<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/turkiye/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 13:34:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</title>
		<link>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 12:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[can uğur]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[muhabir]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3086</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Eren Kurt Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Can Uğur haber odalarındaki görev paylaşımından günümüz gazetecilik ekosistemine sektöre girmek isteyenler için merak edilenleri yanıtladı. Can Bey öncelikle merhaba. Bize “Ben yazacağım, gazeteci olacağım.” Diye karar verdiğiniz süreçten başlamak isterim. Tabii. İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bitirdim. O dönem siyasetle ilgilendiğim için gazetecilik kavramına, yazma eylemine  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/">Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Eren Kurt</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Can Uğur haber odalarındaki görev paylaşımından günümüz gazetecilik ekosistemine sektöre girmek isteyenler için merak edilenleri yanıtladı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Can Bey öncelikle merhaba. Bize “Ben yazacağım, gazeteci olacağım.” Diye karar verdiğiniz süreçten başlamak isterim.</strong></p>
<p>Tabii. İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bitirdim. O dönem siyasetle ilgilendiğim için gazetecilik kavramına, yazma eylemine çok yabancı değildim. Sürekli okuyor ve yazıyordum. İdol olarak benimsediğim isimler de vardı. Uğur Mumcu, İlhan Selçuk bu isimlerin başında. Onların yazılarını okurken gazeteci olmaya çok mu uzağız diye düşünürdüm. Daha sonra Birgün gazetesi ile tanışma fırsatım oldu, gazete o zamanlar yeni kurulmuştu. Gazeteyi politik olarak da gazetecilik, habercilik anlamında da beğendiğim için sürekli okuyordum. Yazarlarıyla okulumuzda yapılan bir etkinlik sırasında tanışma fırsatı buldum ve beni gazeteye davet ettiler. Birgün gazetesinin kapısından ilk kez içeri girdiğimde o kadar etkilenmiştim ki bir daha oradan çıkamadım. Benim için gazetecilik bu şekilde başladı.</p>
<p>Ben işin zanaat kısmının çok önemli olduğunu düşünenlerdenim ve gazetecilik sadece motivasyonla yapılabilecek bir iş değil. Her alanda olduğu gibi büyük bir çalışma ve disiplin gerekiyor. Öğrenilir olan her şey bir disiplinle var edilip, çalışmayla ilerletilebilir. Motivasyonla her zaman olamaz, ülkenin hâli ve kişisel durumlarımız bunu etkileyebilir ama zaten motivasyon işin bence yüzde yirmilik kısmı. Sonuç olarak bu mesleğin hem kurumsal hem pratik bir tarafı var.</p>
<p><strong>Gazetecilik alanında akademik anlamda genel olarak etik tartışmalar ve basın tarihi çalışmaları rağbet görüyor. Ancak gazeteciliğin hakikat, gerçek gibi kavramlar üzerinden felsefi bir anlatısı da var. Bu anlatı Türkiye’de politik durumla da oldukça iç içe. Bu anlamda dengeyi nasıl kuruyorsunuz?</strong></p>
<p>Gazeteciliğin teknik yönleri çok önemli. Mesela ben alaylı olduğum için haber yazım teknikleri konusunda çok ahkâm kesebilecek durumda değilim. Mesleğe ilk başladığımda ise hem okullu hem alaylı olmamam benim için bir handikaptı. Siyaset okumuş olmam içinde bulunduğum disipline farklı bir disiplinle bakmama olanak sağlıyor ve yararları oluyor. Etik kısım çok önemli ve etik dediğimiz şey ise ideolojik siyasetten bağımsız değil. Günlük hayatta yaptığımız en basit eylem bile politik bir durumun yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Siyaset bilimi okuduğum için bir haberde konunun arka planını ve etik tartışmayı görebiliyorum. Bunları fark edebildiğim için o habere bakışım değişiyor. Çünkü arka planı gördüğünüz için olayı yavan bir şekilde vermek yerine, olayın arkasındaki ideolojik yansımaları görebiliyorsunuz. Bu ise habere bakışınızı değiştiriyor. Mesela bir eylem yapılıyor ve polis müdahale ediyor diyelim. Siz bu haberi 5N1K kuralına göre yazıyorsunuz. Habercilik anlamında hiçbir problem yok ama siz bu insanların anayasal olarak toplanma hakkı olduğunu biliyorsunuz. Aslında anayasal hakkın engellenmesinden ortaya çıkan bir gasp var ve insanların hakkını talep etme durumu var. Olayın arka planında bir engellenme ve engellenme sonucunda olan olay var. Böyle baktığınızda olayın ideolojik arka planını görebiliyorsunuz.</p>
<p>İdeolojik olarak bunları anlattığınız takdirde ise başka bir haber ortaya çıkar. Bence gazetecinin biraz olayların arka planına odaklanması gerekiyor. Olguyu net biçimde çekebilirseniz haberi zenginleştirirsiniz.</p>
<p><strong>Birgün gazetesinden sonra Cumhuriyet serüveniniz başlıyor ve haber müdürü oluyorsunuz. Haber müdürü teknik olarak ne iş yapar?</strong></p>
<p>Haber müdürlüğü işin en mutfak kısmı olarak değerlendirilebilir. Haber merkezleri ve bu merkezlere bağlı çalışan muhabirler var. Genellikle herkesin haber alanları var. Haftanın ilk günü masaya oturuyoruz ve ben notlar almış oluyorum. Geçen hafta bu olmuş veya 1 Mayıs yaklaşıyor gibi bir gündemim var. Bu gündemlerle ilgili o alana dair çalışan arkadaşlara “bunu sen yapabilir misin” diye soruyorum. Bence burada en önemli konu bir haber müdürü olarak muhabiri çalıştırabilmek. Aslında biraz teknik direktör gibi düşünmek lazım, siz on numara oynayan birini sol beke koyarsanız takıma yararı olmaz. Haberin baş yaratıcısı da muhabir olduğu için onun özelliklerini bilmek, onun hangi alanda daha iyi haber yapabileceğinin eleştirisini yapmak son derece önemli. Bunu yapabildiğiniz zaman muhabirden verim alıyorsunuz, bu yüzden toplantı yapıldığı zaman onları alanlarına göre dağıtıyorum. Bunun dışında muhabirlerin kendi çalıştıkları özel dosyalar var, bu dosyalar haberin unsurları eksik olduğu için haberleştirilemeyen dosyalar. Mesela devam haberi yapılacaktır ama ulaşılması gereken birine ulaşılamamıştır, bu durumda haberi bekletirsiniz. Muhabirler yapacakları devam haberlerini ve işleri sırayla anlatır. Kendi adıma muhabir bir hafta içerisinde saydığı işlerin yüzden yetmişini yapmışsa iyi bir muhabirdir. Birkaç tane haber çıkarmıştır ve bu haberlerden biri ülkenin gündemini belirlemiştir, bir sorunu ortaya çıkarmıştır. Bir muhabir bunu sağlayabiliyorsa bu da çok önemli.</p>
<h4>“Muhabir bir hafta içerisinde saydığı işlerin yüzden yetmişini yapmışsa iyi bir muhabirdir. Birkaç tane haber çıkarmıştır ve bu haberlerden biri ülkenin gündemini belirlemiştir, bir sorunu ortaya çıkarmıştır.”</h4>
<p>Bir de muhabiri dürtmek, çalıştırmak dediğimiz bir tabir vardır. Muhabir bazen işin içine çok fazla girdiği zaman haberin yan unsurlarını gözden kaçırabiliyor. Burada ise devreye biz giriyoruz ve muhabiri asiste ediyoruz. Mesela farklı dönemde iki yürüyüş olmuştur, biri hilafet yürüyüşü biri de kadınların 8 Mart’ta yaptığı gece yürüyüşü gibi. Bir yürüyüşe izin verilirken diğeri yasaklandı ve bu habere hangi açıdan bakılması gerektiğiyle ilgili insan hakları haberleri yapan muhabirlerimizle konuşuyoruz. Bu haberler birleştirilebilir mi veya bunların arka planında ne var gibi sorulara cevap arıyoruz. Yani farklı alanlarda, muhabirin göremeyeceği alanları muhabirin önüne sunabiliyoruz. Burada en temel koşul muhabirin haber anlamında disipline edilmesidir. Disipline edilmiş bir muhabir, haber müdürünün istediği bir şeydir. Ayrıca muhabiri moral anlamında düştüğü durumlarda motive etmek, haberlerini parlatmak gerekebilir. Gazetecilikte haber parlatma dediğimiz şey haberin içindeki küçük detaylarda gizlidir. O detayı öne çıkarırsak haber bambaşka bir yere gidebilir. Bu sayede haberin temeli değişir ve haber bambaşka bir yere gider. Muhabirden gelen haberi direkt okuyan haber müdürünün işi ise muhabirin gözden kaçırdığı detayı alıp haberin ana ögesi haline getirebilir. Dediğim gibi elinizde olan muhabiri iyi kullanmak, iyi analiz etmek ve gerektiği yerde zorlamak önemlidir. Gelen ajans metinlerini muhabire düzelttirmekten bahsetmiyorum. Bazı haber müdürleri bunu neden ben yapayım diye düşünüyor ama sen o işlerle uğraşırsan, muhabir kendi özel haberine yoğunlaşır ve çok daha güzel bir haber çıkarabilir. Ben burada on dakikalık bir haberi düzeltmeyi tercih ederim, ben haberi düzelteyim sen daha iyi bir haber yap.</p>
<p>Burada insan yönetimi dediğimiz şey devreye giriyor. Kendi adıma söylersem muhabirle hiyerarşik bir ilişki kurma taraftarı değilim. Tabii ki kurumsal hiyerarşi sağlamak lazım yoksa iş yaptıramazsınız ama arkadaş gibi olmak lazım. Çünkü gazetecilik 9-6 yapılacak bir iş değil ve bunu bürokratik bir mekanizmaya indirgediğiniz zaman işin tadı kaçar.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3091" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-200x113.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-600x338.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv.png 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h4>“Gazetecilik 9-6 yapılacak bir iş değil ve bunu bürokratik bir mekanizmaya indirgediğiniz zaman işin tadı kaçar.”</h4>
<p><strong>Haber müdürü, hiyerarşinin neresinde bulunuyor? Bir yayın toplantısında kimlerden sorumludur?</strong></p>
<p>Teknik olarak söyleyeyim haber müdürü, muhabirin üstüdür. Bir de genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü vardır. Yazı işleri müdürü editörlerden sorumludur. Müdürler arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Haber müdürü ise genel yayın yönetmenine bağlıdır. Yazı işleri ile ilişkimiz şöyledir; haberin sayfada görülmesinden, mizanpajına onlar yaptığı için yazı işleri müdürüne haber anlatılır. Yazı işleri ve editörler neyi nereye alacaklarına karar verir, haber müdürü buna karışmaz. Haber müdürü bu haber çok güzel, büyük görürseniz iyi olur diyebilir ama karar yazı işlerine aittir. Mutfak işi bizde yani. Haber müdürü muhabirleri yönlendirir. Ürünü çıkartıp verirsin onlarsa ya alır ya almaz. Fakat fiili olarak söylüyorum, haberin büyüklüğü, küçüklüğü, sağı, solu, ıvırı, zıvırı gibi durumlarda haber müdürü müdahale edebilir.</p>
<p><strong>Haber yayımlarken sizi sınırlayan unsurlar var mı, karar mekanizması bu anlamda nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Her gazetenin kendine ait yayın ilkeleri ve kuralları vardır. Yayın ilkeleri sizin anayasanızdır. Nasıl yaşadığınız ülkede anayasaya aykırı hareket etmek suçsa, gazetecilik anlamında da yayın ilkelerine riayet etmek durumundasınız. Habercilik anlamında ayrımcı, ötekileştirici, cinsiyetçi, pornografik haberler yapmamamız gerekir. Yayın ilkeleri dışında genel gazetecilik ilkelerine de uymamız gerekir. Kendi adıma söylemem gerekirse kadın cinayeti, çocuk istismarı gibi durumlarda üstün yararlılık ilkesini gözeterek haber yapıyoruz. Çocuk, konum itibarıyla hiyerarşik olarak yetişkine kıyasla daha aşağıda olduğu için onun haklarını korumak zorundasınız. Tabii bunun haberin ana olgusunu yok etmeden yapılması lazım. Fakat yine söylüyorum olgu ana meseledir ve siz pozitif ayrımcılık yapacağım diye yalan haber yapamazsınız. Haberin objektif olması lazım.</p>
<h4>“Gazetecilik kurumsal olarak gelişemedi, bireysel olarak gelişti. Sosyal medya da bunu biraz etkiledi. İletişim biraz da imajdır ve kurumlar imaj çağına çok ayak uyduramadı.”</h4>
<p><strong>Yapay zekâya çok kısa değinmek istiyorum. Yapay zekâ ile ilgili çok fazla yazı görmeye başladık. Sizce yapay zekâ gazetecilik üzerinde nasıl bir etki bırakacak?</strong></p>
<p>Yapay zekânın gazeteciliği bitireceğini düşünmüyorum. Sonuç olarak tarihsel olarak makine kırıcılar değiliz ve kendimizi teknolojiyle uyumlu hâle getirmek durumundayız. Ben Türkiye’de yapay zekâ konularının çok geriden geldiğini düşünüyorum. Bakıldığı zaman yapay zekâ tabanlı çalışan kaç internet sitesi veya kurum var ki? Yapay zekâyı kaba bir eksene sıkıştırırsak hata etmiş oluruz. İşimizi elimizden almayacak ama biçimin değişmesini sağlayacak.</p>
<p>Kapitalizmin ilk çıktığı dönemlerde özellikle buharlı makinelerin keşfiyle birlikte o dönemin sol hareketleri makine kırıcılık yapmışlardı. Tarihsel olarak baktığımız zaman ise makinelerin, insanların işlerini ellerinden almadıklarını gördük.</p>
<p>Ben yapay zekâyı çok geç keşfettim. Biz gazeteciliğe ilk başladığımız zamanlarda bu konu çok tartışılıyordu. Yapay zekâ hayatımıza belki 2-3 yıl önce girdi ama bu işle ilgilenen insanlar bunun çok önceden beri konuşulduğunu biliyor. Bu alanda çok değerli işler yapılıyor, biz hep kendimizi kalıplara sıkıştırdık. Düşünün matbaa teknolojisi geliştiği zaman gazetecilerin işi elinden alındı mı, hayır. Gazetecilik bir hikâye anlatma biçimi ve bu hikâyeler mağara resimlerinden, bugün geldiğimiz noktaya kadar hep anlatıldı. Bundan sonra da anlatılacak, çünkü herkesin bir hikâyesi var ve gazetecilik bir hikâye anlatma biçimi. Biz de bunu yaparken neden yapay zekâdan yararlanmayalım, teknolojiyle kavga etmenin bir anlamı yok. Ben bu anlamda yapay zekânın gazeteciliği olumlu ilerletebileceğini düşünüyorum ama bunun bir de ama kısmı var. Kapitalist sistemde, mülkiyet ve sahiplik ilişkisinin bu kadar kesin olduğu yerlerde yapay zekâ elbette bu durumdan etkilenecektir. Burada demokratik bir işleyiş ve teknolojik modelleme olmazsa işte o zaman yapay zekâ hayatımızı zindana çevirebilir.</p>
<p>Teknolojik düzeyde manipülasyonun ne kadar ileri gidebileceğini ve sosyal mecralarda yalan haberin ne kadar hızlı yayıldığını görüyoruz. Mülkiyet ve ezen-ezilen ilişkisinin bu kadar yoğun olduğu bir sistem içinde yapay zekâ da bundan etkilenecektir. Teknolojinin kimin tarafından kullanıldığı burada önemli bir mesele. Bizim yapmamız gereken bu ilişkileri demokratikleştirmek ve herkesin ulaşabileceği kanallar açmak. Mesleki ve etik kodları yapay zekâ ile uyumlu hâle getirmemiz lazım. İnternet haberciliği diye bir alan var ama burada hâlâ etik, meslek ilkeleri yok. Basılı medyaya koyduğumuz normlar internete uymuyor ama bunun üzerine düşünmek istemiyoruz.</p>
<p><strong>Biçimsel olarak değişiklik gösterecek dediniz. Orada kullandığınız biçimsel ifadesini biraz daha açabilir misiniz?</strong></p>
<p>Örneğin bir muhabirin otuz dakikada yazdığı bir haberi yapay zekâ iki dakikadan daha az bir sürede yazabiliyor. Tabii ki yanlışlıklar oluyor ama senin daha uzun sürede yazdığını o daha hızlı yazıyor ve sen kalan vakitte haberde bir sorun varsa onu düzeltmeye çalışıyorsun. Sonuç olarak ise beş dakika içinde bir haber ortaya çıkıyor. Editöryal olarak müdahale etmen gereken haberler çok vaktini alabiliyor. Haber çok önemli değil ama müdahale edilmesi gerekiyor, burada devreye ChatGPT girebilir.</p>
<p>Çok hızlı hareket etmen gerektiği zamanlarda ise yine yapay zekâ ve ses teknolojileri yardımcı oluyor. Örneğin gazetede kullanacağın bir fotoğraf için bile yapay zekâdan hızlıca yardım alabiliyorsun, bu yönden işimiz kolaylaştı. Fakat işin demokratikleşme kısmı var. Ben her şeyi yapay zekâya yaptırabilirim diye bütün editörleri işten atayım demek olmaz. Burada kurallar koymamız gerekiyor. Bu meselenin bambaşka bir boyutu ve bunu inkâr edemeyiz. Yaşadığımız sistemi dikkate almadan, yapay zekâyı sadece sorunlarımızı çözecekmiş gibi ele almayı doğru bulmuyorum. İkisi arasında bir denge kurmamız lazım.</p>
<p>Ayrıca meslek olarak baktığımız zaman yıllardır ipleri elinde tutan tipler var ve bunlar her şeyi tekeline almış. Bir şeylerin artık değişmesi lazım, bunları hiç mi konuşmayacağız? Aradan kaç yıl geçmiş, Ay’a gidilmiş, devrim niteliğinde şeyler olmuş ama bunlarda hâlâ aynı kodlar. Ondan sonra ise Z kuşağı dediğimiz insanların mizah malzemesi oluyorsun.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-3092 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi.png" alt="" width="349" height="349" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-600x599.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-768x767.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-800x799.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi.png 869w" sizes="(max-width: 349px) 100vw, 349px" />Türkiye’de okurun medyaya güveni kırılmış durumda. Bu güven ortamı tekrar nasıl sağlanabilir?</strong></p>
<p>Burada iğneyi biraz kendimize batıralım. Tırnak içinde yandaş medya dediğimiz, sadece iktidarın bülteni gibi çalışan bir medya türü çıktı. Tarihin her döneminde iktidarlar borazanlığını yapacaklarını birini isterler. Bizim dönemimizde ise bu biraz daha çirkinleşti ve kabalaştı.</p>
<p>Ben bir gazeteciyim bu yüzden biri politik görüşüme yakın dahi olsa benim iktidarım olmayacak. O gelse onu da eleştireceğim, işim bu. Bir tabir vardır, birilerinin bir yerlerde yazılmasını istemediği şeylere haber denir diye. Geriye kalanlar ise halkla ilişkiler çalışmasıdır. O yüzden biz iktidar kim olursa olsun söylememiz gerekeni söyleyeceğiz. Bu dönemde iktidar medyası dediğimiz medya iktidara iyilik yapmıyor aslında. Seviye düştü ve habercilik bir kaygı taşımadan yapılamıyor. Bunlar olurken biz de işin içindeydik belki kalemimizi satmadık ama o güven yitiminde de bir şey yapmadık. Popstar diye bir tür çıktı ve isimler ön plana çıkmaya başladı. Kurumlar, gazetecilerin öne çıkan isimler kadar öne çıkamadılar. Gazetecilik kurumsal olarak gelişemedi, bireysel olarak gelişti. Sosyal medya da bunu biraz etkiledi. İletişim biraz da imajdır ve kurumlar imaj çağına çok ayak uyduramadı. Ben bunu çok doğru bulmuyorum, gazetecinin ismi tabii ki olmalı ama bu toplumda bir konfor alanı yaratıyor. Gazeteci olayı direkt çözemez o olaya ışık tutar. Toplum ise olayı direkt gazetecinin aydınlatmasını istiyor. Ayrıca bir toplumda gazetecinin bu kadar ön plana çıkması, o toplumda bir şeylerin işlemediğini gösteriyor. Toplum geride dursun, hiçbir şeye karışmasın isteniyor.</p>
<p>Birkaç gazeteci televizyona çıkıyor ve kavga ediyor. Onların anlattıklarını dinliyorsun ve toplum zihinsel anlamda alıklaşıyor. Pasif bir toplumsal alan ortaya çıkıyor. Biz davalara gidiyoruz, yılmadık yazıyoruz ve hoşumuza gidiyor ama bence gazetecilik bu değil. Burada iktidarında suçu var ama topu iktidara atmak bana kolaycılık gibi geliyor. Evet bu dönemde olanları gördün, biliyorsun ama sen niye seçenek olmadın? Bu sadece iktidar kötü demekle olmuyor, bu tek başına yeterli değil. Bu tek başına bir konfor alanı yaratıyor ve bu çok tehlikeli.</p>
<p><strong>Biraz da Cumhuriyet TV’nin Youtube kanalından bahsedebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ben Youtube kanalının haber müdürlüğünü de yapıyorum ve orayı büyütmek istiyoruz. Burası gelir modeli anlamında çok kârlı bir alan. Öte yandan ekipman ve benzeri şeyler çok daha kolay yönetilebiliyor, çok ergonomik bir alan. Biz Youtube hesabını biraz daha büyütmek istiyoruz, şu anda 400 bin abonemiz var. Bir milyona doğru gidiyoruz ve bu süreçte yeni işler yapacağız. Youtube’u tanımlamam gerekirse ne televizyon ne de internet. Televizyonla seviyeli bir birlikteliği var. Arkadaşlarımızın çoğu televizyon başlangıçlı. Gelir kaynağı olarak önemli bir kaynak ve insanlara ulaşma noktasında güzel bir mecra. Toplumumuz okuma anlamında biraz tembel, görsel açıdan biraz daha dikkatli. Bunun bilimsel yönleri de var. Göçebe bir toplum olduğumuz için ve bilgi de yerleşik olduğu için buna hiç ihtiyaç olmamış. Bir şeyi görüyorsun ve başka bir yere gidiyorsun. Anlık ve görsel olaylar daha kritik oluyor. O anlamda Youtube bu alanı dolduruyor. Yeni teknolojiyi yoğun şekilde kullanmaya ve daha fazla hikâye anlatmaya başlayacağız. Biz olayı konuşan yüzler olmaktan çıkararak hikâyeler anlatmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Bu bölümden çok fazla mezun var. Ben de iletişim öğrencisiyim ve bu sektörde yer alacağız. Neleri farklı yapmalıyız?</strong></p>
<p>Ben dâhil kimsenin uzun uzadıya verdikleri tavsiyelere gazeteci arkadaşlarımın çok güvenmemesi lazım. Çünkü her insanın hikâyesi farklıdır ve biz bu hikâyelerin aslına bakıyoruz. Burada önemli olan yapmış olduğun ve yapmaya çalıştığın işi anlaman. Ne istediğini çok iyi anlaman lazım ve bunu soru sorarak, yanıt arayarak yapmak lazım. Çevreye bakıp mesela kendi adıma söylersem ben Can Uğur olmalıyım gibi bir düşünceye girmemek lazım. Çünkü her insanın ayrı bir hikâyesi var. Çünkü senin yapabildiklerin, yeteneklerin, yetersizliklerin başka birininkiyle aynı değil. O yüzden de aynı olmayan iki şeyi üst üste getirmeye çalıştığın zaman hatalı bir durum ortaya çıkıyor. Bireyin kendini işin merkezine koyup ne yapmak istediğine bakması lazım. Ana olay şu, bu meslek sevmeden yapılamaz. Aslında bütün söylediklerimin temel ana fi kri bu olabilir. Bu meslek 9-6 yapılacak bir iş değil, gecesi, gündüzü yok. Yıpranma payın var ve devlet bile bunu anladığı için yıpranma payı veriyor. Hikâye anlatmak, ezberlere takılı kalmamak lazım. Haber böyle yazılır gibi bir durum yok. Açın bakın eski haberlere bugün asla yazılmayacak şeyler, bugün yazılan haber farklıdır. Haber formatları değişecek buradaki öz de iyi hikâye. İyi hikâye, çatışma bulmak gerekir. Hikâyeniz hep bir çatışma üzerine kurulmalı. Kendini haklı-haksız ikiliklerinden kurtar. İki tane haklı veya haksız en güzel şeydir çünkü seni çatışmaya zorlar. Çatışma ögesini haberde hep kullan.</p>
<p><strong>Üniversiteden yeni mezun olmuş birisi Cumhuriyet Gazetesi ekibine nasıl katılabilir?</strong></p>
<p>Buraya tabii Skype başvuruları da oluyor ama bu biraz da network işi. Sevdiğimiz, referansına güvendiğimiz isimler oluyor. Bu arkadaşlarla çalışmak ve onları yetiştirmek istiyoruz. Yani gelip buraya başvurabilirler, mail ile çok olmuyor. Attığınız mailler boşlukta sallanıyor. Bu yüzden buraya gelin, gerekirse üç gün gelin. Bunu sadece burası için değil diğer gazeteler içinde söylüyorum. Gidin ve o işi istediğinizi gösterin. Bir yönetici için o işi istediğini göstermek çok kritik bir şeydir. Buraya gelip, aşağıda görüşmek istediğini söylersen ve kendini ifade edersen bu benim için bir kriterdir. İsteyen kişi geliyor, derdini anlatıyor ama diğeri istemiyor ki gelmiyor. Formel olarak ne yapılması gerektiğini soruyorsan, bizim staj başvurularımız oluyor. Özel veya devlet üniversitesi hiç fark etmiyor ve orada öğrenci arkadaşları çok zorlamıyoruz. Tabii staja gelen birini işi öğretmek için zorluyoruz. Bir de yapmayın dediğim bir durum olabilir. Bir gazeteye gidiyorsanız, oraya gerçekten bilerek gidin. Cumhuriyet gazetesinde hangi yazarı okuyorsunuz dediğimde yanıt veremeyen biri benim için eksidir. Gittiğin, gördüğün yere numaradan da olsa bak. Buraya geliyorsun ve gazeteciyi tanımıyorsun.</p>
<p>Mesela bazen gazetecilik öğrencileri staja geliyor ama gazete okumuyorum diyor. Gazetecilik öğrencisi nasıl gazete okumaz? Mesleki olarak bunu yapacaksan basılı gazete okumama lüksün yok, internetten de olsa okuman lazım. Gazete manşetlerine, gazetelerin siyasi çizgilerine bakın. Bunu kabul edin anlamında söylemiyorum ama gittiğiniz yerde bu sizin için bir artıdır. Bunları takip ediyorum, bunları etmiyorum gibi ifadeler sizi öne geçirir. Fakat dediğim gibi her şeyden önce gittiğin yeri tanıman lazım. Cumhuriyet’e geliyor ama yazılarını bilmiyor. O zaman biz seninle neden çalışalım. Senin yerine burayı daha iyi bilen biriyle çalışmak veya bilmese bile öğrenmek isteyen biriyle çalışmak isterim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/">Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jul 2024 09:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3069</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Fikriye Yılmaz, Sedat Erol  Selanik’te rasyonalist ve pozitivist etkilerle büyüyen Atatürk, her fırsatta bilim ve teknolojinin önemini vurguladı. Bir ülkenin ancak bu gelişmelerle ilerleyebileceğini düşünen Atatürk, bilimsel gelişmeyi destekleyecek çeşitli adımlar attı ve bilime dayalı bir Türkiye inşa etmeye çalıştı. Gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı ülkeyi ve Türkiye’nin bilimde, teknolojide geldiği son  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/">Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Fikriye Yılmaz, Sedat Erol </em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Selanik’te rasyonalist ve pozitivist etkilerle büyüyen Atatürk, her fırsatta bilim ve teknolojinin önemini vurguladı. Bir ülkenin ancak bu gelişmelerle ilerleyebileceğini düşünen Atatürk, bilimsel gelişmeyi destekleyecek çeşitli adımlar attı ve bilime dayalı bir Türkiye inşa etmeye çalıştı. Gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı ülkeyi ve Türkiye’nin bilimde, teknolojide geldiği son noktayı anlattı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Atatürk’ün rasyonalist ve pozitivist okumaları var, bilim ve teknolojiyi çok seviyor. Siz bu bakış açısı için bir şeyler söylemek ister misiniz?</strong></p>
<p>Atatürk Selanik’te doğdu ve orada çok farklı bir atmosfer vardı. İstanbul’a gelmeyen kitaplar, dergiler oraya geliyordu. Atatürk işte böyle bir atmosfer içinde büyüyor ve çok da meraklı biri olduğu için sürekli okuyor. Aynı zamanda çok iyi öğretmenleri olduğu için orada önemli kitaplarla karşılaşıyor, bilimle tanışıyor. Bu açıdan baktığımızda Atatürk’ün bir bilim ve vatan aşkı var. Ülkesini çok seviyor ve ülkesi zor durumda. Osmanlı İmparatorluğu dağılıyor, Avrupa’da yeni bir dünya kuruluyor. Bilim ise çok geride kalmış, Osmanlı’ya 1715’e kadar girmemiş. Osmanlı’nın o zamanki çöküşü Karlofça, Pasarofça antlaşmalarıyla başlıyor. Bu anlaşmalar yüzünden Osmanlı topraklarının bir kısmını parça parça Avrupa’ya devretmek zorunda kalıyor. O aşamada ise ordu nasıl ayakta kalacağını düşünmeye başlıyor çünkü karşılarındaki Avrupa orduları Osmanlı’yı sürekli yenilgiye uğratıyor. Karşı tarafın topu, tüfeği, anlayışı çok farklı ve Osmanlı’nın alışık olmadığı bir düzende. Çünkü orada bilim, teknoloji, düşünce devrimi olmuş ve çok önemli buluşlar patlamış. Avrupa’da yeni hayat ve kuruluş dönemi başlıyor. Osmanlı’nın da ilk düşüncesi “biz de orduyu buna göre düzenleyelim” oluyor. Osmanlı’nın o dönemdeki bir numaralı aydını olan İbrahim Müteferrika’nın neler yapılmasını gerektiğini tavsiye ettiği kitapları var.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3073 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5.png" alt="" width="245" height="374" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-197x300.png 197w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-200x305.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-400x610.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5.png 472w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" />Matematik, fen, top nasıl atılır bütün bunlar hakkında bir mühendishane kuruluyor. Teknoloji alınıyor ama arkasındaki bilimsel gerçeklerle bir ilişki kurulamıyor. Bilim insanınız olması gerekiyor ama Osmanlı’da doğru dürüst bilim insanı yok. Osmanlı’nın aydınlarına bakıyorsunuz o zamanki bilimsel gerçeklerle bildiğimiz, bilimsel devrimlerin temellerini atanlar diye okuduğumuz insanlar hakkında hiçbir bilgi yok. 1850’lerden sonra bir takım Osmanlı aydınları bu gerçeği görüyor ve yazıp çizmeye başlıyor. Atatürk aynı zamanda bunlarla büyüyor ve bilimin önemini farkına varıyor. Fransız devrimini okuyor ve oradaki fi kirleri anlamaya başlıyor. Bilimle tanışması ise giderek mükemmelleşiyor. Onları okudukça, büyümekte olan genç bir Avrupa uygarlığının hangi temeller üzerinde geliştiğini görüyor ve Osmanlı’da bunların hiçbirinin olmadığını fark ediyor. İşte bu yüzden bilim ve teknolojiyle bu kadar erken tanışıyor. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan önce eğitimin ve bilimin önemine vurgu yapan sözler söylüyor.</p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesi’nden önce öğretmenlerle bir araya gelen Atatürk, orada bilimin önemi hakkında konuşmalar yapıyor. Savaş sırasında bile ülkenin ancak bilim temelinde yükseleceğini söylüyor. Aslında Atatürk’ün aklında yeni Türkiye’nin kuruluşu, Cumhuriyet düşünceleri o zamanlardan var. Bu işin imparatorlukla gitmeyeceğini çok erken fark ediyor ama bunu dile getirmiyor ve hepsinin zamanı gelince olacağını düşünüyor. Bilim ve eğitimin temelinde yükselecek Cumhuriyet fikri 1915’lerden sonra iyice şekilleniyor. Samsun’a çıkmadan önce, çıkarken aklında hep bu fikirler var. Yani Avrupa’daki yükselen devletlerin ve onların başarılarının temelini bir esinlenme olarak tasavvur edebiliriz. Yeni Türkiye’yi kurarken ise bunları temel araçlar olarak kabul ediyor.</p>
<h4> “Toplumu dönüştürmek en zor işlerden biri. Biz ise toplumu hâlâ dönüştürebilmiş değiliz ve bunun acısını çekiyoruz.”</h4>
<p><strong>Peki, kurulduktan sonra bu bilim ve teknolojik gelişmeleri engelleyen, bunun tamamını yansıtamamasındaki temel sebep sizce nedir?</strong></p>
<p>Teknoloji üretmek zor bir olay ve bunun için bilgi birikimi, atmosfer ve altyapı gerekiyor. Mesela Atatürk’ün en son devrimlerinden biri Darülfünun’dur. Atatürk bir üniversite kurmak için olgun koşulları beklemek zorunda kalıyor. Çünkü bir üniversite kurmak için önemli bir insan gücüne, değerlere, bilimi bilen ve üreten insanlara ihtiyaç var. Darülfünun’a ise hep bu gözle bakıyor ve inceliyor. Atatürk en son ziyaretinde hocalara yabancı bilim dergilerinde kaç makalelerinin yayımlandığını ve bunlara hangi bilim insanlarının atıf verdiğini soruyor. Aslında bu nasıl bir üniversite ve ülke yaratmak istediğinin en somut ifadesidir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3074" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun.jpeg" alt="" width="1574" height="885" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-200x112.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-600x337.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun.jpeg 1574w" sizes="(max-width: 1574px) 100vw, 1574px" /></p>
<p><strong>Bugün bile akademide bunu bu kadar dert etmeyenler var. 100 yıl öncesinden bunu dert etmiş.</strong></p>
<p>Şüphesiz, çünkü durup dururken böyle bir şey olmayacağının kendisi de farkında. Bu sahip olduğunuz insan gücüyle ilgili bir durum. Atatürk’ün gençleri ülke dışına göndermesi, çeşitli bilim alanlarında üniversite eğitimi aldırması da bunu kanıtlıyor. Ülke böyle koşullar ve insanlar yaratma amacı taşıyor. En son el attığı üniversiteye gidip bu konuşmayı yaptıktan sonra, Darülfünun’u bir uzmana inceletiyor.</p>
<p>Avrupa’da, Amerika’da gerçekten iyi yetişmiş bilim insanları var. Çünkü bilimin temelleri oralarda 1500-1600’lere kadar gidiyor. 1600’lerde ilk üniversite olan Fransız akademisi kuruluyor ki İngiltere’de bulunan akademi de bambaşka bir atmosfer var. Dolayısıyla İsviçre’den kendi alanında çok otoriter biri getirtiliyor. Bu kişi bir yıl boyunca üniversiteyi inceliyor, raporlar sunuyor ve o raporlar doğrultusunda hareket ediyor. Tam o sırada Alman bilim adamları olayı patlak veriyor ve Türkiye içinde bulunduğu zor koşullara rağmen onların ülkeye getirilmesi için uğraşıyor. Üniversite onlarla birlikte şekillenmeye başlıyor, bir sürü hoca İstanbul Üniversitesi’nde görevlendiriliyor. Orada hatalar yapıldığını, bazı iyi değerlerin geride kaldığını söyleyen insanlar da var. Bu doğru olabilir ama önemli olan üniversitenin kurulması ve değerlerle hareket edilmesidir. Çünkü bunlar geleceğin bilim ve teknolojisini üreten bir neslini, kurumunu var etme çabasıdır.</p>
<p>Bilim ve teknolojiyi hemen üretemezsin. Bugün bile kurumlarımıza baktığımızda o kadar insan var ki. Şimdi ufak tefek önemli şeyler çıkıyor ama henüz büyük başarılara imza attığımızı söyleyemeyiz. İktidarın üniversitelere vurduğu darbe ve ideolojik yapılanma bilim insanlarını bezdirdi. Bilim ve teknoloji üretmek zor işlerden biridir ve büyük birikimler gerektirir. Atatürk bu konuda başarısız mı oldu, hayır. Gerekli koşulları yaratma konusunda başarılı oldu ve bunu görmek lazım.</p>
<p><strong>Millet mektepleri, halk evleri, köy enstitüleri gibi çabalar da bunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Tabii. Onlar toplumu aydınlatma ve meraklı, akıllı gençlerimizi ortaya çıkarma yeridir. Halk evleri ve köy enstitüleri halk aydınlatılması için önemli yerler. Köy Enstitüleri ise bambaşka bir olay ve bunu onların dışında tutuyorum. Toplumda büyük bir yayın seferberliği başlıyor. Bunların hepsi tepeden olmak zorunda, devraldığınız nüfus Osmanlı İmparatorluğu’nun en geri nüfusu. Ermeniler, Yahudiler, Rumlar matbaayı bizden çok daha önce kuruyorlar ve çalışmalar yapıyorlar. Bizde ise Müteferrika’ya 1750’lerde izin çıkıyor ki o süreçte de sadece 20 kitap yayımlanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Avrupa’da basılan kitapları karşılaştırdığınızda bizde sayılan kitapları tek tek sayabilecek durumdayız. Böyle büyük bir gerilik söz konusu ve Müslüman toplum ancak Cumhuriyet döneminde, Avrupa’da patlayan bilimsel devrimin mantığıyla neler olduğuyla karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>1800’lerin sonundan 1920’lere kadar tabii ki kitap basılıyor ama bunlar çok kısıtlı bir çevrede kalıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda okuma yazma bilenlerin oranı, Osmanlı paşalarının söylemlerine inanacak olursak yüzde bir bile değil. Cumhuriyetin aldığı okuma yazma oranı yüzden 10 olarak tahmin ediliyor. Türk alfabesine geçildiğinde bir gecede cahil kaldık deniyor ya millet zaten onu bilmiyor ki, milletin konuştuğu zaten Türkçe. Millet orada uygun diline kavuşuyor. Bunlar büyük devrimler ve toplumu dönüştürmek en zor işlerden biri. Aslında hâlâ dönüştürebilmiş değiliz ve bunun acısını çekiyoruz.</p>
<h4><strong> “Teknoloji üretmek zor bir olay ve bunun için bilgi birikimi, atmosfer ve altyapı gerekiyor.”</strong></h4>
<p><strong>Sizin Bilim ve Teknoloji Dergisi’nde yazdığınız, bilimsel gelişmeleri anlatan yazılar olduğunu biliyoruz. Bilim ve teknoloji haberciliği konusunda söylemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3075 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi.jpg" alt="" width="466" height="233" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-600x300.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi.jpg 620w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" />Aslında bu önemli ve ben bunu 40 yıldır yapıyorum. Daha önce Günaydın Gazetesi ve çeşitli yerlerde yayın konseyi üyeliğine kadar bir sürü alanda çalıştım. Fakat bir süre sonra magazin ve siyasi magazin diyebileceğimiz şeylerle uğraşmak istemediğimi fark ettim. O zamanlar bilime de biraz ilgim vardı bu yüzden siyaset bilimi okudum. Cumhuriyet Gazetesi’ne bilim dergisi çıkartalım fikriyle gittim. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji öyle doğdu ve tam 29 yıl oluyor. Hepsinin ciltleri Cumhuriyet Gazetesi’nin arşivinde ve portalında duruyor. Cumhuriyet daha sonra bunu kapattı ama bu önemli bir şeydi. Ben geriye doğru araştırmaya başladım ve Cumhuriyet Gazetesi’nin bilim anlatan köşeleri var. Gazete, Atatürk’ün bilimle ilgili mirasını devralmış ve popüler bilimi halka sevdirmeyi, duyurmayı, bilim iletişimi yapmayı gelenek haline getirmiş. Sonra ise bunu dergiye dönüştürdü, önemli bir nesil Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim ve Teknoloji dergisiyle büyüdü. Akademisyenlerin tartışma platformu oldu, önemli haberler ve gelişmeler orada duyuruldu. Cumhuriyet Gazetesi, Türkiye’nin yaptığı bilim politikaları konusunda bir platform olarak hizmet etti. Sonra devralan arkadaşlar dergiyi fazlalık olarak gördü ve çok maliyeti var diyerek kapattılar. Altı ay sonra Bilim ve Teknoloji Dergisi ortaya çıktı, bunun nedeni hem çalışanların hem dışarıdan dergiyi okuyanların bunu sürdürelim dayatmaları neticesinde oldu.</p>
<p>Ben hâlâ Cumhuriyet’in yazarıyım, dergi oradan koptu ve bir sürü kişinin desteğiyle yeniden yayımlanmaya başlandı. Tabii bedava verilen bir dergiyle para ile satılan bir derginin müşterileri farklıdır. Bir tanesini siz gazete aldığı için veriyorsunuz ve o da onunla birlikte alıyor, okuyor hatta onu sahipleniyor. Fakat parayla olunca özel olarak gidip alması, ücret ödemesi lazım. Biz dergide bütün bilimsel gelişmeleri izliyoruz, dünya haberleri ve bilim dergilerinden geniş bir tarama yapıyoruz. Bütün yerli ve yabancı gazetelerin bilim içeriklerini alıp duyurmaya çalışıyoruz. Yorum köşelerimiz var, bilim ve teknoloji politikalarını çok önemsiyoruz. Türk üniversitelerinin kalitesinin yükselmesi gerektiğinin üzerinde sıklıkla duruyoruz, çünkü geleceğimiz orada. Üniversitelerin niteliğinin yükselmesi, iyi öğrencilerin yetişmesi, bilim ve araştırmaya ağırlık verilmesi çok önemli. Çünkü ya üretici ya da tüketici olacaksınız. Türkiye tüketici bir ülke ve bütün zorluklarımızın kaynağında bu var, her şeyi tüketmek.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3076 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan.jpg" alt="" width="359" height="359" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan.jpg 1200w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" />Bilgisayarıma geçen aylarda bir iki kablo gerekiyordu, piyasaya baktım ve sektörle ilgili her şey yabancı. En ufak kabloyu bile üreten yok, milyarlarca doları dışarı aktarıyoruz ve bu utanç verici. Türkiye’de hiçbir şirketin bilim politikası ve teknoloji üretimi, salt kâr amaçlı olan şirketlerin eline bırakılmamalı. Devletin fiili olarak üretim için desteklemesi, üretmesi lazım ama bunu yapan yok. Bir savunma sanayi var ama onun da temelleri 1980-1990’larda atıldı. Çıkarma gemisi yaptılar, onu da sahillere ve kentlere çektiler. Millet ona girebilmek için kuyruklar oluşturdu. İHA üreten çok şirketimiz, 4-5 tane çok iyi şeyler yapan şirketler var ama genellikle Bayraktar şirketini duyuyoruz. Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaları noktasında bu güzel.</p>
<p>Bizim bilim dergisine geri dönecek olursak askeri alandaki başarıların hiçbiri sivil alanda ve teknoloji üretiminde başarılamadı. Savunma sanayi konusunda bir bilgi birikimi vardı ve o desteklendi ama sivil alana yönelik projeler desteklenmedi. Bilgisayar sektörü vs. her şey tamamen yabancıların elinde ve biz tüketiciyiz. İleri, yüksek teknolojilerde üretici olmazsanız, tüketici ve müşteri olursunuz ve biz çoğu alanda müşteri konumundayız. Türkiye’nin batışlarının hepsi üretici olmamanın bir sonucu. Telefon ve ileri teknoloji araçları kullanarak çağdaş olmak mümkün değil, onları üreten birikimi yaratarak üretici olabilirsiniz. Asıl önemli olan insanları burada tutmak yoksa hepimizin cebinde son model telefonlar var ve hepimiz bu telefonları 3-5 yılda değiştiriyoruz. Yabancı markalar, giyim vs. böyle bir toplum yaratıldı, tüketim toplumu pompalandı. Amerika kendini uçak sanayii ve savunma alanında geliştirdi. Askeri alanını büyütmek için milyarlarca dolar batırdı ve bunu yaparken gözünü bile kırpmadı. Yetenekli insanlar başarana kadar desteklendi ve aslında her şey böyle yaratılır.</p>
<h4><strong>“Türkiye son 20 yılda gerekli koşullara sahip olmasına rağmen katma değer yaratacak bir şey üretemedi.”</strong></h4>
<p><strong>Türkiye tüketim kısmında Amerika’ya benziyor gibi.</strong></p>
<p>Amerika’da hem üretim hem tüketim var. Dünya çapında çok iyi üniversiteleri ve beyinleri var. Orada hâlâ iyi buluşlar yapılıyor ve Nobeller orada. Biz ise küçük Amerika bile olamadık, Amerika’nın tüketicisi durumunda kaldık ki zorluklarımız buradan geliyor. İleri teknoloji ihracatınızda ileri teknolojinin payı çok önemli bir gösterge olarak kabul edilir ve dünyada hep onlara bakılır. Bu ülke ne üretmiş, ileri teknolojide payı nedir vb. Türkiye yüzde 3-3 buçuk arasında dolaşıp duruyor. Çin’in yüzde 30’larda, diğer ülkelere baktığımız zaman ise Polonya’nın bile yüzde 20’leri geçmiş durumda olduğunu görüyoruz. Çin’in yüzde 30’lara varmasının temel etkeni hâlâ ileri ülkelerin önemli teknoloji ürünlerini orada üretiyor olması. Bugün Vietnam’ın da bizden fazla ihracatı vardır, teknoloji oraya kayıyor. Hızla kayarken kendi insanlarını ve üretimini de beraber gerçekleştiriyorlar, onu kuruyorlar. Çin 400 bin mühendisini, matematikçisini vb. Amerika’ya salmış ve yüzde 90’ını geri almış. Onlarla birlikte ihracatını yeniden şekillendirmiş ama biz bunu başaramadık. Çünkü çocuklar döndükleri zaman kendi alanlarında çalışabilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri bir atmosferin olmadığını biliyorlar. Üniversiteye gelecek ama üniversitenin şartları içerisinde heba olacak çünkü fon, para yok veya araştırması için gerekli malzeme ancak bir ayda Türkiye’ye geliyor. Dolayısıyla yurt dışına giden orada kalıyor. Siz burada onlara ortam yaratamazsanız boşuna dışarıya göndermeyin, dışarı gönderilmesini yasaklayın. Belki absürt bir şey söylüyorum ama gerçeğin altını çizmeye çalışıyorum. Türkiye son 20 yılda bunu yaratabilmek için gerekli koşullara sahip oldu ama katma değer yaratacak bir şey üretemedi. Diğer tarafta ise Çin’in altyapısı kendisini üreten, büyük değerler yaratan bir altyapı.</p>
<p>Atatürk’ün sözü çok önemli “ben liyakatten başka hiçbir değer tanımam, değer verdiğim başka hiçbir şey yoktur” diyor ve bu düşünce Türkiye’ye egemen olmadığı sürece biz bunu başaramayız. Türkiye’ye doğrudan yatırım gelmiyor, 3-5 milyar ile sınırlı. Son 15 yılda 2018’e kadar Türkiye’ye 250 milyar dolar doğrudan yatırım geldi ama bu yatırımlar değerlendirilemedi. Türkiye’de tüketim toplumunun içinde debelenip duruyoruz ve bu kaçınılmaz bir çöküş. ‘Saadet Zinciri’ olarak adlandırılan bir durum var. Bu para dağıttığınız sürece iyidir ama o kaynağın sürekli beslenmesi, sisteme sürekli birilerinin katılması lazım. Buradan büyük paralar kazanılıyordu ama bir noktada bazı kişiler buraya katılmayı kesince olay birden patladı. Türkiye bu saadet zincirinin patlamasını yaşadı.</p>
<p><strong>Sizce cumhuriyetin en önemli teknolojik ve bilimsel atılımı olarak neleri konuşuruz, neleri hatırlarız?</strong></p>
<p>Evrensel başarıya bilimsel açıdan baktığımızda çeşitli disiplinlerde evrensel başarılar kazanmış araştırmalar, buluşlar var. Hatırladığım kadarıyla Celal Şengör’ün çalışmaları jeoloji sıralamasında dünyanın otuz dördüncüsü konumunda. Biz portalda bir araştırma yayımladık. Amerika’da bulunan Stanford Üniversitesi dünyanın en önde gelen bilim insanlarını seçmiş. 200 bin bilim insanı seçilmiş, Türkiye’den kaç kişi var? Bu araştırmayı portala koyduk ve incelerseniz gerçekten bir soruna yanıt bulacaksınız. 102 bilim insanımız var ve bunlar baktığımız zaman iyi şeyler. Türkiye’de büyük Nobel alan, çığır açmış, ekonomik büyük değerlere ulaşmış bir araştırma hangisi derseniz şudur diyemem çünkü öyle bir şey yok. Fakat teknoloji alanında oyun sektöründen milyar dolar değerinde, bu işe kafayı takmış insan çıktı.</p>
<p>Önemli olan devamlılıktır, siz başka alanlarda ne yaratıyorsunuz. Benim Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü diye bir kitabım var onun hikâyesini yazdım. Aziz Sancar burada tıp fakültesini bitirdi ama bütün araştırmalarını yurt dışında yaptı. Aziz Sancar’ın Nobel ödülü bir Türk Amerikan hikâyesidir, Türk hikâyesi değildir. Bir Türk vardır ama burada bir şey yapamayacağını anlayıp Amerika’ya göç eden bir Türk’ün başarı hikâyesidir bu. Amerika’da gerçekten olağanüstü işler yapmış, büyük paralar kazanmış çok başarılı insanlar var. Fakat bana sorarsanız bununla övünemeyiz aksine ders çıkartırız. Bütün bunlar imkân meselesi, fırsat verildiği takdirde bunları burada da gerçekleştirebiliriz. Gençler biz fırsat yaratamadığımız için gidiyor ve o ülkenin yararına işler yapıyor. Türkiye’de bu konuda yoksul durumdayız, bu konuda bizi mutlu edecek bir iki şey söyleyemiyorum.</p>
<p><strong>Bizim için bu değerlendirme çok önemliydi.</strong></p>
<p>Araştırmada bulunan 102 bilim insanımıza, dağılımına bir bakın. Teknoloji üretme ve yaratma noktasında çok başarılı değiliz ama temel bilimlerde gerçekten çok iyi araştırmalar yapan bilim insanlarımız var ve onların hakkını yemek istemem. İyi şeyler yer yer yapılıyor ama bütün bunları çığır açıcı, büyük şeyler olarak görmek için henüz çok erken.<br />
Bazı vakıf üniversitelerimiz destek ve imkân veriyor, TÜBİTAK da biraz destek veriyor. Tek bir örnek söyleyeyim, bir aşı üretemedik kardeşim biz bu kadar basit. Tıp bizim en çok yayın yaptığımız alan, Türkiye’nin uluslararası dergilerde hemen hemen 50 bin civarında yayını var ama ana, büyük dergilerde yayınları çok sınırlı. Çok iyi, hak ederek yükselenler var, iletişim alanında yayın yapmak oldukça zor bir olay onu da biliyorum. Bazıları ise bilinmeyen dergilere, düşük profilli makalelerini gönderiyorlar ve bu makaleler yayımlanıyor.</p>
<p><strong>Çok teşekkür ederiz sizi dinlemek bizim için çok keyifliydi.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/">Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Sanatı: Dijital Oyun Tasarımı</title>
		<link>https://contextdergi.com/gelecegin-sanati-dijital-oyun-tasarimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/gelecegin-sanati-dijital-oyun-tasarimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Jun 2024 08:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Eray Dinç]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2916</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’deki oyun sektörü aldığı yatırımlarla birlikte giderek büyümeye başladı. Yapay zekânın gelişmesi ve sektöre farklı alanların dâhil edilmesi sektörünün gelişmesini ve yaratılan oyun çeşitliliğinin artışını hızlandırdı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/gelecegin-sanati-dijital-oyun-tasarimi/">Geleceğin Sanatı: Dijital Oyun Tasarımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Arda Karaböcek </em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Türkiye’deki oyun sektörü aldığı yatırımlarla birlikte giderek büyümeye başladı. Yapay zekânın gelişmesi ve sektöre farklı alanların dâhil edilmesi sektörünün gelişmesini ve yaratılan oyun çeşitliliğinin artışını hızlandırdı. Dijital Oyun Tasarımı Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Eray Dinç, Türkiye’deki oyun sektörünün geldiği son noktayı anlattı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Hocam merhaba. Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>Tabii. Ben Doktor Öğretim Üyesi Eray Dinç, Beykent Üniversitesi Dijital Oyun Tasarımı Bölüm Başkanıyım, aynı zamanda Recontact Games kurucu ortağıyım. Sinema ve video oyunları entegrasyonunu sağlayan sinematografi k video oyunları geliştiriyorum. Uluslararası ödüller almış ve başarılar kazanmış oyunlar yapıyoruz ve yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p><strong>Size birkaç sorumuz var. Hem öğrencileri bilgilendirmek açısından hem de öğrencilerin sıklıkla konuştuğunu duyduğumuz konuları aydınlatmak açısından size bazı sorular yönelteceğiz ve aydınlatmanızı isteyeceğiz. İlk ve en önemli sorum, ‘Türkiye’de oyun sektörü bitti.’ cümlesini çok sık duyuyoruz. Türkiye’de oyun sektörü gerçekten bitti mi?</strong></p>
<p>Aslında başlamadı ve bu yüzden bitti zannediliyor. Türkiye’de bir sektör oluşumu yenilikçi, yaratıcı endüstrilerde biraz sancılı olur. Çok yeni zannedilse de Türkiye’de uzun yıllardır büyük yatırımlar alan ve büyük işler yapan oyun şirketleri var. Fakat sektörlerin ve şirketlerin kendi aralarındaki diyalogları oluşturma süreci yeni başlıyor. Bu noktada, bazı firmaların bu konulardaki tecrübesizlikleri, kapanmaları, farklı yönlere evrilmeleri, sektör deformasyona uğruyor gibi bir hissiyat verse de, bu başlangıcın bir göstergesi.</p>
<p>Üniversitelerle birlikte sektör yavaş yavaş kendi disiplinini, kurallarını ve dilini oluşturmaya başladı. Bitiyor denilen bu sektör yılda 200 milyar dolarlık bir alan sağlıyor ve bu kazanç “Oyun sektörü nasıl biter?” sorusunun da cevabı oluyor. Gitgide artan eğlence sektörünün bir parçası olan video oyunu sektörünün yıllık kazancı, sinema ve müzik gibi tüm eğlence sektörlerini geçiyor. Türkiye’deki bu durumun giderek belirginleştiği bir gerçek. O yüzden, eğitimlilerin sektöre girip kendi endüstrisini oluşturması, alaylıların da biraz yok olmasıyla beraber “sektör yok oluyor mu?” sorusunun cevabı biraz ortaya çıkıyor. Aslında bitmiyor, yeni başlıyor.</p>
<p><strong>Hyper-casual da çok konuşulan konulardan birisi. İsterseniz önce bu kavramı tanımlayalım. Hyper-casual, Türkiye’de en çok üretilen oyun türlerinden biriydi. Peki nedir bu kavram?</strong></p>
<p>Casual günlük demek. Hyper-casual ise artık günlüğün ötesinde, bir kahve veya otobüs kuyruğu beklediğimiz süreçte, çok kısa zamanda tüketebileceğimiz eğlence ürünlerine deniliyor. Bu müzik olabilir, yani bir şeyi beklerken müzik dinleyebilir, bir şeyler okuyabilir, sosyal medyayı inceleyebilir ya da oyun oynayabilirsiniz. Hyper-casual oyunlar, oyun mekanikleri kisvesi altında daha fazla reklam izletmeyi amaçlayan bir eğlence ürünü olarak ifade edilebilir. O yüzden çabuk üretilir ve tüketilir. Dünyada baktığımızda ise mobil oyun ve mobil cihazlarda, özellikle Türkiye’de hyper-casual oynayanlar oldukça fazla. Çünkü oyun vakit öldürmek için en önemli araçlardan biri.</p>
<p>Dediğim gibi bu oyunlar hızlı üretilir ve çabuk tüketilir; o yüzden oyun şirketleri bu tükenmeyi doğru analiz etmezlerse kendilerini de tüketirler. Şirketler her ay bir oyun çıkarmak zorundadırlar, çünkü üretimle çok uğraşılmaz. Oyunları ertesi gün de oynamayı sağlayacak minik bağlılıklar yaratmayı hedef gösteren o eğlenceyi de içinde barındırması gerekir. O yüzden, hyper-casual oyunlar bu noktada yavaş yavaş biraz daha vakit harcayacağımız, uzun yolda veya toplu taşıma kullanırken hikâyesiyle, oyun mekanikleriyle, uzunluğuyla bize eşlik edebilecek derinlikte oyunlar haline geldi. Günümüzde de sektör hem sırada beklerken beş-on dakika bakayım hem de birkaç saat vakit geçireyim şeklinde yaratılmış Hyper-casual yaklaşımına doğru evriliyor.</p>
<h4>“Biz sektör çalışanları ve eğitimciler olarak öğrencilere ne yapmaları gerektiğini değil, ne yapmamaları gerektiğini anlatıyoruz.”</h4>
<p><strong>Oyun sektörüne girmek istesek nasıl gireceğiz, nereden başlamamız gerekiyor?</strong></p>
<p>Oyun sektörü eğlence alanının en entelektüel seviyesi, bu yüzden alanı yazılımla birleştirmeniz gerekiyor. Bu süreçte daha önce çıkmış tüm sanatsal faaliyetlere biraz hâkim olmak, sinema, edebiyat, fotoğraf, mimari bilmek; aynı zamanda teknolojiden, yazılımdan anlamak ve ikisini birleştirebileceğiniz multidisipliner bir yapıya büründürmek gerekiyor. Oyun, sinemadan ve diğer alanlardan çok daha büyük bir ciddiyet ve iyi bir projelendirme bilinci gerektiriyor. O yüzden bu alanlara biraz ilgi duymak gerekiyor, çünkü oyun dediğimiz alan aynı zamanda etkileşimli sanatlardır. Oyun sektörü için multidisipliner biri olmak gerekiyor ve artık üniversitelerde dijital oyun tasarımı bölümleri var. Bence bunun bir eğitim olarak başlaması gerekiyor çünkü teknolojiyi, sanatı birlikte harmanlayabildiğin ve anlatıyı, sinemayı, yazılımı, teknolojiyi, kodlamayı iç içe geçirdiğin, sürekli yenilikleri takip etmek zorunda olduğun geniş kapsamlı bir disiplinden bahsediyoruz. O yüzden, alanın adı kadar kolay değil belki ama teknoloji ve sanatla iç içe yaşamayı seviyorsanız tercih edilebilir. Oyun tasarımının üniversitelerde okutulması ise çok önemli. Çünkü bu kararın erken yaşlarda verilmesi lâzım. İlerleyen yaşlarda karar verildiğinde ise internette öğrenme metotları bulunabilir. Günün sonunda ise her şey kendi içeriğini üretmek, kendi oyununu yapmak için bir yolculuğa çıkmayla başlıyor. Bu nedenlerle, benim birinci önceliğim, eğer gençseniz mutlaka bunun okulunu okumanız yönünde. Eğer ilerleyen yaşlardaysanız kendinizi geliştirerek, minik denemeler yaparak bir sonuca ulaşmaya çalışmanız beklenebilir.</p>
<p><strong>Çok karşılaştığım diğer sorulardan biri ‘Biz uygulamaları internetten öğreniyoruz, okula neden geleceğiz?’ oluyor. İşin takım çalışması ve sunum becerilerinin önemiyle ilgili bir tarafı da var değil mi? </strong></p>
<p>Kurs ve üniversiteyi çok karıştırıyorlar. Yazılımı gidip öğrenebilirler; ben öğrencilerimi öğrenmeleri gereken araçlar ve yazılımlar konusunda yönlendiriyorum zaten. Fakat üniversitenin bu noktadaki en büyük farklarından bir tanesi takım çalışmasını öğrenmek ve kendi fikrini, projelerini topluluk karşısında anlatmak, eleştiriyi aslında bir hakaret gibi anlamamayı öğrenmekten geliyor. Biz sektör çalışanları ve eğitimciler olarak öğrencilere ne yapmaları gerektiğini değil, ne yapmamaları gerektiğini anlatıyoruz ki bu çok önemli bir fark. O yüzden bir şeyleri üretmeye, proje yapmaya alıştırmaya, tamamen kişisel ve sektöriyel tecrübelerimizle onlara yol göstermeye çalışıyoruz. Bizim burada yaptığımız yazılım öğretmekten ziyade bir vizyon kazandırmak ve bu da YouTube üzerinden video ile yazılım öğrenmek gibi bir durum değil. Gelip burada doğrudan pişerek, proje üreterek, eleştirilerek, neler yapılıp yapılmamasını gerektiğini öğrenerek deneyimlenmesi gerekiyor. Bu yüzden arada çok fark var.</p>
<p><strong>Diğer bölüm öğrencilerinden bana, ‘Biz reklamcılık, psikoloji vs. okuyoruz ama oyun sektörüne girmek istiyoruz, dijital oyun tasarımıyla ilgileniyoruz, ne yapmalıyız?’ gibi sorular geliyor. Bu arkadaşlarımız bu sektörde yer alabilirler mi veya büyük şirketlerde çalışabilirler mi?</strong></p>
<p>Dijital Oyun Tasarımı bölümü üniversite içindeki tüm fakültelerle doğrudan ilişki içerisinde olan bir bölüm. Tıp, insan anatomisi, psikoloji, mimarlık, mühendislik, sinema, animasyon aklınıza ne geliyorsa bu alan için gerekli. Çünkü oyunlarda yeniden bir dünya yaratımı sağlıyoruz ve buradaki tüm disiplinler de bu yaratım için gerekli. Bu noktada mimarlık, şehir planlamacılığı okuyanlar için oyun tasarımı günün sonunda biçilmiş kaftan. Endüstriyel tasarımcılar için obje, yeniden nesne üretmek, moda ürünleri, karakter tasarımları yaratmak için doğrudan fırsatlar sunan bir alan. Özellikle sürdürülebilirlik anlamında da çok önemli çünkü herhangi bir maddeyle doğrudan bir ilişkiniz olmadan obje, ürün vs. tasarlayabiliyorsunuz ve içerik üretebiliyorsunuz. Bu nedenle bizim bu disiplinlere doğrudan ihtiyacımız var, biz zaten bunları kullanıyoruz. İnşaat firmaları, mimarlar, doktorlar, psikologlar vs. doğrudan işin içerisinde oldukları için, istemeseler de biz onları çağırıyoruz. Günün sonunda dönüşüm kaçınılmaz olacak ve bir mimar belki de hayatı boyunca sanal dünya ve video oyunlarında binalar üretmek, tasarlamak üzerine faaliyet gösterecek. Böyle bir katkısı ve deneyimi olan, kendi eğitimi ile ilgili karşılığı olduğunu düşünen herkes kendini oyun sektöründe bulacak. Bu kaçınılmaz çünkü dünya oraya gidiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2917 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_104915_-293x300.jpeg" alt="" width="293" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_104915_-200x205.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_104915_-293x300.jpeg 293w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_104915_.jpeg 396w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" /></p>
<p><strong>Bir oyunun kilit özelliği, oyunu sattıran budur veya oyun bunun üzerine kurulur diyebileceğimiz bir özelliği var mıdır?</strong></p>
<p>Sektörel adı USP (Unique Selling Point) olan, Türkçe’de “manşet içerik” diyebileceğimiz özelliğin olması gerekiyor. Aslında oyunların satıldığı belirli platformlar var. Örnek vermem gerekirse; App Store, Google Play, Steam gibi yerlerin editöryal yapıları var. Sizin bu editöryal yapılara, insanlara malzeme vermeniz lazım. Mesela benim yaptığım Recontact oyunlarında “İstanbul oyuna geldi”, “Şehri oyuna çevirdiler.” gibi manşetler var. Ben bu oyunları tasarlarken manşetler aklımdaydı ve USP dediğim şey de bu. USP dediğimiz işin içerisindeki oyun dinamikleriyle alakalı. Onlara malzeme verirseniz, editörler on binlerce oyun çıkan dünyanın içerisinde sizin farklılığınızı görür ve doğrudan mağazada ön plana çıkarır. Bu noktada da ekonomik anlamda kazanç sağlamanın önemli yollarından birisi, diğerlerinden farklı olma metodu olan USP’dir ve bunu bulmamız gerekiyor. Bu topraklarda yaşayan birisinin o kadar fazla USP’si var ki, ama özellikle buraları ve bu kültürü bilmesi lazım. Çünkü dünya eğlence alanı, sineması, müziği zaten buraları istiyor. Buralardan farklı tınılar çıkıyor, yani beslendiği yerler bu topraklar. Biz kendi yaşadığımız coğrafyada bunlara çok fazla hâkim olmadığımız için yine Avrupa, Amerika eğlence alanına buralardan bir şeyler bulmaya çalışıyor. Aslında biz buraları iyi bilip, tanıtıp, oyunlarımızı bu şekilde dünyaya pazarlasak çok daha başarı yaratan, USP’si olan oyunlar ortaya koyabiliriz.</p>
<p><strong>Yapay zekânın diğer işleri yapmaya başlayacağı, “İşsiz kalacağız, tasarımcıyız ama artık tasarım yapamayacağız vs.” gibi bir korku var. Bu iş nereye gidiyor, yapay zekâdan korkmalı mıyız?</strong></p>
<p>19.yy’da Daguerre, fotoğraf makinesi Daguerreotype icat ettiğinde ressamlar işsiz kaldık diyerek ayaklanmışlar. 1988 yılında dijital hesap makinesi çıktığı zaman, ‘hesap makinesi 19.yy’da Daguerre, fotoğraf makinesi Daguerreotype icat ettiğinde ressamlar işsiz kaldık diyerek ayaklanmışlar. 1988 yılında dijital hesap makinesi çıktığı zaman, ‘hesap makinesi yasaklansın’ diyen matematik hocaları, mühendislik okullarında hesap makinesinin yasaklanmasını talep etmiş. Günün sonunda farkındaysanız bunlar bizi hep hızlandırmış. Daguerreotype fotoğraf makinesi çıktığında aslında sanatı ve soyut sanatı, gerçeğin üstünü ortaya çıkarmamızı sağlamış ve insanlığın gelişmesine katkıda bulunmuş. Yapay zekânın bir hesap makinesinden öte bir şey olmadığını anlatmamız gerekiyor. O sadece bizi hızlandıran ve ürettiğimiz şeyleri geliştirmemiz için işimizi kolaylaştıran elementlerden bir tanesi. Daha önce kitaplar el yazmalarıyla çoğaltılırdı, matbaa çıktığında bu meslekler yok olmasın diye matbaayı durdurmaya çalışmadık. Bazı mesleklerin yok olması kaçınılmaz fakat kim bu dönüşümü iyi takip ederse, o kişi kendi mesleğini geliştirecek ve yeni ufuklara yelken açacak. O yüzden yapay zekâ, bir hesap makinesinden daha öte bir şey değil ve onu doğru kullanırsak doğru içerikleri üretebiliriz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-2918 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_105229_.jpeg" alt="" width="450" height="296" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_105229_-200x132.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_105229_-300x197.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_105229_-400x263.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu_10-6-2024_105229_.jpeg 450w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" /></p>
<p><strong>Buradan yola çıkarak soracak olursak; oyun sektörü</strong><strong> nereye gidiyor? Daha doğrusu bir yere gidiyor muyuz yoksa bir belirsizliğin içinde farklı yönlere mi hareket ediyoruz?</strong></p>
<p>Oyun dünyasında yapay zekânın birden fazla katkısı var. <a href="https://contextdergi.com/keceli-kalemden-yapay-zekaya-anlatinin-araclari/">Yapay zekâ</a>, MPS dediğimiz sanal karakterlerin gerçekmiş gibi tepki vermesi ve gerçek diyaloglar kurması konusunda büyük bir öncü oldu. Bir filmde senaryo yazıyorsunuz ve karakterlerin ne söyleyebileceğini siz bile tahmin edemiyorsunuz. Siz karaktere psikolojik, sosyolojik, fiziksel altyapılar kuruyorsunuz ve onlar artık rolünü oynuyor. Öyle bir döneme giriyoruz ki anlatı sanatı yepyeni bir boyut kazanacak ve tamamen tahmin edilemez hikâye sonları, yeni dağılımlar ve açılımlar olabilecek. Bu sürecin keyifli bir parçası da şu ki, üretim işin içerisinde kolaylaşıyor. Web3’ün de işin içine girmesi ki Web3 diyoruz ama Blockchain, Tokenomicsler hâlâ Web3 değil. Bir şeyi dikte ederek bir şey yaratamazsınız, bir isim veremezsiniz. Belki Web3 hiçbir zaman Blockchain çağı olmayacak, belki yapay zekâyla alakalı bir şeye biz Web3 diyeceğiz. Oyun dünyasında Tokenomicsler ve Blockchain teknolojileriyle birlikte hem oyun oynayarak para kazanabileceğimiz hem kendi ekonominizi oluşturabileceğimiz bir model arayışı içindeyiz. Oyun dünyası bu trendleri her zaman tartar ve kendi içinde oluşturur. Günün sonunda teknolojinin gelişmesi, oyun prodüksiyonlarının artması ile beraber aslında hâlâ tam gaz devam ediyor diyebiliriz.</p>
<p><strong>Blockchain’den bahsettik. Buradan yola çıkarak sormak istediğim bir soru var. Kolay para kazanmak için bu sektörle ilgilenenler var ve başka hiçbir amaçları yok. Böyle bir bakış açısı ile Blockchain’den bahsettik. Buradan yola çıkarak sormak istediğim bir soru var. Kolay para kazanmak için bu sektörle ilgilenenler var ve başka hiçbir amaçları yok. Böyle bir bakış açısı ile bu işe girip başarılı olunabilir mi?</strong></p>
<p>Ben para ile zengin olan veya para ile para yapan kimseyi tanımıyorum. Bir gün büyük bir para kazanan mutlaka ertesi gün o para kadar kaybetmiştir. Bu çok sağlıklı, üzerine inşa edebileceğiniz ve ekonomi yaratabileceğiniz bir alan değil. O yüzden ben hiçbir zaman bunun tavsiyesinde bulunmuyorum, yatırım tavsiyesi olarak da belirtmiyorum. Fakat dediğim gibi hangi sektörde olursanız olun, özellikle oyun sektörü küresel anlamda çok yüksek paraların kazanılabileceği, 160 ülkeye oyun ihraç edebileceğiniz bir alan. Burada ayaklarınızı sağlam temeller üzerine basıp, kendinizi geliştirebilirsiniz. Öte yandan Blockchain, Token, borsa bunlar tamamen bambaşka bir dünya içerisine giriyor.</p>
<p>Benim akademisyen olarak da sektörel olarak da tavsiye edebileceğim bir alan değil, çok riskli ve tehlikeli. Oyun dünyası bu noktada kumarhane, şans oyunları, iddia gibi şeylerden uzak durmak zorunda; bunlar oyun mekanikleri kullansa da bizim oyun sektörünün bir parçası değil. Çünkü video oyunlarında can, mal, para gibi herhangi bir gerçek kayıp yaşamamak zorundasınız. Bir oyunda gerçekten para kaybediyorsanız ona oyun demiyoruz, kumar diyoruz. O yüzden Tokenomics, Blockchain vs. yaklaşımlar gerçekten para kazanıp, para kaybettiğiniz bir dünya ve biz onları sektörümüzün bir parçası olarak göremeyiz.</p>
<p><strong>Apple Vision Pro ilgili bir soru sormak istiyorum. Yeni bir ürün olarak çıktı ama eski bir teknolojinin yeni bir yorumu diyebiliriz. Bunun sektöre getireceği bir yenilik olabilir mi? Mesela Meta Quest’te de ilginin arttığını görüyoruz, stoklar ve satışlar arttı. Bu bizim için yeni bir şey ifade ediyor mu?</strong></p>
<p>Apple’ın en büyük mottosu ‘yaşam stili’ satıyor olması. VR gözlük çok yeni değil diyoruz ama Apple kol saati takmayı bile yeniden trend haline getirdi ki saat endüstriyel anlamda en eski mesleki alanlardan biri. Apple Watch’tan sonra kol saati takma trendleri tamamen değişti. O yüzden Apple’ın Vision Pro ile getirdiği, bu alanda ne gibi yenilikler ve farklılıklar yaratabileceğini dünya kamuoyuna göstermesi ve ilgilenmeyenlerin bile ilgisini çekmesi üzerine oldu. Vision Pro şu an istenilen yerde değil ama gün gelecek Apple önündeki kameralardan değil tamamen cam üzerinden görebileceğimiz bir ürün dünyaya sunacak ve bunun birkaç ürün sonrasında olabileceği kesin.</p>
<p>Dünyanın buraya doğru gittiği dönemde eğitim, ulaşım alanında ve insan ilişkileri anlamında yeni dataları kullanabileceğimiz bir alan bu. Çünkü hiper kişiselleştirme dediğimiz bir kavram var ve alışveriş, insan ilişkileri, arkadaşlık, mesleki deneyimlerimiz, kısacası her şey değişiyor. Bu değişimi bir an önce göstermesi ve tanıtması anlamında önemli bir araç. Şu an bir yenilik sağlar mı bilmiyoruz ama dediğim gibi bütün firmalar bu ilhamı verecek. Beyaz eşya üreten veya oyun yapan bir firma, ikisi de bununla ilgili bir şeyler düşünmek zorunda. Bu trend, bu yeni yaşam biçiminin kapılarını ardına kadar açıyor. O yüzden Apple’ın yaptığı bu noktada önemli.</p>
<p><strong>O zaman biraz kişisel bir soru sormak istiyorum. Favori oyunlarınız hangileri?</strong></p>
<p>Aslında ben oyun yapmaya karar veren insanlara oyun oynamayı bırakın diyorum. Çünkü ilham alacağınız yerler sinema gibi alanlar. Sinema tarihine ve 1920-30’larda yapılanlara baktığınız zaman, o yıllarda bile ne kadar yaratıcı olunabileceğini görebiliyorsunuz. Sanat galerisi, müze gezdiğiniz zaman çok daha fazla ilham alabiliyorsunuz. Bu noktada, oyunların sanki bu alanın dışındaymış gibi görüldüğü gerçeğini birinci olarak ifade etmek gerek.</p>
<p>İkincisi ise, hem sinema anlamında hem de oynadıktan sonra gerçekten entelektüel olarak geliştiğimi hissettiğim oyunlarda kendimi çok iyi hissediyorum. Mesela Ghost of Tsushima’da, 13.yy Japonya’sındaki samurayların nasıl yaşadığını gerçekten öğrendim. God of War oynayarak yunan mitolojisi ve tanrıları, kurmaca olsa da diyalog kurarak tanıdım. Red Dead Redemption 2 ile beraber Western tutkumu bir anda orada yaşayarak, yaşam biçimlerinin nasıl olabileceğini, eğlence ve kültürü gözlerimle gördüm. O yüzden, kendimi geliştirebildiğim bu tür oyunlar beni cezbediyor.</p>
<h4>“Dijital Oyun Tasarımı öğrencilerini sayısal puanla alıyoruz. Analitik düşünce yapısıyla gelişmiş öğrencinin bize dâhil olması benim için çok daha önemli çünkü sanat ve iletişim, matematik bilgisiyle yapılır.&#8221;</h4>
<p><strong>Bildiğiniz üzere, Dijital Oyun Tasarımı Bölümü İletişim Fakültesi bölümlerinden bir tanesi. Bu bölüm neden İletişim Fakültesi çatısı altında eğitim veriyor?</strong></p>
<p>Sanatın iletişim tarihinin bir parçası olduğunu gözden kaçırıyoruz. Günün sonunda Rönesans dönemindeki resimlere baktığınız zaman, aslında onlar o dönemin billboardları ve propaganda araçlarıydı. Kiliseleri süsleyerek din propagandası yapılıyordu; toplumsal kralların, aristokratların reklamlarının yapılması için yapılan afişler ve panolar vardı ama o zamanlar resim olduğu için o kullanılıyordu. Sanat tarihinin bir parçası sayılan mağara resimleri bile aslında iletişim kurmak için oluşturulmuş.</p>
<p>Sanat tarihi dediğimiz kavram iletişim tarihinin bir parçası. Bu noktada, bizim ülkemizdeki en büyük eksiklerden biri sanatı, iletişimle birleştiremiyoruz. Bizim yapmak istediğimiz ise, iletişim fakültelerinde, uluslararası mecralarda üretilebilecek ürünler ortaya çıkarmak. Ayrıca biz Dijital Oyun Tasarımı öğrencilerini sayısal puanla alıyoruz. Analitik düşünce yapısıyla gelişmiş öğrencinin bize dâhil olması benim için çok daha önemli çünkü sanat ve iletişim, matematik bilgisiyle yapılır. Bununla düşündüğünüz zaman, bunu alanınıza doğru bir şekilde entegre edebilirsiniz. Biz böyle bir farklılık sunuyoruz; diğer üniversiteler bu bölümü Güzel Sanatlar Fakültesi veya Mimarlık Fakültesi bünyesinde açıyor. Bizim ise doğrudan iletişim fakültesinde yer alma sebebimiz bu. Çünkü bu iletişim tarihinin bir alanı ve üretilen ürünün iletişim metotları kullanılarak dünyaya pazarlanması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Son olarak, Dijital Oyun Tasarımı bölümünden mezun olmamış ama bu sektörde çalışmak isteyenlere verebileceğiniz bir tavsiye var mı? </strong></p>
<p>Diyelim ki Dijital Oyun Tasarımı bölümünde okumadınız, yine de bu sektörün bir parçası olabilir misiniz, tabii ki. Çünkü bu bir ürün ve bu ürünün pazarlanması için çok önemli stratejiler geliştirilmesi gerekiyor. Klasik tanıtım metotları olsa da oyun dünyasının kendine ait pazarlama yöntemleri var. Fakat bu noktada, İletişim Fakültesi mezunu öğrenciler de kendilerini biraz bu yönde geliştirirse, doğrudan oyun firmalarının en önem verdiği pazarlama, tanıtım, halkla ilişkiler noktalarında faaliyet gösterebilir. Kısacası, tecrübe ve yeteneklerini oyun sektörüne yönlendirebilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/gelecegin-sanati-dijital-oyun-tasarimi/">Geleceğin Sanatı: Dijital Oyun Tasarımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/gelecegin-sanati-dijital-oyun-tasarimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
