<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>pazarlama arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/pazarlama/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/pazarlama/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 13:16:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Uğur Batı &#038; Sinir ve Karar Bilimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 11:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[halka ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[karar verme süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[sinir]]></category>
		<category><![CDATA[sinir bilim]]></category>
		<category><![CDATA[sinirbilim]]></category>
		<category><![CDATA[sinirbilim reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Mecra]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Batı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3767</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen Aslı Şen: Uğur Hocam, teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sizi yakından tanımak isteriz, bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Uğur Batı: 1994 yılında üniversitenin birinci sınıfındayken reklamcılığa başladım. Önce staj sonra part time derken yavaş yavaş tam zamanlı çalışmaya geçtim. 2001 yılına kadar farklı ajanslarda çalışma fırsatı buldum. Sonrasında Telsim, Rumeli Telekom  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/">Uğur Batı &#038; Sinir ve Karar Bilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><span style="font-size: 14pt;">-Aslı Şen</span></strong></em></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3771" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Aslı Şen: Uğur Hocam, teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sizi yakından tanımak isteriz, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Uğur Batı:</strong> 1994 yılında üniversitenin birinci sınıfındayken reklamcılığa başladım. Önce staj sonra part time derken yavaş yavaş tam zamanlı çalışmaya geçtim. 2001 yılına kadar farklı ajanslarda çalışma fırsatı buldum. Sonrasında Telsim, Rumeli Telekom gibi firmalarda marka uzmanlığı yaptım. Ardından Yeditepe Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Doktora sürecimde eş zamanlı olarak üniversitenin iletişim faaliyetlerinde uzman olarak görev aldım. 2006-2009 yılları arasında Code İstanbul’un yaratıcı yönetmenliğini yaptım. Borsa İstanbul’un kuruluşunda yer aldım ve yaklaşık dört yıl boyunca pazarlama iletişimi, marka yönetimi, uluslararası pazarlama gibi alanlarda çalıştım. Yedi yıldır da Nişantaşı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyorum. Bu sürecin içerisinde birçok ulusal ve uluslararası danışmanlık ekibinin içerisinde bulundum. Bunlara ek olarak, Harvard Business Review, Bloomberg Business Week, Independent, Onedio, MyNet gibi sitelerde köşe yazarlığı yapıyorum. Devrim Erbil başta olmak üzere birçok sanatçı için kürasyonlar yapmaktayım. Pek çok sanatçının sergi süreçlerinde, etkinlik organizasyonlarında ve yan ürünlerin üretilmesinde görev yapıyorum. Sanat kitapları yazıyorum, makaleler yazıyorum. Süreç bu şekilde devam ediyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Birbirinden farklı alanlarda çeşitli üretimlerde bulunuyorsunuz. Tüm bunlara yetişmek eminim ki zordur. Bu kadar farklı alanda disiplinlerarası üretimde bulunurken anlatı dilinizi nasıl oluşturuyorsunuz? Bir kavram karmaşası yaşanıyor mu yoksa bir avantaj konumunda mı?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Yaratıcı endüstriler bağlamında cevap vermek gerekirse, kök aynı aslında. Tek bir kök ve gövde var, yaratıcı endüstriler. Sanat da üretsem, reklam da üretsem, hepsi bir yaratıcılık formasyonu olarak aynı gövdeye ait. Bu yüzden köşe yazısı yazmak da aynı. Ben Harvard Yazarlık Okulu mezunuyum; orada da belli bir ekol, format ve biçim var, böyle düşünebilirsiniz. Bu bir ağaç gibi ve ben o ağacın kökünü ve gövdesini takip ediyorum. Yan dallar ise çalıştığım, disiplinlerarası gibi görünen alanlar oluyor. Teknik olarak bunun kendi içinde bir mantığı var.</p>
<p>Benzer bir yapı disiplinlerarası bilim alanlarında da mevcut. Sonuçta iletişim bilimleri, davranış bilimleri, sinirbilim, sosyal bilim ve toplumsal sinirbilim gibi alanlar birbirine bağlı. Bu disiplinlerin içine ikna, manipülasyon, tüketici davranışları gibi alt alanlar da dahil. Şu an ben karar bilimi dediğimiz alana odaklanıyorum. Yaptığım araştırmalar ve yazdığım kitaplar karar bilimi üzerine. Ana eksenim davranış ve iletişim bilimleri olsa da sonuçta karar verme süreçlerini anlamaya yöneliyorum.</p>
<p>Bütün bu süreçleri ağacın hem üretim hem de bilimsel tarafta dallara ayrılan bir gövdesi gibi görebiliriz. Aynı gövdeden beslendiğimde hem zihinsel olarak dağılmamış oluyorum hem de bildiğim kök ve gövdeden hareket etmek bana çalışmalarımda bir rahatlık sağlıyor. Alan disiplini konusunda bu yaklaşımı korumak hem odaklanmamı sağlıyor hem de işimi kolaylaştırıyor. Bunu böyle ifade edebilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3769 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-640x1024.jpg" alt="" width="640" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-187x300.jpg 187w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-200x320.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-400x640.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-600x960.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-640x1024.jpg 640w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-768x1229.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-800x1281.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-960x1536.jpg 960w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao.jpg 1172w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Hocam karar bilimi diye bir alandan bahsettiniz. Bu konuyu biraz daha açabilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Bu durum literatürde; “decision making” diye yer alıyor. İçerisinde olasılıklar, ihtimaller formasyonu, bir karar verirken tez, antitez ve sentez nasıl oluşturulur, bunların süreçleri nasıl işlenir gibi konular var. Retrospektif olarak bir kararın doğruluğunu sonucundan alıyoruz. Bütün bu süreçler yönetim açısından önemli bir alan oluşturuyor, karar bilimi bu yüzden değerli. Bu aynı zamanda davranış bilimlerinin bir alt alanı ve toplumsal nörobilim dediğimiz alanın da bir alt dalı.</p>
<p>Örneğin, tüketici davranışlarında bir karar verme süreci var. İnsanın kariyer, eş, iş seçiminde bir karar verme süreci var. Bir yönetmenin bir filmi çekerken karakterlerin oluşumu, hangi oyuncuların onu canlandıracağı, hangi efektlerin ve kurgunun kullanılacağı&#8230;</p>
<p>Bütün bunlarda da bir karar verme süreci var. Aslında o kadar geniş bir alan ki, hayatımızda belki her gün binlerce irili ufaklı kararlar veriyoruz. Karar bilimi ise davranış bilimi ve sosyal nörobilim adı altında bu kararların nasıl verileceğini inceleyen bir alt disiplindir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3770 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-640x1024.png" alt="" width="640" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-187x300.png 187w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-200x320.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-400x640.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-600x960.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-640x1024.png 640w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-768x1229.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-800x1281.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-960x1536.png 960w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-1200x1921.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-1279x2048.png 1279w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx.png 1465w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Daha önce yazdığınız bir makalenizden soru sormak istiyorum. Reklamların ideolojik bir yapı kurduğunu söylüyorsunuz. Reklamların ideolojik bir aygıt gibi çalışması nasıl gerçekleşiyor?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Reklamın kendisi bir ideoloji zaten. Yani toplumsal yapı, küresel finans sistemi ve küresel kültürel sistem içerisinde ideoloji olarak işleyen bir olgudan bahsediyoruz. Hangi markayı giydiğin senin şu an kendini ifade etme biçimin, oradaki sosyal statünün sembolü. Her ne kadar bunlar yıllar içerisinde değişimler geçirse de reklamın kendisi çok geniş bir alana yayıldı: Sosyal medya iletişimi, influencer marketing, marka elçiliği gibi unsurlarla çeşitlendi, büyüdü, tohumlandı, yelpazesi genişledi. Ama ana ideolojik yapısı değişmedi. Asıl olarak, kendini ifade etme biçimin bir ideoloji. Aidiyet kurduğun toplumsal statü, ait olduğun grup bir statü tanımı oluşturuyor. Kendini ya diğerleri gibi nitelendiriyorsun ya da onlardan ayırıyorsun. Bunu bakış açınla yapıyorsun, tükettiğin markalarla yapıyorsun. Kişinin kendi kimlik temsilinden bahsediyoruz. Giydiği, yediği, içtiği şeyler, oturduğu yer, gittiği tatil, istediği her şey aslında bu anlamda bir ideoloji. Statüler kendi içinde ne kadar muğlaklaşsa bile yine bir statü sembolü oluyorsun. Marka açısından bakıldığında, tarif ettiği hedef kitlenin psikografisi, eğitim yapısı, bölgesi, gelir düzeyi gibi özellikler de aslında kendi içinde bir ideolojiyi barındırıyor. Frankfurt Okulu’ndan bugüne, Adorno gibi pek çok önemli sosyolog, iletişim bilimci, felsefeci ve filozofun ifade ettiği gibi reklam, bugün küresel finans sistemi dediğimiz şeyin özü.</p>
<p>Bu sistem markalarla birlikte çalışıyor. Tüketim ve üretim ilişkileri bunun üzerine kurulu. Sen tüketeceksin ki üretim olsun, üretim olsun ki istihdam olsun, istihdam olsun ki ülkeler devam edebilsin. Tüm bunlar kullandığın ürün ya da hizmetin markası içine birtakım anlamlar eklenerek yapılıyor. Bu anlamların çoğu da soyut veya suni. Bugün Fanta neden “gençlik” olsun? Ya da Pepsi neden “yeni neslin seçimi” olsun? Sonuçta gazlı meşrubat içiyorsun. Sen bu anlamı ona kattığın için öyle. Yoksa Pepsi içtiğinde kendini daha genç hissetmiyorsun ya da Coca-Cola içtiğinde daha klasik bir bakış açısına sahip olmuyorsun. Bunların hiçbirini yapmadığı gibi, aslında hiç tüketmesek daha iyi olacak maddeler. Ama bakın, bunların üzerinden bile bir anlam geliştirip bir ideoloji oluşturuyoruz ve bir aygıt gibi davranıyoruz. Onu tüketenler de aynı zamanda bir aygıt haline geliyor. Reklam bu anlamların oluşmasında en önemli aygıtlardan biri. Bu nedenle reklamın kendisi ideolojik hâle gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3776 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-709x1024.jpeg" alt="" width="709" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-200x289.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-208x300.jpeg 208w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-400x578.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-600x867.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-709x1024.jpeg 709w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-768x1110.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-800x1156.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-1063x1536.jpeg 1063w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-1200x1734.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed.jpeg 1384w" sizes="(max-width: 709px) 100vw, 709px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Sinirbilim alanından sıkça bahsediyorsunuz. Sinirbilim nedir ve reklamcılık sektöründe nerelerde kullanılıyor?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Sinirbilim, nörobilim ya da beyin bilim dediğimizde aslında üç farklı terimle aynı kavramı anlatıyoruz. 1979 yılından itibaren ortaya çıkan ilk beyin görüntüleme donanımları ve buna ilişkin kodlanan yazılımlar, -özellikle son elli yılda gerçekleşen büyük gelişmelerle &#8211; beynin görüntülenmesi alanında önemli bir ilerleme sağladı. Beyin görüntüleme alanında geliştirilen donanımlar ve yazılımlar, bu konuda alınan patentler, tıp teknolojilerini bile geçmiş durumda. Adeta dünya bir “beyin yüzyılına” girmiş durumda. Dolayısıyla burada beynin elektriksel aktivitesini ya da anatomik ve fizyolojik yapısını inceleyen farklı donanımlar ve bunlara yönelik geliştirilmiş yazılımlar sayesinde insanların davranışlarını okuma yolunda ilerliyoruz. Örneğin, “Akıllı” insanlar neden aptalca hatalar yaparlar?”, “Özgür irade bir illüzyon mudur?”, “Kimlik nasıl gelişir? Aidiyet nasıl oluşur?, İdeolojiler nasıl çalışır?”, “Aşk nedir ve nasıl tezahür eder?”, “Aldatma, ihanet gibi kavramların beyindeki karşılığı nedir?”, “Yenilen pehlivan neden güreşe doymaz?” Belki yüzlerce başlık altında bu soruları beyin cihazlarıyla inceleme imkanına sahibiz. Yapılan bu çalışmaların sosyal bilimler alanında irdelenmiş haline biz sosyal nörobilim, toplumsal sinirbilim ya da sosyal sinirbilim diyoruz. Elbette normalde bu beyin görüntüleme cihazları demans, amnezi gibi konularda tıbbi çalışmalar için hekimler tarafından kullanılıyor. Ama bunun yanı sıra bir sosyal yansıması da var. Biraz önce saydığım ve bunun gibi binlerce konu başlığını artık beyin görüntüleme cihazlarıyla ortadan kaldırma umudunu taşıyoruz. Bu alan şu anda akademik olarak en çok gelişen alanlardan biri.</p>
<p><strong>A.Ş: Satın alma davranışlarını etkileyen bir alanda kullanılan sinirbilim ile toplumu nasıl çözümlüyoruz?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Şu an dünya ve Türkiye siyasetinde, birçok oy verme davranışı aslında sinirbilim dediğimiz ilkelerle okunabilir durumda. Temâşânın, gücün, milliyetçilik akımlarının dünyada ve ülkemizde yükselmesi gibi durumların arkasındaki sivil ve bilimsel faktörler, oy verme davranışlarının nasıl yönlendirilebileceği, ikna ve spekülasyonun nasıl çalıştığı, bir oy verme davranışının arkasındaki kararın formasyonu ve bunun nasıl rasyonalize edileceği gibi konular beyin bilim çalışmalarıyla irdelenebilir. Mesajlar bunlara dayanarak oluşturulabilir, oluşturulan mesajların revizesi de bu çalışmalar aracılığıyla yapılabilir. Zaten nöropazarlama bunun tüketici davranışlarındaki biçimini ifade ediyor. Nöropolitik dediğimiz alan ise özellikle oy verme davranışlarına odaklanıyor. Bu gerçekten derin bir alan. Siyasal reklamcılık ya da siyasal pazarlamanın çok daha ötesine geçerek içinde antropoloji, antropomorfizm, iletişim bilimleri, yeni gelişen dijital bilimler, sosyoloji ve psikoloji gibi birçok disiplini barındıran geniş bir çerçevede ele alınıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3775 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-683x1024.png" alt="" width="683" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-1024x1536.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-1200x1800.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-1365x2048.png 1365w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-scaled.png 1707w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Peki biz bu olguları nasıl elde ediyoruz? Saha araştırması yaparak mı, yoksa deneysel bir yaklaşımla mı?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Hem deneysel çalışma hem de saha araştırması yapılıyor. Mesela bir beyin görüntülerme cihazı olan EEG kullanılıyor. GSR cihazı, vücudun en büyük organı olan derinin hareketini inceliyor. Daha eski bir yöntem olan Eye Tracking, göz odaklı çalışıyor. Fax cihazı ise mikro ifadeleri okuyabiliyor. Bu dört cihazın verilerini klasik araştırma metodolojisine uygun bir hâle getirip yorumladığınızda; tez, antitez ve senteze ulaşabiliyorsunuz.</p>
<p><strong>A.Ş: Sinirbilimin toplumların davranış biçimlerini çözümlemek adına önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Peki hocam, biz bu davranışların arkasında yatan bilinçdışı olguları ortaya çıkardığımızda hangi sorunlara çözüm bulacağız?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Yeni gelişen teknolojilerle sinirbilim, önemli dip duygularımızı anlamaya, -bu çok büyük bir iddia amabilinçdışının belli bir kısmının çözümlenmesine yönelik davranışın arkasındaki motivasyonu bulmaya ilişkin ilham verici bir alan. Oy verme davranışları yönlendiriliyor. Tüketim davranışları yönlendiriliyor. Bazen istemsiz kararlar veriyorsun ya da yeni anlamlar oluşturuyorsun. Yani klasik reklamcılıktaki ikna metodolojisi nasıl çalışıyorsa, bu da teknolojinin yardımıyla, yazılım ve donanımların desteğiyle daha yeni, daha derin dip duyguları anlayabileceğimiz, motivasyonu ortaya çıkarabileceğimiz, yeni motivasyonları ve duyguları çerçeveleyebileceğimiz çok özel bir ikna yöntemine dönüşüyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3774 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Topluma dair bilinçdışı alanın biraz daha çözümlenmesinin bilim iletişimine katkıları sizce ne olur?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Bilinçdışı öyle kolayca çözülebilecek bir şey değil. Koca bir transatlantik gibi; çok geniş, sürekli gelişen ve gelişecek bir alan. Yani bugün nasıl yapay zekâ, 3D yazıcılar, blokchain altyapıları, kripto para teknolojileri, gelecek şehirler kuruluyorsa tüm bunların temelinde beyin bilim var gibi duruyor.</p>
<p>Birçoğu belki yeni insan modellerinin ortaya çıkması, üremenin şekil değiştirmesi, gen teknolojisiyle beynin birleşmesi gibi konularla iç içe geçiyor. Bu da çok geniş bir çerçeve sunuyor. Bilimsel gelişim açısından bunlar birbiriyle etkileşimli alanlar. Ama buradaki asıl amaç toplumun bilinçdışını etkileyip oradan bir ikna faaliyeti yürütmek değil. Asıl olarak şunu anlamaya çalışıyoruz: “Anlamı nerede oluşturuyorsun?”, “Hangi tercihleri yapıyorsun?”, “Niye yapıyorsun?”, “Ben senin hangi duygu ve motivasyonuna dokunsam, örneğin tüketici davranışları açısından ne yaparsam benim markamı düşünürsün?”, “Nasıl bir marka sadakati geliştirirsin?”, “Spesifik bir ürün ya da hizmetle ilgili hangi duyguyu, motivasyonu ön plana çıkarmak zorundayım ya da hangi motivasyonların füzyonunu yapmalıyım?&#8221; Bütün bunları beyin görüntüleme cihazlarıyla ortaya koyup onun üzerine bir mesaj inşası yapıyoruz. Şu anki görevimiz sadece bu. Sinirbilimde araştırmanı klasik bir anket yönetimiyle yapmıyorsun, rojektif tekniklerle yapmıyorsun, katılımcı gözlemle yapmıyorsun, etnografi ile yapmıyorsun, şimdi yaptığımız gibi bir röportajla da yapmıyorsun ama bu cihazlarla yapıyorsun. Araştırmanın sebepleri aynı olabilir. Ortaya koyulan argümanlar aynı olabilir ama metodolojisi ve veri toplama biçimi farklı.</p>
<p><strong>A.Ş: Anladığım kadarıyla bilimsel tabanda bu verileri bir potada eritip insanlarla daha iyi bir iletişim, daha iyi bir ilişki kurabilmek için kullanabiliyoruz.</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Kullanabiliyorsun. Ya da daha farklı amaçlarla da kullanabilirsin. Kişiyi istemsiz manipülasyona da yönlendirebilirsin. Theodor Adorno “Manipülasyon Şiddettir!” diyor ama belki de insanları manipüle etmeye çalışıyorsun. Evet, beyin bilim bunun için de kullanılabilir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3768 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam.png" alt="" width="2100" height="1115" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-200x106.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-300x159.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-400x212.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-600x319.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-768x408.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-800x425.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-1024x544.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-1200x637.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-1536x816.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam.png 2100w" sizes="(max-width: 2100px) 100vw, 2100px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Toplumsal afazi adında bir kavramdan bahsediyorsunuz. Nedir bu toplumsal afazi?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Dil yitimi, düşünce yitimi diyebiliriz. Hissettiğin duyguyu ifade edemez duruma gelmek, kelimelerin anlamlarının kayması, yeni anlamların eklenmesi&#8230; Bence bu durum güncel toplumun en büyük dramlarından biri. Söylediğimiz şey söylemek istediğimiz şey mi emin değiliz. Dil yitimi dediğimiz şeyi; teknoloji, hız, karmaşa, dünyadaki siyasi gelişmeler, ihtimaller, ve riskler bu durumu destekleyen bir hâlde. Toplumsal afazi bütün dünyanın yaşadığı bir olgu ancak bizim ülkemizde biraz daha sert yaşanıyor. Aslında bir çeşit dil yitimi, düşünce yitimi yaşıyoruz ve bunu ifade etmek için toplumsal afazi kavramını kullanıyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Afazi dediğiniz kavramın getirisi olarak komplo teorilerine ya da sahte bilime inanç artıyor mu? Ya da bilim iletişimi bu afazi ortamından çıkabilmek için bir çözüm sunabilir mi?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Ben metaforik bir yaklaşımla buna “toplumsal afazi” diyorum. Aslında afazi tıbbi bir kavram; bunu toplumdaki dil yitimi anlamında toplumsal afazi olarak ele alıyorum. Sorudaki olgular biraz daha “post” dediğimiz gerçek ötesi bir durumu ifade ediyor. disiplinlerle, sahte uzmanlarla, sahte bilgi biçimleriyle yeniden şekillendirilip dolaşıma sokulması, bilimin ve bilim iletişiminin de bundan zarar görmesine sebep oluyor. İşte bu, biraz daha “post truth” dediğimiz süreci ifade eder. Afazi ise kavramsal olarak çok daha farklı bir şey. Şöyle düşünün: Kadınerkek ilişkilerinde anlamlar yitirilmiş, bambaşka bir sürece girmiş durumda. Aslında bu bir afazi. Duygunu ifade etmeye çalışıyorsun, vatan sevgini ifade etmeye çalışıyorsun ama söylediğinle karşındakinin anladığı farklı. Bu bir afazi. Kendini ifade etmeye çalışıyorsun, edebiyat, kültür, tiyatro yapmaya çalışıyorsun ama dilin o kadar yitmiş ki kelimenin arkasındaki anlamı bulamıyorsun. Bu bir afazi. Siyaset kurumuna bakıyorsun, içi boşaltılmış bir sürü kavram var. Bu da bir afazi. Bir şey hissedeceksin; öfke, nefret, sevgi diyorsun ama hissettiğin bunu tam karşılamıyor. Duygun bile karmaşık. Bu yüzden afazi dil yitimi anlamında. Kullandığın dilin ergonomiden çıkması, epistemolojinin yani bilgi felsefesinin sarsılması. İnsanların daha az kelimeyle, daha az duygu ve zihinsel setlerle konuşup düşünmesi gibi. Tüm bunlar bir afazi unsuru.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3773" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede.jpg" alt="" width="2095" height="1178" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede.jpg 2095w" sizes="(max-width: 2095px) 100vw, 2095px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Dezenformasyonun yayılma hızının çok yüksek olduğunu biliyoruz. Bilim iletişiminde de mücadele edilen noktalardan biri bu. Bir iletişim bilimci olarak bu durumun altında yatan temel sebepler sizce nedir? İnsanlar neden bu kadar kolay manipüle edilebilir hâle geldi?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Dünya karışık, fazla hızlı, izafiyet her yerde. Sonunu göremediğimiz gri, muğlak bir ortamda yaşıyoruz. Ekonomi karışık, siyaset karışık, davranışlar karışık, yaşam karışık. Dünyanın her yerinde, Gazze örneğinde gördüğümüz gibi büyük savaşlar ve soykırımlar gerçekleşiyor. Dünya öylece seyrediyor. Sen transpoze oluyorsun, alımlama yapıyorsun ve diyorsun ki “Dünya ne kadar kötü bir yer oldu.” Bu şiddet bir gün beni de bulur diyorsun, korkuyorsun, çekiniyorsun. Dolayısıyla iş iyice karışık hâle geliyor. Kaygı ve belirsizlik durumlarının olduğu yerlerde dezenformasyon çok daha etkili oluyor. Siyaset, tüketim, kültür, sanat ve spor gibi mekanizmalar da bunu kullanır hâle geldi. Dolayısıyla dezenformasyon yani birinin birini manipüle etmesiyle doğru olmayan bilginin yayılması ya da bilginin eksiltilmesi yoluyla yapılan iletişim faaliyetleri şu anda hedef kitleler nezdinde çok daha büyük bir etki hâlini alıyor. Bu zamanla popüler kültüre, hatta belki bir kitle kültürüne dönüşüyor. Aslında süreç bu kadar basit. Yani ortam post-truth’a, dezenformasyona ve afaziye çok uygun.</p>
<p><strong>A.Ş: Bu yüzden de bilim iletişimini doğru şekilde yapmak ve yaygınlaştırmak bu anlamda çok önemli bir konumda duruyor.</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Klasik söylemden yola çıkıyorsak tabii ki çok önemli. Ama bilim iletişimi için önce bilimi bilmeliyiz. İletişiminin önünde önce bilimsel düşünce sistematiğine sahip olmak gerekiyor. Bu noktadan sonra iletişimin çok önem kazandığını düşünüyorum. Tabii bu olmadığı için bir de terminolojiyi halka indirgemek durumu söz konusu oluyor. Televizyonda “Biraz daha basit konuşun ki halk anlasın” deniyor. Ama bu kadar basit konuştuğumda, terminoloji kullanmadığımda anlatmak istediğimi anlatamıyorum. Bir bakıma bilim insanı sadeleştiriliyor. Diyorsun ki, kendi söyleminin beşte biri kadar dil kullan, sentaktik yapıyı öyle kur, cümle dizimin öyle olsun, morfolojin yani kelime biçimin şöyle olsun. Halk, bilimi anlayabilir duruma geldiğinde zaten modern ve çağdaş toplumlar kuruyoruz. Böyle konuştuğumda iletişim yapmış olmuyorum ki. Bir şey yapıyorum ama aslında söylemek istediğimin ya da söylemem gerekenin sadece bir kısmını söyleyebiliyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3772 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2079" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-200x246.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-244x300.jpg 244w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-400x493.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-600x739.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-768x946.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-800x985.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-832x1024.jpg 832w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-1200x1478.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-1247x1536.jpg 1247w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-1663x2048.jpg 1663w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-scaled.jpg 2079w" sizes="(max-width: 2079px) 100vw, 2079px" /></p>
<p><strong>Umut Yiğit: Bilimsel bilgi genellikle “halka yayalım ve olsun bitsin” gibi yanlış bir algıdan dolayı sadeleştirilebiliyor. Oysa bizim baktığımız yer, ilgili bilginin gerçekten bir tartışma alanı açabilecek vasfının olup olmadığı. Aslında şunu merak ediyoruz: Ortaya çıkan bir gündem içerisinde bir bilgiyi tartışma alanı olarak değerlendirebilir miyiz? Buradan yeni bir çıktı, yeni bir anlayış üretebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Bu tür çıktılar iyi olur. Mesela televizyon programlarında bilimin ya da popüler bilimin biraz daha bu bahsettiğim dilini konuşabiliyor olsak çok daha iyi olur. Akşamları tematik kanallarda trilyon tane siyaset programı yapacağımıza modern çağ sanatını, soyut resmi, heykeli, bilimi, inovasyonu, teknolojiyi konuşsak çok daha etkileyici olurdu. Ama böyle bir ortam maalesef yaratılmıyor. Ortam daha çok karşıtlıklara, ayrışmalara, siyasete ayrılmış durumda. Bunlar üzerinden konuştuğumuz bir dünya, bilimi ve bilimsel düşünceyi daha da imkânsız kılıyor. İmkânsız hâle geldikçe de olgular üzerinde duramıyoruz. Söylediğim gibi insanlara bunu anlatırken çok zorlanıyoruz. Zaten bir zaman sonra motivasyon da kayboluyor, anlatmaktan vazgeçiyorsun. Bu yüzden de önce bilimin kendisini iyi bilmeli, sonrasında ise içi sadeleşmemiş ve daha iyi bir anlatı sağlayacak gerekli terminolojileri kullanarak bilim iletişimini gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz hocam, çok keyifli bir söyleşiydi. </strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Çok sağ olun. Görüşmek üzere.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/">Uğur Batı &#038; Sinir ve Karar Bilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor?</title>
		<link>https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 10:53:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor ve Biz Ne Yapmalıyız? -Dilruba Turpculu   Bir sabah uyanıp, dijital bir dünyanın tam ortasında yaşadığımızı fark ediyoruz. Bu dünya davranışlarımızı izleyen, verilerimizi birleştiren ve analiz eden bir yapay zekâ tarafından şekillendiriliyor. Yapay zekâ, pazarlama dünyasında adeta dijital bir davranışsal içgörü makinesi gibi çalışarak doğru veriler toplandığında  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/">Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: <span style="color: #706842;">Gelecek Nereye Gidiyor ve Biz Ne Yapmalıyız?</span></h1>
<p><em>-Dilruba Turpculu</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3409" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-scaled.png" alt="" width="2560" height="1380" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-200x108.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-300x162.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-400x216.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-600x323.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-768x414.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-800x431.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-1024x552.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-1200x647.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-1536x828.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Bir sabah uyanıp, dijital bir dünyanın tam ortasında yaşadığımızı fark ediyoruz. Bu dünya davranışlarımızı izleyen, verilerimizi birleştiren ve analiz eden bir yapay zekâ tarafından şekillendiriliyor. Yapay zekâ, pazarlama dünyasında adeta dijital bir davranışsal içgörü makinesi gibi çalışarak doğru veriler toplandığında markalar için benzersiz bir araştırma aracı haline geliyor. Ancak bu büyüleyici potansiyel beraberinde bazı felsefi ve etik soruları da getiriyor: Pazarlama nereye gidiyor? Biz nereye gitmeliyiz?</p>
<p>Dijital dönüşümün en keskin dönemlerini yaşıyoruz. Yapay zekâ, teknolojik yeniliklerin ötesine geçerek insanın anlam arayışına dair sorgulamalara da alan açıyor. Pazarlama disiplininin tarih boyunca amacı insanı anlamak ve ona değer sunmaktı. Bugün daha fazla veri, daha hassas algoritmalar ve daha derin içgörülerle donanmış durumdayız. Ancak bu bolluk beraberinde bağlamdan kopma riskini de getiriyor. Son yıllarda müşteriyi daha iyi anlayabilmemiz için birçok noktaya bakmamız gerekirken, müşterinin içinde bulunduğu koşulları yani çerçevenin tamamına bakmadan verinin içinden tek bir bulguyu alıp içgörü zannetmek yanılgılara sebep oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Gartner’ın Mayıs ve Haziran 2022’de pazarlama analitiğinin karar alma sürecindeki rolü üzerine yaptığı bir araştırmaya göre, pazarlama ekiplerinin üçte biri veriyi yalnızca önceden belirlenmiş fikirlerini desteklemek için kullanıyor. Bu veriyi bir “sonuç doğrulama makinesi” haline getirerek yanıltıcı stratejilere yol açabiliyor. Bu noktada çeşitli veri noktalarının tümevarımsal bir şekilde birleştirilmesi yoluyla anlamlı içgörüler elde etmek, günümüzün karmaşık iş ortamında kritik bir öneme sahip hale geliyor. Yani burada aslında ihtiyacımız olan şey, bağlamı anlamak ve veriyi doğru yorumlamak için bütüncül bir yaklaşım. Çünkü müşterinin koşullarını, psikolojik yatkınlıklarını ve davranışlarını etkileyen bağlamlarını göz ardı ederek yapılan analizler pazarlama dünyasını gerçek anlamda içgörülerden uzaklaştırıyor. Dolayısıyla ancak alışık olduğumuz konfor alanı stratejilerinin ötesine geçerek farklı bağlamları görebilir hale gelebiliyoruz. Spotify’ın erken benimseyerek başarıya ulaştığı “context bazlı” strateji bu anlayışın parlak örneklerinden biri. Dinleme alışkanlıklarını bağlamsal olarak ele alarak, ruh halleri, çevresel koşullar ve günlük yaşantıyla uyumlu “mood day” oynatma listelerini oluşturdu ve 131 milyon takipçiye ulaştı. Böylelikle Spotify’ın bu bağlamsal yaklaşımı pazarlamanın geleceğini anlamak için kritik bir ders sunmuş oldu. Tüketicilerin hayatlarına dokunabilmek için içgörülerin çok boyutlu bir anlayışla desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3410 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-scaled.jpg" alt="" width="358" height="489" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-200x273.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-220x300.jpg 220w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-400x546.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-600x819.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-750x1024.jpg 750w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-768x1048.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-800x1092.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-1125x1536.jpg 1125w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-1200x1638.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-1501x2048.jpg 1501w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-scaled.jpg 1876w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>Yakın geçmişte ise, üretken yapay zekânın tüketici davranışları üzerindeki etkilerini deneyimledik. Pinterest’in 2022 yılında, bir sonraki yıla dair paylaştığı öngörüler tüketim alışkanlıklarının nasıl evrildiğini gösterdi. Genç jenerasyonun finansal hedeflerini “challenge etme” ve oyunlaştırma yoluyla hayatı dinamize ettiği örneğini görmüş olduk. Bu bağlamda, Oxford’un “Goblin Mode” -bireylerin toplumsal normları reddederek yaşadığı estetik kaygılardan uzak, dağınık bir yaşam- terimini yılın kelimesi olarak seçmesi, gençler arasında mükemmeliyetçiliğin sorgulandığı ve hayatın dayatmalarına karşı kayıtsız bir tavrın yükseldiğini ortaya koydu.</p>
<p>Bunu fark edebilen markalar ve pazarlama ekipleri, tüketicilerin bu bağlamda kendilerini ifade etme ihtiyaçlarına yanıt vererek daha derin bağlar kurmayı denedi. Goblin Mode’un bize öğrettiği gibi, tüketicilerin gerçek ihtiyaçlarını anlamaya ve onların kendilerini ifade etmelerine olanak tanımaya odaklandılar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Artık basit indirim kampanyaları yerine daha derin bir bağ kurabilmek için müşterilerin bağlamlarına inmemiz gerekiyordu. Nitekim bunu TikTok’un absürt ve gerçekçi içerik sunan algoritmasında çok net görmüş olduk.</p>
<p>Bu bağlamda, pazarlama stratejilerinin artık daha çok bireyin kendini ifade etme ve deneyimleme ihtiyacına yönelik çalışması gerekliliği gitgide kaçınılmaz bir gerçeklik oldu. Bu çağda başarılı olmak, müşterilerin hayatını kolaylaştırmak ve onları bireysel hikâyelerine dayanan yolculuklarında desteklemekle mümkündü. Yapay zekâ teknolojileri, tam da tüketicilere pürüzsüz ve ölçeklenebilir deneyimler sunarak pazarlamanın sınırlarını yeniden çizmemizi sağladı. Örneğin Uber Travel, müşterilerinin seyahat bilgilerini otomatik olarak uygulamaya entegre ederek “adım eksiltme” prensibiyle pratik bir hizmet sundu. Gucci, Vans ve Adidas gibi global markalar, yapay zekâyı kullanarak sanal deneme uygulamaları geliştirdi ve kullanıcıların evlerinin konforunda deneyim yaşamalarını sağladı. Bu örnekler bize gelecekte pazarlamanın temel taşlarına dair çok önemli öngörüler sundu: deneyimlerin pürüzsüz akışı ve müşterilere gerçek bir değer sunma. Dolayısıyla tüm bunlarla birlikte marka sadakati dediğimiz kavram da şekillendi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ChatGPT’nin lansmanıyla birlikte, yalnızca beş gün gibi kısa bir sürede bir milyon kullanıcıya ulaşılması, pazarlama dünyasındaki hız ve dönüşüm potansiyelini yeni bir boyuta taşıdı. Bu gelişme, yapay zekânın yalnızca operasyonel verimlilikle sınırlı bir katkı sunmadığını, aynı zamanda yaratıcılık ve inovasyon süreçlerini yeniden şekillendirme gücüne sahip olduğunu açıkça ortaya koymuş oldu. 2025 itibarıyla, üretken yapay zekâ ile insan işbirliği işte tam da bu potansiyelin açığa çıkarılmasını hedefliyor. Microsoft AI CEO’su Mustafa Süleyman, yapay zekânın gelecekte yeni bir dijital tür olarak insanlık yolculuğuna eşlik edeceğini öngörüyor. Bu türün, yalnızca iş süreçlerinde verimlilik sağlamakla kalmayıp, yaratıcı alanlarda da devrim niteliğinde bir dönüşüm yaratma kapasitesine sahip olduğu gerçeği gün geçtikçe daha da belirginleşiyor.</p>
<p>O halde gelecekte, uzun vadeli amaçlarımızda gerek bireysel olarak gerek ekip olarak üretken yapay zekânın etkin çalışmalar için stratejik bir ortak olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bu durum, ekiplerimizin algı sınırlarını genişletmek ve yapay zekâyı süreçlerimize entegre edilmiş bir bileşen haline getirmek anlamına gelir.</p>
<p>Ancak, tek bir yapay zekâ çözümüne bağımlı kalınmaması ve eleştirel düşünme yetkinliklerine sahip bireylerin ekiplerimize dâhil edilmesi, sürdürülebilir başarı için kritik bir öneme sahiptir. Çünkü nihayetinde bu türün ve bizlerin hala karşılıklı keşif içerisinde olduğumuzu unutmamalıyız. Uzun vadede üretken yapay zekâyı şu alanlarda etkili bir şekilde kullanmalıyız:</p>
<p><b><i>1. Müşteriyi daha iyi anlamak: </i></b>Yapay zekâ ile müşterilerin ihtiyaçlarını ve davranışlarını daha derinlemesine analiz edebiliriz.</p>
<p><b><i>2. Müşteri deneyimini pratikleştirmek:</i></b> Kullanıcı dostu, faydalı ve kolaylaştırılmış deneyimler sunabiliriz.</p>
<p><b><i>3. Kişiselleştirilmiş ve içerikler:</i></b> Yapay zekâ, müşteri etkileşimlerini daha özgün ve bireysel hale getirmemizi sağlar.</p>
<p><b><i>4. Duygusal bağları güçlendirmek:</i></b> Müşteriyle marka arasında duygusal bağ kurmak için yapay zekânın analiz ve kişiselleştirme yeteneklerinden yararlanabiliriz.</p>
<p>Sonuç olarak, yapay zekâyı bir rakip veya tehdit olarak görmek yerine, dijital yol arkadaşımız olarak benimsemeliyiz. İnsanı insan yapan şeyin vizyonumuz, hayallerimiz ve tutkularımız olduğunu unutmadan, yapay zekâyı bu serüvende stratejik bir partnerimiz olarak görmeli, her geçen gün keşfedeceğimiz yeni bir tür olduğunu unutmamalıyız.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/">Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi Meslekte Nasıl Kullanılıyor? Yapay Zekâ ve Medyada İçerik Üretimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/yapay-zeka-ve-medyada-icerik-uretimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/yapay-zeka-ve-medyada-icerik-uretimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 10:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[ay yapım]]></category>
		<category><![CDATA[Batıkan Köse]]></category>
		<category><![CDATA[decktv]]></category>
		<category><![CDATA[editör]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[kemalcankayar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[sözcütv]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar özer]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[zihni başsaray]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3375</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hangi Meslekte Nasıl Kullanılıyor? Yapay Zekâ ve Medyada İçerik Üretimi Pazarlama, gazetecilik, sosyal mecra yönetimi, senaryo yazarlığı gibi birbirinden farklı alanlarda yıllarca çalışmış uzmanlar, bu alanlarda üretken yapay zeka araçlarını nasıl kullandıklarını, bu uzmanlık dalına ve mesleğe nasıl etki edeceğini yanıtladı. Context Derginin 5. sayısı "yeni paradigma:Yapay Zeka" uzmanlar sorularımızı yanıtladı.   Yaşar Özer (Sözcü  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yapay-zeka-ve-medyada-icerik-uretimi/">Hangi Meslekte Nasıl Kullanılıyor? Yapay Zekâ ve Medyada İçerik Üretimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="p1"><b>Hangi Meslekte Nasıl Kullanılıyor? </b></h1>
<h1 class="p2"><span style="font-size: 18pt; color: #ff0000;"><b><i>Yapay Zekâ ve Medyada İçerik Üretimi</i></b></span></h1>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Pazarlama, gazetecilik, sosyal mecra yönetimi, senaryo yazarlığı gibi birbirinden farklı alanlarda yıllarca çalışmış uzmanlar, bu alanlarda üretken yapay zeka araçlarını nasıl kullandıklarını, bu uzmanlık dalına ve mesleğe nasıl etki edeceğini yanıtladı. Context Derginin 5. sayısı &#8220;yeni paradigma:Yapay Zeka&#8221; uzmanlar sorularımızı yanıtladı.</span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p1"><img decoding="async" class="wp-image-3376 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685.png" alt="" width="1080" height="567" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685-200x105.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685-300x158.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685-400x210.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685-600x315.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685-768x403.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685-800x420.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685-1024x538.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/yasar-ozer-e1747919114685.png 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<h3>Yaşar Özer (Sözcü TV, Yapımcı-Editör)</h3>
<p class="p1">Pek çok yapay zekâ aracını merak ettiğim için denedim ancak şimdiye kadar üretim sürecinde sadece ChatGPT’yi kullandım. Belgesel niteliği de taşıyan dosyalarda genelde tek başıma çalışmak durumunda kalıyorum. O yüzden ChatGPT’den sanki ekip arkadaşımmış gibi faydalanabiliyorum. Mesela toplamda on dakika sürecek bir çalışmanın metnini yazdım diyelim. Bazen üretim sürecinde bir eksik var gibi hissedebiliyor ya insan. Konuya hâkim olan biriyle fikir alışverişi yapmak yerine ChatGPT’ye danışmak mantıklı olabiliyor. Metin dili açısından özgünlüğü kaybetmemek adına destek almıyorum ancak “Sence bu metinde eksik bir bilgi var mı?” ya da “Vurgulamamız gereken başka bir detay var mı?” gibi sorulara son derece verimli cevaplar alabiliyorum. Kitaplardan ya da makalelerden faydalandığım bir çalışmada gerek duymuyor olsam da açık kaynak kullandığım zaman bir teyit aracına dönüşebiliyor. Pek çok açık kaynaktan kıyaslama yapabildiği için verimli oluyor. Nadiren de olsa belli bir dönemi görselleştirmek için kullandığım da oluyor.</p>
<div id="attachment_3383" style="width: 816px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3383" class="wp-image-3383 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-806x1024.png" alt="" width="806" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-200x254.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-236x300.png 236w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-400x508.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-600x762.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-768x976.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-800x1016.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-806x1024.png 806w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-1200x1525.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-1209x1536.png 1209w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661-1612x2048.png 1612w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Gazete-2-scaled-e1747994418661.png 1800w" sizes="(max-width: 806px) 100vw, 806px" /><p id="caption-attachment-3383" class="wp-caption-text">İllüstrasyon: Gülnihal Akbudak</p></div>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3377 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391.png" alt="" width="1080" height="550" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391-200x102.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391-300x153.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391-400x204.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391-600x306.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391-768x391.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391-800x407.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391-1024x521.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/kemal-can-kayar-e1747919210391.png 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<h3>Kemal Can Kayar (Deck TV, Genel Yayın Yönetmeni)</h3>
<p class="p1">Yapay Zekâ, kendisinden de beklendiği üzere en çok medya alanında iş üretim süreçlerini etkiledi. Kolay ve ucuza mal olabilen yapay zekâ araçları, öncesinde ancak bir profesyonelin elinden çıkabilecek seviyedeki içerikleri herhangi bir insanın yapabileceği hale getirdi. Her zaman tartışılan meseleye gelecek olursak: Yapay zekânın bu kullanımından bence biz bir avukat ya da mühendisin korktuğundan daha az korkmalıyız. Çünkü yapay zekânın yaptığı teknik üretimin, en azından şu anda yaratıcı üretimin yerini alması zor görünüyor. Dolayısıyla yapay zekâ yaratıcı üretimin önünü açarken, emeğe ya da teknik sermayeye dayalı iş akışını olumsuz etkilediğini düşünebiliriz. Yani hızlı kopyala yapıştır geç işlerden ziyade, yaratıcılık ve incelik gerektiren işler daha da önem kazanacak. Hızlı ve çok sayıda üretim yapan büyük medya şirketlerinin yerini daha niş üretim yapan firmalar alacak. Peki biz Deck TV olarak Yapay zekâ araçlarını nasıl kullanıyoruz? Temel olarak üç alanda kullanıyoruz. Bunlar; görsel tasarım, metin üretimi ve planlama. Tasarım süreçlerinde Adobe’un uygulamalarının kendi içinde sunduğu yapay zekâ desteği en çok faydalandığımız araçlardan. Örneğin Photoshop’un Genarative Fill (Üretken Dolgu) ve otomatik dekupe özelliği hızlıca kullanabileceğiniz, tasarım sürecini hızlandıran yapay zekâ araçlarından. Ayrıca Adobe’un yapay zekâ ile sıfırdan görsel üretimi için kullanıma sunduğu Firefly; özellikle web sitelerinde yer alan makale ve haberlere görsel üretmek için bulunmaz bir nimet. Photoshop’un fotoğraflarda noise azaltmaya yarayan de-noise özelliği sahada yanlış ISO gibi hatalar yüzünden yaşadığımız sorunları masada kurtarmak için büyük bir avantaj sağlıyor. Aynı şekilde Adobe’un Podcast uygulamasında sunduğu ses temizlemeye yarayan de-noise özelliği de dış gürültüleri toplayan mikrofon açıklarını kapatmak için oldukça ideal. Tabii bu özelliği kullanırken çok da abartmamak lazım, yapay zekâ olmayan sesler üretmeye de başlayabiliyor.</p>
<p class="p2">Metin tarafından baktığımızda ise yapay zekâ denince akla ilk gelen hiç şüphesiz ChatGPT. Burada temel nokta bir medya çalışanının saatlerini alacak işleri bota yaptırmak. Örneğin size bir basın bülteni geldi ve bir şirket tarafından yazıldığı için çok öznel ifadeler yer alıyor. “X şirketi olarak gururla yaptığımız bu proje” gibi ifadeleri yapay zekâya “Bu metni objektif bir dile çevir” diyerek hızlıca temizleyebiliriz. Ya da uzun deşifrelerdeki hataları ve cümleleri toparlamayı bota yaptırarak kendimizi bu iş yükünden kurtarabiliriz. Eğer İngilizce içerik üretiyorsanız yapay zekâ botunu çok daha verimli kullanabiliyorsunuz. İngilizce dil bilgisi kurallarına eğer Türkçe kadar hâkim değilseniz, yapay zekâ sizin için bedavaya çalışan Oxford İngilizce Edebiyat mezunu bir çalışan demektir.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3378 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538.png" alt="" width="1080" height="558" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538-200x103.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538-300x155.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538-400x207.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538-600x310.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538-768x397.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538-800x413.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538-1024x529.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/batikan-kose-e1747919286538.png 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<h3>Batıkan Köse (Ay Yapım, Senarist- Yazar)</h3>
<p class="p1">Ben yapay zekâdan şöyle faydalanıyorum; onunla sohbet ediyorum. Daha çok kafamı açmaya çalışıyorum. Sherlock Holmes-Watson konuşması gibi sorular sorarak, bilmediğim şeyleri öğrenmeye çalışıyorum. Bana bilmediğim tanımadığım komedyenler önermesini istiyorum. YouTube’da takip edebileceğim, dinleyebileceğim, merak ettiğim konularla ilgili bir podcast var mı? Ona soruyorum. Bazen ondan görsel atmosferler, mekanlar, ortamlar yaratmasını isteyebiliyorum. 1800’lerde Londra’daki bir evin içini bana tarif et. Onu betimle, şunu betimle gibi görseller istiyorum. Özellikle yarattığı sahnelerden besleniyorum. Geçen mesela antik bir Yunan tiyatrosuna gökyüzünden düşen bir otobüs yaratmasını istedim. Böyle tuhaf şeyleri resmetmesini istiyorum. O resimlerden ben, bir an yakalamaya çalışıyorum. Geçen Antik Yunan’da olimpiyat meşalelerinin taşındığı, taşınırken yolun ortasında söndüğünü hayal ettim. Mesela burada bir sahne yakalamaya çalıştım. Yapay zekâya hayal ettiğim kısa filmin storyboard’unu yaptırdım. Böyle kolaylıklar sağlıyor açıkçası.</p>
<p class="p1">Ayrıca ben yakın gelecekte yazarları ya da yaratıcı süreci saf dışı bırakabileceğini düşünmüyorum. Ama eğer yazar zaten iyiyse, yazarlık kumaşı olan birisine yapay zekânın çok büyük desteği olacağını düşünüyorum. Mesela Pixar’ın kullandığı bir senaryo yazılımı var. Yapay zekâ destekli. Şunu hesaplamışlar; bu filmde kadın karakterlerle erkek karakterler eşit konuşuyor mu? Senaryo yazım programı, yazım aşamasında bununla ilgili geri dönüş yapıyor. Diyor ki erkek karakterleri çok konuşturdun. Hemen sana bir öneride bulunuyor. Böylece yüzde elli yüzde elli daha eşite yakın kadın-erkek diyaloğu barındırıyor senaryo. Bu açıdan yapay zekâ çok iyi çalışıyor. Ama yaratıcı üretimi tamamen saf dışı bırakabileceğini düşünmüyorum.</p>
<p class="p2">Bence yapay zekâ şu an yenilikten uzak, bu da tam olarak yapımcıların istediği bir şey. Yeni olanı değil kârlı olanı istiyorlar. Algoritmalar gelecekte süreci daha fazla tetikleyerek, verilerden beslenen üretim sürecini güçlendirebilir. Çünkü yapay zekâ analiz süreçlerinde çok başarılı. Kullanıcı bazında algoritmanın desteğiyle şunu kestirebiliyorlar; biz on milyon için mi bir proje yapıyoruz yoksa bir milyon tık için mi bir proje yapıyoruz? Belki bizlere istediğimiz tarzda içerikler bile sunabilir. Belki kullanıcılara göre farklı sonlanan diziler bile yapabilir.</p>
<p class="p3">Ayrıca yapay zekâ bizim hakkımızda neredeyse her türlü bilgiye, veriye sahip. Bizim oy verme kararımızı etkileyebilecek potansiyelde reklamları bile önümüze çıkarabiliyor. Açıkçası ben yapay zekâ uygulamalarının yakında kişiye özel içerikler sunacağını düşünüyorum. Çünkü artık her şeyi yapabiliyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3379 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282.png" alt="" width="1080" height="585" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282-200x108.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282-300x163.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282-400x217.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282-600x325.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282-768x416.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282-800x433.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282-1024x555.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/zihni-bassaray-e1747919343282.png 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Zihni Başsaray (Naysworks, Yaratıcı Departman Sorumlusu)</h3>
<p class="p1">Bir dostum şöyle bir anısını paylaşmıştı; tanıdığı bir gençten, Amerika’daki meşhur üniversitelerden birine kabul için “diversity” konulu bir makale istemişler. O da bir sayfa boyunca aşure tarifi yazmış ve bu makaleyle üniversiteden kabul almış.</p>
<p class="p1">Yaratıcılık bence budur. Bin yıllık aşurenin tarifini öyle anlatırsınız ki “diversity” denen yeni nesil kavramı eksiksiz, gediksiz ve son derece estetik biçimde anlatırsınız.</p>
<p class="p1">Bugünkü işleviyle yapay zekâ size diversity hakkında sonsuz bilgi verebilir, örnekleri önünüze serebilir ve binlerce referansı tarayarak sizin adınıza mümkün olan her dilde makale yazabilir.</p>
<p class="p1">Keza yine bugünkü işleviyle yapay zekâ size aşurenin tarihinden tarifine dilediğiniz türde metni yazıp teslim edebilir. Hatta uzay boşluğunda süzülen ve üzerinde nohut tanelerinden gülücükler bulunan bir aşure görseli de üretebilir.</p>
<p class="p1">Ancak yapay zekâ “Diversity gibi tumturaklı bir konuyu aşure tatlısı üzerinden anlatabilir miyim?” sorusunu soracak cesareti, ilhamı ve aklı insana vermez. Yapay zekâ bize cevaplar verir. Oysa bence yaratıcılık denen meret kahir ekseriyetle aklımıza ilişen çoğu zaman densiz, tuhaf ve hatta zaman zaman saçma görünen sorularla alâkalıdır.</p>
<p class="p2">Ben de kendi işimde yapay zekâyı cevaplar bulmak için kullanıyorum. Bu benim işimin az bir kısmını çok kolaylaştırıyor. Ancak soruların peşinden hala kendi duygu ve aklımla koşmayı tercih ediyorum. Çünkü bence insanın nev-i şahsına münhasır kimlik ve belleği en çok “akla gelen sorularla” kendini gösterip onu farklılaştırıyor.</p>
<div id="attachment_3382" style="width: 956px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3382" class="wp-image-3382 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-946x1024.png" alt="" width="946" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-200x216.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-277x300.png 277w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-400x433.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-600x649.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-768x831.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-800x866.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-946x1024.png 946w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-1200x1299.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155-1419x1536.png 1419w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/22-scaled-e1747993573155.png 1762w" sizes="(max-width: 946px) 100vw, 946px" /><p id="caption-attachment-3382" class="wp-caption-text">İllüstrasyon: Gülnihal Akbudak</p></div>
<p><a href="https://contextdergi.com/yapay-zeka-ve-medyada-icerik-uretimi/">Hangi Meslekte Nasıl Kullanılıyor? Yapay Zekâ ve Medyada İçerik Üretimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/yapay-zeka-ve-medyada-icerik-uretimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Murat Uluk Anlatıyor: Veri Mahremiyeti ve Gözetim</title>
		<link>https://contextdergi.com/murat-uluk-anlatiyor-veri-mahremiyeti-ve-gozetim/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/murat-uluk-anlatiyor-veri-mahremiyeti-ve-gozetim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2024 09:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[gizlilik ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt alma]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3016</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Newslab Mutfak  Tarihin en başında insanlar hakkında kayıt alma ve bilgi edinme ihtiyacına göre inşa edilen sistem teknoloji ilerledikçe gözetlemeyi de beraberinde getirdi. İlerleyen süreçte ortaya çıkan veri tüccarları ise insanların çevrimiçi davranışlarını izlemeye ve bilgilerini toplamaya başladı. Toplanan bu veriler gizlilik ihlali, güvenlik endişesi gibi konuları da beraberinde getirdi. Dr. Öğretim Üyesi Murat Uluk,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/murat-uluk-anlatiyor-veri-mahremiyeti-ve-gozetim/">Murat Uluk Anlatıyor: Veri Mahremiyeti ve Gözetim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Newslab Mutfak </em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Tarihin en başında insanlar hakkında kayıt alma ve bilgi edinme ihtiyacına göre inşa edilen sistem teknoloji ilerledikçe gözetlemeyi de beraberinde getirdi. İlerleyen süreçte ortaya çıkan veri tüccarları ise insanların çevrimiçi davranışlarını izlemeye ve bilgilerini toplamaya başladı. Toplanan bu veriler gizlilik ihlali, güvenlik endişesi gibi konuları da beraberinde getirdi. Dr. Öğretim Üyesi Murat Uluk, çevrimiçi mahremiyet ve gözetim hakkında konuştu.</span></p></blockquote>
<p><strong>Ege Kürkcü: Hocam öncelikle hoş geldiniz. Gözetim ile ilgili bir soruyla başlamak istiyorum. Gözetim, insanları denetim altında tutma hangi ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıktı?</strong></p>
<p><strong>Murat Uluk:</strong> Tarihsel olarak baktığımız zaman insanlar hakkında bilgi toplama ihtiyacı M.Ö. 4.yy’a kadar dayanıyor. O zamanki gözetim daha çok insanlar hakkında bilgi toplama, kayıt altına alma ve ihtiyaca göre kullanma üzerine inşa edilmiştir. Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı kitabına baktığımızda orada da düşman hakkında bilgi toplamanın ne kadar önemli olduğundan bahsedilir. Gözetlemeden bilemezsiniz, bilmezseniz karşı tarafa nasıl bir davranış sergileyeceğinize karar veremezsiniz.</p>
<p>Bin yıl öncesine baktığımızda da Avrupa’da bilgi toplama durumu vardı. Veba hastalığı olan ve olmayanlar hakkında kayıtlar tutulduğunu görüyoruz. Foucault’nun gözetim, tahakküm ve denetim üzerine çeşitli çalışmaları var. Son yüzyıla baktığımızda ise gözetimin daha ticari amaçlı gerçekleştiğini görüyoruz. Kullanıcılardan daha fazla nasıl verim alınacağı, bunun nasıl paraya çevrileceği üzerine bir dönüşüm var. Tabii ki diğer alanlarda da gözetim devam ediyor fakat ticari boyutta hiç olmadığı kadar yüklü bir gözetimden bahsediyoruz.</p>
<p><strong>Umut Yiğit: Gözetim mekanizmaları olmasaydı tarih yazımı sekteye uğrardı diyebilir miyiz? Bu kayıtları edinme vs. tarih yazımını da etkilemiş olabilir mi, gözetim olmasaydı bu olur muydu?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Olurdu tabii. O daha farklı bir amaç doğrultusunda yapılmıştır, ben biraz daha ticari kısmına bakıyorum. Mesela tüketici hakkında bilgi toplamak için neler elde etmişler. Örnek vermem gerekirse, telefonun icadını düşünelim. Telefon ilk çıktığında ve telefon kabloları döşendiğinde, insanlar kaldırımda yürürken bu kablolarla dinleneceklerini düşünmüşler. İnsanlar bu yüzden ne konuştuklarına dikkat etmişler. Aslında buradaki dinleme ticari amaçlı değil, disipline etmek için kullanılıyor. Fonograf ilk çıktığı zaman insanlar ne konuştuklarına dikkat ederlermiş. Çünkü ses kaydı alıyor ve ahlaki bir etki yaratabiliyor. Fakat bu linç yiyor ve buna şeytan icadı deniliyor. Bir süre sonra ise bunlar insanların içini daha fazla nasıl öğrenebilirim noktasına doğru kayıyor.</p>
<p><strong>U.Y: Peki, reklamlar ile nasıl bir ilişkisi var?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> 1900’lü yıllarda orta-üst sınıfa ürün satacak olan firmalar belli plaketler basıyor ve bunlarla insanları sınıflandırmaya başlıyor. Bu kişi taksitini ödeyebilir veya bu ödeyemez diyerek gruplandırmalar yapılıyor. Reklam, gözetim kapitalizmi dediğimiz kavramlar bu sayede doğuyor. Daha sonra ise farklı firmalar alışveriş geçmişlerini bu tarz plakalara basmaya başlıyor. Böylelikle kayıt oluşturup, stok durumlarına bakıyorlar ve kişiye özel pazarlamalar yapmaya başlıyorlar. 1940’lara gelindiğinde İngiliz bir psikolog olan Hans Eysenck, kişilikleri soyut alandan somut alana döndürmeye çalışmış. Nevrotik insanlar, duygusal olarak istikrarlı insanlar gibi çeşitli kategoriler oluşturuyor. Bu araştırma, pazarlamacıların ve araştırma şirketlerinin çok hoşuna gidiyor. Şirketler insanları bu şekilde kategorilendirmeye başlıyor. 1950-60’lardan sonra pazar araştırmacıları, insanların hangi ürünleri aldığına dair verileri topluyor ve sınıflandırıyor. Ucuz ve pahalı ürün alanlar, bu kişilerin satın alma davranışları ve duygu durumları kategorize ediliyor. Reklam şirketleri de bu pazar araştırmalarını topluyor ve bunlara göre kitlesel reklamlar çıkarıyor.</p>
<p>Biraz daha ilerlediğimizde, kredi kartı kullanımının yoğunlaşmasıyla veriler dijital bir ortama taşınıyor. 90’lı yıllarda sadakat kartlarının ortaya çıkmasıyla, hangi ürünlerin alındığı daha bilinir hâle geliyor. Alınan ürünlerin bilinmesi de çeşitli çıkarımlar yapılmasını sağlıyor. Mesela kişi bebek bezi alıyor, firmalar altı hafta sonra bunun biteceğini öngörüyor ve kişiye bununla ilgili çeşitli broşürler gönderiyor. Aslında bu ürünü sana pazarlıyor ve seni anne-baba gibi bir kategoriye koyabiliyor. Bunların hepsi bizim fiziksel olarak sunduğumuz veriler. İnternetle birlikte insanların içsel verileri doğrudan ortaya çıkmaya başladı ve bu reklamcılar için muhteşem bir durum. Örneğin Google’da bir mail hesabı açtığımızda ad, soyad, cinsiyet gibi bilgileri belirtiyoruz ve bunlar bilinmeye başlıyor. Fakat nerede olduğumuzu her zaman söylemiyoruz, bu veriyi karşı tarafa sunmuyoruz ama onlar bizi takip ederek bu veriyi gözetiyor. İnternet öncesi dönemde asla erişilemeyecek bilgiler vardı ve bu sayede yapılan alışveriş sorulduğunda kişi daha pahalı bir markadan alışveriş yaptığını söyleyebiliyordu. Sadakat kartları ve internet ortamında ise bu yok, çünkü her şey kayıtlı durumda. Bütün işlerimizi telefondan yapabiliyoruz ve bu bizi tamamlıyor. Bunu dışarıdaki kamera gözetiminden ayıran ise bir AVM’ye gittiğimizde bizi çeken kamera sadece yürüdüğümü görür, içimdekileri değil. Fakat biz beynimizden geçen her şeyi telefona yansıtıyoruz veya yansıtmasak bile sergilediğimiz davranışlar üzerinden neler hissettiğimiz anlaşılıyor. Dört duvar arasındasın, kimse seni gözetlemiyor ama telefondan öyle bir şeye bakıyorsun ki, o senin hakkında inanılmaz bir çıkarım yapıyor.</p>
<p>Gözetimin çok ağırlaşması ve benliğimize işlemesi ise bu teknolojiler aracılığıyla oluyor. Reklamcılar için bu mükemmel bir alan. Örneğin siz biraz daha nevrotik bulgulara sahipsiniz ve güvenlik endişeniz var. Bu durumda bir sigorta şirketi duygu durumunuza göre size çeşitli öneriler sunmaya başlıyor.</p>
<p><strong>U.Y: Telefonun yanında bir konu konuştuğumuzda Instagram’da konuştuğumu z konuyla ilgili reklam çıkıyor. Bu mekanizma nasıl işliyor?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Doğrudan bilmiyorum ama insanlar kesinlikle dinlendiğini düşünüyor. Zamanında akıllı televizyonun da sesi dinlediği ve bunu iş ortaklarıyla paylaştığı biliniyor. Telefonların doğrudan dinlenmesi ürkütücü ama daha ürkütücü olanı sizi dinlemeden sizin bir sonraki konuşacağınızı tahmin edebilmesi. Bütün endüstri tahmin üzerine ilerlediği için orası daha korkunç. Diyelim ki sizinle tatil konuştuk ve akşam önüme tatil reklamı çıktı. Bu reklam konuştuğum için mi çıktı yoksa bunu konuşacağımı bildiği için mi? Ben ne konuştuğumuzu tahmin edip onu çıkardığını düşünüyorum. Aslında çok fazla parametre var. Mesela şarjınız azalıyor ve mobil uygulama şarjınızın ne kadar kaldığını görebiliyor. İhtiyacınızı ona göre önünüze çıkarıyor ve fiyatlandırma yapıyor. Bunlar sizi manipüle eden şeyler.</p>
<p><strong>U.Y: İşin teknik boyutunu da merak ediyorum. Algoritma belli bir koşullanma ilişkisi gibi herhalde.</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Google internet reklamcılığından iki yüz milyar dolar gibi bir gelir kazanıyor ve bunun yüzde sekseni reklamlar üzerinden. Sektör inanılmaz ve giderek genişleyen bir sektör. Mesela programatik reklamcılık çok konuşulan bir alan değil ama iki yüz elli milyar dolarlık bir ticari dolaşımı var, reklamın borsası gibi. Arz ve talep edenler var. Arz dediğimiz, bir haber sitesinin alanları var ve bunlar satışa çıkarılıyor. Karşı taraf ise talep eden bir firma. Arz ve talebin buluştuğu noktada reklam ortaya çıkıyor. Daha önce bıraktığımız izlere göre hepimize farklı firmalar çıkıyor, bu alanda da maliyet tıklama üzerinden gerçekleşiyor. Platform aracılığı ile satan- alan birleşmesi sağlanıyor. Bu algoritmalar üzerinden işleniyor ve algoritmayı çalıştıran da veri. Veri olmazsa algoritma çalışamaz ve kendini geliştiremez. Ayrıca veri platformları var.</p>
<p>Örneğin ben bir reklamı belli kriterlerdeki kişilere göndermek istiyorum. Bunu göndermem için benden bir ücret talep ediyor, daha da özelleştirmek istersem fi yat artıyor. Ben şirketten veri talep ediyorum ama kullanıcı bundan haberdar değil. Veri tüccarları dediğimiz ise verinin alım-satımıyla para kazanan ve işini bunun üzerine kuran firmalar. Hepsinin farklı yerlerden aldıkları sinyaller var. Ayrıca siz kendinizi yüz kategoriye ayıramazsınız ama o sizin için yapıyor. Savunurken “veriler anonim kalıyor” diyorlar ama filtreleme ve özelleştirme yaparak alanı daraltabiliriz. Bu durumda ise anonimlik ortadan kalkıyor. Veri tüccarları verileri çeşitli televizyonlar ve medya şirketlerinden alıyor, daha sonra ise bu verileri satıyor. Ellerinde olan verileri bir araya getirerek farklı anlamlar çıkarıyorlar ve bunları satıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4>“Girdiğiniz bütün sitelerden verileriniz alınıyor ve yaptığınız eylemler sonucunda kişiliğiniz tahmin ediliyor.”</h4>
<p><strong>U.Y: Veriyi şirketlerden kendimiz talep edip, alabiliyor muyuz?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Bu Türkiye’de var mı bilmiyorum ama yurt dışında var. Bir web sitesine girdiğinizde, site içinde neye baktığınız kontrol ediliyor. Girdiğiniz bütün sitelerden verileriniz alınıyor ve yaptığınız eylemler sonucunda kişiliğiniz tahmin ediliyor. Daha sonra ise sizin hakkınızda bir gölge profil oluşturmaya başlıyor. Şirketin hizmetini doğrudan kullanmasanız bile ürün siz oluyorsunuz. Platformlar kendilerini bedava kullanmamızı istiyorlar ki gizlilik sözleşmelerine baktığımızda güçlü yaptırımlar olsun. Para verdiğimiz hizmetler de bizi gözetliyor. Spotify’ın çok büyük bir gözetim aracı olduğu ve 2018 yılında Facebook ile işbirliği yaptığı biliniyor. Facebook 2018 sonrası bu işbirliklerini sonlandırdı ama almak istediğini aldı, algoritmalarını eğitti ve bunun üzerine inanılmaz bir imparatorluk kurdu.</p>
<p>Mesela Netflix sevip sevmediğimiz her şeyi biliyor. Ayrıca iş ortaklarından bahsederek, iş ortaklarımızdan sizin hakkınızda veri toplayabiliriz diyor. Fakat iş ortağının kim olduğunu söylemiyor. Bu verileri toplayabilirim ve hassas veri olmadığı sürece topladığım bilgileri kendi iş ortaklarımla paylaşırım diyor. Biz burada nesne konumuna geçiyoruz ve alınıp, verilen bir şey haline geliyoruz. Nerelerde geziyorum, hangi iş ortaklarının elindeyim, bir fikrim yok. Benlik burada savunulması gereken bir noktada oluyor. Kimlik bilgileriniz sizden habersiz alınsa bu sizi rahatsız eder ama internette bu görmezden geliniyor. Şu an ne olacak diyorsun ama yarın başına bir şey geldiğinde ‘bu neden oldu’ diyebiliyorsun.</p>
<p>O yüzden bunların en baştan durdurulması gerekiyor. Peki bireysel çabayla bu ne kadar düzeltilebilir, bunun sorumlusu biz miyiz? Sistemi biz yaratmadık, çözüm kaynağı değiliz. Bu beni gözetliyor, bunu kullanmayayım diyemezsin. Başka bir alternatif yok. Bu yüzden kişisel verilerin kontrolünün bizde olması gerekiyor. Hangi bilgiyi paylaşacağıma ben karar vermeliyim. Platformlar mahremiyetin önemli olmadığını söyleyerek insanların her şeyi paylaşabilmeleri gerektiğini söylüyor ve ardından insanların paylaşımlarını izlemeye başlıyor. Bu mahremiyetin ticareti oluyor. Duygu durumunuz kötüyken önünüze bir otel reklamının çıkması bizi manipüle edebilir. O reklama isteyerek mi tıklıyorum yoksa zafiyetim mi kullanıldı bilinmeyen bir durum ama herkes bunu ister gibi bir durum yok.</p>
<p><strong>Cem Çalışkan: Siyasi partilerin verileri kullanıp bizi kampanya sürecine dâhil etmesi. Bu bilgiler devletle nasıl paylaşılıyor? Mesela bunun örneği Cambridge Analytica’da var.</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Cambridge Analytica bütün Facebook verisini sızdırmadı ama ona rağmen mükemmel bir planlama yaptı. Facebook’un reklam kütüphanesinde, hangi partinin nasıl reklam çıktığına baktım. Devlet gözetimine baktığım zaman, ben doktora tezimde Aral Balkan ile görüşmüştüm ve o bir örnek vermişti. 1930 yılında Hollanda’da bir nüfus sayımı yapıldığını ve ad, soyadı, din bilgilerinin alındığını söyledi. Fakat Naziler, Hollanda’ya girdiklerinde o listeyi ele geçirip bütün Yahudileri topladı. Aslında o amaçla yapılmadı ama o amaçla kullanıldı. Yani böyle bir sonuç da yaşanabilir, bugün olmaması yarın olmayacağı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>U.Y: Ben programları Torrent’ten indiriyorum ve sen bana “yarın öbür gün kendini videolarda görürsün” demiştin. Ben ondan sonra korkmaya başladım.</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Bunu söyleme sebebim, onu yapan kişi de bir çıkar sağlıyor. Adobe programlarına baktığımızda 2005 yılında bir program beş yüz dolar civarındaydı, şu an ise bütün program iki bin liraya veriliyor. O zaman dolarken şimdi neden TL bazında isteniyor? Çünkü o da bir veri şirketi olmaya başladı ve senin üretime devam etmeni sağlamaya çalışıyor. Akıllı araç aldığınızda şirkete para kazandırmaya devam ediyorsunuz ve asıl para buradan kazanılıyor.</p>
<p>Adobe uygulamalarının da şu an yaptığı bu, programı satıyor ve kazanıyor. Ayrıca uygulamayı kaçta açtığın, kapattığın gibi çeşitli verileri topluyor. Daha sonra eğittiği algoritmalarla bir anlam çıkarıyor ve gelirlerinin bir kısmını buradan elde ediyor.</p>
<p><strong>U.Y: Algoritmaların nasıl çalıştığını da merak ediyoruz, bunu biraz açabilir misin?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Algoritmaların şeffaflığı büyük bir sorun. Aslında bizim istediğimiz verinin iznini vermemiz ve algoritmaları görebilmemiz gerekiyor. Telefonlarımız bu sistemleri kaldırabilecek seviyelerde fakat bilgilerimiz hiç bilmediğimiz ülkelerdeki sunucularda. Mesela belki de üç ay sonra mide ile ilgili bir sorun yaşayacaksın, sen bunu bilmiyorsun ama o sunucu biliyor. Teknoloji benim değil başkasının çıkarları doğrultusunda çalışıyor. Bütün sistemler birinin çıkarı için çalışıyor, çünkü bunlar para kazanmak için kullanılıyor.</p>
<h4><strong>“Gizlilik sözleşmesi, oyun yüklerken bastığımız “Next” işlevini görüyor. Okuduğunuz iş ortakları ise bizim için hiçbir anlam ifade etmiyor.”</strong></h4>
<p><strong>Eren Kurt: Verilere ulaşıldığı söyleniyor ama perde arkasında bu verilerin ne olduğunu bilmiyoruz. Belki bir telefon numarası veya TC kimlik numarası. Bu işin bir perde arkası var mı?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Bunu bilmiyorum ama kimin denetlemesi gerektiğini biliyorum. Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun şirketleri vb. denetlemesi gerekiyor. Fransa’da bir veri koruma kurumu var ve bu birim ‘hakları ihlal etmişsin’ diyerek milyar dolarlarca ceza veriyor. Bu cezalar caydırıcı oluyor, bizde ise cezalar caydırıcı olmadığı için şirket parayı ödeyip veriyi kullanmaya devam edebiliyor. Büyük bir olay yaşanmadığı sürece de denetleme olmuyor. Teknoloji gelişiyor, yasalarsa daha geç gelmeye başlıyor. Böyle bir durumun olacağı öngörülemediği için geride kalınıyor.</p>
<p>Mesela internet reklamcılığı son yirmi yıldır insanları belli kategorilere ekleyip, reklamlar sunuyor. Avrupa Birliği’nin kişisel verilerin korunmasıyla ilgili çeşitli direktifleri var ama Türkiye’de süreç daha yavaş ilerliyor. Sunucuların Türkiye’de olması ve veri aktarmamaları gerekiyor. Çoğu platform açık rıza almadan kullanıcıların verilerini topluyor. Bunun için suç duyurusunda bulunulabilir ama buna bakacak savcı bilgi sahibi olmadığı için boş ver diyecek ve konu arada kaynayacak. O yüzden devlet kurumlarının kendi içlerinde birilerini yetiştirip, konu üzerine bir şeyler yapmaları gerekiyor. Çünkü belli sorunlar üzerine yasal yaptırımlar olursa bunlar denetlenir. Hiçbir şey yapmazsan ve ceza vermezsen olmaz. Aslında kurumlar da sıkıntılı, bu kurumlar Google ile işbirliği yapıyor. Kişisel Verileri Koruma Kurumu ve Google, yapay zekâ üzerine işbirliği ve seminer yapıyor. Avrupa’da internet ve çocuk diye bir seminer yapılıyor ama sponsoru Facebook. İnternette çocuk güvenliği üzerine bir seminerde Facebook’un sponsor olması son derece düşündürücü.</p>
<p><strong>U.Y: Bir de çerezleri kabul et kısımları var. Çok küçük bir hayır butonu var ve çoğu zaman hayır diyemiyorsun.</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Çerez dediğimiz aslında bir metin dosyası. Web sitesine girdiğinizde cihazınıza o metnin dosyası yerleşiyor ve yaptığınız her işlem kayıt altına alınıyor. Çerez sahibi ise bu verileri elde ediyor. Mesela A sitesine girdiğinizde B sitesine ait bir çerez, A sitesinde yer alıyor. B’nin çerezi ise sizin cihazınıza yerleşiyor ve sizin ne yaptığınız görülebiliyor. Üst veri kısmında ise ekran çözünürlüğü vb. bilgiyi elde ediliyor. Bu tarz birçok üst veriyi alıyor ve bunları çerezde saklayıp daha sonra kendi sunucusunda görebiliyor.</p>
<p>Gizlilik sözleşmesi, oyun yüklerken bastığımız “Next” işlevini görüyor. Okuduğunuz zaman ise iş ortakları diyor ama bu hiçbir anlam ifade etmiyor. Genel tavırları ise bu siteye girerek kabul etmiş sayılırsınız yönünde. Öncesinde konuyla ilgili bir bilgimiz olmuyor ama girdiğimiz için kabul etmiş sayılıyoruz. Aslında hepsi bir dayatma üzerine, ne olursa olsun her şeyin kabul edildiği bir ortam olarak görülüyor. Bu rahatlık yasal düzenlemelere kadar vardı, 2018 yılından sonra ise yavaşça değişmeye başladı. Açık rızanı almış gibi olmak için sitelere kabul et butonu koydular ve bunu her sene biraz daha geliştiriyorlar. Kabul et ve çerez ayarları diye bir alan koyuldu, reddet butonu ise daha saklı bir yerde duruyor. Sayfaya zaten bir amaç girdiğiniz için gördüğünüz anda kabul et butonuna tıklıyorsunuz. Bu etik açıdan sorunlu bir durum ve sizi yönlendiriyor. Siz butona kendi rızanızla bastığınızı düşünebilirsiniz ama iki buton eşit koşullarda değil. Sıradan bir kullanıcı çok iyi medya okuryazarı olmak zorunda değil. Sistemin bunu denetlemesi gerekiyor, dediğim gibi hiçbir şeyin sorumluluğu bize ait değil. Peki, reddet butonuna bastığımızda bu gerçekten çalışıyor mu, tabii ki hayır. Bir buton var ve bunu kurumdan bağımsız denetleyecek kimse yok. Ben hayır desem bile o çerezi koyuyor ve bunu denetleyecek kimse yok. Çok sabit denetleme yöntemleri ve platformlar var. Tarayıcı üzerinden sağa tıklayıp, çerezleri inceleyebilirsiniz. Sistem önerildiği gibi çalışmıyor ve bu suç oluyor. Türk Ceza Kanunu’nun 135-136. Maddesinde “Bir kişinin habersiz bilgisini almak, başkasıyla paylaşmak suçtur. 2 yıla kadar hapis cezası vardır.” der. Bunun çevrimiçi bir karşılığı yok ama aslında aynı şey. Sizden habersiz evinize girip, bir belgenizi kopyalayıp dağıtsam bu suç ama bu internette olunca umursanmıyor. Potansiyel tehlikeyi görmediğimiz için olsun diyoruz ama yarın ne olacağı belirsiz.</p>
<p>Bu aralar herkes WhatsApp’tan +91’den telefon araması geliyor diyor. Neden geliyor, belki de zamanında bilgilerimiz bir yerden sızdığı içindir. Ticari firmalardan da sızmış olabilir devletten de. Doğrudan bizi etkilemesine gerek yok, çevreyi de etkiliyor olabilir.</p>
<p><strong>U.Y: Peki bu durum nereye gidecek, bir öngörü üretebilen var mı?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Belli kurumların daha aktif çalışmasıyla bu sorun çözülebilir. Bu aslında teknolojik olarak basit bir şey. Verinin sadece senin cihazında olması ve senin faydana çalışması sağlanabilir. Asıl soru, sistemlerin kimin çıkarına çalıştığı. Çünkü veri senin cihazında olduğunda, izin vermediğin takdirde firmalar bunu göremeyecek ve zarar edecekler. Ayrıca algoritmanın reklam alanındaki çalışma prensibi bir şey satmak üzerine, toplumsal faydayı sürekli kaçırıyoruz. Mesela akıllı saat gece kalp ritminizi tutuyor, bunun sana şu anlık bir faydası yok ama verinin paylaşıldığı şirket için pazarlama nesnesi oluyor. Buradaki düzene göre ileride kalp krizi geçirme riskim var ama bundan haberdar değilim. Bu veri tamamen başka amaçla kullanılıyor. Bu veri yüzünden normal insanlara bin lira çıkabilecek hayat sigortası, kalp krizi geçirme ihtimali olan kişinin önüne 2 bin lira olarak çıkıyor. Bankalar, sigorta şirketleri de veri tüccarlarıyla çok fazla iş yapıyor. Mesela kişi kredi almadığında sorunu başka bir yerde arayabilir ama o veri kullanıldığı için bu mağduriyeti yaşıyordur ve bundan haberdar bile değil. Bu yüzden bunların kendi cihazımızda olması daha iyi olacak.</p>
<p><strong>U.Y: Bu durumda devlete her zamankinden daha çok mu ihtiyacımız var?</strong></p>
<p><strong>M.U:</strong> Biraz daha sıkı denetim ve biraz daha bağımsız platformlarla sorun çözülebilir. Sivil toplum kuruluşları insanlara önayak olabilir. Mesela Ankara’da, belediye aracılığıyla yemek sepeti gibi bir uygulama açıldı ve buna direkt belli firmalar tepki gösterdi. ‘Komünizme mi gidiyoruz, siz neden açıyorsunuz’ diye. Böyle alternatiflerin olması iyi olabilir ama gözetim hiçbir şekilde olmayacak. Bu tarz alternatifler ve toplumun çıkarına yönelik yazılımlar kurtarıcı olabilir. Tabii bir yandan da denetim olması gerektiğini ve yasaların doğru şekilde uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Ben şu an kanunda yazanlara göre bunların etik ve yasal ihlal yaptığına dair bin tane yasa çıkartabilirim. Yasa olarak bunların karşılığı var ama kimse bunun hakkında suç duyurusunda bulunmuyor. Bunlar düzgün şekilde denetlenmeli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/murat-uluk-anlatiyor-veri-mahremiyeti-ve-gozetim/">Murat Uluk Anlatıyor: Veri Mahremiyeti ve Gözetim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/murat-uluk-anlatiyor-veri-mahremiyeti-ve-gozetim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyun Geliştiricisi Gözünden Oyun Üretim Süreci</title>
		<link>https://contextdergi.com/oyun-gelistiricisi-gozunden-oyun-uretim-sureci/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/oyun-gelistiricisi-gozunden-oyun-uretim-sureci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jul 2024 09:15:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[oyun sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2983</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Dijital oyun sektörü son yıllarda büyük bir ivme yakaladı. Gelişen teknoloji ve oyun tutkunlarının artan talepleri sektördeki büyümeyi hızlandırdı. Birçok oyun çeşitli üretim aşamalarından ve farklı meslek gruplarının kontrolünden geçerek piyasaya sürüldü. Oyun geliştiricisi ve girişimci Ahmed Muaz Topalan, bir oyunun üretiminden piyasaya sürülmesine kadar olan süreci ve sektör hakkında merak edilenleri  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/oyun-gelistiricisi-gozunden-oyun-uretim-sureci/">Oyun Geliştiricisi Gözünden Oyun Üretim Süreci</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Mustafa Burak Avcı</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;"><em>Dijital oyun sektörü son yıllarda büyük bir ivme yakaladı. Gelişen teknoloji ve oyun tutkunlarının artan talepleri sektördeki büyümeyi hızlandırdı. Birçok oyun çeşitli üretim aşamalarından ve farklı meslek gruplarının kontrolünden geçerek piyasaya sürüldü. Oyun geliştiricisi ve girişimci Ahmed Muaz Topalan, bir oyunun üretiminden piyasaya sürülmesine kadar olan süreci ve sektör hakkında merak edilenleri anlatıyor.</em></span></p></blockquote>
<p><strong>Merhaba, öncelikle hoş geldin. Seni biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>Merhaba, ismim Ahmed Muaz Topalan. İstinye Üniversitesi İngilizce bölümünden geçtiğimiz sene mezun oldum. Sektörle tanışmam üniversitenin son senesinde oldu ve bu süreçte teknik kısma ağırlık vermeye başladım. Okulun son senesinde Türkiye Oyun ve Uygulama Akademisi ile birlikte sektöre giriş yaptım. Akademiye kabul edildim ve 8 ay sürecek eğitim programı başlamış oldu. Program devam ederken ise üniversiteden mezun oldum. Mezuniyet sürecinde üç arkadaşımla birlikte oyun geliştirdik. Sonraki süreçte tamamen oraya yöneldim ve proje yöneticiliği teknikleri, oyunun teknik anlamdaki unsurları, stüdyo kurma aşamasında izlenmesi gereken finansal ve hukuksal adımlar gibi birçok konuda eğitim aldım. Ek olarak ise Google’ın verdiği proje yöneticiliği sertifikasını aldım. Oyun sektöründeki serüvenim bu şekilde başlamış oldu.</p>
<p>Oyun ve Uygulama Akademisi mezuniyetinden sonra Bootcamp projesinde proje yöneticiliği yaptığım takımla finalist olduk. Bu yüzden bizi Patika Dev adında bir kuluçka programına aldılar ve bu program bir buçuk ay sürdü. Orada, şirket başvurularında dikkat edilmesi gereken noktalar gibi çeşitli iletişim becerileri konusunda eğitim aldık. Şu an ise bireysel olarak portföy geliştirmeye devam ediyorum.</p>
<p><strong>O zaman sektöre hazırlanıyorsun değil de sektörün içindesin diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Akademinin istihdam sağlamak gibi bir sözü olmuyor, yani bir anda havuzdan okyanusa açılmış olmuyorsunuz. Kişi emekleriyle beraber, akademiyle eş zamanlı şekilde verdiği çabayla kendini ne kadar geliştirirse, sektörde o kadar şanslı oluyor. Sektör çok rekabetçi çünkü ismini çok duyurdu. Geçtiğimiz senelerde sektör Türkiye’ye döviz anlamında çok getiri sağladı. Hem sevilen bir iş hem de maddiyat sağlıyor; bu nedenle sektör çok kalabalık. Akademi, teknik anlamda insanı en üst seviyeye getirmiyor ama sektöre ilgi duyanların giriş yapması adına iyi bir yer.</p>
<h4><strong>“Oyunu bir kitleye anlatmak için sadece bir mühendis gözünden bakmanız yetmez, oyun aslında bir iletişim aracıdır.”</strong></h4>
<p><strong>Peki, sadece oyun tutkunu olmak, oyun oynamaktan keyif almak oyun geliştiriciliği için yeterli mi? Bu yola çıkan biri yeterli bilgi birikimine sahip olmadan sektörün içinde var olabilir mi?</strong></p>
<p>Bu dediğin, benim ve sektörde tecrübesi olan birçok kişinin gözünde sahip olunması gereken bir şey. Maddi açıdan yaklaşınca, zaman kısıtlaması olan bir proje yatırımcıların baskıları, boyutun küçülmesi, büyümesi gibi kısıtlamalardan dolayı ameliyat masasında kalabiliyor ve stüdyolar kapanabiliyor. Dolayısıyla, tutkunun bir ekipte ve her bir üyede olması lazım. Oyun geliştiricisi açısından baktığımızda ise, oyun geliştirici dediğimiz kod yazarak ve oyun motoru araçlarını kullanarak oyunu inşa eden kişilerdir. O yüzden kişinin, yazılımcı olmasa bile analitik düşünce yetisine sahip olması gerekiyor çünkü oyunu inşa edebilmesi lazım. Oyun sadece kod yazmaktan ibaret değildir. Bizim oyun tasarımcısı olarak adlandırdığımız ve birçok alt başlığı olan oyun tasarımcıları var ve bunlar oyunun ekonomisini, hikayesini, yapısını dizayn eden kişiler.</p>
<p>Oyun tasarımı multidisipliner bir alan ve içerisinde iletişim, müzik vb. gibi birçok alanı barındırıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Ertuğrul Süngü vardı. Kendisi, dijital oyun geliştirme bölümünün iletişim fakültesinde olmasının sebebini açıklıyor; bölüm multidisipliner bir bölüm, yani sadece bir mühendislik bölümü değil derdi. İnsanlar bu konuda çok büyük bir hataya düşüyorlar, bilgisayar mühendisliği okudum ve çok iyi bir oyun geliştiricisi olabilirim diye düşünüyorlar ama maalesef böyle bir şey yok. İnsanın iletişim konusunda kendini geliştirmesi lazım ve oyun özünde bir kitleye fikrinizi anlatmanızdan ibaret. Oyunu bir kitleye anlatmak için sadece bir mühendis gözünden bakmanız yetmez, oyun aslında bir iletişim aracıdır.</p>
<h4><strong>“Günümüzdeki teknolojik gelişmelerle birlikte yazılım bilmek kolaylaşmış durumda, teknik dâhi olmasanız bile Copilot gibi araçlar var.”</strong></h4>
<p><strong>Anladığım kadarıyla üretim aşaması sadece yazılım süreciyle alakalı değil. Birden fazla disiplinle, farklı sanat ürünleriyle üretimin içinde var olabiliyorsunuz. Üretim aşamasının içinde var olmayı sadece yazılım bilmekten ibaret sanmak çok büyük yanlış olur.</strong></p>
<p>Yalnız kurt diye nitelendirebileceğimiz biriyseniz olabilir. Örnek vermem gerekirse, Stardew Valley oyunu çok uzun seneler içerisinde tek bir kişi tarafından geliştirilmiş. Bu adam oyunun yazılım kısmında bulunuyor, müziklerini kendisi yapıyor; yani her aşamayı kendi başına halleden insanlar var. Tabii siz bir oyunu kendim çıkaracağım, var olan işimin yanında hobi olarak yapacağım diyorsanız yazılım bilmeniz gerekiyor. Günümüzdeki teknolojik gelişmelerle birlikte yazılım bilmek kolaylaşmış durumda, teknik dahi olmasanız bile Copilot gibi araçlar var. ChatGPT gibi yapay zekâ araçlarının artmasıyla beraber insanların kendilerini geliştirmesi kolaylaştı. Hatta ‘Otomasyona giderse işimizi kaybeder miyiz?’ gibi düşünceler de var ama bence bu yaşanmayacak. Çünkü yapay zekâ araçlarında otomasyonun başında birinin olması lazım. Bu araçlar genel geçer bir iskelet veriyor ve bizi hızlandırıyor.</p>
<p>Aynı zamanda hyper-casual furyasının çöküşüyle ve insanların bundan sıkılmasıyla sektör küçülmeye gitti. Çok fazla oyunu olan stüdyolar bir ekip kuruyor, bu ekibi yüksek oranda senior’lar oluşturuyor. Oyunun içerisindeki analizlerle beraber bir gelir kaynağı olacağı öngörüldükten sonra ekibe teslim ediliyor. Yani oyunu beş kişi yaptıktan sonra farklı bir oyuna geçiliyor ve o oyun da gelecek vaat ediyorsa diğer ekibe teslim ediliyor. Bu yüzden stajyer alımı çok fazla olmuyor ve sektör bu yüzden küçülmeye gidiyor.</p>
<p><strong>Bizim alanda da mobil gazetecilik dediğimiz bir pratik var. Normalde gazetelerde her alan departmanlara bölünmüştür ve muhabir, editör, haber müdürü çalışır. Şu an ise işler öyle bir noktaya geldi ki herkesin yayıncı olabileceği bir platform var. Kişi kurgu, editörlük, kamera gibi her alanı tek başına yapabiliyor. Kısaca, yayıncılarda olduğu gibi tek başına çalışıp mobil iş ve aynı zamanda oyun üreten kişiler mi çıkacak karşımıza?</strong></p>
<p>İnsanlar için kesinlikle böyle bir opsiyon var. Örnek verirsem, geçtiğimiz üç ay içinde Lethal Company adında bir oyun çıktı ve rekorlar kırdı. Oyunun kazandığı para 60 milyon dolardan fazlaydı ve oyunu bir kişi yaptı. Önemli olan trendleri yakalayabilmek çünkü önemli bir trendi yakalayıp bir oyun yapacağım diyorsunuz ama oyunda üç sene çalışırsanız trend kaçmış oluyor. Bu belki de sizin için iyi bir deneyim oluyor ama parayı kazanan siz olmuyorsunuz. O yüzden trendin ne kadar süreceğini kestirebilmek gerekiyor. En basitinden, size bir sürü düşmanın geldiği ve sizin onlardan kaçıp, seviye atlayarak oyunu bitirdiğiniz bir janra çıktı. Bu tür Vampire Survivors adında bir oyunla patladı ve oyun o kadar sattı ki bu kategorinin dünyaya tanıtılmasını sağladı. Bu oyun çok sattı, biz de yapalım diye oyun yapımına girip hâlâ bu aşamada olan stüdyolar varsa işleri çok zor. Onların orijinal bir fikir bulup çok büyük bir fark koymaları gerekiyor çünkü trend sona erdi.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-3031 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate.jpg" alt="" width="494" height="278" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Baldurs-Gate.jpg 2560w" sizes="(max-width: 494px) 100vw, 494px" />Sektörde bağımsız oyun geliştirme firmalarının hâkimiyetini ve yeni trend yaratma gücünü görüyoruz. Peki şu an trend yaratma, bağımsız oyun firmalarının hakimiyeti ya da tekel firmaların sürekli kısır bir döngü içerisinde oyun çıkarması hakkında ne düşünüyorsun? Endüstrinin geldiği durumdan memnun musun?</strong></p>
<p>Sektörde devasa firmaların hâkimiyet kurmasından ziyade orijinal fikirlere sahip, kompakt ekiplerin güzel oyunlar çıkarması beni daha çok memnun ediyor. En basitinden, trend yaratma noktasında Lorient Stüdyosu bunu yaptı. Baldur’s Gate’i çıkardılar ve çok iyi sonuçlar aldılar. Çünkü eksiklik olan noktayı tespit ettikten sonra kaliteli bir iş ortaya çıktı. Ufak stüdyolarında çıkardıkları, yıllarca konuşulacak oyunlar var ve amaçları milyonlar kazanmak değil. Onlar için önemli olan tutku duydukları projeler yapmak ve oyunun hissiyatından bunu anlayabiliyorsunuz. En başta söylediğim gibi, tutkuya sahip bir ekipseniz kendinize kaliteli bir oyun yaratarak trendi sağlayabilirsiniz. Pazarlamayı da güzel başarabilirseniz dev kitlelere ulaşmasanız bile kârlılık elde edebilirsiniz. Kısaca ben veya oyun tutkunu herhangi biri aynı oyunu tekrar tekrar görmektense başka işler görmeyi istiyor ve çoğu kişi bunu dile getiriyor. Bu yüzden oyun sektöründen memnun olduğumu söyleyebilirim.</p>
<p><strong>Peki, büyük oyun firmaları tekellikten çıkıp orijinal işler yapmamız gerekiyor noktasına ne zaman gelecek sence?</strong></p>
<p>Vizyonunun para olmaması gerekiyor ama büyük stüdyolarda bu kaçınılmaz. En basitinden FromSoftware şirketi Elden Ring’i çıkardıktan sonra Souls Like oyunlar çoğaldı, ana akışa oturdu ve oyunun benzerleri çıkmaya başladı. Dolayısıyla orijinal bir fikri iyi bir şekilde dünyaya getirebilseniz bile belli bir süre sonra oyun başa sarmaya başladı diyebilirler. Servis oyunları dediğimiz oyunlarla ve oyun içi mikro işlemlerle birlikte stüdyolar çok fazla gelir elde etmeye başladı ve sayıları giderek arttı. Örnek vermek gerekirse, Sega yakın zamanda Souls Like oyunlarda New Games Plus olduğunu açıkladı. Bu oyunu bitirdikten sonra bitirdiğiniz şekliniz ve karakterinizle tekrar yeni bir oyuna başlıyorsunuz. Oyun daha da zorlaşıyor ve sonra tekrar bitiriyorsunuz; aslında bu tamamen oyunu yapan kişinin ne kadar devam edeceğiyle ilgili. Sega yeni getirecekleri oyunda bunun paralı olacağını söyledi ve çok tepki aldı. Oyuncular katı tepkiler koymadığı takdirde büyük stüdyoların bunları ayırıp devam edecekleri bir senaryo yaşıyoruz. O yüzden bağımsız oyunların yükselişi devam ediyor çünkü tutkuyla yapılan bir oyun on değil de dört saat bile olsa verilen paranın hakkını alıyor.</p>
<p><strong>Artık yeni çıkan birçok oyunda oyun modifikasyonu ve kodlama sürecinin önü kesiliyor, kaynaklar kapatılıyor. Bu durum oyun dünyasında nasıl bir etki yaratacak?</strong></p>
<p>Capcom’un aldığı kararla birlikte eski oyunları da dâhil olmak üzere bütün oyunlarına güncelleme gelecek. Mod ile alakalı herhangi bir dosya tespitinde oyuna erişiminiz kapanıyor ve bu olmaması gereken bir durum. Çünkü parasını verdikten sonra bu tek başına olan ve insanları etkilemeyen bir tecrübe, yani gri bölge. Oyun kodlamak insana çok fazla deneyim katıyor ve portföy geliştirme kısmında katkı sağlıyor. Portföy geliştirmede yanlış anlaşılan konu ise, sadece oyun mu geliştirmek gerekiyor? Hayır, geliştirici olmak istiyorsanız ama tasarımcı olacaksanız iyi hikâyeli bir oyunun alternatif bitişini yazabilirsiniz örneğin. Portföy tamamen sizin alanınıza göre değişen bir durum ama oyun geliştiriciyseniz mutlaka bir oyun yaratmanız gerekiyor. Aldığınız bilgileri aktarmak adına en az on saat oynanabilir ve bitirilmiş bir projede yer almanız önemli.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3036" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring.jpg" alt="" width="1400" height="787" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Elden-Ring.jpg 1400w" sizes="(max-width: 1400px) 100vw, 1400px" /></p>
<h4><strong>“İnsanlar başvurdukları firmadan olumsuz geri dönüş alırlarsa mes</strong><strong>aj atıp kendimi nasıl geliştirebilirim diye sorabilirler. Hemen pes edilmemesi gerekiyor çünkü sektör rekabetçi ve hayat bu şekilde işliyor.”</strong></h4>
<p><strong>Büyük firmaların stajyerlik vaadiyle yeni mezun olmuş veya eğitim aşamasında olan insanları kandırması konusu var. Sence buna ne zaman bir çözüm bulunacak? Çünkü burada ciddi bir sömürü var.</strong></p>
<p>Yabancı kaynaklardan takip ettiğim kadarıyla haber bültenleri paylaşılıyor. Bir şirketin sizden talep ettiği iş zor veya uzun zamanlıysa, buna ihtiyacınız var mı diye düşünün. Örnek veriyorum, siz bir oyun test etmek için bir pozisyona başvuruyorsunuz ve sonrasında sizden bir analiz istiyorlar. Sizi işe alacaklarını söyledikleri için bundan bir şey talep etmiyorsunuz. Daha sonra ise mailinize cevap Yabancı kaynaklardan takip ettiğim kadarıyla haber bültenleri paylaşılıyor. Bir şirketin sizden talep ettiği iş zor veya uzun zamanlıysa, buna ihtiyacınız var mı diye düşünün. Örnek veriyorum, siz bir oyun test etmek için bir pozisyona başvuruyorsunuz ve sonrasında sizden bir analiz istiyorlar. Sizi işe alacaklarını söyledikleri için bundan bir şey talep etmiyorsunuz. Daha sonra ise mailinize cevap vermeyip, alımı kapattık diyebiliyor. Dediğim gibi boş zamanlarınızda bir şeyler yapabilirsiniz, tutkusu olan ve kendini geliştirmek isteyen bir şekilde yolunu buluyor. Ben düzenleme kısmında bir şey olacağını sanmıyorum çünkü şirketler de karşılık olarak başka argümanlar sunacaklardır. Ayrıca, zorlayıcı durumlar yaşanabiliyor. Biz projede faaliyet alanımızı küçültmek ve oyunu daha kısa süre içinde geliştirmek zorunda kaldık. Kötü bir olay yaşadığınızda yolunuza devam edebilmeniz gerekiyor. Fakat bir tavsiye vermem gerekirse sömürülmeme adına şirket kültürünü ve büyüklüğünü inceleyip, insan kaynakları ile iletişime geçebilirler. Olumsuz geri dönüşlerde ise yine mesaj atıp kendimi nasıl geliştirebilirim diye sorabilirler. Hemen pes edilmemesi gerekiyor çünkü sektör rekabetçi ve hayat bu şekilde işliyor.</p>
<p><strong>Son zamanlarda oyun sektörü uzun çalışma saatleri istiyor. Özellikle son teslim tarihi yaklaştıkça herkesin uykusuz kalarak çalıştığıyla ilgili haberler çıkıyor. Bunun sebebi üzerlerinde olan baskı mı yoksa yanlış yapılmış planlamalar mı?</strong></p>
<p>Bir yatırımcı sunumu hazırlarken, projenize fikir ortağı arıyormuşsunuz gibi düşünmeniz gerekiyor. Çünkü size büyük paralar yatıran birileri var ve onların bazı istekleri oluyor. Oyun hakkında bir değişiklik yapacağınız zaman yatırımcı toplantıları yapıyorsunuz ve biz bunu yapacağız, bunu elde edeceğiz diye anlatıyorsunuz. Fikrinizi anlatmaya ve satmaya çalıştığınız tek kitle oyuncu kitlesi değil, kendinize ve elemanlarınıza da bunu aşılayabilmeniz gerekiyor. Bunu yatırımcılara eş zamanlı bir şekilde iletirseniz ortaya güzel projeler çıkabiliyor. Burada proje yöneticilerinin çok büyük bir rolü var. Proje yöneticileri haftalık veya aylık görev sayısı koyuyor, nelerin yapıldığına dair toplantılar yapıyor, ayrıca bazen bireysel toplantılar da yapılabiliyor. Örnek veriyorum, stüdyolar oyunu küçültmek veya bazı özelliklerini kısmak zorunda kalabiliyor. Bunu yapmayı tercih etmezlerse elemanların fedakârlıkta bulunup çok çalışması gerekiyor. Bu yüzden en başından beri tutkunun öneminden bahsediyorum çünkü insanlar fazla mesai yapmak zorunda kalabiliyor. Sektörde oyun projesini kendinize ait olmasa bile kendinizinmiş gibi sahiplenirseniz bunu yapabiliyorsunuz.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-3039 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Anubis.png" alt="" width="274" height="158" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Anubis-200x115.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Anubis-300x173.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Anubis-400x231.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Anubis-600x346.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Anubis.png 728w" sizes="(max-width: 274px) 100vw, 274px" />Anladığım kadarıyla, bir yatırımcı üretim aşamasının parçası olduğu zaman fikrin özünden kopulması gibi bir ihtimal oluşuyor. Buna karşı alınacak bir önlem var mı?</strong></p>
<p>Pay sahibi dediğimiz kişiler toplantılarda oluyor ve oyun hakkında yapılacak değişikliklerde bu kişilere başvurmanız gerekiyor çünkü bu kişi size para veriyor. Özünden şaşma noktasında söyleyebileceğim, üstteki kişiler komuta zincirinde aşağıya eleman alıyorsa çok dikkatli olmalı ve şirket kültürüne uygun insanlar almalılar. Tutku burada devreye giriyor, para odaklıysanız pazar araştırmasında en çok para kazandıran işi yapalım dediğiniz takdirde fikirden şaşıyorsunuz. O yüzden şaşma noktasında en büyük faktörün para karşısında tutkunun dengesi diyebilirim.</p>
<p><strong>Para tutkusu büyük şirketlere servis oyunları vb. Para tutkusu büyük şirketlere servis oyunları vb. yaptırmaya devam ettirecek mi?</strong></p>
<p>Şu an verdikleri tepkiyi göz önünde bulundurarak bu soruya evet diyebilirim. Mesela ben bir dönem yurt dışında bir oyun için koçluk yaptım ama kripto piyasaları çöktükten sonra fonlama durdu. Biz oyuncular olarak bu adamlara çok fazla kârlılık sağladığımız zaman bozuk olmayan bir şeyi tamir etmelerine gerek kalmıyor ve bunlara tepkinin verilmesi gerekiyor. Mesela eğer Sega’nın yaptığı yürürlüğe girerse ve oyuncular tepki vermezse bütün oyunlarda New Game Plus ekstra para vererek alınmak zorunda kalabilir. Bu biraz kitleye kalan bir durum, bilinçli tüketicinin yanı sıra sektörde çok fazla bilinçsiz tüketici var. Maalesef sadece bir yayıncının yayınında gördüğü için, arkadaşları tavsiye ettiği için veya kötü olsa bile oyun patladığı için oynanan oyunlar var. Bu komitenin verdiği tepkiyle alakalı, yani sert tepki bulmadıkları sürece adamlar parasını kazanıyor ve bunu yapmaya devam ediyor. Zaten bu yüzden Indie oyunlar kâr olarak yükselişte.</p>
<p><strong>En önemli sorulardan biri de, Dijital Oyun Tasarımı bölümünün neden iletişim fakültesinde yer alıyor ve bir iletişimciye neden ihtiyaç duyuluyor?</strong></p>
<p>Tabii, bu rollerin multidisipliner olmasından kaynaklı bir durum. Ekip içerisinde bir insana görev verirken üyelerin neler yapabileceklerini bilmeniz gerekiyor, aynı şekilde karşı taraf da sizin ne yapacağınızı bilmeli. Ayrıca, bir kitleye hitap ettiğimiz ve ürün ortaya çıkaracağımız için pazar analizi yapmak önemli. Bunların nasıl yapıldığını bilmeniz gerekiyor ve bu da iletişim gerektiriyor. Yani, iletişimciye ihtiyaç duyulma sebebi pazarlama ve içerik üretimi kısmında iletişimcilerin market analizlerinin çok değerli olması. Aynı zamanda insan kaynakları noktasında da yer alıyorlar. Oyun sektöründe pazarlama kısmı çok etkili ve önemli. Oyunun mekaniği de önemli kuşkusuz ama ondan ziyade hikâyesi çok önem taşıyor. Bu yüzden yazı yazabilen, senaryo kuran bir insana kesinlikle ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-3035 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games.jpg" alt="" width="435" height="245" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Metroidvania-games.jpg 1280w" sizes="(max-width: 435px) 100vw, 435px" />Sektör hakkında her konuyu konuştuk ve üretme tutkusu olan kişilerin neler yapması gerektiğinden bahsettik. Aslında bize başından sonuna güzel bir yol çizdin. Peki, sen şu an nasıl bir noktadasın?</strong></p>
<p>Akademide tanıştığım iki kişiyle bir iş yapıyoruz ve seneye kadar demo çıkartmayı hedefliyoruz. İnkübasyon programlarına başvurmayı planlıyoruz. Kurumsal kimliğimizi ve sistemimizi oturtmuş durumdayız. Oyunun hikâyesi, baştan sona neler olacağı planlı ama detayları yok. Akademi sürecinde tanıştığım Ahmet Yunus Turna ve Sabri Emre Ekim ile süreci devam ettiriyoruz. Biri sanatçı diğeri geliştirici olarak çalışıyor. Ben de hem geliştirme hem de proje yöneticisi kısmında yer alıyorum. Oyunu yaratırken çok sevdiğim Ready Play One filminden esinlendim. Oyunda Al ve VR teknolojilerinin, artırılmış gerçeklik teknolojilerinin çok gelişmiş noktalara geldiği bir dönemdeyiz. Sistemin içerisinde fiziksel hissederek inceleme yapılabiliyor. Bir gün takımdan birinin ihanetine uğruyorlar ve sisteme hapsoluyorlar. Oyun boyunca beş farklı mitolojiye değinmeyi hedefliyoruz çünkü ekibimiz mitolojik eserleri inceleyen bir ekip. Hikâye oluşturma kısmını kendim yapıyorum ve çeşitli araştırmalarla hikâyenin iskeletini çıkarıyorum. Sonra arkadaşlarımdan değerlendirmeler alacağım ve herkes onaylarsa devam edeceğiz. Bir iş bölümü yaptık. Ahmet Yunus şu an basit geliştirme testlerini yapıyor ve oyunun hareket sistemini oturtmuş durumda. Sabri Emre Ekim de hem site hem de tasarlama, çevre tasarımı, karakter tasarımında yer alıyor. Kısaca bu şekilde ilerliyoruz.</p>
<p><strong>Son olarak, oyun tutkunları için tavsiye edebileceği</strong><strong>n kişiler, kanallar, etkinlikle</strong><strong>r var mı?</strong></p>
<p>Önerebileceğim ve izlemelerini, dinlemelerini tavsiye edebileceğim birkaç kanal var. GDC (Game Desing Conference) kanalının videolarını mutlaka izlesinler. Belgesel niteliğinde, uzun formatta videolar var ve bunlar inanılmaz değerli videolar. Türkiye’den Disket Kutusu ve Orhan Kayaalp’in uzun zamandır devam ettirdiği Pintipanda var. Bunu podcast formatında ses olarak da dinleyebilirler. Yabancı kaynaklarda ise Game Writing var. Bu kanal anlatı tasarımı kısmında, iletişim fakültesiyle çok alakalı olacak şekilde hikâyesi kaliteli olan oyunların yazarlarını davet ediyor. Bu teknik anlamda gelişmek isteyen insanlar için oldukça önemli.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3034 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter.png" alt="" width="310" height="261" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter-200x168.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter-300x252.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter-400x337.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter-600x505.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter-768x646.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter-800x673.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/Dead-Cells-Caharacter.png 826w" sizes="(max-width: 310px) 100vw, 310px" /></p>
<p>Etkinlik konusunda ise İzmir’de Dijigame, OGEM, Patika Dev gibi yerlere başvurabilirler. Oyun ve Uygulama Akademisi senede bir kere alım yapıyor, onların kendi sitesi var, o takip edilebilir. Kuluçka projelerine başvurabilirler. TÜBİTAK, Bilişim Vadisi, Bahçeşehir Üniversitesi, İTÜ Arı Kenti’nin çeşitli kuluçka programları var. Bu tavsiyeleri verebilirim.</p>
<p><strong>Geldiğin ve bize oyun sektörünün içerisindeki durumu anlattığın için çok teşekkür ederiz. Oyun tutkunu insanlara çok bilgilendirici bilgiler anlattın.</strong></p>
<p>Ben teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/oyun-gelistiricisi-gozunden-oyun-uretim-sureci/">Oyun Geliştiricisi Gözünden Oyun Üretim Süreci</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/oyun-gelistiricisi-gozunden-oyun-uretim-sureci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dora Özsoy İle Video Oyun Üretim Süreci</title>
		<link>https://contextdergi.com/dora-ozsoy-ile-video-oyun-uretim-sureci/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dora-ozsoy-ile-video-oyun-uretim-sureci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2024 11:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Cardboard Town]]></category>
		<category><![CDATA[dora özsoy]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirici]]></category>
		<category><![CDATA[Lighthouse Keeper]]></category>
		<category><![CDATA[oyun üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[video oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2951</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Fikriye Yılmaz, Ege Kürkcü  Video oyunları, üretim aşamasından piyasaya sürülme sürecine kadar birçok farklı adımdan geçiyor. Süreç boyunca yazılım, grafik tasarımı, oyun içi optimizasyon gibi birçok konu büyük bir titizlikle yönetiliyor. Tamamlanan bu oyunlar ise yurt içi ve yurt dışı pazarında satışa sunuluyor. Video oyunu geliştiricisi Dora Özsoy, video oyunu üretim sürecini ve Türk oyun  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dora-ozsoy-ile-video-oyun-uretim-sureci/">Dora Özsoy İle Video Oyun Üretim Süreci</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Fikriye Yılmaz, Ege Kürkcü </em></strong></p>
<blockquote><p>Video oyunları, üretim aşamasından piyasaya sürülme sürecine kadar birçok farklı adımdan geçiyor. Süreç boyunca yazılım, grafik tasarımı, oyun içi optimizasyon gibi birçok konu büyük bir titizlikle yönetiliyor. Tamamlanan bu oyunlar ise yurt içi ve yurt dışı pazarında satışa sunuluyor. Video oyunu geliştiricisi Dora Özsoy, video oyunu üretim sürecini ve Türk oyun şirketlerinin yurt dışı pazarında geldikleri son noktayı tüm detaylarıyla anlatıyor.</p></blockquote>
<p><strong>Fikriye Yılmaz: Dora merhaba, sana dergimizden kısaca bahsetmiştik. Sana bugün oyun geliştiriciliği ve e-spor tarafından sorular soracağız. Stratera Games’in kuruluşuyla alakalı merak ettiğim çok fazla şey var. Oyun geliştiriciliği veya oyunların bu kadar içinde olma tarafında sana ilham veren birileri oldu mu? Bir oyun, oyun şirketi, geliştirici olabilir.</strong></p>
<h4><strong>“İnsanın eğitiminden ziyade neye tutkulu olduğu, neye kendini verdiği daha önemli!”</strong></h4>
<p><strong>Dora Özsoy:</strong> Açıkçası hayır ama bana bu konularda en ilham veren insanlardan bir tanesi Greg Street. Kendisi Age of Empires 2’nin oyun tasarımcısı, World of Warcraft’ın en önde gelen isimlerinden biriydi. League of Legends’ın oyun tasarımı bölümünün bir süre başında oldu ve bu insan bir deniz biyoloğu. İnsanın eğitiminden değil neye tutkulu olduğundan ve neye kendini verdiğinden verim alabildiğinin muazzam bir kanıtıdır bence Greg Street. Dolayısıyla bu tarz konularda benim için ana karakter hep o ama onun dışında öyle birisi yok.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Evet çok ilginçmiş. Bu arada sen ne mezunuydun?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Ben yazılım mühendisiyim, ben yine biraz daha mevzunun içindeyim.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Bir de Türkiye tarafından baktığımızda oyun geliştirme süreci bana çok riskli geliyor. Erzurum, Potentia gibi oyunlar burada yapıldı ama globale hiçbir şekilde çıkamadı. Türkiye o rüzgârı arkasına alamadı gibi hissediyorum. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2954 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town.webp" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-200x113.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-300x169.webp 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-400x225.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-600x338.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-768x432.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-800x450.webp 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-1024x576.webp 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town-1200x675.webp 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/cardboard-town.webp 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Ben 2023 yılı itibarıyla başladığımızı düşünüyorum. Çünkü mobil piyasanın ve hyper-casual’ın bir tık daha çökmesiyle orada kurulmuş olan bir sürü yatırım ve ekipler Steam’e doğru gelmeye başladı. Biz Cardboard Town ile globalde ses getirmeyi başardık. Şimdi yolda olan bir sürü ilgi çekici oyun var belki denk gelmişsinizdir. Bu saate kadar evet, hep küçük oyunlar, fazla amatör ekipler, pek ederi olmayan oyunlar vardı ama bunun değiştiğini düşünüyorum ki bu düşünce bize ait değil. Global Community’de de var. Biz yabancı yayıncılara oyunumuzu incelemeleri için anahtarlar gönderiyorduk. Karakteri ve içerik tarzı oyun gömmek üzerine olan birine göndermişiz. Bu şahıs direkt ‘Standart Türk geliştirici işte, vasat oyunlar üretip para kazanmaya çalışan Türk oyunlarından bir tanesi daha’ dedi. Bu kötü itibar yurt dışına da gitmiş, bu kadar mı kötü durumdayız diye şaşırmıştım mesela ama ben bunu kıracağımıza inanıyorum.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Merak ettiğim bir diğer konu Stratera Games ile ilgili. X’de “Zararda olan bir şirket ilk defa artıya geçti” diye bir cümle kurmuştun. Bu nasıl başladı, ilk planlarınız neydi? Bir şeyler denediniz olmadı mı, yeterli geri dönüş mü alamadınız? Nasıl bir süreçten geçtiniz de şu anda Cardboard Town Steam’de en çok oynanan oyun haline geldi?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Ben bu işe çok küçükken başladım. Üniversite üçüncü sınıfta arkadaşlarımdan bir ekip oluşturup bir şeyler yapmaya başladım. İlk iki yıl hiçbir şey çıkaramadık ve bir tane oyunu çıkarabilmemiz için defalarca ekibin değişmesi gerekti. Çünkü elde sermaye yok, düzgün maaş verecek bir bütçe yok, son ürün çıkarmış işi bilen birisi yok. İlk oyunumuz Viral Firar’ı çıkardık ve haliyle başarılı olamadık, reklam gelirleri beklediğimiz gibi olmadı.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>İlk büyük ve ses getiren, en çok duyulan oyununuz Lighthouse Keeper değil mi?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> En çok duyulan oyunumuz mobilde başladı bence Wordmoji. Bu oyun hem biraz yurt dışında yakalandı hem de Apple Türkiye tarafından günün oyunu seçildi, insanların telefonlarında ana sayfada yer aldı. O en çok ses getiren oyunumuz oldu. PC’de ise gerçek bir bilgisayar oyunu diyebileceğimiz Havsala bizim ilk büyük projemiz oldu. Lighthouse Keeper bizim için biraz denemeydi, 3D dünyasına giriş yapalım, elimizdeki stajyerlere bir son ürün çıkarana kadar bakalım, neler yaptıklarını görelim; bizim için bir eleman seçkisiydi aslında. Mesela Lighthouse Keeper’ın ana yazılımcılarından birisi daha sonra Cardboard Town’ı yaptı. O gerçekten hem bizim için hem de ekip için bir eğitim süreciydi ve dediğim gibi zarardaydık. Bizi burada kurtaran şey benim e-spor sunuculuğundan, sponsorlardan, Youtube’dan biriktirdiğim sermaye ve ortağım ile paramızı birleştirip ‘Biz bir gün güzel bir şey üreteceğiz, o zamana kadar da bu hasarı tanklamaya okeyiz’ dememizle mümkün oldu. Aynısını küçük ekipler yatırımcıyla da yapabilirler.</p>
<p><strong>F.Y:</strong> <strong>Tabii ki evet ama az önce dediğimiz gibi birazcık bu “Türk oyun geliştiricileri” kafasını kırmamız gerekiyor sanırım. Ben yakın arkadaşlarımdan aracılığıyla çok fazla oyun geliştiricisiyle tanıştım ve hepsi bu süreç için çok zor ama çok eğlenceli diyorlar. Sizin ekiple nasıl iletişime geçtiğimizi çok merak ediyorum. Discord üzerinden biz ne yapacağız diye konuşuyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Bir kullanıcı yazıyor oyun çıkmadan önce ‘Steam Deck’te çalışıyor mu’ diye. Hepimiz birbirimize bakıyoruz Steam Deck’i olan var mı diye ve yok. Acaba çalışıyor mu biz de bilmiyoruz belki çalışıyordur, herhalde çalışıyordur düşüncesindeyiz. Ben çok bireyci bir insanım ve ekibim de genel olarak bireyci insanlardan oluşuyor. Ben ortağımla hiç bir araya gelmedim, ortağımı fiziksel ortamda hiçbir zaman görmedim ve biz milyonlar alıp bir oyunu beraber çıkardık. Bunu gerçekten gereken minimum iletişimi sağlayıp, herkesi rahat bırakarak yapıyoruz. Kim işini en iyi biliyorsa yetkiyi ona bırakıyoruz. Firmanın sahibi, oyunun tasarımcısı ben olabilirim, oyunun fikri benden çıkmış olabilir ama ben asla bizim görselciye gidip ‘bunu böyle yap’ demiyorum çünkü görsel işini o benden daha iyi biliyor. Dolayısıyla herkesin kendi rolünü tam üstlendiği ve herkesin bilgisine güvendiğimiz, minimum iletişimle süreci yürütüyoruz. Biz haftada bir kez toplantı yapıyoruz.</p>
<p><strong>F.Y: Beklediğimden daha şaşırtıcı oldu. Ben daha yoğun, sürekli iletişim halinde olduğunuz bir ortam bekliyordum.</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Onun da kendine has verimlilikleri var. Elbette bazı şeylerin daha hızlı çalışmasını sağlar ama bizim görselcimiz Konya’da, ortağım Ankara’da, ben İstanbul’dayım. Bu yüzden fiziksel ortamda bir araya gelmemiz mümkün değil. Yazılımcımız gece çalışmayı seviyor. Şimdi ben onu sürekli iletişimde kalalım diye gündüz çalışmaya zorlasam daha mı çok verim verecek, hayır. Adam bana akşam Discord üzerinden mesajını iletiyor. Ben sabah yanıtımı yazıyorum ve işler ilerlediği sürece, o da öyle mutlu olduğu sürece ne fark eder.</p>
<p><strong>F.Y: Biraz Cardboard Town hakkında soru sormak istiyorum. Oyun bir kart oyunu ve benim senden beklemediğim bir şeydi. Bu oyun nasıl ortaya çıktı?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Ben çok uzun zamandır kart oyunu yapmak istiyorum ve rafa kaldırılmış tonla projem var. Şöyle bir kart oyunu yapsam dediğim birçok oyunun da sonradan yapıldığını gözlemledim. Slay The Spire tarzı bir oyun yapmak istiyordum, yapıldı. Rain adında sağa sola kaydırmalı bir mobil oyun vardı Hem evet hem hayır diye seçim yapıyorsun. Gerçekten tasarım dokümanına kadar benim de aklımda o tarz bir oyun fikri vardı. Ama sonra yapıldığını gördüm. O zamanlar benim yeterli bütçem ve yetkinliğim yoktu. Hep bir kart oyunu tasarlamak istiyordum. Bir noktada gerçekten bu düşüncenin nasıl ve nereden geldiğini hatırlamıyorum.</p>
<p>Şehir yapma oyunlarını seviyorum ama şehir yapma oyunu açtığımda trafiği ayrı problem oluyor, alttan boru geçirmesi ayrı problem oluyor. Ben bir şehrin oluşumunu gözlemlemek istiyorum, belli kararlar da almak istiyorum ama bu kararların gerçek hayatta vergi dökümü çıkarır gibi detaylı tablolarla bir simülasyon gibi olmasını istemiyorum. Daha basit olmasını istiyorum. Bu noktada da gün gibi ortada olan şey oyuncunun seçeneğini kısıtlamak ve her kavramı en temel taşına indirgemek. Bu kararları kartlara indirgemenin çok eğlenceli olabileceğini düşündüm ve bence oldu da. İnsanlara zor geliyor. İnsanlar bir şeylerin oluşmasını izlemek, bir şeyler üretmek istiyorlar ama bunun için gerçek bir şehir yapmak kadar uğraşmak istemiyorlar. Bu noktada da kartlar yardımcı oluyor. Senin önünde yapabileceğin üç bin çeşit bina yok, altı tane kart var ve en mantıklısını seçmen veya beklemen gerekiyor.</p>
<p><strong>Ege Kürkcü: Benim sormak istediğim ilk konu optimizasyon üzerine. Oyuncu gözünden baktığımızda kitlemizin bir oyunda yaşadığı en büyük sorunlardan biri optimizasyon. Cardboard Town veya diğer oyunlar özelinde sizin optimizasyon konusunda yaşadığınız bir sorun oldu mu?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Cardboard Town’da şu an Mac cihazlarda böyle bir problemimiz var. Eski ve fan olmayan Maclerde sorun yaşıyoruz. Bunun için önümüzdeki hafta bir yama planlıyoruz, oyunun çözünürlüğünü eski cihazlarda 0.8’e indiren bir performans modu gibi. Ama bunlar çok teknik ve yazılımsal konular. Bu yüzden maalesef benim alanım değiller.</p>
<p><strong>F.Y: Bütün bilgisayarlarda oyun için optimizasyon nasıl sağlanıyor, bunun testi nasıl yapılıyor?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Bizim yaptığımız oyunların hiçbiri grafik yoğunlukta veya işlemciyi yakacak oyunlar olmadığı için bizim için problem seviyesine ulaşan konular değil. Cardboard Town’ın en grafik yorucu kısmı her binanın karelerden oluşuyor olması ve bunların hepsinin kendi animasyonu olması. Mesela bir ara dizdiğin yollar o kadar çok animatör aktive ediyordu ki bilgisayarın ısınmasına sebep oluyordu. Kapattık ve sorun çözüldü. Bizim problemlerimiz daha çok böyle küçük skalada. Onlar sinematik oyunlar yapan, ışığı basıp 3D’yi çakan oyunların sorunları olduğu için bizi ilgilendirmiyor. Lighthouse Keeper, LowPoly zaten mobil cihazda bile çalışır. Havsala 2D el çizimi, Cardboard Town kartondan, dolayısıyla sorun olmuyor bizim için ama bir keresinde komik bir şey olmuştu. Meow Express’i bir haftada yapmıştık belki izlemişsinizdir, sebebini tam hatırlamıyorum. Unreal Engine’den yaptık o oyunu çok saçma bir şekilde ve öyle bir şey vardı ki oyun ekran kartının yüzde yüzünü kullanmaya çalışıyordu. 2D bir tane kediyi süpürgede uçurduğun oyun 1500fps. Böyle bütün grafik işlemciyi alıyorum bu kediyi en hızlı götüreceğim şeklinde. O da böyle komik bir sorundu. Ben buraya Lighthouse Keeper’ın yazılımcısını getirsem belki anlatır ‘adayı şöyle kopyaladık, bu kadar görüş limitini kapattık, böyle bir ayar koyduk ve patates ayarı var’. Lighthouse Keeper’da belki görmüşsünüzdür, gerçekten grafik ayarı olarak patates ayarını seçerseniz böyle her şeyi düşürüyor ama onda bir hile hatırlıyorum. Lighthouse Keeper’da bir ana ada var ve oyunun bütün yazılım sistemleri o adanın içerisinde, diğer bütün adalar o sistemleri kopyalayıp, küçülten sistemler. Dolayısıyla ekstra hiçbir iş yükü çıkarmayan şeyler ama dediğim gibi ben uzman değilim, ortağım o taraflarla ilgileniyor. Ben işin sanatsal tarafındayım.</p>
<h4><strong>“Oyun yaparken ilk yapılması gereken hedefleri küçük tutarak, projeyi başından sonuna götürebilmek”</strong></h4>
<p><strong>E.K: Biraz kişisel zevklerimden bir soru sormak istiyorum. Stratera Games dediğimizde geliştirme kısmı ön planda. Dora Stratera Özsoy dediğimizde ise Youtube’da aşırı dengeli seriler yapan bir içerik üreticisi ön planda. Bunlar dışında kalan zamanda kulaklık ve mikrofonunu kapatıp bilgisayarın başına geçtiğinde hobi olarak oyuna vakit ayırabiliyor musun?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Ayırıyorum. Bu aralar Fortnite oynuyorum, arada bir Slipways, Hearthstone gibi taktiksel oyunlara küçük küçük vakit ayırıyorum. Gün içinde saatlerce oturup bir oyuncu kadar oyun oynadığımı söyleyemem ama haftada birkaç saat muhakkak oyun oynuyorum.</p>
<p><strong>F.Y: Son olarak geliştirme tarafında bir soru sorayım. Bu yazıyı okuyacak veya videoyu izleyecek arkadaşlar kesinlikle merak edecektir. İnsanlar birazcık bu tarafa yönelmeye başladı ve oyun yapmak istiyorlar. Senin yeni, sıfırdan başlayacak bir insana şunu yapmalısınız veya şunu kesinlikle yapmayın diyeceğin bir şey var mı?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Bence ilk yapılması gereken hedefleri küçük tutmak yani bir son ürün çıkarmak. Projeyi başından sonuna götürmek bence en önemli şey. Bunu yapabilmek için de projeyi olabildiğince küçük adımlarla ilerletmek daha sağlıklı. Next in Game diye bir ekip var, biz onlarla güçlerimizi birleştirdik ve başarılı olmuş oyunlar da çıkardık, birçok şey de öğrendik. Onlar da bugüne kadar birçok ekiple iletişim kurdular, işin işletme tarafını daha iyi biliyorlar.</p>
<p>Bir oyun maratonu yapalım, önümüzdeki Steam Next Fest’e çıkmak isteyen ekipleri ivme programına sokar gibi hem tanıtılmalarına hem geliştirmelerine yardımcı olalım diye bir program başlattık. Bir projesi olan veya proje yapmak isteyen insanları hedefledik. Bunun dışında dediğim bizim için gibi bir son ürüne ulaşmak çok önemli. Bizim Viral Firar’ı çıkarmamız iki senemizi aldı. Basit, vasat bir mobil koşu oyunuydu. Ne kadar çok problemle karşılaşacağımızı öngörememiştik. O yüzden gerçekten hiçbir sonuç beklemeden, sadece ürünü yapmış olmak için yapmanın bile çok önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>F.Y: Biraz tutkuyla da alakalı zaten. Tutkuyla yaptığında muhtemelen sonucu kötü bile olsa üzmüyordur diye düşünüyorum. Ayrıca Cardboard Town’ın heyecanı hâlâ geçmedi. Zaten erken erişimde ve daha çıkmadan üstüne mutlaka bir şeyler ekleyeceksinizdir ama yakın zamanda başlamak istediğiniz yeni bir projeniz var mı?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Biz Cardboard Town’ı Nisan’da çıkarır, devam eden bir projemiz var ona döneriz diyorduk. Çıkış günü o ekibe gidip “Arkadaşlar siz biraz daha yalnız kalacaksınız galiba, bizim bu oyuna bir sürü şey yapmamız gerekiyor” dedik. Çünkü 12 gün önce 48 bin Wishlist ile çıkış yaptık şu an 62 bin Wishlist’imiz var. Bu demek oluyor ki binlerce insan oyunu görüp ‘tamam çok ilginç’ ama önce bir erken erişimden çıksın, yeni özellikler gelsin, biraz fiyatı düşsün diye bekliyor. Bizim bu noktada çok şey yapmamız gerekiyor ve oyunu gerçekten seven, tutkulu insanlar da içeriği o kadar hızlı tükettiler ki tahtayı direkt doldurdular ve biz de hemen yeni şeyler</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2955 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/viral-firar.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>konusunda hızlanma gereği hissettik. Yarın en çok istenen bazı özelliklere yeni bir güncelleme getireceğiz, ben de bir yandan yeni binalar üzerinde çalışıyorum. Yanda yürüyen projelerimiz, yan ekiplerimiz var ama o taraflara nasıl vakit ayıracağımız bizim için de soru işareti. Cardboard Town’dan gelen kaynakları bu ekiplere nasıl dağıtacağız, şirkete yeni insanlar mı almalıyız, diğer tarafları yavaşlatmalı mıyız gibi sorularımız var ama şöyle özetleyeyim; bu Steam Next Fest’e planladığımız bir Party Multiplayer oyunumuz var. Böyle patlayıcılı, eğlenceli, arkadaşlarla kafa dağıtmalı. Orada yayımcı rolü üstleniyoruz, başka bir ekip tarafından yapılıyor. Bir de uzay madenlerinde biraz daha karanlık bir macera oyunumuz var. Orası birden “arkadaşlar biraz daha beklemeniz gerekecek” deyip yavaşlattığımız ve ne yapacağımızı düşündüğümüz bir proje.</p>
<p><strong>E.K: Biraz da e-spor kısmına değinmek istiyorum. Yıllarca içerik üretici kısmında değişik etkinlikler gördük. Sonrasında bir anda tanıdığımız ses sunucu rolünde karşımıza çıkmaya başladı. Sen Riot Games’de ilk sunuculuk yapmaya başladığında, mikrofonun arkasındayken neler hissettin?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Ben de çok mutlu ve heyecanlıydım elbette. Çünkü benim de kariyerim boyunca normal bir League of Legends oyuncusu olarak seyrettiğim süreç boyunca da Jhonnie’ler, Glandal’lar hep böyle gıpta ile baktığım ve heyecanla izlediğim isimlerdi. Onlarla aynı mekânda bulunabilmek gerçekten acayip heyecan verici bir durumdu. Özellikle e-spor sahnesinin olduğu dönemde çalıştığım ekibi, mekânı, içerikleri çok seviyordum. Benim için gerçekten keyifliydi.</p>
<p><strong>E.K: Mesela e- sporun içinde yer almandan önceki dönemden baktığında, ben bu dışarıdan böyle zannediyordum ama böyleymiş dediğin, Jhonnie ve Glandal hakkında şaşırdığın bir mevzu oldu mu?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Açıkçası aklıma gelen net bir şey yok ama benim için en heyecan verici olan eğitim dönemimde hep Akademi Ligi’ni anlatmış olmam. Akademi Ligi Youtube’da sonradan yayımlanıyordu, canlı değildi ve karanlık bir odada masada oturup, maçı izleyip bağırıyorduk. Sonra sahnede ilk yer aldığımda ışığın altında, önümde izleyiciler, herkesin gözü üzerimde, bana güvenip bu rolü vermiş olan yetkililer beni izliyorlar. Benim de onları hayal kırıklığına uğratmamam lazım. Ortam çok gergindi ama artık ‘Dora iki saat sonra TBF var, koş anlat’ deseler kalbim dahi çarpmaz büyük ihtimalle, alıştım.</p>
<h4>“Fenerbahçe, Galatasaray gibi kulüpler ekonomik koşullardan dolayı e-spor etkinliklerinden çekildiler.”</h4>
<p><strong>E.K: Biz de o e-spor sahnesi vb. ortamları çok özledik. Komite olarak çok fazla şey paylaştık ama şu anki gidişatla o eski coşkumuzdan biraz uzak kaldık. Sen e-sporun hem Türkiye’de hem dünya çapında olan gidişatı hakkında ne söyleyebilirsin?</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Global gidişatı bilmiyorum ama Türkiye’de bir heyecan sorunu yaşadığımız bence aşikâr. Bunu inkâr etmenin anlamı olduğunu düşünmüyorum çünkü bende de izleyicide de aynı hissiyat var. Bazı takımlar bu konuda çok güzel çabalıyorlar. BBL olsun, Float E-spor olsun ama sanırım bu biraz daha ülke olarak bulunduğumuz karamsar durum ve ekonomik sıkıntılardan kaynaklı. Ben böyle olduğuna inanmak istiyorum. Bugün bir oyun firması çıkıp ‘Ben bu kadar kişilik bir arenada böyle bir etkinlik patlatacağım’ dese insanlar yine gelir bence ama işte dolar kuru yüksek. Ben gerçekten bundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. World Slot’umuzu kaybettik. Önceden Dünya Şampiyonası’nda yarışıyorduk, mevsimlerdir başarı alamıyoruz ki en son artık slot hakkımızı kaybettik. Şimdi en azından bir Emea heyecanı var. Yarını temsilcilerimizden bir tanesi yarı fi nal maçına çıkacak ve bu çok heyecan verici. Önümüzdeki senelerde ben tekrar bir kalkınma dönemi yaşayacağımızı umuyorum. Şu an bence de işler çok iyi değil ama bir şekilde bu heyecanı geri yakalayabileceğimizi umuyorum.</p>
<p><strong>E.K: Ben hem Beşiktaş taraftarı hem e-spor hayranı biri olarak 2015 Wild Card’daki coşkuyu bir daha yaşamayı o kadar isterim ki. Şu anki durumda takım fark etmeden SuperMassive, Float gitse hepsine tamamım. Şimdi Emea da biraz yaklaştı ve uluslararası alanda podyum görmek bizi çok mutlu eder. Umarım onlarla birlikte o eski coşkulu günlere döneriz.</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Bunu ben de gerçekten çok istiyorum. Mesela Fenerbahçe, Galatasaray bu noktada çok fazla taraftar ve ses getirenlerdendi ama birden çekildiler. Benim aklıma gelen bir numaralı problem ekonomik koşullar, bir takım kâr elde ediyor olsa çekilmez. Umarım o heyecan ve taraftar geri döner. Temsilcimize de başarılar diliyoruz bakalım bu röportaj çıktığında sonucu belli olmuş olur. Temsilcimizin belki de finalde olduğunu öğrenmiş oluruz.</p>
<p><strong>F.Y: Bizim soracaklarımız bu kadar. Dora teşekkür ederiz.</strong></p>
<p><strong>D.Ö:</strong> Ben teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dora-ozsoy-ile-video-oyun-uretim-sureci/">Dora Özsoy İle Video Oyun Üretim Süreci</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dora-ozsoy-ile-video-oyun-uretim-sureci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</title>
		<link>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2023 09:30:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Hava Reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Getir’in “Risk Alma Getir’den Al” reklam filmini hepimiz izledik değil mi? Hani İbrahim Büyükak’ın oynadığı ve seri halinde sürekli gördüğümüz reklam filmleri. Mizah eşliğinde bizlere evde kalmamız, güvende olmamız mesajı iletildi. Pandemi döneminde, korku ve endişe içindeyken medyanın bize sundukları da korku, tükenmişlik duygularıydı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/">Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yasemin Ulu, Alaaddin Çörekçioğlu, Ömer Sarı, İsmailcan Demirci</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Getir’in “Risk Alma Getir’den Al” reklam filmini hepimiz izledik değil mi? Hani İbrahim Büyükak’ın oynadığı ve seri halinde sürekli gördüğümüz reklam filmleri. Mizah eşliğinde bizlere evde kalmamız, güvende olmamız mesajı iletildi. Pandemi döneminde, korku ve endişe içindeyken medyanın bize sundukları da korku, tükenmişlik duygularıydı. Fakat bazı pazarlamacılar bu algıdan çıkarak gerek mizahı gerek duygudaşlığı ve sempatiyi devreye sokarak pandemi döneminde zarardan çok kâra geçmeyi başardılar. Peki, sizce bunu nasıl yaptılar? İpucu verelim, ikna.</span></p></blockquote>
<p>Gerek kitlelerin ikna edilmesi gerekse de bireyin ikna edilmesi üzerine geçmişten günümüze birçok araştırma yapıldı. Bu konular üzerine makaleler yazıldı, yeni kuramlar geliştirildi. Kitleyi ikna sürecinde ismi başarıyla anılan ama gerçekte bir zalim olan Hitler’in propagandasını en azından her birimiz bir kere de olsa işitmişizdir. Algı yönetimi, ikna ve propaganda için önce Hitler’i sonrasında perde arkasına saklanmış Goebbels’i tanıdık. Bahsettiğimiz gibi medyayı kullanarak algıları yönetmek, hatta doğruları değiştirerek kitleleri ikna edilir. Ancak etik olmayan yollarla, yani biraz da Goebbels’in algı yönetimiyle gerçekleştirdiği gibi. İsterseniz önce ikna nedir, teknikleri nelerdir ondan bahsedelim. Daha sonra ise süper güce sahip olma hissini veren kitlelerin ikna sürecine tekrar değinebiliriz.</p>
<h4><span style="color: #000000;">Gündelik hayatta her birimizin karşısına çıkan iletişim şekli: İkna</span></h4>
<p>İkna, bir bireyin veya kitlenin tutum ve davranışlarının zorlama olmadan değiştirilmeye çalışılmasıdır. Aslında, günlük hayatta her birimizin deneyimlediği iletişim yöntemidir. İkna tekniklerinin başlıkları; kapıyı aralama, kapıyı kapatma, giderek artan ricalar, sadece “o” değil, evet- evet, acaba değil hangisi, soruya soru ile cevap verme, yer etme, borca sokma, önce ver sonra geri al teknikleri şeklinde karşımıza çıkar.</p>
<h4><span style="color: #000000;"><strong>Pazarlamacıların ilk amacı hedef kitlenin zihninde yer edinmek</strong></span></h4>
<p>Kullanılabilecek tekniklerin çokluğu sayesinde pazarlamacılar kendi ürünlerine, markalarına uygun tekniği seçebilirler. Bu konuda da şanslı olan pazarlamacıların günümüzde en çok uyguladığı tekniklerden bir tanesi yer etme tekniğidir. Bu teknikte iknacının yani pazarlamacının amacı, ikna etmek istediği kitlenin beş duyu organından en az birine hitap etmesidir. Bu sayede ikna edilmek istenilen kitle üzerinde bir yer edinme ve dolayısıyla ürününü anımsatma gerçekleşir. Örneğin, bir reklamda kullanılan cıngılı tekrar başka bir yerde duyduğumuzda ya da ona benzer bir müzik duyduğumuzda direkt o ürünü anımsarız. Pazarlamacıların buradaki ilk amacı hedef kitlesinin zihninde yer edinmektir.</p>
<div class="page" title="Page 74">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Önce büyük istek sunulur daha sonra küçük isteklerle süreç devam ettirilir</h4>
<p>Kapıyı aralama tekniği, pazarlamacıların kullanmaktan çekinmediği bir diğer tekniktir. Önce küçük ricalar ile başlayan iletişim sürecinin devamında büyük ricalar ikna edilmek istenilen kitleye sunulur.</p>
<p>İlk küçük isteği kabul eden bireyin, daha sonra gelen büyük isteklere hayır diyememesinin sebebi tutarlılık ve benlik algısından dolayıdır. Kısaca, ilk başta söylediğimiz evet kelimesine sadık kalmak isteriz. Kapıyı kapama tekniği ise tam tersidir. İkna eden önce büyük isteğini sunar ve daha sonrasında küçük istek ile süreci devam ettirir. Bu tekniği ilk duyduğumuzda nasıl ve neden çalışıyor diye sorgulayabiliriz.</p>
<p>Şöyle ki bu tekniğin çalışmasının nedenlerinden biri zıtlık etkisi, algıda karşıtlık. İkna edenin sunduğu ilk istek aslında ulaşmak istediği hedefi değildir. İkna edilmesi istenilen bireyin küçük isteği kabul etmesi beklenir. Reklamlarda kullanılması zor bir ikna tekniği olarak aktarılabilir. Bu tekniğe örnek vermek istersek, herkesin başına gelmiş olması muhtemel bir durumdan bahsedebiliriz.</p>
<p>Mesela yolda sizi çeviren bir satış görevlisinin aylık abonelik teklifine hayır cevabını verdiniz. Daha sonra sizi bırakmadı ve daha küçük bir ricada bulundu. Bu sefer de hayır cevabını vermenin size uygun olamayacağını düşünmeniz çok normal. Böyle hissetmenizin nedenlerinden biri de karşınızdaki görevlinin teklifini küçültmesiyle kendinden ödün vermesini belirginleştirmesinden dolayıdır. Satış görevlisi kendinden ödün vermişken sizin de kendinizden ödün vermenizi bekler. Ve evet cevabını verirsiniz. Yolda karşınıza çıkan satış görevlilerine hayır diyemiyorsanız kendinizi eleştirmenize hiç gerek yok.</p>
<p>Artık uyguladıkları tekniği biliyorsunuz.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2447 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir.jpg 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Soruya soruyla cevap verme tekniği</h4>
<p>Sizin fikirleriniz neler sorusu eşliğinde, soruya soru ile cevap verme tekniğine değinebiliriz. Bir pazarlamacının sosyal medya reklamlarında sık kullandığı yöntemlerden biri, soruya soru ile cevap verme tekniğidir. Bu tekniğin çevrimiçi reklamlarda nasıl kullanıldığını açıklamak için önce içerik üreticileri, yaygın ismi ile influencerları tanıtmak gerekir. Influencerlar, sosyal ağlar aracılığıyla aktif içerik üreterek takipçilerini etkileyen kişilerdir. Aslında, her birimiz aynı zamanda potansiyel influencer sayılmaktayız. Bu konuda yapılan çalışmalar, bir tweeti retweet etmemizin bile bizi içerik üreticisi olarak adlandırmaya yetebileceğini gösteriyor. Tabii ki sadece bir retweet sayesinde birçok takipçiye ulaşmamız, hitap etmemiz beklenebilir bir şey değildir. Bu şekilde başarıya ulaşan influencer olsa bile yol biraz daha uzuyor. Soruya soru ile cevap verme tekniği influencer pazarlaması aracılığı ile yapılmaktadır. Sevdiğimiz, takip ettiğimiz bir içerik üreticisinin kullandığı ürünü tanıtmasının ardından siz kullandınız mı, kullanmak ister misiniz, sizin fikirlerinizi bekliyorum gibi cümleler eşliğinde bu teknik uygulanmaya çalışır.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="wp-image-2124 size-medium alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-300x174.jpg" alt="" width="300" height="174" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-200x116.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-300x174.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-400x232.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-600x348.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-768x446.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-800x464.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-1024x594.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-1200x696.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor.jpg 1327w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Önce ver sonra geri al</h4>
<p>Bir başka ilginç teknik, yaygınca kullanılan ve her gün karşımıza çıkabilen tuzak bir yaklaşım olarak belirir. Önce ver sonra geri al tekniğinde, ürün ilk etapta çok iyi bir şekilde tanıtılır. Bütün özellikleri açıklanır. Genellikle satışa yüksek fiyattan başlanır. Daha sonra ürünün özellikleri düştüğü gibi fiyatı da düşer. Siz ikna eden kişiyi dinlersiniz tekrar dinlersiniz ve en sonunda onun size satmak istediği ürünü satın alırsınız. Bu tekniğin çalışmasında kabulleniş etkindir. Aslında ikna edenin size sunduğu fiyat, ürün için istediği hedefidir. Tekniğin kullanımı oldukça yaygındır. İknanın psikolojisi kitabında üzerinde durulan “klik-pırr” etkisi, bireyleri ve belli bir hedef kitleyi ikna etmekte çok önemli bir rol oynamaktadır. Hayvanlarda otomatikleşen bazı davranışlar bulunduğu gibi insan davranışlarında da otomatikleşen; tutumlar, davranışlar mevcuttur. İknanın psikolojisi kitabında da insanların bu davranışları “klik-pırr” etkisi yaklaşımıyla inceleniyor.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2448 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell.jpg 1380w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Kendini güvende hissetme duygusu</h4>
<p>Şimdi en başa dönecek olursak kitleleri ikna etme sürecinde, günümüz siyasetinden örnek vermek yerine dijital pazarlama üzerinden tartışmayı tercih ediyoruz. Siyaset, maalesef tehlike arz edebiliyor değil mi? Maslow’a göre insanların belli ihtiyaçları vardır. Bunlardan bir tanesi de Maslow’un piramidinde kendine yer bulan güvende hissetme duygusudur. Pazarlamacıların, pandemi döneminde kullandığı en yaygın teknik de budur. Başlıkların çoğunun; evde kal, sağlıklı, güvende kal şeklinde oluşturulmasının bir nedeni olarak bu durumu gösterebiliriz.</p>
<p>Getir, Trendyol, Turkcell, Ikea vb. şirketlerin kullandığı reklam stratejilerinde duygulara yer verilir. Kitleleri ikna edebilmek açısından bazen mizah bazen sempati bazen de algıda seçicilik unsurları kullanılmıştır. Bu kullanılan duygular eşliğinde, kitle ile aralarında bağ oluşturan markalar, pandemi dönemini makul sorunlarla atlatabilmiş hatta markalarının bilinirliğini de epeyce yükseltmiştir. Bu başarıların sırrı ise reklam filmlerinde kullandıkları müzikler, dikkat çekici görsellerin yanı sıra hedef kitle ile aralarında duygusal bağ oluşturmalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Ürün daha çok, pazarlamacılar daha fazla</h4>
<p>Eğer karşılaştırmamız gerekirse; kitleleri ikna sürecinde Goebbels’in uyguladığı propaganda teknikleri yerine Aristo’nun retorik kuramı daha etik sayılabilir. Tutarlı, yalansız ve güzel söyleme önem verilen bu kuramda etos, patos, logos kavramları yer alır. Duygusal çekicilik olarak adlandırılan patos, pandemi döneminde kullanılan ve bazı markaları başarıya ulaştıran ikna yoludur. Kitle ile arasında duygusal bağı sağlayabileceğine inandığı temel duygulardan birini seçerek bunu da başarıyla reklam kampanyalarına yerleştiren markalar, rekabetten en az zararla ayrılmayı başaranlar olmuştur.</p>
<p>Pazarlamacıların aktif olarak kullandığı ikna tekniklerinden kaçınabilmek maalesef ki günümüzde imkânsız. Çünkü artık ürün daha çok, pazarlamacılar ise oldukça fazla. İkna etmek isteyenler için ise rekabetten sıyrılmanın en önemli püf noktalarından biri hedef kitlenin ihtiyacını bilmekten ve ihtiyacına göre karşı koyamayacağı ikna tekniği ile iletişim sürecini başlatmaktan geçiyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/">Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
