<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gazete arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/gazete/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/gazete/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 08:40:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>
	<item>
		<title>Muhabir Hemingway İstanbul’dan Kurtuluş Savaşını Bildiriyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2024 08:20:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest Hemingway]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[muhabir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2550</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ernest Hemingway 30 Eylül 1922 günü Kanada’da yayım yapan Toronto Daily Star gazetesinin muhabiri olarak, zaferle biten Türk Kurtuluş savaşının sonuçlarını gözlemleyip anlatmak üzere İşgal altındaki İstanbul’a gelmiştir. Bu yazı Hemingway’in Türkiye’de geçirdiği günleri ve gazeteci olarak izlediği Lozan antlaşmasının izlenimlerini aktarmaktadır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/">Muhabir Hemingway İstanbul’dan Kurtuluş Savaşını Bildiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Oğuz Makal</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Ernest Hemingway 30 Eylül 1922 günü Kanada’da yayım yapan Toronto Daily Star gazetesinin muhabiri olarak, zaferle biten Türk Kurtuluş savaşının sonuçlarını gözlemleyip anlatmak üzere İşgal altındaki İstanbul’a gelmiştir. Bu yazı Hemingway’in Türkiye’de geçirdiği günleri ve gazeteci olarak izlediği Lozan antlaşmasının izlenimlerini aktarmaktadır.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Yirminci yüzyılın en etkileyici yazarlarından olan kısa öykücülüğün ustası Ernest Hemingway, Toronto Daily Star’da muhabir olarak göreve başlamadan henüz iki yıl önce tarihin önemli olaylarından biri gerçekleşmiştir. 30 Ekim 1918 günü Osmanlı Devleti ile I. Dünya Savaşı’nın galip ülkeleri arasında savaşı sona erdiren Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. 1915’te başlayan ve 326 gün süren saldırılarına karşın Çanakkale’yi geçemeyen Britanya ordusu birlikleri Çanakkale Boğazı’nın iki yakasını işgal etmiş ayrıca Britanya, Fransa, ve Yunanistan savaş gemilerinden oluşan bir filo da İstanbul önünde demirlemişti. İtalyan ordusu Antalya’yı, Yunan ordusu birlikleri ise 15 Mayıs 1919 günü İzmir’i işgal edecekti. İlk kurşunu atan gazeteci Hasan Tahsin ve Albay Fethi Bey “Zito Venizelos!” diye bağırmayı reddettiği için süngülenecekti.</p>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu müfettişi olarak Bandırma Vapuru ile 19 Mayıs günü Samsun’a ayak basmasınının ardından milletin istiklâlini kurtarma amaçlı; Amasya, Erzurum, Sivas, Balıkesir, Alaşehir’de kongreler planlanmıştı. Mustafa Kemal’in telgraf yoluyla kurduğu iletişim ağı sayesinde milli mücadele ruhu kısa zamanda ulusal ölçekte teşkilatlandı. Bu teşkilatlanma Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile çatı bir örgüte dönüştü.</p>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Mustafa Kemal’in, sivil bir önder olarak başkanlığını yaptığı Erzurum ve Sivas Kongresinde alınan kararlar kurtuluş savaşının rotasını çizdi. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşının en uygun Ankara’dan yönetileceği düşüncesiyle 27 Aralık günü şehre giriş yaptı. Ernest Hemingway’in Toronto Star’da muhabir olarak başladığı günlerde Anadolu’da işgalcilere karşı onun ayrıntılarını bilmediği şiddetli direnişler başlamış, Kuvâ-yi Milliye güçleri Fransız ordusu birliklerini Maraş’ı terk etmek zorunda bıraktırmıştı. Ernest Hemingway ülkesinde muhabir olarak görev alırken 16 Mart günü İstanbul’un resmen işgali gerçekleşmişti. Toronto Daily Star gazetesi, 1921 yılında İtalyan ordusu saflarında çarpışan, Avrupa’yı iyi tanıyan ve usta bir yazar olan Ernest Hemingway’den Paris’te muhabirlik yapmasını isteyecekti. Hemingway’in görme bozukluğu nedeniyle orduya alınmayınca ailesine söylediği sözler unutulmamalıdır:</p>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Buna rağmen bir yolunu bulup Avrupa’ya gideceğim, böyle bir gösteriyi kaçıramam, bizzat içerisinde bulunmam lazım.”</em></p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway, savaş yıllarında İtalya’da ambulans şoförü olarak hizmet vermişti. 8 Temmuz 1918’de görev bölgesine isabet eden bomba sonucu ağır yaralanmıştı. Buna rağmen, yaralı İtalyan askerlerini güvenli bir bölgeye taşımış bu davranışı nedeniyle Gümüş İtalyan Cesaret Madalyası ile ödüllendirilmişti. Hemingway, 25 Eylül 1922’de Paris’ten Corona marka daktilosu elinde Doğu Ekspresi’ne bindi ve ikinci önemli muhabirlik deneyimi için işgal altındaki İstanbul’a geldi. Hemingway’in şehri anlatan sözleri şöyleydi:</p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“İstanbul, filmlerden anımsadığımız bir karmaşa ve gizem kenti değildi kuşkusuz. Fotoğraflardan ve tablolardan anımsadığımız kent de değildi. Yaklaşan tren penceresinden uzanan kıvrımlı bir doğrultuda, güneşin kavurduğu ağaçsız bölümlere yayılmış bir evrendi. (&#8230;) Dört bir yanı denize çıkan bu kentte, denize giren küçük çocukların kıvancını izliyordum. Mavi suların hemen ötesinde kahverengi görünümlü Asya’yla birleşen bir kentti İstanbul.”</em></p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div id="attachment_2551" style="width: 191px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2551" class="wp-image-2551 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-181x300.webp" alt="" width="181" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-181x300.webp 181w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-200x331.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-400x662.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756.webp 408w" sizes="(max-width: 181px) 100vw, 181px" /><p id="caption-attachment-2551" class="wp-caption-text"><em>      Hemingway İtalyan Ordusunda</em></p></div>
<p>İşgal altındaki İstanbul’un kurtuluşunu beklediği günlerde Hemingway trenden inecekti. Ve İstanbul Tepebaşındaki Büyük Londra Oteli’ne yerleşecekti. Hemingway’in gözünden İstanbul’a dair anılar ise bu satırlarla kayda geçti:</p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Yokuş benzeri bir caddenin üst bölümüne doğru, mağazaları, bankaları ve lokantaları geçerek ilerliyorduk. Dört yabancı dilde yazılı bar ve gazino tabelalarına adeta dokunur gibi yol alan tramvaylar vardı önümüzde. Askeri otoları dolduran İngiliz ve Fransız askerlerinin durmadan klakson çaldığı caddede, işadamı giysili ve fesli adamlar görünüyordu. Otel, kaldırım taşlarıyla kaplı Pera, yani İstanbul’un Avrupa kesimindeydi. Bir kitaplığı andıran Amerikan Büyükelçiliği binasını geride bırakarak, işgal güçlerinin merkezi olan bir yapıya ulaştık. Sarı renkli İngiliz Büyükelçiliği’nin de yer aldığı bu bölüm, Pera ya da Beyoğlu denilen bir bölümüydü İstanbul’un. Kaldırım taşlarıyla kaplı Pera, İstanbul’un Avrupa kesimiydi. Resmi yapıların hemen hepsi, küçük Amerikan kentlerindeki postane binalarının kesin bir benzeriydi. Romanya ve Ermenistan konsoloslukları önünde, pasaportlarına vize almaya girişenler uzun kuyruklar oluşturmuştu. Ermeniler, Yahudiler, Romanyalılar, İstanbul’dan kaçmaya hazırdılar. M. Kemal ordularının kente çok yaklaştığı rivayetleri, her yerde duyulan korkulu bir söylentiydi. (&#8230;) İstanbul’da kaç kişinin yaşadığını kimse doğru dürüst bilmiyor. Şimdiye kadar sayım mayım yapılmamış. Bu kentte 1,5 milyon insanın yaşadığı sanılıyor. Yağmur yağmadığı zaman İstanbul’da o kadar çok toz oluyor ki, Pera’ya paralel tepelerin üzerindeki sokaklardan geçen köpeklerin ayaklarından sanki havaya bir toz bulutu yükseliyor. (&#8230;) Türkler günün her saatinde dar yolların kenarlarındaki kahvelerde oturup nargilelerini fokurdatıyorlar, bir yandan da insanların midesini yakıp kavuran rakılarıyla yudum yudum demleniyorlar. Bu içki o kadar sert ki, yanında meze olmadan içmek olanaksız gibi bir şey. (&#8230;) İstanbul’da tam 168 resmî izin günü var. Cumaları Müslümanların, cumartesileri Yahudilerin, pazarları da Hristiyanların tatil günü. Ayrıca Katoliklerin, Müslümanların ve Rumların hafta içlerinde dinî bayramları var. Yahudilerin dinî bayramları da cabası. Bu yüzden İstanbul’da her delikanlının en büyük emeli, bir punduna getirip banka memuru olmak. (&#8230;) Geleneklere uymakta, ayak uydurmakta direnmeyen kişi, İstanbul’da gece saat dokuz oldu mu, yemeğini yiyor. Tiyatrolar saat onda açılıyor. Gece kulüpleri ikide; tabiî gözde olan kulüpler. Adı kötüye çıkmış gece       kulüpleri ise, ancak sabaha karşı dörtte kapılarını açıyorlar. Bütün gece boyunca köftecilerle haşlama patates satanlar kaldırımları kaplıyor, kömür yaktıkları ocaklarında, sabaha kadar müşteri bekleyen faytonculara yiyecek hazırlıyorlar. Her türlü çılgınlığa, kumara, dansa, gece kulüplerine paydos demek için kararlı Mustafa Kemal, şehre girinceye kadar, İstanbul bir çeşit ölüm dansına dalmış. Limandan yukarı çıkan yokuşun orta yerindeki Galata semti, Barbary Coast’un en dehşetli eski günlerine taş çıkartacak kadar düşük bir yer. Her milletin ve bütün Müttefiklerin askerleri burada kurulu tuzağa düşürülüyor.”</em></p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway İstanbul gözlemlerinin yanı sıra, havadisleri de gazetesine aktarmaktaydı. Toronto Daily Star gazetesinde Ernest Hemingway imzasıyla 9 Ekim 1922’de yayımlanan haberin başlığı “Türkler İstanbul yakınlarında” başlığını taşımaktadır:</p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Büyük Taarruz ile Yunan ordusunu bozguna uğratan Anadolu’daki Türk ordusu İstanbul’u işgalci güçlerden bir an önce kurtarmaya kararlıdır. (&#8230;) Türk süvarileri, Marmara Denizi’nin sağ tarafında, Boğaz yakınlarındaki tarafsız bölgenin içinde yer alan Şile ve Yarmis’e ulaşmış durumda. Yarmis, İstanbul’dan bir günlük yürüyüş mesafesinde. Süvariler aynı bölgedeki Karayakup’a da yaklaşıyor. (&#8230;) Gece alınan haberlere göre Türk ordusunun bazı askeri birlikleri dün akşamüstü Boğaz’ın Asya tarafındaki tepelerde yer alan Beykoz yakınlarına geldi. Beykoz, İstanbul’un bir banliyösüdür. İngiliz ordusu Beykoz çevresinde tahkimat yapıyor. (&#8230;) Türk ordusuna sık sık öncü birlik olarak eşlik eden düzensiz unsurlarla gerillalar ve haydutlardan oluşan küçük gruplar, İstanbul’un doğusundaki küçük köyler olan Taşköprü, Tavşancıl, Ömerli, Afga ve Armutlu‘da görüldü. Bu yerleşimlerin hepsi, İstanbul’un Asya yakasındaki banliyö sınırları içinde yer alıyor. (&#8230;) İngilizler dün bölgedeki köprü ve kavşakları havaya uçurarak savunma için son hazırlıkları tamamladı. (&#8230;) Bir İngiliz muhribi Karadeniz kıyısındaki Şile’de pazar günü demir attı. Komutanı kıyıya çıkıp orada Ulusalcılar’ın [Ankara hükûmeti] temsilcisiyle buluştu ve ondan kuvvetlerini geri çekmesini talep etti. (&#8230;) General Harington, İstanbul’u koruma yolunda bir önlem olarak Boğaz’daki ve Marmara Denizi’ndeki vapur seferlerinin durdurulmasını emretti. (&#8230;) Çanakkale yakınlarındaki tarafsız bölge içinde de Türk yoğunlaşması devam ediyor. Bu bölgede Türk süvarilerinin yerini piyadeler aldı. Bu da Türkler’in, mevzilerini savunmak için tahkimat yapma niyetinde olduğunun göstergesi olarak algılandı.”</em></p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div id="attachment_2552" style="width: 235px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2552" class="wp-image-2552 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-1200x1600.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /><p id="caption-attachment-2552" class="wp-caption-text"><em>Hemingway&#8217;in kaldığı Büyük     Londra Oteli</em></p></div>
<p>Hemingway haberlerinde gözlemlerine de yer veriyordu:</p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Bir serüven duyusu içinde, İstanbul’u dinliyordum gecede. Mustafa Kemal’in ordusunu bekleyen kentte, patlamaya hazır bir şenlik, patlamaya hazır bir acımasızlık köşelerde pusu kurmuştu. (&#8230;) Ve Rumları, Ermenileri ve Makedonyalıları saran ürperti yüzlerinden okunuyordu. Kaldığım Londra Oteli’nin Rum sahibi, yaşamı boyunca biriktirdiği paralarla aldığı otelde, tek müşterisinin ben olduğumu fısıldadı bana. (&#8230;) Otel sahibi Rum, kaderci gözlerle, ‘Buradan benim ölüm çıkacak’ diyordu. ‘Tepeden tırnağa silahlandık, tüm Hıristiyanlar savaşa hazırız’ diyordu. Siyah gözlerini, gözlerime diken otelci, şöyle devam etti sonra: ‘Fransa, İstanbul’u Mustafa Kemal’e vermeye karar verdiği için mi buraları terk etmeye zorlanacağız? Yunanlılar ve Rumlar daima Müttefikler yanında savaştık, ödülümüz terk edilmek mi olacaktı?’ Böyle kızgın konuşan bir yığın Rum’a rastladım İstanbul’da. Karmaşa ve kıyım tehlikesi her yanı sarmıştı. Mustafa Kemal’ini kutlamaya girişen bir Türk’ün uğrayacağı saldırı, tüm kenti kana boğacak ilk belirti olabilirdi. Rumlar gibi. Lenin’in devriminden kaçan Ruslar, Mustafa Kemal’in gelişini kaygıyla bekleyenler arasındaydı. Birçoğu gıyaplarında komünistlerce ölüme mahkûm edilen bu Rus mültecilerinin bazıları, Çarlık üniformalarıyla dolaşıyordu kentte. Sovyet gizli polisi Çeka’nın bu mülteciler için Mustafa Kemal’e neler önereceğini kestirmek çok zordu kuşkusuz. Tüm mazlum ülkeler, tüm Doğu, “Mustafa Kemal çok büyük adam” diyordu. Başarılı önderin İstanbul’a girişi, alacağı olumlu tavırla, kazandığı tüm zaferleri çok daha değerli kılmaya adaydı.”</em></p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway, Mustafa Kemal’in denizaltısı adıyla bilinen bir denizaltıdan da okurlarına söz edecektir:</p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“İstanbul’a demir atan İngiliz deniz filosunun en büyük kaygısı, Mustafa Kemal’in tek denizaltısıydı. Lenin’in, Mustafa Kemal’e armağanı olan denizaltının Rus kaptanı, Mustafa Kemal’in buyruğunda savaşmayı pek uygun bulmayınca, kaptanın Bolşevik komutanı ‘Odesa’ya geri döndüğünü duyarsam, seni ipe çekerim’ diye denizaltı kaptanını hizaya getirecekti. Mustafa Kemal’in denizaltısına büyük tepki gösteren İngiliz filosu, ‘denizaltının, görüldüğü yerde hemen batırılması’ emrini aldı. Karadeniz’e açılan dört İngiliz savaş gemisi, Mustafa Kemal’in denizaltısını aramaya koyuldu, ama bir görünüp bir kaybolan denizaltı, izini kaybettirmeyi başardı. (&#8230;) Daha sonraları, Mustafa Kemal’in denizaltısının, Trabzon açıklarına geldiği duyulmuştu.</em></p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Tam bir korsan gemi görevini üstlenen denizaltı, geçen yolcu ve ticaret gemilerini durduruyor, özellikle Rus kaptan ve mürettebat, refah içinde bir emeklilik için, denizaltıyı ganimetle dolduruyordu. (&#8230;) İngilizler, bu ele avuca sığmaz denizaltıyı yok etmek için altı büyük destroyere görev verdiler. (&#8230;) Mudanya Konferansı’nın sürdüğü o sıralarda, Mustafa Kemal’in denizaltısının Boğaz’a geldiği haberini değerlendiren bir İngiliz savaş gemisi denizin Asya kıyısını denetlerken, içi silahlı Türklerle dolu ve İstanbul’a yol alan birçok motoru ele geçirdi. Savaş gemisi komutanı, daha sonra gece karanlığında kıyıya yanaşan büyük bir motora ateş açacaktı. Ortalık sessizliğe kavuşunca, gece karanlığında kıyıya yanaşan bir motor gördüler ve kıyıya bir komando ekibi yolladılar. İngilizler, kumlara çıkış yapan büyük motorun içinden, karaya çıkan bir atlı gördüler. Projektörlerini motora yönelten İngilizler, Fransızca konuşan bir Türk subayından şu sözleri duydu:</em></p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Ernest Hemingway’in İstanbul’dan Toronto Daily News’e vereceği en önemli haber Mudanya Mütârekesi ile ilgilidir.</em></p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div id="attachment_2553" style="width: 258px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2553" class="wp-image-2553 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-248x300.jpg" alt="" width="248" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-200x242.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-248x300.jpg 248w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-400x483.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-600x725.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica.jpg 759w" sizes="(max-width: 248px) 100vw, 248px" /><p id="caption-attachment-2553" class="wp-caption-text"><em>Savaş yaralısı Hemingway</em></p></div>
<p>Osmanlı İmparatorluğunu hukuken sona erdiren 3 Ekim 1922 tarihindeki Mudanya Mütârekesi görüşmelerinde, TBMM hükûmetini İsmet Paşa temsil ederken Yunan delegeler görüşmelere katılmayıp Mudanya açıklarında bir Britanya gemisinde bekleyecektir. Hemingway Mudanya’ya gidememiştir ve gidebilen gazeteciler de zaten görüşmeye alınmamıştır. Ancak öncesinde Toronto Daily Star gazetesinde, “Mustafa Kemal ve beraberinde yer alan güçler Boğaz’ın Asya tarafında, İstanbul’a yürüyerek bir günlük mesafede konuşlanırken İtilaf Devletleri’ni temsil eden bir general, Türk Kurtuluş savaşının askeri kısmını tamamen bitirecek antlaşma için Mudanya’da İsmet Paşa ile buluştu” haberini yayımlamıştır. Mudanya’daki görüşmelerin sonucu için ise Hemingway, <em>“Müttefikler Mudanya’da Doğu Trakya’yı Türklere verdiler ve Yunan ordusunun da bu toprakları terketmesi için üç günlük bir süre tanıdılar”</em> açıklamasını yapar.</p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway, Toronto’ya göndereceği haberlerini yerinde gözlemleyerek vermek için 14 Ekim’de Tekirdağ’ın Muratlı ilçesine gider. Göç etmekte olan Rumların kilometrelerce uzanan kafilesini Edirne’ye kadar takip eder. Sonrasında 3 Kasım 1922’de The Toronto Daily Star gezetesine gönderdiği yazısında şöyle diyecektir:</p>
<p><em>“Benim şu satırları yazmağa başladığım sırada, Yunan birlikleri de Doğu Trakya’yı boşaltmaya başlıyorlar. Üzerlerine hiç uymayan Amerikan yapımı üniformaları içinde, başlarında kol gezen süvari devriyeleri, Yunanistana doğru yürüyorlar. Askerlerin hepsi de asık suratlı, ancak yanlarından bir geçen olursa zorlanarak sırıtmaya çalışıyorlar. Artlarında kalan bütün telgraf hatlarını kestiler. Tellerin direklerden aşağı sallandığı görülüyor. Barınaklarını, kamufle edilmiş müstahkem mevkilerini, makineli tüfek yuvalarını, Türklere karşı son bir direniş göstermeyi tasarladıkları iyiden iyiye düzenli sırtları hep terkettiler. (&#8230;) Yunanlı askerler emir kulu olarak çekiliyorlar. Bütün gün boyunca onların pis, perişan, sakallı, rüzgârdan yanmış hallerini seyrettim. Trakya’nın kahverengi, sert topraklarında, uzun kollar halinde ilerliyorlardı. Ne bando vardı, ne bir örgüt, ne kurtarma ekipleri. Pis ve ince battaniyelerle geceleri saldıran sivrisineklerden başka hiçbir şey yoktu. Yunanistan’ın şan ve şöhretinin sonuydu bu. İkinci Truva kuşatmasının sonu! (&#8230;) On binlerce insanın yürüyüşü hayli uzun zaman alıyor. Beş mil kadar göçmen kafilesi ile birlikte yürüdüm. Öküz arabaları, yüksek demirli karyolalar, eşyalar, ayakları bağlı hayvanlar, bebeklerini kucaklarına sıkıştırmış analar, arabalara tutunarak zorlukla adım atmaya çalışan yaşlı erkekler ve kadınlar görülüyordu. Gözleri ilerledikleri yoldaydı, başları öne eğikti. Sonra tüfek ve cephane yüklü katırlar geçiyordu. Bir de, içinde uykusuzluktan gözleri kıpkırmızı kesilmiş Yunan subayları bulunan külüstür bir Ford geçti. Yağmurdan sırılsıklam olmuş, uykusuz, soğuktan titreyen köylüler, ağır ilerlemelerine devam ediyorlardı. Evlerini barklarını artlarında bırakmış, gidiyorlardı.”</em></p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Kısa süre kaldığı İstanbul Hemingway’i çok etkiler. Yazıları günü gününe Toronto Daily Star gazetesinde basılır ve Türkiye’den gelen en doğru ve en özgün haberler olarak beğeni kazanır. Hemingway dünyayı, <em>“Başlarında Mustafa Kemal olan ve işgale öfkeli, bağımsızlık isteyen bir milleti yeterince önemsememekle”</em>suçlamıştır. Deneyimsiz, hatta önyargılı genç bir yazar olarak Kurtuluş Savaşı günlerinde İstanbul’da muhabirlik yapan Hemingway doğaldır ki, başlangıçta Türk ulusunun bağımsızlık savaşımının öneminin yeterince farkında olmamıştır. Hemingway 30 Eylül 1922’de Paris’ten Doğu Ekspresi ile İstanbul’a geldikten bir ay sonra 28 Ekim 1923 günü Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü’nde arkadaşlarına açıklayacaktır:</p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz.”</em> O gece İsmet Paşa ile birlikte 1921 Anayasası’nın bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırlar ve “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir.” hükmünün yer aldığı tasarı TBMM’de tartışılır, “Yaşasın cumhuriyet!” sesleri arasında alkışlarla cumhuriyet ilân edilir.</p>
<p><em>Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor?</em> gibi savaş romanlarının yazarı, 23 yaşında muhabir olarak İstanbul’a gelen Hemingway’in ülkesinden uzakta ve çok yabancı olduğu Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde tüm dünyanın mazlum milletlerine örnek bir bağımsızlık ve var oluş mücadelesine tanıklığı bir yazar olarak ayrı bir şansı olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/">Muhabir Hemingway İstanbul’dan Kurtuluş Savaşını Bildiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Mücadelenin Sesi: Anadolu Ajansı</title>
		<link>https://contextdergi.com/milli-mucadelenin-sesi-anadolu-ajansi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/milli-mucadelenin-sesi-anadolu-ajansi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2024 09:10:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[2.Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[halide Edib adıvar]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsallaşma]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[milli mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[yunus nadi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2518</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Değil mi, evvela kendini ve mümkünse bütün vatanı kurtaracak olan Anadolu’dur. O halde kararımızı vermiş olalım, Anadolu Ajansı...”</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/milli-mucadelenin-sesi-anadolu-ajansi/">Milli Mücadelenin Sesi: Anadolu Ajansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 18">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Ece Nisa Güven</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Değil mi, evvela kendini ve mümkünse bütün vatanı kurtaracak olan Anadolu’dur. O halde kararımızı vermiş olalım, Anadolu Ajansı&#8230;”</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 18">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Osmanlı Devleti’nin işgal kuvvetlerinin hâkimiyeti altında olduğu dönemde Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a çıkarak milli mücadele hareketini başlattı. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla başlayan milli mücadele, çeşitli kongreler ve anlaşmalarla devam etti. Bu dönemde yaşanan en büyük sorunlardan biri bağımsızlık mücadelesinin ve yaşanan askeri, siyasi gelişmelerin tüm Anadolu’ya duyurulamamasıydı. Sivas Kongresi’nden hemen sonra bu soruna çözüm bulma amacıyla Mustafa Kemal’in talebi doğrultusunda 14 Eylül 1919’da İrade-i Milliye, 10 Ocak 1920’de ise Hâkimiyet-i Milliye gazeteleri yayımlanmaya başladı.</p>
<p>Gazeteler her ne kadar kurtuluş mücadelesine destek sağlasa da Anadolu’nun farklı kesimlerine yeteri kadar ulaşamıyor ve milli mücadelenin gerekliliğini iç ve dış kamuoyuna yeteri kadar anlatılamıyordu. Kurtuluş Savaşı’nı dış kamuoyuna anlatmak, milli mücadelenin haklılığını açıklayabilmek ve Türkiye’nin kazandığı siyasi, askeri başarıları gösterebilmek için oldukça önemliydi.</p>
<p>Ayrıca Ankara Hükümeti sürekli olarak İstanbul Hükümeti ve işgal kuvvetlerinin ürettiği veya finanse ettiği haberlerle mücadele etmek zorunda kalıyordu. Özellikle o yıllarda faaliyet göstermeye başlayan Türkiye Havas-Reuter Ajansı, Osmanlı’dan bütçe sağlaması ve temsilci bulundurmasına rağmen İngiltere ve Fransa tarafından yönetiliyordu. Ajansın yayın politikası ve yapılan haberlerin tümü işgal kuvvetlerinin çıkarları doğrultusundaydı. Bu haberler halkı Kurtuluş Savaşına karşı kışkırttığından ve milli mücadeleye karşı durulmasına, isyan çıkarılmasına sebep olduğundan Mustafa Kemal söz konusu ajansın faaliyetlerinden hiç memnun değildi. Bu yüzden yaşanan olayları, milli mücadelenin amacını, siyasi ve askeri zaferleri kamuoyuna olduğu gibi aktaracak bir ajansa ihtiyaç duyuluyordu.</p>
</div>
<div class="column">
<p>16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın kapanması üzerine Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’da toplanacak meclis için seçim yapılmasını bir yazı ile bütün illere ve komutanlıklara bildirdi. Bu sırada İstanbul’da kalmanın artık mümkün olmadığını gören bazı aydınlar da milli mücadeleye katılmanın çeşitli yollarını arıyordu. Ankara’ya gitmek için yola çıkacak iki aydın, milli mücadelenin ihtiyaç duyduğu ajansın kurulmasına da olanak sağlayacaktı. Ankara’ya giden iki farklı kafilede yer alan Halide Edib Adıvar ve Yunus Nadi Abalıoğlu, 31 Mart 1920’de Geyve-Akhisar istasyonunda bir araya geldiler. Burada yaptıkları görüşmede milli mücadeleyi destekleyecek yeni bir ajans kurulması fikri Halide Edib Adıvar’dan geldi. Halide Edib, Ankara’ya gider gitmez bir ajans teşkilatı kurulması ve bu sayede haberlerin iç- dış kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Yunus Nadi, anılarında ajansın isminin belirlenme hikayesini şöyle anlatıyor:</p>
<p><em>“Mart 31, sene 920. Geyve’ye muvasalatımızın (ulaşma) dördüncü günü ve üçüncü sabahıdır. Bugün Ankara’ya doğru yolumuza devam edeceğiz, çünkü beklediğimiz Halide Edib hanım kafilesi dün akşamüstü Geyve’ye geldiler. Halide Edib Hanım ile ancak Akhisar istasyonundaki bir mola sırasında ayaküstü biraz görüşebildim.</em></p>
<div class="page" title="Page 19">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Bu konuşma sırasında Halide Edib, Anadolu’nun haklı davasını bütün dünyaya anlatabilmek amacıyla ‘bir ajans teşkilatı’ kurma önerisinde bulundu.</em></p>
<p><em>-&#8230;Gider gitmez bir ajans teşkilatı kuralım, o vasıta ile dahile (iç) ve harice (dış) söyleriz.</em></p>
<div class="page" title="Page 19">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>-Birinci şart hanımefendi. Sonra tabii bunun teferruatı (ayrıntı) gelir; mesela ilk merhalede (aşama) neşriyat (yayın), ki başlı başına teşkilata ihtiyaç gösterir.”</em></p>
<p><em>-Tabii sıra ile hepsi yapılır. Fakat benim fikrimce ilk iş ajans olmalıdır. Hatta isterseniz adını burada koyuverelim. Mesela Türk Ajansı, mesela Ankara Ajansı, mesela Anadolu Ajansı&#8230;</em></p>
<p><em> &#8211; Bana (Anadolu Ajansı) en iyi bir isim gibi görünüyor.</em></p>
<p><em>&#8211; Bana da öyle&#8230; Değil mi, evvela kendini ve mümkünse bütün vatanı kurtaracak olan Anadolu’dur. O halde kararımızı vermiş olalım, Anadolu Ajansı&#8230;”</em></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2520 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi.jpg" alt="" width="831" height="605" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi-200x146.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi-300x218.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi-400x291.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi-600x437.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi-768x559.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi-800x582.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/aa-telgraf-kopyasi.jpg 831w" sizes="(max-width: 831px) 100vw, 831px" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Atatürk&#8217;ün bir yayın organı kurulmasına yönelik gönderdiği telgraf</em></p>
<div class="page" title="Page 19">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Anadolu Ajansı’nın ismi buradan gelir. Kurtuluş Savaşı’nda büyük rol oynayan ve vatanın kurtarılmasında büyük bir katkısı olan Anadolu’dan. Halide Edib ve Yunus Nadi, Ankara’ya geldiklerinde Mustafa Kemal ile görüşüp bir ajansın açılması gerektiğini gündeme getirir. Yapılan görüşmeler sonucunda Anadolu Ajansı’nın kurulmasına karar verilir. Ajans tarafından hazırlanacak bültenlerde sadece milli gelişmeler değil, dış basına dair bilgilerin alınarak haber bültenleri aracılığıyla halka ulaştırılması amaçlanır. Yayımlanacak ilk haber ve yazıların ise Mustafa Kemal tarafından kontrol edilmesine karar verilir.</p>
<p>Mustafa Kemal tarafından 8 Nisan 1920’de “müstaceldir” (aceledir) yazılı telgrafla bütün kolordu, vilayet, idare ve merkezlere Anadolu Ajansı’nın kurulacağı haberi gönderildi. Ajans bültenlerinin haber ve bilgi kaynağı olarak Heyet-i Temsiliye işaret edildi; haberin esas ve gerçek kaynağına ulaşılacağı vurgulandı. Ayrıca ajansın çıkaracağı bütün haberlerin hızlıca çoğaltılarak bütün il, ilçe, kasaba ve köylere ulaştırılması istendi.</p>
<p>Anadolu Ajansı ilk çalışmalarına Ankara Keçiören’de bulunan Ziraat Mektebi’ndeki bir odada başladı. Kurulduğu andan itibaren çok hızlı bir şekilde harekete geçen ajans, 13 Nisan 1920’den itibaren iç ve dış kamuoyundan haberleri “Anadolu Ajansı Tebligatı” adı altında yayımlamaya başladı. Anadolu Ajansı özellikle kurulduğu andan itibaren Kurtuluş Savaşı’nın yürütülmesinde ve doğru haberin aktarılmasında önemli bir kaynak oldu ve bunu bütün Anadolu’ya ulaştırmaya çalıştı.</p>
<div class="page" title="Page 19">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Mustafa Kemal’e göre bu kaynağın Anadolu’ya ulaştırılmasında asıl görev postane memurlarına düşüyordu. Fakat atılan bütün adımlara rağmen bültenlerin belli bölgelere ulaşmadığını öğrenen Mustafa Kemal, bütün telgrafçılara gerekli hizmeti yapmaları ve toplumu habersiz bırakmamaları talimatını verdi. Bu tepkilerin bir süre daha devam etmesinin ardından Mustafa Kemal, 18 Nisan 1920’de Anadolu Ajansı’na bir telgraf gönderdi. Gönderdiği telgrafta <em>“Anadolu Ajansı’nın bazı yerlere yayılmadığı ve gönderilmediği yolunda şikayetler alıyoruz. Anadolu’nun dışarıyla bütün ilişkisinin kesilmiş bulunduğu şu sıralarda millet fertlerinin bütün bütün habersiz kalmaması amacıyla üstlenilen bu hizmetin tüm telgrafçılarımızca da kabul ve güçlendirileceğini şüphesiz addeder ve bu konuda yapılacak bir ihmalin vatan suçu teşkil edeceğinin bilinmesini arz ederim.”</em> diyerek verilen görevi yerine getirmeyenlerin ‘vatan haini’ sayılacağını belirtti.</p>
<div class="page" title="Page 19">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Kurtuluş Savaşı boyunca toplumun doğruyu öğrenmesine büyük destek sağlayan Anadolu Ajansı, savaşın kazanılmasının en önemli yapı taşlarından biri oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından tam 17 gün önce, 6 Nisan 1920’de kurulan Anadolu Ajansı TBMM’nin çıkardığı ilk yasaları duyurdu, Cumhuriyet’in doğmasına ve gelişmesine birebir tanıklık etti. İlk kurulduğu andan itibaren İstanbul hükümetinin koyduğu sansürlere ve işgal kuvvetlerinin propagandalarına karşı duran Anadolu Ajansı, haber alma noktasında tek bilgi kaynağı konumuna geldi. Sürekli olarak kurtuluş savaşının gerekliliğini anlatan ajans, aynı zamanda milli mücadelenin de sesi oldu. Anadolu’nun her noktasına ulaştırılan bültenlerle halka milli mücadelenin amacını anlatmaya ve toplumu aydınlatmaya çalıştı. Çıkan bütün yasaları ilk o duyurdu, Mustafa Kemal’in halka seslendiği bütün noktalarda yine Anadolu Ajansı vardı. Cumhuriyet ilan edilirken, saltanat kaldırılırken, kadına seçme ve seçilme hakkı verilirken, kısacası Mustafa Kemal Atatürk’ün açıkladığı her devrimde bunu halka duyurma görevi Anadolu Ajansı’na aitti. Gün geçtikçe gelişen ve modernleşen Türk devletini yaptığı haberlerle hem halka hem de dış kamuoyuna aktarma görevini Anadolu Ajansı üstlendi.</p>
<div class="page" title="Page 19">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan bütçe görüşmelerinde ajansın şirketleşmesi tartışıldı. Tartışmalar sırasında ‘milli ajansın, doğrudan doğruya’ devlet bütçesi ve devlet tarafından atanan memurlarla idare edilemeyeceği belirtilerek ajansın özel teşebbüse devredilmesi önerildi. Bu istek ise bizzat Mustafa Kemal tarafından ortaya atıldı. Ajans, 1 Mart 1925 yılında anonim şirket statüsü kazandı ve şirket statüsüne geçtikten sonra haber üretimini artırdı. Ajans her ne kadar şirket statüsüne geçse de tüzüğünün ilk maddesi habercilik olarak belirlendi. Anadolu Ajansı, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı günden bugüne çalışmalarına devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/milli-mucadelenin-sesi-anadolu-ajansi/">Milli Mücadelenin Sesi: Anadolu Ajansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/milli-mucadelenin-sesi-anadolu-ajansi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşar Özer: Kaliteli İçerik “Ben Buradayım” Demeye Devam Ediyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/yasar-ozer-kaliteli-icerik-ben-buradayim-demeye-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2024 09:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[haber içeriği]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2470</guid>

					<description><![CDATA[<p>12 yıldır medyada çalışan, Yaşar Özer önemli televizyon kanalları ve gazetelerde hem reklam hem haber içerikleri üretmiş işin hem dijital hem de konvansiyonel tarafında bulunmuş bir gazeteci. Mesleğin dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yasar-ozer-kaliteli-icerik-ben-buradayim-demeye-devam-ediyor/">Yaşar Özer: Kaliteli İçerik “Ben Buradayım” Demeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 92">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Esra Metin, Cansu Dömen, Sena Yücetepe, Cevahir Beyza Şentürk</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">12 yıldır medyada çalışan, Yaşar Özer önemli televizyon kanalları ve gazetelerde hem reklam hem haber içerikleri üretmiş işin hem dijital hem de konvansiyonel tarafında bulunmuş bir gazeteci. Mesleğin dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 92">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Biraz kendinizden bahseder misiniz? Yaşar Özer kimdir? Dün neler yaptı, bugün neler yapıyor, yarın neler yapacak?</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi gazetecilik bölümü mezunuyum. 12 yıldır medya sektöründe çalışıyorum, gazeteciyim. Üniversitenin birinci sınıfından beri ulusal medyadayım. İlk beş yıl star.com.tr’de gündem ve dış<br />
haber editörlüğü yaptım. Daha sonra iki yıl Deniz Ticareti Dergisi’nin editörü olarak çalıştım. Deniz haberciliği benim için farklı ve güzel bir deneyimdi. Ardından sozcu. com.tr’de çalışmaya başladım. Beş buçuk yıldır Sözcü’de reklam metinleri yazıyorum ek olarak video içerik ve haber üretiyorum. Şu an bir televizyon hazırlığımız var. Bir aksilik olmazsa orada devam edeceğim.</p>
<p><strong>Yazmaya olan ilginiz ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?</strong></p>
<p>Beni mesleğe çeken şey en başta okumayı sevmemdi. Sonrasında yazmayı da sevdim. Süreç içinde gelişip devam etti. Lisedeyken şiir yazarak başladım. Şiirle olan ilişkim uzun soluklu olmasa da kelimeleri seven birine dönüşmemi sağladı. Bir yerden başlıyorsunuz işte. Kitapları sevmek, herhangi bir konuda araştırma yapmayı sevmek, bir şeyler anlatmayı sevmek, bunlar gazeteciliği de sevmeme neden oldu.</p>
</div>
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Kurallardan ziyade “önce hikâye”</span></p></blockquote>
<p><strong>İçeriğin etkili olabilmesi için olmazsa olmaz dediğini şeyler nelerdir?</strong></p>
<p>Bu açıkçası değişen ve gelişen bir şey. Son 10-15 yıla bakarsanız dijitalleşmenin etkisiyle her şey çok iç içe geçti. Ben 2010 yılında çalışmaya başladığımda daha çok haberin ne kadar okunduğu yani kaç tık aldığı önemliydi. Bugün geldiğimiz noktada ise içeriğin zengin olması eskiye nazaran daha çok önemsenmek durumunda. Arama motoru optimizasyonları gelişti, kaliteli içerik beklentisi arttı. Örneğin okuyucunun bir haberin içinde ne kadar süre geçirdiği her zamankinden daha önemli. Bir haber çok tıklanıyor ama okuyucu o haberin içinde ortalama on saniye kalıyorsa bence bunun bir kıymeti yok. Çünkü belli ki tık tuzağı ile bir şekilde habere çekilmiş, ürettiğiniz içerik de okunmaya değer değil. Bu yüzden böyle şeyler daha çok önemseniyor.</p>
<p>“Long-form journalism” dediğimiz şey, internet gazeteciliğinin ilk zamanlarına kıyasla daha önemli ve önemsenen bir noktaya geldi. Bu benim açımdan anlamlı bir şey. “Multimedia journalism” de özellikle son yıllarda ilerleme kaydetti. Haberde hikâye anlatıcılığını önemseyen biri olarak benim açımdan güzel gelişmeler bunlar. Tabii insan Türkiye’de daha fazla kaliteli örnek olsun istiyor ama maalesef bu konuda bence yetersiz kalınıyor. Kurallardan ziyade “önce hikâye” diyorum ben. Çünkü etkili olabilmenin kuralları formata ya da döneme göre değişebilir ama iyi hikâyenin etkisi sabittir.</p>
<div class="page" title="Page 93">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Gazeteci olarak zaten mesleki anlamda önceliğiniz para değildir. Çünkü öyle olsa bu mesleği seçmezsiniz. Ama herkesin belli bir miktarda kazanmaya ve hayatta kalmaya ihtiyacı var. Bir gazetecinin kendi işinin patronu olmasını anlamlı buluyorum.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 93">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>İşinizin sizin için avantajlı ve dezavantajlı yönleri nelerdir?</strong></p>
<p>Türkiye’de gazetecilik yapmak istiyorsanız çok şeyi göze almanız gerekiyor. İşin siyasi ve tehlikeli kısımlarını bir tarafa bırakır ve ekonomik anlamda bakarsak, hayatta kalabilmek için başka özelliklerinizin de olması lazım. Çünkü çok kaygan bir zemin var. Birçok insan mesleğine tutkuyla bağlı fakat bugün geldiğimiz noktada hep bir B planınızın olması gerekiyor. Gazetecilik yapmak için uygun zemin bulamadığınız zamanlarda yazarak ya da içerik üreterek para kazanabilmelisiniz. Mesela ben reklam metinleri de yazmaya başladım. Başlangıçta sadece metin odaklı çalışırken kurgu ve montaj öğrendim. Bir video haberin araştırmasını, röportajlarını, sunumunu ve seslendirmesini yapmak dışında mecbur kaldığımda kurgusunu da yapabiliyorum. Bu anlamda çok yönlü olmanın kıymetli bir şey olduğunu düşünüyorum. Avantajlı olma açısından bakarsak çok sevebileceğiniz ve keyif alabileceğiniz bir meslek olduğunu söyleyebilirim. Dezavantajları ise ekonomik anlamda hayatta kalmaya çalışırken bir taraftan da mesleğinizi hakkıyla yapabilmek için mücadele etmeniz gerekiyor.</p>
</div>
<div class="column">
<p>Çünkü günümüz koşullarında gazetecilik mesleğinin hakkını verebilmek kolay değil.</p>
<p><strong>Artık her olayın görünür olması mümkün ve doğal olarak haber değeri olan şeylerin sayısı artıyor, diğer yandan da haber kaynakları çoğaldı, gazetecilik bu durumdan nasıl etkileniyor?</strong></p>
<p>Hem olumlu hem de olumsuz etkilerine şahit oluyoruz tabii ki. Ben genel anlamda iyi tarafından bakmayı tercih eden biriyim. Nevşin Mengü ve Cüneyt Özdemir gibi gazeteciler ana akımdan gelmiş olsalar da bu durum onlara bambaşka alanlar açtı mesela. Tabii ki büyük emek ve istikrar var ama hiçbir patrona bağlı kalmadan kendi işlerinin patronu olabildiler. Eskiden bu çok zor bir şeydi. Bugün bir gazeteci herhangi bir medya kurumundan kazanabileceğinden daha fazlasını kendi YouTube kanalından yayın yaparak kazanabiliyor.</p>
<p>Gazeteci olarak zaten mesleki anlamda önceliğiniz para değildir. Çünkü öyle olsa bu mesleği seçmezsiniz. Ama herkesin belli bir miktarda kazanmaya ve hayatta kalmaya ihtiyacı var. Bir gazetecinin kendi işinin patronu olmasını anlamlı buluyorum. Türkiye’de mevcut koşullara baktığımızda ürettiğiniz içeriğin tüm sorumluluğunun sizde olması çok kıymetli bir şey. Bazen ben de Instagram hesabımda haber içeriği olan reels videoları hazırlıyorum. Ticari bir beklentim yok ama bin takipçili bir hesapla 65 bin kişiye ulaşabiliyorsunuz. Bunu değerli buluyorum. Şu an kendi kurumumda sadece reklam metinleri yazdığım bir dönem geçirdiğim için sosyal medyada hazırladığım videolar multimedya haberciliğine dair kaslarımı çalıştırıyor. Eskiden insanlara ulaşmak için kimsenin böyle bir imkânı yoktu.</p>
<div class="page" title="Page 93">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Kaliteli içerik “ben buradayım” demeye bir şekilde devam ediyor.</span></p></blockquote>
<p>Türkiye’deki mevcut medya yapılanmasına baktığımızda da ayrıca anlamlı buluyorum durumu. Bugün iktidarların oyununu bozabilecek güç, ana akımdan ziyade sosyal medyaya geçmiş gibi görünüyor. Bu da çok kıymetli. Çok fazla handikabı da var tabii. Bilginin teyit edilmemesi, yalan yanlış bilgilerin çok hızlı dolaşıma girmesi gibi.</p>
<div class="page" title="Page 94">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bunun için de refleksler gelişiyor ama&#8230; teyit.org gibi bir mekanizma hayata geçebiliyor. Bugün vatandaşlar medya kurumlarından ziyade sevdikleri ve güvendikleri gazetecileri dinlemeyi tercih ediyorlar. Ya da Teyit gibi organizasyonlar yepyeni bir alanda güvene dayalı bir yapı kuruyor. Kısacası kaliteli içerik “ben buradayım” demeye bir şekilde devam ediyor. Kısa vadede olmasa bile uzun vadede bu böyle.</p>
<p><strong>Kendinizi bu alanda geliştirmek için neler yaptınız? Kendini bu alanda geliştirmek isteyenlere tavsiyeleriniz neler olurdur?</strong></p>
<p>Ben çok okumaya ve dil öğrenmeye yönelmiştim. Bugün baktığımızda mesleğin taleplerinin giderek arttığını söyleyebiliriz. Mezun sayısı da çok, her geçen sene iş bulmak daha da zorlaşıyor. Ben en başta iyi bir okuyucuydum. Kazandığım üniversitede zorunlu olmayan İngilizce hazırlık eğitimi vardı. Onu almayı tercih etmiştim. Orada belli bir aşama kaydettim. Bu anlamda hâlâ yeterli düzeyde değil bence.</p>
<p>Beş yıl kadar önce haberin yanı sıra reklam da yazmaya başladım. Bu anlamda da kendimi geliştirdim çünkü burası Türkiye. Bir B planım olmak zorundaydı. Biraz da denk geldi bu pozisyon ama bunu görüp sorumluluk aldım. Bugün “native advertising” metinleri de hazırlayan, bu içeriklerin fikrini oluşturup baştan sona süreci yönetebiliyorum. Bu sayede habercilik alanı dışında da içerik üretebilirim. Reklam ajanslarında reklam metinleri yazabilirim. Çünkü beş yıl bu alanda tecrübem oldu, kendime başka bir kanal açtım ve bu benim için önemliydi. Bunun dışında diksiyon eğitimi aldım, bir dönem temel oyunculuk eğitimi de aldım. Dört aylık bir eğitimdi. Bunu kamera karşısında kendimi daha rahat ifade edebilmek için yaptım. Çünkü mesele sadece diksiyonla bitmiyor. Kendinizi hazırlarsanız önünüze hazır olduğunuz bir seçenek geldiğinde önünüz daha açık olur. Bir yerde bir video, bir metin, bir haber seslendirilecekse ve sizin sesiniz, diksiyonunuz buna yatkınsa o işi siz yaparsınız. Oradan yeni bir kapı açılabilir.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Kendinize katacağınız böyle bir artı değerin Türkiye’de ne kadar karşılığı var?</strong></p>
<p>Kısacası yaptığım şeyler bunlar, birçoğu da yolda oldu. Mesela bir gazetecinin kendini diri tutması, sürekli olarak gelişmelere ve mesleğe dair algılarının açık olması gerekiyor. Benim para biriktirip yıllık izninde Amerika’daki bir gazetecilik programına katılan gazeteci arkadaşım var. Böyle gazeteciler var bu ülkede. Oradaki yerel medya kuruluşlarını gezip yepyeni deneyimler edinmiş ve bu iş orada nasıl yapılıyor diye incelemişti. Kısacasını bu değişimin ve gelişimin sonu yok. Bu yönde bakarak hareket etmek insana ciddi bir artı değer katıyor. “Kendinize katacağınız böyle bir artı değerin Türkiye’de ne kadar karşılığı var?” diye sorarsanız orası da başka bir tartışma konusu tabii. (gülerek) Ama olsun. Siz hazır olun, her emeğin bir karşılığı vardır.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2472 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-1024x768.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-1024x768.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-1200x900.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1.jpg 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/yasar-ozer-kaliteli-icerik-ben-buradayim-demeye-devam-ediyor/">Yaşar Özer: Kaliteli İçerik “Ben Buradayım” Demeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
