<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yapay zeka arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/yapay-zeka/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/yapay-zeka/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 20:32:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Hem Kahraman Hem Suçlu: Sarı Boya Mekaniği</title>
		<link>https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 21:07:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[game design]]></category>
		<category><![CDATA[Ghost of Yotei]]></category>
		<category><![CDATA[God of War]]></category>
		<category><![CDATA[hikâye anlatıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Horizon Zero Dawn]]></category>
		<category><![CDATA[interaktif anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[keşif mekanikleri]]></category>
		<category><![CDATA[level design]]></category>
		<category><![CDATA[oyun eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[oyun kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[oyun mekaniği]]></category>
		<category><![CDATA[oyun tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[Playstation oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[QoL özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Resident Evil 2 Remake]]></category>
		<category><![CDATA[sarı boya mekaniği]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[The Stanley Parable]]></category>
		<category><![CDATA[video oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4412</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Baran Sönmez “Sarı Boya Mekaniği oyuncuların, oyunun sürüklediği rotayı takip etmesini sağlamak amacıyla çıkılacak yolculuğu işaretlemesine denir. Bu mekaniği, balta girmemiş bir ormanda önünüzde palayla yol açan kâşifi n bıraktığı izlere benzer. Ancak bu sefer kâşifi değil, oyun yapımcısının bu hikâyeye deneyimlememiz için bıraktığı belirli belirsiz izleri takip ederiz.” Bir anlatı sanatı olan video oyunları,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/">Hem Kahraman Hem Suçlu: Sarı Boya Mekaniği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Baran Sönmez</strong></em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Sarı Boya Mekaniği oyuncuların, oyunun sürüklediği rotayı takip etmesini sağlamak amacıyla çıkılacak yolculuğu işaretlemesine denir. Bu mekaniği, balta girmemiş bir ormanda önünüzde palayla yol açan kâşifi n bıraktığı izlere benzer. Ancak bu sefer kâşifi değil, oyun yapımcısının bu hikâyeye deneyimlememiz için bıraktığı belirli belirsiz izleri takip ederiz.”</span></p></blockquote>
<p>Bir anlatı sanatı olan <a href="https://contextdergi.com/video-oyunlarinin-ozgurluk-hareketi-modifikasyonlama/">video oyunları</a>, insanları eğlendirmenin yanı sıra bir hikâye anlatıcılığı misyonu da üstlenir. Hikâyeye, oyunu bir bütün haline getiren diğer ögeler kadar önem vermese de içinde bir sürükleyicilik, bir bağlam ve tasarımsal bir bakış açısı taşır. Tıpkı bir filmde, kitapta, dizide ya da yazıda olduğu gibi bu anlatı da oyuncuyu içeride tutacak bir kancaya, oyuncuyu edilgen halden aktif, katılımcı hale getirecek bir mekaniğe ihtiyaç duyar. Bu tasarımsal temele dahil edilebilecek birçok özellik bulunur. Görsel tasarım, oynanışı düzenleyen mekanikler, ses tasarımı bunlara verilebilecek örneklerdendir. Ama oyuncuyu evrene sokacak en değerli tasarımsal dokunuşlardan biri de QoL (Quality of Life) özellikleridir. Bu özelliğin amacı bir bütün olan evrene ve mekaniklere dokunmayı arzulayan oyuncuların bu arzusunu mümkün kılmak ve bu sayede oyuncuların deneyimini kolaylaştırmak, memnuniyet seviyesini arttırmaktır.</p>
<p>Bu özelliklerin son yıllarda en popülerleşmiş çözümlemelerinden biri de Sarı boya olarak karşımıza çıkar. Sarı boya, doğrudan bir görsel işaretleyici işlevi görür. Buraya tırman, şuradan geç der. Yani nesnelerin kullanılabilirliğini görünür kılar. Sarı rengin seçimi ise asla tesadüfi değildir. Sarı renk, yüksek parlaklığı ve kontrastıyla düşük ışıkta dâhi fark edilir. Toprak, taş, ahşap gibi nötr dokularda göze çarpma olasılığı yüksektir. Böylece oyuncu karmaşık bir sahnede, ona gideceği yolu gösteren, dünyayı etkileşilebilir kılan hedeflere, nesnelere ve yollara yönelik bilgiyi hızla oyun evreninin yapısından ayırır. Bu yöntem; evrene yeni dalan ya da video oyunlarını fazlasıyla deneyimlememiş oyuncular için yararlı ve sıklıkla görülen bir çözümleme yöntemi olsa da deneyimli oyuncuların yarattığı topluluklar arasında büyük tartışmalara da sebep olur.</p>
<p>Oyuncuların, oyunun sürüklediği rotayı takip etmesini sağlamak amacıyla çıkılacak yolculuğu kılavuzu olan bu mekanik yaklaşım, balta girmemiş bir ormanda önünüzde palayla yol açan kâşifi n bıraktığı izlere benzer. Ancak bu sefer kâşifi değil, oyun yapımcısının bu hikâyeyi deneyimlememiz için bıraktığı belirli belirsiz izleri takip ederiz. Tasarımcılar özellikle sarı rengi, oyunun atmosferinden kopuk olmayacak şekilde, örneğin; kapı aralıklarından sızan ışıklarla, yol kenarındaki lambalarla, rüzgârda sallanan bayraklarla, toz zerrelerinin akışıyla veya ses ipuçları ile kullanır.</p>
<p>Böylece, işaretler öne çıkmadan oyuncuyu yönlendirir, oyuncu hem keşif duygusunu yaşar hem de akış bozulmaz. Özellikle büyük bütçelerle geliştirilen, tek oyunculu hikâye odaklı yapımlar, daha kitlesel bir perspektiften geliştirildiği için bu mekanikten sıkça faydalanır. Bu mekaniğin en iyi örneklerini video oyunlarına ilgisi olanlar ya da büyük yapımlardan; <em>God Of War, Resident Evil II Remake, Final Fantasy VII Remake, The Stanley Parable </em>ve<em> Horizon Zero Dawn</em> gibi oyunlardan en azından birini deneyimlemiş oyuncular, hatırlayacaktır.</p>
<p>Playstation’un efsane serilerinden, farklı ve yaratıcı şekillerde tanrıları katlettiğimiz <em>God Of War</em> (2018) adlı oyunda sarı boya, beyaz tebeşir izleriyle kendini gösterir. Oyuncu bu işaretli alanları takip ederek aslında hikâyeyi de takip eder, tepeleri tırmanarak zayıf noktalara saldırır. Bu tür işaretler, özellikle anlatı temposu yüksek sahnelerde yani kovalamaca, çöküş sekanslarında oyuncunun panikle yanlış yola sapıp ritmi öldürmesini engeller.</p>
<div id="attachment_4415" style="width: 269px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4415" class=" wp-image-4415" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952.png" alt="" width="259" height="426" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952-183x300.png 183w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952-200x328.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952.png 369w" sizes="(max-width: 259px) 100vw, 259px" /><p id="caption-attachment-4415" class="wp-caption-text"><em><span style="font-size: 8pt;">The Stanley Parable</span></em></p></div>
<p>Ancak geniş alanlı keşif bölümlerinde aynı yoğunlukta işaretleme yapmak, oyuncuyu oyuna karşı edilgen de hissettirebilir. Dolayısıyla “nerede ve ne kadar” soruları ve bu sebeple oyun içerisindeki denge sarı boya ile tasarımınının merkezindedir. Bu abartılı ve dengesiz kullanımı gördüğümüz en önemli örneklerden biri de <em>Resident Evil II: Remake</em> adlı oyundur. Zombi kıyameti senaryosu ardından şehirden kaçmaya çalışan polis memuru Leon S. Kennedy ve üniversite öğrencisi Claire Redfield’in hikâyesini deneyimlediğimiz <em>RE2R</em>, bu mekaniği çok keyfî ve rastgele bir biçimde kullanarak tartışmaların hedefi olmuştur. Oyuncunun kırabileceği hazine kutuları, kendini savunmak için itebileceği dolap ve eşyalar, ahşap ile kapatabileceği cam çerçeveleri ve bazı tırmanma alanlarının sürekli olarak oyuncunun gözüne girmesi dengeyi bozmuş, kimi oyunculara göre rahatsız edici olmuştur. Oyunculardan aldığı geri dönüşle serinin diğer oyunlarında bu hataya düşmeyen oyun yapımcısı Capcom, aslında bu mekaniğin suistimalinin en önemli örneklerinden birini ortaya koymuştur.</p>
<p><em>The Stanley Parable</em> adlı oyun ise bu mekaniği satirik ve esprili biçimde kullanır. Bir anlatıcının sesinin takip edildiği oyunda ana karakter Stanley’nin, yani bizim, ne olursa olsun oyunun hikâye akışını belirleyen sarı çizgiyi takip etmesi gerektiği sıkça hatırlatılır. Ancak oyuncu, çizgiyi takip etmeyi bırakıp, doğrusal akıştan koparak farklı sonlara giden rotalar açılabilir durumdadır. Her rota dışına çıkıldığında anlatıcı streslenir, sinirlenir, hatta bazen Stanley’i azarlamaya başlar.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“The Stanley Parable oyununda sarı boya, diğer oyunların aksine yalnızca doğrusal bir rehber değil, özgür iradeyi, oyuncu ve anlatıcının çatışmasının sembolü olarak kullanır. İşaretin varlığı, itaatle isyan arasındaki gerilimi görünür kılar.”</span></p></blockquote>
<h2>Çizgiyi İzlemek</h2>
<p>Çizgiyi izlemek bir tasarım tercihi kadar da bir anlatım aracı olarak doğrusal akış karşısında isyan etme alternatifini temsil eder. Günümüzde oyun topluluğu bu konuya dair ikiye bölünmüş durumdadır. Bir taraf interaktif bir anlatı aracı olarak hikâyeyi deneyimlemek isteyen oyuncular için gerekli olduğunu savunurken diğer taraf bu mekaniğin oyuncuları aptallaştırdığını savunur. Bu görüşün altında oyunlarda rotaları bulma işleminin tamamen oyuncuya bırakılması gerekliliğine dair düşünce yatar. Sarı boya gibi yardımcı mekanikler, oyuncuların keşfetme duygusunu engeller ve oyuncuyu edilgen hale getirir. Bu düşünce taraftarları keşif döngüsünü oyunun ana hikâye tematiği ve hatta ödülü olarak görür. Bulmacayı bulmak kadar onu çözmek de oyunun amacıdır. Dolayısıyla fazla görünür ipuçları, kendi başına keşfetmenin hazzını azaltır, dünya düzleşir.</p>
<p>Bu görünüşün aksine düşünenlere göre de sarı boya gibi mekanikler zararsızdır. Bazı oyuncuların gerçekten bu özellikten yarar sağladığını savunur. Her oyuncu aynı seviyede video oyunlarını deneyimlemediği için daha rahat bir deneyim isteyen veya yol bulma gibi mekaniklerde zorlanan oyuncular için bu kolaylaştırmalar kullanıcı deneyimi açısından olumlu ve yardımcı bir niteliğe sahiptir. Her iki argümanın da haklılık payı vardır. 2025’te yayımlanan Japonya’da bir savaşçıyı canlandırdığımız <em>Ghost of Yotei</em> adlı oyun sarı boya mekaniği kullanmayarak bu tartışmaya yeni bir boyut kazandırmıştır. Oyunda diğerlerinin aksine tırmanılabilir alanları gösteren herhangi bir işaretlendirme sistemi bulunmamaktadır.</p>
<p>Bu nedenle sosyal medyada, oyuncuların çaresizce etrafa bakındığı ve nereye tırmanabileceklerini bulamadıkları videolar dolaşıma girmiştir. Ben de amatör bir oyun tasarımcısı olarak birtakım çözüm önerilerinden faydalanıyorum. Bunlardan ilki “Adaptif Görünürlük.” Bu şekilde düzenlenmiş sarı boya mekaniği, oyuncu 15-30 saniye aralığında aynı mekanda takılı kaldığında belirir. Ritmi bozmadan ikinci planda bekler.</p>
<p>Bir diğeriyse seçime dayalı sarı boya mekaniği ayarıdır. Ayarlar menüsünde “İşaret yoğunluğu: Kapalı / Az / Orta / Yüksek” gibi seçeneklerle oyuncuya tercihinin sorulması belki de bu iki görüş arasında bir köprü kurarken oyuncuya özdüzenleme fırsatı sağlar. Bir başka çözümleme ise Telemetry-Based Balancing / Telemetri ile dengelemedir. Oynanış verilerinden “Navigation Bottleneck Heatmap (Isı Haritası)” üretilip sarı işaretler en sorunlu noktalara minimal şekilde yerleştirilebilir.</p>
<p>Sonuç olarak sarı boya ne tek başına kahraman ne de tek başına suçludur. Doğru doz, bağlam ve süreklilikle uygulandığında keşfi öldürmeden rehberlik eder, erişilebilirliği artırırken estetiği zedelemez. Asıl mesele oyuncunun kendi yolunu bulduğunu hissetmesidir. Tasarımın görünmezliği burada başlar. İşaret vardır, ama oyunun ritmine hizmet ettiği için fark edilmez. Hikâye, sadece varlığıyla değil nasıl deneyimlediğiyle de şekillenir. Belki de bu yüzden hikâyeler, hayatın kendisi kadar değerlidir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/">Hem Kahraman Hem Suçlu: Sarı Boya Mekaniği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</title>
		<link>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 12:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Alphan Sabancı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız medya]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Gazeteciliği]]></category>
		<category><![CDATA[dijital gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[e-bülten haberciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya gelir modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[medya girişimciliği]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[NewsLab Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[podcast yayıncılığı]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tuhaf Stüdyo]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[yerel gazetecilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4290</guid>

					<description><![CDATA[<p>NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık. Aslı  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık.</span></p></blockquote>
<p><strong>Aslı Şen: Öncelikle hoş geldiniz. Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için çok mutluyum. Sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Alphan Sabancı:</strong> 2018 yılından bu yana NewsLab Turkey’in kurucularından biriyim. Aynı zamanda eleştirel fütürist ve teknolojist olarak, kendi kurduğum Tuhaf Stüdyo bünyesinde farklı alanlarda çalışmalar yapmaya devam ediyorum. Uzmanlık alanımı kısaca özetlemek gerekirse medya teknolojileri, internet, güncel kültürel akımlar ve trendler üzerine çalışıyorum. Bunun yanı sıra farklı kurum ve kişilere danışmanlık ve eğitim sunuyorum.</p>
<p><strong>A.Ş.: Kendinizi eleştirel fütürist olarak tanımlıyorsunuz. Eleştirel fütürist tam olarak ne anlama geliyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S.:</strong> Hayatımızın her alanında ve her profesyonel ortamda gelecek üzerine düşünmek, bunun üzerine strateji üretmek ve plan yapmak gerekiyor. Ancak özellikle konu gelecek olduğunda, maalesef bunu popülist ve hazır bir pazarlama aracı olarak kullanan çok fazla insan var. Benim yaptığım iş sadece “Bakın böyle olacak, şöyle olacak” diye anlatmak değil; kişilerin daha eleştirel bir bakış açısıyla gelecekteki farklı potansiyelleri kendileri nasıl tartabileceklerini ve bunun üzerine nasıl düşünebileceklerini öğretmek. Gelecekte “şu olacak” diye karşılarına çıkan biri olduğunda; “Niye böyle diyorlar, gerçekten böyle bir şey olabilir mi?” diye sorabilmelerini istiyorum. Kendilerine bir gelecek vadedildiğinde, bunun karşı taraf için ne gibi avantajlar, kendileri açısından ne gibi dezavantajlar yaratabileceğini sorgulamalarına yardımcı oluyorum. İşe biraz daha teorik ve eleştirel tarafı da dahil ettiğimden dolayı böyle ayırıcı, yeni bir unvan kullanmayı tercih ettim.</p>
<p><strong>A.Ş: Tuhaf Stüdyo da bunun özelinde bir çalışma alanı değil mi?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Hem medyada hem de farklı sektörlerde insanlar gelecek üzerine plan yapmak istediklerinde ya da daha uzun vadeli bir şeyler üretmek, bunun üzerine kafa yormak istediklerinde bir nevi yol göstericilik ya da bir asistanlık yapıyorum diyebilirim. Ben hazır paket sunmak yerine, onlarla birlikte gelecek üzerine kafa yoruyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Muhtemelen orada geleceğe dair bir analiz yapıyorsunuz. Analizler nasıl çıkıyor ya da o geleceği yorumlama kısmı nasıl gerçekleşiyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Aslında her şey bugünü iyi incelemekle ortaya çıkıyor. Çok fazla medya tüketen bir insanım, işim de bunu gerektiriyor. Şu anda ne olup bittiği, kimlerin ne anlattığı, neler yapmaya çalıştığı aslında geleceğe dair sinyaller veriyor.</p>
<p>Ancak oturup internete veya herhangi bir medya aracına baktığınızda birçok farklı içerik ve haber karşınıza çıkıyor. Benim yaptığım şey, buradaki gürültünün içerisinden anlamı olabilecek, geleceğe dair işaret veren, günümüzde yaşanan birtakım değişimleri anlatan sinyalleri toplamak. Bundan sonrası da farklı metodolojilerle ve bilgi birikimiyle harmanlayarak, karşımıza çıkabilecek gelecek senaryolarını üretmek oluyor. Bu sinyalleri topladığımda da asla tek bir senaryo üretmiyorum. Bunun yerine üç veya dört tane halihazırda var olan durumdan ve geleceğe dair alakalı alanlardan oluşan farklı hikayeleri alıyorum. Buradaki amaç, farklı ihtimallerin oluşabileceğini ve o senaryolarda büyük dönüşümler yaşayabileceğimizi göstererek potansiyelleri açığa çıkarmak.</p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey, Türkiye’de bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik adına alanında önemli bir boşluğu dolduruyor. Bize kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> NewsLab Turkey’nin kuruluşu, Sarphan Uzunoğlu’yla birlikte aşama aşama yaptığımız işlerin bir sonucu gibiydi. 2010’ların başında gazetecilere yönelik eğitimler, atölyeler yapıyorduk. Sarphan, programların tasarımını yaparken ben de teknoloji eğitmenliği yapıyordum. Birçok farklı kurum gazetecilik veya medya üzerine eğitimler verse de bazı eksikler olduğunu görmeye başladık. Bunun üzerine gazetecileri, medya sektörünü daha farklı formatta ve özellikle bağımsız medyayı holistik bir şekilde desteklemek adına NewslabTurkey’i hayata geçirdik. En başta verdiğimiz kuluçka programı ve eğitimler vardı. Burada yaptığımız en temel farklılık, kuluçka programına kabul edilen ve ürün çıkarabilen herkese maddi destek sunabilmeyi öncelik olarak belirledik.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü insanlara sadece bilgiyi verip sonrasında hiçbir şey üretememeleri en büyük sıkıntılardan biriydi. Medya sektörünün ekonomik darlığını da düşününce, insanların bir şeylere başlamasına destek olabilmemiz iyi olur düşüncesiyle yola çıkmıştık. Bunun yanı sıra web sitemiz üzerinden, sektördeki insanların kendilerini geliştirebilecekleri, eğitebilecekleri içerikler üretmeye odaklandık. Zaman içerisinde yazılı içeriklerin yanı sıra söyleşilerle, farklı formatlarla da bu alanlar genişledi. YouTube’da video içerikler ürettik, birkaç farklı şekilde podcast serileri yaptık. Örneğin bunlardan bir tanesinde on bölümlük bir mini seri yapmıştım.</p>
<p>Bir tecrübe aktarımı sağlamak adına Türkiye’de ana akım olarak görülmeyen ama bir şekilde kendini sürdürülebilir kılmış medya girişimcileriyle söyleşiler gerçekleştirmiştim. Diğer yandan haftalık e-posta bültenleri yapıyoruz. Dünyada, medya sektöründe, internette olan bitenin genellikle İngilizce veya farklı dillerde olması sebebiyle Türkiye bu gelişmeleri takip edemiyordu ya da yeni gelişmeleri çok geç öğreniyordu. 2018’de niyetim bu açığı kapatmaktı. O sırada e-bülten formatı yurtdışında popülerdi ancak Türkiye’de yoktu. İnsanlara farklı bir şey gösterelim dedik ve bu sebeple 2018 Ekim’de e-bülten olarak düzenli bir yayın yapmaya başladık. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı.</p>
<p>Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, NewsLab Turkey’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab Turkey</a>’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz. desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4298" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/o_1-scaled-e1778493911738-650x1024.png" alt="" width="232" height="366" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sedat Erol:</strong> <strong>E-bülten haberciliği dünyada büyük rağbet görmüştü. Substack ile birlikte bu ekonomi çok büyüdü ve tekrar düşüşe geçti. Sanırım medya ekosisteminde bazen yeni işlere bir anda bir yığılma oluyor. Sürdürülebilirliği de zor olduğundan geriye yine aynı kişiler kalıyor.</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Tabii o dalgalanmalar hep oluyor. Son dalgalanmanın sebebi pandemiyle gelen podcast büyümesiydi. Bir anda hem ekonomik olarak hem de bilinirlik olarak podcast çok daha cazip geldi. Bir de pandemi döneminde yüz yüze etkinlikler yapılamıyordu. Sosyal izolasyon sürecinde insan sesi duymanın, birilerinin sohbetini dinlemenin cazibesi arttı ve podcastin hem ekonomik hem de üretim anlamında büyüdüğünü gördük. Bülten yapanların bir kısmı da ister istemez oraya geçti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E:</strong> <strong>E-bülten haberciliği benim tüketim formatıma çok uygun. İstediğimde geri dönüp bakabiliyorum ve bu bana çok faydalı geliyor. Ancak bu formatta okur ve tüketici kitlesinin kısıtlı olduğu söyleniyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Orada birçok farklı mesele var ve konu dönüp dolaşıp şuraya geliyor: Kendi hitap etmek istediğin kitleyi bulmak ve ona göre üretmek. Herkesin herkese hitap etmesi gibi bir zorunluluk yok. Eğer ben yalnızca yazı okumayı sevenlere, benim gibi her şeyin en derinine dalmayı sevenlere yönelik üretmek istiyorsam, bunu kabul etmem gerekiyor. Burada özellikle medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">&#8220;O sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım&#8221; yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</span></p></blockquote>
<p>Bizdeki temel sorunlardan biri de bundan kaynaklanıyor. İnsanlar internetteki her şeyi, her tür medyayı birbirine denkmiş gibi kıyaslama hatasına düşüyor. Bir YouTuber hızla yüz binlerce aboneye ulaşırken bir e-bültenin 3–4 bin abone seviyesinde kalmasına bir sorun gibi bakılıyor. Oysa ürettiğin format ve hitap ettiğin kitle gereği zaten bir tavan sınırın var. Bu kıyaslamayı yaparak neden kendi kendine işkence ediyorsun? Bu konuda çok uyardığım insan oldu, ara ara kendime de bu uyarıyı yapıyorum hâlâ. Çünkü ister istemez insan bazen şunu düşünüyor: Farklı bir şeyler mi denesem, daha fazla insana ulaşmaya mı yönelsem? Ama diğer yandan şunu da bilmem lazım: Ürettiğim şey herkes için değil.</p>
<p>Mesela <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab</a> için hazırladığım bülteni düşünelim. Onun hitap ettiği kitle çok net. Ulaşmak istediğim kitle belli, oraya koymak istediğim şeyler belli. Bunu bir YouTube videosu hâline getirebilir miyim? Denesem bir şekilde yaparım ama içeriğin derinliğini kaybederim. Görünür kalabilmek için başka unsurlar eklemek zorunda kalırım. Bu noktada YouTube’un algoritmasını da mutlu etmem gerekir ve sonuçta yapmak istediğim şey bambaşka bir şeye dönüşür. Bu yüzden “o sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım” yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Kuluçka programından bahsettik. Biraz daha detaylandırabilir miyiz? Nedir Kuluçka programı? Nasıl bir içeriği var? Nasıl bir eğitim alıyorlar orada? </strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Yıllar içerisinde bu format değişti ama en temelde önce bir başvuru süreci var. Genellikle her yıl üç haneli sayılara ulaşan başvuru dosyası geçiyor elimize. En baştan itibaren başvuracak kişilerden bir projeyle, bir fi kirle gelmelerini istiyoruz. Sadece “eğitim almak istiyorum” diyerek gelmelerini değil; hayata geçirmek istedikleri bir projeyi, başlatmak istedikleri bir fi kri ya da mevcut projelerini nasıl geliştirmek istediklerini de anlatmalarını bekliyoruz. Ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini ve bunu nasıl yapacaklarına dair bir planları olup olmadığını görmek istiyoruz. Ardından bir jüri süreci oluyor. O yılki bütçemiz ve programın kapsamı ne kadarsa buna göre bir seçim yapıyoruz. Seçimden sonra eğitim süreci başlıyor. Son dönemlerde bu süreci yarı zorunlu, yarı seçmeli bir formatta yürütüyoruz. Bazı eğitimler, medya profesyonellerinin ya da medya girişimcilerinin her durumda ihtiyaç duyacağı temel başlıkları kapsıyor. Bunlar bütçe tasarımı, planlama ya da editöryel konulardaki temel bilgiler gibi alanlar. Bu eğitimleri zorunlu tutuyoruz ve programa kabul edilen herkes bu eğitimleri alıyor.</p>
<p>İkinci grupta ise katılımcıların uzmanlık alanlarına ya da üretecekleri formata göre şekillenen eğitimler yer alıyor. Bunlar iklim gazeteciliği, çocuk odaklı içerikler, teknoloji gazeteciliği gibi konu bazlı alanlar olabiliyor. Aynı zamanda podcast, video ya da editörlük gibi formatlara yönelik, daha teknik bilgi içeren eğitimler de bu aşamada veriliyor. Eğitim sürecinin ardından mentörlük ve üretim aşaması başlıyor. Eğitimler tamamlandıktan sonra, projenin imkânları elveriyorsa katılımcılar için bir üretim takvimi belirliyoruz. Örneğin, bir katılımcı 12 bölümlük bir podcast serisi yapmak istiyorsa, ilk 3 ay içinde en az 3 ya da 4 bölüm üretmesini bekliyoruz. Bu süreçte hem üretimi takip ediyoruz hem de imkânlar dahilindeyse katılımcıların eğitmenlerimizden birebir mentörlük desteği almasını sağlıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4315 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg" alt="" width="427" height="570" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68.jpeg 1160w" sizes="(max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p>Maddi desteği ise genellikle üretim başlamadan önce veriyoruz. Çünkü bu destekler çoğunlukla üretime yönelik teknoloji alımı ya da diğer ihtiyaçların karşılanması için kullanılıyor. Destek sağlandıktan sonra üretim süreci başlıyor. En sonunda, projeler tamamlandığında ve teslim tarihine gelindiğinde, mümkünse bir kapanış etkinliğiyle ortaya çıkan projeleri duyuruyoruz. Bunu genellikle web sitemiz üzerinden ya da sosyal medya hesaplarımızdan yayarak mezunlarımızın görünürlüğünü arttırmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>A.Ş: Peki NewsLab Turkey’nin gelir modeli nedir?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Gelir modelimiz ağırlıklı olarak fonlar ve genellikle uluslararası kurumlardan aldığımız proje bazlı destekler üzerinden ilerliyor. Bunun dışında maalesef başka bir gelir kaynağımız yok. Bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz için düzenli bir gelir modeli oluşturmak zaten çok mümkün olmuyor. Bu nedenle şu anda modelimizi, büyük kurumlarla birlikte yürüttüğümüz projeler üzerinden sürdürüyoruz.</p>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2>Yerelden Dijitale Medya Eğitiminde Yeni Bir Yaklaşım</h2>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de eğitim verdiğiniz birçok program var. Bu eğitimlerin Türkiye medya ekosisteminde neden önemli olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Bu soruyu daha net cevaplayabilmek için özel programlarımızdan üçünü özellikle seçerek anlatmak isterim. Bunlardan ilki, en başından bu yana yürüttüğümüz podcast programlarıydı. O dönemde podcast yayılmaya başlıyordu ve gazetecilerle haber üretmek isteyenler bu alana oldukça ilgiliydi. Ancak işin teknik tarafını öğrenmek zor geliyordu; nasıl yapacaklarını, nereden başlayacaklarını bilmiyorlardı. Bu nedenle, bu alanda onları destekleyebilmek için özel bir podcast programı başlattık. İkinci programımız yerel gazetecilik programıydı. Bunu birkaç yıl boyunca yürüttük ve aslında devam ettirmeyi çok isterdik ancak maalesef elimizdeki imkânlar buna yetmedi. Bu programda Türkiye’nin farklı bölgelerinde yerel habercilik yapan kişileri bir araya getirdik ve onlara hem eğitim hem de maddi destek sağlamaya çalıştık. Amacımız, bana kalırsa gazetecilik sektörünün en ciddi sorunlarından biri olan yerel haberciliği destekleyebilmekti. Bu program kapsamında desteklediğimiz kurumlar arasında hala yoluna devam eden, çok başarılı işler yapanlar var. Keşke bu programı daha uzun süre sürdürebilseydik.</p>
<p>Çünkü gelen herkes çok mutlu oluyordu ve eğitimden çok faydalandıklarını söylüyorlardı. Diğer yandan, gazeteciliği ve medyayı desteklemeye yönelik pek çok eğitim ve program genellikle İstanbul, Ankara, İzmir üçgeninde, hatta çoğunlukla yalnızca İstanbul ve Ankara’da sınırlı kalıyor. Bu da yerelde çalışan gazetecilerin bu tür kaynaklara erişimini zorlaştırıyor. Bu nedenle, bu tarz programların yeniden başlatılabilmesi ya da başka yapılar tarafından hayata geçirilebilmesi beni çok mutlu eder. Sonuncusu da, geçtiğimiz dönemde ürünlerini paylaşmaya başladığımız çözüm gazeteciliği programımızdı. Bu program, bana kalırsa gazeteciliğin farklı ve daha faydalı bir şekilde yapılabileceğini göstermek açısından çok değerli.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü günümüzde haber ve habercilikte çoğu zaman yalnızca olan biteni aktarmaya ya da en sansasyonel, en negatif ve en korkutucu şeyi haber olarak görmeye odaklanan bir yaklaşım mevcut. Bu yüzden de biz çözüm gazeteciliğini, bir sorunu anlatırken bunun nasıl çözülebildiğini ya da sadece sorunlara odaklanmayıp bunun çözümlerine ya da daha iyiye dair neler yapıldığını gösterebilecek bir gazetecilik yaklaşımını da desteklemek istedik. Program katılımcılarımız ve mezunlarımız çok güzel işler üretmeye başladı. Bu içerikleri sosyal medya üzerinden paylaşıyoruz, merak edenler hesaplarımıza bakarak görebilir. Umarım bu tür bir gazetecilik anlayışının daha fazla bilinmesine ve ülkemizde yaygınlaşmasına az da olsa katkı sunabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4328 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-200x112.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-600x337.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1536x864.png 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4327 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4329 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E: Yerel gazetecilik meselesi kritik bir noktada duruyor. Yerelde çok güçlü bir hikâye potansiyeli olmasına rağmen bu alanın yeterince işlenememesi, merkezde de bir tür kısır döngü yaratıyor gibi görünüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine gelir modeli sıkıntısından mı kaynaklanıyor sizce?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Biz zaten Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor. Çünkü çok net bir gerçek var: Eğer belediyeyle aranı iyi tutmazsan, bir anda şehrin yarısı sana reklam vermeyi kesebiliyor. Belediye kurumları aboneliklerini bırakabiliyor. Üstüne bir de kaynak sıkıntısı eklenince, “Az buçuk bir gelirimiz var, onu da kaybetmeyelim” endişesiyle hareket etmek zorunda kalıyorlar. Sonuçta haber yapabilecekleri bir alan kalmamış vaziyette. Çünkü o alan olmadığı sürece para verilse bile bir şey değişmez. En başta insanlara rahatça yazabilecekleri alan yaratmak gerekiyor. Yani bence en temelde zaten mevzu bu alanı açmaya yönelik bir çaba vermek, bir şey geliştirilecekse, belki bir program üretilecekse böyle bir şey üretmek olabilir. Çünkü o alan olmadığı sürece hani oraya ne kadar kaynak da bulunsa, para da verilse çok bir şey değişmez. Yani öncelikle insanların haber yapabilecekleri, rahatça yazabilecekleri bir alan yaratmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Basın ilan kurumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’deki konumu sizce nasıl?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kendi düşündüğümden önce birçok gazeteciden duyduğum şeyi söyleyeyim: Basın İlan Kurumu gazetecilerden ve haber kurumlarından imkânsızı istiyor. Özellikle yeni gelen düzenlemelerle, ilan alabilmek ya da buradan bir gelir elde edebilmek için çalışan sayısından günlük girilecek haber sayısına, hatta tıklanma sayılarına kadar son derece abartılı talepleri var. Bu talepler öyle bir noktaya gelmiş durumda ki işte örneğin; bir yerel haber sitesi buradan bir şekilde hani yerele yönelik Basın İlan Kurumu’ndan kendi şehriyle alakalı bir şey almak istiyor diyelim. Yanlış hatırlamıyorsam günde 100 ila 120 tane haber girmelerini bekliyorlar bir yerel haber sitesinden. Yani herhangi bir şehirde günde 120 tane haber değeri taşıyan olay olmasına imkân yok. Ama bu şartı sağlamazsanız Basın İlan Kurumu size ilan vermeyi ve buradan gelir elde etmeyi imkânsız hale getiriyor. Durum böyle olunca ne oluyor? Google aramalarında mutlaka karşınıza çıkmıştır, haber sitelerinin ana sayfalarında asla görmediğimiz ama arama sonuçlarında çıkan market indirim katalogları, rüya tabirleri, burç yorumları, yapay zekâyla üretilmiş ünlü biyografileri gibi içerikler vardır.</p>
<p>Bunların sebebi tam olarak bu. Çünkü Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor. Bunun yanında kategori talepleri de var. Örneğin ulusal bir medya sitesiyseniz belli sayıda çalışanınızın olması, şu kadar kategoride editörün olması lazım gibi şartları var. Ancak karşılığında Basın İlan Kurumu’ndan gelecek ilan geliri, bu çalışanların maaşlarının belki ancak beşte birini karşılayabilecek seviyede kalıyor. Dijitale ayak uydurmak amacıyla, Google’dan bile çok daha ekstrem talepleri var. Diğer yandan Türkiye’de dijital medyanın hala reklam ve tıklanma gelirinden başka bir modeli olmadığı için, birçok haber sitesi ve medya kurumu kendisini bu sisteme muhtaç hissediyor ve buna uymak zorundaymış gibi davranıyor.</p>
<p>Bunun sonucunda örneğin bir yerel haber sitesi muhabirini sahaya gönderip haber takip edebilecekken, onu masa başına oturtup 20 tane daha kopya haber gir, Basın İlan Kurumu’nun sınırına yetişelim demek zorunda kalıyor. Yani gazetecilik yapmak yerine, sitenin o limitlerini doldurmaya zaman harcıyorsun. Bugün gelinen noktada Basın İlan Kurumu’nun getirdiği sınırlamalar, haber sitelerini olabildiğince bomboş içeriklerle doldurmaya zorlayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Çünkü ancak bu şekilde ilan alabiliyorsunuz. Üstelik Google bile artık bu kadar acımasız değil. Onlar algoritmalarını daha kaliteli içeriğe doğru kaydırmışken, Basın İlan Kurumu hala 2010’ların başındaki Google gibi hareket ediyor ve Türkiye’deki haber kurumlarından, haber sitelerinden bunu talep ediyor. Bunu sağlamazsan ilan vermeyeceğim diyor ve sen otomatik olarak sistemden düşüyorsun.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4342 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-768x513.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-800x534.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1200x801.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1536x1025.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de sıkça karşılaştığımız kavramlardan biri sürdürülebilir gazetecilik. Nedir bu sürdürülebilir gazetecilik biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Sürdürülebilirlik, son dönemde iklim krizi ve çevre meseleleriyle birlikte hayatımıza çok farklı bağlamlarda girdi. Orada daha çok doğanın ve gezegenin ayakta kalabilmesi konuşuluyor ama medya için de mantık aynı aslında. Kendi kaynaklarını üretebilen, olabildiğince dışa bağımlı olmayan ve bağımsız bir şekilde hayatta kalabilen bir kurum yaratabilmek. Yerel gazeteler üzerinden düşünürsek, gelirin tamamen belediyeyle olan ilişkine bağlıysa, senin neyi haber yapıp neyi yapamayacağın belirleniyor. Bu durumda kendi başınıza ne kadar ayakta kalabilirseniz, bağımsız hareket edebilme imkânınız da o kadar artıyor. Aynı zamanda sürdürülebilir olmak adına asla tek bir kaynağa bağlı olmamak gerektiğini bize gösteriyor. Çünkü gelir kaynaklarını çeşitlendirmiş, tek bir kaynak yerine birkaç farklı yerden gelir elde ediyorsan, bunlardan birini kaybetmek senin için o kadar büyük bir sorun yaratmayacaktır. Ama kendini tek bir tarafa yasladığında ya da üretim açısından tek bir formatla kendini kısıtlamışsan bir noktada tıkanma yaşanacaktır. Sürdürülebilir olabilmek için gelişmeye, evrilmeye ve çeşitlenmeye açık olman gerekiyor. Çünkü medya sektörü, belki de modayı saymazsak, en hızlı gelişen ve değişen sektörlerin başında geliyor. Durum böyle olunca yeniliğe adapte olabilmek ve kendini geliştirebilmek, sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz haline geliyor. Aksi takdirde, bugün hala eski usul gazetecilikten gelen bazı insanların gazetecilikteki en temel dönüşümlere bile adapte olmakta zorlandığını ya da bununla bir kavga içine girdiğini ve bu yüzden geride kaldığını görüyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4338 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1536x1024.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Değişim ve dönüşümden söz ettik. Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği bir dönemden geçiyoruz. Sizce yapay zekâ, medyada yaşanan bu değişim ve dönüşüme nasıl bir katkı sağlayacak?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben yapay zekânın yaratacağı değişimlerin daha çok olumlu olacağını düşünüyorum. Çünkü insanlar genellikle yeni, farklı ya da yabancı bir şeyle karşılaştıkları zaman tepkileri duygusal oluyor. O duygusal tepkiden çıkıp da daha sakin bir şekilde bakmak çok zor. “Eski olanı kaybedeceğiz, gazetecilik bitecek, sanat elden gidecek, her şeyimizi elimizden alacak” gibi söylemler bu duygusal tepkilerin sonucu.</p>
<p>Burada yapılan en büyük hatalardan bir tanesi, sektörün Sam Altman gibi isimlerin bu duygusallığa oynadığını fark etmemesi. “Yapay zekâ şöyle olacak, AGI beş yıla geliyor, üç yıla şöyle olacak” tarzında söylemler aslında tamamen bir pazarlama taktiği. Evet, teknoloji çok hızlı gelişiyor, buna itirazım yok. Ama bu söylemlerle bilinçli olarak duygusal bir tepki yaratılıyor ve bu tepkinin yarattığı hype üzerinden ilerlemek isteniyor. Gazetecilik sektörü için de, sanatçılar için de bu geçerli. Bunun sonucunda birçok insan aynı duygusallıkla ama bu sefer negatif taraftan tepki veriyor. “Yapay zekâyı asla istemiyoruz, işimizi elimizden alacak, internette doğru bilgi kalmayacak, interneti öldürecek” gibi tamamen bir korku senaryosu, distopya senaryosu yazılıyor. Dönüp baktığımızda, evet, çok büyük bir değişim olacak ama bu değişim bir sabah kalktığımızda her şeyin altüst olması şeklinde gerçekleşmeyecek. Belki fark etmeden attığımız o küçük küçük adımların ardından, beş yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, aslında bambaşka bir yere geldiğimizi göreceğiz. Tam da bu yüzden duygusal tepkiler vermek yerine, sakin bir şekilde oturup “Bununla ne yapılabilir, nelere dikkat etmek gerekir?” diye kafa yormak gerekiyor. Çoğu insan bunu yapmıyor. Bu tepkilerin büyük kısmını neden ciddiye almadığımın en güzel örneklerinden birini bana <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> verdi. Yılın başlarında Disney ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla “Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak” gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı. Şu anda Sora üzerinden, biz Türkiye’de henüz erişemiyor olsak da, Disney karakterleriyle video üretmek serbest artık. Burada yapılan temel hata şu: Büyük şirketlerin sanatçıları, üreticileri ya da bireyleri düşüneceği sanılıyor. Oysa tarihte bunun hiçbir zaman böyle olmadığını gördük. Bu durumun aynısını 2000’lerin başında müzik sektöründe yaşadık. Napster ve korsan MP3’ler konusunda müzisyenler müzik şirketlerine güvenmişti. “Bizi kurtaracaklar yoksa korsan yüzünden aç kalacağız” diyorlardı. Sonuçta ne oldu? Napster bitti. Bunun yerine Spotify gibi platformlara geçildi. Bugün bir sanatçının Spotify’da bir dolar kazanabilmesi için şarkısının en az 5–10 bin kez dinlenmesi gerekiyor. Düşününce, korsan dönem belki de daha iyiydi, en azından bir beklenti yoktu. Burada gerçekten bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bana kalırsa yapay zekânın yaratacağı en büyük şoklardan biri ürettiğimiz şeye dair sahiplik ve bunun ekonomisiyle ilgili bildiğimiz pek çok kavramdan vazgeçmek zorunda kalmamız. Çünkü klasik telif hakkı yaklaşımıyla yapay zekâya baktığımızda, ortada bu sisteme hiç uymayan bir yapı var.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4344 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png" alt="" width="358" height="537" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context.png 1024w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>Çoğu insan bu sistemlerin nasıl çalıştığını hala bilmiyor. Örneğin, “Van Gogh tarzında bir görsel üret” dediğinizde ya da “Bu bilgileri New York Times dilinde haberleştir” dediğinizde, sanki yapay zekânın arkasında Van Gogh’un tablolarını ya da New York Times arşivini açıp okuyan bir kütüphane varmış gibi düşünülüyor. Oysa böyle bir şey yok. Ortada aşırı derecede kompleks biçimde eğitilmiş bir sistem var ve bu sistemin içine girip tek tek hangi veriye eriştiğini görmemiz mümkün değil. Korsan ürün üzerinden gidelim: Korsan müzikte ya da filmde, içeriğin birebir kopyasını indirip bilgisayarımıza koyuyorduk. Yapay zekâda böyle bir şey söz konusu değil. Eğer bunu telif ihlali sayarsak, örneğin ben gitar çalmayı öğrenirken Metallica parçalarını çalıştığımda, onlardan nota öğrendiğimde ya da onlardan esinlenerek benzer bir şey ürettiğimde bu da telif ihlali sayılmalı. Çünkü yasalar gözünde o yapay zekâ modelini eğitmek için bir materyal kullanmakla benim kendimi eğitmek için bir kitap okumam, bir resmi incelemem aynı şey haline gelecek. Burada da karşımıza iki senaryo çıkıyor: Ya telif hakkı kavramını bu şekilde genişleteceğiz ve kendimizi çok daha kısıtlayıcı bir ortamda bulacağız.</p>
<p>Zamanla bildiğimiz telif tanımından vazgeçip tamamen yeni bir konsept üretmemiz gerekecek. Ben kişisel olarak ilkini kesinlikle istemem. Ama telif haklarının tarih boyunca daha çok büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve hep bu doğrultuda güncellendiğini de düşündüğümden, telifin yerine yeni bir şey üretmenin artık bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim. Eğer böyle bir dönüşüm yaşanırsa ve kimse buna hazırlıklı olmazsa, kendimizi oldukça kaotik bir ortamın içinde bulmamız da çok olası. Yani ilkini kesinlikle istemem ben kişisel görüşümü söyleyecek olursam. Diğer yandan, telif haklarının şu ana kadar tarih boyunca sadece büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve sürekli o şekilde güncellendiğini de düşündüğümden dolayı, tamamen telifin yerini alacak yeni bir şey üretmenin artık hani yapay zekâyla birlikte bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim ben. Eğer öyle bir şey olursa hiç kimse buna hazırlıklı olmayacağından dolayı kendimizi çok kaotik bir ortamda bulacağız gibi geliyor bana.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Yılın başlarında <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla ‘Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak’ gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı.”</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit: Peki, telifin yerini alabileceğini söylediğiniz bu yeni konsept somut olarak neye benziyor? Aklınızda veya dünyada tartışılan alternatif bir model var mı?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Birçok şey mümkün ama diğer yandan şöyle bir durum da var: İnsanlığın üretim ve yaratıcılık tarihini düşündüğümüzde telif aslında çok yeni bir kavram. Yani ona bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmamız da gerek yok. Elbette bir karşılık meselesi var ama yaratıcı bir üretimi alıp kullanmanın karşılığını mutlaka telif üzerinden düşünmek zorunda da değiliz. Bunun için farklı mekanizmalar, farklı modeller üretilebilir. Mesela yakın zamanda çok ilginç, deneysel bir projeye denk gelmiştim. Bir yazar dijital olarak bir kitap yayımlamış ve kitabı satın aldığınızda, kaynakçada adı geçen herkese ödediğiniz ücretin yüzde 30’unu paylaştıran bir sistem kurmuş. Yani alıntı yaptığı, referans verdiği isimlere telif ödemek yerine, onları doğrudan satın alma mekanizmasının içine dahil etmiş. Burada mesele sadece telif değil. Durum yaratıcı sektörlerin ve gazeteciliğin tüm ekonomik modelini sil baştan kurgulamayı gerektiren bir noktaya da evrilebilir. Günümüz koşullarında bu alanın ne kadar sıkıntılı olduğunu düşündüğümüzde, zaten bu bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Çünkü kendi üretiminizle, yaratıcılığınızla hayatınızı sürdürebilmek gerçekten hiç kolay değil. Bugün bunu yapabilmek için ya çok büyük bir isim olmanız ya da çok büyük bir şirketin parçası olmanız gerekiyor. Bu yüzden telif tartışmasının da ötesinde alternatif ekonomik yapıları düşünmek ve denemek gibi bir ihtiyaç da söz konusu olacak. Yapay zekâ muhtemelen birçok farklı sebepten dolayı bu süreci hızlandıracak. Bundan bir iki sene önce yapay zekânın gazetecilikte yeni yeni tartışılmaya başlandığı bir dönemde katıldığım bir etkinlikte şunu söylemiştim: Dijital haberciliğin o klasik, tıklanma temelli ekonomik modelinin artık sonuna geldik. Bunun da iki temel sebebi var ve ikisi de yapay zekâ kaynaklı. Birincisi, eğer bu model üzerinden para kazanmak istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz. istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz.</p>
<p>Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da çok basit bilgileri arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana tıklamasıyla geliyor. İnsanlarda “bu haber sitesine gireyim, okuyayım” alışkanlığını yaratacak düzeyde bir üretim olmadığı için zaten böyle bir şey söz konusu değil. Üstelik insanlar artık bu tür soruları Google’a sormak yerine ChatGPT’ye, Gemini’ye falan soruyor.</p>
<p>Dolayısıyla tıklama ihtiyaçları da kalmıyor. Bunlar yaygınlaşmaya başladıkça tıklanma sayıları da zaten düşmeye başlayacak ve ekonomisini, gelir modelini tamamen buna dayandırmış kurumların ayakta kalma şansı da otomatik olarak bitmiş olacak. Geriye de bir şekilde özgün haber üretenler kalacak; gerçekten farklı bir ürün sunanlar. Yani sadece arama yaptığında market kataloğunu ilk sırada çıkaranlar değil; gerçekten haber verenler, yenilikçi ve farklı şeyler deneyenler. Bunu söylediğimde gazeteci camiasında pek çok kişinin hoşuna gitmiyor ama geriye sadece premium ürün üretenler kalacak. Yani artık salt var olmak yetmiyor, bir ekstranızın olması gerekiyor. Çünkü artık internette her şey fazlasıyla var ve bunların büyük bir kısmı oldukça kalitesiz.</p>
<p>İnsanların dikkatini çekebilmek ve akılda kalabilmek için ortaya net bir kalite farkı koymak gerekiyor. Mesela İngiltere’de dünyaya hitap eden, uluslararası yayın yapan onlarca farklı medya kuruluşu var ama dünyanın neresine giderseniz gidin herkesin bildiği Financial Times’tır, Guardian’dır. Amerika’da da aynı şekilde Washington Post ve New York Times bilinir. Dünya çapında olmanız gerekmiyor belki ama en azından ülkede ayırt edilebilecek bir iş yapmalısınız. Bu saatten sonra ancak bu sayede, internetin o bilgi seli içinde ayakta kalıp sürdürülebilir bir gelecek kurabilirsiniz.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4347 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png" alt="" width="491" height="327" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-200x133.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-300x200.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-400x267.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-600x400.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-768x512.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-800x533.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1200x800.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context.png 1536w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Peki, Türkiye’de geliştirilen Kumru AI hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi. Bizim kullandığımız ChatGPT, Gemini, Claude ya da açık kaynakların hepsi, ilk eğitimden sonra reinforcement learning dediğimiz ve farklı aşamalardan geçen modeller. Yani ilk ana eğitimden sonra ikincil, üçüncül eğitimlerden geçirilip bizim kullanımımıza sunuluyor. Kumru’da ise test etmemiz için açılan model sadece ana eğitimi tamamlanmış, o ikinci ve üçüncü aşamalardan henüz geçmemiş bir modeldi.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi.”</span></p></blockquote>
<p>Bunun kimseye açık olmaması gerekiyordu. En fazla belli sektörlerden ya da akademik alandan, test amaçlı sınırlı sayıda insana özel olarak açılıp, ardından bu reinforcement learning aşamalarına girmesi gerekiyordu. Bu hata yapıldığı için de doğal olarak internette büyük bir espri malzemesine dönüştü. Diğer yandan tamamen Türkçe kaynaklarla eğitilmiş bir model görmeyi gerçekten çok istiyorum. Çünkü bu modeller genellikle internetteki her şeyle eğitildikleri için çok daha genel bir bilgi perspektifi ne sahipler.</p>
<p>Tamamen Türkçe ile eğitilmiş bir modelin dil kullanımı çok daha farklı olabilir. Üreteceği sonuçlar, yaklaşımı da çok farklı olabilir. Modelin eğitildiği dile bağlı olarak karakterinin ve kapasitesinin nasıl değişeceğini görmek benim en çok merak ettiğim şeylerden biri. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı ülkelerde bu tür denemeler yapılıyor ama hepsi hala çok erken aşamalarda. Keşke bu kadar aceleye getirilmeseydi de espri malzemesine dönüşmeseydi. Biraz daha beklenip o ikincil ve üçüncül aşamalardan geçmesi sağlansaydı.</p>
<p>Çünkü internet maalesef böyle konularda fi l hafızasına sahip. Daha gelişmiş bir versiyonu geldiğinde bile birçok insan sırf bu yüzden ciddiye almayabilir. Bu da onlar için ciddi bir sıkıntı olur. Bunu ChatGPT’de de gördük. Hata yapma oranı azaltılıp, insanlara yaklaşımına daha fazla moderasyon eklendiği zaman Reddit’te “ChatGPT artık çok soğuk konuşuyor, çok ciddi oldu, bu ne böyle” diye isyanlar çıktı. Hatta “arkadaşımı kaybettim” diye ağlayan postlar bile vardı. Biz insanlık olarak bir yandan kendimizi her şeyin yukarısındaymış zannediyoruz ama bizim gibi konuşan bir yazılımla karşılaştığımızda da aşırı derecede bağlanıyoruz. Kumru düzelip daha düzgün konuşmaya başladığında, “Niye böyle ciddi konuşuyor?” diye Ekşi Sözlük’te şikayetler görürüz. Bundan eminim.</p>
<p><strong>A.Ş:</strong> Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir söyleşiydi.</p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben de çok teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Niteliğinde Bir Fenomen: Yapay Zekâ &#8211; Gülçiçek Dere</title>
		<link>https://contextdergi.com/devrim-niteliginde-bir-fenomen-yapay-zeka-gulcicek-dere/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/devrim-niteliginde-bir-fenomen-yapay-zeka-gulcicek-dere/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:22:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[bilginin demokratikleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital uçurum]]></category>
		<category><![CDATA[doğal dil işleme]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü işleme]]></category>
		<category><![CDATA[Gülçiçek dere]]></category>
		<category><![CDATA[insansılaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4274</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Melisa Güven Akademisyen ve Full Stack AI Developer Gülçiçek Dere; yapay zekânın çalışma prensiplerini, algoritmaların gündelik hayata etkisini ve araçların kullanım biçimini anlattı. Üretken yapay zekânın yaratıcılığa katkısını, doğru prompt kullanımının önemini ve yazılım dünyasında kadınların rolünü ele aldığımız söyleşide, geleceğin teknolojilerine dair ipuçlarını Gülçiçek Dere’den dinleyin. Melisa Güven: Merhabalar Hocam. Öncelikle hoş geldiniz. Bizi  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/devrim-niteliginde-bir-fenomen-yapay-zeka-gulcicek-dere/">Devrim Niteliğinde Bir Fenomen: Yapay Zekâ &#8211; Gülçiçek Dere</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Melisa Güven</strong></em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Akademisyen ve Full Stack AI Developer Gülçiçek Dere; yapay zekânın çalışma prensiplerini, algoritmaların gündelik hayata etkisini ve araçların kullanım biçimini anlattı. Üretken yapay zekânın yaratıcılığa katkısını, doğru prompt kullanımının önemini ve yazılım dünyasında kadınların rolünü ele aldığımız söyleşide, geleceğin teknolojilerine dair ipuçlarını Gülçiçek Dere’den dinleyin.</span></p></blockquote>
<p><strong>Melisa Güven: Merhabalar Hocam. Öncelikle hoş geldiniz. Bizi kırmayıp teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Gülçiçek Dere:</strong> Hoş buldum. Ben Gülçiçek Dere. Aslında şu anda “Full Stack AI Developer” olarak çalışıyorum. Bunun ne anlama geldiğini anlatayım: Hem “Backend” denilen arka yüzde, hem de “Frontend” denilen ön yüzlerde yazılım geliştiriyorum. Daha çok yapay zekâ alanında çalışıyorum. Yapay zekâ yazılım geliştiricisiyim. 2013’ten bu yana akademik olarak da üretiyorum. 2020 yılından itibaren akademisyen olarak tam zamanlı çalışmaya başladım. Son iki yıldır da akademisyenliği saatlik derslere giderek ya da projelere dahil olarak gerçekleştiriyorum. Daha çok yazılım alanında çalışıyorum, çeşitli alanlarda yapay zekâ yazılımları geliştiriyorum. İlk olarak doktora tezim ile sağlık alanında çalışmaya başladım ardından finans, satış ve kozmetik alanıyla devam ettim.</p>
<p><strong>M.G: Yapay zekâ bir yandan oldukça teknik bir konu fakat sosyal bilimlerin içinde de önemli bir tartışma konusu. Yapay zekânın teknik yapısı veya sosyal bilimler arasında nasıl bir ilişki var?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Yapay zekâ aslında ilk çalışmalarda ileri istatistik analiz olarak başladı. Olasılık hesaplamaları, sınıflandırma, segmentasyonla başlayan bir şey aslında. Daha sonra veriler arttıkça, süreç derin öğrenme modellerine gitti. Sadece nümerik veriler değil, görüntü işleme üzerinden de devam etti. Daha sonraki süreçlerde dil işleme ve metin analiziyle “Büyük Dil Modelleri” (Large Language Models LLM) üzerine çalışılmaya başlandı. Giderek kendine daha çok alan buldu. Son geldiği noktada sentetik veri üretmek, video üretmek ile devam ediyor. Yani eskiden sadece var olan veriyi analiz ediyorduk, şimdi veriyi biz de yapay zekâ ile üretebiliyoruz.</p>
<p>Tabii bu sistemi kullanıcılar geliştiriyor. Yani yapay zekâ bize bir sonuç veriyor, biz de ona bir geri bildirim veriyoruz. Ödül-ceza sistemi de dahil olmak üzere arka planda çalışan algoritmalar ve mimarilerde birçok geri bildirim mekanizması mevcut. İnsanlar yapay zekâyı kullandıkça geliştiriyor ve etkileşimli bir hale getiriyor. Günlük hayatımıza çokça dahil ettik. Etmeye de devam edeceğiz. Önce tabii ki teknik bir altyapıyla başladı fakat sağlık, eğitim, finans, günlük hayattaki her şey, iletişim, medya&#8230; Her alana girdi ve giderek etkisi artmaya devam edecek.</p>
<p>merhaba</p>
<p><strong>M.G: Son yıllarda birçok yeni teknoloji ortaya çıkıyor ve bir süre konuşulduktan sonra unutuluyor, biliyorsunuz. Fakat yapay zekâ sanki internet gibi hayatımızı kökten değiştiren bir teknoloji olacak gibi. Sizce yapay zekayı bugüne kadarki diğer teknolojilerden nasıl ayırabiliriz?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Evet, internet gibi devrim niteliğinde bir fenomen. Ama şöyle bir fark var. İnternet sadece bilgiye daha kolay erişmemizi sağlıyordu. Fakat yapay zekâ bunu çok daha hızlı ve etkin bir şekilde yapabiliyor. Bu yüzden yapay zekâ, internetin bize verdiği bilgiden ziyade bizim yerimize seçimler yapma, bizi yönlendirme konusunda daha etkili. Yapay zekâ bitecek bir şey değil, gelip geçici bir trend değil, açıkçası katlanarak artacak bir şey. Nasıl interneti biz çeşitli alanlarda kullanmaya devam ediyorsak, yapay zekâ da giderek kendine daha çok alan bularak devam edecek. Belki NFT gibi unutulup giden şeylerden farkı, yelpazesinin geniş olması, birçok alana girebilmesi ve çok alanda fayda üretmesidir.</p>
<p><strong>M.G: Peki sizce üretken yapay zekâ araçlarının gündelik yaşamımızdaki yansımaları nasıl oluyor? Bizi tembelleştiriyor mu yoksa yaratıcılığımızı kullanma konusunda bize yeni fırsatlar sunuyor mu?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Bu soru gerçekten üzerinde çok fazla tartışacağımız, çok çeşitli alanlardan ele alınacak bir konu. Eskiden insanlar bir şeyleri araştırırken internetin de olmadığı zamanlarda ne yapıyorlardı? Kitaba, kütüphaneye erişmeye çalışıyorlardı. Bir kütüphane var ve kişi erişmek istediği bilginin öncelikle hangi kitapta olabileceğini düşünüyordu. Bir karar verme ve süzgeçten geçirme aşaması vardı. Sonra o kitabın hangi bölümünde olduğunu arayıp, o sayfayı bulup bilgiyi ediniyordu. Oldukça fazla emek sarf ediyordu. İnternetle birlikte bu neye dönüştü? Arama motoruna aramak istediğimiz şeyi yazıyoruz, tabii burada reklam ve yönlendirmeleri geçiyorum, sonuçlara göre sayfalar açılıyor ve biz o sayfalardan ilgili içeriği bulmaya çalışıyoruz. Kütüphaneden daha kısa bir yol.</p>
<p>Şimdi ChatGPT, Gemini gibi yapay zekâ araçları, bize direkt olarak cevap veriyor. Yani biz tek bir cevap alıyoruz. Bunun nörolojideki karşılığına, aldığım dersler üzerinden bakarsak: Öğrenme sürecinde bir uyaran vardır. Uyaran ne yapıyor? Bizim talamusumuza etki ediyor ve o uyaranı görüyoruz. Daha sonra o bizim ilk algılama aygıtımıza, sensory input denilen yere gidiyor. Daha sonra anlamlandırıyoruz. Anlamlandırdığımızda da Prefrontal Korteks’e gidip orada bizim için kısa süreli de olsa bir öğrenme gerçekleşiyor.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Burada beklediğimiz şey ‘yapay zekâyı kullanayım ve her şeyi o bana sunsun’ ise, evet bu bizi hem tembelleştiren hem de ileriye götürmeyen bir şey olacak. Ama benim zaten bir amacım var ve bu amaç uğruna onu bir araç olarak kullanacaksam, o zaman bilinçli olmak lazım.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4275" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/ok_1-1024x683.png" alt="" width="602" height="374" /></p>
<p>Eğer biz bunu bir anıyla eşleştirirsek amigdalaya kodlanıyor. Gemini’dan öğrendiğin bilgi de senin için kodlanabilecek ama o yol ne kadar kısa olursa bilgi daha az kalıcı oluyor ve öğrenme süreci tam olarak gerçekleşmiyor. Yapay zekâ dediğimiz şey, özellikle sinir ağlarının yapısına benzer bir süreçle çalışıyor. Yani insan bir şeyi nasıl algılıyorsa yapay zekânın arka plan ağları da buna benzer şekilde çalışıyor. Fakat biz onu kullanırken kendi ağlarımızı çalıştırmıyoruz. Tembelleşiyor muyuz? Tabii ki, bu anlamda evet. Ama şöyle de bir şey var: Eğer ki bunu kullanmayı bilirsek&#8230; Einstein’ın bir sözü vardır, belki duymuşsunuzdur: “Kitaplarda erişebileceğim bir bilgiyi neden beynimde taşıyayım? Ben o bilgiyi nasıl kullanacağımı öğrenmeliyim.” Diyelim ki bir hipotezim var, o bilgiyi doğrulamak üzerine yapay zekâyı bir araç olarak kullanırsam, o zaman çok işime yarayabilir. Fakat ondan cevabı bekleyip onun beni yönlendirmesini istediğimde, artık araç olan biz oluyoruz. Sistemi nasıl kullandığına bağlı olarak değişiyor.</p>
<p>Öğrenme sürecini kısalttığı için bizi tembelleştiriyor. Fakat çalışma mantığını farkına vardıktan sonra araç olarak kullanırsak, belki tembelleştirmez de tam tersi işimizi kolaylaştırdığı için bizi daha üretken ve çalışkan yapabilir. Yemek tarifleri bile mesela eskiden insanların zihnindeydi. Şimdi nasıl olsa erişilebiliyor, çok kolay bulunabiliyor diye insanlar zihninde bir şey taşıma gereği duymuyor artık.</p>
<h2>Yapay Zekâ Çağında Öğrenmek, Üretmek ve Dönüşmek</h2>
<p><strong>Nergis Karadağ: Açıkçası bu konu çok ilgimi çekti. “Araç olarak kullanmak” dediniz. Peki bunu nasıl etkili bir şekilde kullanabiliriz? Bunun bir okuryazarlığı var mı?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Yapay zekâya girdiğimiz her bir komuta “Prompt” deniyor. Hatta “Prompt Engineering” diye bir alan bile gelişti. Burada onun temel olarak nasıl çalıştığını bilmek lazım. Tabii ki belki teknik bir insan değilsiniz, teknik olarak tüm detayları bilmek durumunda da değilsiniz. Ama “Ne yapıyor, ne ediyor?” bunu ne kadar bilirsek o kadar doğru kullanabiliriz. Bunu yapay zekâ geliştiren, yapay zekâ mimarilerini kullanarak hem akademik çalışmalara hem de projelere dahil olan ve aynı zamanda özel sektörde çalışan bir insan olarak söyleyebilirim. Benim ulaşmak istediğim bir hedefi m olmalı. O hedefe giderken elimdeki veriye de bağlı olarak ki bu veri seti; sayılar, yazılar, sesler, her şey olabilir, o veriden bir bilgi elde etmek, bir sonuç çıkarmak istiyorum. Elimdeki veriye bağlı olarak hangi yapay zekâ modelleri, mimarileri ya da araçları kullanabileceğimi belirliyorum. -buna akademik çalışmalarda literatür taraması da diyebiliriz- Daha sonra o veriye uygulanabilecek modelleri seçiyorum. Genellikle yapay zekâ çalışmaları modellerin ve mimarilerin kıyaslanması ile ilerliyor. Bu modeller varmak istediğim noktadaki bilgiyi bana yüksek veya düşük olasılık gibi sonuçlar ile veriyor.</p>
<p>Burada beklediğimiz şey “yapay zekâyı kullanayım ve her şeyi o bana sunsun” ise, evet bu bizi hem tembelleştiren hem de ileriye götürmeyen bir şey olacak. Ama benim zaten bir amacım var ve bu amaç uğruna onu bir araç olarak kullanacaksam, o zaman bilinçli olmak lazım. Yapay zekâ da yanılabiliyor. Örneğin; Bir akademisyen öğrencisine “Ödevin yüzde 100 AI (Yapay Zekâ) olduğu için kabul edilmeyecek” gibi bir e-posta atmış. Gerçekten de şu an hiçbir yapay zekâ aracı, bir metnin yüzde 100 yapay zekâ olup olmadığını kesin olarak tanımlayamıyor. Bunu kendiniz de kontrol edebilirsiniz.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Şu anda var olan çeşitlilik daha da artacak. Belki de ileride sayısız ‘Agent’ ve sayısız model olacak, bu iyi bir şey. Bunun çeşitlenmesi bizim için çok faydalı. Çünkü her zaman, her yerde ‘tekel’ olanı kullanmak sorunludur. Yani kullandığınız bir şeye geri bildirimle sistemi aslında eğitiyorsunuz. Mesela ‘Böyle bir görsel istiyorum’ diye tekrar komut verebilirsiniz ya da o görsel üretim sürecinde sistemin ne yaptığını öğrenirseniz, ona daha etkin Prompt’larla daha farklı şeyler de çizdirebilirsiniz.”</span></p></blockquote>
<p>Mesela ben 2018 yılında yazdığım bir yazıyı ChatGPT’ye atmıştım, “Bunu sen mi yazdın?” diye. “Evet, bunu ben yazdım” diye bir cevap aldım. Daha sonra ona “Hayır, bunu sen yazmadın” diye yazdığımda, “Evet haklısın, bunu ben yazmadım” cevabını aldım.</p>
<p>Böyle bir sistemden bahsediyoruz. Bir yandan düşündüğümüzde tabii ki hata payı hâlâ yüksek, hâlâ öğreniyor. Bir süre sonra “saçmalamaya” başladığını da duyuyorum. Öğrencilerim “Hocam bir şeyler üretirken bir süre sonra saçmalamaya başlıyor” diyorlar. Evet, şu an için hâkimiyeti elde tutmak gerekiyor. Yani onu bir araç olarak kullanmak ancak o zaman faydalı oluyor. Kontrol bizde olduğu sürece hiçbir sıkıntı yok.</p>
<p><strong>M.G: Yapay zekânın bir yandan mevcut mesleklerin yerini alacağı düşünülürken, bir diğer yandan da pek çok yeni iş kolu yaratıyor. Siz yapay zekanın emek süreçlerinde yarattığı bu değişim hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Bu da yine tarihsel olarak tekrar eden bir kaygı durumu. Sanayi Devrimi’yle insanlar, “Makineler bizim yerimizi alacak” şeklinde bir iş kaygısı yaşamışlar. Aslında böyle de olmuş; gerçekten de beden gücü gerektiren işlerde insanlar yerine makineler kullanılmaya başlanmış ama insanlara çok daha farklı unvanlarda, başka alanlarda yeni işler ve roller açılmış.</p>
<p>Yapay zekânın gelişiyle de yine böyle olacağını düşünüyorum. Şu anda yapay zekâ geliştiricisi olarak ben endişeli değilim. Şu da var; “Ben niye birini çalıştırayım ki? ChatGPT’ye yaz, yap diyorum, yapıyor. Neden bir yapay zekâ uzmanı çalıştırayım ki?” diye konuşan insanlar oluyor. Diyorum ki; “Lütfen buyurun yapın. Lütfen aynen dediğiniz gibi yapın; ‘yap’ deyin ve yapsın.</p>
<p>“Ufak tefek işler için belki evet ama ciddi anlamda hassasiyet gerektiren sonuçlar bekliyorsak, maalesef orada şu an için yapay zekâ yeterince iyi değil. Onu kullanmayı bilen bir insan ancak sonuçları doğrulayabiliyor. O yüzden yapay zekâ evet, bazı meslek gruplarının yerini alabilir fakat yeni iş alanları açılacaktır. Şimdiden üniversitelerde konuya ilişkin farklı bölümler kurulmaya başlandı. Yapay zekâyı kullanabileceğimiz alanlar artmaya başladı. İnsanlar işsiz kalmaz tabii ki ama o mesleği yapay zekâ yapar, insan başka bir meslekle hayatına devam edebilir.</p>
<p><strong>M.G: Bizim bu sene “Yeni Medyada Yapay Zekâ Uygulamaları” adında bir dersimiz var ve yapay zekâ öğreniyoruz. Normalde böyle bir ders yoktu. Evet ben yapay zekâyı kullanıyormuşum ama prompt yazmayı öğrendikten sonra yapay zekâyı daha verimli kullanabildiğimi fark ettim. Yani “çok yapay zekâ kullanmak” ile “yapay zekâyı kullanmak” arasında büyük fark var aslında.</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Evet, kendi adıma söyleyeyim; ben onun hangi kodları çalıştırıp hangi kütüphaneleri çağıracağını, hangi modelleri ve mimarileri kullanacağını bildiğimden, açıkçası kullanımım çok daha farklı oluyor. Hatta birçok şeyi öğrendiğim de oldu. Ben daha önce Backend tarafında çalışıyordum, Frontend bilmiyordum. Frontend’i öğrenme sürecime çok katkıda bulundu.</p>
<p>Ama şimdi kullanıcı yerine de bunu yapan sistemler var. Bunu öğrencilere tavsiye etmiyorum. Kontrol kullanıcıda olmalı. Eğer senin yerine yapıyorsa öğrenemezsin. Bu anlamda insanlara bazı GPT modellerini veya seçeneklerini önerebiliyorum; “Bunu yapmak istiyorsan şunu kullan, yoksa diğeri senin yerine yapar ama sen öğrenemezsin” gibi. O dili bilmek ve anlamak çok önemli. Gerçekten faydalı ve etkin kullanım bu noktadan sonra geliyor. Herhangi bir elektronik araçta bile nasıl çalıştığını bildiğinde onu daha iyi kullanıyorsun.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4276 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/muz-1024x575.png" alt="" width="538" height="327" /></p>
<p><strong>Nehir Gürsoy: Biliyorsunuz her konuda farklı bir yapay zekâ modeli diğerlerine göre ön plana çıkıyor. Örneğin Gemini’ın görsel oluşturma sürümü daha gerçekçi tasarımlar ortaya koyarken, ChatGPT’de bunu pek göremiyoruz. Sizce bu farklılıkları ortaya çıkaran nedir ve yapay zekânın etik tutumu araçların potansiyellerini sizce nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Bu farkların sebebi çalıştıkları veri, mevcut veri setleri, kütüphaneleri ve kullandıkları mimarilerdir. Kodlar ne için, ne amaçla yazıldıysa o amaca hizmet edecek şekilde sonuçlar veriyor. ChatGPT var, DALL-E var. O yüzden bazıları öne çıkıyor ama bir yandan da eksik kalanın gelişmeye devam ettiğini de unutmamak lâzım.</p>
<p>İşte bunu da deneme-yanılma yoluyla öğreniyoruz ya da başkalarından duyuyoruz; süreç bu şekilde ilerliyor. Aslında çeşitlilik olması da bir yandan iyi. Çünkü şu anda tüm dünyada aynı anda dil modelleri çalışılıyor ve insanlar o dil üzerine veri tabanı oluşturup modelleri eğitiyorlar. Her dilin yapısı farklı; her dildeki kelime dizimi, anlam bütünlüğü ya da vurgu bile çok farklı.</p>
<p>O yüzden şu anda var olan çeşitlilik daha da artacak. Belki de ileride sayısız “Agent” ve sayısız model olacak, bu iyi bir şey. Bunun çeşitlenmesini faydalı buluyorum. Çünkü her zaman, her yerde “tekel” olanı kullanmak sorunludur. Verdiğiniz geri bildirimle sistemi aslında eğitiyorsunuz.</p>
<p>Mesela “Böyle bir görsel istiyorum” diye tekrar komut verebilirsiniz ya da o görsel üretim sürecinde sistemin ne yaptığını öğrenirseniz, ona daha etkin prompt’larla daha farklı şeyler de çizdirebilirsiniz.</p>
<p>Şu aralar Instagram’da bile var; “Instagram’a fotoğrafınızı yükleyin ve şunu yazın, size bunu veriyor” gibi akımlar. Metnin yapay zekâ olup olmadığını anlamak, o “intihal” kontrollerinden geçebilmek için insanlar “Humanizer” (insansılaştırma) araçlarını kullanıyor, ek prompt’lar vererek yönlendiriyorlar.</p>
<p><strong>N.G: Tam da bu noktada değinmek istediğim bir konu var. Yapay zekâ modelleri genellikle Batı merkezli veri setleriyle eğitiliyor. Bu durumun, dillerin dijital dünyada temsil edilme biçiminde, tek tipleştirme riski olduğunu düşünüyor musunuz? Ve sizce bu kültürel yanlılığı nasıl kırabiliriz?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Evet. Sanırım bir yıl olmuştur; bir YouTube videosunun altına gelen yorumların “feminen dil” kullanımıyla ilgili bir çalışma vardı. Sosyal bilimlerdeki karşılığı bir yana, ben işin teknik tarafındaydım ve o yorumlara “Duygu Analizi” (Sentiment Analysis) yapmıştım. Gelen yorumların duygu analizini yaparken kullandığım kütüphaneler, genellikle İngilizceye yönelik kütüphaneler olduğu için o yorumları İngilizceye çevirmek ve İngilizce analiz yapmak durumunda kaldım. Fakat İngilizcedeki cümlenin akışı, dizilimi ya da İngilizce hâliyle kelime çok farklı bir anlama geliyor. Türkçe haliyle o cümle farklı bir anlama gelebiliyor. Türkçe anlamını İngilizceye çevirdiğinizde kaybedebiliyor ya da değişebiliyor. O yüzden şu an her ülkede, her dilde kütüphaneler geliştiriliyor ancak İngilizce kütüphanelerin sayısı çok daha fazla.</p>
<p>İngilizcenin evrensel dil olması sebebiyle tüm dünyada yapay zekâ alanındaki dil kütüphanelerinde baskınlığı söz konusu. Ama biz bunu Türkiye’de geliştirilen bazı dil kütüphaneleriyle biraz aşmaya çalışıyoruz. Ben kütüphane geliştiriciliği kısmında değilim, hâlâ var olan kütüphaneleri kullanıyorum. Öyle bir projede olmadım ama açıkçası olmayı isterdim. Şu an aklıma geldi, neden olmasın? Çünkü eldeki verinin yetersizliği çalışmalarınızda geri bırakan bir şeye dönüşüyor. Ama belki bu konuyu da bir yıl sonra konuşmayacağız. Çünkü bir yıl sonra belki de böyle bir şey kalmayacak, her şey çok hızlı ilerliyor.</p>
<p><strong>N.G: Merak ettiğimiz bir konu da algoritmalar. Algoritmalar içerikleri verilerimizden ya da beğendiğimiz şeylerden yola çıkarak bize sunuyor ve aslında ne göreceğimizi belirliyor. Bizim önümüze düşen şeyleri seçiyor. Veriler üzerine çalışan biri olarak siz bu konuda ne düşünüyorsunuz</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Bununla ilgili yakın zamanda bir Q1 seviyesinde bir akademik yayın yaptık. Instagram’da önümüze düşen Reels’ler, videolar ve insanların beğenisi ya da değerlendirmesi üzerine röportajlar vardı. Ben de o röportajların duygu analizini yapmıştım. Burada insanların, önlerine düşen bu videolara karşı farklı yorumlarını gördüm. Hem evet, ilgi ve zevklerine göre videolar düştüğü için kullanmaya devam ediyorlar. Ama bir yandan da bazı yorumlarda şu vardı: “Ben hep aynı içerikleri görüyorum. Yeni bir şey öğrenemiyorum ya da başka şekilde yaşayan, başka yaş grubundaki, başka bir ortamdaki insan ne düşünüyor, neler yapıyor; bunlara erişemiyorum. Sadece kendi alanım ya da kendi zevklerim doğrultusunda kısıtlı kalıyorum.” Belki de bunun dozunu ayarlamak lâzımdır. Bu da zamanla gelişecektir. Çünkü zaten sizden geri bildirim istiyor.</p>
<p>Mesela Instagram’da önünüze düşen Reels’larda bir süre sonra fark ediyorsunuzdur; “İlgimi çekiyor / çekmiyor” gibi seçenekler sunuyor. Siz buna cevap verdiğinizde, sizin izlediğiniz videolardan belki biraz daha farklı yere sapmak üzere ya da farklı önerileri daha çok önünüze getirmek üzere algoritmayı eğitmiş oluyorsunuz. Bizi manipüle ediyor mu? Ediyor. Bizi yönlendiriyor mu? Yönlendiriyor. Sonuçta “Influencer”lar var, farkında olmadığımız reklamlar var. Yani algımız, verdiğimiz tepkiler bile yönetilebiliyor. Bu da algoritmalar ile oluyor. Yani arka planda çalışan algoritma kendi kendini ona göre geri besleyip, tekrar ilginize sunuyor.</p>
<p>Siz hep o alanda kalmış oluyorsunuz. Bir şekilde hem ilginizi canlı tutmak hem de sizi amaçlanan hedefe yönlendirmek için kurulmuş bir düzen. Bu konu felsefi yerlere de gidebilir ancak bu perspektiften konuşabilecek kişi ben değilim. Size teknik perspektiften konuşabilirim. Diğer kısımlar üzerine keşke sosyal bilimcilerle, felsefecilerle de tartışsak.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Bizi manipüle ediyor mu? Ediyor. Bizi yönlendiriyor mu? Yönlendiriyor. Sonuçta ‘Influencer’ diye bir kavram var. Onun dışında farkında olup olmadığımız reklamlar var. Yani algımız, verdiğimiz tepkiler bile yönetiliyor bir şekilde.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4277 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/teenager-with-cloud-social-icons-around-her-head-2026-01-09-14-55-22-utc-1024x852.jpg" alt="" width="490" height="401" /></p>
<p><strong>N.K: Ben de çok küçük bir şey ekleyebilirim aslında. Medya çalışmaları içerisinde bu algoritmalarla ilgili çalışmalar arasında ilk gördüğüm şey “Yankı Odaları” (Echo Chambers) kavramıydı. Yani sizin tıkladığınız şeyler, beğendiğiniz ya da bir süre durduğunuz videolar üzerinden algoritma size bir yankı odası oluşturuyor. Beğenileriniz üzerinden sürekli aynı içeriklerle karşılaşıyorsunuz ve kendi düşüncenizin dışında bir şeyle karşılaşma olasılığınız çok düşük oluyor.</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Evet. Bu da gerçekten bir kesimin ne düşündüğünü bilmemeye sebep oluyor. Çünkü filtreleme sistemi var, arka planda filtreleme çalışıyor. Ben de bugün fark ettiğim bir videodan bahsedeceğim. Olay sokakta geçiyor, bir genç, bir kızla tanışmaya geliyor. Kız da olayın sokakta olmasına referansla “Daha önce hiç böyle bir tanışma görmemiştim” diyor. İçeriğe birçok yorum gelmiş. Destekleyici yorumlar kadar eleştiren yorumlar da var. Ben bunların ötesinde, bundan on yıl öncesine gittim. On yıl öncesine kadar internetten tanışan bir çift, genellikle internetten tanıştığını söyleyemezdi. Örneğin, “Instagram’dan tanıştık” diyemezlerdi, “arkadaş ortamında tanıştık” derlerdi. Çünkü o zamanlar bu durum yadırganırdı. Şu anda yorumlardan anladığım kadarıyla, sokakta tanışmak artık farklı bir tanışma yöntemi. Yani on yıl önce yadırganan şey şu anda tam tersine benimsenen bir şey olurken diğeri yadırganır olmuş. Dalga geçilen şeyleri bir süre sonra konuşuyoruz. İlk başta yadırgayıp dalga geçilen kelimelerin şu anda kullanıldığını biliyorum.</p>
<p>İnsanlar bunun nasıl kanıksanmaya başladığının da farkında değil. O arada akan bir sürü içerik ve bir sürü uyaran var. İnsan o kadar çok uyarana maruz kalıyor ki zaman algısı da değişmeye başlıyor. Bunlar benim konum değil, sadece gözlemlediklerim. Sosyal bilimciler bunun üzerine çalışabilir. Çünkü herhangi bir şey hem sosyal medyanın hem de yapay zekânın önümüze sürekli öne çıkarmasıyla, bir süre sonra kanıksanabilir oluyor.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Öğrencilere bir tavsiye verebilirim, ‘Ben bu alanda biraz daha teknik bilgi istiyorum, yatkınlığım var, öğrenebilirim’ diyen öğrencilere. Yapay zekâ konusunda domine olan bir araç var: Python programlama dili.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4279 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/DC0EF2D3-FACB-4092-8114-662BFC8AB7B5-1024x683.png" alt="" width="501" height="369" /></p>
<p><strong>N.K: Peki sosyal bilimlerde araştırma yapan insanlar bu anlamda yapay zekânın ne gibi araçlarından yararlanabiliyorlar? Duygu analizinden, metin temelli incelemelerden bahsetmiştiniz. Teknik olarak biz yapay zekâyı sosyal bilimlerde nasıl kullanabiliriz?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Ben aslında ilk defa doktora tezimde kullanmaya başladım yapay zekâyı. Doktora tezimde görüntü işleme üzerine çalışıyordum. Daha sonra çalıştığım ilk startup firmasında makine öğrenmesi ve gelecek kestirimi üzerine çalışmaya başladım. Şu an geldiğim noktada verimlilik analizleri yapıyorum derken, bir de gelişen kütüphanelerle birlikte NLP (Doğal Dil İşleme) kütüphanesine girdim. Şu anda “Full Stack” çalıştığım için aslında hepsini bir şekilde kullanmak durumunda kalıyorum. Sosyal bilimler alanında çalışan insanların genellikle teknik bilgilerileeri altyapıları sebebiyle çok yeterli olmadığı için multidisipliner çalışıyoruz.</p>
<p>Ben iletişim alanındaki çalışmalarda baskın olanın, yapay zekâ kütüphanesinin dil işlemesi üzerine olması gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii ki görsel üretim ve video üretimi gibi üretken yapay zekâ araçları da var. Reklamlar için bir prompt yazıyorsunuz, size video veya görsel oluşturuyor. Bunlar özellikle medyada ya da iletişimde kullanılan modeller. Bir tavsiye verebilirim, “Ben bu alanda biraz daha teknik bilgi istiyorum, yatkınlığım var, öğrenebilirim” diyen öğrencilere. Yapay zekâ konusunda domine olan bir araç var: Python programlama dili. Python içerisinde yapay zekânın hangi alanıyla ilgileniyorsak onun kütüphanesini çağırıp çalışmalar yapıyoruz. Temel bilgileri öğrendikten sonra çalıştığı alan dil işlemeyse dil işleme kütüphaneleri, görüntü ile alakalıysa görüntü işleme kütüphaneleri üzerine çalışmalar yapabiliyoruz. Ama “Ben bunu öğrenmek istemiyorum, vaktim yok ya da öğrenemem” diye düşünen bir genç için de en azından sistemin nasıl çalıştığını, ne yaptığını öğrenmesini tavsiye ediyorum. Ardından prompt ile devam edebilir. Ama “Bana bu görseli üret” demek yerine, “Bana şu kütüphaneyi çağır” diyerek daha teknik bir dille prompt yazarsa, istediği sonucu daha iyi alabilir. Eğer arka planda ne çalıştırdığını, neyi çağırdığını, nasıl bir zincirleme çalışma olduğunu bilirsek, onu, ona göre yönlendirebiliriz.</p>
<p><strong>N.G: Bizim için oldukça faydalı oldu önerileriniz ve sizin çalışma alanınız hakkında da biraz konuşmak isteriz. Medikal alanında yazılım projelerinde yer aldığınızı biliyoruz. Sağlık alanında yapay zekâ ne tür potansiyeller taşıyor sizce ve gelişimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Sağlık alanında yapay zekâ zaten aslında çok uzun zamandır kullanılıyor. Sağlık alanında bazı engellerden bahsedebiliriz, KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) gibi. Türkiye’de ve yurt dışında sağlıkta yapay zekânın katkısı çok fazla ama kontrolün hekimde kalması çok önemli. Daha bir iki gün önce sağlık alanından bir arkadaşım, “Hekim yerine geçecek bir proje yapsak?” gibi bir şey söylemişti. Ben mesela etik olarak bunu çok uygun bulmadığım için “Hayır, onu hekim yapmalı” dedim. Hekimin işini kolaylaştırabilir ama hekimin yerine geçmemeli. Onun söylediği şey biraz öneri sistemine giriyordu. “Lütfen önermesin, mümkünse hekime önermesin” dedim. Şöyle düşünelim. Size diyelim ki bir soru soracağım ama sorudan önce cevabı verirsem, sizi yönlendirmiş olurum. Siz o an düşünmektense, aldığınız hazır bilgiyi kullanırsınız. O yüzden hekime yardımcı olan sistemler faydalıdır ancak yönlendirme kısmı risklidir.</p>
<p>Şu anda biyomedikal sistemdeki tüm modaliteler zaten yapay zekâ destekli geliyor. Görüntülerin iyileştirilmesi gibi hekimlerin kullandığı birçok yapay zekâ destekli sistem var. İyi sonuçlar veriyorlar. Fakat günün sonunda nihai kararı hekim vermeli. Çünkü hekimin yerine karar verilirse, bu hekimliğin ölmesi demek oluyor. Şu anda insanı muayene edip yüzde 100 doğrulukla tanı koyabilecek bir sistem henüz yok. Belki spesifik alanlarda çalışıp doğruluklar elde edebiliriz. Mesela Radyoloji alanında çok güzel sonuçlar elde ediliyor. Şöyle düşünün; bir tomografi görüntüsünde “gri skala” vardır. O tonlamanın içinde binlerce gri renk tonu var. İnsan gözü elli farklı ton görebilirken makine hepsini ayırt edebiliyor. Burada mesela radyoloğa güzel bir öneri sistemi sunabilir. Çünkü makinenin fizyolojik kısıtlılığı yok. Biz biyomedikal çalışmalarda her zaman şu cümleyi kullanıyorduk: “Hekime yardımcı, hekim yerine değil.”</p>
<p><strong>N.G: Yapay zekânın birçok faydalı kullanımı var ve bizler de kendi alanımıza dahil ederek bunlardan yararlanabiliyoruz. Deneyimlerinize dayanarak siz kariyerimizi şekillendirmek için bizlere hangi konularda kendimizi geliştirmemizi önerirsiniz?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> İletişim ya da Yeni Medya alanından bağımsız olarak, öğrenci, öğrenen kişidir. O öğrenme sürecini yapay zekâya yaptırmadığı takdirde ve onu bir araç olarak kullandığı takdirde çok faydalı şeyler edinecektir. Bir de rekabet fazla çünkü çok mezun var. Rekabet edebilmek için daha farklı ve fazla donanımlara ihtiyaç duyacaksınız. Bu bir dil olabilir, bir program bilgisi olabilir. Aslında burada yapay zekâ araçlarını iyi kullanabilmek ve bu anlamda tecrübe sahibi olmak da şu an eminim çok işinizi görecektir. Teknolojinin gerisinde kalmamak ve onu kullanabilmek çok önemli.</p>
<p><strong>N.K: Evet. Aslında bir önceki soruda “teknolojinin gerisinde kalmamak, yeni şeyleri öğrenmek” deyince aklıma internette dolaşan o meşhur “meme” (caps/ internet şakası) geldi: “Yazılım öğren.” Herkese verilen o klasik öneri.</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Aslında ben “yazılım öğren” demiyorum, biliyor musunuz? Mesela benim akademisyen arkadaşlarımdan da gelenler oluyor. Geçen bir arkadaşım geldi. “Ya aslında ben de öğrenebilirim” dedi. Dedim ki; “Hayır, öğrenme. Yani sıfırdan keşfetmeye gerek yok. Senin alanın sosyal bilimler” Bilgisayarına gerekli aracı indirttim. “Bak buna prompt’u bu şekilde yazacaksın” dedim. Onunla bir üç dört saat geçirdik. Günün sonunda dedim ki “Bak işini gör. Senin işini görmen lazım. Sonuçta sosyal bilimcisin, akademisyensin. Sadece analizini yapabilmek istiyorsun. Tüm kütüphaneleri öğrenmene gerek yok.” Ben kendim için de söylüyorum.</p>
<p>Profesyonel anlamda insanların karşısına çıktığımda “Ben komple yazılım bilmiyorum.” diyorum. Çünkü yazılımda bir sürü dil, program ve alan var. Ben yapay zekâ biliyorum. 2016 yılından beri yapay zekâ çalıştığım için bunu biliyorum. Ben neyi biliyorum? Makine öğrenmesini, tahminleme algoritmalarını biliyorum ve gelecek kestirimi yapabiliyorum.</p>
<p>Görüntü işleme çalıştım, üzerine derin öğrenme modellerini biliyorum. Son yıllarda NLP (Doğal Dil İşleme) çalışıyorum. Mesela video üretme üzerine bilgim var ama tecrübem yok. Ya da ses tanıma (Speech Recognition) çalışmam yok. Bunların her biri ayrı bir uzmanlık alanı olacak.</p>
<p>Nasıl ki bilgisayar mühendisliğinden, sonra yazılım mühendisliği alanı çıktı, şimdi de yapay zekâ mühendisliği ve onun alt dalları çıkıyor. Bunların hepsinin içinde kaybolursunuz. Artık “Yazılım öğren” lafı çok geniş bir tanım olarak kaldı. “Yapay zekâ öğren” bile çok büyük bir küme.</p>
<p>Ben size şunu söyleyebilirim: Nerede çalışmak istiyorsun? Bir reklam şirketinde mi? O zaman Generative AI (Üretken Yapay Zekâ), görsel/video üretimi kütüphanelerine bakabilirsin. Daha çok yazılı metin üzerine mi çalışacaksın? O zaman dil kütüphanelerini öğren diyebilirim.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4280 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/K_1-768x1024.jpg" alt="" width="517" height="635" /></p>
<p><strong>N.K: Evet, genelde de duyuyorum bu sözü. Okulunu bitirmiş, işe girmeye çalışıyor; “Tüh yazılım öğrenecektik ya” diyorlar. O da çok kolay bir şey değil. Anladığım kadarıyla en mantıklısı aracı doğru kullanmayı öğrenmek, yaptığımız işleri entegre etmek.</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Kesinlikle. Aracın kendisine sorduğunda söyler; ChatGPT’ye “arkada ne çalıştırıyorsun?” diye yazsan zaten sana söyler. Ama bunu düşünmek lazım. Bunu bir “Mouse” (Fare) kullanmaya benzetebiliriz. Ben bu mouse’u kullanmak istiyorum. Tamam, hareket ettirince gidiyor. Ama bunun içinde ne var? Lazer sistemiyle mi çalışıyor, Wi-Fi ile mi çalışıyor? Bunları bilirsem ben bunu daha etkin kullanırım. O yüzden ne yaptığını bileceğiz ama komple yazılım alanını bilmek zorunda değiliz.</p>
<p><strong>N.K: Okulumuzda sizi misafir ettiğimizde yapay zekâ teknolojisi gelişmeden önce sanat alanında da var olduğundan bahsetmiştiniz. Bunu konuyu bizim için biraz açabilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Tabii ki, ben yapay zekâ tarihi anlatmayı çok seviyorum. Çünkü teknik insanlarla sadece kodları konuşuyoruz ama tarih kısmı bana çok eğlenceli geliyor. İnsanları da şaşırtıyor. Çünkü biri gidip hemen kodlayarak bir yapay zekâ bulmamış. Her şey gerçekten de hayal ederek başlamış. “Acaba böyle bir şey olabilir mi? Makinelerin bilinci olabilir mi? Makineler düşünebilir mi?” diye düşündükleri noktada, tabii önce bu bir hayal ürünü. Daha sonra o hayali kafasına yerleştiren bir teknik insan, bunun teknik anlamda olabilirliğini ispatlamaya çalışmış. Bunlar ispatlanıp gerçek olmuş ama her şey hayal ederek başlamış. O yüzden ben öğrencilere şunu özellikle tavsiye ediyorum: Olabildiğince farklı alanlardaki seminerlere katılsınlar. Çünkü bu onlara bir vizyon katacak. Bir yerde bir şey duyuyorsunuz, bir insan bir çalışma yapmış. Sonra hiç ummadığınız bir zaman, bir yerde: “Ya böyle bir şey vardı, acaba bu bizim şuradaki sorunumuza derman olabilir mi?” diyebiliyorsunuz. Amaç sadece sertifika biriktirmek değil, olay aslında vizyon sahibi olmak. Dinledikçe, yapılan araştırmaları gördükçe sizde bir şeyler oluşmaya başlıyor. O bilgiden biraz bu sektörden biraz derken fikir sahibi oluyorsunuz. Geçmişime baktığımda; dershanede çalıştım, okulda öğretmenlik yaptım, üniversitede çalıştım. Bunların içerisinde geçmişimde kısa bir süre bankacılık da var. Kendime hep “Ben bunu niye yaptım? Bunun bana ne katkısı var?” diye sorardım. Hepsinin bir sebebi varmış. Bankacılıkta dünya paralarını görmüş olmak bile bir deneyim. Bankanın entelektüel anlamdaki katkısı bir yana, günün sonunda hayatın ne getireceği belli olmuyor. Ben akademisyenliği çok seviyordum ama ne zaman ki yazılımda çalıştım, bu 30’lu yaşlarımdan sonraydı, şunu dedim: “Ben doktorayı bırakırken hayatımın işini buldum, ben yazılımcı olmalıymışım.” Hem çok çabuk kavrıyorum hem de mizacıma çok uygun. Geçen yıl finans şirketinde çalıştım. Orada bankada öğrendiklerim işime yaradı. Şu anda bir kozmetik firmasında çalışıyorum, satış analizleri yapıyorum. Yine geçmişte öğrendiklerim işime yarıyor. Yani yol bitmiyor. Hayat devam ediyor ve önüne ne çıkacağı belli olmuyor. O yüzden bilgiden kaçmamak lazım. Hayatta bazen bir anlık kesitlerle kendimizi değerlendiriyoruz. Şu an buradayım ve bu kesitteyim. Hayatımızı bir film şeridi gibi düşünelim, o sadece bir kare. Bazen o kesitte yaşadıklarınız tüm hayatınızmış gibi geliyor. Geçmişimdeki o kesitlere baktığımda, hayatımın belki bir döneminde, bulunduğum ortamdaki en kıymetsiz, en değersiz hissettirilen insan olmuşumdur. Öyle olsam da olmasam da o ortamda çok değersiz hissetmişimdir. Ama sonra hayatımda başka bir kesit olmuştur ve orada da çok değerli hissetmişimdir. Günün sonunda içinde bulunduğunuz şartlarla kendinizi kısıtlamamak lazım. Kendi değerini, kendi potansiyelini orayla ölçmemek lazım. O kesit senin hayatının tamamı değil. Sonrası çok farklı olabilir. Bu parasızlık olabilir, başarısızlık olabilir; hepsi geçici.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Beynimizdeki nöral ağlar ile erkeğin kurduğu nöral ağlar aynı değil. Yapay zekâda da nöral ağlar var; onu yazan, eğiten ve yöneten sensin. Kadının çok yönlülüğü, yapay zekâ alanındaki çalışmaları çok farklı yöne götürebilir.”</span></p></blockquote>
<p><strong>N.K: Siz kesitlerden ve ilerlemekten kaçınmamaktan bahsedince bir konuyu daha merak ettim. Yapay zekâ programcısı olarak çalışıyorsunuz, bu alanda kadınlar ne kadar yer buluyor?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Kadınlara çok uygun bir iş. Ben 2020’de çalıştığım şirketteki ilk kadın çalışandım. Daha sonra finans şirketinde çalıştım, yine tek kadındım. Bu alanlarda çok fazla kadın yok ama kadının sahip olduğu özelliklerin yazılım alanıyla uyuştuğunu düşünüyorum. Geçmişe baktığımızda bu alanlar fiziki güç gerektirmediği için ilk başta kadın işi olarak görünmüş. Kadınlar öncülük yapmış. Daha sonra erkekler “orada iş var, potansiyel var” deyip alanı domine etmişler. Yazılım alanının kadınlara çok uygun olduğunu düşünüyorum. Beynimizdeki nöral ağlar ile erkeğin kurduğu nöral ağlar aynı değil. Yapay zekâda da nöral ağlar var; onu yazan, eğiten ve yöneten sensin. Kadının çok yönlülüğü, yapay zekâ alanındaki çalışmaları çok farklı yöne götürebilir. Mesela bir erkek yazılımcı arkadaşım, benim tasarımlarımı çok beğendiğini söyledi. Sebebini de şöyle açıkladı: “Ben oraya buton mu gerekiyor? Bir tane buton koyup geçiyorum. Ama sen o butonun üzerine hover özelliği olsun (üzerine gelince değişsin), estetik görünsün, kullanıcıya hoş gelsin diye detaylı düşünüyorsun.” Kadınlardaki estetik algısı ve detaycılık, özellikle kullanıcı bakış açısına önem vermek anlamında bizi ön plana çıkarıyor olabilir. Yönetim pozisyonlarında hâlâ “kadın yönetici” algısıyla ilgili sıkıntılar olsa da teknik tarafta kadınların dezavantajlı olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p><strong>N.K: İnternetin yaygınlaşmasıyla “bilginin demokratikleşmesi” konuşuluyor ama bir yandan da “dijital uçurum” var. Sizce yapay zekâ bu dijital uçurumu derinleştiriyor mu?</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> İnsanlar yapay zekâ kullandığının farkında olmadan kullanıyor aslında. Herkes bir şekilde, cep telefonuna sahip olan herkes yapay zekâyı besliyor, veri sağlıyor. Hem kullanıyor hem kullanılıyor. Ama kullanım biçimleri farklı. Benim mesela TikTok’um yok. Ama belirli bir kesim, TikTok’u benden çok daha fazla kullanıyor. Orada arka planda çok büyük yapay zekâ algoritmaları çalışıyor. Herkes kendi verisini ve profilini veriyor. Demokratik bir düzlem mi? Evet. Bu bir eşitlik sağlıyor mu? Sağlıyor. Köydeki bir kadın da influencer olabiliyor.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Foucault’nun Hapishanenin Doğuşu kitabında bahsettiği gibi; hapishaneyi fark ettiğinde hapishane yıkılıyor. İçinde bulunduğun sistemi, bu kapitalizm olabilir, sosyal medya olabilir ve oradaki rolünü fark ettiğinde daha az manipüle edilirsin. İnsanlar mesela toplu bir şekilde etkileşim alma olayını fark ettiler. Eskiden biri saçma bir şey yaptığında linç ediliyordu, şimdi “bunu etkileşim almak için yapıyor” deniliyor.”</span></p></blockquote>
<p><strong>N.K: Evet, daha katılımcı bir alan sağlıyor ama yine tıkladığımız şeyler, beğenilerimiz bize bir “balon” (yankı odası) yaratıyor.</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Her anlamda sistemdeki yerini sorgulamak lazım. Foucault’nun Hapishanenin Doğuşu kitabında bahsettiği gibi; hapishaneyi fark ettiğinde hapishane yıkılıyor. İçinde bulunduğun sistemi ve oradaki rolünü fark ettiğinde daha az manipüle edilirsin. İnsanlar mesela toplu bir şekilde etkileşimi fark ettiler. Eskiden biri saçma bir şey yaptığında linç ediliyordu, şimdi “bunu etkileşim almak için yapıyor” deniliyor. Instagram’da “Clean Girl” akımı gidiyor, başka bir akım geliyor. Neden? Çünkü orada pazarlanan bir şey var. Farkındalık, her zaman maalesef mutsuzluk getirir. Ama mutsuzluk da farkında olmamaktan daha iyi olabilir. Karşındaki insanın ya da sistemin seni manipüle ettiğini fark ettiğin andan itibaren artık manipüle olmazsın.</p>
<p><strong>M.G: Tüm bunların yanında insanlar artık sesini de çıkartıyor. Belki linç kültürünün artmasının sebebi de bu. Çünkü sesini çıkartmayan kesim sosyal medyanın içinde kayboluyor.</strong></p>
<p><strong>G.D:</strong> Ben şahsen Z kuşağından çok memnunum, çok razıyım. Tepkilerini çok doğru ve yerinde buluyorum. Bizden önceki nesil daha oyalanan bir nesildi. “Aman çalışayım, elim ekmek tutsun” derdik. Ama şimdiki gençler sistemin ne olduğunu görüyor. Bu linç kültüründen ben de bazen memnunum. Mesela hayvanseverliğin arttığını görüyoruz. Dışarıda bir hayvana eziyet edildiğinde, ben de o linç grubunun içindeyim. Bu artık yadırganır oldu ki bu iyi bir şey. Anormal davranışların sergilenip linçlenmesi, toplumun bazı değerlerini koruyor. Son olarak bir şeyler üretmek insanı mutlu ediyor. Biz maalesef çok tüketim kültürüyüz ama üretmek; bu bir yemek yapmak olabilir, gitar çalmak olabilir, insanın ruhuna iyi gelir. Kafede oturup sadece ekranı kaydırmaktansa bir şeyler üretin. Ve her şey parayla değil; öğrenmek için çaba gösterdiğiniz sürece internette her şey var.</p>
<p><strong>M.G: Bu güzel sohbet ve röportaj için size çok teşekkür ederiz. </strong></p>
<p><strong>N.G: Önerileriniz ve katılımınız için çok teşekkürler.</strong></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/devrim-niteliginde-bir-fenomen-yapay-zeka-gulcicek-dere/">Devrim Niteliğinde Bir Fenomen: Yapay Zekâ &#8211; Gülçiçek Dere</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/devrim-niteliginde-bir-fenomen-yapay-zeka-gulcicek-dere/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Sahafın Elinde Yapay Zekâ &#8211; Volkan Samet Altuntaş</title>
		<link>https://contextdergi.com/bir-sahafin-elinde-yapay-zeka-volkan-samet-altuntas/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bir-sahafin-elinde-yapay-zeka-volkan-samet-altuntas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 13:02:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[ai muzik]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu rock]]></category>
		<category><![CDATA[eylülzede]]></category>
		<category><![CDATA[sahaf]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Samet Altuntaş]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4265</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ali Gülbetekin Yapay zekâ, binlerce yıllık Anadolu geleneğini yarına taşıyan, tarihsel bir bellek işlevi görebilir mi? Müzik endüstrisinin demokratikleşmesini, getirdiği etik tartışmaları, üretim aşamalarını, teknik detayları ve Anadolu Rock kültürünü konuştuğumuz bu söyleşide, sahaflığın birikimini ve müzik yeteneğini harmanlayan Volkan S. Altuntaş, yapay zekâ temelli müzik üretimi için yeni bakış açıları sunuyor. Ali Gülbetekin: Öncelikle  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bir-sahafin-elinde-yapay-zeka-volkan-samet-altuntas/">Bir Sahafın Elinde Yapay Zekâ &#8211; Volkan Samet Altuntaş</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><i>-Ali Gülbetekin</i></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Yapay zekâ, binlerce yıllık Anadolu geleneğini yarına taşıyan, tarihsel bir bellek işlevi görebilir mi? Müzik endüstrisinin demokratikleşmesini, getirdiği etik tartışmaları, üretim aşamalarını, teknik detayları ve Anadolu Rock kültürünü konuştuğumuz bu söyleşide, sahaflığın birikimini ve müzik yeteneğini harmanlayan Volkan S. Altuntaş, yapay zekâ temelli müzik üretimi için yeni bakış açıları sunuyor.</span></p></blockquote>
<p><strong>Ali Gülbetekin: Öncelikle merhaba, vakit ayırdığınız için çok teşekkürler. İlk olarak sizi tanıyabilir miyiz? Volkan Samet Altuntaş kimdir?</strong></p>
<p><strong>Volkan Samet Altuntaş:</strong> Ben Volkan Samet Altuntaş. 1991 doğumluyum. Asıl alanım edebiyat ve şiir. On yıldan uzun süre sahaflıkla iştigal ettim. Grafik tasarım ve resim ile de uğraştım, eğitim aldım. Yaklaşık iki yıldır “AI Müzik” üzerine çalışmalar yapıyorum, diğer her şeyi bırakıp tamamen bu alana odaklandım.</p>
<p><b>A.G: Kanal içinde iddianız “Anadolu Pop/Rock” müzik, bir şeyi anadolu rock yapan nedir? Ona Psychedelic alt türünü kazandıran nedir? Siz neden bu müzik türünü tercih ettiniz?</b></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Anadolu Rock dediğimiz şey; bu toprakların binlerce yıllık sözlü geleneğiyle, yani türkülerin, deyişlerin, halk makamlarının, 60’lar ve 70’lerde Batı’dan gelen rock sound’unun buluşması. Onu “Anadolu” yapan şey ise batının gitarını, basını, davulunu alıp bizim usullerimizle, bağlama yürüyüşlerimizle çalmak. Ama bu sadece teknik bir birleşim değil; aynı zamanda o dönemin kimlik arayışı, isyanı ve kendini ifade etme çabasıyla da ilgili bir ruh hali. Psychedelic tarafı ise biraz daha derinde. Batı’da psychedelic müzik stüdyo efektleri, reverb’ler, fuzz pedallarıyla tanımlanırken bizde bu hâl zaten müziğin özünde vardı. Halk müziğimizdeki ağıtlar, halk edebiyatı, deyişler, sufi şiirleri, özellikle Alevi-Bektaşi geleneğinin o transa yakın tekrar hissi zaten başlı başına bilinç genişletici bir yapıya sahip. Erkin Koray, Moğollar, Barış Manço gibi isimlerin yaptığı şey bu doğal trans halini fark edip elektrik gitarla, rock’ın enerjisiyle buluşturmak oldu. Yani biz psychedelic olmayı Batı’dan öğrenmedik, kendi köklerimizde zaten vardı. Ben bu türü tercih ettim çünkü hem hikâye anlatımı var hem de sesin derinliği. Edebiyat geçmişimden dolayı söze, sembole ve hikâyeye bağlıyım. Bu müzik tam orada duruyor. Ayrıca sahaflık yaptığım yıllarda hep unutulmuş şeylerin peşindeydim; eski dergiler, plaklar, afişler… Bu müzik de bana böyle geliyor. Tozlu raflarda kalmış ama hâlâ diri bir ruh taşıyor.</p>
<p><strong>A.G: Global sahnede “Anadolu Pop/Rock’un” yerini dünden bugüne nasıl görüyorsunuz? Sizce özgün olarak bugün halâ devam ediyor mu yoksa geçmişin bir tekrarı mı yaşanıyor?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> 70’lerin Anadolu Rock akımı, aslında Türkiye’nin modernleşme sancılarının müzikal bir ifadesiydi. Fikret Kızılok, Moğollar, Erkin Koray, Barış Manço, Cem Karaca gibi isimler sadece müzik yapmıyor; “yerel” olanı evrensel dile çeviriyorlardı. Bu yüzden dünya sahnesinde benzersiz bir yer kazandılar. Bugün baktığımızda, “Anatolian Psychedelic” adı altında bu müzik yeniden doğuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4266 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/maxresdefault-1-1024x576.jpg" alt="" width="619" height="345" /></p>
<p>Özellikle Avrupa’da DJ setlerinde, film müziklerinde, plak topluluklarında Anadolu tınıları yeniden popüler. Ancak çoğu zaman bu dönüşüm Türkiye’nin içinden değil, dışarıdan geliyor. Benim için önemli olan şu: O dönemin ruhunu bir retro nostaljiye sıkıştırmadan, bugünün teknolojisiyle, bugünün bilinciyle yeniden canlandırmak. Yani evet, bu müzik hâlâ özgün olabilir ama o özgünlüğü sound’da değil, niyette aramak lazım. Benim hedefim o ruhu bugünün üretim araçlarıyla yeniden anlamlandırmak.</p>
<p><strong>A.G: Nikbinler Band’in Eylülzede eseri, sosyal mecralarda bir polemik yarattı, bu olay yapay zekâ teknolojisinin müzik bağlamında ilk defa bu kadar kusursuz iş üretmesiyle mi alakalı?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Eylülzede eseri bir kolektif çalışmanın eseri. Sözler 2014 yılında Serkan Selay tarafından yazılmış ve bestelenen bir eser. Bunu Nikbinler Band yorumladı, sevgili Berika KA seslendirdi, ben ise yapay zekâ araçlarıyla tüm bunların yeniden aranjesini, masteringini, düzenlemesini, vokal ve sound efektlerini ayarladım. Günümüzün popüler tabirlerinden birini kullanmak gerekirse hibrit bir çalışma oldu. Hiçbir beklenti, planlama, reklam çalışmaları olmadan tamamen herkesin severek üzerinde çalıştığı gönülden gelen bir çalışma oldu. Eylülzede belki de bu yüzden bu kadar çok sevildi ve ilgi gördü.</p>
<p><strong>A.G: Peki, dinleyiciler müziğin yapay zekâ tarafından üretilmiş olmasına nasıl tepki veriyor? Öğrendiklerinde bakış açıları değişiyor mu?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Eylülzede, dediğim gibi kolektif çalışmanın hibrit bir ürünü. Ancak benim tamamen yapay zekâ araçlarıyla hem müzik hem vokallerini üreterek çalışmalarımı paylaştığım Anatolian Lab adlı kanalımdaki yorumlara bakarsak şu an %95 civarında olumlu bir yaklaşım var. Anatolian Lab kanalıyla birlikte Türkiye’de ve hatta dünyada yapay zekâ müziğe karşı olan ön yargılar kırıldı ve bir eşik geçildi.</p>
<p><strong>A.G: Global ve ünlü müzisyenlerin birçoğu yapay zekâya karşı manifestolar yayımlayıp mikrofon bıraktı, ürettiğiniz iş üzerinden baktığınızda siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durum etik ve vicdani bir dilemma yaratıyor mu?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> 2024 yılında bu manifestolara destek veren Universal Music, bugün farklı bir konumda ve görüşte olduğunu biliyorum. Keza kendim de bir MESAM üyesi olarak da yine 2024 yılındaki görüşlerin artık değiştiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Biz burada farkında olmadan sektörde bir devrim gerçekleştirdik. Burada etik açısından veya vicdani açıdan bir problem yahut dilemma olduğunu düşünmüyorum. Vakti zamanında elektro gitar çıktığında, synthesier çıktığında da insanlar bunlarla yapılan şey müzik değil gibi tepkiler ortaya koymuşlar. Bugün yapay zekâ bir araç ve enstrüman görevini görüyor. Bana göre kavga etmenin veya karşı çıkmanın bir anlamı yok. Yaptığım görüşmelerde duyduklarımdan anladığım kadarıyla artık müzisyenler ve yapım şirketleri yapay zekâyı bir araç olarak kullanmak yönündeki anlayışa daha yakınlar. Belki de bunu değiştirdik.</p>
<p><strong>A.G: Sizce yapay zekâ gelecekte müzik dünyasını nasıl değiştirecek/yönlendirecek? Müzik dünyasına yeni girecek olan sanatçılar için teknolojik ve ekonomik bir bağımlılık yaratacak mı?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Müzik dünyasına yeni girecek sanatçılar için müthiş bir kolaylık ve bağımsızlık imkânı sağlanacak. Yapay zekânın amaçlarından ve mümkün kıldıklarından belki de en önemlisi demokratik bir alan yaratmak oldu. Senin enstrüman yeteneğin olmayabilir, enstrüman alacak paran olmayabilir, sesin kötü olabilir yahut sesin iyi olabilir ama bir stüdyo kaydı alacak imkânın olmayabilir; fakat yapay zekâ araçlarıyla tüm bu handikapları aşarak yapmak istediğin müziği hayata geçirebilirsin. Bu çok ama çok önemli bir şey. 2026 yılı sonunda tüm dünyada yapay zekâ müziğinin piyasada ve dijital platformlarda %25 civarında olacağı öngörülüyor. Benim tahminim %30 sınırlarını zorlayacağı ve hatta aşacağı yönünde…</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Anadolu Rock dediğimiz şey, bu toprakların binlerce yıllık sözlü geleneğiyle, yani türkülerin, deyişlerin, halk makamlarının, 60’lar ve 70’lerde Batı’dan gelen rock sound’unun buluşması.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4267 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/PSYCH-818x1024.jpg" alt="" width="531" height="618" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Benim için önemli olan şu: O dönemin ruhunu bir retro nostaljiye sıkıştırmadan, bugünün teknolojisiyle, bugünün bilinciyle yeniden canlandırmak. Yani evet, bu müzik hâlâ özgün olabilir; ama özgünlüğü sound’da değil, niyette aramak lazım. Benim hedefim o ruhu bugünün üretim araçlarıyla yeniden anlamlandırmak.”</span></p></blockquote>
<p><strong><img decoding="async" class=" wp-image-4268 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/dervishan.jpg" alt="" width="609" height="620" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/dervishan-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/dervishan.jpg 978w" sizes="(max-width: 609px) 100vw, 609px" />A.G: Yapay zekâ üretiminde hangi modelleri veya yazılımları kullanıyorsunuz? Bu araçları hangi işlevleri için kullanıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Bu alanda SUNO, UDIO, Riffusion gibi temel üretim için kullandığım araçlar var. Mastering ve post-prodüksiyon işlemleri için yine çeşitli AI araçları veya çeşitli DAW programları kullanıyorum: FL Studio, Ableton vb gibi.</p>
<p><strong>A.G: Yapay zekâ aracılığıyla müzik oluştururken, kültürün getirdiği Anadolu havasını ve özellikle enstrümanlarının karakterini nasıl koruyorsunuz? Bu durum bir zorluk yaratıyor mu?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Burada devreye günümüzde “prompt mühendisliği” denilen iş devreye giriyor. Kullandığınız yapay zekâ aracına ne yapmak istediğinizi onun anlayacağı dilde en iyi şekilde anlatmanız gerekiyor. Zorluk yaratan durumlar oluyor elbette ancak bu da bir challenge hissi yaratıyor. Benim için üretim yaparken ve daha keyifli bir süreç olmaya başlıyor. Acaba nasıl yaparsam şu sonucu alırım, şöyle yaparsam nasıl olur? gibi gibi…</p>
<p><strong>A.G: Peki, yapay zekâ araçları hangi müzik türleriyle daha uyumlu çalışıyor?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Aslında tüm müzik türleri fakat elektronik müzik türleri olan EDM, Techno, Disco, Hi-Tech vb tarzlarda daha iyi üretimler yapıyor. Ancak ben Kaside tarzı okumalar çalışmalar da yapıyorum, latin jazz da çalışıyorum, underground rap de yapıyorum, anadolu rock da üretiyorum…</p>
<p><strong>A.G: Üretim sürecinde insan emeğinden araçların kullanımı dışında bir şekilde besleniyor musunuz? Zaruret Records bağlamında, gelecekte durum değişecek mi?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Bazen kendimiz vokal olarak okumalar yapıp kendi vokalimiz üzerinden eserlerin üretimini yapıyoruz. Zaruret Records ileride AI Müzik alanında lider bir label (marka) olarak sektörde yerini alacaktır, hedeflerimiz ve planlarımız bu yönde ilerliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Senin enstrüman yeteneğin olmayabilir, enstrüman alacak paran olmayabilir, sesin kötü olabilir yahut sesin iyi olabilir ama bir stüdyo kaydı alacak imkânın olmayabilir; fakat yapay zekâ araçlarıyla tüm bu handikapları aşarak yapmak istediğin müziği hayata geçirebilirsin.”</span></p></blockquote>
<p><strong>A.G: Bu işi yaparken teknik müzik bilgisi gerekli mi? Eğer önemliyse prompt yazabilme becerisi kadar önem teşkil ediyor mu?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Ben biraz da sahaf olmanın getirisiyle çok fazla müzik teorisi, müzik tarihi üzerine eski baskı kitaplara ulaşabiliyorum. Bu konuda kendimi geliştirmeye de devam ediyorum. Benim gözlemlediğim kadarıyla iyi bir müzik kulağına sahip olmak gerekiyor. Buna ek olarak biraz da bilgisayar becerisi ve prompt sihirbazlığı yapabilmek de önemli bir yer teşkil ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4270 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-1024x562.jpg" alt="" width="643" height="353" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-200x110.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-300x165.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-400x219.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-600x329.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-768x421.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-800x439.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-1024x562.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-1200x658.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/o-1536x842.jpg 1536w" sizes="(max-width: 643px) 100vw, 643px" /></p>
<p><strong>A.G: Yapay zekâ kalıplaşmış Anadolu Rock esintilerinden beslenerek mi bir ürün çıkarıyor yoksa prompt girerek, istediğiniz çalgının sesini siz mi belirliyorsunuz? Suno gibi yapay zekâ temelli uygulamaları kullanabilen herkes bunları üretebilir mi?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Bu aslında oldukça teferruatlı cevap isteyen bir soru. AI Müzik araçları aslında şimdiye kadar yapılmış olan hemen hemen tüm müzik eserlerini arşivinde barındırdığı için eğitim sürecinde, tüm bu eserlerin içindeki en iyi akor yürüyüşlerini, vokal seslerini, tempoları, nota dizilimlerini biliyor ve buna göre bir üretim yapıyor. Çok farklı üretim teknikleri var; tamamen sıfırdan promptla da üretim yapabilirsiniz, bir sample veya melodi kullanarak da… Herkes bunları üretebilir mi? sorunuza gelecek olursak, evet üretebilir. Bu durum, herkesin araba da kullanabilmesi, herkesin yemek de yapabilmesi gibi bir şey. “Evet, üretebilir” cevabını bu bağlamda düşünmek lazım.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Herkes bunları üretebilir mi? sorunuza gelecek olursak, evet üretebilir. Bu durum, herkesin araba da kullanabilmesi, herkesin yemek de yapabilmesi gibi bir şey. ‘Evet, üretebilir’ cevabını bu bağlamda düşünmek lazım.”</span></p></blockquote>
<p><strong>A.G: Bu müzik ürünlerini tek başınıza mı yoksa bir ekip ile mi ortaya çıkarıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Başlangıçta tek başımaydım, artık bir ekibimiz var. Ancak yine de tek başıma üretiyorum. Farklı konularda teknik destekler alıyorum diyebilirim.</p>
<p><strong>A.G: Telif hakları bu süreçte nasıl bir alan kaplıyor? Telif anlaşmaları yapıyor musunuz? Youtube ve Spotify gibi platformlar bu işi meslek haline getirebilme olanağı için sürdürülebilir bir ekonomik getiri sağlıyor mu?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Telif hakları için gerek eser sahibi sanatçılarla veya anlaşmalı oldukları yapım şirketleriyle anlaşmalar ve görüşmeler yapılıyor. Bu konuda açıkçası telif izinleri için istenen ücretlerin yüksek olduğu kanısındayım. İlerleyen süreçlerde bu alanda da farklı çalışmalarımız olacak. Adaletli bir telif hakkı kanununun yasada yeri olması gerektiğini düşünüyorum. Meslek birlikleri ve odalarıyla görüşmek için daha genel, herkesi kapsayan, daha pratik bir işleyiş için gerekli çalışmaları hazırlıyoruz. Sürdürülebilir bir ekonomi sağlıyor mu? Bu biraz şans işi, bir çalışmanın Youtube’da ve Spotify’da ne kadar izleneceğini bilemiyorsunuz ancak genel anlamda evet, ekonomik bir getiri sağlıyor.</p>
<p><strong>A.G: Yapay zekânın yetersiz kaldığı, kafanızdaki melodiyi tam oturtamadığınız oldu mu? Eğer oluyorsa evet bu daha iyiymiş gibi bir durum yaşadınız mı? Ya da tam olarak aynısını yapmak için bir uğraş veriyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Bazen bir şarkının binden fazla versiyonunu dinliyor oluyorum… 7-8 saat boyunca aralıksız hiç kalkmadan bir şarkı için uğraştığımı biliyorum. Bazen de hiç olmuyor… İki ay boyunca ara ara denemeler yaparak bitirdiklerim oluyor. Bazı zamanlarda da bir saat içerisinde her şeyi halletmiş oluyorsunuz.</p>
<p><strong>A.G: Gelecekte bizleri neler bekliyor?</strong></p>
<p><strong>V.S.A:</strong> Gelecek? Gelecek diye bir şey varsa, herhalde o da bizleri bekliyordur…</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bir-sahafin-elinde-yapay-zeka-volkan-samet-altuntas/">Bir Sahafın Elinde Yapay Zekâ &#8211; Volkan Samet Altuntaş</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bir-sahafin-elinde-yapay-zeka-volkan-samet-altuntas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</title>
		<link>https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 12:14:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[canva]]></category>
		<category><![CDATA[canva türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Mecralar]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Mecralar Yöneticisi ve Canva Türkiye Topluluk Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[EBA]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[KAGİDER]]></category>
		<category><![CDATA[kolektif üretim]]></category>
		<category><![CDATA[meltem özperçel]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[topluluk elçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Kadın Girişimciler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4240</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Dilruba Turpçulu Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” - Meltem Özperçel "Dijital çağda üretmenin, görünür olmanın ve söz almanın kuralları yeniden yazılırken, bu dönüşümün merkezinde yer alan araçlar da yeniden anlam kazanıyor. Canva’yı bir teknoloji ürünü olarak değil; fırsat eşitliği, kolektif üretim ve etki yaratma zemini olarak konumlandıran Dijital Mecralar Yöneticisi ve Canva Türkiye Topluluk Elçisi  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/">Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><i>-Dilruba </i><i>Turpçulu</i></strong></p>
<p><span style="font-size: 24pt;"><strong>Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</strong></span></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">&#8220;Dijital çağda üretmenin, görünür olmanın ve söz almanın kuralları yeniden yazılırken, bu dönüşümün merkezinde yer alan araçlar da yeniden anlam kazanıyor. Canva’yı bir teknoloji ürünü olarak değil; fırsat eşitliği, kolektif üretim ve etki yaratma zemini olarak konumlandıran Dijital Mecralar Yöneticisi ve Canva Türkiye Topluluk Elçisi Meltem Özperçel anlatıyor.&#8221;</span></p></blockquote>
<p><strong>Dilruba Turpçulu: Öncelikle konuğumuz olduğunuz için çok teşekkür ederim. Sizin hikâyenizden başlamak istiyorum. Bugün bulunduğunuz noktaya gelene kadar geçen süreci birkaç temel dönüm noktası üzerinden nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p><strong>Meltem Özperçel:</strong> Merhaba, ben Meltem Özperçel. Girişimcilik ve proje yönetimi okudum. Aynı zamanda Litvanya’da business management (işletme yönetimi) eğitimi aldım. Profesyonel iş hayatıma bir sivil toplum kuruluşunda başladım, daha sonra ise girişimciliğe adım attım. “Pisi Shoe” adında bir markam var. Katlanabilir bir ayakkabı tasarladım. 2014’te satışa çıkardım. Şu anda dijital dünyanın sunduğu imkânları ve geçmiş deneyimlerimi harmanlayarak liderlere ve markalara dijital mecralar konusunda danışmanlık veriyorum.</p>
<p>Dönüm noktalarını düşününce aklıma Steve Jobs’ın, “Noktaları ileriye bakarak değil, sadece geriye bakarak birleştirebilirsiniz. Onların gelecekte bir şekilde birleşeceğine güvenmelisiniz.” sözü geliyor. Ben de kendi yolculuğuma baktığımda, aslında ne kadar bilinçli adımlar olmasa da birbirini tamamlayan hikâyeler görüyorum. Çünkü sivil toplum, girişimcilik ve dijital dünya birbirinden ayrı gözüküyor olsa da tek bir ortak noktada birleşiyorlar: Etki yaratmak. Dolayısıyla bu üç alanın kesişimi de benim bütün işlerimde kariyerimi şekillendiren nokta oldu.</p>
<p>Birinci dönüm noktası, sivil toplumda profesyonel olarak çalışma kararımdı. Geleceğin Kadın Liderleri adında bir eğitim programı ile karşılaştım ve başvurdum. Tabii ki bütün gençler gibi üniversiteden mezun olduktan sonra hemen iş bulamadım. Uzun bir iş arama sürecim olmuştu. Özel sektör odaklı ilerliyordum. Çünkü gönüllülük ile sivil toplum bende hep bir araya gelmiştir. Geleceğin Kadın Liderleri projesinden sonra Kadın Girişimciler Derneği, yani KAGİDER ile bir araya geldim. Dernek bünyesindeki bir Avrupa Birliği projesinde profesyonel olarak çalışmaya başladım.</p>
<p>Sivil toplum, insanın hem kendini hem de dünyayı daha hızlı tanımasını sağlayan üçüncü sektör. Ben 21 yaşında Türkiye’nin pek çok şehrinde görev yaptım. İlk işim, Kars’ta kız çocuklarının okullaşma oranının artırılmasıyla ilgili bir projeydi. İstanbul’da doğmuş, büyümüş ve birçok imkâna görece sahip genç bir kadın olarak oraya gidince ülkenin gerçekleriyle karşılaştım. Dolayısıyla hem karakterimi hem de insani yönümü geliştirdiğini söyleyebilirim. Bu yüzden de çok önemli bir dönüm noktası olarak görüyorum.</p>
<p>Sivil toplumda insan kaynağı ve bütçe azdır. Çokça sorumluluk ve inisiyatif alıp ilerlemeniz gerekir. Bu da kariyer anlamında kolunuza birçok altın bilezik takmanıza vesile olur. İlk dönüm noktası olarak tanımlayabileceğim şey bu. İkincisi ise girişimci olmam, yani tüketim tarafından üretim tarafına geçişim diyebilirim. Bunu sağlayan da Kadın Girişimciler Derneği bünyesinde Türkiye ekonomisinin yüzde onuna yön veren kadınların üye olduğu yapıydı. Dolayısıyla çok etkili rol modellerle bir arada bulunmak benim için önemli bir şanstı. Girişimcilik ve proje yönetimi bölümü okumuştum ama girişimcilik bende teori olarak kalmıştı. Girişimcilerin yaptığı hataları görmek deneyim kazanmamı sağladı.</p>
<p>Birçok rol modelle bir arada olunca içiniz alevleniyor ve “Benim de bir şeyler yapmam lazım.” diyorsunuz. İçimdeki bu alevle, topuklu ayakkabıdan yorulunca, çantanızdan çıkarıp giyebileceğiniz katlanabilir bir ayakkabı tasarladım ve 2014 yılında hayata geçirdim. Bence girişimcilik apayrı bir macera ve insanı besleyen bir şey.</p>
<p>Üçüncü dönüm noktası olarak da dijitalin gücünü daha erken fark ederek hem sivil toplum tarafına hem de girişimim üzerine dijitali, entegre edebilmem diyebilirim. Ben çok eski bir sosyal medya kullanıcısıyım. Bir sorunu, doğru iletişimle, sosyal medyaya taşıdığınızda işin boyutunun nasıl değiştiğini bizzat gördüm. Bu, çözülmez sanılan toplumsal bir sorun da olabilir, bir ürünün satışını artırmak da&#8230; Tabii bu bir süre sonra mesleğim haline geldi. Şimdi dijital mecralarla ilgili hem sivil toplum kuruluşlarına hem girişimcilere danışmanlık veriyorum. Hepsi birbirini izleyen ve besleyen şeyler, biri olmasaydı diğerinin hikâyesinin eksik kalacağı bir yolculuktu.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4246 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-01-18-at-07.30.jpg" alt="" width="610" height="797" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Mustafa Burak Avcı: Üniversiteden hemen sonra Kars’a giderek eyleme geçtiğinizi söylediniz. Sizi bu genel durgunluktan sıyırıp harekete geçiren motivasyon neydi? Kars yolculuğunuzun hikâyesini dinleyebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Türkiye Kadın Girişimciler Derneği, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamdaki konumunu güçlendirme misyonuyla kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu. Ana hedef kitlesi elbette kadın girişimciler. Amacı onların ekonomide ve sosyal yaşamda daha güçlü olmalarını sağlamak. Ancak bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için daha erken yaşlara inmek gerekiyor. Bu da hem üniversitedeki genç kadınlara hem de daha önceki yaş gruplarına dokunmak anlamına geliyor. O dönemde kız çocuklarının okullaşma oranının arttırılması amacıyla dezavantajlı bölgelerde açılmış bir hibe programı da bu vizyon doğrultusunda geliştirilen bir projeydi.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Çocukların dünyayı değiştirecek fikirleri var ama tek bekledikleri onlara inanan birilerinin olması ve desteklenmeleridir.”</span></p></blockquote>
<p>Ben de o projenin profesyonel kadrosuna dâhil oldum. Bu aslında benim kurguladığım veya sıfırdan ürettiğim bir proje değildi, ancak oraya bambaşka bir vizyonla gittim ve doğurduğu sonuçlardan bahsedebilirim. Çalışmalarımızla 350 kız öğrenciye ulaştık. Bilgisayar laboratuvarları kurduk. Mesleki becerilerini arttırmak amacıyla teknik derslerden iletişime kadar birçok eğitim verdik. Bu süreçte şunu çok net fark ettim. Kız veya erkek olması fark etmeksizin bir çocuğa el uzatıp destek verdiğinizde, onun hayallerini gerçekleştirmesi için çok büyük bir katkı sağlamış oluyorsunuz. Onların hayatında bir değişim yaratıyorsunuz. Mesela bilgisayar eğitimleri verildikten sadece bir ay sonra, öğrenciler kendi sunumlarını yapmaya başlamış. Çok uçuk fikirleri olan bir başka öğrenci, “Hocam köyde kahvenin önünden geçerken babama seslenip ileride mühendis olacağım diyorum. Eskiden bana gülerlerdi, şimdi alkışlıyorlar, olursun tabii diyorlar.” dedi. Okul müdürleri ve öğretmenlerin bana geri dönüşleri, Kızların okulda yürüyüşleri bile değişti şeklinde oldu. Onlara sadece beceri değil özgüven de kattı. Oradaki fırsat eşitliği çok kıymetli.</p>
<p>Ben her zaman, “Çocukların dünyayı değiştirecek fikirleri var ama tek bekledikleri onlara inanan birilerinin olması ve desteklenmeleridir.” derim. Bu tarz projelerin aslında temel motivasyonu, fırsat eşitliğini sağlayarak geleceğimize ışık tutacak nesiller yetiştirmek. Proje esnasında “Otelde kalmayacağım.” dedim ve yurtta onlarla kaldım. Çok keyifliydi.</p>
<p><strong>D.T: KAGİDER bünyesinde yürütülen gençlik projelerinin özellikle kadınlar için nasıl bir dönüşüm alanı yarattığını düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Gençlik projeleri, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin geleceğe ışık tutan en önemli kaldıraçlardır. Ancak benim hikâyemde KAGİDER’in Geleceğin Kadın Liderleri programının yeri bambaşka. Ben bu programın 2010 yılındaki ilk mezunlarındanım. Bugün geriye baktığımda yaklaşık 1950 genç kadının yetiştiği devasa bir ekosistem görüyorum. Programa ilk katıldığımda büyük kaygılarım vardı. İş başvurularından olumsuz dönüşler aldığım, “Nerede hata yapıyorum?” diye sorguladığım ve kendimi çok yalnız hissettiğim bir dönemdi. Gelecek kaygısı ve “Acaba başaramayacak mıyım?” korkusu çok baskındı. Ancak programa girip etrafıma baktığımda, seçilen diğer 55 genç kadının da aynı şeyleri konuştuğunu gördüm. O an “Yalnız değilmişim” dedim. İşte bu farkındalık insanı “Yapabilir miyim?” şüphesinden “Nasıl yaparım?” kararlılığına taşıyan bir yolculuk. Çünkü orada kadınlar birbirine sadece mentorluk yapmıyor, birbirine ayna tutuyor ve el veriyor. Bir genç kadın için dönüşümün en önemli adımının bu dayanışma olduğuna inanıyorum.</p>
<p><strong>D.T: Bu mirasın ve dayanışmanın bir parçası olmak size ne hissettiriyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Ben projeyi hep şöyle tanımlıyorum: Geleceğin Kadın Liderleri bir ilham yolculuğu&#8230; Birbirimize el verdiğimiz, ilham olduğumuz çok kıymetli bir yolculuk. Şu an hayatın akışında ve temposunda herkesin kendi dertleri var, onları çözmeye çalışıyorlar. Çoğu zaman başkasını düşünecek, ona el uzatacak zaman bulamıyorlar. Ben böyle bir ekosistemin içinde olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü bu konu sadece “CV’mi gönderdim, referans olacak biri var mı?” sorusu değil.</p>
<p>Biz orada ailevi sorunlarımızı da iş hayatında yaşadığımız mobbingi de konuşuyoruz. Ben gruba yaşadığım mobbingi yazdığım zaman, program mezunu avukat bir arkadaşım çıkıp, “Ben senin davanı sahipleniyorum, yanındayım.” diyebiliyor. Bunlar çok kıymetli. Ülkemizde kadına karşı şiddetin vardığı noktanın hepimiz farkındayız. Kimi zaman annemize, babamıza veya eşimize anlatamadığımız bir problemi o gruba yazabiliyoruz. Bu bir sığınma talebi bile olabiliyor. Birbirine el veriyorsun, birbirinin evinde kalıyorsun. Başka bir örnek daha vereyim; yurt dışından iş teklifi aldınız ama barınma sorununuz var. Gruba yazdığınız an, o ülkede mutlaka bir ‘Geleceğin Kadın Lideri’ oluyor ve size kapısını açıyor. Bunlar çok büyük şans. Maddiyatla, kariyerle veya unvanla anlatılabilecek şeyler değil. O yüzden bir kadının hayatını dönüştüren çok önemli bir proje olduğunu düşünüyorum. Üniversite son sınıf veya yeni mezun genç kadınların bu eğitim programını takip etmesini ve mutlaka başvurmasını öneriyorum.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Eğitim için Canva projesi, öğretmenlerin ve öğrencilerin yaratıcı süreçlerini destekleyerek öğrenmeyi çok daha eğlenceli ve etkili şekilde ilerletmeyi sağlıyor. Şu anda Millî Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokol kapsamında Canva, EBA sistemine entegre edildi. Bu sayede tüm öğrenciler ve öğretmenler Canva’yı tüm ‘Pro’ özellikleri ile ücretsiz kullanabiliyor.”</span></p></blockquote>
<p><strong>D.T: Sivil toplum kuruluşlarında çalışmak sizce neden önemli bir deneyim alanı? Bu alanda yer almak isteyen gençler için orada gerçekten var olabilmenin yolu sizce nasıl açılıyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Sivil toplumda kariyer yapmayı hedefliyorsanız öncelikle işinizde anlam arayan biri olmanız gerekiyor. Yani bir sorunu dert edinip kendinizi onun çözümüne adayan bir yapıda olmalısınız. Great Place to Work’ün 2025 yılı araştırmasında çok dikkatimi çeken bir veri var. Türkiye’deki gençlerin büyük bir çoğunluğu yaptığı işi sadece iş olsun diye yapmak istemiyor. Anlamlı bir amaç arıyorlar ve bu oran dünya ortalamasının çok üzerine çıkmış durumda. Böyle bir nesil için sivil toplumun çok etkili bir alan olacağını ve önümüzdeki dönemde daha sık tercih edileceğini düşünüyorum. Burada önemli olan, gençlerin bu alanda profesyonel bir kariyer yapabileceklerinin farkında olması. Çünkü sivil toplum denince akla genelde sadece gönüllü çalışma geliyor. İşin profesyonel kariyer boyutu pek düşünülmüyor. Tabii ki bu alanda çalışacak gençlerde para ve CV kaygısından önce etki yaratma amacı olması gerekiyor. Ama burada sorunlar gerçek ve yarattığınız etki doğrudan. Dolayısıyla kendinizi çok hızlı geliştirebilirsiniz. Eğer sorumluluk almayı, inisiyatif kullanıp harekete geçmeyi seviyorsanız sivil toplum kuruluşlarının kapıları size her zaman açıktır. 16 yıllık deneyimime dayanarak kritik bir tespitimi paylaşayım. Özel sektörde işe başlayanların sivil topluma uyum sağlaması, tam tersine göre çok daha zordur. Çünkü özel sektörün dinamikleri ile sivil toplumun sahip olduğu kolektif çalışma kültürü birbirinden çok farklı. O yüzden kariyer yolculuğunun başındaki arkadaşlara sivil toplumu denemelerini tavsiye ederim. İlk hedefiniz sadece yüksek maaş değil, kendinizi geliştirmek ve yetkinliklerinizi doldurmak olmalı. Sivil toplum, bu gelişimi sağlamak için eşsiz bir basamak.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4241 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1024x384.jpg" alt="" width="911" height="342" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-200x75.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-300x113.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-400x150.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-600x225.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-768x288.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-800x300.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1024x384.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1200x450.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/FullFooterbannerglowupassets2x_tr-TR-1536x576.jpg 1536w" sizes="(max-width: 911px) 100vw, 911px" /></p>
<p><strong>D.T: Kariyerinizin bu noktasında Canva’nın hayatımıza girişine değinmek istiyorum. Canva ile tasarım ve içerik üretimi çok daha erişilebilir bir hale geldi. Siz bu dönüşümü nasıl deneyimlediniz? Canva bugün bizler için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Ben Canva’yı sadece bir tasarım aracı olarak görmüyorum. Nerede yaşadığınızın, hangi cihazı kullandığınızın önemi olmadan kendinizi etkili bir şekilde ifade etmenizi sağlayan bir araç olarak görüyorum. Fırsat eşitliği yaratarak herkesi aynı başlangıç çizgisinde buluşturuyor. Eskiden tasarım sadece belli yeteneği olan ya da profesyonel ekipleri yönetecek bütçeye sahip kişilerin elindeydi. Artık bu değişti. İkinci önemli konu ise Canva’nın bir marka olarak fırsat eşitliği ve erişilebilirlik vizyonunu sahiplenmiş olması. Örneğin Eğitim için Canva projesi, öğretmenlerin ve öğrencilerin yaratıcı süreçlerini destekleyerek öğrenmeyi çok daha eğlenceli ve etkili şekilde ilerletmeyi sağlıyor. Şu anda Millî Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokol kapsamında Canva, EBA sistemine entegre edildi. Bu sayede tüm öğrenciler ve öğretmenler Canva’yı tüm “Pro” özellikleri ile ücretsiz kullanabiliyor. Bu etkinin yansımasını kendi evimde de görüyorum. Beş buçuk yaşındaki kızım akşam okuldan geldiğinde bana, “Anne, beraber Canva’dan oyun tasarlayalım mı?” diyor. Henüz okuma yazma bilmediği için hayalindeki promptları (istemleri) o söylüyor, ben yazıyorum. Bunu beraber gerçekleştirebiliyoruz. Bir anne olarak bu imkânın, onun gelecekteki hayallerini gerçeğe dönüştürmesinde büyük bir motivasyon kaynağı olacağına inanıyorum. Her gün onunla oynadığımız oyunlar ve paylaşımlarımız esnasında çok net bir gerçeği görebiliyorum. Çocukların dili; görsel, yaratıcı ve en önemlisi dijital. Öğrenme süreçlerini de tamamen bu mecra üzerinden şekillendiriyorlar. İnanıyorum ki tüm çocukların dünyayı geliştirecek fikirleri var, yeter ki birileri onlara inansın ve desteklesin. Canva’nın kurucuları da tam olarak bu vizyonla yola çıkmış ve bu ihtiyaca güçlü bir cevap vermiş.</p>
<p>Konunun bir diğer önemli noktası da sivil toplum kuruluşları. Hepimizin bildiği gibi sivil toplum kuruluşları genellikle kısıtlı insan kaynağı ve bütçeyle devasa sorunlara çözüm arıyorlar. Kimi hak savunuculuğu yapar, kimi eşitlik için mücadele eder. Fakat içinde bulunduğumuz çağda bir sorunu dert edinip, makale yazarak çözüme ulaştırmak mümkün değil. Ses getirmek, kitlelere ulaşmak ve “Biz de buradayız.” diyebilmek için görünür olmak şart. Bu noktada Canva, sivil toplum kuruluşları için Pro paketini elli kullanıcıya kadar ücretsiz sunarak devreye giriyor. Bu destek yalnızca finansal bir katkı değil, aynı zamanda seslerini duyurma mücadelesinde sırtlarını dayayabilecekleri güçlü bir el anlamına geliyor.</p>
<p>Kısacası dijital dünyada var olmak için “Neden Canva?” sorusunun cevabı çok net. Girişimcilik dünyasına baktığımızda da tablo benzer. Yeni kurulan bir işi düşünün; açılış giderleri ve üretim maliyetleri zaten büyük bir yük. Küçük bir işletme için buna eklenen pazarlama bütçesi, altından kalkılması zor bir maliyete dönüşebiliyor. Bu süreçte de platform, girişimcilere adeta can suyu oluyor. Tüm bu nedenler Canva’yı benim gözümde bir tasarım aracı olmanın çok ötesine taşıyor. Bu platform sesi çok çıkanın veya parası olanın değil, söyleyecek sözü olanın yeridir. Fikri olan herkes için bir kaldıraçtır ve hepimiz için kıymetlidir. Bu noktada öğretmenlerin de rolünü unutmamak gerek. Türkiye’deki Canva Öğretmen Elçileri, yıllardır ders içeriklerinde bu aracı aktif şekilde kullanıyor. Ben de bir Topluluk Elçisi olarak bu sürece şahit oluyorum. Özellikle Avrupa’da bu kültür daha da yerleşmiş durumda. Çocukların ödevini buradan hazırladığı, hatta kendi sanal müzelerini kurdukları ilham verici bir eğitim ortamı var. Bu sistem sadece temel eğitimle sınırlı değil; üniversiteler, özellikle de iletişim fakülteleri, sürece güçlü bir şekilde dâhil oluyor. Yapılan özel protokollerle akademik düzeyde iş birlikleri sağlanıyor, öğrenciler sanal müze gibi karmaşık projeleri ders kapsamında üretebiliyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, bu kullanımın artık sistematik bir zemine oturması. Eskiden yaşanan teknik aksaklıklar, küçük yaş gruplarındaki şifre veya e-posta unutma sorunları artık tarih oluyor. Diğer bir heyecan verici gelişme ise tasarım laboratuvarları. Yakında Türkiye’nin belirli noktalarında kurulacak bu merkezler, evinde teknik imkânı olmayanlar için birer üretim tesisi olacak. Kullanıcılar ister kendi cihazlarıyla gelsinler ister oradaki donanımları kullansınlar, yaratıcılıklarını fiziksel engellere takılmadan hayata geçirebilecekler. Şimdilik öğretmen ve öğrenci odaklı planlanan bu projenin göreceği yoğun ilgi ile zamanla herkese açık, toplumsal bir yapıya dönüşeceğini öngörüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4242 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-01-18-at-07-768x1024.jpg" alt="" width="576" height="538" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Gençlere verebileceğim en kritik tavsiye, trendleri takip ederken kendi imzalarını korumaları gerektiğidir. Çağı yakalamak elbette önemli. Ancak herkesin aynı dili konuştuğu bir dünyada farklılaşmak zorundasınız.”</span></p></blockquote>
<p><strong>D.T: Canva topluluk elçisi olarak genç üreticilerle çok yakın çalışıyorsunuz. Peki, günümüz gençlerinde en sık gözlemlediğiniz ihtiyaçlar ya da beklentiler neler?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> İhtiyaçlara gelmeden önce gençlerin güçlü olduğu yanları konuşmak isterim. Bugünün gençleri dijital araçları kullanma konusunda son derece yetkinler. Hızlılar, cesurlar ve denemekten asla korkmuyorlar. Ancak gözlemlediğim asıl eksiklik; teknik beceride değil, bu becerinin ne için kullanılacağında yatıyor. Yani vizyon ve anlam noktasında bir arayışları var. Çünkü artık sordukları soru, “Bu aracı nasıl kullanırım?” değil, “Hikâyemi nasıl kurgularım?” oluyor. İşte bu süreçte kuru bir yol haritasından ziyade, yaptıkları işin niteliğini artıracak yapıcı geri bildirim ve gerçek bir rehberliğe ihtiyaç duyuyorlar.</p>
<p><strong>D.T: Tasarım veya iletişim alanında kariyer hedefleyen bir öğrencinin dijital araçlarla ilişkisinde sizce en kritik noktalar nelerdir?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4243 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/bae0gochs099d13tw4u67epltezz-1024x684.jpeg" alt="" width="677" height="436" /></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Gençlere verebileceğim en kritik tavsiye, trendleri takip ederken kendi imzalarını korumaları gerektiğidir. Çağı yakalamak elbette önemli. Ancak herkesin aynı dili konuştuğu bir dünyada farklılaşmak zorundasınız. Benzer bir denge yapay zekâ kullanımında da geçerli. Bu araçları işin yaratıcısı değil, sadece düşünme sürecini hızlandıran bir asistan olarak görmeliler. Çünkü duyguyu ve insani dokunuşu işe katmak hâlâ insanın görevi.</p>
<p>Son olarak, tasarımın asla hikâyenin önüne geçmemesi gerektiğine inanıyorum. Önce hikâye kurgulanmalı, tasarım onun üzerine inşa edilmeli. Ben bir işe baktığımda, “O duyguyu yakalıyor muyum?” diye sorarım. Bu, özellikle bizim coğrafyamızda çok kritik. Çünkü toplumumuz kararlarını genellikle duygularıyla alıyor ve sosyal bağlara önem veriyor. Dolayısıyla insanımıza ulaşmanın yolu sadece kusursuz görsellerden değil, duygulara dokunan sahici hikâyelerden geçiyor.</p>
<p><strong>M.B.A: Canva tasarımı demokratikleştirirken aynı zamanda uygulayıcıyı vasıfsızlaştırıyor mu? Her yerde gördüğümüz tek tip şablonlar bir yana, maskeleme ve katman gibi teknik uzmanlık gerektiren süreçlerin tek tuşla halledilmesi, işin zanaatini öldürüp tasarımcıyı sıradanlaştırmıyor mu?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Aslında bir vasıfsızlaştırma söz konusu değil. Canva’nın tasarımcılarla bir derdi yok, aksine onları işin mutfağına yerleştiriyor. Sistemdeki binlerce şablon, kurulan, içerik üreticisi ekosistemi sayesinde yine tasarımcıların elinden çıkıyor. Hatta saniyede 400’e yakın şablon yüklendiğini söyleyebilirim. Buradaki asıl amaç profesyonel tasarımcıyı denklemden çıkarmak değil, teknik becerisi veya bütçesi olmayan kitleye görünür olma fırsatı sunmak. Yani ortada bir çatışma yok, tarafların birbirini beslediği bir iş birliği var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Canva’nın tasarımcılarla bir derdi yok, aksine onları işin mutfağına yerleştiriyor. Sistemdeki binlerce şablon, kurulan, içerik üreticisi ekosistemi sayesinde yine tasarımcıların elinden çıkıyor. Hatta saniyede 400’e yakın şablon yüklendiğini söyleyebilirim.”</span></p></blockquote>
<p><strong>M.Ö:</strong> Ben mesleğin sanat ve ileri tasarım boyutunun bu durumdan zarar göreceğini düşünmüyorum. Çünkü profesyonel tasarımcının artık çok daha büyük işler ortaya koyması gerekiyor. Platformdaki üretimler daha çok sosyal medya yönetimi ve promosyon gibi günlük ihtiyaçlara yönelik pratik çözümler. Yani orada icra edilen tam anlamıyla bir sanat değil. Bir ürünün lansmanı için stratejik ve sanatsal derinliği olan bir billboard tasarlamakla, hazır şablon kullanmak arasındaki farkı doğru konumlandırmak gerekir. Bizzat şahit olduğum örnekler var. Tanıdığım bazı grafi k tasarımcılar yapay zekâ araçlarını öyle ustaca kullanıyorlar ki, ortaya çıkan dijital çıktı inanılmaz bir sanat eserine dönüşüyor. Yani teknolojiyi bir tehdit olarak değil, kendilerini farklılaştıran bir enstrüman olarak kullanıyorlar. Bu araçlar sayesinde bambaşka bir seviyeye ulaştılar. O yüzden bu teknolojilerin tasarımcıyı vasıfsızlaştırdığını değil, tam tersine onlara destek olduğunu ve yepyeni yaratıcılık alanları açtığını düşünüyorum.</p>
<p><strong>D.T: Yapay zekâ araçlarının kullanımından bahsetmiştiniz. Peki bu teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte yaratıcı üretim süreçlerinin başta Canva’da olmak üzere nasıl dönüştüğünü düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> En temel dönüşüm bize kazandırdığı hız ve zaman oldu. Yapay zekâ operasyonel süreçleri üstlenerek teknik yükü hafi fl etti. Bu da bize asıl işimiz olan anlam üretimine odaklanabilmemiz için muazzam bir düşünme alanı açtı. Yani araçlar hızlandı, bizimse derinleşmek için vaktimiz arttı. Ayrıca yapay zekâ hayatımın her anında, 7/24 benimle diyebilirim. Ancak kullanırken çok dikkat ettiğim bir nokta var. Eğer bu araçları sık kullanıyorsanız, yapay zekâ tarafından üretilmiş bir metni hemen ayırt edebiliyorsunuz. Lider konuşmalarında, basın bültenlerinde veya proje metinlerinde o mekanik cümle kalıplarını gördüğüm an anladığım için bir kontrol sitesine ihtiyaç bile kalmıyor. Bu yüzden ben üretim sürecine mutlaka kendimden bir şeyler katıyorum. Kastettiğim, hikâyeleştirmek ve o duyguyu, araca, doğru tarif etmek. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği hassasiyeti olan bir metin yazacaksam, ona dikkat etmesi gereken kuralları ve rehberi baştan veriyorum. Yani onu daha insani duygularla düşünmeye sevk edecek promptlar giriyorum. Evet, bana inanılmaz hız kazandırıyor ama ben sadece hızla yetinmeyip işin içine o insani duyguyu, anlamı ve hikâyeyi katarak ilerliyorum.</p>
<p><strong>D.T: Ben biraz da işin mutfağını merak ediyorum. Biz kullanıcılar sisteme girdiğimizde sunumdan Instagram hikâyesine kadar binlerce hazır şablonla karşılaşıyoruz ve seçip kullanabiliyoruz. Peki bu devasa içerik havuzunu kimler, nasıl oluşturuyor? Arka planda nasıl bir tasarım ağı var ki bu kadar büyük ve çeşitli bir üretim sürekli olarak önümüze gelebiliyor?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> O gördüğünüz binlerce şablonun arkasında aslında dünyanın dört bir yanındaki tasarımcılar var. Her bölgenin ve dilin kendi tasarımcı havuzu bulunuyor. Türkiye için de durum aynı. Belli kriterleri karşılayan tasarımcılar sisteme dâhil oluyor ve o gördüğümüz içerikleri üretiyor. Yani sistem, tasarımcıların beslediği canlı bir yapı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4244" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20.png" alt="" width="1996" height="398" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-200x40.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-300x60.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-400x80.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-600x120.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-768x153.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-800x160.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-1024x204.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-1200x239.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20-1536x306.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-01-18-08.30.20.png 1996w" sizes="(max-width: 1996px) 100vw, 1996px" /></p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4245 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/mn-768x1024.jpg" alt="" width="522" height="588" /></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Bir de aklıma gelen önemli bir yenilikten bahsedeyim. Henüz Türkiye’de yok ama Avrupa’da şu an kullanılıyor. Artık iş sadece dijitalle sınırlı değil. Mesela bir bardak veya tişört mü tasarladınız? Uygulamadan hiç çıkmadan bunu üreticiye gönderip kapınıza kadar kargolatıyorsunuz. Canva’nın amacı tam olarak bu. İnsanların başka bir araca ihtiyaç duymadan, tasarımdan üretime kadar tüm süreçlerini tek bir platformda çözmelerini sağlamak.</p>
<p>Özellikle sosyal medya ile ilgilenen gençler için çok kritik bulduğum “Canva Growth” özelliği geldi. Bu özellik sayesinde dijital pazarlama sürecini uçtan uca, hem de yapay zekâ desteğiyle yönetebiliyorsunuz. Sistemi şöyle anlatayım; örneğin Canva’ya kendi markamın web sitesi linkini bırakıyorum ve o andan itibaren sistem benim için çalışmaya başlıyor. Linki analiz edip en uygun reklam tasarımını üretiyor, hedef kitlemi belirliyor ve hatta o reklam için kullanmam gereken en etkili metni bile yazıyor. Sonunda bana dönüp, “Senin için en etkili yol haritası bu” diyerek bir öneri paketi sunuyor.</p>
<p>Tabii az önce konuştuğumuz gibi, işi tamamen yapay zekâya bırakmıyorum. O öneriyi alıp üzerinde kendi küçük dokunuşlarımı yapıyor ve son kararı öyle veriyorum. Dahası, süreç sadece üretimle de sınırlı değil. Reklam hesabınızı bağlayıp doğrudan platform üzerinden reklamı yayına alabiliyorsunuz.</p>
<p>İşin en güzel kısmı ise kampanya sonrası verilerin analiz edilip size içgörüler sunması. Örneğin sistem size, gelecek sefer şu tasarımı kullan, daha yüksek geri dönüş alırsın gibi stratejik yönlendirmeler yapıyor. Durum artık basit bir Instagram postu hazırlamanın çok ötesine geçti. Yapay zekâ entegrasyonu ile birlikte, tasarım ve dijital pazarlamanın tamamını kapsayan ve kendini sürekli besleyen bir platforma dönüştü.</p>
<p><strong>M.B.A: Peki her şeyi biz seçiyor gibi görünsek de hem ortaya çıkan ürüne hem de üretme eyleminin kendisine yabancılaşmıyor muyuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Hayır, burada belirleyici faktör sizin bakış açınız. Sadece tuşa basıp beklediğinizde zaten özgün bir iş çıkmıyor. Süreç, sizin o promptu nasıl işlediğiniz ve yönlendirmelerinizle şekilleniyor. Yapay zekâ bizi sadece teknik yükten kurtarıyor. Bence bu, ürüne yabancılaşma değil, ürünü zihinsel olarak daha derinden kavramaktır.</p>
<p><strong>M.B.A: Bu durum, kamera tutmadan film çekmeye benzemiyor mu? Çünkü sistem bana, “Bu reklamı böyle kurgulaman daha mantıklı olur” dediğinde ona karşı çıkacak iradem zayıflıyor ve mantıklı olana teslim oluyorum. Sistemin sunduğu doğruya boyun eğiyorsam ve teknik hâkimiyetim de yoksa, ben bu üretim sürecinin öznesi miyim yoksa sadece onaylayıcısı mı?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Tam bu noktada Türkiye’deki ve dünyadaki Canva Elçileri olarak biz devreye giriyoruz. Bizler bireylere, topluluklara ve girişimcilere sadece tuşlara basmayı değil, aracı kendi marka ruhuyla ve kimliğiyle nasıl harmanlayacaklarını öğretiyoruz. İnsan, doğası gereği sistemle baş başa kaldığında tembelleşebiliyor veya yaratıcılığı kilitleniyor; ancak unutmayın, güç hâlâ sizin elinizde. Yapay zekânın sunduğu ilk görsel, markanızı asla tam olarak yansıtmaz. Sizin araya girip renk kodlarıyla, fontlarla ve kurumsal kimliğinizle hamura şekil vermeniz gerekir. Dolayısıyla şu anki haliyle insanı vasıfsızlaştırdığını düşünmüyorum. Eğer teknoloji birkaç yıl sonra işi bizden tamamen alacak noktaya gelirse, o zaman da bırakalım yapsın derim.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Sadece tuşa basıp beklediğinizde zaten özgün bir iş çıkmıyor. Süreç, sizin o promptu nasıl işlediğiniz ve yönlendirmelerinizle şekilleniyor. Yapay zekâ bizi sadece teknik yükten kurtarıyor. Bence bu, ürüne yabancılaşma değil, ürünü zihinsel olarak daha derinden kavramaktır.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4247 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Meltem-Ozpecel-scaled-1-475x1024.png" alt="" width="258" height="612" /></p>
<p><strong>D.T: Teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><strong>M.Ö:</strong> Öncelikle şahane bir iş yapıyorsunuz. Sizlerin de söylediği gibi yapay zekânın, yapay videoların, makalelerin, içeriklerin olduğu bir dünyada bir araya gelip kolektif bir şekilde etkili içerikler üretmek için çaba sarf ediyorsunuz. Ben size emeklerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Sonuçta sanat, sanat içindir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/">Tasarımda Fırsat Eşitliği “Canva Türkiye” &#8211; Meltem Özperçel</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/tasarimda-firsat-esitligi-canva-turkiye-meltem-ozpercel/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekânın Artan Ekolojik Bedeli</title>
		<link>https://contextdergi.com/yapay-zekanin-artan-ekolojik-bedeli/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/yapay-zekanin-artan-ekolojik-bedeli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 20:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[AI Index Report]]></category>
		<category><![CDATA[BLOOM modeli]]></category>
		<category><![CDATA[çevre krizi]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[enerji tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[GPT-3]]></category>
		<category><![CDATA[GPU teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[karbon ayak izi]]></category>
		<category><![CDATA[karbon emisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[su tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ve çevre]]></category>
		<category><![CDATA[veri merkezi soğutma sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[veri merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zekâ altyapısı]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zekânın ekolojik bedeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4661</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ekinsu Şahin Giderek gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelen yapay zekâ araçları, hız ve verimlilik vaatleriyle öne çıkarken bu araçların ekolojik ve yapısal maliyetleri arka planda kalıyor. İnternet tabanlı işlemler fiziksel dünyadan kopuk, soyut bir “bulut” alanında gerçekleşiyormuş gibi düşünülür oysa ekranda beliren sonucun arkasında, kesintisiz çalışan büyük ölçekli sunucu altyapıları yer alır. Yapay  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yapay-zekanin-artan-ekolojik-bedeli/">Yapay Zekânın Artan Ekolojik Bedeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ekinsu Şahin</em></strong></p>
<p>Giderek gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelen yapay zekâ araçları, hız ve verimlilik vaatleriyle öne çıkarken bu araçların ekolojik ve yapısal maliyetleri arka planda kalıyor. İnternet tabanlı işlemler fiziksel dünyadan kopuk, soyut bir “bulut” alanında gerçekleşiyormuş gibi düşünülür oysa ekranda beliren sonucun arkasında, kesintisiz çalışan büyük ölçekli sunucu altyapıları yer alır. <a href="https://contextdergi.com/bir-sahafin-elinde-yapay-zeka-volkan-samet-altuntas/">Yapay zekâ</a> araçları verimlilik ve inovasyon açısından bizlere aydınlık bir gelecek vadederken bu gelişmenin karanlık yüzü, fosil yakıt temelli büyümenin su ve enerji kaynakları üzerinde yarattığı sürdürülemez fiziksel baskıda açığa çıkıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4664" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-1024x619.png" alt="" width="493" height="298" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-200x121.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-300x181.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-400x242.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-600x363.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-768x464.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-800x483.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-1024x619.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri-1200x725.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-modelleri-ayak-izleri.png 1440w" sizes="(max-width: 493px) 100vw, 493px" /></a></p>
<p>Yapay zekânın çevresel etkileri tartışılırken en görünür başlıklardan biri, modellerin eğitim sürecinde tüketilen enerjiye bağlı karbon emisyonlarıdır. Büyük ölçekli bir yapay zekâ modelini eğitmek, milyarlarca veri noktasının tekrar tekrar işlenmesini ve bu süreçte binlerce yüksek kapasiteli grafik işlemcisinin (GPU) haftalar boyunca kesintisiz çalışmasını gerektirir. Stanford Üniversitesi tarafından yayımlanan 2024 AI Index Raporu, bu sürecin fiziksel maliyetini somut verilerle ortaya koymaktadır.</p>
<p>Rapora göre, GPT-3 ve Gopher gibi büyük modellerin eğitimi sırasında yüzlerce ton CO₂ eşdeğeri emisyon ortaya çıkmakta; enerji tüketimi megavat-saat ölçeğine ulaşmaktadır. Buna karşılık daha küçük ya da farklı mimarilerle geliştirilen modellerin karbon ayak izleri belirgin biçimde daha düşük seyretmektedir.</p>
<p>OpenAI’ın GPT-3 modelinin eğitimi sırasında atmosfere 500 tonun üzerinde karbon salındığı tahmin ediliyor. Bu miktar, yüzlerce kıtalararası uçuşun ya da ortalama bir bireyin onlarca yıllık yaşamı boyunca üreteceği emisyona denk geliyor. Ancak tablo, kullanılan enerji kaynağına bağlı olarak önemli ölçüde değişebiliyor. Fransa’daki Jean Zay süper bilgisayarında eğitilen BLOOM modeli, benzer ölçekte olmasına rağmen yaklaşık 25 ton karbon emisyonu üretti. Aradaki fark, Fransa’nın elektrik üretiminde düşük karbonlu nükleer enerjinin baskın olmasından kaynaklanıyor. Bu karşılaştırma, çevresel etkinin yapay zekânın kendisinden çok, onu besleyen enerji altyapısıyla şekillendiğini gösteriyor. Buna ek olarak, karbon emisyonları küresel bir sorunken yapay zekânın su tüketimi daha yerel etkiler yaratıyor. Veri merkezlerinde kesintisiz çalışan sunucular yoğun ısı üretiyor bu yükü dengelemek için kullanılan soğutma sistemleri ise büyük miktarda temiz su tüketiyor. Özellikle kuraklık riski taşıyan bölgelerde, bu durum su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>
<p>Google’ın su tüketiminin 2019–2021 arasında görece dengeli bir artış izlediğini, ancak 2022’den itibaren belirgin biçimde hızlandığı şirket raporlarına da yansıdı. Şirketlerin artan yapay zekâ yatırımları, veri merkezlerindeki iş yükünü ve buna bağlı soğutma ihtiyacını keskin biçimde artırdı. Nitekim 2023’te Google’ın su tüketimi bir önceki yıla kıyasla yüzde 17 artarak 6,3 milyar galona ulaştı. Şirket raporları, bu sıçramanın temel nedenini veri merkezlerinde yoğunlaşan yapay zekâ faaliyetleri olarak tanımlıyor. Bu durum günlük kullanıma indirildiğinde daha somut hâle geliyor. California Üniversitesi araştırmacılarına göre, standart bir yapay zekâ aracıyla yapılan 20–50 soruluk kısa bir etkileşim, veri merkezlerinde yaklaşık yarım litre su tüketimine karşılık geliyor. Bu bulgu, dijital dünyadaki her küçük işlemin, fiziksel dünyada ölçülebilir karşılığı olduğu gerçeğini gözlerimizin önüne seriyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4665 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-1024x337.png" alt="" width="1024" height="337" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-200x66.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-300x99.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-400x132.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-600x197.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-768x253.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-800x263.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-1024x337.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi-1200x395.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/google-su-tuketiminde-artisi.png 1240w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>Yapay zekânın artan su tüketimi yalnızca çevresel bir gösterge değil, giderek yerel toplumsal sorunlara da yol açıyor. Büyük teknoloji şirketleri veri merkezlerini çoğu zaman arazinin görece ucuz olduğu kırsal bölgelere kurarken, bu tesislerin yoğun su ihtiyacı yerel kaynaklar üzerinde ciddi baskı yaratıyor. ABD’de The Dalles bölgesindeki bir veri merkezinde, Google’ın tek başına şehrin toplam su tüketiminin yaklaşık dörtte birini kullandığının ortaya çıkması, bu gerilimin somut bir örneği olarak öne çıkıyor. Yerel basına yansıyan haberler, çiftçilerin ve yerel yönetimlerin artan su talebi ve olası kuraklık riskleri karşısında hukuki yollara başvurmaya başladığını gösteriyor. Genel tablo, yapay zekânın çevresel maliyetinin artık göz ardı edilemeyecek bir eşiğe ulaştığına işaret ediyor. Şirketlerin sürdürülebilirlik taahhütlerine rağmen 2022 sonrasında kirliliğin azalmadığı, aksine hızlandığı görülüyor. Yapay zekâ altyapısı daha şeffaf ve düşük karbonlu bir çerçevede yeniden tasarlanmadığı sürece, teknolojik ilerlemenin çevresel bedeli giderek ağırlaşacak.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yapay-zekanin-artan-ekolojik-bedeli/">Yapay Zekânın Artan Ekolojik Bedeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/yapay-zekanin-artan-ekolojik-bedeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 19:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[canlı yayın]]></category>
		<category><![CDATA[dijital içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[dijital reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[içerik ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik üreticileri]]></category>
		<category><![CDATA[influencer marketing]]></category>
		<category><![CDATA[mikro içerik]]></category>
		<category><![CDATA[müzik endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya platformları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok canlı yayın ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok canlı yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[viral içerik]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Z kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4627</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Göksu Nil Kayalı &amp; Sena Erarslan Kısa sürede küresel bir fenomene dönüşen TikTok, 2025 itibarıyla dünyanın en baskın sosyal medya platformlarından biri konumuna yükseldi. Bu olağanüstü büyüme, beraberinde geniş bir demografik çeşitliliği de getirdi. Platformun ana kullanıcı kitlesini 25-34 yaş aralığındaki 'genç yetişkinler' oluştururken 18-24 yaş grubunu kapsayan Z kuşağı, yüksek kullanım oranıyla takip etmektedir. DataReportal,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/">Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Göksu Nil Kayalı &amp; Sena Erarslan</em></strong></p>
<p>Kısa sürede küresel bir fenomene dönüşen TikTok, 2025 itibarıyla dünyanın en baskın sosyal medya platformlarından biri konumuna yükseldi. Bu olağanüstü büyüme, beraberinde geniş bir demografik çeşitliliği de getirdi. Platformun ana kullanıcı kitlesini 25-34 yaş aralığındaki &#8216;genç yetişkinler&#8217; oluştururken 18-24 yaş grubunu kapsayan Z kuşağı, yüksek kullanım oranıyla takip etmektedir. DataReportal, Proxidize ve Sound Campaign verileri ise platformun küresel cinsiyet dağılımının %55,7 erkek ve %44,3 kadın dengesinde olduğunu göstermektedir.</p>
<p>TikTok ekosistemi, ağırlıklı olarak “hikâye anlatıcılığı” ve “deneyim odaklı ürün yerleştirmeleri” etrafında kümeleniyor. Özellikle gastronomi ve kozmetik sektörlerine yönelik marka iş birlikleri, platformun içerik mimarisinin temel taşıyıcısı konumunda. Bu ticari entegrasyon, reklam gelirlerinde yıllık %40,5 oranında bir genişlemeyi tetikliyor. Sound Campaign verileri, genç demografik segmentin bu tür “reklam-içerik” hibritlerine olan yüksek eğilimini teyit etmektedir. Öte yandan teknolojik sıçramalarla birlikte üretken yapay zeka (AI) destekli görsel, animasyon ve ses prodüksiyonları, içerik arzında “patlama” yaratıyor. Minimum operasyonel maliyetle üretilen ve kullanıcı dikkatini doğrudan manipüle etmeyi amaçlayan bu “mikro-içerikler”, dijital tüketim alışkanlıklarının merkezine yerleşti. AI tabanlı içerik üretiminin sağladığı finansal getiri ve büyüme, günümüzde küresel medya yatırımları açısından göz ardı edilemeyecek bir eşiğe ulaşıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4630" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1024x951.png" alt="" width="430" height="399" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-200x186.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-300x279.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-400x372.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-600x557.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-768x713.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-800x743.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1024x951.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1200x1115.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili.png 1240w" sizes="(max-width: 430px) 100vw, 430px" /></a></p>
<p>Kullanıcı hacmindeki genişleme platformdaki içerik arzında da bir “enflasyon” yaratarak belirli formatların yaygınlığını düşürmüştür. Geleneksel dans akımları, jenerik motivasyon alıntıları ve standardize edilmiş komedi skeçleri gibi türler, kullanıcı nezdinde “içerik doygunluğuna” ulaşmış gözüküyor. Bu durum ise etkileşim oranlarında yapısal bir düşüşü beraberinde getiriyor. TikTok algoritması ise, özgünlüğünü yitirmiş bu konvansiyonel modeller yerine yenilikçi, trend odaklı ve yüksek etkileşim potansiyeli taşıyan “niş” içerikleri önceliklendirme eğilimine girdi. Bu yoğun rekabetçi ortama ve içerik bolluğuna rağmen, düşük maliyetli ancak yüksek duygusal etki yaratan belirli türler viral potansiyelini koruyor. Evcil hayvan videoları gibi rahatlatıcı doğasıyla öne çıkan içerikler ses efektleri kullanıcıyı anlatının içine çekmektedir. Duygusal bağ kurma yeteneği yüksek olan bu içerik türleri, yüksek etkileşim oranları aracılığıyla video başına elde edilen birim geliri artırarak platformun ticari sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktadır.</p>
<p>TikTok kısa video formatının ötesine geçerek müzik endüstrisi ve sanatçılar için de stratejik bir servis sağlayıcı kimliği kazandı. Sound Campaign verileri 2025 yılı itibarıyla Z kuşağının sanatçılar için en yüksek erişim potansiyelinin bu platformda bulunduğunu teyit ediyor Sizin İçin&#8217; (For You) akışı, sanatçının mevcut bilinirliğinden bağımsız olarak binlerce özgün sesi dolaşıma sokarak şarkıların uluslararası ölçekte tanınmasını hedefliyor. Trend olmuş müziklerle desteklenen içerikler, standart paylaşımlara oranla %66 daha yüksek etkileşim oranına ulaşabiliyor. Platformdaki müzik ekosistemi telif hakları ve sanatçılarla gerçekleştirilen ticari iş birlikleri üzerine kurulu devasa bir ekonomiyi gösteriyor. Örneğin, &#8216;Rap ve Hip-Hop&#8217; kategorisi sadece etiket (hashtag) kullanımıyla 190,6 milyar etkileşim barajını aşmış durumda. TikTok, akılda kalıcı nakaratların merkeze alındığı 10 saniyelik mikro-klipler aracılığıyla müzik prodüksiyon süreçlerini doğrudan şekillendiren ve endüstri gelirlerini maksimize eden kritik bir finansal aktör hâline gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4629" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1024x709.png" alt="" width="431" height="299" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-200x138.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-300x208.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-400x277.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-600x415.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-768x531.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-800x554.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1024x709.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1200x830.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri.png 1240w" sizes="(max-width: 431px) 100vw, 431px" /></a></p>
<p>2019’da devreye alınan TikTok canlı yayınları ise, kısa sürede YouTube dışındaki tüm rakiplerini geride bırakarak devasa bir “canlı yayın ekonomisi” yarattı. Platformun belirli takipçi eşiğini aşan kullanıcılara sunduğu panda (20 TL), yat (1977 TL) ve araba (6000 TL) gibi maddi karşılığı olan hediye simgeleri doğrudan bir kazanç kapısına dönüştü. Bu alan ağırlıklı olarak &#8216;sohbet&#8217; teması üzerinden ilerlemektedir. Kullanıcıların arka plan aktivitesi olarak başladıkları ancak hızla dâhil oldukları bu alan etkileşimli diyaloglara yer açtı. 2025’in ikinci çeyreğinde ise 4,8 milyar saatlik rekor bir izlenme hacmine ulaştı. Yayınlardaki “takım ruhu” ve ödüllü/cezalı rekabetler, kullanıcıların aidiyet duygusunu tetikleyerek yayıncıya hediye ve etkileşim olarak dönen güçlü bir sempati bağı kuruyor. Sohbetin ardından 1,3 milyar saatlik izlenme ile moda içerikleri ise ikinci sırada yer alıyor. Canlı ürün tanıtımları ve anlık soru-cevap imkânı, geleneksel reklamlara oranla daha yüksek bir güven iklimi yaratarak moda sektöründeki doğrudan satış eğilimini ve gelir oranlarını artırıyor. Bu dikey büyümeyi dış mekân aktiviteleri, yetenek sergileme ve mobil oyun içerikleri gibi yüksek izlenme saatine sahip kategoriler takip ediyor. Tüm bu istatistiklere ve kullanım oranlarına bakılarak TikTok’un hayatımızdaki ekonomik ve sosyal etkilerinin oldukça büyük ve kaçınılmaz olduğu sonucuna varmak yanlış olmayacaktır. Sunduğu farklı içeriklerle TikTok; demografik çeşitliliği yüksek, her kesime ve her yaşa hitap eden, hem bir eğlence hem de oldukça büyük bir gelir kapısı hâline gelmiştir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/">Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Yabancılaşma: Grok, Etik ve Gerçeklik Krizi</title>
		<link>https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 18:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[AI teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[algoritmalar]]></category>
		<category><![CDATA[deepfake]]></category>
		<category><![CDATA[dijital etik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Grok]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya algoritmaları]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[veri güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[veri manipülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[X platformu]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zekâ etiği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4597</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Şilan Metindir Sosyal medya platformları, son on yılda basit birer iletişim aracı olmaktan çıkarak yapay zekâ (YZ) tarafından yönetilen devasa veri merkezlerine dönüşmüştür. Bu teknolojik dönüşümün en güncel ve tartışmalı örneği olan xAI imzalı Grok, X platformunun canlı veri akışına doğrudan erişimiyle, bilginin üretim ve tüketim hızını daha önce görülmemiş bir seviyeye taşımıştır. Ancak bu  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/">Dijital Yabancılaşma: Grok, Etik ve Gerçeklik Krizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Şilan Metindir</em></strong></p>
<p>Sosyal medya platformları, son on yılda basit birer iletişim aracı olmaktan çıkarak yapay zekâ (YZ) tarafından yönetilen devasa veri merkezlerine dönüşmüştür. Bu teknolojik dönüşümün en güncel ve tartışmalı örneği olan xAI imzalı Grok, X platformunun canlı veri akışına doğrudan erişimiyle, bilginin üretim ve tüketim hızını daha önce görülmemiş bir seviyeye taşımıştır. Ancak bu hız beraberinde ciddi bir &#8220;gerçeklik&#8221; krizini ve etik boşluğu da getirmiştir. Metnin temel argümanı ise sosyal medyaya gömülü yapay zekâ sistemlerinin, kullanıcıyı yalnızca bir veri kaynağı olmaktan çıkarıp izinsiz dijital kurguların nesnesi haline getirdiği ve özellikle Grok’un kontrolsüz görsel üretim süreçlerinin, yerleşik dijital etik standartlarını tamamen işlevsiz kıldığıdır.</p>
<p>Grok’un teknolojik üstünlüğü, rakiplerinden farklı olarak X platformundaki saniyelik etkileşimlerle beslenen gerçek zamanlı öğrenme kabiliyetinden kaynaklanmaktadır. Teknoloji raporlarına göre Grok’un güncel olaylara tepki verme ve veri işleme hızı, kapalı devre sistemlerle eğitilen diğer dil modellerine oranla %40 daha yüksektir. Ancak bu teknik başarı, sosyal medyanın karanlık yüzünü de tetiklemektedir. Kullanıcıların %55,2’sinin teknoloji ve yazılım odaklı içeriklerle yoğun etkileşime girmesi, Grok gibi agresif modellerin neden bu denli kabul gördüğünü açıklamaktadır. Kullanıcının teknolojiye olan bu kontrolsüz merakı, sistemin etik açıklarını görmezden gelmesine neden olmaktadır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4602 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-1024x617.png" alt="" width="1024" height="617" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-200x120.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-300x181.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-400x241.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-600x361.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-768x462.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-800x482.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-1024x617.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-1200x723.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi.png 1272w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görsel odaklı yapay zekâ araçlarına olan eğilimin geçen yıla oranla devasa bir artış gösterdiği tespit edilmiştir. Derinlemesine analizler şunu gösteriyor: Modern kullanıcı artık sadece bilgi tüketmekle yetinmemekte; yapay zekâyı bir araç olarak kullanarak diğer kullanıcıların verilerini manipüle etme ve onları kendi arzusu doğrultusunda &#8220;yeniden yaratma&#8221; gücünü talep etmektedir. Grok, bu tehlikeli talebi &#8220;sınırsız özgürlük&#8221; maskesi altında karşılarken, bireyin mahremiyetini koruyan en temel etik ilkeleri sarsmaktadır. Özellikle Grok’un &#8220;Flux&#8221; modeli aracılığıyla kullanıcı fotoğraflarının rıza dışı şekilde uygunsuz içeriklerle yeniden kurgulanması, canlı veri gücünün nasıl bir taciz aracına dönüşebileceğini kanıtlamıştır. Bu kapsamda, platformdaki “taciz&#8221; içeriklerinin yayılım hızının %300’ü aştığı görülmektedir.</p>
<p>Bir diğer kritik gösterge ise ulaşım ve otonom teknolojilerin sosyal medyadaki %23,9’luk ağırlığıdır. Sektörel istatistikler yapay zekâ destekli içeriklerin, gerçek ve organik içeriklere oranla çok daha hızlı etkileşim aldığını ortaya koymaktadır. Mevcut veriler taciz içeriklerinin yayılma hızının denetim kapasitesini yine %300 oranında aştığını göstermektedir. Bu bulgular, platformun algoritma stratejisinin etik doğruluk yerine, ne pahasına olursa olsun maksimum etkileşim üzerine kurulduğunu kanıtlıyor. Yapay zekâ, toplumun onaylamadığı bu içerikleri silmek yerine, yarattıkları hareketlilikten ve kazançtan faydalanmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak Grok, dijital dünyayı geri dönüşü olmayan bir ahlaki çıkmaza sokmuştur. Veriler ışığında açıkça görülmektedir ki; teknolojik hız ve verimlilik uğruna bireyin kişilik hakları, mahremiyeti ve gerçeklik algısı feda edilmektedir. Grok, toplumsal normları tehdit eden kontrolsüz bir güç olduğunu tescillemiştir. Gerçek ile sahtelik arasındaki sınırın bu denli belirsizleştiği bir gelecekte, verinin hangi ahlaki süzgeçle işlendiğine dair katı hukuki düzenlemeler getirilmesi demokratik dijital alanın korunması için artık bir seçenek değil, hayati bir zorunluluktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/">Dijital Yabancılaşma: Grok, Etik ve Gerçeklik Krizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AI Chatbot: Danışmanlık Ekonomisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/ai-chatbot-danismanlik-ekonomisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ai-chatbot-danismanlik-ekonomisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 18:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[AI chatbot]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[chatbot ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[chatbot teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[dijital tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[e-ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[online alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama otomasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[perakende teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[sanal asistan]]></category>
		<category><![CDATA[satış danışmanı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ve ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka destekli alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka ekonomisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4562</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Irmak Karacan Alışveriş on yıllar boyunca fiziksel mekânların sınırları içinde tanımlanan bir eylemdi. Tüketiciler için mağazalar ürünün dokusuna temas ettikleri, deneyimledikleri ve karar süreçlerini satış danışmanlarının uzmanlığıyla şekillendirdikleri birer etkileşim merkeziydi. Bu geleneksel modelde satış danışmanı, yalnızca bir işlemin aracısı değil tüketicinin ihtiyaçlarını analiz eden ve karar mekanizmasına rehberlik eden stratejik bir figürdü. Bu sayede  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ai-chatbot-danismanlik-ekonomisi/">AI Chatbot: Danışmanlık Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Irmak Karacan</strong></em></p>
<p>Alışveriş on yıllar boyunca fiziksel mekânların sınırları içinde tanımlanan bir eylemdi. Tüketiciler için mağazalar ürünün dokusuna temas ettikleri, deneyimledikleri ve karar süreçlerini satış danışmanlarının uzmanlığıyla şekillendirdikleri birer etkileşim merkeziydi. Bu geleneksel modelde satış danışmanı, yalnızca bir işlemin aracısı değil tüketicinin ihtiyaçlarını analiz eden ve karar mekanizmasına rehberlik eden stratejik bir figürdü. Bu sayede alışveriş süreci bireyin tek başına yürüttüğü bir eylemden ziyade, interaktif bir fikir alışverişi ve güven ilişkisi üzerine inşa ediliyordu.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan.jpg"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4565" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-1024x580.jpg" alt="" width="559" height="317" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-300x170.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-400x226.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-600x340.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-768x435.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-800x453.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-1024x580.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan-1200x679.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/perakende-sektorunde-yapay-zeka-ai-kullanim-trendleri-irmak-karacan.jpg 1240w" sizes="(max-width: 559px) 100vw, 559px" /></a></p>
<p>All Commerce Journal’da yayımlanan kapsamlı çalışma, e-ticaretin hayatımıza entegrasyonunun sadece bir yöntem değişikliği değil, alışverişin genetiğinde yapısal bir dönüşüm olduğunu ortaya koyuyor. Zaman ve mekân sınırlarının ortadan kalkması, sınırsız ürün seçeneği ve anlık fiyat karşılaştırması gibi avantajlar alışverişi teknik olarak kolaylaştırsa da bu süreç tüketiciyi radikal bir değişimle karşı karşıya bıraktı: Karar verme anında mutlak bir yalnızlık. Geleneksel mağaza deneyimindeki danışman figürünün yerini dijital platformlarda tüketici yorumları ve ürün açıklamaları aldı. Ancak araştırmanın da vurguladığı üzere bu bilgi bolluğu tüketicinin kafasındaki karmaşayı gidermeye yetmemekte, aksine karar verme yükünü tamamen bireyin omuzlarına yüklemektedir. Tüketici günün sonunda kendi tercihini yapıyor olsa da alışverişin doğasındaki fikir danışma ihtiyacı, dijitalin sunduğu kolaylıkların içinde hâlâ doldurulması gereken bir boşluk olarak durmaktadır.</p>
<p>Dijital platformlarda alışverişin yaygınlaşması ironik bir şekilde tüketicinin yönlendirilme ve desteklenme ihtiyacını yeniden zirveye taşıdı. Ürün çeşitliliğindeki hiper-artış, seçim yapma sürecini bir konfor olmaktan çıkarıp karmaşık bir karar problemine dönüştürdü. Bu noktada <a href="https://contextdergi.com/devrim-niteliginde-bir-fenomen-yapay-zeka-gulcicek-dere/">yapay zeka</a> (AI) destekli sistemler, e-ticaret ekosisteminde pasif birer araç olmaktan çıkıp etkileşimli bir rol üstlenmeye başladı. SellersCommerce tarafından sağlanan veriler, perakende sektöründe yapay zekanın en yoğun olarak pazarlama otomasyonu alanında kullanıldığını gösterse de sanal temsilciler ve chatbotların %31’lik bir oranla ikinci sırada yer alması kritik bir değişime işaret ediyor. Bu tablo, yapay zekânın sadece bir algoritma olmaktan çıkarak, hayatımıza bir yardımcı kimliğiyle dâhil olduğunun habercisidir. İlk aşamada statik öneri sistemleriyle sınırlı kalan bu teknoloji, zamanla tüketiciyle doğrudan diyalog kuran chatbotlara evrildi. Bu dijital asistanlar, kullanıcı sorularına anlık yanıtlar vererek ve ihtiyaçlara yönelik kişiselleştirilmiş yönlendirmeler yaparak, e-ticaretin kaybettiği danışman figürünü dijital düzlemde yeniden inşa etmektedir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4564" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-1024x661.jpg" alt="" width="953" height="615" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-200x129.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-300x194.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-400x258.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-600x387.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-768x495.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-800x516.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-1024x661.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak-1200x774.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/yapay-zeka-destekli-e-ticaret-pazari-ongoruleri-2022-2032-irmak.jpg 1240w" sizes="(max-width: 953px) 100vw, 953px" /></a></p>
<p>Chatbotların e-ticaretteki yükselişi, alışveriş sürecini teknik bir işlem olmaktan çıkarıp yeniden etkileşimli bir deneyime dönüştürdü. Precedence verilerine göre, yapay zekâ destekli e-ticaret pazarının 2022 yılındaki 5,81 milyar dolarlık hacminin, 2032 yılına kadar 22,6 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. Bu devasa büyüme projeksiyonu, tüketicilerin dijital ortamda rehberlik ve danışmanlık alma ihtiyacının en somut finansal göstergesi. Yapay zekâ asistanları, fiziksel mağazalardaki satış danışmanlarının klasik ihtiyaç analiz etme ve yönlendirme rolünü dijital evrende yeniden üretmektedir. Kullanıcı artık platformda sadece pasif bir arama yapan değil; soru soran, stratejik destek alan ve karar süreçlerinde rehberlik edilen aktif bir özne konumuna yükselmiştir. Bu yeni yapı sayesinde tüketici, dijitalleşmenin getirdiği karar yalnızlığından kurtulmakta chatbotları sadece teknik birer araç olarak değil, karar verme sürecini kolaylaştıran sosyal birer yardımcı olarak konumlandırmaktadır. Bu dönüşüm, e-ticaret deneyimini daha kişisel, güven odaklı ve kullanıcı merkezli bir mimariye taşımaktadır.</p>
<p>Chatbotların e-ticaret ekosistemine entegrasyonu, dijital alışverişin karakterinde köklü bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Modern tüketici için alışveriş artık yalnız bir veri tarama süreci olmaktan çıkmış yapay zeka desteğiyle şekillenen interaktif bir deneyim alanına dönüşmüştür. Bu evrim, chatbotların yalnızca işlem hızı sağlayan mekanik araçlar olmadığını aksine tüketicinin karar alma sürecindeki bilişsel yükünü paylaşan dijital refakatçiler olduğunu kanıtlamaktadır. Fiziksel mağazaların o güven veren satış danışmanı figürü, bugün chatbotlar aracılığıyla dijital dünyada yeniden hayat bulmaktadır. Artık ekran başında yaptığımız her işlemde, ihtiyacımızı dinleyen, seçenekleri daraltan ve karar verme anında yanımızda olan bir “dijital danışman” yer almaktadır. Bu dönüşüm insani ihtiyaçlara dijital çözümlerle eşlik eden yeni bir ticaret çağının habercisidir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ai-chatbot-danismanlik-ekonomisi/">AI Chatbot: Danışmanlık Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ai-chatbot-danismanlik-ekonomisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ufuk Eriş: Yapay Zekâ Toplumu İnsansızlaştırıyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 12:36:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirel düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insansızlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[söylem]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[ufuk eriş]]></category>
		<category><![CDATA[videolu söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3740</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Mustafa Burak Avcı: Ufuk Hocam hoş geldiniz. İletişim alanında yaptığınız araştırmalarınızda son zamanlarda yapay zekâ ile ilgili olan çalışmalarınız öne çıkıyor. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ufuk Eriş: Son zamanlar dememiz çok da doğru olmaz. Çünkü doktorada o konuyu önerdiğim zaman 2002’ydi. Ben bilgisayarlı bir evde doğmadım. İlk kez tanışmam ise 1996’da  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/">Ufuk Eriş: Yapay Zekâ Toplumu İnsansızlaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Mustafa Burak Avcı</strong></em></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3746" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1287" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-200x101.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-300x151.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-400x201.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-600x302.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-768x386.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-800x402.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-1024x515.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-1200x603.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-1536x772.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Mustafa Burak Avcı: Ufuk Hocam hoş geldiniz. İletişim alanında yaptığınız araştırmalarınızda son zamanlarda yapay zekâ ile ilgili olan çalışmalarınız öne çıkıyor. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Ufuk Eriş:</strong> Son zamanlar dememiz çok da doğru olmaz. Çünkü doktorada o konuyu önerdiğim zaman 2002’ydi. Ben bilgisayarlı bir evde doğmadım. İlk kez tanışmam ise 1996’da Bilgisayar Araştırma Uygulama Merkezi’nde oldu. Orada IRC (Internet Relay Chat) ile Amerika’da yaşayan bir insanla yazışmıştım ve karşımdakinin asla gerçek bir insan olduğuna inanmamıştım. Sonra yıllar geçti, teknolojinin insanın bakışını, düşünme formatını nasıl değiştirdiğini gördüm. 2002 yılında doktora önerisinde Türkiye’de Hacker Kültürü konusunu ele almak istedim. O dönemlerde Türkiye’de hacker oldukça azdı ve bilinen sadece Tamer Şahin vardı. “Pijamalı Hacker” diye gazetelere çıkmıştı. Osmanlı bankasını hacklediği yazılıyordu ancak o dönemler hacker varsa da kıracak fazla bir yer yoktu. O yüzden jüride de çok sıkıntı çektik. Bu konu ile ilgili olan birini bulmak oldukça zordu. Sosyolog vardı, insan kaynaklarından biri, endüstri mühendisi, iletişimci vardı. Onlara derdimi anlatmak çok zor oldu. Hacker denilen birileri var ve şurayı kırabilir dediğimde “Kırsın ne olacak” diyorlardı. Kanunlarımız bile buna hazır değildi. Birinin bilgisayarına uzaktan bağlandığınız zaman hırsızlık suçu üzerinden değerlendiriliyordu. Hırsızlık suçunda bir malı alırsınız ve o mal artık orada yoktur ama bir veri tabanından kopyasını aldığınız bir şey hâlâ orada duruyor, sadece kopyasını alıyorsunuz. Hukukta da böyle ciddi bir dönüşüme şahit oldum.</p>
<p><strong>Deniz Benzer: 20 yıl önce doktora konunuzu söylediğinizde yaşanan durum bugün yapay zekâ için yaşanıyor. Siz doktora tezinizi yazdığınız dönemdeki o yabancılık ve heyecanla, bugün insanların yapay zekâya baktığı heyecan arasında ne tür benzerlikler ya da farklılıklar görüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Her yeni teknoloji, düşünce insanlarını ya da bu konuda kafa yoranları heyecanlandırır. Sebebi ise her zaman dertlerimizin olması. Karl Marx’a baktığınızda yaşadığı toplumu inceleyip, bir şeyler iyi gitmiyor demiş. İnsanların mutsuz olduğunu görmüş, sebebini araştırıp toplumları çözümleme yöntemi önermiş. Ama derdi ne; hayatta çok mutlu değiliz, etraf mutlu değil. Bugünlerde de her yeni teknolojinin üzerine yazan, konuşan insanlar acaba çare olur mu düşüncesinde. Bence hackerları konuşma döneminden farklı olarak, yapay zekâ döneminde insanlar sadece magazinsel boyutuyla ilgileniyorlar. Kimse hangi derdimize deva olur demiyor. Sadece yapay zekânın daha fazla neler yapabileceği ile ilgileniyorlar. Mesela bir yapay zekâ bale yapabiliyor olsun, bale kültürü ile hiç alakası bulunmayan biri neden buna heyecanlansın? Magazinsel yaklaşımın saptırıcı bir etkisi var. Şunu net olarak söyleyebilirim ki tarihin hiçbir döneminde insanlar gelecek jenerasyonlar için bu kadar umutsuz olmamış ve umutlarını insan olmayan bir şeye bağlamamışlardır. Bir düşünün, İsa gelecek demişler, o da insandı… Gelecek jenerasyon böyle yapacak demişler, onlar da insandı… Her zaman kendi türümüzün ileride güzel bir şeyler yapacağına dair inancımız vardı. Şimdilerde bu inancımız bitmiş ki gelecekte yapay zekâ şunu yapıyor olacak, yapay zekâ böyle olacakları konuşuyoruz. Hayatımızda yaşadığımız problemlerin çözümünü ona yüklemeye çalışıyoruz ki bu tekno şovenist bir yaklaşıma doğru gidiyor. Şoven olarak bahsettiğim savunmak aslında. Dertlerimiz daha az teknoloji yüzündenmiş gibi ve fazlası olursa dertlerimiz azalacak diye düşünüyoruz. Bu gittikçe bir garip dehumanization (insansızlaştırma) süreci oluyor. Oysa dünyada ne yapılmış ve yapılacaksa bir insan tarafından, yine insan için yapılıyor. Bunu unutmamamız lazım.</p>
<div id="attachment_3744" style="width: 2570px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3744" class="size-full wp-image-3744" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" /><p id="caption-attachment-3744" class="wp-caption-text"><em><strong>İllüstrasyonlar: Sanam Maghrebi</strong></em></p></div>
<p><strong>M.B.A: Bir de işin içinde yapay zekâ aracını insansılaştırma çabası var. Acaba yapay zekâ bir birey olarak insandan daha zeki olur mu ya da insanla denk olsa ona insan der miyiz gibi garip felsefi sorular çıkıyor ortaya.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Kendi başına insanla yarışabilecek bir zekâ düzeyinin olası ihtimali konuşulan bir zamanda, bu kadar gelişmiş teknolojiler üretilirken hâlâ boşandığı eşini öldüren erkeklerin haber olduğu bir dünya bize şunu düşündürmeli: Gerçekten dertlerimiz yapay zekânın ne yapabileceği mi olmalı? Bu kültürün teknolojiye teslim oluşudur. Eskiden kültür, teknolojinin kullanımını belirliyor ve sınırlıyordu. Samuray kılıcı örneğini verebiliriz. Herkes bunu takamaz, taktığın zaman da belirli etik kodlara uymak zorundasın. Bizim türkülerden biri ne güzel söylüyor: “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.” Çünkü tüfeği kullanmak için yıllarca samuray disiplinine ve kültürüne sahip olmana gerek yok. Tüfeği satın aldığında tetiğe basman yeterli. Her mesleğin kendine ait kültür kodları var, artık böyle bir şey kalmıyor. Bir kalemi alabilmek için eğitime veya etik koda sahip olmana gerek yok. Parayı verdiğin zaman bilgisayarını alır, istediğin gibi de kullanırsın.</p>
<p><strong>M.B.A: Bugün yeteneğe bile gerek kalmadı, komut yazıyorsun herhangi bir şeyi çizdirebiliyorsun.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Bana yapay zekâ diye konuştuğumuz şey hakkında pek bir şey bilmiyoruz gibi geliyor. Güçlüsü var güçsüzü de. Üstüne konuştuklarımız birer ütopya gibi. Ben hep şöyle derim “Ütopyalar tersine çevrildiğinde bugün yaşadığımız dertleri anlatır.” Diyelim ki evine temizlik yapmaya gelen hanıma soruyorsun “Eğer imkanların olsa nasıl bir hayat düşünürdün, nasıl bir ütopyan var?” Kadının cevabı “İçmeyen bir kocam olsun isterdim, çocuklarımı dövmesin mesela.” oluyor. Sen kadın ile ilgili gündelik hayatına dair derdini hemen anlamış oluyorsun işte. Şimdi yapay zekâ hakkındaki ütopya söylemlerine bakarak söylenenleri tersine çevirip okursanız ve insanların ondan ne beklediklerine bakarsanız, bugün gerçek hayatta ne gibi sorunlar yaşadıklarını görürsünüz. “Yapay zekâ şunu yapacak mı?” diye birisi merak ediyorsa onunla ilgili gündelik hayatında yaşadığı bir problem vardır. Eskiden savaşlar olur biterdi, şimdi uzayan ve bir türlü bitmeyen, düşük yoğunlukta savaş durumları yaşanıyor. İnsanlar yine ölüyor. Dijital çağdayız, bugün yapay zekâ robotu Sofia, Suudi Arabistan’dan vatandaşlık alıyor. Sana veya bana vermez. Bu yüzden sorulması gereken, “Yapay zekâ insanlar arasındaki eşitsizliğe bir çözüm getirecek mi?” olmalı. Aslında robotlar üzerine geliştirilen ahlaki panikleri değerlendirdiğimizde bunun kimin korkusu olduğunu da anlarsınız. İlk olarak robot kelimesini Karel Čapek’in “Rossum’s Universal Robots” adlı oyununda görüyoruz. Kelime anlamı olarak Slav dillerde köle ya da zorla çalıştırılan anlamına geliyor. Hikâyede robotlar isyan ediyor ve insanları bastırıyor. “Robotlar insanları ele geçirecek mi?” sorusunun altında aslında isyan eden köleler kavramı var. Bütün mesele bunları yönetenlerin bir gün robot imgesi altında olsun veya olmasın her kimi çok daha az bir ücrete zorla çalıştırıyorlarsa, onların ayaklanma korkusu var. Robot ayaklanması ya da yapay zekâ insanları böyle yapacak mı gibi düşüncelerin temel güdüsü bu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3742 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg.webp" alt="" width="800" height="450" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-200x113.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-300x169.webp 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-400x225.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-600x338.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-768x432.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg.webp 800w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>M.B.A: Yapay zekâ ile ilgili sürekli bir gündem var. Peki kültürel anlamda etkileri nedir?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Kültür artık eskisi gibi insanın doğal olarak ürettiği bir şey değil. Zaten kültür yozlaşması dediğimiz şey, Anadolu’da üreme  yeteneğini kaybeden hayvanlara “Yoz” denmesinden geliyor. Yozlaşmış kültür, kendi kendini yenileme ve üretme yeteneğini kaybetmiş oluyor. O zaman ne oluyor, şeker hastasının insülin üretememesi gibi dışarıdan insülin iğnesi vurmaya başlıyorsun. Bir süre sonra bağımlı oluyorsun ve üretebilme yeteneğini kaybediyorsun. Herkes eskiden sevdiği kıza ama iyi ama kötü bir türkü yakıyor, şiir yazıyormuş. Fakat artık şiirleri, şarkıları dışarıdan almaya başlayınca kendini ifade etme yeteneğini de kaybetmeye başlıyorsun. Bunun sebebi ise Frankfurt Okulu’nun söylediği kadarıyla Kültür Endüstrisi. İnternetin ortaya çıkışına kadar kaybolduğu düşünülen halktan gelen organik kültürel üretimin, internet ile tekrardan ortaya çıkacağı düşünülmüştü. Dijitalleşme ve internet ilk ortaya çıktığında kültür endüstrisinin burada olmayacağını düşünen insanlar, internetin ifade özgürlüğü ile istediklerini söyleyebilecekleri bir yer olacağına inanıyorlardı. Gratefull Dead grubunun söz yazarının bu konu hakkında bir manifestosu var: “Siber alan bizim alanımız, siz buraya giremezsiniz.” diyor. Fakat girilmedik yer kalmadı. Sonuçta metalaşma sürecinden kaçamadı.</p>
<p><strong>M.B.A: Bugün alışkanlıklar değişti, tüketim hızlandı, üretim biçimleri değişti. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Toplumsallık değişti, toplumsal yaklaşım değişti. Örnek verecek olursam; Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” eseri bir yarışmaya katılıyor. O zamanın jürisinde Yaşar Kemal gibi çok meşhur romancılar var. Fakat eser yarışmayı kazanamıyor. Toplumcu yazarlar olarak “Bu burjuvanın kendi kendine hallenmeleri, bir dertten veya yoksulluktan bahsetmiyor.” diyorlar. Bugün baktığımızda Yusuf Atılgan’ın Aylak Adamı eserini neredeyse herkes biliyor. Seksenlerden sonra popülerleşmeye başlıyor. Çünkü artık bireysellik oluşmaya başlıyor, hatta bir bakıma birey “Müşteri” oluyor. Turgut Özal başkanlığından sonra satın alma düşüncemiz bile değişiyor. Eskiden televizyon almak için bir süre para biriktirirlerdi, taksit diye bir kavramı bilmiyorlardı. Şu an insanlar taksit diye bir kavramı nasıl bilmezler diye düşünebilirler çünkü yaşadığımız şeye hemen alışıyoruz ve sanki çok uzun zamandır böyleymiş gibi geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3745 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>M.B.A: Aslında tüketimin çok fazla hızlanması ile biriktirmeyi de kaybettik.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Biriktirmek gerekmiyor diye düşünüyor şimdi insanlar. Biriktirip ne olacak diyor. Ben eskiden şarkıları internet üzerinden indirip MP3 çalardan dinliyordum. Şimdi yeğenim bana “niye bunları indiriyorsun ki bulutta var zaten” diyor. Eskiden araba satın alındığında evladiyelik alınırdı, isim koyarlardı. Şimdi ise arabayı sık sık değiştirmem lazım deniyor. Ama bu bizim dünya ve nesnelerle aramızdaki mesafeyi açıyor. Kirada oturan insanlar evine bir çivi dahi çakmak istemiyor çünkü benimsemiyor. Eğer benimsersen kopmakta zorlanırsın, o yüzden hemen yeni bir şey satın alman lazım. Mesela her içtiğin kola kutusunu hemen atıyorsun ama kaybettiğin bir arkadaşınla ya da sevgilin olan kişi ile içtiğin son kola kutusunu kolay kolay atamazsın. Oraya bir insan bulaşmış olur ve atamazsın. Ama bu durum sistem için tehlikelidir, atamazsan yenisini almazsın. Kısacası hayatın genelinde böyle sorunlar varken yapay zekâ buna ne cevap veriyor ona bakmak lazım. Bunu piyasada hiç görmüyoruz, gündelik hayattaki insan yapay zekânın gerçekten insana yakın bir zekâ olduğunu düşünüyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3743 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" /></p>
<p><strong>D.B: Hocam aslında Alan Turing’in testi de bu bağlamda çok önemli, biraz bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Turing testinde bir tarafa insan oturtuyor, karşısına ise yapay zekâ veya robot geçiyor. İnsan makineye sorular soruyor. Eğer verdiği cevaplarda yapay zekâ olmadığını düşündürürse Turing Testini geçmiş oluyor. Ama buna karşı olarak John Searle’nin Çin Odası örneği vardır. Orada ise tek bir penceresi olan kapalı bir oda var. İçeride bazı tabelalar ve yönerge var. Ona pencereden hangi tabela gösterilirse, yönergeden hangisinin karşılık geldiğini bulup göstereceksin deniyor. Dışarıda Çinli bir adam var ve Çince yazılı bir soru gösteriyor. Çince bilmeyen odadaki kişi ise soruya karşılık gelen tabelayı bulup kaldırıyor. İçeride bu tabelaları kaldıran adam Çince biliyor mu? Hayır, sadece yönergeyi takip ediyor. Şimdilerde tüm bunlar için eskide kaldı deniyor. Ancak yeni olan havada durmuyor, bir zeminden geliyor. Burjuva, işçi sınıfı, sınıf çatışmalarını Karl Marx söyleyince mi ortaya çıktı? Mağara döneminde bile güçlü ile güçsüz olanın arasında bir çatışma vardı.</p>
<p><strong>D.B: Yapay zekâ da sonuçta bize bilgi veriyor ve biz de onun ne kadar zeki olduğunu ölçmeye çalışıyoruz. O yapay zekânın, zekâ düzeyi nedir? Onu sizce neden zekâ olarak tanımlıyoruz? Yapay zekânın bize verdiği bilgiler, bilgi hiyerarşisinde hangi noktada bulunuyor?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Zekâ diye belirtilen IQ’da sıfır noktası yoktur mesela. IQ testinde, bir kişi problemi ne kadar sürede çözebildiği ya da amaç ile araç arasındaki optimum zaman ve uyumluluğu ne kadar sürede bulabildiği ölçülür. Frankfurt Okulu buna “öznel akıl&#8221; veya “araçsal akıl” diyor. Bu insan aklının bir niteliğidir ama tümü değildir. Araçsal akıl sadece amaçlar ve araçlar arasında ilişki kurmaya bakar. Bir de nesnel akıl vardır, sadece amaç ve araç arasındaki ilişkiyi kurmak yerine amacı da sorgular. Araçsal akıl karşımıza Hitler döneminde çıkar mesela. İnsanlara çeşitli işkenceler yapan subaylar Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılanırken “Biz sadece emri yerine getirdik.” demişlerdir. Orada hem araç hem de amaç vardı. Denileni yaptın da yapmama tercihi sende değil mi? Bunun amacını hiç mi sorgulamadın? Şu anda en çok bu aranan akıl araçsal akıl, dediğini çok hızlı ve verimli bir şekilde yapacak fakat “Onu niye yapıyorum?” diyen aklı yüceltmiyoruz. Aslında sorgulayan akıl insanları anlamlandıran ve ona göre kendimizi de konumlandırdığımız, gerçeği algılatan bir şey.</p>
<div id="attachment_3741" style="width: 1966px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3741" class="size-full wp-image-3741" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya.jpg" alt="" width="1956" height="1356" /><p id="caption-attachment-3741" class="wp-caption-text">Kasparov, 1996&#8217;da IBM&#8217;in Deep Blue bilgisayarına karşı.</p></div>
<p><strong>D.B: O zaman yapay zekânın zekâsını araçsal akıl olarak mı tanımlamalıyız?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Elbette. Sürekli yapay zekâ diyoruz, bilmeyen için çok sansasyonel bir kelime. Aslında yapay zekânın anlatılan hali ile laboratuvardaki hali arasında uçurum bir fark var. Her yeni teknoloji “İnsan nedir?” Sorusunu bize tekrar sordurup kendimizi bir adım ileri atmamıza neden olabilir. Nietzsche de “Üst insan” derken, kendisiyle mücadele eden insanı kasteder. Anka kuşu gibi, önce yanıp sonra küllerinden yeni bir şey doğması. Nesnel akıl oyun içerisinde sadece ne kadar hızlı ve kaç tane gol atabilirim diye bakıyor. Ama hileli bir oyunu kazanman çok zor. Hakem taraflı ve rüşvet verilmiş. Onları oyun üstüne düşünmediğin için fark etmiyorsun ve sen başaramadığın zaman suçu kendine yüklüyorsun. Sorunun kişisel olduğunu düşündüğün gibi.</p>
<p><strong>M.B.A: Aslında yapay zekânın beslendiği veri, toplum üretiminin bir çıktısı. Zaten insanların ürettiği şeylerin sonucunda gelişen bir veri algoritması var. Uzaydan besleniyormuş gibi davranıyorlar.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Asla. Hatta yapay zekâ büyük oranda çöpten, internetin bedava olan veri tabanlarından besleniyor. Bu da şuna geliyor; yapay zekâ düşünebilir ama sadece bir iş yapabilir. Sonra öbür işe geçebilir. Biz de hayata artık böyle bakmaya başladığımız için diğer tarafı kaybediyoruz. Deep Blue, Kasparov’u satrançta yendi ama kalkıp bir bardak su getiremiyor. Evet, belki tavlada da yener ama yendiğinde ne mutlu olur, ne üzülür. Biz yapay zekâya dünyadaki sorunları çözdürmeye çalışıyoruz. Savaşları bitirsin, eşitsizliği çözsün, suçları engellesin. Halbuki savaşma, vurma. Sen niye sorumluluğu kendi üzerine almıyorsun? Ona her şeyi yaptırabileceğimiz fikriyle yaşarken insani yönümüzü kaybediyoruz. Geçenlerde yapay zekâ Sophia’ya “Dünyanın geleceği hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordular. Demek ki insan, zekâsı konusunda artık kendinden emin değil. Çok tedirginleşmeye başladı insanlar. Yapay zekâ neyi elimizden alırsa biz olmaktan çıkarır diye korkuyoruz. O yüzden de sürekli ona “bunu da yapar mı?” diye soruyoruz. Basit bir şekilde anlatmak gerekirse; bir sevgilin var, o herkes değil ve onu seçmen için ayırt edici bir özelliği var. O özelliği ondan aldığın anda herkes gibi oluyor. O sevgili vücut olarak orada dursa bile o artık herkestir. Sevgilinin varoluşu ortadan kalkmıştır. O yüzden teknolojinin bize sordurduğu en temel sorulardan biri “Neyimizi bizden alırlarsa biz olmaktan çıkacağız?” oluyor. Bir yandan da bunu çok merak ettiğimiz için ona sürekli bizim yaptığımız şeyleri yaptırmaya çalışıyoruz. “İnsan nedir?” Bunu anlamaya çalışıyoruz sürekli ve artık bir araç olarak düşünüp asıl sorunlarımızı çözebilecek niteliğe büründürmek yerine, oturup magazinsel boyutunu konuşuyoruz.</p>
<p><strong>D.B: Bugün hem internete hem yapay zekâya baktığımızda özgürlük alanı kayboldu mu sizce?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Bence büyük oranda kayboluyor. Ama nasıl yaparsak öyle olacak. Mesela en son sosyal medya için kullanılan kelime “brain rot” beyin çürüttü deniyor. Bundan elli yıl önce de televizyona “aptal kutusu” diyorlardı. “Old wine in a new bottle” dedikleri şey işte. “Eski şarap, yeni şişe” aslında bir şey değişmiyor. Halbuki sosyal medya için “Beşinci güç” diyorduk. Dördüncü kuvvet olan medyadan sonra gelen beşinci kuvvet. Sözde demokrasinin kalitesini artıracaktı. Ama biz onu nasıl kullanırsak, hâlâ o potansiyele sahip olabilir diye düşünüyorum. İnsanların yapay zekâya kendi fail oldukları işleri devretmelerinin sebebine bakmak lazım.</p>
<p>İnsan neden karar alma mekanizmalarında geri çekiliyor? Çünkü daha doğru kararı yapay zekânın alacağını düşünülüyor. Yatırım konusunda hatta belki ilerleyen zamanlarda siyasal tercihte bile… Neden? O daha verimli ve kârlı olanı seçer. Ama insan için her zaman doğruluk, verimlilik ve kârlılık aynı tarafta olmayabilir. Bu bizim ülkemizin kuruluşunda bile geçerlidir. Atatürk ve silah arkadaşlarının kalkıştığı işe yapay zekâ kalkışmazdı. Olacak bir iş değil. Çarık var ayakta, o da delik. Yemek yok, silah yok. Kaç tane yerden saldırılmış. Cehâlet var. Eğitimlilerin çoğu ölmüş. Ordu yorgun. Yapay zekâya kalsa Amerikan mandası kabul edilmeliydi. En mantıklısı, en verimli ve kârlısı buydu. Ama biz öyle seçmedik. Kişisel hayattan örnek verecek olursam, o çok aşık olduğunuz insanı büyük ihtimalle yapay zekâ size büyük önermezdi. Muhtemelen ona göre en yanında durmamanız gereken insandır. Bu yüzden gerçek sorunlarımızı görelim ve bunları yapay zekâ ile nasıl çözüleceğine bakmak yerine fail olalım. Bir soru sorulacaksa da yeni neslin, “İnsanlar arasındaki eşitsizliği nasıl sonlandırırız? Dağıttığımız doğayı nasıl toparlayabiliriz? Benden başkasını nasıl mutlu edebilirim?” diye sormalı diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>M.B.A: Geldiğiniz ve bize kıymetli bilgiler verdiğiniz için çok teşekkür ederiz hocam.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Çok teşekkürler hepinize. Beni dinlemeye kıymet verdiniz.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/">Ufuk Eriş: Yapay Zekâ Toplumu İnsansızlaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
