<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pele arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/pele/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/pele/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:16:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</title>
		<link>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 09:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Pele]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Akın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halit Kıvanç cumhuriyet tarihinin sembol isimlerinden birisiydi. Doğduğu yıllar, kültürel birikimi, iş ahlakı ve sürekli kendisini geliştirmesiyle tam anlamıyla bir cumhuriyet çocuğuydu.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ege Kürkcü, Umut Yiğit</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Halit Kıvanç cumhuriyet tarihinin sembol isimlerinden birisiydi. Doğduğu yıllar, kültürel birikimi, iş ahlakı ve sürekli kendisini geliştirmesiyle tam anlamıyla bir cumhuriyet çocuğuydu. Cumhuriyet çocuğu diyoruz ya, kendisi için de çocukların yeri apayrıydı. 23 Nisan etkinliklerinde bulunan çocuklara yaklaşımıyla, ekranları başında takip edenlere örnek olmuştur. Futbolla geçen hayatından çocuklara verebileceği en güzel hediyenin de bir futbol topu olacağını söylüyor ve Pele’nin imzaladığı topu Oyuncak Müzesi’ne hediye ediyor. Bu topa ev sahipliği yapan Sunay Akın da Halit Kıvanç’tan öğrendiklerini, Halit Kıvanç’ın Oyuncak Müzesi’ne kattıklarını anlattı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit:</strong> <strong>Araştırdıkça, okudukça bambaşka bir karakterle karşı karşıya olduğumuzu hissediyorum Halit Kıvanç’la. Gazeteciliğin, yayıncılığın, cumhuriyet dönemi sonrası şahidi birisi. Gazetecilik var, anlatıcılık var, çevirmenlik var, sunuculuğu var, her şey var. O yüzden böyle birden çok vasfı olan çok ilginç bir insan. Siz nasıl tanımlarsınız Halit Kıvanç’ı?</strong></p>
<p><strong>Sunay Akın:</strong> İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin edebiyat dünyasına baktığımız zaman Halit Kıvanç’ı hep orada görüyoruz. 1950’li yıllar yani. Ama o yılların Türkiye’sinde Halit Kıvanç’ın ilk sıfatı, gazetecidir.</p>
<p>O yıllarda gazeteciler Cağaloğlu geleneği içinde kimlik kazanmışlardı. Yani gazeteler Bab-ı Ali dediğimiz ya da gazetecilerin “Bizim Yokuş” adını verdiği Cağaloğlu’nda bir araya geliyorlardı. Dönemin bütün gazetecileri Cağaloğlu’ndaydı. Aynı zamanda bütün yayınevleri ve bütün delegeler de oradaydı. Bu yüzden gazeteciler şairlerle, yazarlarla, bilim insanlarıyla, tiyatrocularla ve ressamlarla çok yakın arkadaştılar. Muazzam bir birliktelik vardı.</p>
<p>Halit Kıvanç’ın o entelektüel kimliği burada doğmuştur zaten. O yıllarda edebiyatçılar ve tiyatrocular futbol maçı yapmaya karar veriyorlar. Üsküdar sırtlarındaki Altunizade sahasında buluşuyorlar. Çok ilginç orada Altınyurt Spor Kulübü var. Altınyurt’un spor kulübünde de Nâzım Hikmet’in manevi oğlu Memet Fuat görev yapıyor. Yine bu dönemde, bir yanda bir futbol maçı var ama öte yandan da o yıllarda çok ünlü bir dergi çıkıyor, bir edebiyat dergisi. Bu dergi çok önemlidir. Pek çok insan o dönemde burada şiirler, yazılar, öyküler yayımlanmıştır. Örneğin Edip Cansever, Ülkü Tamer, hafızam beni yanıltmıyorsa Cüneyt Arkın’ın da öyküsü orada çıkmıştır. Fahrettin Cüreklibatır da oraya gidip geliyor yani o temasın içinde, Cemal Süreya da öyle. Cemal Süreya ile sohbetimizde Cüneyt Arkın ile A Dergisi vesilesiyle tanıştığını söylemişti. Demek ki sanatla bir şekilde buluşan insanlar hep bir aradaydılar ve şimdi bu futbol maçından söz ederken niye bir A Dergisi, edebiyat dergisinden söz ediyoruz; bu dönemin ortamını daha iyi anlayabilmek için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2123 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner.jpg" alt="" width="709" height="1066" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-200x301.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-400x601.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-600x902.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner-681x1024.jpg 681w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/orhan-kemal-halit-kivanc-haldun-taner.jpg 709w" sizes="(max-width: 709px) 100vw, 709px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O futbol maçına, Altınyurt Spor Kulübü forma veriyor. Daha doğrusu maçın hakemi Halit Kıvanç ve Halit Kıvanç’ın giydiği formada Altınyurt Spor Kulübünün arması, küçük bir “a” harfi var. Bu “a” harfi aynı zamanda A Dergisi’nin de logosu. Şimdi bir spor kulübü, bir edebiyat dergisi şairlerin, yazarların, edebiyatçıların ve tiyatrocuların yapmış olduğu bir futbol maçı ve hakem Halit Kıvanç. O yılların iklimini bize anlatıyor “a” harfi. Böyle bir dönem. Halit Kıvanç maçı yönetiyor. Çok da güzel yönetiyor ama tabii çok gırgır yönetiyor. Bunu edebiyatçıların kalecisi Adnan Özyalçıner ustamdan bizzat dinlemiştim, o da o maçta kaleciydi. Maçı 5-3 edebiyatçılar kazanıyor ama Halit Kıvanç maçın kopmaması, dengeye gelmesi ve beraberlikle sonuçlanması için elinden geleni yapıyor.</p>
<p>Halit Kıvanç böylesine entelektüel bir ortamda yetişmiştir. Fakat dediğim gibi bunun köklerini, bunun kültürel genlerini, Cağaloğlu geleneğinden almıştır. O dönemin yazarlarının, aydınlarının, sanatçılarının, bilim insanlarının hepsinin mutlaka haftada bir gün uğradığı, en azından yokuşta birbirleriyle selamlaştığı, görüştüğü, yayınevlerinde, gazetelerinde ya da dergi bürolarında karşılaştığı Cağaloğlu’nun ortamını iyi anlamalıyız ki Halit Kıvanç’ı anlayalabilelim. Benim Halit Kıvanç’ı ilk gördüğüm yer de burasıdır. Milliyet Gazetesi’ne giderken görmüştüm onu ilk kez. Ortaokul yıllarında öğrenciydim, ilk orada gördüm Halit Kıvanç’ı, Cağaloğlu’nda.</p>
<blockquote><p>Zamanla Cağaloğlu’nu dağıttılar ve o hafızayı yok ettiler.</p></blockquote>
<p><strong>U.Y: Çok güzel ortammış.</strong></p>
<p><strong>S.A:</strong> Zaten 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye’yi yaşadığımız şu karanlık döneme hazırlayan en önemli hamlelerden, hafıza kayıplarından biri Cağaloğlu’nun ortadan kaldırılmasıdır. Her zaman basının bir sermaye ile ilişkisi vardı elbette ama gazetelerin başında gazeteci olan yöneticiler vardı o zamanlar. Zamanla Cağaloğlu’nu dağıttılar ve o hafızayı yok ettiler. Sadece Cumhuriyet tarihi için değil Osmanlı döneminde başlayan modernleşme tarihimiz için de çok önemli bir yere sahipti anlattığım bu kültürün kökleri.</p>
<p><strong>Ege Kürkcü:</strong> <strong>Her dünya kupasıyla ilgili anısı var ve bütün bir ülke tek bir ses dinliyor ki o da Halit Kıvanç’ın sesi. 1950’lerde henüz ismi duyulmamış bir futbolcuyken ilk kez onunla Halit Kıvanç röportaj yapıyor. Pele de ona imzalı bir top veriyor. Ve şu an o top İstanbul Oyuncak Müzesi’nde.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Evet. Benim çocukluğumda iletişimde plaklar çok önemliydi. Sadece müzik dinlemezdik, ben çok severdim plakları. Okula başlamadan bile plak koleksiyonu yapıyordum, plaklar alıyordum ve evde teypli plaklar dinliyordum. 5-6 yaşındaydım. Plağı çizmeden o teybin iğnesini plağa koymayı ve sonra onu kaldırmayı çok iyi biliyordum. İşte çok sevdiğim plaklardan biri Halit Kıvanç’ın anlattığı maçlardı. Böyle bir plağı vardı Halit Kıvanç’ın.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ben radyodan çok hatırlamıyorum sonradan çok dinledim tabii ama onunla ilk futbol anlatımında karşılaşmam bir plak sayesinde olmuştur. 1958 İsveç Dünya Kupası çok önemlidir. İsveç Dünya Kupası’nın önemi şu; 1930 yılında Uruguay’da ilk Dünya Kupası düzenlenmeden önce futbol maçları olimpiyatlarda oynanıyordu. 1924 Olimpiyatları’nda, 1928 Olimpiyatları’nda bir Latin Amerika takımı olan Uruguay şampiyon oldu. Oysa o yıllarda sömürgeci Avrupa hep Amerika yerlileri köle olarak gördüğü için ırkçı denebilecek şekilde aşağılayıcı gözlerle bakıyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><strong>Halit Kıvanç medyanın şairidir</strong></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2300 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur.jpg" alt="" width="261" height="193" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur-200x148.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/pele-kupur.jpg 261w" sizes="(max-width: 261px) 100vw, 261px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşünsene beyaz adam için son derece değerli olan bir futbol turnuvasının kupasını o “aşağılık” insanlar alıyorlar ve Uruguay’a götürüyorlardı. Bu yüzden ilk dünya kupası Uruguay’da yapılıyor çoğu ülke de gitmiyor ve katılmıyordu. Ondan sonra sürekli olarak Latin Amerika için futbol beyaz adama bir başkaldırı simgesine dönüşmüştü. Ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, yani 1958’de İsveç’de Dünya Kupası düzenlenmesine karar veriliyor. Brezilya, Uruguay ve Arjantin gibi Latin Amerika takımları Avrupa’ya gelmiş oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabii Halit Kıvanç röportaj yapmak için Brezilya kampına gidiyor. Brezilya’nın en ünlü futbolcularıyla da randevu ayarlıyor. Bu arada bana bu hikâyeyi bizzat kendi ağzından dinlemek nasip oldu. Brezilya’nın kamp yaptığı otele gidiyor röportaj yapacak karşısına kimsenin tanımadığı, gencecik, çocuk denebilecek yaşta birini getiriyorlar. “Öteki futbolcular yok efendim bununla röportaj yap.” diyorlar. Halit Kıvanç “Haliyle bozuldum Sunay.” demişti. “Çocuk da bana bakıyor böyle, sevimli bir çocuk, ayıp olmasın diye çocuğa çıkardım soruları yaptım röportajı Bu arada onu getiren refakatçısı bana dedi ki bu çok ünlü olacak. Neyse yaptım röportajı döneceğim artık ama hiç keyfim yerinde değil. Bir baktım tam o anda giderken bir top aldı eline imzaladı ve bana uzattı. İçimden dedim ki ya şuna bak adam oldu da bir de top imzalıyor.” Topun üstünde Pele yazıyor ve o Dünya Kupası’nı Brezilya Pele’nin inanılmaz futboluyla kazanıyor.</p>
<p>Tabii Halit Kıvanç’la pek çok yerde karşılaştık, sohbet ettik. Ben İstanbul Oyuncak Müzesi’ni kurma aşamasındayken bana dedi ki “Oyuncak Müzesi’ne geldiğimde Pele’nin topunu sana armağan edeceğim” ve sözünü tuttu Halit ağabey. Ne mutlu bana ki o topu İstanbul Oyuncak Müzesine verdi.<strong> “Çünkü bu topun kalıcı olması gerekir, herkesle buluşması gerekir, o yüzden bunun yeri bir müzedir, zaten dünyanın en büyük oyuncağı top değil midir?” diyerek o topu İstanbul Oyuncak Müzesi’ne bağışladı.</strong> Bütün dünyayı peşinden koşturan toptur. Dünya kupaları onsuz olmaz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2299 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09925-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halit Kıvanç gerçekten büyük bir yetenekti hatta medyanın şairiydi diyeyim.<span class="Apple-converted-space"> </span>Spikerlik, sunuculuk, anlatıcılık her anlamda çok yetkin bir insandı. Bakın TRT’nin siyah beyaz olduğu yıllarda, iyi spikerler vardı ama hani, “TRT sunuculuğu” denir ya o dille konuşuyorlardı. Bunun dışına çıkan çok ender örnekler vardı, bunların başında Halit Kıvanç gelir. O’ndan sonra da Fecri Ebcioğlu, çok sonra da Orhan Boran, Cenk Koray. Bu saydığım dört isim televizyon dünyasında, sunuculukta çok önemlidir. Tabii bunların öncüsü, insanların en çok dinlemek istediği kişi Halit Kıvanç’tı. Spikerliğe bir karakteri, bir kimlik kazandırdı. Nerede bir etkinlik, bir sahne ya da bir televizyon programı seyretsek Halit Kıvanç’ı orada görmek isterdik. Başarılı biri olmasına ek olarak çok da güzel bir insandı güler yüzlü ve umut doluydu.</p>
<p>Ben onu hiçbir zaman karamsar, kötümserlik içerisinde, tatsız tuzsuz görmedim. Bence bir aktördü aynı zamanda. Büyük bir drama yeteneği vardı. Ve bence bu da entelektüel birikiminden kaynaklanıyordu. Binlerce tiyatro oyunu seyretmiş, konsere gitmiş, kitaplar okumuştur Halit Kıvanç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hâl böyle olunca insanların karşısına çıktığı zaman bilgeliğinin ışığıyla her şeyi aydınlatıyordu. Çok kendine özgü bir dili, bir Türkçesi vardı. Anlatım esnasında da bunu çok iyi kullanıyordu. Tatsız tuzsuz giden bir maçı bile öyle bir anlatıyordu ki, seyircinin enerjisi yükseltiyor, iştahını açıyordu. 23 Nisan etkinliklerini sunduğu dönemler ise Halit Kıvanç’ın zirvede olduğu zamanlardı. Ortada bir Halit Kıvanç var onun etrafında kusursuz şekilde bir şeyler oluyordu. Bunu yaparken asla kibirli, böbürlenen, rol çalan biri olmuyordu. Çok alçak gönüllü, çok yumuşak, sevgi ve saygı dolu, gerçek bir cumhuriyet aydınıydı. Cumhuriyetin bütün değerlerini onda görebilirsiniz.</p>
<h4>Beynindeki çekmeceleri doğru tasnif ediyorsun, sevdiğin şeyleri koyup onları unutmuyorsun</h4>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Halit Kıvanç’ın hikâye anlatıcılığı kısmında daha doğal, organik bir tarafı var. Sanırım bunun da hafızayla bir ilişkisi var. Hafızası da güçlüymüş ek olarak iyi de bir arşivciymiş.<span class="Apple-converted-space"> </span></strong></p>
<p><strong>S.A:</strong> Hayatı boyunca yaptığı işleri gelip geçici bir şey gibi görmedi. Onları hep içselleştirdi. O anları yaşadı ve orada mutluydu. Zaten anlatıcılık ve sahne öyle bir şeydir. İşte başlıyoruz, iki saat sonra ineceğiz sahneden ya da maç başlıyor 90 dakika sonra bitecek gibi bakmadı yaptığı işlere. O anları hep beyniyle, kalbiyle, her şeyiyle yaşadı. Dolayısıyla bu zihnindeki çekmeceleri tasnif ederken bir iş olarak girmedi, ben de öyleyim. Yaptığım hiçbir şeyi iş olarak görmüyorum, sevdiğim için, mutlu olduğum için yapıyorum. Öyle olunca da bu hafızan kuvvetli oluyor. Beyindeki çekmeceleri doğru tasnif ediyorsun, sevdiğin şeyleri koyuyorsun, o zaman onları unutmuyorsun. Kendi adıma söyleyeyim, benim yetişmemde Halit Kıvanç en önemli isimlerden biridir. Orhan Boran, Halit Kıvanç, Altan Erbulak, Erol Günaydın çocukluğumuzun dünyasında çok etkiliydiler, bizden sonra da Barış Manço önemli bir karakterdi. Bu isimler çocuklara birey olduğunu hissettiriyorlardı. Onların gözünde biz çocuk değildik, biz çok değerliydik, biz dünyanın en önemli insanlarıydık. Halit Kıvanç da o diğer güzel insanlar da bize hep bunu hissettirdiler, bunu çok önemsiyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Oyuncak Müzesi’nin açılış sürecinde katkılarından bahsettik, hediye ettiği Pele imzalı top en başta olmak üzere. Bunun dışında müze hakkında genel olarak ne düşünüyordu, örneğin oyuncak hediye etti mi kendi oyuncaklarından?</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Kendi oyuncakları yoktu. Bana, birkaç tane dünya kupası maskotu hediye etmişti. Kendi çocukluğuna ait oyuncakları yoktu, zaten onun çocukluğunda doğru dürüst oyuncak da yoktu diyebiliriz. Fakat müzenin en büyük destekçisiydi, müzenin açılışını zaten o yapmıştı. Müzenin açılışını sundu, 23 Nisan’larda da hep burada oldu. 23 Nisan bizim için en önemli gündür, müzemizin de kurulduğu gündür. 23 Nisan etkinliklerinde balkondan elinde mikrofonuyla seslenirdi Halit Kıvanç. Etkinliğe hep o hakim olurdu, rahatsızlığı ortaya çıkana kadar bizimleydi, müzedeydi. Müze etkinliklerine hep gelirdi. Hiçbir zaman, müzenin etkinliklerinde bizi yalnız bırakmadı. Burayı çok seviyordu biz de onu çok seviyorduk, zaten Halit Kıvanç sevilmez mi, Halit Kıvanç’ı sevmeyen insanlığı sevmez. Halit Kıvanç büyük bir hümanizmaydı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h4>Halit Kıvanç çok güzel, sağlam bir kumaştı</h4>
<p><b>E.K.: </b><strong>2012’de Avrupa Oyun Çocuk ve Oyuncak Müzeleri Birliği’nde sanırım sizinle birlikte sahnedeydi?</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Evet tabii. Çocuk dünyasına hitap eden her yere gelmek isterdi. O etkinlikte de, çocuk dünyasına katkıda bulunan, onu yücelten insanlara müze adına plaketler, ödüller verdik. Tabii ki Halit Kıvanç da oradaydı. Dedim ya böyle onlarca etkinlikler var.</p>
<p>Etkinlikler dışında da görüşürdük. Eşi Bülbin Hanım da çok değerli bir insandı. Çok güzel insanlardı. Hani her kuşak der ya bizden sonrası ne olacak, her şey bozuluyor. Çok klasik bir söylem. Ben öyle düşünmüyorum gençlik her zaman daha iyidir, Halit Kıvanç da öyle düşünmezdi. Gençleri severdi, gençler her zaman bizden daha iyi olacak derdi.</p>
<p>Halit Kıvanç kelimenin tam anlamıyla asil bir insandı biliyor musun, yani böyle çok sağlam güzel bir kumaştı. Dokunursun ya böyle kadife gibi, gözünü kapat, eline kumaş parçaları dokunduğun “bu neymiş ya” dersin ya, öyle kaliteli bir insandı. Hayatımıza da öyle dokunmuştur, o güzelliği katmıştır.</p>
<p>1966 Dünya Kupası’yla ilgili bizzat anlatmıştı. Kupanın belgeselini Abidin Dino çekmiş. Abidin Dino’ya kupa başlamadan önce hangi açıdan, hangi pozisyonu sahada nasıl çekeceğinin çizimlerini bile yapmış. Bu kitap olarak çıktı sonradan. 60’lar, işte sözünü ettiğim insanlarla ile Halit Kıvanç’ın bir arada olduğu zamanlar. O kuşağın temsilcileri gibi Halit Kıvanç da on parmağında on marifet denilen insanlardandır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2301 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09944-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Bizim Halit Kıvanç’ımız futbolu yıllar önce öyküleştirdi.</p></blockquote>
<p><b>E.K: </b><strong>Fıkra kitapları üstüne çalıştık, dünya kupası anıları, bir kupanın bütün tarihi, 1930’ları kaçırdıktan sonra, 1950’lerden itibaren hepsini birebir şahidi olarak anlattığı anılar. Onları o kitapta okumak bambaşka bir şey.</strong></p>
<p><b>S.A:</b> Ben Eduardo Galeano’nun <i>Gölgede ve Güneşte</i> <i>Futbol</i> kitabını okuduğumda dedim ki Halit ağabeyin kitaplarının yanında bu bir şey değilmiş. Çok daha eskidir onunkiler Galeano’nun kitabından. Öyle bir dil oluşturmuştu ki futbolu hikâyeleştirerek sadece sahayı değil, saha dışındaki olaylarıyla harmanlayarak renklendiriyordu. Bizim Halit Kıvanç’ımız futbolu yıllar önce öyküleştirdi.</p>
<p><b>E.K: </b><strong>Dünya Kupası’nda olağan şekilde bir spikerin yaptığı gibi maçta olanları anlatıyor. Kupa sürecinde Arjantin sokaklarında yaşadıklarını anlatırken çıkıp Arjantinlilerle Arjantinliymiş gibi seviniyor. Fakat oradaki nokta Arjantinliler kupaya sevinirken Halit Kıvanç da o dönem ilk televizyon yayınını kilometrelerce uzaktan yapabildiği için seviniyor. Bambaşka hikâyeler barındırıyor içinde.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Yani bu da şunu gösteriyor aslında Halit Kıvanç dünya kupalarında bir çelebi oluyor. Nasıl Evliya Çelebi gezip, gördüğü yerleri yazmış. Farkına varmadan Halit Kıvanç’ın yazılarında büyük bir gezginle karşılaşıyoruz. Gittiği yerleri, oranın kültürünü, coğrafyasını anlatıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Gittiği her yeri anlatıyor bizlere bilgiler sunuyor böylece hiç gitmediğimiz yerlerdeki kültürü tanıma şansına erişiyoruz. Bu da gerçek bir gezgin olduğunun kanıtıdır. Çok yönlü dedim ya gidip oturup 90 dakika maç anlatıp, çıkıp giden biri değil.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Hem öncesi var hem de sonrası var, yaşanan her şeyi anlatıyor.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>O yıllarda iletişim bu kadar güçlü değil. O gördüğü her şeyi, “Ya bak ben bunu ülkemin insanına nasıl anlatmalıyım, bunlardan haberdar olmalı benim ülkem, bu bilgiye sahip olmalı.” kaygısıyla anlatıyordu. Gideyim günümü gün edeyim, çıkayım maç anlatayım gibi davranmıyordu. Gördüğü her güzelliği gelip buraya anlatma çabası ve sorumluluğu hissediyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Az önce dediniz ya işini bir iş olarak değil kitabında dediği gibi <i>“Futbol Bir Aşk”</i> gözüyle bakıyor. Hem işini çok seviyor hem insanları çok seviyor.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Halit Kıvanç her şeye öyle baktı ya. Yaptığı işten en büyük verimi çıkarmaya odaklıydı.</p>
<p><b>U.Y:</b> <strong>İtalya’ya gitmişken Papa ile röportaj yapmak gibi.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Tabii, Halit Kıvanç’ın röportajları bambaşka. Benim için onu ilk duyduğum yer futbol olduğu için sadece bu alanda gibi geliyor ama sonradan ben de o hocayı tanıdıkça, hele ki kendisiyle sohbet ettikçe büyük bir okyanus olduğunu gördüm. Büyük bir entelektüel, hümanist, adaletli, vicdanlı ve sevgi doluydu. Kötü hiçbir şey duymadım ben ondan, birisine kötü bir söz, hakaret, küfür vs. hiç duymadım. Bu insanların böyle bir asaleti vardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2302 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-scaled.jpg" alt="" width="1440" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-169x300.jpg 169w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-200x355.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-400x711.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-576x1024.jpg 576w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-600x1066.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-768x1365.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-800x1422.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-864x1536.jpg 864w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-1152x2048.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-1200x2133.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09927-scaled.jpg 1440w" sizes="(max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>E.K.:</b> <strong>Kendi ağzından da açıklaması var, kırgın olurdum ama bunu yansıtmazdım diye.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Hiç yansıtmazdı. Eskilerin değişi ile evliya gibi bir adamdı. Çok, çok güzel biriydi. Ondan çok şey öğrendik, bize çok şey kattı. Ben okuldan aldıklarımdan daha çok, okul olmayan yerlerde bu güzel insanlardan çok şey öğrendim. Onlar bizim hocalarımız oldu, en büyük şansımız buydu. Bizim yetiştiğimiz dönem böyle bir dönemdi işte.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>E.K: </b><strong>Biz nesil olarak 2010’ların başından itibaren <i>NTV Spor</i> döneminde yakalayabildik. <a href="https://contextdergi.com/mert-aydin-cumhuriyet-tarihi-gibi-bir-insan-halit-kivanc/">Mert Aydın</a>’la yaptığı programla.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Tabii ne güzeldi o programları değil mi, radyo programları da çok güzeldi.</p>
<blockquote><p>Bütün Cumhuriyet değerlerinin temsilcisiydi.</p></blockquote>
<p><b>E.K: </b><strong>İnanılmazdı. Gazete küpürlerini açıp o masada hepsi üzerinden örnek veriyordu. <i>NTV Spor</i> döneminde arşivlerini ekrana yansıtmak için her şeyi yapıyordu.</strong></p>
<p><b>S.A: </b>Müthiş. Şu vardı; çok zulüm, çok haksızlıklar yapılmıştı. Bu kadar değerli bir insan. Türkiye’nin bu son siyasi yapılanmasında neler vardı biliyorsun, ne bayramlar hiç akla gelmez mi? Halit Kıvanç ya. Ne kötülük yapmış ki Halit Kıvanç ülkeye. Çok itilmişti yani bütün cumhuriyetin değerlerinin temsilcisiydi. Cumhuriyetin güzel değerleri derken nedir işte insan hakları, demokrasi, adalet. Zaten hukukçu kendisi biliyorsun, hakimlik yapmış yani.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Cağaloğlu’nda gördüğüm insanlar başkaydı, ben Yaşar Kemal’i de, Aziz Nesin’i de ilk orada gördüm. Ortaokul öğrencisiyim daha lisede bile değilim ya ama okuyorum. Hafta sonları hep oraya giderdim. Cebimde harçlığım bir sosisli almaya yetiyordu. O Sirkeci’deki büfeden, Üsküdar’daki evime dönerken sosisli alıyordum. Evime yürürdüm niye biliyor musun? Birilerini göreyim diye. Ve muhakkak birkaç kişi görürdüm. Şimdi Halit Kıvanç diyoruz ya o etrafıyla beraber şekillenen güzel insanlardandı. Haydar Ergülen’in dediği gibi “O iyi insanlar o güzel atlara bindiler çekip gittiler.” Yaşar Kemal’in olarak bilinir ama Haydar Ergülen’in sözüdür o.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2303 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/DSC09929-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın: Halit Kıvanç’ı Sevmeyen İnsanlığı Sevmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümit Kıvanç: Babam Nesiller Boyu Memleketin En Tanınmış İnsanıydı</title>
		<link>https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2023 09:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[1. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[Pele]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Kıvanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halit Kıvanç’ın televizyonda, radyoda sesini duymaya alışığız. Duygularını gizlemeden her sunumu daha da keyifli hale getirmesini sevdik. Peki daha içeriden baktığımızda Halit Kıvanç nasıl biriydi?</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/">Ümit Kıvanç: Babam Nesiller Boyu Memleketin En Tanınmış İnsanıydı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong><em>-Fikriye Yılmaz, Umut Yiğit</em></strong></p>
<blockquote><p>Halit Kıvanç’ın televizyonda, radyoda sesini duymaya alışığız. Duygularını gizlemeden her sunumu daha da keyifli hale getirmesini sevdik. Peki daha içeriden baktığımızda Halit Kıvanç nasıl biriydi? Babasının “Boynuz kulağı geçti!” diye anlattığı sinemacı, belgeselci ve yazar Ümit Kıvanç’tan hikâyelerle Türkiye’nin Halit ağabeyini konuştuk.</p></blockquote>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Umut Yiğit:</strong> <strong>Sizin jenerasyonunuz ile sonraki jenerasyonun tanıdığı Halit Kıvanç farklı. Biraz bundan bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>Ümit Kıvanç:</strong> Babam birkaç kuşak boyunca memleketin en tanınmış birkaç kişisinden birisiydi. Yolda gören herkesin tanıyacağı biri olarak yıllarını geçirdi. Bunda şöyle bir gelişimin rolü var. Önce maç spikeriydi, milyonlarca insan radyodan maç dinlediği için babam da dahil olmak üzere birkaç kişinin sesini iyi biliyordu. Maç spikerliği kariyeri bitmesine yakın çoklu televizyon başladı. Önce Teknik Üniversite televizyonu, sonra TRT’nin tek kanalı, sonra da siyah beyaz olduğu döneme geçti. Teknik Üniversite televizyonu yaygın bir şey değildi, çok az sayıda insanın evinde televizyon vardı ve ismi de deneme yayınıydı. TRT ile birlikte daha önce hayatımızda olmayan bir sürü yarışma programları başladı. Bunların çoğunda babam vardı. TRT’de çalışmıyordu ama aralarında nasıl bir ilişki varsa her hafta Ankara’ya gidiyordu. Bir program bitiyordu, öteki program başlıyordu. Spor, futbol zaten devam ediyordu. Sonra sunuculuğa da başladı. Maç seyretmeyen, televizyon programları seyretmeyen ama sahne gösterilerine, konserlere giden insanlar için de tanınan biri haline geldi. Futbol meraklılarından sonra başka bir kitle de onu çok yakından tanır oldu, çocuklar. TRT, 23 Nisan Çocuk Şenliği adında bir program yapıyordu. Dünyanın farklı yerlerinden çocuk grupları geliyor, halk oyunları oynuyorlardı. Biz tabii büyümüştük, bu yüzden ben doğru dürüst seyretmedim bile ama bizden bir iki sonrası için çocukluk anıları içerisinde çok hoş hatırladıkları bir anı haline gelmiş. Uzun zamandır babam o kadar da ortalıkta gözükmemeye başladı ama yine de çok tanınıyordu. Fakat bu arada onu tanımayan bir kuşak yetişmeye başlamıştı. Hastalığının ilk zamanında idrakinde de hafif bulanmalar başladığı zaman, kendisini tanımayan genç birilerine rastladığında çok şaşırıyordu. Anlam veremiyordu. Birisi onu nasıl tanımayabilirdi, böyle bir şey mümkün değildi. Belki zihnini bulandıran sebeplerden birisi de bu olmuş olabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Fikriye Yılmaz:</strong> <strong>Benim neslim de Halit Kıvanç’a yetişemedi ama ben kendisini hep inanılmaz enerjisiyle, hayat dolu oluşuyla hatırlıyorum. Peki, Halit Kıvanç evin içinde kimdi? Nasıl bir baba, nasıl bir eşti?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Bizim evin işleyişinde belirleyici olan her zaman annemdi. Bu durum sanırım babamın da çok işine geliyordu. Çünkü annemin çekip çevirdiği, idare ettiği bir yerdi bizim evimiz. Ben babam gibi insanlara sahne insanları diye bir isim veririm. Bu insanların bizlerle ilişkisi, dünya ile ilişkisi ve kendileri ile ilişkisi farklıdır. İlk bakışta çok bencil, çok benmerkezci gözükürler. Bu kötü biri oldukları anlamına gelmez ama kendileriyle meşguldürler esas olarak. Annem gibi her şeyi idare edebilen birinin olması bu anlamda babamın işini çok kolaylaştırdı. Sürekli işi olan, devamlı bir yerlere gitmesi gereken, işi için sürekli hazırlanan, iş disiplini çok yüksek bir insandı. Magazin, televizyon sunuculuğu gibi işlerdeki birçok insan öyle değildir, daha rahattırlar. Kaç senelik maç spikeriyken hâlâ her hafta, maçtan bir gün önce tuvalete girer orada cümleler kurar, yabancı takımların, yabancı oyuncuların isimlerini, okunuşlarını ezberlerdi. İçerden duyardık sesini. Kendi işleriyle meşguldü sesini korumak için birtakım şeyler yapardı. Bir de tabii sahneye hazırlanma faslı vardı. 120 tane kravatı tek tek takıp “Bu olmuş mu, bu olmuş mu?” diye anneme sorardı. Etrafıyla çok ilgili bir insan değildi. Çalışma masası insanı değildi ancak gazetelerde çalıştı, kitap yazdı. O durumlarda masada daktilo başında görebilirdik. Bir de babamın bitmek bilmeyen bir oda yerleştirme şeyi vardır. Ciltler, kupürler gibi şeyler biriktirir, sonra bir kısmını işe yaramıyor artık diye atar fakat sürekli birtakım kupürler kesilir, birtakım çekmecelere konurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2285 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ.jpg" alt="" width="1200" height="1679" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-200x280.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-214x300.jpg 214w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-400x560.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-600x840.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-732x1024.jpg 732w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-768x1075.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-800x1119.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ-1098x1536.jpg 1098w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/halit-kivanc-bugun-son-yolculuguna-ugurlanacak-2-RNyVJMOZ.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Gazete kupürleri dediğinizde hatırladım, Socrates dergiye bir arşiv hediye etmiş. <a href="https://contextdergi.com/sunay-akin-halit-kivanci-sevmeyen-insanligi-sevmez/">Sunay Akın</a>’a da Pele’nin imzalı topunu hediye etti. Hep bir arşivci tarafı vardı sanırım.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Tabii, çok insana çok şey verdi. Pele’nin imzalı topunun da havası sönmüştü artık. Evde hep oynardım o topla ama sadece evde oynardım, dışarı çıkarmazdım. Babam aslında çok güncellik insanıydı. Mesela arşivciydi ama “Aa tamam bunun zamanı geçti. Artık işe yaramaz.” dediği noktada onun açısından devreden çıkmış oluyordu. Babamdaki bu özellik bir gazeteci için çok önemli bir özelliktir. Şöyle bir anekdot anlatayım. Bir ara daha çok arşivi varken ufak çekmeceleri vardı, içi kupür dolu. Bir gün biz Erol Günaydın’dan bahsediyorduk. Arkadaşımla birlikte bir proje düşünmüştük. Hayatının evrelerini kendisinin oynadığı bir belgesel yapma planımız vardı. Bu konuyu evde açmıştım, babamın da ahbabı tabii Erol Günaydın. Erol Günaydın’ı evlendiği zaman, evleri hazır olmadığı için para toplayıp otele göndermişler. “Hatta yazmıştım ben bunu Fırt’ta.” dedi. İçeri gitti ve beş dakika sonra elinde kupürle geldi. Böyle bir tarafı da vardı arşivciliğinin.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>Kimseyle mi bir kavgası olmaz insanın?</p></blockquote>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bir baba olarak otoriter ve disiplinli miydi?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> O işlere annem bakardı, öyle söyleyeyim. Babamın hayat felsefesi şöyle özetlenebilir: Aman bir tatsızlık çıkmasın. Kaprisli, egosu yüksek insanların cirit attığı alanlarda bunca sene yaşayıp da kimseyle mi bir kavgası olmaz insanın? Bir şeye karışmaması da mümkün değil. Kim geldi, kim gittiye kadar her şeyle uğraşması gereken bir pozisyondaydı hep ama mesela onun aleyhinde konuşan kimse çıkmadı. Magazin alemi her türlü dedikodunun olabildiği bir yer sonuçta. Genellikle iyi anılır, insanlar güvenirdi. O anlamda başarılıydı bence.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İyi yönetiyordu ilişkilerini benim anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Herhalde. Öbür insanlar tarafından bakıldığında başarılı gözüküyor. Kimseyle özel bir meselesi yoktu.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Halit Kıvanç ikamesi olan biri de değil ya, bir sunucu, bir gazeteci gibi birçok vasfı bir arada topladığı için kimsenin herhalde onun yerine geçmek veya onun yerini kaybetmek gibi derdi de olmadı hiç.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Türkiye’de birtakım işlerde hiçbir zaman insan fazlalığı olmazdı zaten. Mesela uzun bir zaman boyunca Orhan Boran, Halit Kıvanç, Erkan Yolaç vardı. Üç tane bilinen sunucu. Herkesin alanı, kulvarı belliydi. Annem de babam dolayısıyla birçok ünlü şarkıcı, müzisyen, sahne sanatçısı insanla tanışmıştır. Onun da bir güvenirliği vardır onlar tarafında. Bülbin abla diye de bir müessese vardı yani. Babamın da biraz sırtını dayadığı bir müesseseydi o.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Peki böyle sürtüştüğünüz, ters düştüğünüz bir şey var mıydı?</strong></p>
</div>
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ü.K:</strong> Babamın kendi başına bir kural koyması, bir şeyi yasaklaması ya da seni cezalandırması gibi bir olay hiç olmadı. Tabii, 19 yaşında bir genç olarak solcu oluyorsun ve bir yıl sonra her gün üç beş kişi ölmeye başlıyor memlekette. Babam gibi birinin hayatında olacak işler değildi bunlar. Hiç hoşlarına gitmiyordu ama çok kavga etmemiştik yine de. <strong>“Siz Ümit’in babası mısınız?” diyenler oldu.</strong></p>
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Sizin için “Boynuz kulağı geçti.” diyor Futbol Bir Aşk kitabında.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Ben de yazmaya, çizmeye, film yapmaya başladıktan sonra, beni de tanıyan birileri çıkmaya başladı. Ve bir yerlerde onun karşısına çıkıp “Siz Ümit’in babası mısınız?” diyenler oldu. Yoksa babamla kim boy ölçüşebilir, böyle bir şey olamaz.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Peki bu sizin belgesele, sinemaya yönelmenizle ilgili özel bir durum var mı? Yani gazetecilikle belgeselcilik biraz göbek bağı olan şeyler.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet bir bağ var tabii ki. Yaşam alanlarımız çok ayrıydı bizim.<strong> Biz internet gazetesi diye bir yerde yazmaya başlamıştık. Mesela babam onu anlayamadı. Soruyor mesela “Patronu kim?” diye. Eski bir gazete gibi düşünüyor. “Nerede?” diyor mesela. Diyoruz “Yeri yok bunun.”</strong> Sahne insanlarının böyle bir trajedisi var. Sen dünyanın en tanınmış insanı da olsan, belli bir yerde seni emekli ediyorlar. Başka türlü yaşamayı bilmiyordu ki. Bütün hayatını yıllar boyunca sahnede geçirmiş. O olmayınca tabii babam için biraz zor oldu.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Sizin ilgi alanlarınız farklıydı. Onun neyi sevdiği, neyle ilgilendiği, neye yöneldiği belli. Peki sizi teşvik etmeye çalıştı mı?</strong></p>
<p>Ü<strong>.K:</strong> Fiilen o bir şey için çalışmış olmasa bile, o evde yetiştiğim için düzgün bir Türkçe konuşabiliyorum. Ben sekiz yaşındaydım eski daktilosunu bana verdiğinde. Sekiz yaşında önüme daktilo konduğu için muhtemelen benim hayatımda bir şeyler değişti tabii ki. Sürekli yazılan, çizilen, okunan bir yerde bulunmak insanı çok şekillendiren bir şey.</p>
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 13">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Sizin yazar kimliğiniz de daha o yaşta oluşmaya başladı herhalde.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> O kadarını iddia edemem tabii ama sonuçta ona bir kapı açılmış gibi. İçeriye bakıyorsun orada ne var diye.</p>
<p><strong>U.Y: O dünyanın içinde doğmak gibi bir şey.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Gazeteye gidiyordu, beni de götürüyordu. Ağabeyler vardı orada. İnsanın hoşuna gidiyor tabii. Belki de bir şeyler kapıyorduk bilmiyorum. Ben sonra gazetede çalışmaya başladığımda zaten bildiğim bir yere gitmiş oldum. Bunlar büyük avantajlardı. Sonrasında yollarımız ayrıldı. Şu meşhur 12 Eylül öncesi dönemde bambaşka<br />
bir hayat oldu. Bizim kafamız çok başkaydı, uğraştığımız şeyler başka, dertlerimiz başka. Onu bugün anlatabilmek zor tabii. Bizim öyle büyük bir kavga gürültümüz de büyük bir iş birliğimiz de olmadı.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İdeolojik duruş olarak Halit Kıvanç’a dair hiçbir şey bilmiyoruz. Size dair çok şey biliyoruz ama.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Babam da annem de tipik bir cumhuriyet çocuğudur. Onların kuşak günümüzün meselelerine biraz daha öncesinin bakış açısıyla bakarlar. Onların yaşındaki insanların böyle olması da çok doğal çünkü en ateşli zamanda yetiştirilmişler. Şimdi onlardan da eski kafayla bugünün sorunlarına bakan çok insan var.</p>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>Babam çok uzun süre insanların sandığından çok daha az para kazandı. Mesela TRT’den komik paralar alıyorlardı. Maç anlatmayı bırakmasının sebeplerinden biri de bu. Bir yere taksiyle gidip geliyor, alacağı paradan bir şey kalmıyordu ama devam ediyordu. Çünkü mikrofonda olmak istiyordu. Hani derler ya sahne tozu diye, öyle bir şey var gerçekten.</p></blockquote>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y: İdeolojik olarak sizinle bambaşka bir noktada oluşu bana çok sağlıklı bir ebeveyn davranışı gibi geliyor. Sizin bu şekilde bir ideolojik duruş sergileyebiliyor olmanızda, fikrinizin arkasında durabiliyor olmanızda babanızın ya da annenizin payı ne kadar?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Annem solcu diyemeyiz ama sola meyilli bir insandı. Zaten Türkiye’de bugün bile hala solla Kemalizm arasında bana göre olmaması gereken ama fiilen de meydana gelmiş bir yakınlık var. “Canım onlar da bizden değil mi?” diyorlar ama sonuçta darbe oluyor ve solcu gençleri asıyorlar. Ben onlara Ecevit’in aslında o kadar da iyi bir adam olmadığını anlatmaya çalışıyordum gençken, böyle tartışmalar oluyordu. İnsanları daha keskin bir şekilde karşı karşıya getirebilecek köklü meseleler daha sonra gündeme geldi. Yani artık bir ebeveynin çocuğuna söz geçireceği zamanlar geçmişti. Bizim dönemimizde, içine girdiğimiz halet-i ruhiye öyle anneyi, babayı dinleyecek bir durumda değildi. Evden beni ret de etse, ben yine yoluma devam edecektim. Annemin eczanesi vardı. Bu yüzden ben küçükken babaannemle vakit geçirirdim. Babaannem de çok samimi, Müslüman bir kadındı. Doğal bir adalet duygusu vardı. Mesela arkadaşım eve gelirdi, “Oğlum arkadaşına bir şeyler ikram etsene.” derdi. Buzdolabında var, alsın derdim ben de. “Olmaz öyle, bizde olan bir şey onlarda yoksa üzülmesin.” derdi. Bir insan durduk yerde solcu olmuyor, mutlaka çocukluğumdan da bir şeyler oldu. Bunların beni etkilediğini düşünüyorum. Annem de 1965 yılında TİP’e oy vermiş. Sosyalist olduğu için yapmıyor bunu, orada onun hoşuna giden bir şey var. Bizim evde zengin kavramı olumlu bir kavram değildi. Babam bir dönem çok iyi para kazanmış meğerse. Ama bizim hayatımıza bakıldığında, ben bizi olduğumuzdan daha az varlıklı zannettim hep. Lüks bir şeylerle karşılaşıldığında hoş karşılanmıyordu. Bu anlamda bana çok karşı gelindiğini düşünmüyorum. Fakat bizim dönemde, 20’li yaşlarımızdayız ve kendimizi Afrika’dan da sorumlu ilan ediyoruz. Sanki ertesi gün yapacağımız şey dünyada çok şeyleri değiştirebilecekmiş gibi bir ruh hali içindeyiz. Öğrenciysen bir üniversitede, sabah evden çıktığında akşam dönüp dönmeyeceğini kimse bilmiyor, böyle bir dönem yaşanıyor. Kürt meselesi çok enteresan bir ayrım noktası oldu. Babamın o apolitikliğinin yanı sıra “Adamlara da çok haksızlık yapılıyor.” derdi. Kıbrıs meseleleri çıkmaya başladığı sırada Abdi İpekçi, babamı oraya yollamış. O da daha sonra istememiş. O zaman birtakım şeyleri fark etmiş ama bunu bize çok sonra anlatmıştı.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Halit Kıvanç’ın yoldaşım diye bahsettiği biri var mıydı? Kitabında mesela mentor olarak görüyorum diye bahsettiği biri var, Burhan Güngör.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Burhan amca onun hukuktan arkadaşı. Benim bildiğim zamanda daha çok gazetecilerdi. Biz Gazeteciler Mahallesi diye bir yerde oturduk. Ben kırk yaşıma kadar da orada oturdum. Gazeteciler bir kooperatif kuralım, ev sahibi olalım demiş. Bütün mahalle gazeteci, yayıncı, yazar. Herkes birbirinin evine giriyor, çıkıyor. Birkaç aile çok yakın ilişkiler içerisindeydi zaten. Onun dışında babamın yakın olduğu insanlardan birisi Müjdat Gezen’dir. Müjdat Gezen, babamların karşı evinde oturuyordu. Onun doğumunu biliyor babam.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Nasıl buluşurlardı? Evde sofralar kurulur muydu?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Uzunca bir dönem yemeğe misafir gelirdi zaten ya da yemeğe misafirliğe gidilirdi. Bizim evde de çok sık olurdu böyle şeyler. Annem de çok güzel yemek yapar. Babaannem de vardı takviye olarak. Güzel sofralar kurulurdu.</p>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>Babamla hiçbir yere gitmek istemiyordum</p></blockquote>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 14">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Şunu çok merak ediyorum ben, gündelik hayatta ne yiyor, ne içiyordu?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Bence aşırı derecede kalender bir adamdı çünkü esas mesele işiydi onun ve önüne peynirli yumurta kırıp versen, yiyip devam ederdi. Annemle bir zamanı çok güzel geçirdiler. Babamın işlerinin yoğunluğunun bir nebze azaldığı, imkanlarının da olduğu bir zamanı. Bir sürü yere gittiler, gezdiler. Bir de tabii babam bir yere yemeğe bir kere gittiği zaman, ikinci gidişinde ona göre ağırlanıyordu. Babamla hiçbir yere gitmek istemiyordum ben mesela. Çünkü normal bir şekilde oturamıyorsun, sürekli birileri geliyor, gidiyor. Hele son dönemde fotoğraf çektirme işleri de çıkınca artık bir yere gitmek imkânsız hale gelmişti. Bir kere annem bir yere gitmişti, o kalmıştı evde. Ben de yanına uğradım. Baktım bisküvi falan yiyordu.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bu hakimlik meselesi de ilginç.</strong></p>
<div class="page" title="Page 15">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ü.K:</strong> O çok ilginç bir süreç tabi. Siirt Kozluk’a gittiğinde Türkçe konuşabilen tek kişi var, mahkemedeki mübaşir. Diğer herkes Kürtçe konuşuyor. Yolun bir kısmını atla gidiyorlar falan. Oranın ağası onu buyur etmiş, sofralar kurulmuş. Fakat kimseyle konuşamıyor. Sözlük yaptığını söylemişti. Mübaşire sorup Kürtçe – Türkçe sözlük yapmış kendine.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Dava anısı var mı hiç?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Şöyle ilginç bir şey var, iki ay hakimlik yapmış, bu arada bir tane ıslahat oluşturmayı başarmış. Mesele de şu, bir sürü arazi köylülere yasak orada. Köylüler hayvan otlatmak için, yasak olan araziden geçmek zorunda kalıyorlar ya da oradaki otlar büyüdüğü için çaktırmadan otlatalım hayvanları diyorlar. Köylüler hakkında devlet kamu arazisine işgal davaları açılmış. Babam da gitmiş bakmış bu işgal değil, işgal olması için adamın orada kalması lazım, adam oradan hayvanı otlatıp geçiyor işgal sayılmaz bu diye yazı yazmış. Onlar da onu haklı bulmuşlar. Oradaki bütün davaları böylece çözmüş olmuş. Tabii hakimliği bırakıp gelmiş yani.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Neden bırakmış hakimliği?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> İşte Kozluk’a gidince ben bunu yapamam demiş. Bir de dergiye girmiş. Bir kere o mikrobu kapınca&#8230;</p>
<div class="page" title="Page 15">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde okuyorsunuz, en başarılı öğrencisiniz. O zehrin ne demek olduğunu biliyorum ama avukatlık da iyi bir meslek.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Adamın gözü orada değildi. Babam çok uzun süre insanların sandığından çok daha az para kazandı. Mesela TRT’den komik paralar alıyorlardı. Maç anlatmayı bırakmasının sebeplerinden biri de bu. Bir yere taksiyle gidip geliyor, alacağı paradan bir şey kalmıyordu ama devam ediyordu. Çünkü mikrofonda olmak istiyordu. Hani derler ya sahne tozu diye, öyle bir şey var gerçekten.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>İstanbul Ekspres İtalya’ya gönderiyor Dünya Kupası’na. Gitmişken Papa’yla, Avusturya Cumhurbaşkanı ile görüşüyor.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Acar muhabir performansı sergilemiş resmen. Aradan sıyrılıp bir şekilde yapmış. O da bir beceri tabii.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Medeni cesareti de çok yüksek.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet, girişken bir adam. Mesela ben de topluluk önünde konuşurken hiç utanıp sıkılmadım. Bana da böyle bir katkısı var. Burada genetik bir şey var bence.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bunun bir tedavisi, bir reçetesi yok anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Yok. Bende sahnede bir rahatlık var ama sorarsanız orada olmamayı tercih ederim. Fakat o sahne insanları, sadece babamdan bahsetmiyoruz yani, gerçekten sahnede olmak durumundalar.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Demet Akbağ’a neden sinema değil de tiyatro diye soruyorlar. Karşılığını peşin, alkışını peşin alıyorsun çünkü diyor.</strong></p>
<div class="page" title="Page 16">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Ali Sami Yen’de Metin (Oktay) ağabeyle beraber antrenman yapmıştım. Karlı, buzlu havalarda küçücük çocukları çalıştırıyordu. Ayakkabılarım battı diye şikâyet edecek oldum, çocukların ayağında doğru dürüst ayakkabı yok diye girişmişti bana.</h4>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 16">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 16">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ü.K:</strong> Tiyatro bambaşka bir şey bu açıdan. Şimdiki tiyatroda seyirciyle olan ilişki de bir tuhaf. Mesafe çok açıldı. Eski tiyatroda oyuncu, seyircinin ruh halini sezebiliyordu. Her temsilde yeniden öğrenilen ve terkedilen oyunlar vardı.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Oradaki doğru kelime temsil sanırım. O retorik de temsili destekliyor. Bence Halit Kıvanç’ta da öyle bir hava var. Sonuçta o da sahnede bulunuyor. Bir şeyleri takdim ediyor ve ederken duygulanımı da bambaşka yaşıyor. Sihirli bir şey.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Onun ellinci yılında bir gece düzenlendi. Erol Evgin çıktı sahneye. “Biz yıllarca kulisten baktığımızda Halit ağabeyin sırtını görürdük ve bu beni hep güvende hissettirirdi.” Diyor. Bunlar bizim anlayabileceğimiz şeyler değil.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Efsanevi bir olay var. Bir maçın kaydı başarısız oluyor ve yazdığı notlardan, aklında kalanlardan bütün doksan dakikayı baştan anlatıyor.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Benim hatırladığım bir Dünya Kupası finaliydi. Babam maçı anlatıyor. Biz maçı izliyoruz ama ses yok. Adam bütün maçı anlatmış orada, yayınlandığını zannederek.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>1970’lerde Meksika’da bir maç vardı, ondan bahsediyorsunuz sanırım.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet sanıyorum Meksika’ydı. Tabii böyle çok hikayeleri var. Niyazi Sel, Fenerbahçe yöneticisi. 1956 yılında Fenerbahçe-Dinamo Moskova maçı için Moskova’ya gidiyorlar. Maçı da aynı zamanda Fenerbahçe’nin yöneticisi olan Niyazi Sel anlatacak. Devre arasında içeriye gidiyor ve insanları oyalaması için de mikrofonu babama bırakıyor. Babam da anlatıyor ama Niyazi Sel maç başlarken gelmiyor. Babam anlatmaya devam ediyor, anlatıyor, anlatıyor. Sonra bir bakıyor ki Niyazi Sel gelmiş meğerse. Çok güzel anlatıyor diye bölmek istememiş. Burada biraz da doğal diyebileceğimiz bir şey var çünkü bunun bir eğitimi yok. O girişkenlik ve kendini toplum karşısında rahat hissetme durumu olmadan, olamayacak bir kariyerden bahsediyoruz.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Tasvir yeteneğinin de kuvvetli olması lazım. Edebiyat ile ilişkisi nasıldı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Kitap okumaz değildi ama öyle çok yakın bir ilişkisi de yoktu. Annem çok okurdu, hala da okumaya çalışıyor. Bol bol kitabımız vardı ama kitapsız bir ev değildik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2286 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele.jpeg" alt="" width="900" height="564" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-200x125.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-300x188.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-320x202.jpeg 320w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-400x251.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-600x376.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-768x481.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele-800x501.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Metin-Halit-Pele.jpeg 900w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<div class="page" title="Page 17">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4></h4>
<h4>Halit Kıvanç bir takımın değil, herkesindi</h4>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 17">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 17">
<div class="layoutArea" data-wp-editing="1">
<div class="column">
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>O kadar program sundu, röportaj yaptı, dünya kupalarına gitti. Hiç “Ah be şunu yapamadım!” dediği, içinde kalan bir şey var mıydı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Bir Dünya Kupası’na gidememişti. Onun ilk çağrılması gereken bir şeye onu çağırmamışlardı. Onun dışında babam aslında yapmak istediklerini yapan ve yaşamak istediği hayatı büyük ölçüde yaşayan bir insandı. Bu durum gökten düşmedi, kendi yarattı bunu ama şanslı da sayabiliriz kendisini. Magazin kahramanı olmaması da işine yaradı. Birileri onun telefonunu edinip, arayabiliyorlardı. Birincisi ulaşılabilirlik, kendine yakın görme. İkincisi kendisi Fenerbahçeli ama Galatasaray gecelerine de çağırılıyordu. Bu da büyük bir güvenirlilik sağlıyordu. Halit Kıvanç bir takımın değil, herkesindi.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Çok güzel bir eleştirisi var. “Hasta Fenerbahçeli değilim ben sağlıklı Fenerbahçeliyim.” diyor.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> O biraz cumhuriyetçilik ve milliyetçiliktir. Gerçek bir Fenerbahçe taraftarı Avrupa takımına karşı Galatasaray’ı tutmaz. Babam öyle değildi.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Binden fazla ödülü olduğu söyleniyor. Ödüllerimi koyacak yer bulamıyorum demiş. Bir ödül dolabı var mı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Ödüllerinin çoğunu yok etti. Bir ödül dolabı var evde ama bir tane. İçinde varsa yoksa elli ödül vardır.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Almaktan onur duyduğu bir ödül var mıydı?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Kendince daha anlamlı bulduklarını yani gazetecilik, spikerlikle ilgili olanları sakladı. Atatürk ile ilgili bir şeyler varsa onları da sakladı.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Bir Halit Kıvanç sözlüğü gibi bir şey var mı? Literatüre kattığı, radyo programı yaptığı zamanlardan kalan kendi ürettiği bir tasvir.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Maçlarında vardır ama daha çok çevirilerde ikonik tasvirleri var. Asteriks çok önemli bir çizgi romandır ve Tercüman’dayken onları çevirdi. Yıllar sonra okuduğumda fark etmiştim, çok güzel çevirmiş. Mesela Asteriks’in bazı esprileri çok siyasidir. Babamın alanı olmamasına rağmen bir şekilde altından kalkmış. Asteriks’i güçlü yapan şerbeti, deve gücü tazı hızı şerbeti diye çevirmiş. Oburiks, Hopdediks olmuş. Necati Karakaya’nın “Top taçta mikrofon Kıvanç’ta” diye bir cümlesi de vardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2284 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-200x113.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-600x338.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/gop-stadyumu.png 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>U.Y: Bir stadyum meselesi var. Gaziosmanpaşa Stadı.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Babamın cenazesinin olduğu akşam, Ekrem İmamoğlu anneme baş sağlığına geldi. Adını bir yere vermek istiyoruz dediler. Gaziosmanpaşa’da bir semt stadı yapılmış. On dört tane semt kulübü varmış. Onların hepsi dönüşümlü olarak yararlanabilecekmiş. Oraya ismini vermek istediler. Tabii babam söz konusu olunca böyle bir teklifin daha büyük kulüplerden gelmesi bekleniyor. Büyük kulüpler ve camialar şaşılacak derecede az ilgi gösterdi. Bizzat kongre üyesi olduğu Fenerbahçe kulübü hastalığı boyunca hiç ilgilenmedi. Cenaze için de kimse bir yardımda bulunmadı. Temasa bile geçmediler. İşe yaramayacak hale geldiğinde yüzüne bile bakmadılar. Bir vefasızlık ve riyakarlık örneği. Açıkçası bu konuda öfkeliyim Fenerbahçe’ye.</p>
<div class="column">
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Pele’yi bir de sizden dinlesek?</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Tam bir acar gazetecilik işi. Brezilya’nın dünyaca meşhur oyuncuları var, onlardan biri ile röportaj yapmak istiyorlar. Oyuncular çok yoğun ama bir oğlan var ve geleceğin yıldızı olabilir diyorlar. İşte orada röportaj yapıyorlar Pele ile. Pele, o Dünya Kupası’nda Pele oluyor. Sonrasında Halit Kıvanç Pele’yi keşfetti diyorlar. Tam olarak öyle olmuyor tabii. Sonra babam dünya kupalarına gittikçe Pele de onu hatırladı, tanışıklıkları oldu.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Pele, Metin Oktay ve Halit Kıvanç’ın bir fotoğrafı var.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Evet, Metin ağabey de çok yakın biriydi bize. Evimize sürekli gelip giden, “Hanım evladı olma.” diye beni sık sık döven. Bayağı çektim ben ondan ama çok severdim.</p>
<p><strong>U.Y:</strong> <strong>Aile olarak görüşüyordunuz anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p><strong>Ü.K:</strong> Tabii ki. Kilyos’a denize gitmiştik. Ben denize girmek istemiyordum ve beni kumda her yerim kumla dolana kadar sürükleyip bırakıyordu. Ben de mecbur girmek zorunda kalıyordum. Ali Sami Yen’de Metin ağabeyle beraber antrenman yapmıştım. Karlı, buzlu havalarda küçücük çocukları çalıştırıyordu. Ayakkabılarım battı diye şikâyet edecek oldum, çocukların ayağında doğru dürüst ayakkabı yok diye girişmişti bana. Ama işte iyi ki olmuş diye düşünüyorum şimdi. Bir keresinde annem ona küsmüştü. Gecenin bir yarısı Sulu Kule’den bir ekip toplayıp evin önüne gelmiş. Pencerenin Perdesini Aç Bana Göster Yüzünü diye bir şarkı açmış. Barışmazsan gitmem diye tehdit etmiş. Öyle de tatlı bir adamdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/">Ümit Kıvanç: Babam Nesiller Boyu Memleketin En Tanınmış İnsanıydı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/umit-kivanc-memleketin-en-taninmis-sesini-halit-kivanci-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
