<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>teknoloji arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/teknoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/teknoloji/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 19:03:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Hem Kahraman Hem Suçlu: Sarı Boya Mekaniği</title>
		<link>https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 21:07:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[game design]]></category>
		<category><![CDATA[Ghost of Yotei]]></category>
		<category><![CDATA[God of War]]></category>
		<category><![CDATA[hikâye anlatıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Horizon Zero Dawn]]></category>
		<category><![CDATA[interaktif anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[keşif mekanikleri]]></category>
		<category><![CDATA[level design]]></category>
		<category><![CDATA[oyun eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[oyun kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[oyun mekaniği]]></category>
		<category><![CDATA[oyun tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[Playstation oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[QoL özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Resident Evil 2 Remake]]></category>
		<category><![CDATA[sarı boya mekaniği]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[The Stanley Parable]]></category>
		<category><![CDATA[video oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4412</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Baran Sönmez “Sarı Boya Mekaniği oyuncuların, oyunun sürüklediği rotayı takip etmesini sağlamak amacıyla çıkılacak yolculuğu işaretlemesine denir. Bu mekaniği, balta girmemiş bir ormanda önünüzde palayla yol açan kâşifi n bıraktığı izlere benzer. Ancak bu sefer kâşifi değil, oyun yapımcısının bu hikâyeye deneyimlememiz için bıraktığı belirli belirsiz izleri takip ederiz.” Bir anlatı sanatı olan video oyunları,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/">Hem Kahraman Hem Suçlu: Sarı Boya Mekaniği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Baran Sönmez</strong></em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Sarı Boya Mekaniği oyuncuların, oyunun sürüklediği rotayı takip etmesini sağlamak amacıyla çıkılacak yolculuğu işaretlemesine denir. Bu mekaniği, balta girmemiş bir ormanda önünüzde palayla yol açan kâşifi n bıraktığı izlere benzer. Ancak bu sefer kâşifi değil, oyun yapımcısının bu hikâyeye deneyimlememiz için bıraktığı belirli belirsiz izleri takip ederiz.”</span></p></blockquote>
<p>Bir anlatı sanatı olan <a href="https://contextdergi.com/video-oyunlarinin-ozgurluk-hareketi-modifikasyonlama/">video oyunları</a>, insanları eğlendirmenin yanı sıra bir hikâye anlatıcılığı misyonu da üstlenir. Hikâyeye, oyunu bir bütün haline getiren diğer ögeler kadar önem vermese de içinde bir sürükleyicilik, bir bağlam ve tasarımsal bir bakış açısı taşır. Tıpkı bir filmde, kitapta, dizide ya da yazıda olduğu gibi bu anlatı da oyuncuyu içeride tutacak bir kancaya, oyuncuyu edilgen halden aktif, katılımcı hale getirecek bir mekaniğe ihtiyaç duyar. Bu tasarımsal temele dahil edilebilecek birçok özellik bulunur. Görsel tasarım, oynanışı düzenleyen mekanikler, ses tasarımı bunlara verilebilecek örneklerdendir. Ama oyuncuyu evrene sokacak en değerli tasarımsal dokunuşlardan biri de QoL (Quality of Life) özellikleridir. Bu özelliğin amacı bir bütün olan evrene ve mekaniklere dokunmayı arzulayan oyuncuların bu arzusunu mümkün kılmak ve bu sayede oyuncuların deneyimini kolaylaştırmak, memnuniyet seviyesini arttırmaktır.</p>
<p>Bu özelliklerin son yıllarda en popülerleşmiş çözümlemelerinden biri de Sarı boya olarak karşımıza çıkar. Sarı boya, doğrudan bir görsel işaretleyici işlevi görür. Buraya tırman, şuradan geç der. Yani nesnelerin kullanılabilirliğini görünür kılar. Sarı rengin seçimi ise asla tesadüfi değildir. Sarı renk, yüksek parlaklığı ve kontrastıyla düşük ışıkta dâhi fark edilir. Toprak, taş, ahşap gibi nötr dokularda göze çarpma olasılığı yüksektir. Böylece oyuncu karmaşık bir sahnede, ona gideceği yolu gösteren, dünyayı etkileşilebilir kılan hedeflere, nesnelere ve yollara yönelik bilgiyi hızla oyun evreninin yapısından ayırır. Bu yöntem; evrene yeni dalan ya da video oyunlarını fazlasıyla deneyimlememiş oyuncular için yararlı ve sıklıkla görülen bir çözümleme yöntemi olsa da deneyimli oyuncuların yarattığı topluluklar arasında büyük tartışmalara da sebep olur.</p>
<p>Oyuncuların, oyunun sürüklediği rotayı takip etmesini sağlamak amacıyla çıkılacak yolculuğu kılavuzu olan bu mekanik yaklaşım, balta girmemiş bir ormanda önünüzde palayla yol açan kâşifi n bıraktığı izlere benzer. Ancak bu sefer kâşifi değil, oyun yapımcısının bu hikâyeyi deneyimlememiz için bıraktığı belirli belirsiz izleri takip ederiz. Tasarımcılar özellikle sarı rengi, oyunun atmosferinden kopuk olmayacak şekilde, örneğin; kapı aralıklarından sızan ışıklarla, yol kenarındaki lambalarla, rüzgârda sallanan bayraklarla, toz zerrelerinin akışıyla veya ses ipuçları ile kullanır.</p>
<p>Böylece, işaretler öne çıkmadan oyuncuyu yönlendirir, oyuncu hem keşif duygusunu yaşar hem de akış bozulmaz. Özellikle büyük bütçelerle geliştirilen, tek oyunculu hikâye odaklı yapımlar, daha kitlesel bir perspektiften geliştirildiği için bu mekanikten sıkça faydalanır. Bu mekaniğin en iyi örneklerini video oyunlarına ilgisi olanlar ya da büyük yapımlardan; <em>God Of War, Resident Evil II Remake, Final Fantasy VII Remake, The Stanley Parable </em>ve<em> Horizon Zero Dawn</em> gibi oyunlardan en azından birini deneyimlemiş oyuncular, hatırlayacaktır.</p>
<p>Playstation’un efsane serilerinden, farklı ve yaratıcı şekillerde tanrıları katlettiğimiz <em>God Of War</em> (2018) adlı oyunda sarı boya, beyaz tebeşir izleriyle kendini gösterir. Oyuncu bu işaretli alanları takip ederek aslında hikâyeyi de takip eder, tepeleri tırmanarak zayıf noktalara saldırır. Bu tür işaretler, özellikle anlatı temposu yüksek sahnelerde yani kovalamaca, çöküş sekanslarında oyuncunun panikle yanlış yola sapıp ritmi öldürmesini engeller.</p>
<div id="attachment_4415" style="width: 269px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4415" class=" wp-image-4415" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952.png" alt="" width="259" height="426" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952-183x300.png 183w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952-200x328.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/the-stanley-parable-context-e1778703681952.png 369w" sizes="(max-width: 259px) 100vw, 259px" /><p id="caption-attachment-4415" class="wp-caption-text"><em><span style="font-size: 8pt;">The Stanley Parable</span></em></p></div>
<p>Ancak geniş alanlı keşif bölümlerinde aynı yoğunlukta işaretleme yapmak, oyuncuyu oyuna karşı edilgen de hissettirebilir. Dolayısıyla “nerede ve ne kadar” soruları ve bu sebeple oyun içerisindeki denge sarı boya ile tasarımınının merkezindedir. Bu abartılı ve dengesiz kullanımı gördüğümüz en önemli örneklerden biri de <em>Resident Evil II: Remake</em> adlı oyundur. Zombi kıyameti senaryosu ardından şehirden kaçmaya çalışan polis memuru Leon S. Kennedy ve üniversite öğrencisi Claire Redfield’in hikâyesini deneyimlediğimiz <em>RE2R</em>, bu mekaniği çok keyfî ve rastgele bir biçimde kullanarak tartışmaların hedefi olmuştur. Oyuncunun kırabileceği hazine kutuları, kendini savunmak için itebileceği dolap ve eşyalar, ahşap ile kapatabileceği cam çerçeveleri ve bazı tırmanma alanlarının sürekli olarak oyuncunun gözüne girmesi dengeyi bozmuş, kimi oyunculara göre rahatsız edici olmuştur. Oyunculardan aldığı geri dönüşle serinin diğer oyunlarında bu hataya düşmeyen oyun yapımcısı Capcom, aslında bu mekaniğin suistimalinin en önemli örneklerinden birini ortaya koymuştur.</p>
<p><em>The Stanley Parable</em> adlı oyun ise bu mekaniği satirik ve esprili biçimde kullanır. Bir anlatıcının sesinin takip edildiği oyunda ana karakter Stanley’nin, yani bizim, ne olursa olsun oyunun hikâye akışını belirleyen sarı çizgiyi takip etmesi gerektiği sıkça hatırlatılır. Ancak oyuncu, çizgiyi takip etmeyi bırakıp, doğrusal akıştan koparak farklı sonlara giden rotalar açılabilir durumdadır. Her rota dışına çıkıldığında anlatıcı streslenir, sinirlenir, hatta bazen Stanley’i azarlamaya başlar.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“The Stanley Parable oyununda sarı boya, diğer oyunların aksine yalnızca doğrusal bir rehber değil, özgür iradeyi, oyuncu ve anlatıcının çatışmasının sembolü olarak kullanır. İşaretin varlığı, itaatle isyan arasındaki gerilimi görünür kılar.”</span></p></blockquote>
<h2>Çizgiyi İzlemek</h2>
<p>Çizgiyi izlemek bir tasarım tercihi kadar da bir anlatım aracı olarak doğrusal akış karşısında isyan etme alternatifini temsil eder. Günümüzde oyun topluluğu bu konuya dair ikiye bölünmüş durumdadır. Bir taraf interaktif bir anlatı aracı olarak hikâyeyi deneyimlemek isteyen oyuncular için gerekli olduğunu savunurken diğer taraf bu mekaniğin oyuncuları aptallaştırdığını savunur. Bu görüşün altında oyunlarda rotaları bulma işleminin tamamen oyuncuya bırakılması gerekliliğine dair düşünce yatar. Sarı boya gibi yardımcı mekanikler, oyuncuların keşfetme duygusunu engeller ve oyuncuyu edilgen hale getirir. Bu düşünce taraftarları keşif döngüsünü oyunun ana hikâye tematiği ve hatta ödülü olarak görür. Bulmacayı bulmak kadar onu çözmek de oyunun amacıdır. Dolayısıyla fazla görünür ipuçları, kendi başına keşfetmenin hazzını azaltır, dünya düzleşir.</p>
<p>Bu görünüşün aksine düşünenlere göre de sarı boya gibi mekanikler zararsızdır. Bazı oyuncuların gerçekten bu özellikten yarar sağladığını savunur. Her oyuncu aynı seviyede video oyunlarını deneyimlemediği için daha rahat bir deneyim isteyen veya yol bulma gibi mekaniklerde zorlanan oyuncular için bu kolaylaştırmalar kullanıcı deneyimi açısından olumlu ve yardımcı bir niteliğe sahiptir. Her iki argümanın da haklılık payı vardır. 2025’te yayımlanan Japonya’da bir savaşçıyı canlandırdığımız <em>Ghost of Yotei</em> adlı oyun sarı boya mekaniği kullanmayarak bu tartışmaya yeni bir boyut kazandırmıştır. Oyunda diğerlerinin aksine tırmanılabilir alanları gösteren herhangi bir işaretlendirme sistemi bulunmamaktadır.</p>
<p>Bu nedenle sosyal medyada, oyuncuların çaresizce etrafa bakındığı ve nereye tırmanabileceklerini bulamadıkları videolar dolaşıma girmiştir. Ben de amatör bir oyun tasarımcısı olarak birtakım çözüm önerilerinden faydalanıyorum. Bunlardan ilki “Adaptif Görünürlük.” Bu şekilde düzenlenmiş sarı boya mekaniği, oyuncu 15-30 saniye aralığında aynı mekanda takılı kaldığında belirir. Ritmi bozmadan ikinci planda bekler.</p>
<p>Bir diğeriyse seçime dayalı sarı boya mekaniği ayarıdır. Ayarlar menüsünde “İşaret yoğunluğu: Kapalı / Az / Orta / Yüksek” gibi seçeneklerle oyuncuya tercihinin sorulması belki de bu iki görüş arasında bir köprü kurarken oyuncuya özdüzenleme fırsatı sağlar. Bir başka çözümleme ise Telemetry-Based Balancing / Telemetri ile dengelemedir. Oynanış verilerinden “Navigation Bottleneck Heatmap (Isı Haritası)” üretilip sarı işaretler en sorunlu noktalara minimal şekilde yerleştirilebilir.</p>
<p>Sonuç olarak sarı boya ne tek başına kahraman ne de tek başına suçludur. Doğru doz, bağlam ve süreklilikle uygulandığında keşfi öldürmeden rehberlik eder, erişilebilirliği artırırken estetiği zedelemez. Asıl mesele oyuncunun kendi yolunu bulduğunu hissetmesidir. Tasarımın görünmezliği burada başlar. İşaret vardır, ama oyunun ritmine hizmet ettiği için fark edilmez. Hikâye, sadece varlığıyla değil nasıl deneyimlediğiyle de şekillenir. Belki de bu yüzden hikâyeler, hayatın kendisi kadar değerlidir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/">Hem Kahraman Hem Suçlu: Sarı Boya Mekaniği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/hem-kahraman-hem-suclu-sari-boya-mekanigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Risk Toplumunda Bilim İletişimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 11:03:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstri Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ulrich Beck]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3626</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen İllüstrasyonlar: Sıla Gündüz Günümüzde karşılaştığımız risklerin yaratabileceği tahribatın ne kadar farkındayız? Tehlikede miyiz? Korkuyor muyuz? En önemlisi, gerçekten emniyette miyiz? 1944’te Almanya’da doğan Ünlü Sosyolog Ulrich Beck’e göre yaşadığımız toplum, geçmiş yüzyıllardaki toplumsal yapılardan farklı olarak “korku” ve “bilinmezlik” duygusunun egemen olduğu bir döneme evrilmiş durumdadır. Beck, bu dönüşümü “risk toplumu” olarak adlandırır  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/">Risk Toplumunda Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></strong></h1>
<h1><img decoding="async" class="size-full wp-image-3644 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1-scaled.jpg" alt="" width="1829" height="2560" /></h1>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyonlar: Sıla Gündüz</em></p>
<p>Günümüzde karşılaştığımız risklerin yaratabileceği tahribatın ne kadar farkındayız? Tehlikede miyiz? Korkuyor muyuz? En önemlisi, gerçekten emniyette miyiz? 1944’te Almanya’da doğan Ünlü Sosyolog Ulrich Beck’e göre yaşadığımız toplum, geçmiş yüzyıllardaki toplumsal yapılardan farklı olarak “korku” ve “bilinmezlik” duygusunun egemen olduğu bir döneme evrilmiş durumdadır. Beck, bu dönüşümü “risk toplumu” olarak adlandırır ve 1989’da yayımladığı kitabıyla bu kavramı derinlemesine anlatır.</p>
<p>Beck’in yaklaşımına göre modernleşme tek bir dönemden ibaret değildir. Nasıl ki 19. yüzyılda modernleşme, kemikleşmiş tarım toplumunu tasfiye edip sanayi toplumunu ortaya çıkardıysa, bugün de sanayi toplumu modernliğin sürekliliği dahilinde başka bir biçime, yani risk toplumuna dönüşmektedir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Beck tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin ilk yarısını “klasik sanayi toplumu” olarak adlandırır. İkinci yarısının ise modernleşme, bilim ve teknolojik gelişmelerin hızlı bir şekilde ilerlemesi ile “risk toplumuna” dönüştüğünü söyler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Risk her dönemde vardı ancak Beck’e göre sanayi toplumuyla birlikte risklerin boyutu, içeriği ve etkileri tamamen değişti. Tarım toplumunda karşılaşılan riskler genellikle yerel, sınırlı ve öngörülebilirdi. O dönemde insanlar açlıkla veya kıtlıkla mücadele ediyordu. Bugün ise düzenli endüstriyel üretim, açlığı azaltırken yerini küresel çapta sorun teşkil eden daha tehlikeli belirsizliklere bıraktı.</p>
<p>Sanayi toplumuyla birlikte maddi refah artışı, kapitalizmin büyüyen sermayesi ve teknolojinin hızı, çok boyutlu ve öngörülemez riskleri de beraberinde getiriyor. Bu riskler yalnızca bireyleri değil, tüm insanlığı etkileyen küresel sonuçlar doğurabilecek, saatli bir bomba gibi kapımızda bekliyor.</p>
<p>Christoph Kolomb’un Amerika’ya yaptığı keşif yolculuğunda aldığı risk sadece kendisini ve mürettebatını ilgilendiriyordu. Ancak günümüzde nükleer bir kazanın, radyoaktif bir sızıntının, biyogenetik bir müdahâlenin sonuçları yalnızca bir ülkeyi değil, tüm dünyayı geri dönülmez şekilde etkileyebilecek bir güce ulaşmış durumda. Teknolojinin hızlı ve kontrolsüz gelişimi, üretimin artışı ve medyanın toplumlar üzerindeki etkisi, riskleri bireysel olmaktan çıkarıp küresel bir tehlike haline getiriyor. Kanada’daki bir felaket İskandinavya’yı etkileyebiliyor, atmosfere yayılan çeşitli kimyasal gazlar, asit yağmurları hâlinde geri döndüğünde tüm dünya tehlike altına girebiliyor. Sanayi toplumunun üretim süreçleri yalnızca mal üretmiyor, aynı zamanda risk de üretiyor.</p>
<p>Beck’e göre modern toplumda yaşamak artık başlı başına riskli bir kavramdır. Çünkü klasik sanayi toplumunun tahmin edilebilir ve düzenli yapısının yerini belirsiz bir dünya alıyor. Bu belirsizlik içinde yaşamak, insanlarda korku ve endişeyi büyütürken güvende olma ihtiyacını da artırıyor. Tıpkı teknolojik gelişmelerin yarattığı tehlikeler gibi bilimin büyüsü de böyle bozuluyor. Risk toplumunda, bilim insanları da ürettikleri bilginin doğurabileceği tehlikeleri denetleyemez hâle geliyor. Örneğin biyoteknoloji, hastalıkların tedavisi için çığır açıcı çözümler üretirken aynı zamanda genetiği değiştirilmiş organizmaların ekolojik dengeyi bozma riski veya biyolojik silahların geliştirilmesi gibi ciddi tehditleri de beraberinde getiriyor. Beck, risk toplumunda bilimin paradoksunu şöyle açıklar: “Modern toplum, riskleri üretirken aynı zamanda onları denetleme vaadinde bulunur; ama bu riskler öngörülemez ve kontrol edilemez hâle gelir.”</p>
<p>2015 yılında hayatını kaybeden Ulrich Beck, belirsizlikler ile baş başa kalan risk toplumu insanlarının, geçmiş yıllarda yaşadığı pandemi sürecine şahit olamamış ancak ortaya attığı “risk toplumu’’ kavramı ile kendisi sık sık atıfta bulunulan bir isim olmuştu. 2019’da Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan, tüm dünyanın etkilendiği ve 7.010.681 hastanın hayatını kaybettiği Koronavirüs pandemisi, yakın zamanda küresel çapta yaşadığımız en büyük virüs salgınıydı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>21. yüzyılın başında bilim ve teknolojinin sağladığı ilerlemeler, sağlık alanında büyük umutlar vaat ediyordu. Antibiyotikler, aşılar, genetik mühendislik… Tüm bunlar hastalıkları yok edebileceğimizi düşündürüyordu. Ancak bir virüsün Çin’in bir şehrindeki hayvan pazarından çıkıp, haftalar içinde dünyanın dört bir yanına yayılması, küreselleşmenin ve modern teknolojilerin ulaştığı risk boyutunu gözler önüne sermişti. Haftalarca evlerimize kapandığımız, yakınlarımızı kaybettiğimiz bu zorlu süreçte bilim insanları tedavi, aşı ve bilgi üretmek için mükemmel bir hızda çalışıyorlardı. Hepimiz televizyon karşısında olan biteni dinliyor, korku ve endişe ile yazılı medya ve sosyal medyadan süreç hakkında bilgi almaya çalışıyorduk. Ancak medyada sık sık değişen açıklamalar, dezenformasyonun artması ile doğru bilgiye ulaşımın zorlaşması, evrimleşen virüs haberleri, çelişkili önlemler, halkın gözünde bilimsel bilginin istikrarlı ve güvenilir imajını zedeledi. Pandemi sürecinde bilim insanlarına ve kurumlara duyulan güven dünya genelinde sarsıldı. İnsanlar aşıların etkili olup olmadığına, virüsün nereden çıktığına, alınan önlemlerin işe yarayıp yaramadığına dair derin bir şüpheyle karşı karşıya kaldı. Fakat resme büyük çerçeveden bakıldığında, bilim her ne kadar riskleri üretse de bu riskleri fark edebilmemiz ve yönetebilmemiz için yine bilimin kendisine ihtiyaç duyuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3645 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-17-Tem-2025-16_03_38-kopya.jpg" alt="" width="1536" height="1024" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir <i>Yin Yang</i> gibi sorunu da çözümünü de içerisinde barındıran bu durumun üstesinden gelebilmek için ise bilim iletişimi her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Risk toplumunda iletişim ne kadar şeffaf yapılır ve toplumla arasındaki mesafe empati yoluyla kapatılırsa, karşılaşabileceğimiz belirsiz tehlikelerle baş etme yöntemlerimizi de o kadar hızlı ve etkili geliştirebiliriz. Riskler her dönemde var olmuştur ve var olmaya devam edecektir; bu sebeple bilim iletişiminde hem risklerin kendisi hem de bu risklere karşı alınabilecek önlemler topluma açık ve anlaşılır bir şekilde aktarılmalıdır. Örneğin; nükleer enerji, modern toplumlara önemli katkılar sunarken aynı zamanda ciddi riskler de barındırır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Düşük karbon salımı iklim değişikliğiyle mücadelede bir araç olarak öne çıkar ve kesintisiz, yüksek miktarda elektrik üreterek modern yaşamın ihtiyaçlarını karşılar. Ancak dezavantajlarına gelindiğinde 39 yıl önce yaşanan Çernobil Faciasından bahsetmek daha doğru olacaktır: 26 Nisan 1986’da Sovyetler Birliği’nde, Ukrayna’nın Pripyat kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlama dünyanın en büyük nükleer kazalarından biriydi. Reaktör patlaması sonucu oluşan radyoaktif serpinti yalnızca Sovyetler Birliği’ni değil, Avrupa’nın büyük bölümünü etkileyerek yüz binlerce insanın tahliye edilmesine ve çevresel kirliliğe yol açtı. Yıllar süren sağlık taramaları ve araştırmalar, özellikle tiroid kanseri başta olmak üzere radyasyona bağlı hastalıklarda yıllarca etken rol oynamıştı. Nükleer enerji ve hayatımızda öngörülemeyen tüm risk kaynaklarının yararları ve tehlikeleri konusunda şeffaf bir iletişim yürütmek, halkın karar alma süreçlerine katılımını güçlendirir ve güven ortamını pekiştirecektir.</p>
<p>Bilimsel yöntemler bugün riskleri tümüyle ortadan kaldırmakta zorlanıyor olabilir; ancak bu risklerin fark edilmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi yine bilimsel düşünce ve etkin bilim iletişimi sayesinde mümkün olacaktır. Dünya nüfusu hızla artarken beslenme, sağlık, enerji ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için bilim ve teknolojinin gelişmesi bir zorunluluktur. Tarımsal verimlilikten modern tıbba, yenilenebilir enerji kaynaklarından iletişim teknolojilerine kadar pek çok yenilik, insanlığın artan ihtiyaçlarını karşılamak için gereklidir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bilim iletişimi, toplumla bilim arasındaki mesafeyi azaltırken bizlere düşen en büyük görev ise medya okuryazarlığıdır; çünkü toplumun doğru bilgiye erişebilmesi, kaynakları eleştirel süzgeçten geçirebilmesi ve yanlış ya da eksik bilgilere karşı direnç geliştirebilmesi, bilim iletişiminin etkili olmasını ve toplumsal güven ortamının oluşmasını sağlar. Bu ortamın oluşmadığı senaryo ise risk toplumunda karşı karşıya olduğumuz tehlikelerin getirilerinden daha büyük olcaktır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bilim ile toplum arasındaki mesafenin artması yalnızca bireysel belirsizlikleri değil, toplumsal düzeyde korkuyu, sahte bilimi ve komplo teorilerini besleyerek daha büyük risklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu nedenle bilim iletişimi yalnızca bilgiyi aktarmak değil, toplumu ortak bir paydada buluşturarak risk toplumunda gerçek bir emniyet duygusu yaratmak adına en güçlü araçtır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/">Risk Toplumunda Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 12:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[ChatGPT]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3513</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen, Melisa Güven Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.   Melisa Güven: Elif  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen, Melisa Güven</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3520 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<blockquote><p>Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Melisa Güven:</i></b> <b>Elif Hocam öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.</b></p>
<p><b><i>Elif Karakoç Keskin:</i></b> Elbette. Merhabalar, hoş buldum. Ben Doktor Öğretim Üyesi Elif Karakoç Keskin. Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısıyım ve Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğretim üyesiyim. Aynı zamanda da Yapay Zekâ Politikaları Derneği’nde (AIPA) Medya ve İletişim Komisyonu Başkan Yardımcısıyım. Yeni medya, dijital iletişim, insan ve makine iletişimi gibi çalışma alanlarında akademik yayın ve faaliyetlerimi sürdürüyorum.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>İletişim alanında çalışmalar yapan bir akademisyensiniz aynı zamanda. Son yıllarda </b><b>yapay zekâ ile ilgili gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? </b><b>Yapay zekânın akademik alana etkilerini sormak isteriz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabii, aslında pek çok etkiden bahsedebiliriz. Fakat benim aklıma ilk olarak bilimsel yayıncılık sürecinde bilgiye erişim noktasındaki etkileri geliyor. Çünkü artık akademi hiç olmadığı kadar hızlı bir bilimsel metin üretme, düzenleme ve dil bariyerine takılmadan bu süreci yönetebilme seviyesinde. Araştırma sürecinin en temel parçalarından olan; literatür tarama, ulaşma, üretme, özetleme hatta yazma noktasında yapay zekâ alternatifleri bulunmakta. Sadece literatürü araştırırken değil, veri analiz sürecinde de yapay zekâ araçlarından söz etmek mümkün. Akademik anlamda bilimsel yayın üretim sürecindeki o rutin görevler neredeyse tamamen otomatize hale gelmeye başladı. Bununla bağlantılı olarak son yıllarda öğrenme ve öğretme süreçlerinde yapay zekâ ile ilişkili metotlar kullanıldığını görmekteyiz. Ders içeriklerinin, materyallerinin oluşturulması akla gelen ilk örneklerden birkaçı. Bunlar akademide hızlı üretim açısından faydalanılabilir yönleri. Bu olumlu yönlerin beraberinde getirdiği bazı olumsuz taraflar da mevcut. Akademik üretimi hızlandırıyor, ancak intihal sorunu başlıyor. Akademik dürüstlük ihlal ediliyor ve yeni araştırma alanları, yeni araştırma konuları getiriyor; “Yapay Zekâ Etiği” gibi. İletişim alanında yeni bir iletişim kategorisi var artık: “Makinelerle iletişim” ya da “İnsan-makine iletişimi”. Bu iletişim kategorisini yaratan şey ne? Klasik iletişim sürecinin dönüşüme uğraması. Nasıl dönüşüme uğruyor? Nedir klasik iletişim süreci? Bir gönderici vardır, bir de alıcı. Birbirlerine mesaj gönderirler ve aslında bir anlam üretirler. Çünkü iletişim bir anlam üretme işidir. Biz burada teknolojiyi mesajların gönderilmesine aracı olarak konumlandırıyorduk. Fakat bugün kullandığımız ChatGPT gibi, diyalog kurduğumuz iletişimsel yapay zekâ araçları ile anlam üretme süreci bireyler ile makineler arasında gerçekleşmeye başladı. Dolayısıyla “Yapay zekâ sadece bir araç değil de iletişimin aktif bir katılımcısı haline mi geldi?” gibi sorular, akademide üzerinde durduğumuz yeni alanlar ve yeni araştırma konuları haline gelmiş durumda. Hem riskler hem fırsatlar açısından çok çeşitli etkilerden söz etmemiz mümkün.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3515 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png" alt="" width="2000" height="597" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-200x60.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-300x90.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-400x119.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-600x179.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-768x229.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-800x239.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1024x306.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1200x358.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1536x458.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png 2000w" sizes="(max-width: 2000px) 100vw, 2000px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i> İletişim fakülteleri genelde mesaj üretme ve ileti tasarımı üzerinden ilerliyor. Bir taraftan da televizyondan beridir araç olmaları tartışılıyor. Bence yapay zekâ araç konumunda fakat bir geri bildirim alma durumu söz konusu. Sizce iletişim sürecinde yapay zekâ nerede konumlanıyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çok farklı yaklaşımlar bulunmakta. Ama uzun yıllardır “insan ve makine iletişimi” dediğimiz bir kategorinin var olduğundan söz edebiliriz. İletişim kurduğumuz makine ile aslında gerçek bir dünya etkileşimi kurmuyoruz; tamamen sanal bir etkileşim. Ama o sanal iletişimde de bir anlam üretme süreci söz konusu. Dolayısıyla makinelerle yeni bir iletişim kategorisinin var olduğunu söyleyen araştırmacılar, bu fikre katılıyorlar. Yani artık makinenin (yapay zekânın), iletişim sürecinin gerçek katılımcısı (birey) tarafından bir aktör olarak konumlandığını söylüyorlar.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani paradigma değişti.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Aynen öyle. Yani o iletişim sürecinin değiştiği yönünde fikir beyan eden araştırmacılar var.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>O zaman orada da yeni bir çatışma türeyecek.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bizim için yeni bir tartışma alanı, daha doğrusu yeni araştırma konuları doğuran bir süreç. Elbette özü itibariyle bu makinenin bir bilinci yok, empati yapamaz. Biz onunla duygusal bir etkileşim kuramayız. İnsani değerlerden yoksun bir makine. Ancak gerçekleştirilen bazı araştırmalar, o iletişimsel yapay zekâyı kullanan bireylerin kurdukları etkileşimden tatmin oldukları ve hatta bu etkileşimi gerçek dünya etkileşimine tercih ettiğini bildiren sonuçlar var.</p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Hocam aslında sizler yapay zekâyı akademide literatür araştırması gibi sebepler ile kullanmaktasınız. Ben ve lisans eğitimi gören birçok öğrenci arkadaşım, ChatCPT gibi sohbet botlarını kullanmaktayız. Öğrencilerin kendilerini gösterebileceği bir alan olan proje ve sınav gibi önemli süreçlerde yapay zekâyı kullanmalarının olumlu veya olumsuz yönleri nelerdir? Öğrenciler tarafından fazlaca kullanılması hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Ben kullanılması taraftarıyım. Yani daha doğrusu kullanılmasının karşıtı değilim. Kendimden örnek vereyim. Nasıl yaklaşıyorum bu duruma ve öğrencilerimin nasıl yaklaşmasını istiyorum: Önce herhangi bir konu hakkında ChatGPT’ye essay yazdırmalarını istiyorum. Daha sonra bu yazıları sınıfa getiriyorlar ve üzerine tartışıyoruz. Biliyorsunuz, iletişimciler olarak hikâye üretme, yaratma kısmında da varız. Bizim yaratıcı ve özgün içerikler ortaya koymamız lazım. Dolayısıyla bu tartışma ortamı sınıfta yaratıldıkça aslında öğrenciler, ChatGPT’nin verdiği metinlerin özgün olmadığını ve öğrenilmiş kalıplarla o metni oluşturduğunu görmeye başlıyor. Örneğin, bir senaryo yazdırmalarını istiyorum.</p>
<p>Çünkü çok temel, basit fikirlerle yazıyor. Anlam üretme, duygusal etkileşim, kültürle beslenme ve benzeri yetilere sahip değil. Böyle olunca öğrenciler bunu görebiliyor. Bunun yanı sıra çok rutin işler varsa onları da yaptırmalarını söylüyorum. Sunum Becerileri dersinde özellikle yapay zekâya yaptırmalarını istiyorum. Ama o metnin içeriği, anlatımı, sınıfta tartışılması tamamen onlara ait. Kısacası yardımcı olacak işleri, operasyonel işleri hızlandırmak için kullanabiliyorlar. Fakat daha çok tartışma, sözel olarak ifade etme, fikir üretme, eleştirme işine daha fazla ağırlık verdiğimi söyleyebilirim ki bence zaten buna ihtiyacımız var. Artık metin yazmak çok kolay. Ama o metni anlatabilme becerisi, o fikri ifade edebilme becerisi çok daha önem kazanmış durumda. Ben de derslerimde bu alanı daha fazla artırdım diyebilirim.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani bir özne olarak o etkileşim sürecine bağlı olmasını sağlıyorsunuz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çünkü kontrol mekanizması sensin aslında, o değil. Yapay zekânın zaten risklerinin temelinde bir karar mekanizması olarak işlemesi var. Yani kişinin artık kendi karar yetkisini algoritmalara bırakma süreci var. Bizim amacımız bunu değiştirmek. Karar mekanizması sensin, kontrol mekanizması sensin. Onu sadece bir araç olarak kullanman gerekiyor. Oradan aldığın metni bana aynen getiremezsin. O yüzden kaçınmaktansa birlikte etkileşim halinde üretimi gerçekleştirmelerini sağlamak daha doğru geliyor.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Ekonomi, eğitim, hukuk ve insan hakları, afet yönetimi, sağlık gibi pek çok alanda yapay zekânın geliştiğini görüyoruz. Bu konular hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce bize gelecekte ne tür fırsatlar yaratabilir ya da hangi risklerle karşı karşıya kalabiliriz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bahsettiğiniz tüm alanlarda çok kapsamlı fırsatlar var. Mesela, sağlık alanında hastalıkların hızlı teşhis edilmesi ya da kişilere özel tedavi yöntemlerinin bulunması. Eğitimde yine bu kişiselleştirme durumu son derece önemli. Her öğrencinin ihtiyacına göre kişiselleştirme metotları kullanılması gündemde. Hukukta, belgelerin okunması, analizi, hatta belki de davaların takibi noktasında verimli olabilir. Ekonomide de yine, sektörün verimliliğini artıracak yenilikçi çözümler sunabilir. Afet yönetiminde, afet öncesi, sırası ve sonrasında o yönetimsel süreçte kaynakların hızlı kullanımı noktasında etkili olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bunlar yarattığı fırsatlar. Ama bu faydalanabilir yönlerin dışında bir takım riskler de var. Gündemde en çok yer kaplayan konu ise şu: Yapay zekâ işsizlik oranını artıracak, insanları işsiz bırakacak. Yıllar geçtikçe bu gündem durulmaya başladı. Çünkü insanlar şunu fark etmeye başladılar: Yapay zekâ sadece insanları işsiz bırakmakla kalmayacak; insan hakları, eşitsizlikler, insani değerler gibi bir takım sorunları daha da derinleştirecek. Nedir bu sorunların kaynağı? Algoritmalar. Yapay zekâyı oluşturan algoritmalar yanlı sonuçlar doğurabiliyor, önyargıları yeniden üretebiliyorlar. Bunun oluşmasının temel sebebi yapay zekânın çalışma prensibi. Yapay zekâ makine öğrenmesi denen bir prensiple çalışıyor. Veri setlerinden öğrenerek bir çıktı veriyor. Peki bu veri ne? Veri her şey aslında. Bizim kişisel verilerimiz, sosyal medyadaki dijital izlerimiz, bir ekranı görüntüleme süremiz ve benzeri gibi. ChatGPT’nin son versiyonun duyurulması ile birlikle bir yapay zekâ uygulamaları üretimi furyası ortaya çıktı. Neden bu kadar fazla var? Çünkü, milyarlarca internet kullanıcısı var ve bu milyarlarca internet kullanıcısının milyarlarca veri sirkülasyonu var. Dolayısıyla yapay zekânın besleneceği çok fazla veri bulunmakta. Bu veriler ile beslenme durumu da yanlılık noktasında son derece önemli. Eğer herhangi bir yapay zekânın eğitildiği veri seti bir takım yanlı gruplardan beslenirse, eğitim verisi sorunlu olduğundan yapay zekânın sunduğu çıktılar da sorunlu olacak. En bilinen örneklerden bir tanesi Amazon’un işe alım uygulaması. Çok fazla başvuru olduğundan işe alımlar için CV’leri analiz edecek bir yapay zekâ üretiyor. Fakat bu yapay zekânın eğitim verisi daha çok erkek adayların CV’leriyle eğitildiğinden, kadın adayların CV’leri daha düşük puan alıyor ya da onları görmezden geliyor. Haliyle tepkiler gelmeye başlıyor ve yanlış sonuçlar nedeniyle bu yapay zekâ uygulaması ortadan kaldırılıyor. Bir de, o makine öğrenmesi sürekli devam eden bir süreç. ChatGPT’ye bir prompt girdiğimizde onu eğitmeye devam ediyoruz. Bu cinsiyet ya da farklı ötekileştirme durumlarında gördüğümüz temsil sorunları, yapay zekâyı geliştirenin önyargılarını taşıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İnsan müdahalesi sorunsalı.</p>
<p>Biz bugün algoritmalar üzerinden bunu tartışıyoruz ama insanın kendisi zaten önyargılara sahip bir varlık.<span class="Apple-converted-space">  </span>Peki nasıl çözebiliriz bu durumu? Farkındalığı sağlamak, yani önyargılı sonuçlar elde edeceğini bile bile o yapay zekâyı kullanmamak, uzak durmak ya da algoritma geliştiricilerin bu konuda daha sorumlu ve daha etik davranmaları için bir takım regülasyonlara yol açacak regülasyonlara yönlendiren çalışmalar yapmak önemli.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3517 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png" alt="" width="805" height="420" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-200x104.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-300x157.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-400x209.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-600x313.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-768x401.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-800x417.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png 805w" sizes="(max-width: 805px) 100vw, 805px" /></p>
<p><b><i>Cem Çalışkan:</i></b> <b>Algoritma geliştiricilerinin önyargıları asıl problem gibi görünüyor. Çok demokratik bir algoritma geliştiricisi düşünelim. Eşcinsellik hastalıktır gibi bir veri seti girilirse, yine çoğunlukçu normali üretme riski taşımaz mı?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bu tartışma Siri, Alexa, Google Assistant gibi sanal asistanlarla başladı aslında. Hepsinde kullanılan ses bir kadına ait. Bir çalışma görmüştüm ve katılımcılara “Alexa’yı hayal edin” diyorlardı. Tüm fikirler alındıktan sonra, toplumda idealize edilmiş bütün güzellik anlayışlarının hepsi Alexa’da toplandığı görülmüş. Kadının aslında güven veren bir varlık olduğunu ve kullanıcılar tarafından verilen görevleri yerine getirmesi için harika bir çerçeve sunduğu gibi argümanlarla toplumsal cinsiyet kodlarını yeniden ürettiğine yönelik bir takım tatışmalar bulunmakta.</p>
<p>Bu da literatürde yeni düşünceler doğurdu: Queer yapay zekâlar ve sanal asistanlar olabilir mi? Danimarka’da bir reklam ajansı bununla ilgili çalışma yapıyor. Queer yani cinsiyetsiz bir yapay zekâ geliştiriyorlar. Kadın ve erkek seslerini birleştirerek, cinsiyeti olmayan bir ses ortaya çıkarıyorlar. Ürettikleri sanal asistanı Apple Store, Google Play Store’da kullanıcılara sunuyorlar. Fakat o kadar az talep görüyor ki bir süre sonra bu sanal asistanı kaldırmak zorunda kalıyorlar. Toplum zaten o kodlara o kadar entegre ki navigasyonu tarif eden bir kadın olması onu rahatsız etmiyor. Sanal asistanların tartışma yaratmasının nedeni de o dönem bu tür yapay zekâ araçlarını geliştiren kişilerin ağırlık olarak toplumsal cinsiyet kodlarını benimseyen erkekler olmasıydı. Sonrasında kadın kodlayıcıların sayıları arttı.</p>
<p>Fakat yapay zekânın geliştirilmesi noktasında; çok demokratik, cinsiyetçi kodlardan ve ötekileştirici yaklaşımlardan uzak duran biri bile olsa, neye talep varsa ona yönelmek durumunda kalıyor. Çünkü ekosistemde platform kapitalizmi var. Onu gerçekleştirmek zorunda. Kendi bağımsız bir yapay zekâ geliştiriyorsa o demokratik ve eşitlikçi düşünce yapısını kendi algoritmalarına yansıtabilir. Ama o noktada da işi kimin yönettiği, nereye yapıldığı önemli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekâ birçok alanda çeşitli fırsatlar sunmakta. Peki bu konuda sivil toplum kuruluşlarının nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Açıkçası çok önemli buluyorum. Yapay zekânın fırsatları ve riskleri hakkında toplumun pek çok kesiminin faydalanabilmesi ve bilinçlendirilmesi alanında çalışmalar yapabilirler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bununla da kalmayıp, üniversitelerle, özel sektörle, başka sivil toplum kuruluşlarıyla, kamu kurumlarıyla iş birliği yaparak, bir takım çalışmalar yürüterek yapay zekâ ile ilişkili kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlama potansiyeline sahipler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Üyesi olduğunuz Yapay Zekâ Politikaları Derneği (AIPA) bu konuda söz ettiğimiz faaliyetleri gösteren ilk kuruluşlardan biri. Bize biraz AIPA’dan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabi, sizin de bahsettiğiniz gibi AIPA, Yapay Zekâ Politikaları Derneği. Türkiye’de yapay zekâ konusunda faaliyet göstermek üzere kurulmuş ilk sivil toplum kuruluşlarından bir tanesi. Bu alanda 2021 yılından beri faaliyet gösteriyor. AIPA’nın kuruluş amaçlarından bahsedecek olursak; Türk toplumunu yapay zekâ ile ilgili bilinçlendirmek, yapay zekâya yönelik farkındalık kazandırmak. Aynı zamanda üniversite, özel sektör, diğer sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarıyla ortaklıklar kurup çalışmalar gerçekleştirerek yapay zekânın gelişimine ve kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamak temel amaçları arasında. Bu alanda pek çok çalışma gerçekleştirildi. Seksenin üzerinde Tomorrow Meetings yapıldı, yetmişin üzerinde Tomorrow Talks yapıldı. Geçtiğimiz Kasım ayında RTÜK Birliği’nde büyük bir Yeni Medya Zirvesi gerçekleştirildi. Uluslararası yapay zekâ alanında medya zirvesi ve birden fazla oturumda yapay zekâ ile ilgili pek çok konu tartışıldı, değerlendirildi. Bunun dışında, AIPA bilimsel araştırmalara da çok önem veren bir dernek. Örneğin, 2021 yılından beri ulusal ve uluslararası nitelikte dört tane kitap yayınlandı. Yine yakın zamanda “International Journal on AI” adında AIPA’ın uluslararası hakemli dergisi yayın hayatına başladı. Sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği politika belgeleri yayımlamak da önemli faaliyetlerden bir tanesi. Ben Medya ve İletişim Komisyonu üyesiyim. Dernek başkanımız Zafer Küçükşabanoğlu ve bizim komisyon başkanımız</p>
<p>Doç. Dr. Derya Gül Ünlü’nün planları dahilinde politika belgesi hazırlanması gündemde. Medya ve iletişim çalışmaları için oldukça önemli bir adım. Bizim<span class="Apple-converted-space">  </span>komisyonumuz dışında yirmiye yakın çalışma alanı var. Ekonomiden göçe, hukuktan güvenlik ve dış politikaya uzanan; alanında uzman, akademisyenlerin ve sektör temsilcilerinin bulunduğu komisyonlar var ve her bir alanda çeşitli çalışmalar sürdürülmekte.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3518 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki AIPA, Türkiye ekosistemine ne tür katkılar sağlıyor?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ekosistemi açısından, AIPA gibi diğer sivil toplum kuruluşlarının da<span class="Apple-converted-space">  </span>faaliyetleri aslında çok önemli. RTÜK’le birlikte yapılan zirveye, hem Türkiye’den hem de dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyenler katıldı. Burada sıkça eleştirdiğimiz veri toplama süreçlerinde aktif rol oynayan, kişisel verilerimizi toplayarak bize geri satan ya da sosyal medya ve dijital platformlarda kalmamız için sürekli içerikler pompalayan; Netflix, BluTV, Exxen, gibi platformların temsilcileri ile istişare etme fırsatı bulduk. Risk olarak tanımladığımız şeylerin ne olduğunu aktarma şansı bulduk ve neler yapılabilir diye konuştuk. Yine RTÜK’ün, Türkiye genelinde yaptığı Yapay Zekâ Farkındalığı araştırması kamuoyuyla ilk defa paylaşıldı. Araştırmadaki farkındalık düzeyleri bize gerçekten bu konu ile ilgili toplumda yapay zekâ okuryazarlığı hakkında çalışmalar yapmamız gerektiğini gösterdi ve bunu sadece eğitimciler yapamaz. Sektörden, sivil toplumdan, kamu kurumlarından paydaşlara ihtiyacımız var. Medya ve iletişim araçlarına yerel ve ulusal farkındalığı, yapay zekâ okuryazarlık bilincini artırabilmemiz için de ihtiyacımız var. Bu alanda ortaklıklar kurulması açısından adımlar atıldı. Geçen gün Resmi Gazete’de gördüm. Mecliste yapay zekâ araştırma komisyonu kuruldu. Bizim gerçekten ülke olarak çok daha fazla şey yapmamız gerekiyor diyebilirim. Bu önemli bir adım.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekânın gelişmesi ile birlikte hayatımızda da birçok şey değişiyor. Chatbotları giderek daha sık kullanmaya ve onlarla daha derin etkileşimler kurmaya başlıyoruz. Bir süre önce “Yapay zekâ ilk kurşunu sıktı!” başlıklı haberler görmüştük. Yapay zekâ ile etkileşimin artması bir yalnızlaşma durumunu da beraberinde getirecek mi?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ile kurduğumuz iletişimde, aslında temel amaç fayda sağlamak. İşlerimizi daha hızlı yapmamızı, fikir almamızı sağlıyor ve bize bir konfor alanı yaratıyor. Ve dolayısıyla bizim o konfor alanında çok daha hızlı karar vermemizi kolaylaştırıyor. Sosyal bir izolasyona neden olur mu yapay zekâ? Evet, olabilir. Fakat insan, tabiatı itibariyle gerçek sosyal etkileşime ihtiyaç duyar. Yapay zekâyı işlerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullansa da bu durum insanları tamamen yalnızlığa itmez. Ama bence buradaki yalnızlaşmaktan öte en önemli risk bu sohbet robotlarının yani iletişimsel yapay zekânın çok fazla kullanılmasının, öz yeterlik ve bağımsız düşünme gibi noktalarda risk yaratıyor olması. Yapay zekâ birçok iş için kullanılıyor. Örneğin, mail atarken ChatGPT’ye yazdırmak, bir makaleyi ona yazdırmak, arkadaşınıza çok dağınık bir mesaj yazdınız, toplanması için yine yardım almak. Bir noktada artık bireyin gölgesi gibi hareket eder hale geldiği için öz yeterliliği, bağımsız düşünmeyi etkilediğini düşünüyorum. Bana göre yalnızlaşmaktan ziyade bence daha riskli olan şey bu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3519 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg" alt="" width="848" height="1001" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-200x236.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-254x300.jpg 254w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-400x472.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-600x708.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-768x907.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-800x944.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg 848w" sizes="(max-width: 848px) 100vw, 848px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Yas ve Melankolide Sanal Gerçekliğin Duygusal Boyutu” başlıklı makalenizden bir soru sormak istiyorum. Bir annenin hayatını kaybeden kızı ile sanal gerçeklik aracılığıyla tekrardan buluşması ve bir gün boyunca zaman geçirmesini, Freud’un yas ve melankoli teorisi üzerinden ele alıyorsunuz. Bizler yıllar geçtikçe yapay zekâ üretimi çıktıların, VR teknolojilerinin gerçekçiliğinin arttığını görmekteyiz. Yapay zekânın ve sanal gerçeklik teknolojilerinin gelişmesi duygusal ve gerçeklik algısında bir bozulmaya yol açıyor mu, toplumsal etkileri nasıl oluyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Sanal gerçeklik üzerine çalışan bir ajans, yıllar önce kızını kaybetmiş bir anne ile kızını tekrar buluşturabileceklerini söylüyorlar. Kızı bugün yaşasaydı nasıl görünürdü gibi ayrıntılar üzerinde çalışıyorlar ve VR gözlüğü ile anne ve kızı buluşturuyorlar. Freud şunu söylüyor: “Yas dediğimiz şey yaşanıp biten bir süreçtir. Eğer yas tekrar edilirse ya da bitmezse o zaman patolojik bir evre olan melankoliye girer.”<span class="Apple-converted-space">  </span>Melankoli yastan çok daha uzun bir süreçtir ve bireyin gündelik hayatına devam etmesini derinden etkileyen bir durumdur. Burada teknoloji ile bireyin kaybının yeniden yaşatılması ve yas sürecinin tekrar canlandırması söz konusu. Kısa vadede, ChatGPT’den bir metin almak gibi konfor alanı yaratabilir. O sevgiyi belki tekrar hissedeceksin ama aslında onun hayatta olmadığıyla tekrardan yüzleştiğinde, duygusal manipülasyonla da yüzleşmiş olacaksın.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Oyun mu İş mi? Youtube Kidfluencerları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz” adlı makaleniz de çok etkileyiciydi. Çocukların korunması açısından sosyal medyada büyük bir açık söz konusu. Bu çocukların dijital ortamlarda çocuk işçi rolüne büründürülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Kidfluencer demek çocuk ünlü demek. Bu çocuklar ebeveynleri tarafından veri ekosistemine sunulan canlılar haline gelmiş durumda. Mahremiyeti sergileniyor, unutulma hakları tamamen gözardı edilerek gündelik hayatları paylaşılıyor. Bu konuda benim için yas ve melankolide olduğu gibi bir sorunsaldan yola çıktı. Çünkü durum bir çeşit dijital çocuk işçiliği formu. Makalede örneklemlerimden biri, Türkiye’de en fazla kazanan çocuk influencer olan Prenses Elif kanalına dairdi. Her gün içerik yayınlıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bu bloglardan bazılarında Elif kırk derece ateşli ama içerik üretmesi gerektiği için o halde çekiliyor. Elif duş alırken, çizgi film izlerken, ders çalışırken yani bütün günlük hayat rutini çocuğun ebeveynleri tarafından sosyal medyaya sunuluyor. Buna da “sharenting” deniliyor. Çocukların dijital reşitlik yaşı var. BTK’ya göre bu yaş on üç. Bu yaşın altındaki çocukların hesapları ebeveynleri tarafından yürütülüyor. Prenses Elif’in anne ve babasının yaptığı röportajlarda şunları okudum: “Biz çok memnunuz, evimizi, arabamızı aldık, tatillere gidiyoruz. Elif de bu durumdan çok mutlu.” Ama küçük kızın bir karar mekanizması yok, onun sorumluluğu sana ait. Dolayısıyla temel tartışma influencer olan çocukların, dijital platform kapitalizminin olduğu alana dahil edilmesi oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kidfluencer ile ilgili bir başka makale daha yazmıştım. Bu kez orada Postman’ın “Minyatür Yetişkinlik” kavramından ilerledim. Ne yazık ki daha önce de konuştuğumuz, toplumun bir takım güzellik standartlarına yönelik beklentileri bu alanda da mevcut. Sosyal medyanın sunduğu bu çerçeve, çocuklar için de bir takım güzellik standartlarını gerektiyor biliyor musunuz? Sekiz, dokuz yaşındaki çocuklara takma tırnaklar takılıyor. Leopar desenli kıyafetler giydiriliyor. Yani minyatür yetişkin formuna sokuluyorlar. Postman 90’larda televizyon reklamları üzerinden söylüyor bunu. Bugün o kavram, platform kapitalizmine ve ekosisteminde minyatür yetişkinliklerden söz etmemize neden oluyor. Böyle bir dönüşüm içerisindeyiz. Bence bu gelinen nokta çok daha tehlikeli bir boyuta ulaşmış durumda diye düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3514" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg" alt="" width="781" height="1200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-195x300.jpg 195w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-200x307.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-400x615.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-600x922.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-666x1024.jpg 666w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-768x1180.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg 781w" sizes="(max-width: 781px) 100vw, 781px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hocam bakış açınızı çok sevdim. Tamam problem var ama umut da var, demek çözümün öncülü oluyor sonuçta.</b></p>
<p><b><i>E.K.K:</i></b> Rica ediyorum hocam, şöyle bir durum var: Bu sorunlar oldukça yapısal ve bizim çözebileceğimiz türden değil. Bunun farkındayım. Ancak iletişim süreçlerinde hep söylediğim bir şey var: Etkili iletişim kurmak istiyorsanız, hem içsel hem de bireysel olarak şunu aklımızda tutmalıyız: Önyargılarımızı kontrol edebilmek ve onlarla mücadele edebilmek için önce kendimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Kendimizin farkında olabilmemiz için insanlarla kurduğumuz ilişkilerin, dijital süreçlerde kurduğumuz bağların ya da makinelerle olan ilişkilerimizin farkında olmak zorundayız. Mervin Minsky’nin bir sözünü çok seviyorum. Kendisi bir bilgisayar bilimci ve yapay zekâ çalışmalarına büyük katkıları olmuş bir isim. Yıllar önce şöyle bir şey söylemiş: “Hiçbir bilgisayar, ne yaptığının farkında olarak tasarlanmadı. Ama biz de kimi zaman ne yaptığımızın farkında olmuyoruz.” Fakat biz, yapay zekânın aksine bilince sahip canlılar olarak farkındalık geliştirebilecek varlıklarız. Bu yüzden önceliğimiz, bireysel değerlerimiz olmalı. Sonrasında ise insanlarla kurduğumuz iletişimdeki değerler. Duygusal etkileşimler, gerçek dünya bağları, empati, şeffaflık… Algoritmalar ve yapay zekâ ile ilgili en çok tartıştığımız şey de bu değil mi? Hesap verebilirlik, şeffaflık bunların yoksunluğu. Dolayısıyla biz, eğer bu değerleri hayatımızda önceler, farkındalıkla yaşar ve kendimizden başlayarak çevremizdekilere bu anlayışı entegre etmeye çalışırsak, kurduğumuz ilişkilerde anlamlı bir şeyler yapıyor olduğumuzu hissedebiliriz. Örneğin, “Ben, beni duygusal olarak manipüle edecek ya da yasımı tekrar yaşatacak bir aracı kullanmak istemiyorum. Bunu reddediyorum.” diyorsak bu da bir farkındalıktır.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Hocam bize çok değerli bilgiler kattınız. Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz…</b></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 11:45:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Storytelling]]></category>
		<category><![CDATA[Substack]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3501</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen   Hikâyeler, insanlığın en eski mirası; bilgiyi, duyguyu ve hakikati taşıyan köprüler… Gazeteci Çağla Üren, bilim ve teknolojiyi gazeteciliğin incelikleriyle harmanlayarak, karmaşık konuları herkes için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Dijital çağın hızla akan bilgi selinde, anlatının gücünü korumanın ve anlam yaratmanın peşinde.   Aslı Şen: Çağla Hanım öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/">Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></h1>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3502 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Hikâyeler, insanlığın en eski mirası; bilgiyi, duyguyu ve hakikati taşıyan köprüler… Gazeteci Çağla Üren, bilim ve teknolojiyi gazeteciliğin incelikleriyle harmanlayarak, karmaşık konuları herkes için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Dijital çağın hızla akan bilgi selinde, anlatının gücünü korumanın ve anlam yaratmanın peşinde.</span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Çağla Hanım öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.</b></p>
<p><b><i>Çağla Üren:</i></b> Ben Çağla Üren. 2018’de Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat bölümünden mezun oldum. Yaklaşık bir sene freelance kitap çevirmenliği yaptıktan sonra Independent Türkçe’de dış haber editörü olarak çalışmaya başladım. Dış haber editörlüğü hep aklımda olan ve istediğim bir işti. 2011’de Suriye Savaşı başladığında ilgimi çekmişti. Dış haber editörü olarak mutluydum ama medyaya girince uzmanlaşma ihtiyacı hissettim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üniversitedeyken popüler bilime ilgim olduğundan, evrim, kozmoloji gibi dersler almıştım. Bu alana her zaman ilgim vardı. Çalışma arkadaşlarım bilim-teknoloji haberlerinden biraz uzaktı ancak benim hoşuma gidiyordu. Kariyerime o yönde devam etmeye karar verdim. Böylece bugünkü bilim ve teknoloji habercisi konumuma ulaştım. Bunda pandeminin de etkisinin olduğunu söylemeliyim. Pandemi başlangıcında henüz kimse böyle bir deneyim yaşamadığı için büyük bir şaşkınlık hali vardı. Çok ilginç bilgiler dolaşıma giriyordu. Herkesin telaşlı ve korku dolu olduğu o karantina dönemini hatırlarsınız. Her şey çok acayipti, film gibiydi gerçekten. İşte o dönemde bilimsel makaleleri çevirerek bir fark yaratmaya çalıştık. O zamanlar Independent Türkçe’de çalışıyordum. Aşılar üretilmeye başladığından önemli toplumsal konular gündeme gelmeye başladı. Aşı karşıtlığı, şüphecilik gibi vesilelerle görece ılımlı fakat ne yapacağını bilemeyen kitleler ortaya çıkmıştı. Bu da aşıların çok hızlı biçimde piyasaya sürülmesinden kaynaklıydı. Bu alanda bir boşluk, bir ihtiyaç olduğunu gördük medyada. Oraya yöneldiğimizde çok güzel karşılıklar aldık. Daha ilk hazırladığımız dosyalarla bizi tıp fakültelerine çağırıp konuşma yaptırdılar. Koskoca tıpçılar konuşmacı olarak bizi çağırıyorlardı. Yani bu alanda, ana akımda bulunan boşluğu fark ettikten sonra buradan devam etmeliyim dedim. Hem kendi ilgim alanımdı hem de okurdan dönüş alabilme ve sesimi duyurabilme olanağım vardı. Böylece sağlıkla ilişkili yazılarım sonrasında bilim ve teknolojiye açılarak devam etti. Benim için güzel bir yolculuk oldu. Şimdi Euronews Türkçe’de çalışıyorum. Burada da bilim-teknoloji ağırlıklı dış haber editörlüğü yapıyorum. Bir yandan da her pazar günü okurlara gönderdiğim bilim ve teknoloji e-posta bültenim var.</p>
<p>Aslında son dönemde biraz aksattım ama bu yeni yılda umuyorum daha düzenli bir hale getireceğim. Güzel bir yolculuk benim için. Çok da sevdiğim bir iş.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Edebiyat, bilim, sanat, sağlık gibi birbirinden farklı konularda yazıyorsunuz. Edebi bir dil kullanarak hikâye anlatıcılığını çok güzel yapıyorsunuz. Okura teknoloji ve bilim haberini anlaşılır şekilde verebilmek gerçekten zor. Bu bağlamda hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Ya da Edebiyat Fakültesi mezunu olmanız sizi bu noktada besliyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Tabii ki de besledi. Ama başlamadan bir psikoloji araştırmasından bahsetmek istiyorum: Bilim ve psikiyatri araştırmacıları, insanın hayatta doyuma ulaşması ve mutlu yaşaması için bir araştırma yapmış. Sonucunda ise “Storytelling”e ulaşmışlar. Gündelik hayatında storytelling yapan insanlar daha mutlu ve doygun bir yaşam sürüyorlarmış. Şöyle düşünün: Dedikodu yapan bir türüz. Harari’ye göre dedikodu yapabildiğimiz için, homo sapiensler olarak örgütlenebilmiş ve neandertaller yok olurken biz hayatta kalmışız. İşte temelde storytelling var. Sosyal ve iletişime muhtaç canlılarız. Yapay zekâ konusundaki en büyük risklerden biri bu bence. Kişisel hayatımızda doyuma ulaşabilmek için sosyalliği ve storytellingi öldürmeden yaşamamız gerekiyor. Sorduğunuz soruya gelecek olursam, iltifatlarınız için çok teşekkür ederim. Çevremden de bunu duyuyorum, çok sade ve akıcı yazıyorsun diyorlar. Bu benim için çok önemli.<span class="Apple-converted-space">  </span>Benim hayatta bir gayem varsa o da kurmacaya yönelip kurmaca bir şeyler yazmak. O yüzden storytellingi çok önemsiyorum. Bir yandan edebiyat fakültesi mezunu olmamın da getirisi çok yüksek. Basit bir insanımdır ve istediğim şey bellidir. Küçüklüğümde çok kitap okurdum ve o zamanlardan beri edebiyat okumak istiyordum. Lisede edebiyata ilgim devam etti ve üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okudum.</p>
<p>Boğaziçi gerçekten öğrenciyi ne kadar zenginleştirebiliriz diye düşünen bir okul. Benim 12-13 tane zorunlu seçmeli dersim vardı. Psikoloji, sosyoloji, bilim, reklamcılık gibi birçok ders alabiliyorsunuz. Ben bilim ve sinema dersleri alıyordum. İkisine de ilgim çok yoğundu. Okulun bitmesine yakın ise bir sürü staj yapmak zorunda hissettim. Çünkü mezun olunca ne iş yapacağım gibi streslerim vardı. Bir yandan okuldan beslenebildiğim kadar beslenip diğer yandan nerede staj yapacak bir yer bulursam oraya giriyordum. Gazete, dergi, edebiyat yayıncılığı gibi alanlarda stajlar yaptım. Mezun olurken de edebiyat yayıncısı olmayı düşünüyordum. Bir dönem freelance kitap çeviri editörlüğü yaptım. Ama sonra ekonomik sebepler başta olmak üzere vazgeçtim. Çünkü önüme bazı çeviri kitapları geliyordu ama çok kötü çevirilmiş kitaplardı ve hepsi de yayınevlerinin para vermek istememesinden kaynaklanıyordu. Deneyimsiz öğrencilere popüler bilim kitapları çevirisi yaptırıp bana gönderiyorlardı ve sonrasında ben hepsini tekrardan çeviriyordum. Ben ömür boyu bunu yapmak istemiyorum diyerek karar verdim. Öyle olunca medyaya açıldım. 2014’te Sol Haber Portalı’nda staj yapmıştım. O dönemde ingilizcem çok iyi olmadığı için dış haber stajım çok başarılı geçmemişti. Biraz korkuyordum da yapabilir miyim ben bu işi diye. Sonra baktım yapıyorum, devam dedim. Daha önce de dediğim gibi arkadaşlarım bilim ve teknoloji haberlerinden kaçmasından, benim çok sevmemden kaynaklı bu alanda yazmaya başladım. Okurlardan çok iyi dönütler alınca, pandemi döneminde dışarıdan röportaj istekleri gelmeye başlayınca ben kendimi işin göbeğinde buldum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3504 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>İlgi alanınızı teknoloji ile bulduğunuz noktada “Hafıza Kartı” adında e-posta bültenine başladınız. </b><b>O süreçten de biraz bahsedebilir miyiz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Çocukken de ilgim vardı ancak matematikle aram hiç iyi değildir. Onun dışındaki bilim dalları fizik ve özellikle biyolojiye çok merağım vardı. İşe ilk başladığım zamanlarda astrofizik haberleri olurdu. En çok okunan haberler kategorisinde hep üstte yer alır ve genelde yalan yanlış girilerek sunarlar haberleri. Ne yazık ki medyada “Uzaylı Görüldü” yazıldığında daha çok okunacak sanıyorlar. Ben buna katılmıyorum. Düzgün bir haber girdiğinizde de okunuyor. Türkiye okuru, bilime çok meraklı ve açık kafalı bir okur. Independent Türkçe döneminde, The Independent’dan haberler geliyordu. Onları freelance çevirmenlere çevirtip copy edit yapıp yayınlıyorduk. Sonra dedim ki bu böyle kalmamalı, bir şeyler eklemeliyim. Tam 2021- 2022 yılları, bültenlerin çıktığı dönemde ben de bir iki bültene aboneydim. Türkiye’ye daha yeni yeni geliyordu bunlar ve çok hoşuma gitti formatları. Ben biraz yazı tarafındayım, sevmiyorum kurgu işlerini. Zaten pek yeteneğimin de olduğu söylenemez. YouTube’a içerik üretmek istesem onun için süslen, evi düzgün dekore et, videosunu çek, kurgusunu yap… Vakit kaybediyorum hissine kapılıyorum. Yazı tarafında hızlıca derleyip toplayabildiğimden tamam dedim ben bülten yapacağım.</p>
<p>Ama ne bülteni yapacağım? Biz Independent Türkçe’de sadece dış haber alıyoruz. Genelde Türkiye’de yayılmış olan içerikleri tercih etmiyor orijinal haberler arayıp bulmaya çalışıyorduk. Öyle olunca çok fazla haber görüyordum ve çoğunu alıp değerlendiremiyordum. Ben de onları yayınlarım düşüncesiyle bir Telegram kanalı açtım. Baktım kanal bayağı tuttu. Telegram çok kişinin olmadığı bir yer. 2000 abone iyi bir rakam. Sonrasında herkes Telegram, Twitter, Instagram gibi sosyal medyaları kullanmayabilir ama herkesin Gmail’i vardır ve maillerini az çok kontrol eder diyerek bu işi haftalık bir bültene dönüştürmeye karar verdim. Sonra NewsLab Turkey’e bülten için başvurdum ve seçildi. 2022 Ağustos ayı boyunca medya eğitimi gördük. Ses kurgusu, algoritmalar, sosyal medya, bülten eğitimleri gibi birçok alanda güzel bir eğitim süreci oldu. Bilmediğim alanları öğrenmiş ve pratik yapmış oldum. Benim için güzel bir giriş oldu. Eğitimi tamamladıktan hemen sonra Hafıza Kartı’nın ilk sayısını çıkardım.</p>
<p>İki yıl hiç bırakmadan devam ettim. 2024’te Independent Türkçe’den ayrıldım. 9 ay kadar, yapay zekâ/sosyal medya girişimi olan bir Startup’ta çalıştım. İşin mutfağını öğrenmemde çok yardımcı oldu. Biraz da girişimcilik ekosistemini öğrenmiş oldum. Fakat gazeteciliği özlemiştim ve bir arkadaşım Euronews Türkçe’de çalışıyordu, sağ olsun beni önermiş. Euronews Türkçe çok iyi okunuyor, iyi tıkları var. Biraz kendimi göstermem için iyi olur diye düşündüm. Çünkü bugüne kadar hep haberimi okutayım diye kendim uğraştım. Euronews Türkçe onun rahatlığını çok sağlıyor bana. Bir haber giriyorum, milyonlarca insan okuyor. Benim için gerçekten çok güzel bir deneyim. Öyle olunca ben Startup’ı bıraktım tabii. Son aylarda Hafıza Kartını sağlık problemlerim dolayısıyla biraz aksatsam da çok güzel bir okur kitlesi oluştuğunu fark ettim. “Hafıza Kartı nerede, neden göndermiyorsunuz?” gibi mailler alıyorum ve beni çok mutlu ediyor. Bültenler gerçekten çok güzel bir dünya. Hafıza kartının 5000 küsur abonesi var, işi daha iyi bilenler çok iyi olduğunu söylüyor. Umarım bu sayı önümüzdeki yıllarda artar.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3505 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Bu e-posta bültenleri Substack gibi platformlarla popülerlik kazandı aslında. Bunun biraz daha teknik yönlerinden bahsedebilir miyiz? Ya da biz de bu bültenlerden aracılığıyla haberler girmek istesek nasıl bir yol izlememiz lazım? Biraz bahsedebilir misiniz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Substack, bültenlerin yaygınlaşmasında öncü oldu. Ücretsiz olması, bülten yapmak isteyen her insanın maddi durumu olmasa bile üretim yapabilecekleri bir alan sağladı. Fakat ben NewsLab Turkey’den Ahmet Alihan Sabancı Hocamın tavsiyeleri üzerine “Inbox” adında bir platform kullanıyorum. Türkiye menşeili ve KVKK uyumlu. Biraz pahalı bir bülten aracı, her ay iki bin küsür lira ödüyorum. Bu yüzden Substack’in ücretsiz olması yeni başlayanlar için çok kullanışlı. Fakat oltama, reklam gibi amaçlarla kullanılabiliyor ve işlem dışı e-posta gönderme olasılığı da çok fazla. Google bu sorunu aşmak için bir denetime gitti ve bu sebeplerden dolayı Substack üzerinden gönderilen mailler spama düşüyor. Öyle olunca ben kendimi garantiye almak istedim ve Inbox’la başladım. NewsLab Turkey’den de aldığımız bir ödenek vardı, beni bir süre bülten ödemelerimde idare etti. Sonrasında kendi cebimden ödemeye başladım. Ama eşim ve bir arkadaşım Substack üzerinden haftalık dış haber bülteni yapıyorlar. Pek düzenli değiller ama onların spama düştüklerini görmedim. Öğrenciyseniz, Substack üzerinden yapmak daha mantıklı gözüküyor. Bülten oluşturma konusuna değinecek olursam, mail üzerinden haber üretmeye karar verdikten sonra en önemlisi içeriği belirlemek.</p>
<p>Ben ana akım medyada bulunan bir boşluğu doldurmak istedim. Edebiyatta şöyle bir şey vardır: Her eser, her yazar kendi okur kitlesini yaratır. Bu düşünce ile hedef kitle belirlemektense, içeriğimi ve hangi boşluğu dolduracağımı buldum. Seçtiğiniz alanda içerik ürettiğinizde, hem edebiyatta hem gazetecilikte kendi okur kitlenizi yaratıyorsunuz. Araştırmacı gazetecilik kökeninden gelen isimlere baktığımızda da bunu görüyoruz. İsmail Saymaz, Serdar Kuzuloğlu gibi isimler kendi okur kitlelerini kendileri yarattılar. Neye yeteneğiniz olduğuna, neyi yapmak istediğinize daha çok vakit harcayın. Çünkü yeteneğiniz olmayan bir alanı sırf popüler diye yapmaya başladığınızda hem tükenirsiniz, hem o alanın üstüne bir şey koyamazsınız. Ben biraz buna odaklandım bülten yapma zamanım geldiğinde. Halihazırda zaten bilim haberciliği yapıyorum. Her sabah ve akşam haber tarıyorum, notlarımı alıyorum. Bu sayede zaten günde 12-13 haberi yapıyor oluyorum. Böyle olunca malzeme zaten elimde oluyor ve bunu sadece bültende yazıya dökmek kalıyor. Inbox’un güzel taraflarından biri de WordPress paneline benzer bir panel vererek size kendi şablonunuzu seçme şansı tanıyor. Ben şu şekilde oluşturdum: Sağlık, bilim, teknoloji, sektör diye dört konu başlığı belirledim. Hepsine ayrı kutucuk açtım ve farklı görseller belirledim. Hafıza Kartı’nı öne çıkaran hususlardan birinin de tasarım olduğunu düşünüyorum. Çünkü genelde bültenlerde haberler paragraf şeklinde diziliyor, okur göz gezdirmek istiyor ve göz gezdirirken uzun yazılardaki ayrıntıları görmek çok zor. Ben bunu aşmak için klasik bir yöntem kullanıyorum, her paragrafın ve haberin kendi başlığı var. Sağlık, teknolji ve bilim ana başlıkları altında konunun başlıkları yer alıyor. Okur göz gezdirdiği sırada kendi ilgi alanında yönelebiliyor. Mesela hazırladığım bülten genellikle 13 sayfa sürüyor ve bu kadar sayfayı okutmak çok zor. Öyle olunca göz gezdirebilme olanağı sağlamak gerekiyor. Dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer alan ise yaratıcı başlıklar. Her yerde olduğu gibi bültenlerde de çok etkili, okuru kolaylıkla yakalayabiliyor. Her şeyin düzenli olmasına, okurun ilk bakışta neyin nerede olduğunu anlayabilmesine fazlaca odaklanıyorum.</p>
<p>Tasarım konusuda özen gösteriyorum. Görseller ekliyorum Pixabay, Unsplash gibi ücretsiz sitelerden sıklıkla yararlanıyorum. O an aboneliğim varsa MidJourney kullanıyorum. Fazla olmamasına da dikkat etmek gerek, bazen görsellerden dolayı sayfa yüklenemiyor, kasma durumları yaşanıyor. İnternet davranışlarında site açılımı uzun sürüyorsa okurun kaçma olasılığı daha yüksek, o yüzden. Olabildiğince sade ve hızlı bir tasarım olması önemli. Ben genelde bu tür şeylere dikkat ediyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3507 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5.png" alt="" width="867" height="1875" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-139x300.png 139w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-200x433.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-400x865.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-473x1024.png 473w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-600x1298.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-710x1536.png 710w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-768x1661.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-800x1730.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5.png 867w" sizes="(max-width: 867px) 100vw, 867px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Hafıza Kartı gibi e-bültenler salt bir gelir modeline dönüşebilir mi? Siz bir gelir kaynağına dönüştürebildiniz mi?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Hafıza Kartı şu an gelir sağladığım bir alan değil. Bu biraz da benim tercihim, halihazırda çalıştığım için gerek duymadım. Ama bültenler dünya çapında ve Türkiye’de rağbet gören ve gelişen bir alan. Özellikle Aposto bu alanda öncü bir ekip. Haftalık reklam tanıtımları, sponsorluklar, bu hafta bize destek olan firma gibi içeriklerle bültencilik yapılabiliyor. Reklamveren firmalar için avantajları çok fazla. Çünkü bültenle direkt niş bir kitleye ulaşabiliyor oluyorsunuz. Eskiden Facebook hedefli reklamlar çıkarırdı. Şimdi ise Avrupa Birliği’nin çabalarıyla hedefli reklam olayının sonuna geliyoruz ve “Kitlemizi nasıl bulacağız?” sorusu ortaya çıkıyor. Bültenler de işte burada önemli bir rol oynuyor. Benim teknoloji bültenim var, bu kadar okurum ve takipçim var dediğinizde artık teknolojiyle ilgilenen insan arayıp bulmasına gerek kalmıyor. Ben Hafıza Kartı’nı tek başıma çıkarıyorum ve reklam almıyorum. Fakat sponsorluk veya reklam almak için tüzel bir şirket kurmak ve vergisini ödemek gerekiyor. Genelde bülten işinde çalışan insanlar gelirlerini bu şekilde sağlıyorlar. Tabii olası çıkar çatışmaları da var. Teknoloji alanında eleştirel bir şeylerden bahsediyorsanız, o insanlardan reklam almak aynı zamanda çıkar çatışması yaratabiliyor. Mesela ben teknopolitik bir yere parmak bastığımda, reklam aldığım şirket benimle ilişkisini kesecek mi? Ne kadarını söylememe izin verecek? Reklamveren şunu diyebilir: Tamam ben sana reklam veriyorum ama beni bu sayıda eleştirme. Bu tarz tartışmalı süreçler olabiliyor. Ben özellikle sağlık konusunda reklam almayı hiç düşünmedim. Diyelim ki oksijen ölçer reklamı aldım. Okurlarımdan birinin aldığı alet bozuk çıkarsa kendimi sorumlu hissederim. Gazetecilikte biraz tartışmalı konular gerçekten, ama sektör oraya doğru gidiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Şu anda reklamı gazetecilikle ayırmaya yönelik çalışmalar yapan video odaklı şirketler var; 140 Journos, Fayn, Ilgaz’ın Scrolli’si gibi. Bu insanlar reklam ve sponsorluklar için şirketlerine reklam tarafı kuruyorlar. Ne gibi? Kurgu, video, kamera hizmeti vs. Tabii oradan gelen gelir medya içeriğini de döndürüyor. Reklamı, reklam klasmanında tutmak gazeteciliğe karıştırmaktan bence daha etik. Ama tabii ki ben de ileride çalışamaz veya iş bulamazsam Hafıza Kartı’na sponsor bulmaya çalışabilirim. Fakat bu da başlı başına bir iş. Tek tek gidiyorsunuz, firmaları bağlıyorsunuz, her hafta reklam verecek birini buluyorunuz. Hem gazetecilik faaliyetlerinin kendisi hem de sponsor bulma faaliyetiyle beraber yürütmek kolay değil. O yüzden ortaklıklar yapılabilir. Mesela biri gazetecilik kısmında, ortağı ise para bulma kısmında gibi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3508 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg.jpg" alt="" width="1140" height="570" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-600x300.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-768x384.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-800x400.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-1024x512.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg.jpg 1140w" sizes="(max-width: 1140px) 100vw, 1140px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Globalde yapay zekânın bir haber içeriği platformu geliştirmesi bekleniyor. Siz haberlerinizi yazarken bu tür yapay zekâ destekli uygulamalardan faydalanıyor musunuz? Yoksa sadece görsel oluşturma konusunda mı yardım alıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Evet görsel oluşturmada yapay zekâdan çok yararlanıyorum. Onun dışında genellikle arama motoru olarak ChatGPT’yi sıklıkla kullanıyorum. Google deryasında gezinip aradığın şeyi bulabilmek zor. Dijitalde de hızlı olmak zorundasınız, yapay zekâ sizi hızlandırabilecek bir araç. Örneğin bir bilim haberi yazarken içerisinde “hominin” diye bir kelime geçiyor. Ne demek olduğunu içgüdüsel olarak biliyorum ama nasıl dile getireceğim konusunda sıkıntı yaşadığımda Google’a giriyorum. Wikipedia, Evrim Ağacı birçok sitede bazı tanımlar oluyor ama bana karmaşık geliyor. Yazılarımın storyteling’e uyması da bu yüzden aslında. Ben bilim kökenli olmadığımdan, okura anlaşılabilir verebilmem için önce benim anlamam lazım. Çünkü aslında bir noktada benim okurdan farkım yok. Tabii ki belli açılardan var. Ama bir noktada ben de okur kadar mesafeliyim o alana. O yüzden kendi anlayabileceğim dilden anlatmaya çok özen gösteriyorum. Teknoloji alanında da terimler karmaşık olabiliyor; blok zinciri, kripto terimleri gibi… İlgili konuda üniversitede ders alan öğrenciler o tanımı anlayabilir ama bilmeyen okura da anlaşılır bir şekilde verebilmek çok önemli. Böyle olunca CharGPT işime çok yarıyor. Çünkü üslup özelliği var ve basitçe anlat derseniz anlaşılır bir şekilde veriyor bilgiyi. Tabii teyit etmek çok önemli çünkü bazen yanlış bilgiler de verebiliyor. En çok yararlandığım nokta bu. İşlerimi oldukça hızlandırıyor. Haber kanallarının yapay zekâyı entegre etmeleri konusuna gelecek olursak, bu gibi denemelere ben olumsuz bakmıyorum. Otomatize edilebilecek şeyler edilmeli. Gerisi hükümetlere kalmış, yapay zekânın yeteneği belli otomasyon. İstihdamı çözmek medya patronlarının ve hükümetin işi. Ben şu açıdan yaralı görüyorum: Medya dünyada ve Türkiye’de bir sıkışıklık içerisinde. Çünkü dijitale geçiş yanlış yorumlandı, düzgün bir gelir modeli oluşturulamadı. Medya patronları dijitale geçerken reklam alanının genişleyeceğini düşünüp sermaye olarak gördüler. Ne kadar tıklanma gelirse o kadar para getirecek gibi. Böyle yorumladıkları için de basılı gazetelerdeki gibi geniş bir çalışan kadrosuna ihtiyaç duymadılar ve sektörde bir daralma oldu. Eskiden okura iyi bilgi vermezseniz okur sizin gazetenizi almazdı. Şimdilerde ise medya patronları okurları tık olarak gösteriyor ve artık okura karşı sorumlu değiliz, reklam verene karşı sorumluyuz gibi bir yapı oluşuyor. Reklamcılığın iç içe geçmesi, gazeteciliği ele geçirmesi de biraz böyle başlıyor. Mesela geçenlerde Google algoritmaları düzenledi ve bu yönde habercilik yapan siteler çöktüler. Bir milyonlardan yüz binlere düştü tıkları. Bu onlar için ciddi bir gelir kaybı demek. Ne yazık ki meslektaşlarım için de çok kötü bir tablo. Ama büyük tabloya bakınca, bana son tahlilde olumlu geliyor. Çünkü bunun değişmesi lazım. Google’dan gelecek reklama bel bağlayıp okuru tık olarak gördüğünüzde kopyala-yapıştır haber yapıyorsunuz. Son dakika haberlerini girelim, sitemizde bütün haberler olsun derken bu işler yeni mezun çocuklara yüklenmeye başladı. Diyor ki: Sen bütün gün ajanslardan düşen haberleri dakika dakika kopyala-yapıştır, elli tane haber gir.</p>
<p>O çocuk işin gazetecilik kısmını öğrenemiyor, uzmanlık imkânı yakalayamıyor. Ne yazık ki medyada böyle bir kadro oluşuyor. Bunun gazetecilikle ilintili bir yanı yok.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üzerine çok ciddi bir ucuz iş gücü oluşuyor. İşte bu ucuz iş gücünün otomasyona bağlanması lazım. Öğrendikleri bir şey yok, tutunabildikleri bir şey de. Birde üstüne ucuza çalışıyorlar böyle bir istihdam olmasa da olur diye düşünüyorum. Yapay zekâ henüz bu açıdan pek gelişmiş olmasa da gelecekte böyle bir yapıya bürünebilir ama her zaman bir teyit mekanizmasına ihtiyaç duyulacak. Ben bu insanların teyit mekanizması olarak çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bilgiye erişimin kolaylaşması bir avantaj, bu da hızlı haber çıkmayı kolaylaştırıyor. Bunun üzerine koyulabilecek şey, gazetecilerin istihdam edilmesi ve “Tamam bugün 50 haber girdim yeter”den ziyade “Bugün ne yaptım? Ortaya ne çıkardım? Ne koydum? Ne karşılık aldım? Orijinal ne yaptım?” gibi sorgulamaların güçlenmesi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3506 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Yapay zekâ araçlarının haber üretim sistemine girmesi ve açık kaynaklardan yararlanıyor olması bir takım problemleri doğurdu. Geçtiğimiz dönemde ChatGPT ile </b><b>New York Times telif hakları üzerine davalık oldular. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Telif hakkı sorunları çıkacak mı ortaya?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Tabii çıkar. Dijital medyada daha önce de bahsettiğimiz gibi bir gelir modeli sorunu var. Bazı şirketler OpenAI ile yapılan telif anlaşmalarını bir çeşit gelir modeli olarak görmeye başladı. Bu da aslında medya açısından sürdürebilir değil. Çünkü bir sonu var. New York Times telif sözleşmesi imzalamak yerine mahkemelik olmayı tercih etti. Abonelik sistemleri var biliyorsunuz, daha okur odaklı gelir modeli benimsemiş bir şirket. Böyle olunca içeriklerinin ortaya saçılması onlar için olumlu bir şey değil. Okur aynı içeriğe ChatGPT’den ulaşabildiğinde öbür taraftaki abonelik modeli boşa düşüyor. Yapay zekâyı da abonelik temelli gelir modellerine yönelik bir tehdit olarak görüyorlar. Fakat bu durum gelir modeli abonelik sistemine dayanmayan diğer gazeteler tarafından da bir fırsat olarak görüldü ve hemen telif sözleşmeleri imzalamaya başladılar. Rupert Murdoch’un News Corporation şirketi çok ciddi bir paraya telif sözleşmesi imzaladı. Yeni oluşan telif pazarındaki en büyük payı yine büyük şirketler alıyor. Beraberinde gelir eşitsizliği durumu söz konusu oluyor. Şimdi burada bağımsız bir yayıncı için Google, algoritmalar ile fişini çekmiş, okunurluğunu düşürmüş, ChatGPT de büyük payı Rupert Murdoch krallığına vermiş. “Sana bir milyon verecek halim yok, al on bin dolar” diyor. Böyle olunca bağımsız yayıncı açısından yine bir gelir eşitsizliği doğuyor.</p>
<p>Açık kaynak meselesinde de OpenAI bu telif sözleşmelerini imzalamak zorunda. Bazı analistler yapay zekâ eğitim sektörünün ciddi bir krize doğru yaklaştığını söylüyor. Çünkü internette bulunabilecek kaliteli veri kullanımının sonuna geldiler. Hatta bir araştırma 2028’de yapay zekâyı beslemek için kullanılan kaliteli veri setinin tamamen tükeneceğini iddia ediyordu. Böyle olunca da tabii bir kriz doğuyor. Yapay zekâyı bundan sonra nasıl ilerleteceğiz, nasıl geliştireceğiz? Çünkü onu besleyeceğimiz kaliteli veri tükeniyor. Bu yüzden de sentetik veri dediğimiz bir çalışma alanı oluştu. Nedir bu sentetik veri? Kısaca, yapay zekânın kendi eğitimi için kendisine veri üretmesi ve diğer modellerin yapay zekâ üretimi verilerle beslenerek ilerletilmesi diye tanımlayabiliriz. OpenAI bununla ilgili olarak direkt sentetik veri üretmeye yönelik bir model geliştirdi. “Strawberry” diye biliniyor. 2024 sonunda iki yüz dolar gibi fahiş bir fiyata abonelik paketi ile sürdüler. Bunu yeni gelecek açık kaynak veri tüketen ChatGPT’leri geliştirmek üzere eğitim verisi olması için ürettiler. Özel teknoloji haberleri yayımlanan bir sitede, OpenAI’ın &#8211; “Orion O4” adında olması lazım-, Strawberry ile besledikleri yeni bir modelin piyasaya sürüleceği haberi vardı. Bu model beklentiyi karşılayamadı diye sızıntı bir bilgi var. Strawberry yani sentetik veri ile eğittikleri model şu anda kullandığımız ChatGPT 4’ten hallice imiş.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu yüzden OpenAI “Temeller Birimi” diye bir birim kurmuş. Şirket gelecek dönemlerde bu sentetik veri olayına odaklanacak. Onun dışında sektörde eğitim verisi bulma sıkıntısı yaşanacak gibi duruyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3509 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm.jpg" alt="" width="1600" height="2184" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-200x273.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-220x300.jpg 220w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-400x546.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-600x819.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-750x1024.jpg 750w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-768x1048.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-800x1092.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1125x1536.jpg 1125w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1200x1638.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1500x2048.jpg 1500w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki son olarak da şunu soralım. Gelecekte geliştirmeyi düşündüğünüz bir proje var mı? Hafıza Kartı gibi başka nitelikli bir alanda da sizi görecek miyiz?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Böyle bir gazetecilik çok yoğun bir faaliyet gerçekten. Tabii ki bu alanda kendimi daha da geliştirmek istiyorum. Daha dişe dokunur işler yapmak istiyorum. Türkiye’de teknoloji alanında eksiklikler var. Çünkü mevcut teknoloji ekosistemi çok siyasi angajmanlı. Birçok şirket de öyle. Ama yurt dışında böyle değil, teknoloji alanında çok güzel araştırmacı gazetecilik işleri oluyor. Türkiye’de yurt dışına nazaran pek olmasa da ifşaat dediğimiz kültür de çok yaygın. Yani ne oluyor? Bir gün Facebook’tan biri çıkıyor “Ben ifşa ediyorum” diyor. Diğer bir gün OpenAI’dan biri yapıyor, belgeleri sızdırıyor, hemen teknoloji gazetecileri bir araya geliyor ve bir konsorsiyum kuruyorlar. O belgeleri tek tek inceleyip, skandalları haberleştiriyorlar. Tabii böyle özendiğim çok şey var. Ben de gazeteciliğe dair bu tür haberler yapmayı çok isterim.</p>
<p>Yurt dışına gitme gibi bir niyetim de yok bu arada çünkü ana dilimi çok seviyorum, kendi okurumu çok seviyorum. O yüzden yurt dışında olan tartışmaları buraya taşımak ya da Türkiye’de BTK ile ilgili skandal, veri sızıntıları olduğu zaman bu konulara dahil olup yazmak istiyorum. Gazetecilik dışında her zaman en büyük hayalim kurmaca bir kitap yazmaktı. Yaşım daha fazla geçmeden onu denemek istiyorum. Belki vakit bulabilirsem bu alandan tamamen bağımsız bir işe girişebilirim, tabii Hafıza Kartı’nı devam ettirmek öncelikli hedefim. Ve bir yandan işimi yapmak yani. Çok büyük hedefler güzel ama sürdürülebilirliğe gerçekten çok dikkat etmek gerekiyor…</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Çağla Hanım umarım hayallerinizi gerçekleştirirsiniz, geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir sohbetti. Çok teşekkür ederiz.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Ben teşekkür ederim.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3503 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<h1></h1>
<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;"> </span></em></span></span></h1>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/">Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</title>
		<link>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 10:12:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Can Öz]]></category>
		<category><![CDATA[Sam Altman]]></category>
		<category><![CDATA[Socrates Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Alan]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[YeniMedya451]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ hayatın her alanında tıpkı bir altyapı teknolojisi gibi hızla yayılıyor; medya, hukuk, eğitim ve iş dünyasında köklü değişimler yaratıyor. Can Yayınları YK Başkanı &amp; Socrates Dergi Genel Müdürü Can Öz ve Gazeteci-Yazar Ümit Alan ile yapay zekânın işleyişinden etik tartışmalarına, yaratması muhtemel fırsatlardan risklere kadar pek çok konuyu ele aldık. Teknolojinin kontrolü bizde  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/">Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Yapay zekâ hayatın her alanında tıpkı bir altyapı teknolojisi gibi hızla yayılıyor; medya, hukuk, eğitim ve iş dünyasında köklü değişimler yaratıyor. Can Yayınları YK Başkanı &amp; Socrates Dergi Genel Müdürü Can Öz ve Gazeteci-Yazar Ümit Alan ile yapay zekânın işleyişinden etik tartışmalarına, yaratması muhtemel fırsatlardan risklere kadar pek çok konuyu ele aldık. Teknolojinin kontrolü bizde mi, yoksa biz mi ona teslim oluyoruz? Algoritmalar nasıl öğreniyor, nasıl karar veriyor? İş dünyası ve eğitim nasıl dönüşecek? Yapay zekânın hayatımıza etkilerini derinlemesine konuştuğumuz bu söyleşide, yapay zekânın geleceğine dair önemli soruların yanıtlarını arıyoruz.</span></span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3418" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>Bugün yapay zekâ üzerine konuşmak istiyoruz. Öncelikle aklıma kazınan, Cem Say hocanın önermesiyle söyleşiye başlamak istiyorum. Yapay zekâyı bir altyapı teknolojisi olarak tıpkı bir elektrik gibi bir yerde konumlandırıyordu. Bu sürekli sizin de tekrarladığınız bir önerme olarak karşımıza çıkıyor. Bu kısmı açarak başlasak, gündelik hayatın içinde yapay zekâyı nasıl konumlandırıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Can Öz:</i></b> Öncelikle çok teşekkür ederim davetiniz için. Çok tatlı bir topluluksunuz. Şimdi izleyenler kameranın arka tarafındaki kalabalığı, gülümseyen suratları maalesef görmüyor. Çok teşekkürler davetiniz ve bu güzel etkinlik için. Bizim aslında yapay zekâya dair bir uzmanlığımız yok. Ama “Yeni Medya 451” adlı podcastte içerik üretirken, yapay zekânın gündemini yakından takip ediyoruz. Dolayısıyla size aslında yapay zekâ üzerine edindiğimiz tecrübelerimizden yola çıkarak bir şey anlatamayacağımızı net olarak söylemek isterim.</p>
<p>Ama tabii ki iyi gelişmeleri takip ettiğimiz için üzerine sohbet edebiliriz. Bu notu düştükten sonra pası atayım sana Ümit.</p>
<p><b><i>Ümit Alan:</i></b> Şimdi yapay zekâ hakikaten hem elektrik gibi hem internet gibi bir altyapı teknolojisi. Olaylar oraya doğru gidiyor zaten. Şu anda adına yapay zekâ diyoruz ama Sam Altman’ın bir blog yazısı vardı. “Zekâ çağı” demişti. Direkt “yapay” kısmını atmış. Ama “Yapay kısmının atılması aşamalarına karşı uyanık olmalıyız. Çünkü sorumluluktan kaçmakla aynı anlama gelir.” diyerek yorumlamıştım ben bu olayı yazımda.</p>
<p>Mesela en son Mark Zuckerberg çıktı dedi ki “Artık topluluk notlarına emanet ediyorum içeriği, kaldırıyorum doğrulama programını.” Ama kullandığımız her şeyin içerisinde yapay zekânın olacağı bir yere doğru gidiyoruz. Şu anda bile var aslında. Sadece biz üretken yapay zekâ perspektifinden baktığımız için bize her yerde değilmiş gibi geliyor. Geçenlerde bir toplantının ortasında telefonum deli gibi bildirim göndermeye başladı. Bir baktım, evdeki buzdolabı mesaj atıyor, “Soğutucunun kapağı açık kaldı” diye bildirim geliyor sürekli. Hemen evi aradım. Evde de yedi yaşında kızım var. Meğer bizimkisi Kinder Sürpriz araklarken anneannesinden gizlice, kapağı kapatmayı unutmuş. Aslında bu da bir yapay zekâ örneği. Nesnelerin interneti.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bunu normal bir şey gibi konuşuyoruz. Şimdi mesela yirmi sene önceki bir insanın izlediğini düşün. Bir yerdeydim ve buzdolabımdan bana mesaj geldi. O kadar sürreal ki bir taraftan. Ama bu sürrealliklere de alışıyoruz işte. Yapay dediğin kısım da aslında bunun parçası. Yapay zekâ ile çalışan bir araba kaza yaptığında o kazanın sorumlusu kim? Önemli bir soru.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>“Sigorta şirketi para verecek mi?” falan gibi mevzuatlar olduğu gibi; diğer yandan bize bunu kabul ettirmek için de insanlaştırmaya çalışıyorlar yapay zekâyı zaten. Yapay zekânın yaptığı hatalara halüsinasyon deniyor. Hata o. Halüsinasyon sözcüğü özel olarak seçilmiş. Çünkü halüsinasyon dediğiniz şey insana özgü bir yanılsama. Dolayısıyla kötü niyet barındırmadan, yapay zekânın yapmış olduğu bir hata bu ve bunu insanlaştırmaya çalışıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Sam Altman’ın da yapmaya çalıştığı aslında bu. Yani insan gibi görmemiz ve kabul etmemizi sağlamaya çalışıyorlar. Tabii bu bir taraftan çok da tehlikeli.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çok doğru bir yerden bağladın olayı. Yani biz interneti bizim yaşamımızda gördük. İnternet icat edildiğinde ve kullanılmaya başladığında on yedi yaşındaydım. Algımızın en açık olduğu çağda. Ama şu geçişi gördük. Biz internete sadece masaya oturduğumuz zaman bağlanıyorduk. Masadan kalktığımız zaman offline oluyorduk tekrardan. Ama sonra bir anda yirmi dört saat internete bağlı hale geldik. Anlayamadık bile o geçişi. Şu an çok normal geliyor bize. Aynı yapay zekâda da o süreci yaşadık, yaşıyoruz. Birkaç sene sonra belki yapay lafı bile kalkacak.</p>
<p><b><i>C.Ö: </i></b>Sen bu sözün veya bu fikrin sahibini hatırlıyor musun? “İnsanın on beş yaşına kadar karşılaştığı şeyler aslında hayatın doğal parçasıdır. Dolayısıyla onlarla yetişirler. On beş, otuz beş yaş arası karşılaştığı şeyler devrim niteliğinde yeniliklerdir, bunlara adapte olurlar ve bunlar üzerinden bir kariyer üretebilirler. Otuz beş yaşından sonra karşılaştığı yenilikler ise kesinlikle gerçekleşmemesi gereken alışkanlıkları, hayatı, düzeni bozan günah sayılabilecek korkunç şeylerdir.”</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Galiba alanlar değiştikçe buna bakış açımız da değişiyor. Alanlar arası zaten çok geçişkenlik var. Ama zekâ demek veya yapay zekâ demek; edebiyat alanına girildiğinde başka bir şey, bilgisayar alanına girildiğinde başka bir şey. Sanırım felsefi olarak da bir problem ortaya çıkıyor.</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çocuk büyüten insanlar aslında o ayrımı daha iyi yapabilir. Murat Gülsoy’un söylediği ayrımı. Geçen sene bir veli toplantısına gittim. Öğretmeni dedi ki benim kızım hakkında; “Çocuk çok değişik bir Türkçe kullanıyor.” Yani bu kuşağın, jenerasyonunun kullanmadığı kelimeleri kullanıyor. Onlarla, yani ne bileyim “Mütemadiyen” falan diyormuş. Çünkü ben evde öyle konuşuyorum onunla. Ona okuduğum kitaplar öyle. Çocuğun zekâsı onu öğrenerek gelişmiş. Aslında yapay zekânın öğrenmesinden çok farklı olarak&#8230;</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Peki ne diyor öğretmen buna yani? Bu<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>bir problem olarak mı görüyor?</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Yok bunu üstünlük olarak söylüyor. “Çok fazla kelimesi var bu çocuğun” diyor. Yani sınıftaki diğer çocuklardan çok daha fazla kelimeyle konuşuyor. “Bunu nasıl yaptınız?” dedi. Ben de “konuştuk, kitap okuduk” dedim. Büyüdüğü evle, öğrendiği ortamla çok alâkalı bir durum bu. Bu da Murat Hoca’nın yapay zekâ tezini destekleyen bir şey.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3417 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451.jpeg" alt="" width="640" height="640" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-66x66.jpeg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-150x150.jpeg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-200x200.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-300x300.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-400x400.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-600x600.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451.jpeg 640w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Murat Hoca da demişti. Psikologlar kendilerini tedavi edemezler. Kendi sektörüne dair insanların koyduğu yorumlar, biraz daha şüpheyle yaklaşılması gereken şeyler bence.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Çünkü iş ister istemez oraya doğru gidiyor. Margaret Atwood da benzer bir şey söylüyor mesela. Ahlak konusuna gidiyor iş. Etik değerler acaba sahiplenebilecek mi? Eninde sonunda işin bağlandığı bir tane tartışma var: “Yapay zekânın her şeyi yapabilen, insanla aynen davranabilen, insanla aynı reaksiyonları verebilen ve insandan çok daha hızlı düşünebilen hali insan mıdır?” Cevapsız. Yani eğer zekâyı, duyguları, davranışları hepsini simüle edebiliyorsanız bu “insan mıdır, değil midir?” sorusunun cevabı aslında teknolojik bir soru değil bence. Dini bir soru bu. Çünkü sonuçta biz insanın davranışlarının simülasyon olup olmadığını bile bilmiyoruz ama yorumlayabiliyoruz. İş ister istemez ruh tartışmasına doğru gidiyor. Bu konu ilerledikçe, yapay zekâlar geliştikçe, şeyi eminim çok göreceğiz. Hani “bunlar insanlar gibi davranamıyor, bunlar aptal, bunlar tehlikeliden çok bunların ruhu yok, o yüzden güvenemeyiz” iddialarını çok göreceğimizi düşünüyorum. Yani çok dini bir yere gideceğini düşünüyorum konunun. Daha teolojik tartışmaya gidileceğini düşünüyorum.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hipergerçeklik çağında yaşıyoruz. İnsanlar da duygular da aşırılıklar içeriyor. Medya araçları, görsel, işitsel duyguların hepsini yakalıyor bir şekilde ve aşırı hassas bir yere çekiyor. Diğer taraftan yapay zekânın bir duygu üretmemesi neden problem olsun gibi bir yere gidiyor konu.</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Biz hep yapay zekânın yapaylığından bahsediyoruz da Instagram’a girip baktınız mı? Hayattaki ne kadar çok şeyin yapay olduğunu, insanların davranışlarının, alışkanlıklarının ne kadar çevreden kopyalanarak öğrenilmiş olduğunu görüyor muyuz? Mesela çok basit tartışmalar içinde yetişen topluluklar; “Alfa mı, beta mı?” falan gibi aptal aptal tartışmalarda. Ne kadar geniş bir spektrum. İşte iyi mi, kötü mü? İşte “efendi mi, piç mi?” Hep aynı tartışmalar. İkilemle herhangi bir tartışmanın içinden çıkmamız mümkün mü? İnsanlık tarihi boyunca aydınlatamadığımız derinlikte bir karakterden bahsediyoruz biz. Ama bu ilkel dikotomi; bütün tartışmaları, toplumun vardığı işte o yapay entelektüel birikimi oluşturmaya başlıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Biz yapayız zaten abi. Hepimiz yapayız. Yani kim oluyoruz? Ama kim oluyoruz yani? Hakikaten insanlık olarak biz hepimiz çok otantiğiz, özgünüz de işte yapay zekâ, yapay olduğu için bizim gibi olmayacak gibi bir suçlamayla veyahut da ayrıştırmayla onu tanımlayabiliyoruz. Ama bu dediğim gibi çok felsefi bir tartışma ve tartışmaların büyük çoğunluğunda olduğu gibi konu bir noktaya gelecek ve tıkanacak herhalde.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3420 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1.png" alt="" width="444" height="333" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1.png 2133w" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" /></p>
<p><b><i>Deniz Benzer:</i></b> <b>Bugünkü yapay zekâ ile olan iletişimimize, özellikle bu dil modelleri ile olan iletişimimize baktığımızda kimisi burada komut girmek olarak bahsediyor, kimisi promptlardan bahsediyor. Aradaki etkileşim biçimini bu ifadeler sizce etkiliyor mu? Biz makineye karşı aktif bir yerde miyiz edilgen bir yerde mi?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Yani başlangıcında promptun çok önemli olduğu söylendi. Komut dediğimiz şey birazcık bilgisayar programlama diliyle ilgili bir şeydi. Onun için bir teknik birikim, bir eğitim gerekiyordu. Mesela ben herhangi bir programlama dili bilmiyorum. O tarz bir komut veremezdim. Ama internet arayüzleriyle birlikte onu kullanabilen insanlar arasına girdim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Fakat yapay zekâ geldiğinde dendi ki prompt mühendisliği çok önemli bir meslek olacak. İşte ben de yazı yazmıştım. Bilmem kaç bin dolar maaşla eleman arıyorlar, bulamıyorlar diye. Fakat şu anda o heyecan çok sönümlendi. Geçen gün ben yanlışlıkla entera bastım. Yani bir konu hakkında bir şey soracaktım ChatGPT’ye. Sadece konunun kendisini yazdım. Bana şey diye sordu hemen: “Bunu bir podcast içeriği için mi istiyorsun? Yoksa köşe yazısıyla ilgili bir şey için mi istiyorsun?” diye. Çünkü benim kullanımımdan öğrenerek artık, beni o kadar benimsemiş ki, benim herhangi bir şeyin devamını unutmam durumunda tamamlıyor. Çünkü ben diyorum ki “Şu konuda bir köşe yazısı yazacağım. Bana nasıl bir şey tavsiye edersin?” diye soruyorum bazen. Bazen de kendi notlarımı Word dosyasına yüklüyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Mesela iki yüz sayfa notum oluyor. İki yüz sayfa notu oraya yüklüyorum. Kendi aldığım notları. Bu notları bana derleyip toplar mısın diyorum. Bence prompt işi artık mühendislik olayından çıkmış. Beni tanıyor. Benim ne isteyeceğimi biliyor. Kişiselleştiriyor olayı. O yüzden istem mühendisliği olayı muhakkak çok profesyonel işler de olacaktır. İşte görsel üretmekle ilgili, video kurgusuyla ilgili ama o da yavaş yavaş gidiyor. Doğal insan diline geçecekler. Çünkü bunlar bir dil modeli ve öğreniyorlar. Dil de gelişiyor.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Ama bu prompt mühendisliği işi bitmez canım. Sonuçta komutla prompt arasındaki temel fark şu ya mesela; bir milyar düğme var diyelim. Bir tanesine basmak komut.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ona bastığında her zaman aynı sonucu alırsın. Herkes basabilir. Prompt dediğin bir milyar düğmeden, hiç kimsenin daha önce basmadığı birkaç düğmeye aynı anda basarak başka bir iş çıkartma hikâyesi ya. Dolayısıyla o zaten yaratıcı insanlar için. Bu eğitimi alan insanlar için. Her zaman hiç hayal edilemeyen seçenekler yaratacak bir şey. Sonsuz bir dünya. O birazcık sanırım hafızaya da bağlı. Karşımızdaki makinenin hafızası da bence bizim ilişkimizi etkiliyor. Hani burada o bağlam penceresi diyorlardı ya ChatGPT için. Bir noktadan sonra hafıza kaybı yaşıyor gibi. O hatırladıkça bizi, biz onu tanıdıkça ve bildikçe bizim de ona karşı belki istemlerimiz ve komutlarımız değişecek.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Kişiselleştirme ayarları kapatılabiliyor isterseniz. Hafızayı kapatma seçeneği var ChatGPT’de. Ben insanlara kapatmasını önerdim, kapatın bunu dedim. Yapay zekâ çok acayip şeyler öğreniyor hakkınızda. Ama kendim kullanırken kapatmıyorum test etmek için. Geçenlerde “Ümit Alan kimdir?” diye sordum, kendimi. O kadar özel şeyler söyledi ki. İşte arada bir bilgisayarı kızı Leyla kullanmaktadır. Leyla, Harry Potter’ı çok sever. Arada bir onun bilgisayarını kullanır. Ümit şöyle yapar. Sonra şey diye sordum: “Bunları başkalarına söylemiyorsun değil mi?” dedim yani. Başkası “Ümit Alan kimdir?” diye sorunca. “Hayır sadece aramızda” yazmış yani. O hafıza oraları rahatlatmaya çalışıyor falan ama duruyor orada yani. O yüzden birçok kişiye diyorum ki bunun kişiselleştirme ayarlarını kapatın. Kendim şu anda teslim olmuş durumdayım ve hafıza ile korkutucu bir ilişkisi var.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3421 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748.png" alt="" width="284" height="440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-194x300.png 194w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-200x310.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-400x619.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-600x929.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-661x1024.png 661w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748.png 717w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" /></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Google’ın neler öğrendiği sizinle ilgili. 2011 falan.</p>
<p>O civarda olması lazım. O da inanılmaz bir konuşma. Şeyi anlatıyordu. Yani Google’ın, ki bu bilgi daha yeniydi bizde, Google’ın işte bir noktada kadınların hamile olduğunu anladığı. Çünkü birtakım kadınlara, hamilelik ile ilgili birtakım reklamlar gitmeye başlıyor. Sonra işte öfkeyle arıyorlar: “Hamile değiliz. Hamilelik yok. Bu ne? Ne yapıyorsunuz siz?” falan diye. Sonra hamile olduğunu öğrenen bir insan çıkıyor. Yani Google bu insanlar kendileri hamile olduğunu öğrenmeden önce onlara hamile reklamı basmaya başlıyor. Şimdi buradan tabi devasa komplo teorileri çıkıyor. İşte birtakım şeyler. Ama işin aslı öğrenen algoritma; hamile olan insanların kendileri bunu öğrenmeden bile değişen davranış kalıplarının, o ürünlerle ilişkili olduğunu tespit etmiş. Aynı davranışı gösterenlere de aynı ürünleri gösteriyor. Ortalık birbirine girmişti. Baba deliriyordu. Arayıp “Siz benim kızıma hamile muamelesi mi yapıyorsunuz?” falan diyordu. Sonra da kızın hamile olduğu ortaya çıkıyordu. Bunun gibi bir sürü vaka ortaya çıkıyordu sonra. Bütün bu sistemler zaten aslında bizim davranışlarımızı öğrenerek gelişen sistemler. Biz hep yapay zekâya çok yeni bir tartışmaymış gibi bakıyoruz. Yapay zekâ dediğimiz şeyin zaten kullanan algoritmaların birazcık daha gelişmiş hali olduğunu bilmek lazım.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Üretken yapay zekâ dediğin de yeni bir şey değil aslında. Yani hani birtakım fotoğrafları alıp görselleri montajlamak veyahut bir metinden çıkarım yapması, learning modeller falan, bunların hiçbiri yeni değil. Tabii kamuya açıldığı için gelişme hızı arttı. Moore’un modeli donanımlarda olduğu gibi yazılımlarda da geçerli aslında. Ama önünde sonunda bir süreklilik arz eden bir süreç. Biz bir dönemi böyle çerçeveleyip ayrıştırdık ve her şeyi onunla ilişkili tanımlıyoruz. Oysaki bütün hikâye zaten başından beri böyle dönüyor. Yani biz, yapay zekâdan bağımsız olarak yıllardır bunu konuşmuyor muyuz? Hani “Biz iki tane telefon konuşması yaptık, bunun reklamları geldi bana” falan diye.</p>
<p><b><i>Ozan Günel:</i></b> <b>Geçen sene Umut Hoca’yla verdiğimiz dersler sonucunda başka öğrencilerin de verilerini havuzda görmeye başladık. Acaba bizim oradan çıkan verilerimiz ile topluma dair bir şey söyleyebilir miyiz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Yapay zekâların herhangi birisine gidip mesela şey yazın: “Saat 9’a 5 kala görünen bir saatle bana bir video yap, fotoğraf yap” deyin. 10’u 10 geçe çıkar. “Saat 6’yı 35 geçeyi gösteren bir saatten bana yirmi tane aynı ekranda göster” deyin. Stable Diffusion’a falan girip deneyebilirsiniz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bütün saatler 10’u 10 geçe çıkar. Girin “Sol elle resim yapan bir ressam yapın” deyin. Sağ elle çıkar. Çünkü kullandığı verinin büyük çoğunluğu bu tip görsellerden oluşuyor. Bilmiyor herif. Yani reklam olarak da tanıtım olarak da insana satın almayı en kolay tetikleten, en seksi görüntü akreple yelkovanın böyle konumlanması olduğu için, internette bulduğunuz saatlerin %95’inden fazlası 10’u 10 geçe görünüyor. Dolayısıyla yapay zekâ bütün saatleri zaten saat 10’u 10 geçe gibi tanıyor. Ama bunlar zamanla tabii ki düzelecek şeyler. Şu an internetteki ortalamanın ürünü bu ve karşılarına çıkan en büyük sıkıntı da bu. Yani internette gördüğümüz şeylerle, internetteki ortalamayla, internetteki bu tüketim kültürünün ürünü diyebiliriz yapay zekâ üretimi için. Ama bugünün kültürünün ürünü olan içeriklerden, insanlık kültürüne cevap veren bir birikim tanımlamaya çalışıyorlar yapay zekâya. Tabii çok kafa karıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3422 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam.jpg" alt="" width="505" height="505" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam.jpg 1024w" sizes="(max-width: 505px) 100vw, 505px" /></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Şu an o konuda bir kriz de yaşıyor zaten. Öğrenebileceği veri tükenmek üzere. Hatta tükendi gibi internette ve artık yapay veriyle, yani makineyle üretilen veriyle öğrenmeye çalışıyor yapay zekâ. Daha da kötüleşmeye başlıyor. Yani insanların, kalabalıkların bilgeliği diye bir şey vardır ya. İnsanlardan aldığı veri ne kadar kötü de olsa ne kadar kirli de olsa ne kadar manipülasyona açık da olsa, aslında daha sağlıklı veri. O bittiği zaman yaşanacak kriz, yapay zekânın toplumun bir yansıması olacağını da gösteriyor bize.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Hep aynı tartışma aslında vardığımız yer yine. Yani birçok farklı alanda tartışıyoruz ama eninde sonunda tartıştığımız şey şu ya; “Bizim lehimize mi olacak babacım bu, aleyhimize mi olacak?”</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Peki bu yapay zekânın veri tüketim sürecinin neyi lehimize, neyi aleyhimize olacak?</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> İşin tıkandığı nokta bence o. Mesela yapay zekâdan korkulan, en çok gösterilen, en popüler örneklerden bir tanesi Skynet’tir ya. Bu çok zekileşip bağımsız olursa bize zarar verir. Böyle bir sürü hikâye var. Hep böyle yapay zekâ dediğimiz şey, bizden bağımsız olarak gelişecek ve bize rağmen gelişecek. Bir yere varacak. Bizim edilgen olduğumuz bir hikâye olacak. Hikâye gibi tartışıyoruz. İyi mi olacak, kötü mü olacak? Başımıza ne gelecek diye. Oysaki korkunç olan şey zaten bunu kullanacak olan insanlar. Yani bizim bu çağda karşılaştırdığımızda elektrik tartışması da işin içine giriyor. Bir taraftan elektrik, evet. Birçok savaşı da tetikledi. Birçok krizi de tetikledi dünyada. Birçok şeyi değiştirdi. Ama diğer yandan da uygarlaştırdı dünyayı. Bir yüzyıl önceye göre daha az insan ölüyor. Daha az insanın hakkına giriliyor. Ama şimdi insanlık o kadar kötü oldu ki. Bu insanlığın eline ne kadar daha gelişmiş enstrüman verirsen, daha kötü bir yere varacaksınız.</p>
<p>O yüzden yapay zekâ ile ilgili sorulması gereken soru “Yapay zekâ bağımsız olup, kendi başına o düğmeye basar mı?” sorusundan çok “Zaten bu gelişen olağanüstü, gelişmiş, güçlü teknolojiye sahip olan insanlar, dünyayı daha ne kadar kendi bireysel çıkarları için kullanıp dünyanın geri kalanını esir edecekler?” Ama yapay zekâ olmasa da bu oluyor zaten. Yani bizim yapay zekâ ile ilgili tartıştığımız şeylerin çoğu aslında insanlıkla ilgili. İnsanlığın aldığı kararlarla ilgili.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Orada da aslında internetin gelişim çizgisini referans alabiliriz. Yapay zekânın gittiği ve tıkandığı yön konusunda. Tim Berners’ı işte. Bu http protokolünün mucidi olan, internetin vaftiz babalarından biri. Onun hayal kırıklığı her şeyi gösteriyor. Biz interneti tamamıyla merkezileşmeden uzaklaşmak için icat etmiştik. Internet fikri zaten soğuk savaş sırasında Amerika’da merkezlerin dağıtılması fikri üzerinden doğmuş bir şey. Çünkü eğer Rusya bir veri merkezine,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>bir iletişim merkezine nükleer saldırı yaparsa bütün sistem çökecek. O yüzden bizim bunu dağıtmamız lazım diyerek interneti icat etmişler. Merkezi dağıtmak. Bir askeri güvenlik teknolojisi aslında. Bu http protokolü internette, bu merkezleri dağıtma fikri üzerine kuruluyor. Fakat bugün geldiği nokta tamamıyla; herkes Facebook’ta, Twitter’da, Google’da. Yani bir merkez haline geldi ticaretin etkisiyle aslında. İnternet ticarileştirince böyle oldu. Böyle olunca da bozulmaya başladı. Şu anda da işte tam tersi bir sürece doğru gidiyoruz.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> İnternet trafiğinin yüzde doksandan fazlası yirmi site üstünden dönüyor. İşte bu ticaretin istediği bir şeydi. Yapay zekâda da tehlike daha büyük. İnternet, devlet kontrolünde geliştirilmiş bir teknolojiydi. Devletler vardı internet anlaşmasında. Yapay zekâ ise tamamıyla ticaret. Özel sektörle gelişiyor. İnternette yaşadığımız hayal kırıklığının daha da büyüğünü belli bir süre sonra yapay zekâ konusunda da görebiliriz.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Derslerde de biz proje ödevi istiyoruz. Bu ödevlerin çok büyük bir oranı ChatGPT 3.5 ile yazılmış metinler oluyor. Metni de tam olarak doğrulama gibi bir imkânımız da yok. Belli bir olasılıkla tarayan siteler var bunu ama tam olarak çalışmıyor. Aslında geliştirmeleri gereken bir işlevi yapay zekâya devrediyorlar çocuklar böyle yaparken. Üretken yapay zekâ için söylüyorum. McLuhan demiş ya “Araç insanın uzantısıdır” diye. Yapay zekâ başka bir yönden ve sanki bir uzuv gibi, bir uzantı gibi belirli işlevleri aslında devrettiğimiz bir şeye dönüştü.</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Sokrates, yazının keşfinden sonra aslında hepimizin belleğimizi ve belleğimizle beraber kendimizi anlatma becerilerimizi de kaybedeceğimizi, bunun bir felaket olduğunu anlatmıştı. Bu tabii demek değil ki Sokrates böyle dedi böyle çıkmadı. Bundan sonraki bütün teknolojik gelişmelerin hepsi tamamen yararımıza olacak. Yazı gibi. Kesinlikle böyle düşünmüyorum. Bugünkü gelişmeleri kullanan, enstrümantalize eden kişilere artık neoliberal de denemez.</p>
<p>Bu dönemin sisteminin adının konması gerekiyor. Çok kutuplu, çok öfkeli, çok nefretli, çok hızlı değişen; yarı korporatokrasi, yarı karmakarışık bir sistem var. Tek bir adı yok.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Belki hepimizin mutabık olduğu bir isim bulabiliriz bir gün. Ama bu içinde bulunduğumuz korkunç dünya düzeninin ürünü olarak, bunun da korkunç sonuçlar vereceğine şüphe yok. Ama bunun yapay zekâ ile ilgisi olduğunu düşünmüyorum ben. Yani yapay zekâ dediğiniz eninde sonunda elektrik gibi bir şey. Ama elektriği, milletin kafasına elektrik vermek için mi kullanacağız? Yoksa hakikaten insanların evine su, yemek gitmesini sağlayacak sistemleri geliştirmek için mi kullanacağız? Artık öyle gitmiyor dünya. Baksanıza Kaliforniya’daki yangına; su kaynaklarına birileri el koyduğu için eyalet yandı. Böyle bir ülkede, böyle bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Bir yandan da Kaliforniya’daki yangını üç ay öncesinden öngörebilen yapay zekâ teknolojileri var. Bu çağda oluyor bu yangın. Ama bu yapay zekâ teknolojileri her şeyi bir şekilde öngörüyor abi zaten de hangileri dolu çıkıyor?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3423" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-scaled.jpg" alt="" width="2195" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-200x233.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-257x300.jpg 257w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-400x467.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-600x700.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-768x896.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-800x933.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-878x1024.jpg 878w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1200x1400.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1317x1536.jpg 1317w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1756x2048.jpg 1756w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-scaled.jpg 2195w" sizes="(max-width: 2195px) 100vw, 2195px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Sıla Gündüz</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Bir de bunları konuşuyoruz ama, biraz sanki tekno şovenizm de olabilir mi bu yapay zekâ ile ilgili? Yani sürekli bir ütopyalar ve distopyalar arasında gidip geliyoruz. Sürekli böyle tematik başlıklar oluyor. Bu durum altı, yedi yıl önce bir post-truth ile başladı. Arkasından blockchainler geldi. Onun arkasından bir NFT sanatı değiştiriyor falan derken. Yani Meta çıkacak, Metaverse çıkacak&#8230;</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Çok balonla karşılaştık değil mi? Yapay zekâda da bir balonluk var mı? Abi bak aslında hiçbiri balon değil bunların. Yani NFT de balon değil. Kripto da balon değildi.Aslında dot.net balonu dediğimiz de kurumsal olarak bir balon değildi. Metaverse de fikren balon değil. Ama bu teorik fikirleri birileri trending topic olduğu anda satmaya çalıştığı için ortaya balonlar çıkıyor. Bugün yapay zekânın tartışılan konusu; gittiği yer. işte Nvidia’nın yakın zamanda çıkarttığını açıkladığı Blackwell çipler, bunların rolleri ne olacak? İşte Çin ile ABD arasında server farm’lar konusunda yaşanan gerilimler. Diğer yandan ChatGPT’nin, OpenAI’ın tamamen ticari kanalını geliştirmeye başlaması. Acayip otomatik araç teknolojileri geliyor. Gerçekten bir şey var, çok büyük. Ama daha teknolojinin üretim süreci tamamlanmadan satmaya çalışıyorlar. Mesela en dandik aplikasyona gir, hemen kenarında AI var. AI’ya basıyorsun. Soru soruyorsun cevap veriyor. Fikri kolay tüketiyor piyasalar, kolay satıldığı için. NFT’de de aynı şey oluyor. NFT aslında iyi bir fikir. Yani sonuçta bir dijital ürünün özgün kodunun bir kişi tarafından sahiplenilmesi teoride iyi bir fikir. Ama bu fikir dünyayı değiştirecek, bütün sanatçılar burada, herkes gelsin falan diye. Bir anda orası pazar yerine dönüşünce; balon ortaya çıkıyor. Yani abi durun daha teknolojinin oraya gelmesi, internetin bütünsel çalışabilecek noktaya gelebilecek protokollere sahip olması, hızlara sahip olması belki on sene yirmi seneki işken, adam firmanın adını Metaverse diye değiştirdi. Çünkü Facebook batmaya gidiyordu. Ama Metaverse diye bir şey yok şu an. Balon. Aynı şeyi yapay zekâ ile de yaşıyoruz. 2023 Mayıs’ta galiba, Goldman Sachs bir rapor hazırladı. Hazırladığı raporda şunu diyordu: Generative AI, üretken yapay zekâ, şu an vadettiklerini gerçekleştirirse, on sene içinde batı dünyasındaki insanların dörtte biri işini kaybedecek. Yapılan işlerin de artık yüzde yetmişden fazlası yapay zekâ ile yapılmıyorsa bile, yapay zekâ desteğine muhtaç olacak. Bununla beraber bütün bu ülkelerin gayri safi milli hâsılası yani GDP’leri yüzde sekiz oranında bir zıplama gerçekleştirecek.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3426 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178.jpg" alt="" width="392" height="392" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178.jpg 2000w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></p>
<p>Bu kurumlar verimlilik artışını takiben, herkesin işsiz kaldığı senaryoyu verimlilik artışı diye tanımlıyor. Böylelikle çok daha ferah bir döneme girecek dünya. İşte buradan sonra da şey tartışmaları çıktı zaten. Çok insan işsiz kalacak ama çok para olacak. Evrensel temel gelir tartışmasını tetikleyen de zaten bu teori. Metaverse konusunda da Özgür Mumcu bir tweet atmıştı hatırlıyor musun Ümit? “Bu Metaverse işinin Mecidiyeköy’den arsa almaya döneceğini hiç tahmin etmemiştim” diye. Gerçekten&#8230;</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Evet, satın alanlar şu anda battı. Yine de bir şey daha var, o da Amerika’da. Onunla ilgili yazmıştım. Amerika’da, felaket senaryolarını sürekli kongrede konuşan bir lobi grubu tespit ediyorlar. Sonra arkasında kimlerin olduğuna bakınca ortaya en büyük oyuncular, OpenAI’lar çıkıyor. Yapay zekâyı icat eden adamlar, “Neden felaket senaryolarına bu kadar yatırım yapıyorlar.” diye konuşuyorlar. Araştırıldığında ise bir düzenleme istendiği ortaya çıkıyor. Küçük oyuncuların sektöre girmesinin belli ölçüde engellenmesini ve sadece büyük oyuncuların sahada kalmasını istiyorlar. Amaç ise rekabetin azaltılması. Bunun için icat edenler bile felaket senaryolarına yatırım yapar hale gelmeye başlıyor. Bu noktada da insanlığın sonunun gelmeye başladığını görüyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bununla beraber korkunç durumu öngöremeyiz. Dünyada, her şeyi değiştirebilecek ve kırılabilir bir dönemden geçiyoruz. Mesela siyasi olarak. Dünya on sene sonra daha mı sağcı olacak, yoksa yükselen muhafazakâr dalga bir noktada başarısız olup patlayacak mı? Ne olacağını bilmiyoruz ve bunlar her şeyi çok etkileyecek. Ayrıca, Çin-ABD arasındaki gerilimin gerçekten bir kazananı olacak mı? Çin’de bir taraftan her şey çok iyi gidiyor gibi görünürken diğer yandan bankacılık sistemi batıyor ve bunun sonuçlarını bilmiyoruz. Diğer taraftan ciddi nüfus daralması yaşayan Batı ülkelerinin aksine, daha sefil ve göç almaya müsait toplumlara sahip ülkelerde olağanüstü nüfus artışları yaşanıyor. Dünyada gıda sıkıntıları, küresel ısınma gibi olağan senaryolar var ama bunların hiçbirinin olacağını bilmiyoruz. Bu kadar çok belirsiz değişkenin olduğu ve insanların bu değişkenlerin sonuçlarını kendilerinin belirleyeceği bir dönemde, tahminde bulunmak zor. Tahminde bulunmak zor olunca sigortacıya gidersin. Bilmiyorsan risk gözünde büyür. Mesela çocuğunun nerede olduğunu bilmiyorsan aklına kötü senaryolar gelir. Dünyanın geleceği için bu kadar belirsizlik, bizi daha kötü senaryolara hazırlanmaya itiyor.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Yani, 90’larda kim 2020’lere geldiğimizde Avrupa’nın bu kadar gerileyeceğini öngörebilirdi ki? Şu anda Avrupa, her alanda Çin’den ve Amerika’dan geri kalmış durumda ama Avrupa 90’larda bunu göstermiyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3428" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla.jpg" alt="" width="1792" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-200x114.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-300x171.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-400x229.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-600x343.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-768x439.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-800x457.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1024x585.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1200x686.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1536x878.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla.jpg 1792w" sizes="(max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></p>
<p><b><i>D.B: </i>Bir gün yapay zekânın dünyayı ele geçirebileceğini söylüyorlar. Eğer böyle bir senaryo gerçekleşirse bunu yapan yapay zekânın kendisi mi olur, yoksa arkasında bir insanın yazdığı yapay zekâ mı bulunur?</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Zaten hep aynı konu tartışılıyor, muktedir yapay zekâdan korkuyoruz. Bütün dünyadaki her şeye ulaşabilen yapay zekâ, tıpkı Person of Interest’te anlatıldığı gibi ya da Skynet gibi. Dünyadaki her şey ulaşabilen, bütün bankalara transfer yapabilen, anında sahte kimlik üretebilen, interneti istediği gibi manipüle eden ve sunucuların fişini çeksen bile yok edilemeyen bir yapay zekâdan korkuluyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Böyle şeyleri yapabilen ve yok edilemeyen bir enstrüman varsa, asıl korkutucu olan bunu kullanacak insandır. Biz insanların yapabileceklerini es geçiyoruz ve teorik bir Skynet’ten korkuyoruz. Hâlbuki insanlar o kadar korkunç ki, bu korktuklarımız gerçekleşecek. Yapay zekâ modellemelerini iyi kullanan ülkeler, fiilen savaşmadan pazarlık masasına oturacak. Bu simülasyonun sonuçlarını kullanarak, savaş yapmadan da istedikleri avantajları elde edebilecekler. Böyle bir geleceğin bizi beklediğini okumuşsunuzdur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Uzlaştıran bir yapay zekâ var, MIT’de çalışıldı. İki tarafı uzlaştırabilen ve bütün argümanları herkesin kazanabileceği noktaya getiren bir diplomat yapay zekâ.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Biz yapay zekâdan korktuğumuzu konuşuyoruz ama insanın ne kadar korkunç olduğunu unutuyoruz. Korktuğumuz her şeyi insanların yapacağını düşünüyorum. Yapay zekânın tek başına bağımsız bir şekilde karar vermesine gerek yok,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>her şeye muktedir. Bunu sosyal medyalarda görüyoruz ve sonuçlar korkunç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Meşhur bir ataş deneyi vardır yapay zekâ ile ilgili, biliyorsunuzdur. Bilgisayara emir veriyorsun ve “Üretilebilecek maksimum sayıda ataş yap” diyorsun. Bunu söylediğinde her şeyi yok ederek ataş yapmaya başlıyor. Aslında komut yine insandan geliyor.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Çok uzun yıllar boyunca insanlar, canavarlardan ve bilmedikleri şeylerden korktular. Popüler kültür ürünlerinin çıkmasından sonra ise canavarları ve robotları dostumuz ilan ettik. Belki de insanın korkularıyla yüzleşememesinin sebeplerinden biri de budur. Oyunlarda herkes ben robotların veya canavarların yanında yer aldım diyor. Belki de insan, varoluşsal olarak karşılaşmaya hazır olmadığı için korkusunu farklı tarafa yönlendiriyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Benim bir saattir anlatmaya çalıştığım hikâyeyi çok basit ve güzel şekilde özetlediniz. Tabii yapay zekânın korkulacak şeyleri olduğunu da not etmek lazım.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Sedat Erol:</i> Bazı alanlarda yapay zekâ modelleri çok daha uzman durumda, özellikle veri analizi alanlarında. Başlangıç seviyesinde olan bir insanın, herhangi bir uzmanlık alanında aldığı fayda 1x ise orta düzeyde uzman bunu 10x faydaya götürebiliyor. Geçmişte bir insanın tek bir alanda uzman olması yeterliyken gelecekte birden fazla uzmanlık mı gerekecek?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> David Autor isimli bir yazar, Noema dergisinde bu konuyla ilgili çok güzel bir makale yazmıştı. Her zaman yapay zekânın bütün işleri ele geçireceğinden, işsizlik sorunu yaratacağından konuşuyoruz. Baktığımızda Sanayi Devriminden sonra toplumun kötüye gitmesine neden olanlardan biri de elit uzmanlıklardı. Doktorluk, mühendislik gibi bazı uzmanlıklar elit hale gelmişti. Bunun için ya zengin ya da zeki olmak gerekiyordu. Yapay zekâ ile bu uzmanlıklar daha az eğitimle yapılabilir duruma gelecek. Böyle olunca da orta sınıf, toplumda daha tabana yayılacak. Orta sınıf daraldı, elit uzmanlık modelleri durumu buraya getirdi. Neden bu duruma kötü bakıyoruz? Belki de elit uzmanlıkları orta sınıfa yaydığı için insanlar daha az eğitimle daha iyi yerlere gelecekti. Bence bunun en çarpıcı örneği, bugün çocuğumun ya da başka çocukların aldığı eğitimin büyük bir kısmının dil eğitimi üzerine kurulu olması. Özellikle Türkiye gibi İngilizce konuşmayan ülkelerde bu o kadar büyük bir zaman kaybı ki. Yapay zekâ dil eğitimini neredeyse gereksiz hale getirmek üzere. Apple’ın CEO’su Tim Cook, Fransa’da yazılımcılarla konuşuyor. Böyle bir konferans ortamında, “ Bırakın İngilizce öğrenmeyi, dil öğrenmenize gerek yok. Siz yazılımınıza odaklanın, ileride yabancı dil diye bir şey kalmayacak.” diyor. Türkiye’de eğitime harcanan bütçeler inanılmaz, bu bütçe ve zaman demek. Belki de daha az eğitimle daha iyi işler yapılabilecek. Bu da toplumda beklendiği gibi kötü değil, olumlu etkiler yaratabilir. Doğal senaryoda yapay zekâ bütün işleri ele geçirecek, insanlar yapacak iş bulamayacak. Bir senaryo daha var, daha az eğitimle daha nitelikli işler yapılabilir. Bu sayede ise çok para kazanması gereken ve şu an aşağılanan, el becerisine dayanan işler yükselebilir. Yapay zekânın vaftiz babası dedikleri Geoffrey Hinton, bu sene Nobel aldı. Ona bir konferansta “Gençlere ne önerirsiniz?” diye soruluyor. O ise “Sıhhi tesisatçı olmalarını önerebilirim.” diyor. Çünkü bunlar yapay zekânın kolay yapamayacağı, ele becerileri gerektiren işler.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Noah Harari’nin “21. yüzyılda en iyi meslek, öğrenmektir.” diye bir sözü var. Zuckerberg’e katıldığı programda yapay zekâ ile ilgili Facebook’taki gelişmeleri soruyorlar. O da birkaç seneye yazılım mühendislerinin yapabileceği her şeyi yapay zekâların yapabileceğini söylüyor. Yani personelin büyük bir kısmının işten çıkarılacağını söylüyor.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Sıhhi tesisatçı diye bir meslek var. Eğer benim evimde bir soruna müdahale etmezse evimi su, lağım basar. O zaman, neden benim mesleğim olan yazarlık onun yaptığı işten daha üstün görülüyor. Aslında daha çok ihtiyaç var. Şu anda belki de bu meslekler tam tersine döner ve daha eşit bir perspektiften bakılabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Yapay zekâdan korkmamak gerekiyor. Bizim ve beraber çalıştığımız insanların temel çıkış noktası bu. Edebiyat yayıncılığında çevirmenler, yayıncılıkta metin yazarları, videograflar, editörler benzer bir korku yaşıyorlar. Yapay zekâ işleri kolaylaştıracak ama bunların hepsi birer araç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İşin sonunda hepimiz sürekli öğrenmek zorundayız, dünya bizi buraya getiriyor. Bunu sadece işçiler veya üniversiteden mezun olmuş meslek sahipleri için söylemiyorum. Bu her aşamada, mevki ve pozisyonda zorunluluk haline geldi. Buna pandemide bir reaksiyon gösterdik. Boş durmak yerine üretken olmakla ilgili birçok şeye maruz kaldık. Gittiğimiz dünya böyle ve bunu kabullenmek zorundayız. Sokrates’teki herkes Sokrates’te yetişti ve gelişti. Buraya gelmiş olanların bile başladığı günle bugün arasındaki görev tanımları tamamen farklı. Ayrı görev, farklı şekillerde yapılmak zorunda ve hayatınıza sürekli yenilikler giriyor. Bu yenilikler göz korkutmasın, bir sabah uyandığınızda her şey farklı olmuyor. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Diyelim ki videographer olarak çalışıyorsunuz, yaptığınız işte daha gelişmiş bir şey çıkıyor. Onu kullanmaya başlıyorsunuz. Sonra sosyal medya paylaşımları ve alt metinleri yazmak için kullanacağınız gelişmiş yapay zekâ modelleri çıkıyor. Onu kullanarak, daha hızlı yapmaya başlıyorsunuz ve yeni bir şeyler öğreniyorsunuz. Hiçbir şey öğrenmeseniz bile, bir sene sonra arkanıza dönüp baktığınızda hayatın hızlı geçtiğini görüyorsunuz. Böyle bir tehlike var ama bundan korkmak gerektiğini düşünmüyorum. Bunu, üniversiteden mezun olan ve yapay zekâ benim kariyerimi etkileyecek diye korkan insanlar için söylüyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Ben daha çok eğitimin kişiselleşeceğini söylüyorum. Müfredat diye bir şey var. Özellikle ortaöğretimde daha baskın ve farklı sosyoekonomik gruplardan farklı öğrenme hızı olan milyonlarca çocuk var. Bu çocukların, aynı şekilde öğrenebileceğini öngören ve genelleştirilmiş bir müfredat var. Müfredattan ziyade belirleyici olan çocuğun öğrenme hızı, ilgi alanı ve sosyoekonomik şartları. Çocukların bir yapay zekâ tarafından daha iyi eğitilebileceğini düşünüyorum. Burada da eğitimciler ve öğretmenler daha çok yönlendirici pozisyona geçecek, bilgiye hangi yollardan ulaşabileceğini vermeleri gerekecek. Kişiselleştirilmiş eğitim çok önemli. Mevzu, bazı konularda uzmanlaşıyor olmak ve o konulara kendinden bir şeyler katmak. Olay, kendi üslubunu ortaya koyduğundan daha iyi bir yere gidecek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Herkes her şeyi yapabilir hale geldiğinde belirli bir vasatlıkla eşitlendi. Benim yazılarımın şekli de yapay zekâ çağında bir şekilde değişti. Artık daha kişiselleştirilmiş hikâyeler anlatıyorum ve yazının başına, konudan çok alâkasız görünen hikâyeler anlatarak başlıyorum. Ondan sonra ise doğru bilgiye bağlıyorum. Artık doğru bilgi vermenin bir anlamı yok, bilgi herkesin ulaşabileceği noktada. Ben, insanların bilgiyi daha kolay içselleştirebileceği hale getirmekle yazarlık yapabiliyorum. Hem başında hem sonunda kişiselleştirmeye yönelik unsurlar, konuyu eğlenceli ve anlaşılabilir hale getiriyor. Yapay zekânın yapamayacağı, insan faktörünü ortaya koyan bir iş çıkıyor. Geçenlerde beta kuşağı üzerine bir yazı yazmıştım.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Bu arada kuşaklar ile ilgili ne düşündüğünüzü merak ediyorum.</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Bu biraz ticaretle ve tüketimle ilgili. Biz analog çağında doğduk, televizyon vardı ama internet yoktu. Bizden sonrakiler internetin içinde doğdu ama ondan sonrakiler de sosyal medyanın içinde doğdu. Şu anda doğanlar ise yapay zekânın içine doğuyorlar. Teknolojiye baktığımız zaman çok daha farklı. Mesela ehliyet sınavına girince motor ile ilgili sorular cevaplamak zorundaydık. Şu anda hiçbir arabanın nasıl çalıştığını ve nasıl tamir edileceğini bilmiyoruz. Hepsi devrelerden oluşan bilgisayarlar ve uzmanlık istiyorlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>O çağda yetişen, motorun nasıl çalıştığını öğrenmekle yükümlü olan çocukla; şu anda bunun karmaşık bir makine olduğu bir yerde büyüyen çocuk aynı olmayacak. Kuşaklara, tüketim alışkanlıkları üzerinden değil de teknoloji üzerinden bakmak daha mantıklı. 1 Ocak 2025 tarihinde beta kuşağı doğdu ve alfa kuşağı da bitti. Ondan önce ise Z kuşağı vardı. Beta kuşağının en büyük özelliği ise kendisinin bir makineden farklı olduğunu anlatabilmek. Daha iyimser yerden bakan bir neslin gelebileceğine ilişkin bir iyimserliğim var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Böyle bir şey gerçekten olacak mı? İnsani bir yerden bakan bir nesil hayali gerçekleşecek mi? Çok düşük bir ihtimal.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çok umutsuz olmamak lazım. İnsanların üzerinde uzlaştığı gerçekliğin tarihi yüz elli yıl falan. Fransız Devrimi olurken otuz kilometre ilerideki kasabada kimsenin bundan haberi yoktu. Şu anda bu iletişimle ve teknolojiyle ortaya çıkan bir şey. Sonradan yavaş yavaş yayılıyor ve aynı yavaşlığa dönmemiz lazım. Tarihe not düşmek değerli. Ceza Mahkemesinin bir davada Netanyahu’ya “Sen suçlusun” demesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek, biliyoruz. İstanbul’da İkinci Körfez Savaşı zamanında sembolik bir mahkeme kuruldu ama kimsenin işine yaramadı. Nazi döneminde Sophie Scholl’ün “Slyde” deyip, iki gün sonra idam edilmesi hiçbir işe yaramadı. Kazanmaktan öte belki de bu hikâyede not düşmek üzerinden gidilmeli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Biraz hukuk kısmına gelmek istiyorum. Sizin “Uluslarüstü Yapay Zekâ Düzenleme Komitesi” diye bir söyleminiz vardı. Hatta Cumhuriyet’te ondan bahsetmiştiniz. Sizce öyle bir yerden düzenleme yapılabilir mi?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> O da düzenleyici bir kurum gibi aslında, regülasyonla ilgili. Tarihte ne zaman bir teknoloji veya yenilik gelmişse, peşinden bir kaos gelmiş. Gromofon ve müzik okuma makineleri icat edildiğinde enstrüman satıcıları, “Bundan sonra hiç kimse enstrüman almayacak çünkü zaten herkesin evinde gramofon olacak. Enstrümana ne ihtiyaç var?” diye düşünmüşler. Fakat müziğe ilgi iyice artmış ve müzisyenler “Kimse artık konser dinlemeye gelmeyecek, biz nereden para kazanacağız?” demişler. Bunun üzerine plak teknolojisi çıkmış, plak satmışlar ve para kazanmışlar. Aynı olay MP3 çıktığı zaman da oldu. 2000’lerin başında müzik sektörünün battığı söyleniyordu. Geçen gün Ferdi Tayfur vefat etti, aylık üç milyon lira dijital telif geliri olduğu söyleniyor. Sabredince düzenleniyor ve bu yapay zekâ için de geçerli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Biz, Yeni Medya 451’de yapay zekâ ve hukuk diye bir bölüm yapmıştık. Orada yapay zekâ üzerine birçok davayı incelemiştik. Çalışması çok keyifliydi, yapay zekânın karar verdiği birçok şeyde bizim itiraz hakkımız olacak. Kredi talebimizi insanlar reddetmiyor. Bir bilgisayar, bankacılık sistemindeki bir yapay zekâ aracı karar veriyor.</p>
<p>O zaman kime dava açacağız?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yapay zekâya dava açmamız gerekiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Amerika’da bununla ilgili birçok dava var. Şartlı tahliyelerde yapay zekâ, ırklara göre önyargı gösterebiliyor. Bunlar hep olacak, önce bir kaos çıkıyor<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ve ardından tartışmalar geliyor. Tartışmaların ardından düzenleme ve normalleştirme geliyor. Sonra işte başka bir yenilik, başka bir kaos.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3429" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></i></b></p>
<p>U.Y: <b>Telif meselesine gelmek istiyorum. Karikatür dergilerinin yaşadığı sıkıntı, karikatürlerin serbest dolaşımından kaynaklanıyordu. Bu işler sosyal mecralarda çok kolay paylaşılabilir halde. <span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bunlar aşılacak. ABD’de emsal oluşturacak bir dava dönüyor, “Class Action Lawsuit” kamu davası. Bu kamu davası birçok bireyi ilgilendiriyor. Yani bir kamu davası açıyorsunuz ama mağdurların hepsi adına aynı anda açıyorsunuz. Dolayısıyla o davayı kazanırsanız, sizin adına dava açtığınız herkes tazminattan payını alıyor. Şimdi Stable Diffusion’a açılmış büyük bir dava var. İnternetten çekilerek sisteme entegre edildiği için çekilen görsellerin hepsinin telif sahipleri adına açılmış. Bu davanın sonucu çok belirleyici olacak. Orada adil kullanım diye bir tanım var. “Bu adil kullanıma girecek mi, girmeyecek mi?” sorusunun tartışması yaşanıyor. Midjourney, Stable Diffusion’un sahibi olan adam ise “Esinlenmeden, temel almadan hangi sanat eseri olabilir ki?” diyor.</p>
<p>Bir yandan da kopyalanan, antrenman<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>için kullanılan görsellerin; yapay zekânın kendi ürettiği görsellerde de tekrar ettiğini görüyoruz. Mesela GetImages filigranı olan görselleri aldığı için bazı görsellerinde sağda, bazılarında solda GetImages logosu çıkıyor. Böyle olunca GetImages de davaya giriyor. Bu dava, dünyayı demokrasiye nispeten önem verdiğini söyleyen bir tarafın mı yönettiğini belirleyecek. Davayı Stable Diffusion, Midjourney kaybederse, yapay zekâlar internetten antrenman ve entegre için çekecekleri verilerin hepsine telif ödemek zorunda kalacaklar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu sadece Batı dünyasında geçerli olacaktır ve Çin’i durduramayacaktır. Dolayısıyla yapay zekâ sahipleri, internetteki bütün içerikler için para ve telif ödemek zorunda kalacaklar. Bu durum çok adil ve hak edilen bir durum. Kafana göre milletin resmini kullanıp, sistem geliştirip, para basamazsın. Bir yandan da telif yasası anlaşmalarına dâhil olmayan ülkelerin sistemlerini geliştirdiklerini, geliştirmek için kullandıkları algoritmaların veri toplayarak yapay zekâ konusunda ön plana çıktığını görebiliriz. Aynı şey silah, savaş ve bütün alanlarda kullanılacak yapay zekâlar için de geçerli. Bir ikilemle karşı karşıyayız. Çin’in dünyayı ve bizi yönetmesinden korkuyorsak, demokrasiden maalesef vazgeçmek zorundayız gibi görünüyor.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hem yeni medya-toplum ilişkilerini hem de yapay zekâ-insan ilişkilerini derinlemesine tartıştığımız bir söyleşi oldu. Vakit ayırdığınız ve dosya konumuza katkı sağladığınız için çok teşekkür ederiz. İyi ki bizi kırmadınız, geldiniz.</b></p>
<p><b><i>Can Öz &amp; Ümit Alan:</i></b> Bütün soruların erkekler tarafından sorulup, bütün cevapların erkekler tarafından verildiği programın sonu da hakikaten çok güzel oldu. Çok güzel sorular sordunuz, teşekkür ederiz. (Gülerek)</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3431" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/">Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakan Karakurt Anlatıyor: Yapay Zekâ ve Sanat</title>
		<link>https://contextdergi.com/hakan-karakurt-anlatiyor-yapay-zeka-ve-sanat/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/hakan-karakurt-anlatiyor-yapay-zeka-ve-sanat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Aug 2024 10:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[görsel]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3113</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Burçin Aksaç, Büşra Telli, Ebrar Karakurt, Mert Fırat Gündemde oldukça konuşulan yapay zekâ yazılımının daha derinlerine indik. Reklamcılık sektöründeki etkisini, kullanım alanlarını ve birçok detayı Havas İstanbul bünyesinde İçerik Ekip Yöneticisi olarak çalışan Hakan Karakurt’a sorduk. Öncelikle bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Merhaba, ismim Hakan Karakurt. İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği mezunuyum. 2010 yılında beri çeşitli  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hakan-karakurt-anlatiyor-yapay-zeka-ve-sanat/">Hakan Karakurt Anlatıyor: Yapay Zekâ ve Sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Burçin Aksaç, Büşra Telli, Ebrar Karakurt, Mert Fırat</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Gündemde oldukça konuşulan yapay zekâ yazılımının daha derinlerine indik. Reklamcılık sektöründeki etkisini, kullanım alanlarını ve birçok detayı Havas İstanbul bünyesinde İçerik Ekip Yöneticisi olarak çalışan Hakan Karakurt’a sorduk.</span></p></blockquote>
<p><strong>Öncelikle bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Merhaba, ismim Hakan Karakurt. İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği mezunuyum. 2010 yılında beri çeşitli şirketlerde proje ve içerik yöneticisi olarak çalıştım. Son üç yıldır ise Havas İstanbul’da İçerik Ekip Yöneticisi olarak çalışıyorum.</p>
<p><strong>Hızlıca sorularımıza geçmek istiyorum. Yapay zekâ ve onunla beraber gelen yeniliklerle ilgili merak ettiğimiz çok konu var. Yapay zekâ programlarını isteyen herkes ulaşıp kullanabilir mi ve siz hangi programları kullanmayı tercih ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir kısmını evet bir kısmını hayır. Popüler yapay zekâ uygulamalarından Midjourney programı için bir hesabınızın olması lazım. O şu anda herkese açık değil ama güncel olarak OpenAI’ın ChatGPT adlı yazılım programı herkesin kullanımına açık. Giriş yaptığınızda yapay zekâyla iletişime geçebiliyorsunuz. Diğer sorunuzun cevabına gelecek olursam da ben yapay zekâ temelli görsel içerikleri oluşturmada çok başarılı olduğu için Midjourney kullanmayı tercih ediyorum.</p>
<p><strong>Yapay zekâda görsel oluşturmanın aşamalarını anlatabilir misiniz?</strong></p>
<p>Hâlihazırda olan bir görseli de manipüle edebiliyorsunuz ama asıl yapay zekâ görseli üretmeyi sıfırdan bir süreç olarak kabul edebiliriz. Bu süreçte çıktısını almak istediğiniz şeyi tanımlayabiliyor olmanız lazım. Bunun için de cümleler kurabilirsiniz yahut içerisinde bulunmasını istediğiniz belirli anahtar kelimeleri yazabilirsiniz. Bu anahtar kelimeler tamamen sizin hayal gücünüze kalmış. Mesela Antik Yunan temasıyla ya da Roma’nın çöküş dönemiyle ilgili bir dünyayı tanımlayabilirsiniz. Bunun yanında görselin içinde olmasını istediğiniz farklı fi gürleri/temaları da belirtebilirsiniz. Tanımladığınız tema/dönem içinde olmasını istediğiniz Atatürk veya Michael Jordan gibi kişileri de anahtar kelime olarak kullanabilirsiniz. Duyguları tanımlayan kelimeleri de kullanabilirsiniz; coşku, eğlence, cesaret gibi. Tüm bu değişkenleri -ki bunun bir sınırı yok- tanımlayıp bunu yazıyla ifade ettiğinizde nefis sonuçlar elde edersiniz. Sonucunda yazılım size bir çıktı verir ve siz bu görseli düzenlemek isterseniz ufak manipülasyonlarda bulunabilirsiniz. Bu akışta, yapay zekâ yardımıyla oldukça basit şekilde çeşitli görseller oluşturabilirsiniz.</p>
<p><strong>Bu bilgilere dayanarak yapay zekâda görsel oluştururken kullanmak istediğimiz kelimeleri doğru seçmenin önemi mi ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Tabii ki, kesinlikle öyle. Çünkü yapay zekâ temelli görsellerde iyi bir sonuç almak biraz tanımlamanızın kreatifliğine ve ayrıntısına bağlı. Algoritmaların sınırları, belli bir formülü vardır ve o fonksiyon dışına çıkamazlar. Yapay zekâda ise çekirdek bir algoritma verirsin ve yapay zekâ kendini geliştirebilir. Seçilen kelimeler ve ifadeler ne kadar iyi ve ayrıntılı bir tanım olursa algoritma da kendini o kadar iyi geliştirir ve daha iyi sonuç verir.</p>
<p><strong>Yaratıcı insanlar ve bu meslek grubunda çalışanlar aklındakileri doğru kelimelerle tarif edip yapay zekâyı herhangi birinden daha iyi kullanabilirler mi? Yapay zekâda uzmanlık kazanmak mümkün mü?</strong></p>
<p>Evet, yaratıcı insanlar yapay zekâyı daha iyi kullanabilir. Fakat hâlihazırda bu o kadar da mesleklere bağlı bir iş değil. Bir manav da yapay zekâ temelli programları kullanarak çok yaratıcı işler çıkarabilir ki zaten bunun şu an bir uzmanlığı yok. Geçmişte, sosyal medyanın epey yaygın kullanılmaya başlandığı zamanlarda bazı insanlar kendilerini bir anda ‘’Etkileşim Mühendisi’’ olarak adlandırmaya başladı ve bu oldukça komikti. Zira mühendislik etiket olarak kullanılabilecek bir şey değil. Bunun okulu, eğitimi, tedrisatı olması lazım. Şimdi aynı durumu yapay zekâyla içerik üreten kişilerde görüyoruz. Mesela geçenlerde Linkedin’de birinin kendini ‘’Prompt engineer’’ olarak tanımladığına denk geldim. Bunlar bana biraz komik geliyor. Bu unvanlar basit şeyler değil. Ne bir sosyal medyacı etkileşim mühendisi olabilir ne de yapay zekâdan görsel yaratmaya çalışan biri sufle mühendisi olabilir.<br />
Yapay zekâda uzmanlaşanlar için ileride yeni ekoller/unvanlar muhakkak çıkacaktır aynı bilimin ilerlediği gibi. Bu ekoller, zaman içerisinde onu temsil edenlerle beraber tekrar tekrar sınanarak değerlendirilecektir ve hangi ekolün daha iyi sonuç verdiği araştırılacaktır. Einstein’ın İzafi yet Teorisi için Öklid Geometrisi yerine Richmann Geometrisi’ni referans alması gibi. Bilim ve sanat böyle ilerler. Buradaki gelişme de bence bundan çok da farklı olmayacak ama şu an olayın çok çok başındayız. Henüz büyük laflar edeceğimiz bir dünya yok.</p>
<h4>“Algoritmaların sınırları, belli bir formülü vardır ve o fonksiyon dışına çıkamazlar. Yapay zekâda ise çekirdek bir algoritma verirsin ve yapay zekâ kendini geliştirebilir.”</h4>
<p><strong>Yapay zekânın kullanılması yaratıcılığı engelliyor mu? Art Station platformunda sanatçılar yapay zekâyı protesto ediyor ve emek hırsızlığı olduğunu düşünüyor, bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3116 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1.jpg" alt="" width="457" height="238" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1-200x104.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1-300x156.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1-400x208.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1-600x312.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1-768x400.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1-800x417.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/art-station-1.jpg 968w" sizes="(max-width: 457px) 100vw, 457px" />Tarihteki bütün büyük gelişmeler örneğin matbaanın bulunması, internetin hayatımıza girmesi gibi ilk defa gerçekleştiği zaman insanlar buna önyargı ya da tepkiyle yaklaştı. Bu gelişmenin insanlığa, ekonomiye, yaşam şartlarına zarar vereceği konuşuldu her zaman ama hiçbir zaman böyle sonuçlanmadı. Tarihte hiçbir gelişme yaratıcılığı sınırlandırmaz, sadece ona farklı bir boyut katar. Bazı tasarımcılar yapay zekâ işimizi elimizden alacak kaygısı yaşıyorlar.</p>
<p>Bu yaratıcı veya sanatsal bir sorun değil, bu ekonomik bir sorun. “Bu işi yaparak para kazanıyorum, bir anda sen yapay zekâ kullanmaya başladın, ben mesleğimi kaybedersem Bu yaratıcı veya sanatsal bir sorun değil, bu ekonomik bir sorun. “Bu işi yaparak para kazanıyorum, bir anda sen yapay zekâ kullanmaya başladın, ben mesleğimi kaybedersem ne yapacağım? Yapay zekâlı araçlar çıktı; şoförler, nakliyeciler ne yapacak?” tarzı kaygılar. Dolayısıyla bu yaratıcı bir sorun olmaktan ziyade ekonomik bir sorun. Zaten yapay zekânın yapamayacağı pek çok şey var ki, bu gelişmeler çok fazla yeni iş kolu ve meslek de ortaya çıkaracaktır. Diğer yandan insan aklı oldukça karışık bir yapıya sahip. Onu alt etmek de bence o kadar kolay değil ve biz daha yolun çok çok başındayız.</p>
<p><strong>Yapay zekâ içerik üretebiliyor, metin yazabiliyor ve kısa film oluşturabiliyor. Peki, bu durum zaman içerisinde bu sektörde çalışan insanların mesleklerini icra etmesinin önünü kesebilir mi?</strong></p>
<p>Tarih bize tam tersini gösteriyor. İnternet ilk kullanıldığı zamanlardan bu yana sizce meslek çeşitliliği azaldı mı? Tam tersine arttı. Şu an çok daha fazla meslek var ve katlaya katlaya büyüyoruz. İnsanlar henüz işin başında olduğumuz için “İşimi kaybedeceğim, ev kredim var, bunları nasıl karşılayacağım?’’ gibi düşüncelere boğuldu, hakkıdır da. Çünkü içinde yaşadığımız düzen maalesef insanlara nefes aldırmıyor. Fakat şöyle bir şey var; aynı dijital devrim zamanında olduğu gibi yapay zekâyla beraber ekstra başka işler ortaya çıkacak. Mesela yapay zekâ doktorlara göre teşhis koymada veya operasyon gerçekleştirmede daha iyi görünüyor. En azından datalar şimdilik bu yönde ama bu doktorları işsiz bırakmaktan ziyade onları farklı bir formasyona da götürebilir. Geldiğimiz bu noktada insan yapay zekâyı yöneten, onu kullanarak iş yapan bir operatöre dönüşebiliyor. Elimizde bir teknoloji var ve ikisinin birlikte ilerlediği bir dünya düzenine gitmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Sosyal medyada birçok kullanıcının yapay zekâ kullanarak kendilerine avatar oluşturduklarını görüyoruz. Sosyal medyadaki bu kısır yaklaşım yapay zekâya olan bakış açısını sınırlayabilir mi?</strong></p>
<p>Avatar oluşturmaya çok da yapay zekâ demeye gerek var mı emin değilim. Örneğin senin fotoğrafını alıyor, arkayı belli bir döneminden bir kareye dönüştürüyor ya da seni birazcık manipüle ediyor. Bu yapay zekâ olmasa da yapılabilecek bir şey. Çok büyük bir değişim değil. Tam olarak yapay zekâ mantığını tanımlamıyor.</p>
<p><strong>Sizce yapay zekâ reklam sektörüne yön mü verecek yoksa sadece aracı mı olacak?</strong></p>
<p>Uzunca bir süre aracı olacak, en azından şimdilik böyle görünüyor. Şimdilik Metaverse ve yapay zekâ için inanılmaz bir devrim yaşıyormuş gibi düşünmemek lazım. Ama gelecekte yaşayabiliriz, muhtemeldir.</p>
<p><strong>Yapay zekânın temel işleyiş mantığından bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Kendini geliştirebilen algoritmalar gibi düşünebiliriz. Örnek vermem gerekirse, bir film şirketi filmlerinin fragmanlarını yapay zekâya yaptırıyor ve güzel sonuçlar çıkıyor. Bunlar tamamen datayla alakalı şeyler. Benim hedef kitlem kim? 20-35 yaş arasında, üniversite mezunu, büyük şehirde yaşayan, geliri belli bir düzeyde olan insanlar diyelim. Bu insanların dijital alışkanlıklarının bilgisi (ne tarz içeriklerden hoşlanıyor, ilgi alanları ne, hangi mecralarda zaman geçiriyor, nelerden keyif alıyor vs.) bende varsa ben yapay zekâ ile bu hedef kitleye uygun fragmanlar yapabilirim. Buna en iyi örnek Netflix diyebiliriz. Netflix bir içerik mecrası değil, bir eğlence mecrası. Kendilerine rakip olarak Hbo Max, Amazon Prime’ı görmüyor. Rakip olarak 14 yaşındaki çocukların zamanının büyük çoğunu harcadığı Valorant ve Roblox gibi oyunları görüyor ki bu kitlenin içerik izlemelerine gerek yok, sadece platformda zaman geçirmeleri yeterli. Tüm mecraların aslında günün sonunda istediği şey bu, benim mecramda zaman geçirsin.<br />
<img decoding="async" class="wp-image-3117 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf.png" alt="" width="276" height="173" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-200x125.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-300x188.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-320x202.png 320w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-400x250.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-600x375.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-700x441.png 700w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-768x480.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-800x500.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-1024x640.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf-1200x750.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dddf.png 1280w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" />Analizlerle beraber içerik oluşturmada yapay zekâ çok işe yarayacak ama bir film çekebilecek mi? Hâlihazırda böyle bir şey yapacağı çok da mümkün değilmiş gibi görünüyor, en azından şimdilik. Sanatta klişe dediğimiz bir şey var, malum. A/B testi yapıp insanlara sorarak ve yaratıcıyı denklemden çıkararak varacağımız yer sadece klişe olur. Başka hiçbir şey olmaz. Hepsinde bugüne kadar yapılmış tüm içeriklerin özetlerini görürüz ve finaline geldiğimiz zaman bir sanat eserinden beklediğimiz vuruculuğu, “tokat”ı, aykırılığı bulamayız. Şahsen kendimi yaratıcıya teslim etmek benim hoşuma gidiyor. Fakat bunu yapay zekâya bıraktığımızda -en azından şimdilik- tamamen datayı analiz edip semantik bir sonuç çıkartarak ilerleyeceğimiz için varacağımız nokta klişe olacak. Zaten genel olarak şu anda yapay zekânın çok başarılı olduğu formatlar daha kısa formatlar. Resim, müzik gibi genel olarak bilinçaltını tetikleyerek anlam kazanan türlerde nefis sonuçlar alırken roman, sinema gibi daha bilinci tetikleyen ve alametifarikası hikâye anlatıcılığı olan türlerde çok da bir şey göremiyoruz.</p>
<h3>“Yapay zekânın fayda sağlayacak taraflarını geliştirip hayatımızı nasıl kolaylaştırırız, bunları öğrenmemiz gerekiyor.</h3>
<p><strong>Bir kolonya markası bütün ambalajlarını yapay zekâ kullanarak tasarlamış. ‘’Zamandan çok kazandık ve maliyeti çok az’’ tarzında yaklaşımları var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Zaten şu aşamada yapay zekâ sadece bu işlere yarayacak. Günün sonunda bir şirketin, markanın verimliliğe bakması lazım. Her ne kadar sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik önemli olsa da şirketlerin birincil dertleri bunlar değil. Şirketlerin var oluş amacı kârlılığını ve verimliliğini artırmak. Günün sonunda ambalaj kısmını düşünürsek, şirket ne kadar kârlılıkla iş yaptığına ve verimliliğinin ne kadar yüksek olduğuna bakar ve o verimliliği yapay zekâ üzerinden artırabilecekse tabii ki çoğu marka bu yöntemi tercih eder. Verimli olmadığı halde bir işi insanlarla çözmenin şirketlerin sosyal sorumluluk projesi olacağı günler gelir mi, bilemem ama bu güzel bir bilim kurgu romanı konusu olabilir.</p>
<p><strong>Yapay zekâ içerikleri oluştururken telifli görseller kullanmak nasıl sonuçlar doğurabilir? Telifli bir görsel yapay zekâdan çıktıktan sonra hâlâ telif hakkına sahip olabilir mi?</strong></p>
<p>Tabii. Bu ihtimali hep göz önünde bulundurmak lazım. Mesela ben marka olsam içerisinde başka bir marka adı veya görseli bulunan içerikleri paylaşmazdım. Dava açsalar üç aşağı beş yukarı haklılar. Tabii bu mevzuat için şu an kesin kurallar ve açıklamalar yok ama herhangi bir durumda çok hızlı çözülür gibi görünüyor. 1-2 yıl içerisinde kim neyi nasıl kullanmalı gibi bilgiler netlik ve resmiyet kazanır. Dediğim gibi, yolun çok başındayız.</p>
<p><strong>Reklamcılık sektöründe en başarılı bulduğunuz yapay zekâ çalışmaları nelerdir?</strong></p>
<p>Şu anlık yok. Birkaç marka görsellerini sadece yapay zekâyla oluşturacağını duyuruyor ve bence bu mantıklı değil. Yapay zekâ ile görsel yapacaksanız bunun bir fonksiyonu olmalı. Sadece biz yapay zekâ kullanarak içerik hazırlıyoruz demek yeterli ya da yaratımcı değil. Asıl, biz yapay zekâ kullanarak işimizi şu noktaya getiriyoruz diyebilmek gerekiyor. Sanat alanında çok iyi işler olsa da şahsen ben yapay zekâ kullanılan iyi bir reklam projesine pek denk gelemedim.</p>
<p><strong>Sanatsal alanda aklınızda kalan örnek varsa bizimle paylaşabilir misiniz?</strong></p>
<p>Botto Project adlı bir Instagram hesabı var. Her gün bir sanatçının eserlerindeki konsept ile yapay zekâ görselleri oluşturup paylaşıyor. Bunun gibi belli konseptlerle devam eden projeleri çok beğeniyorum. Türkiye’de de Bager Akbay’ın yapmış olduğu işler beğendiklerim arasında. Robot şair Deniz Yılmaz vardı. Yanılmıyorsam Türkiye’de ilk yapay zekâ kullanılan proje. Kabaca şöyleydi; Bager, Türkçe bir sürü metni, özellikle de şiiri alıp yapay zekâya veriyor ve Posta Gazetesi şiir ekine şiirler hazırlıyordu. Amacı da yapay zekâya o şiir sayfasında yayınlanabilecek kadar “iyi” bir şiir yazdırmak. Çok güzel bir işti. Herhalde bu çalışmanın 8-10 yılı olduğunu söyleyebiliriz. Refik Anadol da çok başarılı bir diğer isim, onun çalışmalarını da çok beğeniyorum. Reklam için şimdilik aynı şeyleri söylemek pek mümkün değil.</p>
<p><strong>Sizce reklam sektöründeki yapay zekâ çalışmaları sanat kısmındaki çalışmalardan etkilenip benzer yönde gelişebilir mi?</strong></p>
<p>Ben iyi işler çıkacağına inanıyorum fakat şunu atlamamak lazım, dünya olarak zorlayıcı bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla markalar da biraz daha şu mantıkla ilerliyor; ekonomik kriz var, maksimum fayda sağlayacak şeyleri yapmam lazım. Bu anlamda daha temel ihtiyaçlar ön plana çıkıyor. Global ekonomik kriz geçene kadar çok iyi işler çıkacağını düşünmüyorum. Tabii ki iyi işler gelecektir fakat buna markaların da hazır olması gerekir, sadece reklamcılarla olacak bir iş değil.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3119" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1.jpg" alt="" width="1200" height="627" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1-200x105.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1-300x157.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1-400x209.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1-600x314.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1-768x401.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1-800x418.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1-1024x535.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/robot-sanatci-bottonun-nft-eseri-11-milyon-dolara-satildi-kA3Cb7kU-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p><strong>İnsanlar bir süre sonra her içeriğin yapay zekâ ile oluşturulmasından dolayı yabancılaşma yaşayabilir mi? Metni ve görseli yapay zekâ yaptığında işin ruhunun kaybedildiği düşünülebilir mi?</strong></p>
<p>Instagram ve Twitter’da yerli bir sanal influencer var ve onunla iletişime geçtiğinizde kendisinin bir dijital insan olduğunu söylüyor. Bu kendisini dijital insan olarak konumlandıran bir yazılım aslında. Her ne kadar bir kod olsa da kendini bir “insan” olarak görüyor. Bu örnekler artacak, bu konular sıklıkla konuşulacak. İnsan nedir sorusu popülaritesini hiç yitirmiyor zaten. Günün sonunda şu aşamaya gelecek olma ihtimalimiz var; çok satan kitapların yarısının yapay zekâ tarafından yazıldığı ve Cannes’da büyük senaryo ödülü alan film senaristinin yapay zekâ olduğu bir dünya. Fakat bu büyük değişimi bir anda yaşamayacağımız için bunun büyük bir yabancılaşma etkisi yaratacağını sanmıyorum. Çünkü ne olacaksa gözümüzün önünde olacak.</p>
<p>Siborg Manifestosu 1982’de yazıldı. Kabaca şöyle söylüyor; kontak lensi (yahut herhangi bir geliştiriciyi) taktığında vücudun dönüşüme uğrar ve bir “siborg”a dönüşürsün. Ampute birinin kullandığı yapay kol ya da omuriliğe takılan parça sayesinde koşmaya devam edilebilen insanlar. Bu insanları rahatsız ediyor mu?</p>
<p>Sonuç olarak her şey gözümüzün önünde gerçekleşeceği için bir yabancılaşma getireceğini düşünmüyorum. Yapay zekânın fayda sağlayacak taraflarını geliştirip hayatımızı nasıl kolaylaştırırız, bunları öğrenmemiz gerekiyor. Trafik kazalarını azaltma şansı nedir mesela? Biraz böyle bakmak lazım. İçinde yaşadığımız dünya maalesef insanın refahını önceliklendirmediği için bu şekilde bir akış olacak mı, sanmıyorum ama en iyisini umut etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hakan-karakurt-anlatiyor-yapay-zeka-ve-sanat/">Hakan Karakurt Anlatıyor: Yapay Zekâ ve Sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/hakan-karakurt-anlatiyor-yapay-zeka-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jul 2024 09:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3069</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Fikriye Yılmaz, Sedat Erol  Selanik’te rasyonalist ve pozitivist etkilerle büyüyen Atatürk, her fırsatta bilim ve teknolojinin önemini vurguladı. Bir ülkenin ancak bu gelişmelerle ilerleyebileceğini düşünen Atatürk, bilimsel gelişmeyi destekleyecek çeşitli adımlar attı ve bilime dayalı bir Türkiye inşa etmeye çalıştı. Gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı ülkeyi ve Türkiye’nin bilimde, teknolojide geldiği son  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/">Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Fikriye Yılmaz, Sedat Erol </em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Selanik’te rasyonalist ve pozitivist etkilerle büyüyen Atatürk, her fırsatta bilim ve teknolojinin önemini vurguladı. Bir ülkenin ancak bu gelişmelerle ilerleyebileceğini düşünen Atatürk, bilimsel gelişmeyi destekleyecek çeşitli adımlar attı ve bilime dayalı bir Türkiye inşa etmeye çalıştı. Gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı ülkeyi ve Türkiye’nin bilimde, teknolojide geldiği son noktayı anlattı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Atatürk’ün rasyonalist ve pozitivist okumaları var, bilim ve teknolojiyi çok seviyor. Siz bu bakış açısı için bir şeyler söylemek ister misiniz?</strong></p>
<p>Atatürk Selanik’te doğdu ve orada çok farklı bir atmosfer vardı. İstanbul’a gelmeyen kitaplar, dergiler oraya geliyordu. Atatürk işte böyle bir atmosfer içinde büyüyor ve çok da meraklı biri olduğu için sürekli okuyor. Aynı zamanda çok iyi öğretmenleri olduğu için orada önemli kitaplarla karşılaşıyor, bilimle tanışıyor. Bu açıdan baktığımızda Atatürk’ün bir bilim ve vatan aşkı var. Ülkesini çok seviyor ve ülkesi zor durumda. Osmanlı İmparatorluğu dağılıyor, Avrupa’da yeni bir dünya kuruluyor. Bilim ise çok geride kalmış, Osmanlı’ya 1715’e kadar girmemiş. Osmanlı’nın o zamanki çöküşü Karlofça, Pasarofça antlaşmalarıyla başlıyor. Bu anlaşmalar yüzünden Osmanlı topraklarının bir kısmını parça parça Avrupa’ya devretmek zorunda kalıyor. O aşamada ise ordu nasıl ayakta kalacağını düşünmeye başlıyor çünkü karşılarındaki Avrupa orduları Osmanlı’yı sürekli yenilgiye uğratıyor. Karşı tarafın topu, tüfeği, anlayışı çok farklı ve Osmanlı’nın alışık olmadığı bir düzende. Çünkü orada bilim, teknoloji, düşünce devrimi olmuş ve çok önemli buluşlar patlamış. Avrupa’da yeni hayat ve kuruluş dönemi başlıyor. Osmanlı’nın da ilk düşüncesi “biz de orduyu buna göre düzenleyelim” oluyor. Osmanlı’nın o dönemdeki bir numaralı aydını olan İbrahim Müteferrika’nın neler yapılmasını gerektiğini tavsiye ettiği kitapları var.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3073 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5.png" alt="" width="245" height="374" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-197x300.png 197w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-200x305.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-400x610.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5.png 472w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" />Matematik, fen, top nasıl atılır bütün bunlar hakkında bir mühendishane kuruluyor. Teknoloji alınıyor ama arkasındaki bilimsel gerçeklerle bir ilişki kurulamıyor. Bilim insanınız olması gerekiyor ama Osmanlı’da doğru dürüst bilim insanı yok. Osmanlı’nın aydınlarına bakıyorsunuz o zamanki bilimsel gerçeklerle bildiğimiz, bilimsel devrimlerin temellerini atanlar diye okuduğumuz insanlar hakkında hiçbir bilgi yok. 1850’lerden sonra bir takım Osmanlı aydınları bu gerçeği görüyor ve yazıp çizmeye başlıyor. Atatürk aynı zamanda bunlarla büyüyor ve bilimin önemini farkına varıyor. Fransız devrimini okuyor ve oradaki fi kirleri anlamaya başlıyor. Bilimle tanışması ise giderek mükemmelleşiyor. Onları okudukça, büyümekte olan genç bir Avrupa uygarlığının hangi temeller üzerinde geliştiğini görüyor ve Osmanlı’da bunların hiçbirinin olmadığını fark ediyor. İşte bu yüzden bilim ve teknolojiyle bu kadar erken tanışıyor. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan önce eğitimin ve bilimin önemine vurgu yapan sözler söylüyor.</p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesi’nden önce öğretmenlerle bir araya gelen Atatürk, orada bilimin önemi hakkında konuşmalar yapıyor. Savaş sırasında bile ülkenin ancak bilim temelinde yükseleceğini söylüyor. Aslında Atatürk’ün aklında yeni Türkiye’nin kuruluşu, Cumhuriyet düşünceleri o zamanlardan var. Bu işin imparatorlukla gitmeyeceğini çok erken fark ediyor ama bunu dile getirmiyor ve hepsinin zamanı gelince olacağını düşünüyor. Bilim ve eğitimin temelinde yükselecek Cumhuriyet fikri 1915’lerden sonra iyice şekilleniyor. Samsun’a çıkmadan önce, çıkarken aklında hep bu fikirler var. Yani Avrupa’daki yükselen devletlerin ve onların başarılarının temelini bir esinlenme olarak tasavvur edebiliriz. Yeni Türkiye’yi kurarken ise bunları temel araçlar olarak kabul ediyor.</p>
<h4> “Toplumu dönüştürmek en zor işlerden biri. Biz ise toplumu hâlâ dönüştürebilmiş değiliz ve bunun acısını çekiyoruz.”</h4>
<p><strong>Peki, kurulduktan sonra bu bilim ve teknolojik gelişmeleri engelleyen, bunun tamamını yansıtamamasındaki temel sebep sizce nedir?</strong></p>
<p>Teknoloji üretmek zor bir olay ve bunun için bilgi birikimi, atmosfer ve altyapı gerekiyor. Mesela Atatürk’ün en son devrimlerinden biri Darülfünun’dur. Atatürk bir üniversite kurmak için olgun koşulları beklemek zorunda kalıyor. Çünkü bir üniversite kurmak için önemli bir insan gücüne, değerlere, bilimi bilen ve üreten insanlara ihtiyaç var. Darülfünun’a ise hep bu gözle bakıyor ve inceliyor. Atatürk en son ziyaretinde hocalara yabancı bilim dergilerinde kaç makalelerinin yayımlandığını ve bunlara hangi bilim insanlarının atıf verdiğini soruyor. Aslında bu nasıl bir üniversite ve ülke yaratmak istediğinin en somut ifadesidir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3074" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun.jpeg" alt="" width="1574" height="885" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-200x112.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-600x337.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun.jpeg 1574w" sizes="(max-width: 1574px) 100vw, 1574px" /></p>
<p><strong>Bugün bile akademide bunu bu kadar dert etmeyenler var. 100 yıl öncesinden bunu dert etmiş.</strong></p>
<p>Şüphesiz, çünkü durup dururken böyle bir şey olmayacağının kendisi de farkında. Bu sahip olduğunuz insan gücüyle ilgili bir durum. Atatürk’ün gençleri ülke dışına göndermesi, çeşitli bilim alanlarında üniversite eğitimi aldırması da bunu kanıtlıyor. Ülke böyle koşullar ve insanlar yaratma amacı taşıyor. En son el attığı üniversiteye gidip bu konuşmayı yaptıktan sonra, Darülfünun’u bir uzmana inceletiyor.</p>
<p>Avrupa’da, Amerika’da gerçekten iyi yetişmiş bilim insanları var. Çünkü bilimin temelleri oralarda 1500-1600’lere kadar gidiyor. 1600’lerde ilk üniversite olan Fransız akademisi kuruluyor ki İngiltere’de bulunan akademi de bambaşka bir atmosfer var. Dolayısıyla İsviçre’den kendi alanında çok otoriter biri getirtiliyor. Bu kişi bir yıl boyunca üniversiteyi inceliyor, raporlar sunuyor ve o raporlar doğrultusunda hareket ediyor. Tam o sırada Alman bilim adamları olayı patlak veriyor ve Türkiye içinde bulunduğu zor koşullara rağmen onların ülkeye getirilmesi için uğraşıyor. Üniversite onlarla birlikte şekillenmeye başlıyor, bir sürü hoca İstanbul Üniversitesi’nde görevlendiriliyor. Orada hatalar yapıldığını, bazı iyi değerlerin geride kaldığını söyleyen insanlar da var. Bu doğru olabilir ama önemli olan üniversitenin kurulması ve değerlerle hareket edilmesidir. Çünkü bunlar geleceğin bilim ve teknolojisini üreten bir neslini, kurumunu var etme çabasıdır.</p>
<p>Bilim ve teknolojiyi hemen üretemezsin. Bugün bile kurumlarımıza baktığımızda o kadar insan var ki. Şimdi ufak tefek önemli şeyler çıkıyor ama henüz büyük başarılara imza attığımızı söyleyemeyiz. İktidarın üniversitelere vurduğu darbe ve ideolojik yapılanma bilim insanlarını bezdirdi. Bilim ve teknoloji üretmek zor işlerden biridir ve büyük birikimler gerektirir. Atatürk bu konuda başarısız mı oldu, hayır. Gerekli koşulları yaratma konusunda başarılı oldu ve bunu görmek lazım.</p>
<p><strong>Millet mektepleri, halk evleri, köy enstitüleri gibi çabalar da bunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Tabii. Onlar toplumu aydınlatma ve meraklı, akıllı gençlerimizi ortaya çıkarma yeridir. Halk evleri ve köy enstitüleri halk aydınlatılması için önemli yerler. Köy Enstitüleri ise bambaşka bir olay ve bunu onların dışında tutuyorum. Toplumda büyük bir yayın seferberliği başlıyor. Bunların hepsi tepeden olmak zorunda, devraldığınız nüfus Osmanlı İmparatorluğu’nun en geri nüfusu. Ermeniler, Yahudiler, Rumlar matbaayı bizden çok daha önce kuruyorlar ve çalışmalar yapıyorlar. Bizde ise Müteferrika’ya 1750’lerde izin çıkıyor ki o süreçte de sadece 20 kitap yayımlanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Avrupa’da basılan kitapları karşılaştırdığınızda bizde sayılan kitapları tek tek sayabilecek durumdayız. Böyle büyük bir gerilik söz konusu ve Müslüman toplum ancak Cumhuriyet döneminde, Avrupa’da patlayan bilimsel devrimin mantığıyla neler olduğuyla karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>1800’lerin sonundan 1920’lere kadar tabii ki kitap basılıyor ama bunlar çok kısıtlı bir çevrede kalıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda okuma yazma bilenlerin oranı, Osmanlı paşalarının söylemlerine inanacak olursak yüzde bir bile değil. Cumhuriyetin aldığı okuma yazma oranı yüzden 10 olarak tahmin ediliyor. Türk alfabesine geçildiğinde bir gecede cahil kaldık deniyor ya millet zaten onu bilmiyor ki, milletin konuştuğu zaten Türkçe. Millet orada uygun diline kavuşuyor. Bunlar büyük devrimler ve toplumu dönüştürmek en zor işlerden biri. Aslında hâlâ dönüştürebilmiş değiliz ve bunun acısını çekiyoruz.</p>
<h4><strong> “Teknoloji üretmek zor bir olay ve bunun için bilgi birikimi, atmosfer ve altyapı gerekiyor.”</strong></h4>
<p><strong>Sizin Bilim ve Teknoloji Dergisi’nde yazdığınız, bilimsel gelişmeleri anlatan yazılar olduğunu biliyoruz. Bilim ve teknoloji haberciliği konusunda söylemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3075 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi.jpg" alt="" width="466" height="233" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-600x300.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi.jpg 620w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" />Aslında bu önemli ve ben bunu 40 yıldır yapıyorum. Daha önce Günaydın Gazetesi ve çeşitli yerlerde yayın konseyi üyeliğine kadar bir sürü alanda çalıştım. Fakat bir süre sonra magazin ve siyasi magazin diyebileceğimiz şeylerle uğraşmak istemediğimi fark ettim. O zamanlar bilime de biraz ilgim vardı bu yüzden siyaset bilimi okudum. Cumhuriyet Gazetesi’ne bilim dergisi çıkartalım fikriyle gittim. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji öyle doğdu ve tam 29 yıl oluyor. Hepsinin ciltleri Cumhuriyet Gazetesi’nin arşivinde ve portalında duruyor. Cumhuriyet daha sonra bunu kapattı ama bu önemli bir şeydi. Ben geriye doğru araştırmaya başladım ve Cumhuriyet Gazetesi’nin bilim anlatan köşeleri var. Gazete, Atatürk’ün bilimle ilgili mirasını devralmış ve popüler bilimi halka sevdirmeyi, duyurmayı, bilim iletişimi yapmayı gelenek haline getirmiş. Sonra ise bunu dergiye dönüştürdü, önemli bir nesil Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim ve Teknoloji dergisiyle büyüdü. Akademisyenlerin tartışma platformu oldu, önemli haberler ve gelişmeler orada duyuruldu. Cumhuriyet Gazetesi, Türkiye’nin yaptığı bilim politikaları konusunda bir platform olarak hizmet etti. Sonra devralan arkadaşlar dergiyi fazlalık olarak gördü ve çok maliyeti var diyerek kapattılar. Altı ay sonra Bilim ve Teknoloji Dergisi ortaya çıktı, bunun nedeni hem çalışanların hem dışarıdan dergiyi okuyanların bunu sürdürelim dayatmaları neticesinde oldu.</p>
<p>Ben hâlâ Cumhuriyet’in yazarıyım, dergi oradan koptu ve bir sürü kişinin desteğiyle yeniden yayımlanmaya başlandı. Tabii bedava verilen bir dergiyle para ile satılan bir derginin müşterileri farklıdır. Bir tanesini siz gazete aldığı için veriyorsunuz ve o da onunla birlikte alıyor, okuyor hatta onu sahipleniyor. Fakat parayla olunca özel olarak gidip alması, ücret ödemesi lazım. Biz dergide bütün bilimsel gelişmeleri izliyoruz, dünya haberleri ve bilim dergilerinden geniş bir tarama yapıyoruz. Bütün yerli ve yabancı gazetelerin bilim içeriklerini alıp duyurmaya çalışıyoruz. Yorum köşelerimiz var, bilim ve teknoloji politikalarını çok önemsiyoruz. Türk üniversitelerinin kalitesinin yükselmesi gerektiğinin üzerinde sıklıkla duruyoruz, çünkü geleceğimiz orada. Üniversitelerin niteliğinin yükselmesi, iyi öğrencilerin yetişmesi, bilim ve araştırmaya ağırlık verilmesi çok önemli. Çünkü ya üretici ya da tüketici olacaksınız. Türkiye tüketici bir ülke ve bütün zorluklarımızın kaynağında bu var, her şeyi tüketmek.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3076 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan.jpg" alt="" width="359" height="359" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan.jpg 1200w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" />Bilgisayarıma geçen aylarda bir iki kablo gerekiyordu, piyasaya baktım ve sektörle ilgili her şey yabancı. En ufak kabloyu bile üreten yok, milyarlarca doları dışarı aktarıyoruz ve bu utanç verici. Türkiye’de hiçbir şirketin bilim politikası ve teknoloji üretimi, salt kâr amaçlı olan şirketlerin eline bırakılmamalı. Devletin fiili olarak üretim için desteklemesi, üretmesi lazım ama bunu yapan yok. Bir savunma sanayi var ama onun da temelleri 1980-1990’larda atıldı. Çıkarma gemisi yaptılar, onu da sahillere ve kentlere çektiler. Millet ona girebilmek için kuyruklar oluşturdu. İHA üreten çok şirketimiz, 4-5 tane çok iyi şeyler yapan şirketler var ama genellikle Bayraktar şirketini duyuyoruz. Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaları noktasında bu güzel.</p>
<p>Bizim bilim dergisine geri dönecek olursak askeri alandaki başarıların hiçbiri sivil alanda ve teknoloji üretiminde başarılamadı. Savunma sanayi konusunda bir bilgi birikimi vardı ve o desteklendi ama sivil alana yönelik projeler desteklenmedi. Bilgisayar sektörü vs. her şey tamamen yabancıların elinde ve biz tüketiciyiz. İleri, yüksek teknolojilerde üretici olmazsanız, tüketici ve müşteri olursunuz ve biz çoğu alanda müşteri konumundayız. Türkiye’nin batışlarının hepsi üretici olmamanın bir sonucu. Telefon ve ileri teknoloji araçları kullanarak çağdaş olmak mümkün değil, onları üreten birikimi yaratarak üretici olabilirsiniz. Asıl önemli olan insanları burada tutmak yoksa hepimizin cebinde son model telefonlar var ve hepimiz bu telefonları 3-5 yılda değiştiriyoruz. Yabancı markalar, giyim vs. böyle bir toplum yaratıldı, tüketim toplumu pompalandı. Amerika kendini uçak sanayii ve savunma alanında geliştirdi. Askeri alanını büyütmek için milyarlarca dolar batırdı ve bunu yaparken gözünü bile kırpmadı. Yetenekli insanlar başarana kadar desteklendi ve aslında her şey böyle yaratılır.</p>
<h4><strong>“Türkiye son 20 yılda gerekli koşullara sahip olmasına rağmen katma değer yaratacak bir şey üretemedi.”</strong></h4>
<p><strong>Türkiye tüketim kısmında Amerika’ya benziyor gibi.</strong></p>
<p>Amerika’da hem üretim hem tüketim var. Dünya çapında çok iyi üniversiteleri ve beyinleri var. Orada hâlâ iyi buluşlar yapılıyor ve Nobeller orada. Biz ise küçük Amerika bile olamadık, Amerika’nın tüketicisi durumunda kaldık ki zorluklarımız buradan geliyor. İleri teknoloji ihracatınızda ileri teknolojinin payı çok önemli bir gösterge olarak kabul edilir ve dünyada hep onlara bakılır. Bu ülke ne üretmiş, ileri teknolojide payı nedir vb. Türkiye yüzde 3-3 buçuk arasında dolaşıp duruyor. Çin’in yüzde 30’larda, diğer ülkelere baktığımız zaman ise Polonya’nın bile yüzde 20’leri geçmiş durumda olduğunu görüyoruz. Çin’in yüzde 30’lara varmasının temel etkeni hâlâ ileri ülkelerin önemli teknoloji ürünlerini orada üretiyor olması. Bugün Vietnam’ın da bizden fazla ihracatı vardır, teknoloji oraya kayıyor. Hızla kayarken kendi insanlarını ve üretimini de beraber gerçekleştiriyorlar, onu kuruyorlar. Çin 400 bin mühendisini, matematikçisini vb. Amerika’ya salmış ve yüzde 90’ını geri almış. Onlarla birlikte ihracatını yeniden şekillendirmiş ama biz bunu başaramadık. Çünkü çocuklar döndükleri zaman kendi alanlarında çalışabilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri bir atmosferin olmadığını biliyorlar. Üniversiteye gelecek ama üniversitenin şartları içerisinde heba olacak çünkü fon, para yok veya araştırması için gerekli malzeme ancak bir ayda Türkiye’ye geliyor. Dolayısıyla yurt dışına giden orada kalıyor. Siz burada onlara ortam yaratamazsanız boşuna dışarıya göndermeyin, dışarı gönderilmesini yasaklayın. Belki absürt bir şey söylüyorum ama gerçeğin altını çizmeye çalışıyorum. Türkiye son 20 yılda bunu yaratabilmek için gerekli koşullara sahip oldu ama katma değer yaratacak bir şey üretemedi. Diğer tarafta ise Çin’in altyapısı kendisini üreten, büyük değerler yaratan bir altyapı.</p>
<p>Atatürk’ün sözü çok önemli “ben liyakatten başka hiçbir değer tanımam, değer verdiğim başka hiçbir şey yoktur” diyor ve bu düşünce Türkiye’ye egemen olmadığı sürece biz bunu başaramayız. Türkiye’ye doğrudan yatırım gelmiyor, 3-5 milyar ile sınırlı. Son 15 yılda 2018’e kadar Türkiye’ye 250 milyar dolar doğrudan yatırım geldi ama bu yatırımlar değerlendirilemedi. Türkiye’de tüketim toplumunun içinde debelenip duruyoruz ve bu kaçınılmaz bir çöküş. ‘Saadet Zinciri’ olarak adlandırılan bir durum var. Bu para dağıttığınız sürece iyidir ama o kaynağın sürekli beslenmesi, sisteme sürekli birilerinin katılması lazım. Buradan büyük paralar kazanılıyordu ama bir noktada bazı kişiler buraya katılmayı kesince olay birden patladı. Türkiye bu saadet zincirinin patlamasını yaşadı.</p>
<p><strong>Sizce cumhuriyetin en önemli teknolojik ve bilimsel atılımı olarak neleri konuşuruz, neleri hatırlarız?</strong></p>
<p>Evrensel başarıya bilimsel açıdan baktığımızda çeşitli disiplinlerde evrensel başarılar kazanmış araştırmalar, buluşlar var. Hatırladığım kadarıyla Celal Şengör’ün çalışmaları jeoloji sıralamasında dünyanın otuz dördüncüsü konumunda. Biz portalda bir araştırma yayımladık. Amerika’da bulunan Stanford Üniversitesi dünyanın en önde gelen bilim insanlarını seçmiş. 200 bin bilim insanı seçilmiş, Türkiye’den kaç kişi var? Bu araştırmayı portala koyduk ve incelerseniz gerçekten bir soruna yanıt bulacaksınız. 102 bilim insanımız var ve bunlar baktığımız zaman iyi şeyler. Türkiye’de büyük Nobel alan, çığır açmış, ekonomik büyük değerlere ulaşmış bir araştırma hangisi derseniz şudur diyemem çünkü öyle bir şey yok. Fakat teknoloji alanında oyun sektöründen milyar dolar değerinde, bu işe kafayı takmış insan çıktı.</p>
<p>Önemli olan devamlılıktır, siz başka alanlarda ne yaratıyorsunuz. Benim Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü diye bir kitabım var onun hikâyesini yazdım. Aziz Sancar burada tıp fakültesini bitirdi ama bütün araştırmalarını yurt dışında yaptı. Aziz Sancar’ın Nobel ödülü bir Türk Amerikan hikâyesidir, Türk hikâyesi değildir. Bir Türk vardır ama burada bir şey yapamayacağını anlayıp Amerika’ya göç eden bir Türk’ün başarı hikâyesidir bu. Amerika’da gerçekten olağanüstü işler yapmış, büyük paralar kazanmış çok başarılı insanlar var. Fakat bana sorarsanız bununla övünemeyiz aksine ders çıkartırız. Bütün bunlar imkân meselesi, fırsat verildiği takdirde bunları burada da gerçekleştirebiliriz. Gençler biz fırsat yaratamadığımız için gidiyor ve o ülkenin yararına işler yapıyor. Türkiye’de bu konuda yoksul durumdayız, bu konuda bizi mutlu edecek bir iki şey söyleyemiyorum.</p>
<p><strong>Bizim için bu değerlendirme çok önemliydi.</strong></p>
<p>Araştırmada bulunan 102 bilim insanımıza, dağılımına bir bakın. Teknoloji üretme ve yaratma noktasında çok başarılı değiliz ama temel bilimlerde gerçekten çok iyi araştırmalar yapan bilim insanlarımız var ve onların hakkını yemek istemem. İyi şeyler yer yer yapılıyor ama bütün bunları çığır açıcı, büyük şeyler olarak görmek için henüz çok erken.<br />
Bazı vakıf üniversitelerimiz destek ve imkân veriyor, TÜBİTAK da biraz destek veriyor. Tek bir örnek söyleyeyim, bir aşı üretemedik kardeşim biz bu kadar basit. Tıp bizim en çok yayın yaptığımız alan, Türkiye’nin uluslararası dergilerde hemen hemen 50 bin civarında yayını var ama ana, büyük dergilerde yayınları çok sınırlı. Çok iyi, hak ederek yükselenler var, iletişim alanında yayın yapmak oldukça zor bir olay onu da biliyorum. Bazıları ise bilinmeyen dergilere, düşük profilli makalelerini gönderiyorlar ve bu makaleler yayımlanıyor.</p>
<p><strong>Çok teşekkür ederiz sizi dinlemek bizim için çok keyifliydi.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/">Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okan Agur Anlatıyor: Merkeziyetsiz Sistem Web3</title>
		<link>https://contextdergi.com/okan-agur-anlatiyor-merkeziyetsiz-sistem-web3/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/okan-agur-anlatiyor-merkeziyetsiz-sistem-web3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2024 12:39:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[merkeziyetsiz sistem]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[web3]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3058</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Teknolojinin gelişmesi Web3 ve Blockchain gibi birçok kavramın hayatımıza girmesini sağladı. Ortaya çıkan bu sistemler daha merkeziyetsiz, otoritesiz, güvenli bir sistem yarattı ve pazarlama alışkanlıklarının değişmesine yol açtı. Growth Specialist Okan Agur, Blockchain ve Web3’ün ne olduğunu ve alışkanlıklarımızı nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Okan hoş geldin. Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz? Tabii ki.  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/okan-agur-anlatiyor-merkeziyetsiz-sistem-web3/">Okan Agur Anlatıyor: Merkeziyetsiz Sistem Web3</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Mustafa Burak Avcı</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Teknolojinin gelişmesi Web3 ve Blockchain gibi birçok kavramın hayatımıza girmesini sağladı. Ortaya çıkan bu sistemler daha merkeziyetsiz, otoritesiz, güvenli bir sistem yarattı ve pazarlama alışkanlıklarının değişmesine yol açtı. Growth Specialist Okan Agur, Blockchain ve Web3’ün ne olduğunu ve alışkanlıklarımızı nasıl değiştirdiğini anlatıyor.</span></p></blockquote>
<p><strong>Okan hoş geldin. Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>Tabii ki. İsmim Okan Agur, 24 yaşındayım. Beykent Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri ve Psikoloji bölümlerinden mezun oldum. Şu anda ise Web 3 ekosisteminde ve pazarlama alanında çalışıyorum. Daha önce Web 3 ekosisteminde yer edinmiş birçok projede çalıştım. Şu an ise bünyesinde bulunduğum RZLT şirketinde projeler yapmaya devam ediyoruz. Genellikle Blockchain, NFT, Kripto projelerinde faaliyet gösterdim.</p>
<p><strong>İlk olarak Blockchain ve Web 3 ile başlamak istiyorum. Sence bu sistemler hayatımıza ne gibi yenilikler getirecek ve sosyal medya alışkanlıklarımızı etkileyecek mi?</strong></p>
<p>İlk olarak kavramları anlamamız önemli. Web3’e gelmeden önce Web2’nin ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Şu an kullandığımız internet teknolojisi Web2 olarak geçiyor. Şu an kullandığımız sosyal medya uygulamaları bir sunucuda veri topluyor ve bu veriler birbirlerine aktarılıyor. Web3’te ise durum daha farklı, bir sunucu veya sunucuların yaratabileceği problemler yok. Normalde sunucu çökebilir, erişim kasıtlı olarak engellenebilir ama Web3 merkeziyetsiz bir Blockchain teknolojisi kullanıyor. Bu sayede ağ hiçbir şekilde kapanmıyor ve müdahale edilemiyor. Aslında Web3 dışarıdan baskı altına alınamayan teknolojik bir özgürlük vadediyor, bir merkez ve otorite olmuyor. Web3’ü var edebilen ise Blockchain ağı, peki Blockchain nedir?</p>
<p>Aslında ilk olarak kripto varlıklar çıkıyor ve kriptoların kullanılabilir olması için NFT’ler üretiliyor. Veri akışı olması için de bir pazar yaratmak ve alım-satım olması gerekiyor. Pazardaki varlığa değerlilik kazandıran NFT’ler ilk önce görsel veriler olarak ortaya çıktı. Herkes görsele bu kadar para mı verilir diye tepki gösterdi ama bu fikir tamamen yanlış. Blockchain ağında kişisel bir veriye ve karaktere sahip oluyorsun. Ağın içindeki bu varlıklar senin kimliğini yaratıyor ve kimliği işleyebileceğin dijital bir evren var oluyor ve buna da metaverse deniyor. Bu da Blockchain teknolojisinin ve merkeziyetsiz ağların yeteneğiyle web 3’ü yaratıyor.</p>
<h4><strong>“Büyük bir dönüşümün içindeyiz, bu yüzden merkeziyetsiz sisteme hemen geçmemiz mümkün değil.”</strong></h4>
<p><strong>Merkeziyetsiz sistemi, otoritenin içinde yatırım aracı olarak kullanılması bu sistemi amacı dışında kullanmak olmuyor mu?</strong></p>
<p>Aslında evet, başlangıçta bir pazar yaratılması şart. Büyük bir dönüşümün içindeyiz ve bu yüzden hemen merkeziyetsiz sisteme geçmek mümkün değil. Örnek verirsem, ticareti önce takasla yapıyorduk, takastan sonra ise altın ve madeni paralar kullanmaya başladık ve şimdi kâğıt paraları kullanıyoruz. Aslında hepsi yüklediğimiz anlama bağlı, şimdi ise yavaşça kripto teknolojisine gidiyoruz. Dönüşüm yaşanmaya devam edecek ve merkezi sisteme entegre olacağız.</p>
<p>Mesela “Social Finance” diye bir kavram var. Bu ekosistemi anlatmak için güncel sosyal medya platformlarını düşünelim. Bir içerik paylaştığınızda yüklediğiniz veri sunucu içinde kaydediliyor. Siz birinin içeriğini beğendiğinizde bu veri işleniyor ve arşive kaydoluyor. Blockchain ağında ise merkezi bir sunucu olmadığı için verileri sizin kaydetmeniz gerekiyor. Bunu depolamak içinse ağa tanımlı cüzdanınızdan transfer ve kaydetme ücretleri çıkıyor ve kolektif bir sermaye yaratılıyor. Aslında sistemi var eden ve yaşatan biz oluyoruz, ağlar bizim yarattığımız kimlikler.</p>
<p><strong>Merkeziyetsiz bir sistemin içinde varlıklarımız ne kadar güvende oluyor? Cüzdanımızı, yarattığımız kişileri nasıl depoluyoruz?</strong></p>
<p>Sisteme uyum sağlamak merkezi sistemlere göre daha güvenli çünkü burada varlıklarımızı kişilere emanet etmiyoruz. Sıcak ve soğuk depolama dediğimiz iki sistem var. Merkeziyetsiz sistemde mal varlığın varsa, bir cüzdanın da var olmak zorunda. Bu senin kimliğin ve bu kimlik bir şifre tarafından korunuyor.</p>
<p>Genellikle rastgele on iki kelime veriliyor ve bu kelimeleri isteğine göre sıralıyorsun. Kimseye vermediğin sürece kırılması imkânsız bir sistem. Fakat varlıkları saklamak için güvenilen bankalar böyle çalışmıyor, bütün verileri aynı sunucuda depoluyor. Blockchain ağına bir saldırı yapıldığında önlenmesi daha kolay ve tekil bir sunucu yok. Var olabilecek en güvenli yer demek mümkün. Çünkü bir otorite olmadığı için sorumlu sensin, hiçbir aracı veya muhatap yok. Kişinin tüm finansal sorumluluğu kendine ait, bu yüzden güvenlik ücreti gibi ekstralar yok.</p>
<p><strong>Blockchain ağında yaratılan kimlikler günümüzdeki kimliklerin yerini alabilir mi?</strong></p>
<p>Bunun hakkında yapılan akademik çalışmalar var. Bence daha sürdürülebilir ve güvenli olur ama bu dönüşüm çok kolay olmayacak. Devletlerin ve sistemlerin buna uyum sağlaması lazım. İnsanlar güven duymadığı sürece tamamen bir geçiş sağlanamaz. Merkeziyetsiz sistemde kendi kimliklerimizi oluşturduk ve bunu kullanıyoruz. Ben cüzdanımdaki adresimi domain olarak kullanarak kendime yeni kimlikler yaratabiliyorum. Fakat tam anlamıyla var olabilmek için herkesin kimliğini tanımlamasına ihtiyaç var. Bunu devlet ve regülasyonlar aracılığıyla yapabileceğimize inanıyorum. Henüz sistemin emekleme çağındayız ve her şey çok yeni. Bu teknolojinin duyulmasıyla herkes kollarını sıvamaya başladı. Bugün ise her şey sakin ve emin adımlarla gelişmeye devam ediyor. Çok fazla soru işareti var ama varlığı kabul ediliyor, alternatif olarak düşünülüyor. Dönüşümün başladığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Blockchain teknolojisi ve merkeziyetsiz sistemler kendilerine eğitim alanında yer bulabilecek mi? İnsanlar nasıl bilinçlenecek, bununla ilgili atılımlar var mı?</strong></p>
<p>Blockchain dünya üzerinde yapay zekâ gibi sürekli üzerinde çalışılan, literatürde kendine yer edinmiş bir konu olmayı başardı. Bu insanlığın geleceğini ilgilendiriyor ve geliştirilmeye devam ediyor. Bu noktada, Türkiye ekosisteminde de çok fazla gelişme kaydedildiğini söyleyebilirim. Bazı üniversiteler Blockchain teknolojisi ve merkeziyetsiz sistemi ders literatürlerine koymaya başladı. Aynı zamanda çeşitli kamplar da yapılıyor. Bu alan, zaman içerisinde kendine daha çok yer bulacak ve gelişecek. Fakat sistem belli konularda yeteri kadar hazır değil, ekosistem kara para aklama gibi bazı illegal aktivitelere de ev sahipliği yapıyor. Bunun önüne geçilmesi için çeşitli düzenlemeler şart.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3062 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x.jpg" alt="" width="1200" height="675" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/elon-musk-x.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Konunun başına dönersek, bildiğin gibi Twitter Elon Musk tarafından alındı ve adı X olarak değiştirildi. Musk bu sistemi merkeziyetsizleştirmek istediğini söyledi. Farklı sosyal mecralarda da bu gibi dönüşümleri görecek miyiz?</strong></p>
<p>Elon Musk bu dönüşümün öncülerinden olmak istiyor, ilk adımı da attı. Amerika ve Avrupa’da birçok ülkede bulunan X kullanıcıları, kendi profil resimlerine sahip oldukları NFT’leri koyabiliyor. Bunu sağlayan bir sistem geliştirildi ve bunu sosyal medyanın dönüşümü için ilk adımlar olarak değerlendirebiliriz. Geleneksel olarak kullanılan hiçbir pazarlama taktiği bu ekosistem içinde çalışmıyor, dönüşüm her anlamda kendine yer buluyor.</p>
<p><strong>Merkeziyetsiz sistemin içerisinde pazarlama ile ilgilenen birisi olduğunu biliyoruz. Sence merkeziyetsiz sistem içindeki pazarlama alışkanlıkları farklı mı?</strong></p>
<p>Geleneksel olarak kullanılan hiçbir pazarlama taktiği bu ekosistem içinde çalışmıyor diyebiliriz. Dönüşüm her alanda kendine yer buluyor. Mesela 2020 yılındaki pazarlama teknikleri ile şimdikiler arasında çok fark var. Web 3’ün yarattığı gelenekler, dönüşüme ayak uyduran hedef kitlesi yeni sistemin getirileriyle şekilleniyor. Geleneksel pazarlama alışkanlıkları da buna ayak uydurmak zorunda, ayak uyduramazsa tutunmak çok mümkün değil. Ayrıca Web 3’te herkesin kendi pazarlama yaklaşımı var, işler böyle ilerliyor.</p>
<p><strong>Gerilla Marketing ve Growth Marketing konularını biraz detaylandırır mısın? Şu anda sıkça kullanılan teknikler hangileridir?</strong></p>
<p>Growth Marketing’in çevirisine “büyüyen pazarlama” diyebiliriz. Bu sistemin temel amacı minimum bütçeyle bir pazarlama kampanyasını hedefe ulaştırmaktır. Asıl amaç organik olarak büyümeyi sağlamak ve tüm imkânları kullandıktan sonra ödeme tabanlı pazarlamaya geçmektir. Bu, verilen emeği optimize etmek için kullanılır. Gerilla Marketing ise viralleri yakalamak olarak düşünülebilir. Örneğin bir viral içerik yakalarsın ve ona katılarak kendi pazarlama kampanyanı geliştirirsin. Herhangi bir Influencer’ın yaptığını kullanabilir veya şirketin paylaşımına zıt bir şey yapabilirsin. Aslında Gerilla Marketing’in birçok farklı yöntemi vardır.</p>
<p><strong>Şu sıralar ünlülerin sık sık NFT projelerini paylaştığını görüyoruz. Her iki hikâyeden birinde NFT projesi reklamıyla karşılaşıyoruz. Bu pazarlama sistemi nasıl işliyor, ünlüler bunu neden paylaşıyor?</strong></p>
<p>Bu işin hem büyük paralar dönen hem de dönmeyen kısımları var. NFT’leri kimisi para kazanmak için alıp satıyor, kimisi ise sanat için alıyor. Bu genellikle kişisel tercihlere ve sanat anlayışına bağlı bir durum. Influencerlar ve sanatçıların bazıları desteklemek için paylaşırken, bazıları sponsorluk ücreti için paylaşıyor. Azınlık olan kesim ise gerçekten sanat için alıyor.</p>
<p><strong>Bize önemli tekniklerden bahsettin, sanırım bu teknikleri öğrenebileceğimiz bir yer yok. Peki, sen bu deneyimi, bilgiyi nasıl edindin?</strong></p>
<p>Aslında hepsi merakla başladı. Pandemi zamanında NFT, Metaverse kavramı çok fazla yoktu, benim de pandemi sürecinde çok vaktim vardı. Bu alana tanıdığım bir abim sayesinde girdim ve araştırmaya başladım. Önce metaverse kavramını merak ettim ve araştırmaya başladım, sonra ise Ethereum kavramını. Bunları, teknik kısımlarını ve protokollerini araştırırken bir anda kendimi şu an çalıştığım firma olan Rezolut’ta buldum. Onlara serbest çalışan olarak yardımcı oldum, daha sonra ise birlikte bir NFT projesine başladık. Bu Meta Slave adında Rusya tabanlı bir NFT projesiydi ve orada kendimi geliştirdim. Topluluk nasıl geliştirilir, NFT nasıl kullanılır gibi konuları öğrendim. İlerleyen zamanlarda kendimi biraz daha geliştirip aynı şirkette yarı zamanlı çalışmaya başladım. Community işlerine yardımcı olurken farklı projeler görme şansım oldu. Bazıları oyun, bazıları NFT ve teknik kısımları içeren işler geliyordu. Bunların dışında altı ay oyun stüdyosunda çalıştım ve orada “Providence” adında bir oyun geliştirdik. Orada sektörün nasıl işlediğini ve trendleri öğrenmek için yola çıktım. Daha sonra D. Studios’ta altı ay boyunca pazarlama alanında çalıştım. ve orada “Providence” adında bir oyun geliştirdik. Orada sektörün nasıl işlediğini ve trendleri öğrenmek için yola çıktım. Daha sonra D. Studios’ta altı ay boyunca pazarlama alanında çalıştım.</p>
<p>Web 3 ve Blockchain sektöründe pazarlama topluluklar tarafından yapılıyor Web 3 ve Blockchain sektöründe pazarlama topluluklar tarafından yapılıyor ve bu “Community- driven marketing” olarak adlandırılıyor. Burada pazarlamayı topluluğun kendisi yapıyor ve topluluğunu ne kadar geliştirirsen, toplulukta senin pazarlama çabalarına organik olarak o kadar katkıda bulunuyor. Ben de oyun sektöründe bunu deneyimledim.</p>
<p><strong>Az önce topluluğun doğal olarak kendi pazarlamasını oluşturmasından ve yapmasından bahsettin. Bunu biraz daha açar mısın?</strong></p>
<p>Community driving marketing, kendi geliştirdiğin bir oyun için kullanıcıların olması gerektiğini vurguluyor. Kullanıcılarının isteklerini anlamazsan kendini geliştiremezsin. Web 3 ve oyun oynama kavramları oldukça yeni olduğundan geri bildirimler önemli. Geri bildirimde bulunabileceğin bir muhatabın olmalı ve topluluk oluşturarak, oyun geliştiricisine doğrudan ulaşmak mümkün. Bu sayede oyunu geliştirebilirsin ve etkinlikler düzenleyebilirsin. Bu, oyun oynayan kitlenin isteklerine önem verdiğini gösterir. Bu sistem merkeziyetçi bir yapıya uygun değil, oyun topluluğu içine kapanık ve fikirlerini açıkça ifade etmeyen bir kitleye sahip. Onların isteklerini anlarsan onlar da sana güvenmeye başlar.</p>
<h4>“Bir proje geliştirirken hedef kitleni nerede bulacağını düşünmelisin. Doğru kanalları seçmezsen, verdiğin çaba boşa gider ve geri dönüşlerde azalma yaşanır.”</h4>
<p><strong>Bir proje geliştirirken her proje için farklı bir sosyal medya aracını kullanman gerektiğinden bahsetmiştin. Peki, proje geliştirirken hangi sosyal medya platformunu seçmeliyiz?</strong></p>
<p>Bir proje geliştirirken hedef kitleni nerede bulacağını düşünmelisin. Örneğin, bir oyun projesi üzerinde çalışıyorsan Reddit’te birçok oyun topluluğu bulunduğunu bilmelisin. Bu topluluklara katılarak kullanıcı çekebilirsin. Bu zorlu bir süreçtir ama en büyük dönüşler genellikle bu platformlardan gelir.</p>
<p>Platformun doğruluğu tamamen projenin özelliklerine bağlıdır. Hangi alanda faaliyet gösterdiğine bağlı olarak en uygun platformu seçmelisin. Doğru kanalları seçmezsen, verdiğin çaba boşa gider ve geri dönüşlerde azalma yaşanır. Dönüş oranı düşükse yaptığınız iş kötü görünebilir, ancak hedefinizi iyi belirlerseniz geliştirmek daha kolay olur. Başlangıçta bu süreç deneme-yanılma şeklinde ilerler. Zamanınızı harcadığınız yerlere dikkat etmek önemlidir, böylece harcadığınız emek daha verimli geri dönebilir. Ayrıca kullanılan sosyal medya oluşan kitlenin kalitesini de etkiliyor.</p>
<p><strong>Sosyal medya ağımızı seçtikten sonra çalışmaya başladık. Ürünü üretip kitleye ulaşmak zaten ana hedefimiz. Peki, bu ürünü üretmek ve hit hâle getirmek için bu işe saatler harcayan, tecrübeli kişiler mi gerekiyor yoksa şans da önemli bir faktör mü?</strong></p>
<p>Şans faktörü bazen etkili olabiliyor. Çok iyi bir pazarlama çalışması yaptın ve yüksek takipçili biri beğendi. Bu beğeni seni bir anda uçurabiliyor. Bu şans faktörü; ama çok çalışır ve iyi bir sistem geliştirirsen tabii ki başarıya ulaşırsın.</p>
<p>Bir arkadaşım NFT koleksiyonu geliştiriyordu ve bir gün Cem Yılmaz kendisine yazıp NFT işini almak istediğini belirtti. Cem Yılmaz NFT’yi gerçekten iyi bir fi yata aldı ve arkadaşımın NFT serisi bu sayede büyük ilgi gördü. Bir başka projede çalıştığımızda, organik büyümeyi hedeflemiştik. Ancak bir gün ünlü bir gamer ve YouTuber olan L Davis, bizim hikâyemizi beğendi ve kendi YouTube kanalında paylaştı. Bu sayede projemiz kendi kendine pazarlama yapmaya başladı. Bu tür etkileşimler, kelebek etkisi gibi gerçekten önemli olabiliyor.</p>
<p><strong>Projeler size nasıl ulaşıyor, iş yapmaya başlama süreciniz nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Bu tamamen ağ oluşturma işine dayanıyor. İşin kendiliğinden gelmesini beklemiyoruz ve potansiyel gördüğümüz bir iş varsa oraya gidiyoruz, kendi potansiyelimizi anlatıyoruz. Yaptıklarımızı, geliştirdiğimiz yönleri göstererek eksikliklerini tanımlayıp yardımcı olabileceğimizi söylüyoruz. Bu şekilde birçok potansiyel müşteriye ulaşıyoruz. Başlangıçta geri dönüşler düşük olabiliyor ama sektörde kendimizi tanıttıkça geri dönüş artıyor. Web 3 ve Blockchain alanında çalışmak istiyorsanız aktif olmanız ve etkinliklere katılıp kendinizi tanıtmanız gerekiyor. Bu şekilde hem çok şey öğrenirsiniz hem de eksiklerinizi görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Sektöre yeni girmeyi düşünen veya giren kişiler ağlarını nasıl geliştirebilirler?</strong></p>
<p>Global ve yerel birçok etkinlik düzenleniyor. Örneğin, Türkiye’de “Altcoin Türk” adında bir oluşum bulunuyor. Bu oluşum Web 3 ve Blockchain alanında eğitimler sunuyor ve buluşmalar gerçekleştiriyor. Bunlara katılabilirler, etkinliklere katılıp kendilerini geliştirebilirler ve sektöre adım atabilirler. Sektöre giriş zamanlama ve kişisel tercihlere göre değişebilir. Kaynaklar sektöre giriş için kullanılabilir, karşılıklı bir bilgi alışverişi söz konusu. Eğer karşı taraf da senden bir şey öğreniyorsa, bu faydalı olabilir. Ancak sadece alış veya veriş olarak gerçekleşirse bu tamamen sömürüye dönüşür. Ben verdiğim emeğin karşılığını aldım. Çünkü çalıştığım ekip global de Web2 geçmişine sahip bir kültürden gelen kişilerden oluşuyordu ve kişisel gelişime önem veriyorlardı. Ben de kendimi kullandırmayı seven biri değilim.</p>
<p>Web 3 ekosisteminde karşındaki kişi seni kolluyor, çünkü sen kendini geliştirip onlara fayda sağladıkça onların da iş yükü azalmış oluyor. Bu herkesin işine yarar. Sadece bilgi çalmak, kaçmak yerine katkı sağlamak ekosistemi geliştirmek için daha olumlu sonuçlar doğurabilir.</p>
<h4>“Web 3 ekosisteminde tamamen güven sorunu var.”</h4>
<p><strong>Peki bir topluluk nasıl oluşturulur, anlatır mısın? Doğru ve düzgün bir topluluk için önemli noktalar nelerdir?</strong></p>
<p>Topluluk oluşturmanın birçok farklı yöntemi var. Önce hedefin ne olduğunu anlamalısın, sonra araştırma yapıp hedef kitleni ve onların isteklerini belirleyebilirsin. Sonrasında topluluğu kurmak için en mantıklı platformu seçmelisin. Bu tamamen sana kalmış ve topluluğun yapısına bağlı bir seçim. Kanalını belirledikten sonra topluluğunu büyütmek için sosyal medya kanallarını kullanman gerekiyor. Kısacası, topluluk oluşturmak için en önemli kriter hedef kitleni belirlemektir.</p>
<p>Projeyi başarıya ulaştırmak içinse SWOT analizi yapmak, daha önce yapılanları ve eksikleri görmek son derece önemli. Negatif yönleri görerek onları geliştirmek, olumlu yönleri geliştirmeyi kolaylaştırır. Daha sonra ise, en önemli nokta sürdürülebilirliğin sağlanmasıdır. Yaptığın işlerin ve projedeki taktiklerin düzenli olarak uygulanması gerekir. Topluluğa odaklanmalı, onların isteklerini ve geri bildirimlerini analiz etmelisiniz. Veriyi işlemek, anlamlandırmak çok önemlidir. Tüm olay veriyi bilgiye dönüştürme sürecinde gerçekleşir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3064 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull.jpg" alt="" width="1200" height="675" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/rugpull.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Güvenilirlik ve marka imajını sağlamak için dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?</strong></p>
<p>Güven çok önemli çünkü Web 3 ekosisteminde tamamen güven sorunu var. İnsanlar kendilerine güvenmiyorlar. “Rugpull” dediğimiz bir kavram ortaya çıkmaya başladı. Mesela Rugpull’da bir proje yapılıyor, bu projenin arkası boş olduğu için zamanla NFT satışları olduktan sonra proje ortadan kayboluyor. Çünkü arkasındaki kişiler belli değil ve bir güven yok, sadece yatırılan bir para var. Bu ise bir anda ortadan kayboluyor. Bunun sonucunda bir güven sıkıntısı ortaya çıkıyor ve insanlar para kaybediyor. Bu yüzden marka yaratırken güven son derece önemlidir. Kendi imajınızı oturtursanız güven oluşturabilirsiniz. Benim hiç Rugpull projem olmadı ve bu önemli. Daha önce yaptığınız projelere ve çalıştığınız yerlere bakılıyor. Şu anda Comet Eternity gibi ve aynı zamanda e-credis adında bir projeye bakıyoruz. Ayrıca Pol Dead Token adında yeni bir projeye başladık. Bu projeyi verenlerden bir tanesi bahsettiğim kripto ağının en büyük balinalarından bir tanesi. O kişi bize güveniyor ve bir zaman sonra topluluk bize güvenmeye başlıyor. Zincirleme bir süreç oluşuyor, geçmişimiz geleceğimizi belirliyor.</p>
<p><strong>Herhangi bir sosyal medyada şans eseri ürettiğin içerik hit oldu diyelim. Hit olduktan sonra gelen kullanıcıları tutmanın yolu nedir?</strong></p>
<p>Orada olay tamamen topluluk yönetimine giriyor. İlk amaç, kitleyi tutmak için kurduğun topluluğun ona uygun olması gerekiyor. Gelen kişinin toplulukta merak edeceği bir şeyler yaratmak gerekiyor ki içeride kalsın. İkinci kısım ise yaptığın işle ilgili, gelen kişi topluluğu bilmediği için istediği soruların cevabını bulabilmesi son derece önemli. En azından soru sorduğu zaman ulaşabileceği biri olursa kullanıcı içeride kalır. Mesela bir soru sordu ama muhatabı yok, bu kişinin orada vakit geçirmemesine neden olur.</p>
<p><strong>Sen bir projeyi daha cazip bir hâle getirmek için nasıl bir yol izliyorsun, bunun için neler yapılması gerekiyor?</strong></p>
<p>Yatırımcıların burada baktığı en büyük şey rakamlar. Bir yatırımcı ben buna para yatıracağım, bu bana ne zaman dönüş sağlayacak ve kaç kat artacak diye düşünüyor. Sen bunu yatırımcıya verilerle anlatmazsan yatırımcı seni arka plana atmaya başlıyor. Yaptığın proje ne kadar iyi olursa olsun fark etmez; yatırımcı için önemli olan rakamlar. Rakamlardan sonra ise bakılan şey takım, takımın potansiyeli, takımda bulunan insanların CV’leri oluyor. Aslında burada güven yine önemli bir hâle geliyor. Yatırımcı senin potansiyelin olduğunu görüyor ama pazarlama kısmında bulunacak kişileri, işi kimin yaptığını merak ediyor. Sonra senin yönetim kısmına bakıyor ve yönetimdeki isimlerin bilinirliğini kontrol ediyor. Oyun geliştiriyorsan oyunun dinamiklerine bakıyor ve ona göre yatırım yapıyor.</p>
<p>Mesela bir topluluk kurduğunuz zaman, projedeki toplulukta bulunan rakamlar da önemli. Normalde böyle projeler için çok fazla üye gerekiyor. Senin üye sayın 400 olursa yatırımcı sana üye sayın nasıl yetecek, nasıl büyüyeceksin diye soruyor. Başka bir proje gelip yapay büyüme ile 70 bin topluluk üyesi yaratıyor ve yönetici ona yöneliyor. Aradaki fark ise yapay/organik büyüme. Yatırımcılar bir süre sonra yapay/organik büyüme dengesine bakıyor. Senin topluluğun ne kadar fazla olursa olsun etkileşimin az ise yavaş yavaş para kaybettireceksin, ama insanlar bunu fark edemiyor. Yatırımcının karşısına geçip analitiksel olarak karşılığını verirsen, karşındaki bunu daha iyi anlamaya başlar.</p>
<p><strong>Şu an üzerinde çalıştığın bir proje var mı? Kendine gelecek için nasıl bir yol çizdin?</strong></p>
<p>Şu an üzerinde çalıştığım 4-5 projem bulunuyor. Bu aydan sonra yaklaşık on projeye erişeceğiz gibi duruyor. Bu projelerin çoğu NFT, Blockchain, yeni finans teknolojileri vb. gibi projeler. İlerleyen zamanlarda kendimi geliştirip Web 3 ekosisteminde iyi yerlere gelmeyi planlıyorum. Hedefim bu sektörde ilerleyip, kendimi daha güvenli biri yapıp, ileride işin yatırımcı ayağına geçmek.</p>
<p><strong>Son olarak bu sektöre girmeyi düşünen, bu sektörle ilgilenen insanlar için önerin var mı? Okumaları gereken bir kaynak, dinlemeleri gereken bir podcast olabilir.</strong></p>
<p>Herhangi bir podcast veya kaynak insana her zaman çok şey öğretmeyebilir. Fakat önerim bu sektör içinde okudukları ve dinlediklerinin doğruluklarından emin olsunlar. Denetlemekten korkmasınlar, herhangi bir projeye girmek istiyorlarsa girsinler ama araştırsınlar. Kendi yaptıkları işleri denetlesinler ve bunlardan ders çıkarsınlar.</p>
<p><strong>Bizimle olduğun için teşekkürler Okan. Sektörü de, blockchain ekosistemini de çok güzel anlattın.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/okan-agur-anlatiyor-merkeziyetsiz-sistem-web3/">Okan Agur Anlatıyor: Merkeziyetsiz Sistem Web3</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/okan-agur-anlatiyor-merkeziyetsiz-sistem-web3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
