı araştırmalar, o iletişimsel yapay zekâyı kullanan bireylerin kurdukları etkileşimden tatmin oldukları ve hatta bu etkileşimi gerçek dünya etkileşimine tercih ettiğini bildiren sonuçlar var.</p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Hocam aslında sizler yapay zekâyı akademide literatür araştırması gibi sebepler ile kullanmaktasınız. Ben ve lisans eğitimi gören birçok öğrenci arkadaşım, ChatCPT gibi sohbet botlarını kullanmaktayız. Öğrencilerin kendilerini gösterebileceği bir alan olan proje ve sınav gibi önemli süreçlerde yapay zekâyı kullanmalarının olumlu veya olumsuz yönleri nelerdir? Öğrenciler tarafından fazlaca kullanılması hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Ben kullanılması taraftarıyım. Yani daha doğrusu kullanılmasının karşıtı değilim. Kendimden örnek vereyim. Nasıl yaklaşıyorum bu duruma ve öğrencilerimin nasıl yaklaşmasını istiyorum: Önce herhangi bir konu hakkında ChatGPT’ye essay yazdırmalarını istiyorum. Daha sonra bu yazıları sınıfa getiriyorlar ve üzerine tartışıyoruz. Biliyorsunuz, iletişimciler olarak hikâye üretme, yaratma kısmında da varız. Bizim yaratıcı ve özgün içerikler ortaya koymamız lazım. Dolayısıyla bu tartışma ortamı sınıfta yaratıldıkça aslında öğrenciler, ChatGPT’nin verdiği metinlerin özgün olmadığını ve öğrenilmiş kalıplarla o metni oluşturduğunu görmeye başlıyor. Örneğin, bir senaryo yazdırmalarını istiyorum.</p>
<p>Çünkü çok temel, basit fikirlerle yazıyor. Anlam üretme, duygusal etkileşim, kültürle beslenme ve benzeri yetilere sahip değil. Böyle olunca öğrenciler bunu görebiliyor. Bunun yanı sıra çok rutin işler varsa onları da yaptırmalarını söylüyorum. Sunum Becerileri dersinde özellikle yapay zekâya yaptırmalarını istiyorum. Ama o metnin içeriği, anlatımı, sınıfta tartışılması tamamen onlara ait. Kısacası yardımcı olacak işleri, operasyonel işleri hızlandırmak için kullanabiliyorlar. Fakat daha çok tartışma, sözel olarak ifade etme, fikir üretme, eleştirme işine daha fazla ağırlık verdiğimi söyleyebilirim ki bence zaten buna ihtiyacımız var. Artık metin yazmak çok kolay. Ama o metni anlatabilme becerisi, o fikri ifade edebilme becerisi çok daha önem kazanmış durumda. Ben de derslerimde bu alanı daha fazla artırdım diyebilirim.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani bir özne olarak o etkileşim sürecine bağlı olmasını sağlıyorsunuz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çünkü kontrol mekanizması sensin aslında, o değil. Yapay zekânın zaten risklerinin temelinde bir karar mekanizması olarak işlemesi var. Yani kişinin artık kendi karar yetkisini algoritmalara bırakma süreci var. Bizim amacımız bunu değiştirmek. Karar mekanizması sensin, kontrol mekanizması sensin. Onu sadece bir araç olarak kullanman gerekiyor. Oradan aldığın metni bana aynen getiremezsin. O yüzden kaçınmaktansa birlikte etkileşim halinde üretimi gerçekleştirmelerini sağlamak daha doğru geliyor.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Ekonomi, eğitim, hukuk ve insan hakları, afet yönetimi, sağlık gibi pek çok alanda yapay zekânın geliştiğini görüyoruz. Bu konular hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce bize gelecekte ne tür fırsatlar yaratabilir ya da hangi risklerle karşı karşıya kalabiliriz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bahsettiğiniz tüm alanlarda çok kapsamlı fırsatlar var. Mesela, sağlık alanında hastalıkların hızlı teşhis edilmesi ya da kişilere özel tedavi yöntemlerinin bulunması. Eğitimde yine bu kişiselleştirme durumu son derece önemli. Her öğrencinin ihtiyacına göre kişiselleştirme metotları kullanılması gündemde. Hukukta, belgelerin okunması, analizi, hatta belki de davaların takibi noktasında verimli olabilir. Ekonomide de yine, sektörün verimliliğini artıracak yenilikçi çözümler sunabilir. Afet yönetiminde, afet öncesi, sırası ve sonrasında o yönetimsel süreçte kaynakların hızlı kullanımı noktasında etkili olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bunlar yarattığı fırsatlar. Ama bu faydalanabilir yönlerin dışında bir takım riskler de var. Gündemde en çok yer kaplayan konu ise şu: Yapay zekâ işsizlik oranını artıracak, insanları işsiz bırakacak. Yıllar geçtikçe bu gündem durulmaya başladı. Çünkü insanlar şunu fark etmeye başladılar: Yapay zekâ sadece insanları işsiz bırakmakla kalmayacak; insan hakları, eşitsizlikler, insani değerler gibi bir takım sorunları daha da derinleştirecek. Nedir bu sorunların kaynağı? Algoritmalar. Yapay zekâyı oluşturan algoritmalar yanlı sonuçlar doğurabiliyor, önyargıları yeniden üretebiliyorlar. Bunun oluşmasının temel sebebi yapay zekânın çalışma prensibi. Yapay zekâ makine öğrenmesi denen bir prensiple çalışıyor. Veri setlerinden öğrenerek bir çıktı veriyor. Peki bu veri ne? Veri her şey aslında. Bizim kişisel verilerimiz, sosyal medyadaki dijital izlerimiz, bir ekranı görüntüleme süremiz ve benzeri gibi. ChatGPT’nin son versiyonun duyurulması ile birlikle bir yapay zekâ uygulamaları üretimi furyası ortaya çıktı. Neden bu kadar fazla var? Çünkü, milyarlarca internet kullanıcısı var ve bu milyarlarca internet kullanıcısının milyarlarca veri sirkülasyonu var. Dolayısıyla yapay zekânın besleneceği çok fazla veri bulunmakta. Bu veriler ile beslenme durumu da yanlılık noktasında son derece önemli. Eğer herhangi bir yapay zekânın eğitildiği veri seti bir takım yanlı gruplardan beslenirse, eğitim verisi sorunlu olduğundan yapay zekânın sunduğu çıktılar da sorunlu olacak. En bilinen örneklerden bir tanesi Amazon’un işe alım uygulaması. Çok fazla başvuru olduğundan işe alımlar için CV’leri analiz edecek bir yapay zekâ üretiyor. Fakat bu yapay zekânın eğitim verisi daha çok erkek adayların CV’leriyle eğitildiğinden, kadın adayların CV’leri daha düşük puan alıyor ya da onları görmezden geliyor. Haliyle tepkiler gelmeye başlıyor ve yanlış sonuçlar nedeniyle bu yapay zekâ uygulaması ortadan kaldırılıyor. Bir de, o makine öğrenmesi sürekli devam eden bir süreç. ChatGPT’ye bir prompt girdiğimizde onu eğitmeye devam ediyoruz. Bu cinsiyet ya da farklı ötekileştirme durumlarında gördüğümüz temsil sorunları, yapay zekâyı geliştirenin önyargılarını taşıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İnsan müdahalesi sorunsalı.</p>
<p>Biz bugün algoritmalar üzerinden bunu tartışıyoruz ama insanın kendisi zaten önyargılara sahip bir varlık.<span class="Apple-converted-space">  </span>Peki nasıl çözebiliriz bu durumu? Farkındalığı sağlamak, yani önyargılı sonuçlar elde edeceğini bile bile o yapay zekâyı kullanmamak, uzak durmak ya da algoritma geliştiricilerin bu konuda daha sorumlu ve daha etik davranmaları için bir takım regülasyonlara yol açacak regülasyonlara yönlendiren çalışmalar yapmak önemli.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3517 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png" alt="" width="805" height="420" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-200x104.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-300x157.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-400x209.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-600x313.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-768x401.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-800x417.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png 805w" sizes="(max-width: 805px) 100vw, 805px" /></p>
<p><b><i>Cem Çalışkan:</i></b> <b>Algoritma geliştiricilerinin önyargıları asıl problem gibi görünüyor. Çok demokratik bir algoritma geliştiricisi düşünelim. Eşcinsellik hastalıktır gibi bir veri seti girilirse, yine çoğunlukçu normali üretme riski taşımaz mı?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bu tartışma Siri, Alexa, Google Assistant gibi sanal asistanlarla başladı aslında. Hepsinde kullanılan ses bir kadına ait. Bir çalışma görmüştüm ve katılımcılara “Alexa’yı hayal edin” diyorlardı. Tüm fikirler alındıktan sonra, toplumda idealize edilmiş bütün güzellik anlayışlarının hepsi Alexa’da toplandığı görülmüş. Kadının aslında güven veren bir varlık olduğunu ve kullanıcılar tarafından verilen görevleri yerine getirmesi için harika bir çerçeve sunduğu gibi argümanlarla toplumsal cinsiyet kodlarını yeniden ürettiğine yönelik bir takım tatışmalar bulunmakta.</p>
<p>Bu da literatürde yeni düşünceler doğurdu: Queer yapay zekâlar ve sanal asistanlar olabilir mi? Danimarka’da bir reklam ajansı bununla ilgili çalışma yapıyor. Queer yani cinsiyetsiz bir yapay zekâ geliştiriyorlar. Kadın ve erkek seslerini birleştirerek, cinsiyeti olmayan bir ses ortaya çıkarıyorlar. Ürettikleri sanal asistanı Apple Store, Google Play Store’da kullanıcılara sunuyorlar. Fakat o kadar az talep görüyor ki bir süre sonra bu sanal asistanı kaldırmak zorunda kalıyorlar. Toplum zaten o kodlara o kadar entegre ki navigasyonu tarif eden bir kadın olması onu rahatsız etmiyor. Sanal asistanların tartışma yaratmasının nedeni de o dönem bu tür yapay zekâ araçlarını geliştiren kişilerin ağırlık olarak toplumsal cinsiyet kodlarını benimseyen erkekler olmasıydı. Sonrasında kadın kodlayıcıların sayıları arttı.</p>
<p>Fakat yapay zekânın geliştirilmesi noktasında; çok demokratik, cinsiyetçi kodlardan ve ötekileştirici yaklaşımlardan uzak duran biri bile olsa, neye talep varsa ona yönelmek durumunda kalıyor. Çünkü ekosistemde platform kapitalizmi var. Onu gerçekleştirmek zorunda. Kendi bağımsız bir yapay zekâ geliştiriyorsa o demokratik ve eşitlikçi düşünce yapısını kendi algoritmalarına yansıtabilir. Ama o noktada da işi kimin yönettiği, nereye yapıldığı önemli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekâ birçok alanda çeşitli fırsatlar sunmakta. Peki bu konuda sivil toplum kuruluşlarının nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Açıkçası çok önemli buluyorum. Yapay zekânın fırsatları ve riskleri hakkında toplumun pek çok kesiminin faydalanabilmesi ve bilinçlendirilmesi alanında çalışmalar yapabilirler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bununla da kalmayıp, üniversitelerle, özel sektörle, başka sivil toplum kuruluşlarıyla, kamu kurumlarıyla iş birliği yaparak, bir takım çalışmalar yürüterek yapay zekâ ile ilişkili kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlama potansiyeline sahipler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Üyesi olduğunuz Yapay Zekâ Politikaları Derneği (AIPA) bu konuda söz ettiğimiz faaliyetleri gösteren ilk kuruluşlardan biri. Bize biraz AIPA’dan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabi, sizin de bahsettiğiniz gibi AIPA, Yapay Zekâ Politikaları Derneği. Türkiye’de yapay zekâ konusunda faaliyet göstermek üzere kurulmuş ilk sivil toplum kuruluşlarından bir tanesi. Bu alanda 2021 yılından beri faaliyet gösteriyor. AIPA’nın kuruluş amaçlarından bahsedecek olursak; Türk toplumunu yapay zekâ ile ilgili bilinçlendirmek, yapay zekâya yönelik farkındalık kazandırmak. Aynı zamanda üniversite, özel sektör, diğer sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarıyla ortaklıklar kurup çalışmalar gerçekleştirerek yapay zekânın gelişimine ve kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamak temel amaçları arasında. Bu alanda pek çok çalışma gerçekleştirildi. Seksenin üzerinde Tomorrow Meetings yapıldı, yetmişin üzerinde Tomorrow Talks yapıldı. Geçtiğimiz Kasım ayında RTÜK Birliği’nde büyük bir Yeni Medya Zirvesi gerçekleştirildi. Uluslararası yapay zekâ alanında medya zirvesi ve birden fazla oturumda yapay zekâ ile ilgili pek çok konu tartışıldı, değerlendirildi. Bunun dışında, AIPA bilimsel araştırmalara da çok önem veren bir dernek. Örneğin, 2021 yılından beri ulusal ve uluslararası nitelikte dört tane kitap yayınlandı. Yine yakın zamanda “International Journal on AI” adında AIPA’ın uluslararası hakemli dergisi yayın hayatına başladı. Sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği politika belgeleri yayımlamak da önemli faaliyetlerden bir tanesi. Ben Medya ve İletişim Komisyonu üyesiyim. Dernek başkanımız Zafer Küçükşabanoğlu ve bizim komisyon başkanımız</p>
<p>Doç. Dr. Derya Gül Ünlü’nün planları dahilinde politika belgesi hazırlanması gündemde. Medya ve iletişim çalışmaları için oldukça önemli bir adım. Bizim<span class="Apple-converted-space">  </span>komisyonumuz dışında yirmiye yakın çalışma alanı var. Ekonomiden göçe, hukuktan güvenlik ve dış politikaya uzanan; alanında uzman, akademisyenlerin ve sektör temsilcilerinin bulunduğu komisyonlar var ve her bir alanda çeşitli çalışmalar sürdürülmekte.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3518 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki AIPA, Türkiye ekosistemine ne tür katkılar sağlıyor?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ekosistemi açısından, AIPA gibi diğer sivil toplum kuruluşlarının da<span class="Apple-converted-space">  </span>faaliyetleri aslında çok önemli. RTÜK’le birlikte yapılan zirveye, hem Türkiye’den hem de dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyenler katıldı. Burada sıkça eleştirdiğimiz veri toplama süreçlerinde aktif rol oynayan, kişisel verilerimizi toplayarak bize geri satan ya da sosyal medya ve dijital platformlarda kalmamız için sürekli içerikler pompalayan; Netflix, BluTV, Exxen, gibi platformların temsilcileri ile istişare etme fırsatı bulduk. Risk olarak tanımladığımız şeylerin ne olduğunu aktarma şansı bulduk ve neler yapılabilir diye konuştuk. Yine RTÜK’ün, Türkiye genelinde yaptığı Yapay Zekâ Farkındalığı araştırması kamuoyuyla ilk defa paylaşıldı. Araştırmadaki farkındalık düzeyleri bize gerçekten bu konu ile ilgili toplumda yapay zekâ okuryazarlığı hakkında çalışmalar yapmamız gerektiğini gösterdi ve bunu sadece eğitimciler yapamaz. Sektörden, sivil toplumdan, kamu kurumlarından paydaşlara ihtiyacımız var. Medya ve iletişim araçlarına yerel ve ulusal farkındalığı, yapay zekâ okuryazarlık bilincini artırabilmemiz için de ihtiyacımız var. Bu alanda ortaklıklar kurulması açısından adımlar atıldı. Geçen gün Resmi Gazete’de gördüm. Mecliste yapay zekâ araştırma komisyonu kuruldu. Bizim gerçekten ülke olarak çok daha fazla şey yapmamız gerekiyor diyebilirim. Bu önemli bir adım.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekânın gelişmesi ile birlikte hayatımızda da birçok şey değişiyor. Chatbotları giderek daha sık kullanmaya ve onlarla daha derin etkileşimler kurmaya başlıyoruz. Bir süre önce “Yapay zekâ ilk kurşunu sıktı!” başlıklı haberler görmüştük. Yapay zekâ ile etkileşimin artması bir yalnızlaşma durumunu da beraberinde getirecek mi?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ile kurduğumuz iletişimde, aslında temel amaç fayda sağlamak. İşlerimizi daha hızlı yapmamızı, fikir almamızı sağlıyor ve bize bir konfor alanı yaratıyor. Ve dolayısıyla bizim o konfor alanında çok daha hızlı karar vermemizi kolaylaştırıyor. Sosyal bir izolasyona neden olur mu yapay zekâ? Evet, olabilir. Fakat insan, tabiatı itibariyle gerçek sosyal etkileşime ihtiyaç duyar. Yapay zekâyı işlerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullansa da bu durum insanları tamamen yalnızlığa itmez. Ama bence buradaki yalnızlaşmaktan öte en önemli risk bu sohbet robotlarının yani iletişimsel yapay zekânın çok fazla kullanılmasının, öz yeterlik ve bağımsız düşünme gibi noktalarda risk yaratıyor olması. Yapay zekâ birçok iş için kullanılıyor. Örneğin, mail atarken ChatGPT’ye yazdırmak, bir makaleyi ona yazdırmak, arkadaşınıza çok dağınık bir mesaj yazdınız, toplanması için yine yardım almak. Bir noktada artık bireyin gölgesi gibi hareket eder hale geldiği için öz yeterliliği, bağımsız düşünmeyi etkilediğini düşünüyorum. Bana göre yalnızlaşmaktan ziyade bence daha riskli olan şey bu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3519 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg" alt="" width="848" height="1001" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-200x236.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-254x300.jpg 254w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-400x472.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-600x708.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-768x907.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-800x944.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg 848w" sizes="(max-width: 848px) 100vw, 848px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Yas ve Melankolide Sanal Gerçekliğin Duygusal Boyutu” başlıklı makalenizden bir soru sormak istiyorum. Bir annenin hayatını kaybeden kızı ile sanal gerçeklik aracılığıyla tekrardan buluşması ve bir gün boyunca zaman geçirmesini, Freud’un yas ve melankoli teorisi üzerinden ele alıyorsunuz. Bizler yıllar geçtikçe yapay zekâ üretimi çıktıların, VR teknolojilerinin gerçekçiliğinin arttığını görmekteyiz. Yapay zekânın ve sanal gerçeklik teknolojilerinin gelişmesi duygusal ve gerçeklik algısında bir bozulmaya yol açıyor mu, toplumsal etkileri nasıl oluyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Sanal gerçeklik üzerine çalışan bir ajans, yıllar önce kızını kaybetmiş bir anne ile kızını tekrar buluşturabileceklerini söylüyorlar. Kızı bugün yaşasaydı nasıl görünürdü gibi ayrıntılar üzerinde çalışıyorlar ve VR gözlüğü ile anne ve kızı buluşturuyorlar. Freud şunu söylüyor: “Yas dediğimiz şey yaşanıp biten bir süreçtir. Eğer yas tekrar edilirse ya da bitmezse o zaman patolojik bir evre olan melankoliye girer.”<span class="Apple-converted-space">  </span>Melankoli yastan çok daha uzun bir süreçtir ve bireyin gündelik hayatına devam etmesini derinden etkileyen bir durumdur. Burada teknoloji ile bireyin kaybının yeniden yaşatılması ve yas sürecinin tekrar canlandırması söz konusu. Kısa vadede, ChatGPT’den bir metin almak gibi konfor alanı yaratabilir. O sevgiyi belki tekrar hissedeceksin ama aslında onun hayatta olmadığıyla tekrardan yüzleştiğinde, duygusal manipülasyonla da yüzleşmiş olacaksın.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Oyun mu İş mi? Youtube Kidfluencerları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz” adlı makaleniz de çok etkileyiciydi. Çocukların korunması açısından sosyal medyada büyük bir açık söz konusu. Bu çocukların dijital ortamlarda çocuk işçi rolüne büründürülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Kidfluencer demek çocuk ünlü demek. Bu çocuklar ebeveynleri tarafından veri ekosistemine sunulan canlılar haline gelmiş durumda. Mahremiyeti sergileniyor, unutulma hakları tamamen gözardı edilerek gündelik hayatları paylaşılıyor. Bu konuda benim için yas ve melankolide olduğu gibi bir sorunsaldan yola çıktı. Çünkü durum bir çeşit dijital çocuk işçiliği formu. Makalede örneklemlerimden biri, Türkiye’de en fazla kazanan çocuk influencer olan Prenses Elif kanalına dairdi. Her gün içerik yayınlıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bu bloglardan bazılarında Elif kırk derece ateşli ama içerik üretmesi gerektiği için o halde çekiliyor. Elif duş alırken, çizgi film izlerken, ders çalışırken yani bütün günlük hayat rutini çocuğun ebeveynleri tarafından sosyal medyaya sunuluyor. Buna da “sharenting” deniliyor. Çocukların dijital reşitlik yaşı var. BTK’ya göre bu yaş on üç. Bu yaşın altındaki çocukların hesapları ebeveynleri tarafından yürütülüyor. Prenses Elif’in anne ve babasının yaptığı röportajlarda şunları okudum: “Biz çok memnunuz, evimizi, arabamızı aldık, tatillere gidiyoruz. Elif de bu durumdan çok mutlu.” Ama küçük kızın bir karar mekanizması yok, onun sorumluluğu sana ait. Dolayısıyla temel tartışma influencer olan çocukların, dijital platform kapitalizminin olduğu alana dahil edilmesi oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kidfluencer ile ilgili bir başka makale daha yazmıştım. Bu kez orada Postman’ın “Minyatür Yetişkinlik” kavramından ilerledim. Ne yazık ki daha önce de konuştuğumuz, toplumun bir takım güzellik standartlarına yönelik beklentileri bu alanda da mevcut. Sosyal medyanın sunduğu bu çerçeve, çocuklar için de bir takım güzellik standartlarını gerektiyor biliyor musunuz? Sekiz, dokuz yaşındaki çocuklara takma tırnaklar takılıyor. Leopar desenli kıyafetler giydiriliyor. Yani minyatür yetişkin formuna sokuluyorlar. Postman 90’larda televizyon reklamları üzerinden söylüyor bunu. Bugün o kavram, platform kapitalizmine ve ekosisteminde minyatür yetişkinliklerden söz etmemize neden oluyor. Böyle bir dönüşüm içerisindeyiz. Bence bu gelinen nokta çok daha tehlikeli bir boyuta ulaşmış durumda diye düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3514" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg" alt="" width="781" height="1200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-195x300.jpg 195w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-200x307.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-400x615.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-600x922.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-666x1024.jpg 666w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-768x1180.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg 781w" sizes="(max-width: 781px) 100vw, 781px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hocam bakış açınızı çok sevdim. Tamam problem var ama umut da var, demek çözümün öncülü oluyor sonuçta.</b></p>
<p><b><i>E.K.K:</i></b> Rica ediyorum hocam, şöyle bir durum var: Bu sorunlar oldukça yapısal ve bizim çözebileceğimiz türden değil. Bunun farkındayım. Ancak iletişim süreçlerinde hep söylediğim bir şey var: Etkili iletişim kurmak istiyorsanız, hem içsel hem de bireysel olarak şunu aklımızda tutmalıyız: Önyargılarımızı kontrol edebilmek ve onlarla mücadele edebilmek için önce kendimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Kendimizin farkında olabilmemiz için insanlarla kurduğumuz ilişkilerin, dijital süreçlerde kurduğumuz bağların ya da makinelerle olan ilişkilerimizin farkında olmak zorundayız. Mervin Minsky’nin bir sözünü çok seviyorum. Kendisi bir bilgisayar bilimci ve yapay zekâ çalışmalarına büyük katkıları olmuş bir isim. Yıllar önce şöyle bir şey söylemiş: “Hiçbir bilgisayar, ne yaptığının farkında olarak tasarlanmadı. Ama biz de kimi zaman ne yaptığımızın farkında olmuyoruz.” Fakat biz, yapay zekânın aksine bilince sahip canlılar olarak farkındalık geliştirebilecek varlıklarız. Bu yüzden önceliğimiz, bireysel değerlerimiz olmalı. Sonrasında ise insanlarla kurduğumuz iletişimdeki değerler. Duygusal etkileşimler, gerçek dünya bağları, empati, şeffaflık… Algoritmalar ve yapay zekâ ile ilgili en çok tartıştığımız şey de bu değil mi? Hesap verebilirlik, şeffaflık bunların yoksunluğu. Dolayısıyla biz, eğer bu değerleri hayatımızda önceler, farkındalıkla yaşar ve kendimizden başlayarak çevremizdekilere bu anlayışı entegre etmeye çalışırsak, kurduğumuz ilişkilerde anlamlı bir şeyler yapıyor olduğumuzu hissedebiliriz. Örneğin, “Ben, beni duygusal olarak manipüle edecek ya da yasımı tekrar yaşatacak bir aracı kullanmak istemiyorum. Bunu reddediyorum.” diyorsak bu da bir farkındalıktır.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Hocam bize çok değerli bilgiler kattınız. Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz…</b></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Üniversitede Psikolog Olarak Çalışmak</title>
		<link>https://contextdergi.com/bir-universitede-psikolog-olarak-calismak/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bir-universitede-psikolog-olarak-calismak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Aug 2024 09:40:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İlayda Sezen]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3184</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen Beykent Üniversitesi Ayazağa Kampüsü’nden içeri girdiğimde okulun ana girişinden biraz uzakta olan Ek-1 binasına doğru yürüdüm. İlayda Sezen’in ofisinin orada olması çok dikkatimi çekmişti. Merdivenleri sırayla ilerlerken 2. kattaki odasına ulaştım. Kendisi odada masasına oturmuş hâlde beni bekliyordu. Odası açık renklerde bezenmiş, iç açıcı bir havası vardı. Cam kenarında ise iki koltuk ve  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bir-universitede-psikolog-olarak-calismak/">Bir Üniversitede Psikolog Olarak Çalışmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>-Aslı Şen</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Beykent Üniversitesi Ayazağa Kampüsü’nden içeri girdiğimde okulun ana girişinden biraz uzakta olan Ek-1 binasına doğru yürüdüm. İlayda Sezen’in ofisinin orada olması çok dikkatimi çekmişti. Merdivenleri sırayla ilerlerken 2. kattaki odasına ulaştım. Kendisi odada masasına oturmuş hâlde beni bekliyordu. Odası açık renklerde bezenmiş, iç açıcı bir havası vardı. Cam kenarında ise iki koltuk ve bir sehpa yerleştirilmişti. Bu insana rahat ve güvenli bir alan hissiyatını veriyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlayda Hanım beni heyecanla karşıladı ve gülümseyerek ‘’Hoş geldin, şöyle buyur. Bir şeyler içmek ister misin?‘’ dedi. Çok sıcakkanlı ve tatlı bir karşılamaydı.</p>
<p style="font-weight: 400;">-Nasılsınız, gününüz nasıl geçiyor? diye sordum.</p>
<p style="font-weight: 400;">-Çok yoğun bir gündü, biraz önce toplantıdan çıktım. Üniversitenin tüm yerleşkeleriyle ben ilgileniyorum. Bu nedenle genellikle her günüm yoğun oluyor, ancak bu yoğunluğu çok seviyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yorgunluk açıkça suratına yansımıştı ancak gözlerindeki ışıltı işini ne kadar severek yaptığını anlatıyordu. İlayda Sezen Beykent Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2016 yılında mezun olmuş. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra yüksek lisansını Üsküdar Üniversite’sinde klinik psikoloji alanında tamamlamış. Yüksek lisans yaptığı dönemde 126 yüksek lisans öğrencisi ile Turbahar adlı sağlık haritasını oluşturmayı başarmış. Bu harita Türkiye’nin en büyük bağımlılık ve ruh sağlığı haritası olarak kayıtlara geçmiş. İlayda Sezen’in tez konusu ise Ege Bölgesi örnekleminde alkol kullanımı üzerine olmuş. Klinik ilgi alanları ise adeta modern yaşam problemlerinin bir listesi gibi. Sezen, şu anda anksiyete, panik atak, depresyon, duygu durum ve yeme bozuklukları üzerine psikoterapi çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Açıkçası Türkiye’nin en büyük bağımlılık araştırmalarından birinde yer almış olması ve deneyimleri beni oldukça heyecanlandırdı. 2018 yılından bu yana İstanbul Beykent Üniversitesi’nin Psikolojik Danışmanlık biriminde çalışan İlayda Sezen ile sohbetimize başlıyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir üniversitede çalışıyorsunuz psikoloji öğrencileri ile etkileşiminiz nasıl gerçekleşiyor?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Evet, bilişsel davranışçı terapi alanında gönüllü eğitimler gerçekleştiriyoruz. Bu vesileyle öğrenciler haftada bir ücretsiz eğitim alıyorlar. Bu onlar için çok büyük bir artı oluyor ve ben de çok büyük keyif alıyorum. Bu aralar onlardan biraz uzak kaldım ama sorun olduğunda bana kolayca ulaşabiliyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bölüm öğrencileri adına çok güzel bir fırsat sağlamışsınız. Peki, sizin yanınızda staj yapma imkânları bulunuyor mu?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Bu benim çok düşündüğüm bir konu ama meslek etiği bağlamında sorunlar ortaya çıkabilir. Sonuçta öğrenciler staj yaptıkları süreçte arkadaşları ve hocalarıyla karşılaşabilirler. Bu durumda danışan gizliliğinin korunması pek mümkün olamıyor. Zaten böyle bir uygulamayı danışanlarda pek tercih etmiyor. Bu yüzden benim yanımda staj yapmaları mümkün olmuyor. Farklı kiniklerde de danışanların, görüşme esnasında stajyerlerin ortamda bulunmalarından rahatsız olduklarını sıklıkla duyuyoruz ve bunu anlayışla karşılıyoruz. Danışan öğrenciler açısından da bunun istenmemesini normal görüyorum. Bölüm öğrencilerine böyle bir fırsat sunulması durumunda kendilerine eğitimleri esnasında katkıda bulunacağını düşünüyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Utanarak söylemeliyim ki ben üniversitemizde böyle bir psikolojik destek sağlandığını çok geç öğrendim. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Bunu çok fazla öğrencimden duydum. (Gülerek) Nasıl bilmiyorsunuz çok kızıyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Böyle bir imkân olduğunu bilmeyen çok fazla arkadaşım var. Bunun sebebi zor bir konumda bulunuyor olmanız olabilir mi?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Evet, yerimizin zor bulunan bir noktada olması son derece büyük bir sebep. Görünür bir noktada olmama sebebimiz ise bize seansa gelen öğrencilerin ve personelin çok göz önünde olmak istememelerinden kaynaklı. Rahat bir şekilde girip çıksınlar, herhangi bir damgalama yaşamasınlar istiyoruz. Aslında ruh sağlığı tedavisi son derece normal bir şey ancak maalesef durum bu. <img decoding="async" class=" wp-image-3186 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/adabi-muaseret-news7484a8b231d24dba82dc5a3cf06ec14a.jpg" alt="" width="515" height="322" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/adabi-muaseret-news7484a8b231d24dba82dc5a3cf06ec14a-200x125.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/adabi-muaseret-news7484a8b231d24dba82dc5a3cf06ec14a-300x188.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/adabi-muaseret-news7484a8b231d24dba82dc5a3cf06ec14a-400x250.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/adabi-muaseret-news7484a8b231d24dba82dc5a3cf06ec14a.jpg 555w" sizes="(max-width: 515px) 100vw, 515px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bakıldığında bu çekingen öğrenciler açısından çok ince bir düşünce olmuş. Sanırım bu mesleğin en büyük getirisi çok boyutlu düşünülebilmesi oluyor. İnsanı değerli hissettiren bir alan. Damgalanma düşüncesi ise tamamen toplumsal bakış açısı kaynaklı ve maalesef bununla sıkça karşılaşıyoruz. Bu durumun düşünülmesi ve odanın buraya koyulması son derece ince ve hoş düşünülmüş.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İlayda Hanım, Türkiye genelinde yapmış olduğunuz Turbahar araştırması bizler için son derece kıymetli. Böyle bir işe imza atmış olmanız çok güzel ve takdir edilesi. Merak ettiğim ise bu süreç nasıl başladı?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Bu süreç bizim için çok öğretici bir çalışma ve harika bir süreçti. Bu çalışmayı 126 yüksek lisans öğrencisi toplanarak yaptık ve kişi başı 350 insanla görüştük. Zorlu ama çok kıymetli bir çalışma oldu. O dönemki değerli hocalarım Prof. Dr. Hızlı Sayar ve Doç. Dr. Hüseyin Ünübol hocalarımıza da saygılarımı ve teşekkürlerimi iletiyorum. Bize çok destek oldular.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Tüm bunlardan sonra bir üniversitede psikolog olmaya nasıl karar verdiniz? Çünkü bu duymaya çok alışık olduğumuz bir meslek icra yeri değil. İnsanların hedefleri daha çok klinikte çalışma veya kendi kliniğini açmak yönünde oluyor. Sizin yolculuğunuz nasıl başladı. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Üniversitedeki yaş skalası tam benim çalışmak istediğim türdendi. Hem öğrenci hem de personel yaş ortalaması ilgi alanlarımla kesişiyor. Çalışabilecek çok geniş bir danışan portföyünün olması benim için oldukça anlamlıydı. Ayrıca üniversitenin dinamik yapısını ve akademik ortamını çok seviyorum. Bu beni çok doyuruyor ve çalışmayı keyifle sürdürüyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gerçekten danışan portföyü çok geniş bir alan ve bunun sizlere katkısı olduğunu tahmin edebiliyorum. Bunun yanında üniversite öğrencileri size nasıl ulaşıyor? Öğrenciler arasında en sık rastladığınız psikolojik sorunlar nelerdir? </strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">-Öğrencilerimiz bize e-posta yoluyla ya da ofislerimize bizzat gelerek başvuru yapabiliyorlar. Randevu sistemi ile çalışıyoruz, kişinin başvurusunu aldıktan sonra bir randevu oluşturuyoruz ve görüşme sürecimiz başlıyor. Ortalama kırk- kırk beş dakikalık görüşmeler yapıyoruz. Öğrenciler arasında bize en çok yapılan başvurular anksiyete bozuklukları üzerine oluyor. Bu anksiyete bozukluklarının ne olduğuna gelecek olursak bu aslında geniş bir spektrum. En sık karşılaştığımız sorunlar panik bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu, sağlık kaygısı bozukluğu, çeşitli fobiler üzerine oluyor. Bunların yanında depresif duygu durum, çökkünlük, isteksizlik, keyifsizlik, mutsuzluk, yeme bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, bağımlılık, ilişki sorunları ya da tanı alacak derecede depresyon gibi şikayetlerle gelebiliyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Günümüzde bu problemlerin genç insanlarda artmış olmaya başlamasının derin kaygısı ikimizin yüz ifadesinden de anlaşılıyordu. </strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;"><strong><img decoding="async" class="wp-image-3195 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym.webp" alt="" width="520" height="297" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-200x114.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-300x171.webp 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-400x229.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-600x343.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-768x439.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-800x457.webp 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-1024x585.webp 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-1200x686.webp 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym-1536x878.webp 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/08/DALL·E-2024-08-23-12.54.20-A-realistic-illustration-of-a-university-setting-depicting-students-with-psychological-problems-with-question-marks-hovering-above-their-heads-to-sym.webp 1792w" sizes="(max-width: 520px) 100vw, 520px" />İstatistiksel bir oran beklemiyorum ama bölüm bazında bakarsak hangi öğrenciler daha sık danışmanlık alıyor?</strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: left;">-Bu soruya cevap vermem çok doğru olmaz&#8230; Ofisimizin olduğu kampüsteki öğrenciler daha sık başvuru yapıyor. Bu yüzden bu soruya şu şekilde yanıt verebilirim: Ayazağa kampüsündeki birimler arasında çok az farkla İletişim Fakültesi’nden aldığımız başvuru sayısı daha fazla.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bu cevap beni gerçekten şaşırttı. Akademik ve başarı kaygısı gibi nedenlerden dolayı sayısal bölümlerin daha fazla destek isteyebileceklerini düşünmüştüm. İletişim öğrencilerinin daha fazla başvuru yapması, iletişime daha açık olmalarından kaynaklı olabilir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Uzun bir pandemi dönemi ve ardından üzücü bir deprem yaşadık. Bu süreçte uzaktan eğitime geçildi. Bu dönemde öğrencilere psikolojik danışmanlık hizmetini nasıl sağladınız? Pandemi, öğrencilerin ruhsal sağlığı üzerinde nasıl bir etki yarattı?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Biz pandemi başladığı anda hızlı bir şekilde uzaktan terapi sistemi kurduk ve seanslara hiç ara vermeden devam ettik. Pandemi dünyayı ve öğrencileri etkileyen, ciddi ve travmatik etkileri olan bir süreçti. Pandemi ile öğrenciler dersleri uzaktan takip etmek zorunda kaldılar ve bu motivasyon, konsantrasyon eksiklikleri olan öğrenciler için zorlayıcıydı. Bununla birlikte akademik kaygılar baş gösterdi, hem uzaktan eğitim sürecinin hem de belirsizliğin vermiş olduğu negatif etkiler gün yüzüne çıktı. Tabii ki belli düzeylerde herkes etkilendi ama mevcut psikolojik ya da psikiyatri tanısı olan bireyler için etkiler çok daha fazlaydı. Anksiyete bozukluğu, depresyon gibi psikolojik rahatsızlığı olan kişiler için evde daha uzun süre kalmak, zorunlu izolasyon süreci bu semptomların daha çok ortaya çıkmasına sebep oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hepimiz zor bir süreçten geçtik. Zorunlu izolasyonun yanında dışarıyla bağlantının minimuma düşmesi herkesi bir bakıma depresyona soktu. Ayrıca Covid-19 korkusu hepimizi anksiyete derecesine getirmişti. Bu zamanları geride bıraktığımız için çok mutluyum.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İlayda Hanım panik atak konusunda uzman olduğunuzu biliyorum. Peki panik atak nedir, en yaygın belirtiler nelerdir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Panik atak tüm anksiyete bozukluklarında görülen bir durumdur. Birdenbire başlayan, dakikalar içerisinde tepe noktasına ulaşan, en az dört belirtinin eşlik ettiği yoğun korku ve sıkıntı hissidir. Bu belirtiler sıklıkla; çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, mide bulantısı, baş dönmesi, depersonalizasyon (kişinin kendine yabancılaşması) ya da derealizasyon (kişinin çevreye yabancılaşması), ölüm korkusu, çıldırma korkusu gibi semptomlardır. Halk arasında panik atak hastalığı olarak bilinir ancak psikiyatrideki adı panik bozukluktur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Panik atakları hangi sebepten olursa olsun onları tetikleyen şeyleri çok fazla düşündükleri için bu durum hastalık derecesine geliyor olabilir mi? </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Evet doğru. Panik atak geliştikten sonra onları tetikleyen durumları yaşarsam düşüncesi yani beklenti anksiyetesi oluşuyor. Panik atağın tekrarı konusunda duyulan yoğun korku atakları tetikliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İlk panik atak deneyimlerini yaşayan insanlar bunun bir atak olduğunu nasıl anlıyor?<br />
</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Genellikle kişiler bir anda vücutta terleme, titreme gibi bedensel tepkimeler gözlemliyor. Bu tepkimelerden sonra “Eyvah, bana ne oluyor?” düşüncesiyle acil servislere başvuruyorlar. Hastanede gereken tetkikler yapıldıktan sonra durumun panik atak sonucu gerçekleştiği doğrulanıyor. Bu doğrulama sonrasında psikiyatriye yönlendirme yapılıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Panik atak konusunda farkındalığı nasıl artırabiliriz?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">-Hem panik atak hem de tüm psikiyatrik sorunlarla alakalı farkındalığı artırmak; yapılan psikolojik eğitimler ve yayınların halkla buluşturulmasıyla mümkün olabilir. Bununla birlikte tüm eğitim düzeylerine genel ruh sağlığı konusunda konferanslar verilmesi çok önemlidir ve farkındalığı artırmak için büyük fayda sağlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlayda Sezen’in verdiği bilgiler ışığında bir üniversite psikoloğu olmanın ne kadar değerli olduğunu anladım. Ayrıca geniş kapsamlı bir danışan portföyü sağladığını da kendisinden duydum. Bunun psikoloji alanında ihtisas yapan birçok kişiye örnek teşkil etmesini arzu ederim. Bunun yanında çağımızın hastalığı olan panik atak bozukluğunun bu kadar artmış olması beni derinden üzdü ama farkındalığın giderek artması için iyi temennilerimi sunarım. İlayda Hanım bir sonraki seansına başlayacağından dolayı kendisini daha fazla tutmadım ve kitap önerileri alarak yanından ayrıldım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bir-universitede-psikolog-olarak-calismak/">Bir Üniversitede Psikolog Olarak Çalışmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bir-universitede-psikolog-olarak-calismak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasanoğlan Köy Enstitüsünde Bir Misafir: John Dewey</title>
		<link>https://contextdergi.com/koy-enstituleri-ve-john-dewey/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/koy-enstituleri-ve-john-dewey/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Apr 2024 09:10:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[2.Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[john dewey]]></category>
		<category><![CDATA[köy enstitüleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2583</guid>

					<description><![CDATA[<p>Köy Enstitüleri, aklın ve bilimin ışığında Cumhuriyet ideolojisini ülkenin bütün tebaası ile buluşturan bir projeydi. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması amacıyla yurdun dört bir yanında kurulan Köy Enstitüleri’yle hem bireysel hem de toplumsal bir aydınlanma hedeflenmekteydi.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/koy-enstituleri-ve-john-dewey/">Hasanoğlan Köy Enstitüsünde Bir Misafir: John Dewey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sevim Akyıldız</em></p>
<h3><em>Köy Enstitüleri, aklın ve bilimin ışığında Cumhuriyet ideolojisini ülkenin bütün tebaası ile buluşturan bir projeydi. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması amacıyla yurdun dört bir yanında kurulan Köy Enstitüleri’yle hem bireysel hem de toplumsal bir aydınlanma hedeflenmekteydi.</em></h3>
<p>Kurtuluş Savaşı kazanılmış ve şimdi sıra yokluk içinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkındırılmasına gelmişti. Bunun gerçekleşebilmesi için gereken en önemli şeyin eğitim olduğunu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk çok iyi biliyordu. Öyle ki kurtuluş mücadelesinin devam ettiği yıllarda bile eğitime milli bir yön vermek amacıyla 15 Temmuz 1921’de Maarif (Eğitim) kongresini toplamış ve açılış konuşmasını yapmıştı. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toplumsal kalkınmasının sağlanması ve yeni kurulan ülkede milli kimliğin inşa edilmesi amacıyla siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda inkılaplar ve reformlar gerçekleştirilmişti. Bu çalışmalardan biri de ulusal kimliğin benimsetilmesi noktasında yeni bir eğitim sisteminin kurulmasıydı.</p>
<div id="attachment_2585" style="width: 229px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2585" class="size-medium wp-image-2585" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-219x300.jpg" alt="" width="219" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-200x274.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-219x300.jpg 219w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-400x548.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-600x823.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-747x1024.jpg 747w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-768x1053.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-800x1097.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-1120x1536.jpg 1120w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-1200x1645.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-1494x2048.jpg 1494w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/john-dewey-scaled.jpg 1867w" sizes="(max-width: 219px) 100vw, 219px" /><p id="caption-attachment-2585" class="wp-caption-text"><em>                 John Dewey</em></p></div>
<p>Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim sisteminin oluşturulması için bilim insanlarından da görüş ve öneriler alınması gerekiyordu. Bu amaçla pek çok bilim insanı ülkeye davet edilmişti. Bu bilim insanlarından biri de Amerikalı filozof ve eğitim kuramcısı John Dewey idi. Dewey, pragmatist eğitim anlayışını özetleyen “Eğitim, hayata hazırlık aşaması değil, hayatın ta kendisidir.” sözlerinde olduğu gibi, eğitimi yaşam boyu süren bir eylem olarak değerlendirir, yapılan her şeyi yaşamdaki etkileriyle ölçer, ezbere dayanan anlayışı reddeder, belki de bir daha hiç kullanılmayacak olan kelime yığınlarının önüne set çeker, ders ve ders içeriklerini bu anlayışla yeniden ele alırdı. Dewey kuramı değil uygulamayı, yaparak ve yaşayarak öğrenme felsefesini öne çıkarmanın yanı sıra, yaşamda yer alan bütün meslek dallarının okullarda öğretilebileceği bir sistemin çalışmalarını sürdürerek meslek eğitiminin önemini her defasında şiddetle vurguladı.</p>
<p>1924 yılında Atatürk aracılığı ile dönemin Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar tarafından John Dewey, Türkiye’nin mevcut eğitim sistemini inceleyip değerlendirmesi için ülkeye davet edilir. Bu daveti kabul eden Dewey Türkiye’ye gelir, ilerleyen yıllarda Milli Eğitim Bakanı ve İlköğretim Genel Müdürü olacak Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç eşliğinde İstanbul, Ankara ve Bursa şehirlerindeki eğitim kurumlarında gözlem ve incelemeler yaptıktan sonra bunları bir rapor haline getirir. Bu raporda daha çok eğitim kurumlarına ayrılan bütçe üzerinde durur. Dewey daha sonra Amerika’ya döner ve burada da Türkiye’de kurulacak yeni eğitim sistemi hakkında bir rapor hazırlar. Türkiye Maarifi Hakkındaki Rapor adlı bu rapor sekiz temel başlıktan (Program, Maarif Vekilliği Teşkilatı, Muallimlerin Yetiştirilmesi ve Terfihi, Muallimlerin Yetiştirilmesi, Mektep Sistemi, Sıhhat ve Hıfzıssıhha, Mektep İnzibatı, Muhtelif Mevat) oluşur.</p>
<p>Köy Enstitüleri öncesinde Türkiye’nin genel eğitim durumuna bakıldığında; ülke nüfusunun %80’ini oluşturan yaklaşık 40.000 köyün 35.000’inde okul bulunmadığı görülmekteydi. Bu nedenle 100.000’den fazla çocuğun eğitim alamadığı, ilköğretim çağındaki çocukların sadece %24’ünün okula gidebildiği biliniyordu. Ayrıca o dönem yurtta üçlü bir eğitim sistemi anlayışı vardı; bütünüyle din etkisinde olan mahalle mektepleri ve medreseler, din eğitiminin yanında klasik bilimsel eğitim uygulayan okullar (idadiler, rüştiyeler, öğretmen okulları vb.), yabancı ve azınlık okulları. Dolayısıyla eğitimde ulusal ve tek bir anlayış benimsemek, köylerin kalkınmasına faydalı olabilmek, yapılan inkılapları tüm vatandaşlara tanıtarak kalıcı hale getirebilmek, köylerdeki okul sayısını artırarak halkı bilinçlendirip eğitmek ve fırsat eşitliğini sağlamak için Köy Enstitüleri’nin kurulması kararı alınmıştı.</p>
<p>Köy Enstitüleri TBMM’de 17 Nisan 1940’ta kabul edilen 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu ile resmi olarak açıldı. Dönemin inkılap hareketleri arasında yer alan Köy Enstitüleri, aklın ve bilimin ışığında Cumhuriyet ideolojisini ülkenin bütün tebaası ile buluşturan bir projeydi. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması amacıyla yurdun dört bir yanında kurulan Köy Enstitüleri’yle hem bireysel hem de toplumsal bir aydınlanma hedeflemekteydi.</p>
<p>Devlet ve köylü iş birliğine dayanan<a href="https://contextdergi.com/koy-enstituleri-bir-yasanmislik-oykusunden-ogrenilecekler/"> Köy Enstitüleri</a> hareketi zorunlu beş yıllık ilkokul eğitiminin yanı sıra bazı durumlarda kovuşturmanın da sıkı tutulması ile devamsızlık gibi sebeplerle eğitimin yarım bırakılmasının önüne geçerek öğrenci ve okuryazar sayılarının kısa zamanda büyük ölçüde artırılmasını sağlamıştı. Bu kapsamda eğitim anlayışında üreterek öğrenme ve iş eğitimini öne çıkaran Köy Enstitüleri’nde; yıl boyunca devam eden karma bir eğitim anlayışı benimsenmiş ve eğitim sisteminde görev alan herkesin yetiştirilmesi kapsamında bir alanda başarılı olamayan öğrencilerin farklı alanlara yönlendirilmesi gibi çalışmalar yürütülmüştü. Örneğin; öğretmen olmak için uygun olmayan öğrenciler demircilik, marangozluk, sağlık memurluğu veya ebelik gibi meslek gruplarına yönlendirilmekteydi.</p>
<p>Köy Enstitüleri’nin eğitim programlarında verilen dersler kültür, tarım ve teknik dersler olmak üzere üç kategoriye ayrılmaktaydı. Kültür derslerinin içeriğinde Türkçe, tarih, coğrafya, yabancı dil, fizik, kimya, matematik, müzik gibi dersler bulunurken; tarım dersleri ve çalışmalarında tarla ve bahçe tarımı, sanayi bitkileri tarımı, zootekni, kümes hayvancılığı, arıcılık, ipek böcekçiliği, balıkçılık gibi dersler bulunmaktaydı. Teknik dersler ve çalışmalar içeriğinde ise; köy demirciliği, dülgerliği ve yapıcılığı, köy ev ve el sanatları gibi dersler yer almaktaydı. Bu kapsamda verilen eğitim müfredatının %50’sini kültür dersleri, %25’ni tarım dersleri ve kalan %25’ini teknik ders ve çalışmaları oluşturmaktaydı.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-2584 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-300x200.jpg" alt="" width="360" height="240" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-400x266.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-768x511.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-1024x682.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-1200x799.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/koy-enstitusu-gigapixel-standard-scale-6_00x-1536x1023.jpg 1536w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Köy Enstitülerinin kuruluşundan 5 yıl sonra 1945 yılında Türkiye’ye ikinci kez gelen ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü inceleyen Prof. Dr. John Dewey;<br />
<em>“Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur. Tüm Dünyanın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak yeniden yapılandırması isabet olacaktır.”</em> ifadeleriyle, fikir ve önerileriyle büyük katkılar sağladığı Köy Enstitülerinin eğitim anlayışına olan hayranlığını dile getirmişti.</p>
<p>Ne yazık ki Köy Enstitüleri ile yürütülen bu faydalı eğitim anlayışı çok uzun ömürlü olamadı. Köy Enstitülerinin devre dışı bırakılması çabalarından ilki 1946 seçimleri sonrasında Hasan Ali Yücel’in ve İsmail Hakkı Tonguç’un görev dışına itilmesiydi. Ardından 1950 yılındaki seçimlerle iktidarın değişmesi, hükümetin Köy Enstitülerine de bakışını değiştirmiş ve söz konusu süreci hızlandırmıştı.</p>
<p>Sonraki yıllarda çıkarılan 6234 sayılı “Köy Enstitüleri ile İlköğretim Okullarının Birleştirilmesi’’ hakkındaki kanunla Köy Enstitüleri eğitim faaliyetleri 27 Ocak 1954 tarihinde sonlandırıldı. Kapanma tarihine kadar bu enstitülerde 1398’i kadın, 15943’ü erkek olmak üzere toplam 17341 öğretmen yetiştirilmiş, köylerde gerek okuryazarlık gerekse tarım, hayvancılık ve üretim oranlarında büyük artışlar yaşanmıştı. Köylünün eğitilerek yönetime dâhil edilmesi, Cumhuriyet ilkelerinin ve devrimlerin benimsetilmesi, köylerdeki üretim faaliyetlerinin modern yöntem ve tekniklerle yapılması gibi önemli hususlarda büyük rol oynayan Köy Enstitüleri, Türk toplumunun kolektif bir eseri olmanın yanı sıra siyasi çıkarlardan yoksun bir şekilde tamamen ulus devlet ideolojisine bağlı olarak çağdaş toplum düzenine geçişte bir kaldıraç görevi de görmüştü. Bu kapsamda inkılapçılık anlayışı ile Cumhuriyetin tüm ilkelerini bünyesinde barındıran Köy Enstitüleri, Cumhuriyet tarihinin şekillendirilmesi, ulus kimliğinin oluşturulması ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/koy-enstituleri-ve-john-dewey/">Hasanoğlan Köy Enstitüsünde Bir Misafir: John Dewey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/koy-enstituleri-ve-john-dewey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köy Enstitüleri: Bir Yaşanmışlık Öyküsünden Alınacak Dersler</title>
		<link>https://contextdergi.com/koy-enstituleri-bir-yasanmislik-oykusunden-ogrenilecekler/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/koy-enstituleri-bir-yasanmislik-oykusunden-ogrenilecekler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2024 10:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[2.Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[köy enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkeye yayılan 21 bölgede kurulu Cumhuriyetin öğretmen yetiştiren okulları, Köy Enstitülerinin verimsiz toprakları, modern bir tarım ülkesinin uygulama bahçeleri olmuştu...Bir başka içerik, bir başka biçimde yine olabilir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/koy-enstituleri-bir-yasanmislik-oykusunden-ogrenilecekler/">Köy Enstitüleri: Bir Yaşanmışlık Öyküsünden Alınacak Dersler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Oğuz Makal</em></p>
<div class="page" title="Page 30">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Kendi ihtiyacımız ve öğrenmek için her yıl devamlı sebze ürettik. Domates ve biberden artanları salça için değerlendirdik. Ayrıca kurutma yaparak kışın kullandık. Konserve yapmasını öğrendik. Bağımızdan üzüm geliyordu, sirke yapılıyordu. Bu sirkelerle sebzelerimizden artanı turşu yapıyorduk.”</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 30">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Ülkeye yayılan 21 bölgede kurulu Cumhuriyetin öğretmen yetiştiren okulları, Köy Enstitülerinin verimsiz toprakları, modern bir tarım ülkesinin uygulama bahçeleri olmuştu&#8230;Bir başka içerik, bir başka biçimde yine olabilir.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 100. yaşını kutladığımız 2023, aynı zamanda Köy Enstitülerinin kuruluşunun 83. yılı. Köy Enstitüleri seksen üç yaşında ama eğitim ve ekonomi ilişkisine yönelik çözümleri, “üretim içinde eğitim- öğretim” yönteminin doğruluğu nedeniyle hala “genç”. Bazı araştırmacılar “Yarım kalmış Anadolu Rönesansı”, bazıları da gazeteci Varlık Özmenek’in sözleriyle “Anadolu’daki değişim- dönüşüm, bireyleşme devrimi”, bu nedenle de “yarım kalmış mucize” olarak adlandırıyor Köy Enstitülerini.</p>
<p>Köy Enstitülerinin ayrıştırıcı birkaç özelliği bulunmaktaydı. Bunlar; köy okul toprağının öğretmence köylüye örnek olacak biçimde işletilmesi; enstitüde tarım dersi ve çalışmalarına konu olan bitki ve hayvanların bakımı ve yetiştirilmesi; toprağın işlenmesi gibi konuların iş içinde öğrenilmesi&#8230; Ama projenin altında başka bir proje vardı: Modern-basit bir çiftçilik ya da yeni ekip biçme tekniklerinin kırsalda öğretilmesi kadar; ulusal ve sağlıklı beslenme kültürünün oluşması, yaygınlaşmasını da sağlamak. Açlıktan azade, yoksullaşmadan yaşamak&#8230;</p>
<div class="page" title="Page 30">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>O Enstitülerden birinden (Aksu) yetişen eğitimci-yazar Pakize Türkoğlu’nun sözleriyle enstitülü öğrenciler, tarımla toprakla uğraşırken, çevreyi ağaçlandırdı. Suyu ¬toprağı koruyarak, doğal olanı hırpalamadan doğal ürün almanın yolunu öğrendi. Devamı da var: “Köylülerin sağlıklı olan kadim üretim alışkanlıklarını bilimsel bulgular ışığında geliştirerek, kurutma, konserve, tarhana yaparak, tohum, fidan ve fide üreterek, eski alışkanlıklarına yenilikler kattılar</p>
<div id="attachment_2567" style="width: 307px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2567" class="wp-image-2567 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Koy-Enstituleri-yillar-sonra-filmlere-de-tasindi.-Yarim-Kalan-Mucize-2012-filminden-bir-goruntu-Yonetmen-Biket-Ilhan-300x169.jpeg" alt="" width="297" height="167" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Koy-Enstituleri-yillar-sonra-filmlere-de-tasindi.-Yarim-Kalan-Mucize-2012-filminden-bir-goruntu-Yonetmen-Biket-Ilhan-200x112.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Koy-Enstituleri-yillar-sonra-filmlere-de-tasindi.-Yarim-Kalan-Mucize-2012-filminden-bir-goruntu-Yonetmen-Biket-Ilhan-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Koy-Enstituleri-yillar-sonra-filmlere-de-tasindi.-Yarim-Kalan-Mucize-2012-filminden-bir-goruntu-Yonetmen-Biket-Ilhan-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Koy-Enstituleri-yillar-sonra-filmlere-de-tasindi.-Yarim-Kalan-Mucize-2012-filminden-bir-goruntu-Yonetmen-Biket-Ilhan-600x337.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Koy-Enstituleri-yillar-sonra-filmlere-de-tasindi.-Yarim-Kalan-Mucize-2012-filminden-bir-goruntu-Yonetmen-Biket-Ilhan.jpeg 731w" sizes="(max-width: 297px) 100vw, 297px" /><p id="caption-attachment-2567" class="wp-caption-text"><em> Yarım Kalan Mucize filmi</em></p></div>
<p>Köy Enstitüsü gerçeği üzerine, “filmler ne zaman görülecek?” diye de soruluyordu. Sıra perdedeki ışıktaydı. “Denendi” diyebilirim. Belgeseller bir yana, ilki <em>Toprağın Çocukları</em> (2012) filmiydi. Filmin mekânı Köy Enstitüleri arasında da öne çıkan Ankara &#8211; Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ydü. “Sinemanın bilgi veren yönü kullanılarak dramatik bir hikâye içinde ‘eğitim’ konusuna değinilmek istenmiş” saptaması yapılan (Melis Zararsız, Beyaz Perde) filmlerden biri oldu. Ardından Biket İlhan’ın yönettiği<em> Yarım Kalan Mucize</em> (2013), kuruluşundan kapatılışına enstitülerin hikâyesiydi. İkisi de hatırlatan/bilgilendiren ama işlenişleri, anlatımları, yapım zayıflıkları nedeniyle belki de, “ses getiremeyen filmler” sınıfına girdiler. Son kez de Cengiz Özkarabekir’in yaptığı belgesel-kurmaca Yücel’in Çiçekleri (2018) adlı filmle Köy Enstitüsü yılları beyaz perdeye taşındı. Bu filmler çok şeyi anlatma telaşı nedeni ve heyecanıyla yapılmıştı. Şimdi izlendiğinde enstitülerin öğretmen okulu, müzik okulu, iş-sanat okulu, sağlık okulu, tarım okulu özelliklerini bir araya getiren gerçeği de keşfedilir.</p>
<div class="page" title="Page 31">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Alt alta sıralayacaklarım şu aralar aranmakta olan “ekonomik krizsiz bir yaşam” için tarım eğitimi ve politikalarının ne denli önemli olduğu gerçeğini sanırım hatırlatır. Önce Eskişehir-Çifteler Köy Enstitüsü müdürü Rauf İnan’ın “Sevgili oğlum” diyerek köydeki aday öğrencisine yazdığı mektubu okuyalım:</p>
<div class="page" title="Page 31">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>“(&#8230;) Enstitümüzde hem okumanı, öğrenimini ilerletecek, hem de ileri usullerde ziraat öğreneceksin. Bağcılıkta, sebzecilikte, arıcılıkta, tavukçulukta, hayvan bakımında, makine ile ekim, biçim ve harman yapmasında, zahire hazırlamada çalışıp iyice yetişeceksin.” </strong>diyordu ki tüm Köy Enstitülerinin uygulamalarını yansıtıyordu bu yazdıkları&#8230;</p>
<p>Çifteler Köy Enstitüsü’nün çevresinde, öncesinde karpuz dışında hiç bir sebze ve meyve yetiştirilmezdi; neredeyse dikili bir ağaç bile yoktu. Beş yıl sonra ise, 1202 zerdali, 3500 badem, 1000 akasya, 1000 elma, armut ağaçları ve 120 dönüm toplam bağı vardı. Sebze bahçelerinden enstitü mutfağının ve Hamidiye köyünün ihtiyacı karşılanabilmekteydi.</p>
<p>Isparta-Gönen Köy Enstitüsü çıkışlı bir öğrenci yıllar sonra <em>“Kendi ihtiyacımız için ve öğrenmek için her yıl devamlı sebze ürettik. Domates ve biberden artanları salça için değerlendirdik. Ayrıca kurutma yaparak kışın kullandık. Konserve yapmasını öğrendik. Bağımızdan üzüm geliyordu, sirke yapılıyordu. Bu </em><em>sirkelerle sebzelerimizden artanı turşu yapıyorduk.”</em> sözleriyle ifade ediyordu o günleri.</p>
<p>Tüm Enstitülerde kız öğrenciler (1398 kadın öğretmen) konserve yapımından sebze ve meyvelerin kurutulmasına, çiçekçilikten kümes hayvanları bakımı, süt sağma, yoğurt yapmaya dek birçok uygulama öğrenmekteydi. Her enstitü bahar ve yaz aylarından kış için kullanılmak üzere mutlaka yiyecek<br />
stoğu yapmaktaydı.</p>
<div id="attachment_2568" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2568" class="wp-image-2568 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda-300x199.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda-400x266.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda-600x399.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda-768x510.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda-800x532.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Gonen-Koy-Enstitulu-kiz-ogrenciler-mutfak-dersi-uygulamasinda.jpg 999w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-2568" class="wp-caption-text"><em>       Gönen Köy Enstitüsü Mutfak Dersi</em></p></div>
<p>6 yıl gibi kısa bir süre içerisinde Adana’dan Trabzon’a, Kocaeli’den Kars’a yurdun dört bir yanına yayılan Köy Enstitülerinin, ülkemizi geleneksel tarım<br />
uygulamalarından modern ziraat yöntemlerine götüren yolculuğunu merak edenler detayları aşağıda bulabilir.</p>
<p><strong>Akçadağ Köy Enstitüsü (Malatya):</strong> Kayısı üretimi, meyve bahçeleri, buğday üretimi. 1940’ta enstitü kurulurken bir tek ağaç bile olmayan aynı topraklarda, 9.500 kayısı olmak üzere 17 bin meyve ağacı dikimi gerçekleşti.</p>
<p><strong>Gölköy Köy Enstitüsü (Kastamonu):</strong> İpek böcekçiliği, sebze ve meyve bahçeleri, tavukçuluk, süt üretimi, peynircilik, sığır besiciliği, yulaf ekimi, arıcılık.</p>
<p><strong>Aksu Köy Enstitüsü(Antalya):</strong> Narenciye-zeytin bahçeleri, zeytin yapımı, bağcılık, pekmez yapımı, sebze bahçeleri, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık, kümes hayvancılığı, arıcılık.</p>
<p><strong>Arifiye Köy Enstitüsü (Kocaeli):</strong> Balıkçılık (Sapanca Gölü’nde ve İzmit Körfezi’nde), balık konserveciliği/ salamura, meyve ve sebze bahçeleri.</p>
<p><strong>Cılavuz Köy Enstitüsü (Kars):</strong> Kiraz ağaçları, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık, patates ekimi, arıcılık, meyve bahçeleri.</p>
<p><strong>Düziçi Köy Enstitüsü (Adana):</strong> Bağcılık, pekmez üretimi, pamuk üretimi, meyve ve sebze bahçeleri, at çiftliği, büyükbaş hayvancılık, kümes hayvancılığı, arıcılık.</p>
<p><strong>İvriz Köy Enstitüsü (Konya):</strong> Arıcılık, süt hayvancılığı, sebze bahçeleri, meyve bahçeleri (elma, kayısı, şeftali, armut, vişne vb.), bağcılık, şeker pancarı, nohut, mısır, buğday ve yonca.</p>
<p><strong>Pulur Köy Enstitüsü (Erzurum):</strong> Süt hayvancılığı, peynir ve yoğurt üretimi, sebze bahçeleri, buğday ekimi.</p>
<p><strong>Beşikdüzü Köy Enstitüsü (Trabzon):</strong> Balıkçılık (kendi yaptıkları deniz motorları ile), balık konserveciliği/ salamura (1943-44 yılı içinde 88 ton hamsi tutmuşlardır ve Tonguç Müdür Hürrem Arman’ı Beşikdüzü Köy Enstitüsüne görevlendirirken “Sizin tarlanız Karadeniz” demiştir.)</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/koy-enstituleri-bir-yasanmislik-oykusunden-ogrenilecekler/">Köy Enstitüleri: Bir Yaşanmışlık Öyküsünden Alınacak Dersler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/koy-enstituleri-bir-yasanmislik-oykusunden-ogrenilecekler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Tarihinin Üniversite Devrimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jan 2024 09:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2512</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurtuluş Savaşı’nda en sıcak çatışmaların yaşandığı, düşmanın Polatlı önlerine geldiği, top seslerinin Ankara’dan duyulabildiği günlerde Atatürk, onca yoğun çalışmasının içinde Maarif, bugünkü adıyla Milli Eğitim Kongresini de toplamıştı. 16 Temmuz 1921’de toplanan kongre, yeni Türkiye’nin eğitim politikasını saptamak ve sorunlara bir çözüm bulmak amacını taşıyordu.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/">Cumhuriyet Tarihinin Üniversite Devrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Oğuz Makal</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak yanılgıdır. Bilim ve fen, yaşadığımız her dakikadaki gelişimleri anlamak ve ilerlemeleri zamanında izlemek için koşuldur.”</span></p></blockquote>
<h3 style="text-align: center;"><strong>                                                                                                                                                                                                                                                                -Mustafa Kemal Atatürk </strong></h3>
<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Kurtuluş Savaşı’nda en sıcak çatışmaların yaşandığı, düşmanın Polatlı önlerine geldiği, top seslerinin Ankara’dan duyulabildiği günlerde Atatürk, onca yoğun çalışmasının içinde Maarif, bugünkü adıyla Milli Eğitim Kongresini de toplamıştı. 16 Temmuz 1921’de toplanan kongre, yeni Türkiye’nin eğitim politikasını saptamak ve sorunlara bir çözüm bulmak amacını taşıyordu.</p>
<p>M. Kemal Atatürk, Maarif Kongresi açılış konuşmasında, devlet yapısındaki yaraları sarmak için gerekli çabaların en büyüğünün eğitim alanında gösterilmesi gerektiğini; gelecekte ülkeyi istenen düzeye çıkarabilmek için eğitim alanındaki çalışmalara ve hazırlıklara önem verilmesinin zorunluluğunu o günlerde ortaya koymuştu. Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik hayatta yaşadığı zorluklarda o güne kadar izlenen eğitim politikasının da etkisi olduğunu söylemiş, yeni eğitim sisteminde özellikle Türklük anlayışına ters düşen yabancı kültür öğeleri yerine, milli ve ulusal değerlerimize önem verilmesinin yeni eğitim politikamızda temel ilke olması gerektiğini belirtmişti. Atatürk, bu kongreyle bir anlamda Türkiye’nin eğitim savaşını da resmen başlatmış oldu. Kurtuluş Savaşı bittikten sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin yapacağı işler çok fazlaydı. Bu nedenle her alanda devrimler yapan Atatürk ve çevresindeki arkadaşları üniversite reformu ihtiyacını daha sonraya bırakmak zorunda kalmıştı. Bunda şüphesiz, üniversitelerin yeni kimliğini oluşturacak sayıda ve nitelikte bilim insanlarının henüz yetişmemiş olmasının da payı vardı.</p>
<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Cumhuriyet Üniversitesine Doğru&#8230;</h4>
<p>Bu nedenle, 1933 yılında başlayan üniversite reformu, aslında Atatürk’ün son devrimi kabul edilmelidir. Ancak bu reformun yapılmasında, İkinci Dünya Savaşı’ndan yaklaşık altı yıl önce Almanya’da Hitler iktidara geldikten hemen sonra üniversitelerde profesörlüğe yükselmiş çok sayıda bilim insanının ülkesinden kaçmaya zorlanarak Türkiye’ye gelmesinin büyük rolü vardır. Bu insanların bir kısmı, Zürih’te “Yurt dışındaki Alman Bilim Adamları Yardım Cemiyeti” adıyla bir dernek kurmuşlardı. Cemiyet, üyelerini Avrupa’nın saygın üniversitelerine yerleştirmeye çalışıyordu.</p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Aynı günlerde genç Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim kadrolarında büyük bir eksiklik vardı. Yeni bir üniversite kuracak ve çalışacak kadrolar yoktu. Dolayısıyla ülkesinden ayrılan ya da ayrılmak isteyen bu bilim insanları yeni bir üniversitenin kuruluşu için büyük bir fırsattı. Bu nedenle anlaşma kolay sağlandı ve profesörlerden sadece genel üç koşul istendi:</p>
<p>Üniversitede çalışacak bu bilim adamlarının, Türk öğrenciler için bir çevirmen yardımıyla da olsa Türkçe ders kitapları ve yardımcı kitapları yayınlanması zorunludur.</p>
<p>Üç, beş yıllık bir zaman süresi içinde Türkçe okuyabilecek kadar Türk dilini öğrenmeleri beklenir.</p>
<p>Gelişme ve halkın aydınlatılması için kurulan tesislerde aktif olarak görev almalıdırlar.</p>
<p>Atatürk’ün bu bilim adamlarını davet etmesi ve anlaşmayı yapmasında sık sık “Einstein’ın Atatürk’e yazdığı mektup” diye adı geçen bir mektup anımsanır. Ancak bu mektup Atatürk’e değil, Başbakan İsmet İnönü’ye gönderilen ve Maarif Vekil’ine havale edilen “Ekselansları” ibareli bir mektuptur. Mektupta 40 Yahudi bilim insanının Türkiye’ye sığınması arz edilmektedir.</p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>“Bildiğimiz Başka, Hakikat Başka”</h4>
<p>Einstein, Fransa’da başkanlığını yaptığı Union des Sociétés, Yahudi yurttaşlarının hayatlarını kurtarmak ve onları yaşadıkları zor koşulları iyileştirmek için var olan bir kuruluştu. Einstein de bu kuruluşun kullanması için daha sonra mektup olarak yazılacak birçok boş kâğıda imzasını atmıştı. O mektuplardan biri de USE’den Ankara’ya gelmişti. Einstein o tarihte Belçika’daydı ve mektubun gönderilmesiyle ilgili bilgisi yoktu. Ama İsmet İnönü’nün yanıtı zaten olumsuzdur: “Teklifiniz çok çekici olmasına rağmen ülkemiz kanun ve nizamları gereği size olumlu cevap verme imkânı göremiyorum vs.”</p>
<p>7 Ekim 1933’te Londra’dan ABD’ye giden Einstein Harvard, Princeton ve Yale Üniversitelerinin hiç de sanıldığı gibi Yahudilere sığınak olmadığını, aksine tıpkı Nazi Üniversiteleri gibi bu üniversitelerin de Judenfrei/ Yahudi’den Arındırılmış olduklarını gördü. Çoğu yerde Princeton Üniversitesi olarak geçiyor ama yine düzeltiyoruz: Einstein’a Princeton değil, New Jersey’deki bağışlarla ve sivil destekle ayakta duran İleri Araştırmalar Enstitüsü kapısını açacaktır.</p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Neticede İstanbul Üniversitesi’nin kurulmasında Einstein’ın sözde gönderdiği mektup değil, İsviçre Cenevre Üniversitesi’nden Türkiye’ye davet edilen pedagoji öğretim üyesi Profesör Albert Malche’ın Darülfünunla ilgili yazdığı rapor etkili olacaktır. Darülfünun’un onuncu yıla giren genç Cumhuriyetin “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma” hedefine, gerçekleştirilen ’inkılâplara’ çok uzak olduğu bu raporla saptanır.</p>
<p>İsviçre’de kurulan ‘Yurt dışındaki Alman Bilim İnsanları Dayanışma Birliği’ adına Prof. Philipp Schwartz’ın Türk Milli Eğitim Bakanıyla Alman bilim insanlarının İstanbul’a gönderilmesi ile ilgili sözleşmeyi imzalaması, ayrıca yasayla da onaylatması (31 Mayıs 1933) süreci tamamlar.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2513 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906.jpg" alt="" width="611" height="393" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-200x129.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-300x193.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-400x257.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-600x386.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906.jpg 611w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" /></p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Ay Yıldız Altında</h4>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Aynı günlerde Nazi Rejimi zulmünden kaçan ne Einstein, ne de başka Alman yurttaşı bilim insanı ABD üniversitelerinden çağrı almıştır. Ancak seksenden fazla uzmana ve sanatçıya Cumhuriyet hükümeti sığınma olanağı sunacak, bilimsel ve çağdaş bir üniversite kurulmasının önü böylece açılacaktır.</p>
<p>Tıp Fakültesinde Fricdrich Dessauer, Erich Frank, Josef Igers- heimer, Adolf Kantorowicz, Wilhelm Liepman, Rudolf Nissen. Hukuk ve İktisat Fakültesinde Josef Dobretsberger, Ernst Hirsch, Richard Honig, Gerhard Kessler, Fritz Neumark. Yüksek<br />
Teknik Okulu Mimari bölümünde Clemens Holzmeister, Bruno Taut, Gustav Oelsner adları ilk akla gelenlerdir. Tüm bu bilim insanları birçok fakülte ve bölümün kurulmasına vesile olmuş, kürsü başkanlığı yapmışlardır.</p>
<p>Yardımcıları, aile bireyleriyle, Nazi hükümetine muhalif oldukları için Türkiye’ye yasal olarak sığınanların sayısı 550’yi aşacaktır. Fakat 1938 yılında çıkartılan bir yasayla bir pasaportu ya da vatandaşlığı olmayan yani “Haymatlos” Alman kökenli kişiler Türkiye’ye giremeyecek ve bazılarının da ülkeden çıkması istenecektir.</p>
<p>Türkiye’ye sığınan Yahudi bilim adamlarının yaşamı tedirginlikle geçecektir. Nazi hükümetinin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Herbert Scurla görevli olarak Türkiye’ye gönderilecektir (1939). Mili Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e “Bu bilim adamlarını bize geri veriniz. Size Almanya’nın en parlak beyinlerini gönderelim.” mesajını iletmekle kalmayıp, iki yıl boyunca İstanbul ve Ankara’daki fakültelerde yapılan çalışmaları “yer yer insanı dehşete düşüren bir dille kaleme aldığı” bilgileri bir raporla (Scurla Raporu) Berlin’e düzenli iletir. Alman sığınmacılardan Profesör Fritz Neumark, yayımlanan Scurla Raporu’nun ilk baskısında belki tümü adına şu sözleri dile getirir:</p>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“&#8230; orada çalışmamızın mümkün olması, böylece bizlere yararlı bir iş yapma, hatta pek çoğumuza maddi anlamda var olma imkânı verilmesi, duyduğumuz silinemez şükran duygusunun temelidir”</em></p>
<p>Tüm bu nedenlerden dolayı, fen ve mühendislik dünyasının önemli bilim insanları ne yazık ki ülkemizden ayrılacaktır. Az sayıda da olsa ülkeden ayrılmayanlar da vardı. Bunlardan birisi olan Botanik bilimi profesörü Alfred Heilbronn 1933-1955 yılları arası emekliliğine dek Türkiye’de kaldı. Daha sonra Almanya’ya dönerek Münster Üniversitesi’nde çalıştı. İstanbul Üniversitesi onun anısına tüm dünyadan gelen binlerce bitki türüne ev sahipliği yapan benzersiz “Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi’ni” ziyarete açtı. Bahçe günümüzde hizmet vermeye devam etmektedir.</p>
<p>Bir diğer önemli isim, 1933 ve 1934 yıllarında iki defa Lichtenburg toplama kampına götürülen, Hollanda üzerinden İngiltere’ye kaçabilen ve sonrasında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde Şehircilik Kürsüsünü kuran Ernst Reuter’dir. 1935-1946 yıllarında Türkiye’de kalan Reuter, döndükten sonra Berlin Belediye Başkanı oldu. Ama Reuter’nın dönüşü hüzünlü oldu. ABD, İsviçre’de değil, Türkiye’de sığınmacı olduğu için “ayakkabı boyacısı” denilerek alay edildi, karikatürlerde başı fesli gösterildi.</p>
<p>Hitler Almanya’sından kaçıp Türkiye’ye sığınan bilim insanlarıyla gerçekleşen üniversite reformu büyük önem taşımaktadır.</p>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Savaşa girmeme kararlılığındaki Türkiye, Hitler Almanya’sını o günlerde karşısına alma pahasına bu bilim insanlarına üniversitelerde görev vermeyi sürdürmüştür. O dönemde pek çok ülkenin gösteremediği bir cesaret örneği sergilenirken, alınan bu risk, Türkiye’nin çağdaşlaşma yolundaki en büyük adımlarından birisi olmuştur. Atatürk, yukarıda belirtildiği gibi Darülfünun’ün yerine İstanbul Üniversite’nin kurulması kararını vererek bugünkü çağdaş eğitimin yolunu açmıştır. İstanbul Üniversitesi, I8 Kasım 1933 yılında Beyazıt meydanındaki üç katlı giriş avlusunda düzenlenen bir törenle açıldı. Avlu, öğrenciler, politikacılar, öğretim üyeleriyle hınca hınç doluydu. Açılış konuşmasını yapan yeni Milli Eğitim Bakanı, Profesör Hikmet Bayur şöyle diyordu:</p>
<p><em>“Üniversite için Cumhuriyet Hükümeti hiçbir fedakârlıktan çekinmemiştir. Dünyanın en büyük bilim adamlarından yararlanma çaresini bulmuştur. En yeni mükemmel öğrenim vasıtalarını ısmarlamıştır. Memleketin en değerli unsurlarını bu işin başına getirmiştir&#8230;”</em></p>
<p>Ülkemizi kendi yurtları sayan ve bazılarının mezarı İstanbul’da bulunan bu bilim-kültür insanlarına olduğu kadar yukarıda değindiğimiz son atılımla Cumhuriyetimizin ilk üniversitesini kuran Atatürk’e duyduğumuz saygı ve şükran duygumuz elbet kelimelerle ifade edilemez.</p>
<p><em>“Öğretmenler! Hiçbir zaman unutmayınız ki, Cumhuriyet sizden düşüncede özgür, inançta özgür, kültürde özgür kuşaklar ister” diyen M. K. Atatürk, yine o günlerde gençliğe “Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır”</em> sözleriyle seslenecektir.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2514 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite.jpg" alt="" width="800" height="554" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-200x139.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-300x208.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-400x277.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-600x416.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-768x532.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite.jpg 800w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/">Cumhuriyet Tarihinin Üniversite Devrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
