<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müze arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/muze/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/muze/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 May 2026 10:22:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Sanat Eserlerinde Künye</title>
		<link>https://contextdergi.com/sanat-eserlerinde-kunye/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/sanat-eserlerinde-kunye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:57:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[eser]]></category>
		<category><![CDATA[eserde künye]]></category>
		<category><![CDATA[eserin etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[Gül Koklayan Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Güller ile kız]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim çallı]]></category>
		<category><![CDATA[künye]]></category>
		<category><![CDATA[Melahat Üren]]></category>
		<category><![CDATA[Mihri Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Müze]]></category>
		<category><![CDATA[otoportre]]></category>
		<category><![CDATA[pera müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Portrem]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eseri]]></category>
		<category><![CDATA[Susan Sontag]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Resim Sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4225</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Beyza Karaman “Künye bazen esere yaklaşımı kolaylaştırır, bazen de bakışı farklı bir yöne çeker. Bazı eserler ise künyeye ihtiyaç duymayabilir; biçim, renk ya da malzeme zaten konuşur. Ama bazı işlerin açıklaması, esere yeni katmanlar ekler.” Bir müzeye girersiniz, adımlarınız sessizliğin içinde yankılanırken, her biri geçmişten gelen bir fısıltı olan eserlerin arasında dolaşırsınız. Bir koridoru dönerken,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sanat-eserlerinde-kunye/">Sanat Eserlerinde Künye</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Beyza Karaman</strong></em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Künye bazen esere yaklaşımı kolaylaştırır, bazen de bakışı farklı bir yöne çeker. Bazı eserler ise künyeye ihtiyaç duymayabilir; biçim, renk ya da malzeme zaten konuşur. Ama bazı işlerin açıklaması, esere yeni katmanlar ekler.”</span></p></blockquote>
<p>Bir müzeye girersiniz, adımlarınız sessizliğin içinde yankılanırken, her biri geçmişten gelen bir fısıltı olan eserlerin arasında dolaşırsınız. Bir koridoru dönerken, gözünüz aniden bir tabloya ilişir. Bazı eserler vardır içinize işler, kendinizden bir şeyler bulursunuz. Sonra gözleriniz duvardaki küçük, dikdörtgen etikete takılır. Peki nedir bu etiket? Etiket, bir diğer adıyla künye, bir sanat eserini tanımlayan, ayırt eden ve belgeleyen temel bilgilerin tamamına verilen isimdir. Sanatçının anonim zanaatkâr olmaktan çıkıp bireysel üretici haline gelmesiyle eseri kimin yaptığı, ne zaman ve nasıl yaptığına dair bilgiler önem kazandı. Önce imza ve tarih, sonra teknik ve ölçü bilgileri eklendi. Zamanla eserin üretildiği bağlama dair bilgiler yerini aldı. Günümüzde ise künyeler, yeni tartışmaların ve eleştirel yaklaşımların konusu haline geldi. Etikete yönelik eleştirel yaklaşımlar, 60’lı ve 70’li yıllarda kavramsal sanat bağlamında görünürlük kazandı.</p>
<p>Kavramsal sanat, fetişleştirilmiş olan sanat nesnesinin maddi varlığından çok eserin üretim sürecini ve düşünsel çerçevesini ön plana çıkarmayı savunur. Artık önemli olan fırça darbelerinin ustalığı değil, o darbelerin hangi düşünce dünyasından bize ulaştığıdır. Dolayısıyla sanat eserine eşlik eden bilgi, yani bağlam önem kazanır. Günümüzde künyelerin hâlâ kullanılmasının nedeni, sanatın biçimi değişse de eserle ilgili bilgi, hak ve bağlam ihtiyacının ortadan kalkmamasıdır. Ancak burada asıl mesele, künyenin varlığından ziyade içeriğinin sanat eserini nasıl çerçevelediğidir. Susan Sontag, <em>Yoruma Karşı</em> başlıklı denemesinde, sanat eserini aşırı yorumlayarak açıklamanın, eserin duyusal ve deneyimsel etkisini zayıflattığını savunur. Sontag’ın bu eleştirisi, künyelerin sanat eserlerini belirli anlamlara sabitleme potansiyeli üzerine düşünmek için teorik bir zemin sunar. Künye, yalnızca bilgilendirici bir araç olmaktan çıkarak eserin anlamını, deneyimini yönlendiren bir unsur haline gelebilir. Üstelik bu metinler tek bir öznenin elinden çıkmaz. Müzeler, küratörler ve sanatçılar gibi farklı aktörler tarafından yazılır. Bu durum, sanat eserinin müzede yeni bir anlam kazanmasına yol açar. Böylece, sanat eseri her sergide farklı anlamlar üretmeye devam eder. Tam da bu sebeple sanat dünyasında künyelerin varlığı, sanatın nasıl deneyimlenmesi gerektiğine dair iki temel yaklaşımı karşı karşıya getirir.</p>
<p>Bir yanda bilginin gücüne inanan ve bir eserin tarihsel, kültürel ve teknik bağlamını anlamanın önemli olduğunu savunanlar vardır. Bu yaklaşıma göre, künye izleyicinin eseri daha bilinçli bir şekilde deneyimlemesini sağlar, bu nedenle gerekli bir araç olarak görülür. Diğer yaklaşım ise künyeye karşı mesafelidir, sanat eserinin izleyiciyle kurduğu bağın kelimelerden bağımsız olması gerektiğini savunur. Çünkü burada künye, izleyiciye ne hissetmesi gerektiğini söyler. “Bu tabloda hüzün hakimdir” yazan bir kartı okuyan birinin o tabloda başka bir duygu bulma ihtimali azalır. Bu yaklaşım, sanat eserlerini deneyimlerken onları kendi bireysel düşüncelerimizle anlamlandırmamız gerektiğini savunur.</p>
<p>Künye esere yaklaşımı kolaylaştırır, bazen de bakışı farklı bir yöne çeker. Bazı eserler ise künyeye ihtiyaç duymayabilir; biçim, renk ya da malzeme zaten konuşur. Ama bazı işlerin açıklaması, esere yeni katmanlar ekler. Bu yüzden künyenin her zaman aynı işleve sahip olduğunu söylemek zordur. Asıl mesele, künyenin varlığından çok, nasıl ve nerede devreye girdiği, kim tarafından kaleme alındığıdır.</p>
<p>Künyelerin sebep olduğu bu ikililiği yerinde görüp araştırabilmek için Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi (RHM) ve Pera Müzesi’ne ziyarette bulundum. Bu iki müzeyi seçmemin sebebi zaman açısından daha geniş bir aralıktan örnekler görmekti. Çünkü müzelerden biri 19. yüzyıldan günümüze Türk resim sanatının gelişimine odaklanırken diğeri postmodern ve güncel sergileriyle izleyiciyi buluşturuyor.</p>
<p>Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, Türk resim sanatını kronolojik olarak sergiliyor. Künye genel olarak sanatçının ismi, tablonun yapıldığı tarih, ismi ve tekniği ile ilgili bilgiler içeriyor. Bazı tablolara künyeleri okumadan baktığımızda bile ne kadar eski olduğunu anlayabiliyoruz. Atmosferi, kıyafetleri, eski döneme ait yapılarıyla kendini ele veriyor. Künyeyle bunu tasdiklemiş oluyoruz. Künyedeki isimler de genel olarak açıklama niteliğinde oluyor. İbrahim Çallı’nın Gül Koklayan Kadın tablosu müzenin en değerli parçalarından. Tabloyu ilk gördüğümde çok beğendim, estetik olarak göze hitap ediyor.</p>
<div id="attachment_4226" style="width: 494px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4226" class="wp-image-4226 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Image-Copied-on-2019-09-11-at-16.28.02-PM-675x1024.jpg" alt="" width="484" height="742" /><p id="caption-attachment-4226" class="wp-caption-text"><strong><em>“Gül Koklayan Kadın”, İbrahim Çallı</em></strong></p></div>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“İbrahim Çallı’nın ‘<em>Gül Koklayan Kadın’</em> tablosu müzenin en değerli parçalarından. Tabloyu ilk gördüğümde çok beğendim, estetik olarak göze hitap ediyor. Eski dönem kıyafetleri giyen bir kadının pembe gülleri dalından koklaması resmedilmiş. Künyede sanatçının adı, sanatçının doğum ve ölüm yılı, eser ismi, hangi teknikle yapıldığı yazılmıştır.”</span></p></blockquote>
<p>Eski dönem kıyafetleri giyen bir kadının pembe gülleri dalından koklaması resmedilmiş. Künyede sanatçının adı, doğum ve ölüm yılı, eser ismi, hangi teknikle yapıldığı yazıyor. Bu künye olmasaydı tablonun resmedildiği döneme dair veya sanatçıya dair bilgimiz olmayacaktı. Bu sebeple künyeler sadece tabloyu açıklamak için kullanılmaz, tarihsel veri olarak da kullanılır. Mihri Hanım’ın <em>Otoportre</em> tablosunda künyeye bakmadan önce eski döneme ait sıradan bir portre sanmıştım. Resimdeki kadını boydan ve elinde şemsiye ile resmeden kişinin kendisi olduğunu künyeye bakınca anladım. Künyede ilk kadın ressamlardan olan Mihri Hanım’ın sanat hayatı, nerede eğitim gördüğü, açtığı sanat okulu, kimlere ilham olduğu, hangi akımları izlediği ve ne tür teknikler kullandığı kısaca açıklanıyor. Ayrıca künyede, boy portresinde kendisini özgüvenli duruşuyla, yüzündeki tül peçenin ardında uzaklara dikilen bakışları ve belli belirsiz gülümsemesiyle, portrenin kusursuz oranları; takılarından pabuçlarına, feracesinin kıvrımlarından, ellerinin zarafetine kadar ince işlenişiyle, yalın renk kullanımına karşın olağanüstü canlılığıyla dikkat çektiği belirtiliyor. Künyeyi okudukça betimlemeler kafamda daha çok oturdu, sanatçı kişiliğini tanıdıkça tablodaki kadına daha hayranlıkla bakmamı sağladı. Artık karşımda sadece eski dönemde yaşamış bir kadının portresi yoktu.</p>
<div id="attachment_4227" style="width: 610px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4227" class="wp-image-4227 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/mihri-hanim-1402.jpg" alt="" width="600" height="461" /><p id="caption-attachment-4227" class="wp-caption-text">“<strong><em>Otoportre”, Mihri Hanım</em></strong></p></div>
<p>Melahat Üren’in <em>Portrem</em> tablosunu ilk gördüğümde bir çocuğun portresi sandım. Yüz ve vücudun boyutsal garipliklerinden dolayı sanatçının bunu neden böyle çizdiğini merak ettim. Künyede eserin adı, sanatçının doğum ve ölüm yılı, hangi teknikle yapıldığı ve tablonun neden bu şekilde çizildiği ile ilgili detaylar yazılmıştı. Sanatçının fi güratif tavrından dolayı böyle bir şekilde portreyi ele aldığı açıklanıyordu. Soğuk renklerin harmonisiyle kurgulandığı otoportresi, çizgi ve renge dair az unsur kullanarak zengin ve çoksesli bir anlatı ortaya koyduğunu ifade ediyordu. Bu bakımdan bazı künyelerin de tablonun merak ettiğimiz yanlarında bize yardımcı olduğu söylenebilir.</p>
<div id="attachment_4228" style="width: 370px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4228" class="wp-image-4228 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/e95837e4a483ed787bb8a60254af048f8203491a-712x1043.png-699x1024.avif" alt="" width="360" height="522" /><p id="caption-attachment-4228" class="wp-caption-text"><em><strong>“Portrem”, Melahat Üren</strong></em></p></div>
<p>Pera Müzesi’nde ise küratörlüğünü Ulya Soley’in üstlendiği<em> Ortak Duygular</em> adlı güncel sergiyi ziyaret ettim. Sergi 1930’lardan bu yana oluşturulan ve yaklaşık 9 bin eserden oluşan British Council Koleksiyonu’ndan bir seçki içeriyor. 29 sanatçının eserlerinden oluşan seçki,<em> Özeni Korumak, Tanıdık Yüzler</em> ve <em>Hayali Gelecek</em> başlıklı üç bölüme ayrılmış. Pera Müzesi’nin web sitesindeki sergi sunumunda belirtildiği üzere, “<em>Ortak Duygular</em>, koleksiyon ve kurumların yalnızca geçmişi korumakla kalmayıp, günümüzün toplumsal ve politik dinamikleriyle güçlü ilişkiler kurma potansiyeline odaklanıyor. Duyguların yapışkan ve bulaşıcı doğası, müzeleri yapıtların yalnızca saklandığı mekânlar olmaktan çıkarıp, kapsayıcı ve umutlu bir tahayyül barındıran dinamik mekânlara evriltiyor.”</p>
<p>Bu yaklaşım, müzeleri sabit bir yapı olmaktan çıkarıp duyguların paylaşıldığı canlı ortamlara dönüştürüyor. Anya Gallaaccio’nun <em>Güzelliği Muhafaza Etmek</em> eseri 500 adet kırmızı gerbera çiçeğinden oluşuyor. Ben müzeyi ilk ziyaret ettiğimde çiçekler çok taze ve güzel kokuyordu ancak ikinci ziyaretimde tüm çiçekler çürümüştü. Her iki ziyaretimde de aynı künyeyi okumama rağmen anlamını tam olarak ikinci gidişimde daha iyi anladım. Bu eser, zamanın akışına ve kayba dair bir anlam sunuyordu. Künyede sanatçının adı, eserin ismi, eserin neyden oluştuğu ve hikâyesi anlatılıyor. Künyede belirttiği gibi, ilk kez 1991yılında sergilediği bu eser; fiziksel korumayı imkânsız bir görev olarak gördüğü için onun yerine, güzelliği korumaya davet ederek odağı maddeden duyguya kaydırıyor. Her sergisinde bu şekilde düzeni bozulup çürüyen hatta küflenen bu çiçekler her seferinde benzersiz bir deneyim sunuyordu. Bu örnekten bakış açımızı şekillendirenin sadece künyenin varlığı olmadığını, nasıl ve nerede devreye girdiğinin de önemli olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Lucian Freud’un <em>Güller ile Kız</em> tablosunu ilk gördüğümde ürpertici buldum. Resimdeki büyük çizilmiş gözler, gerçek boyuta yakın çizimiyle izleyiciye huzursuzluk hissettiriyor. Künyede sanatçının adı, eserin ismi, hangi yıllarda yapıldığını, hangi tekniklerle çizildiği ve içeriğindeki hikâyesinden bahsediliyordu.</p>
<div id="attachment_4229" style="width: 349px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4229" class="wp-image-4229 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/1589lg7q3ro11-718x1024.jpg" alt="" width="339" height="451" /><p id="caption-attachment-4229" class="wp-caption-text"><em><strong>“Güller ile Kız”, Lucian Freud</strong></em></p></div>
<p>İçeriğinde figüratif resmin en önemli temsilcilerinden, Sigmund Freud’un torunu Lucian Freud, bu ikonik tabloda yeni evlendiği ve hamile olan eşi Kitty Garman’ı resmettiğini, oturduğu sandalyenin kenarına ilişmiş gibi olmasından bahseder. Neredeyse gerçek boyutlarda resmedilmiş bu portre ile Freud duyguların dışarıya nasıl yansıdığını keşfetmemizi sağlar. Yazılana göre Kitty, Freud’un erken dönem figüratif resimlerinde psikolojik yoğunluğu ve fiziksel kırılganlığı simgeleyen bir figüre dönüşmüştür. Eserdeki kadının tedirginliğini ve donuk bir şekilde baktığını görüyoruz. Ancak neden böyle resmedildiğini künyeye bakmadan ve bir araştırma yapmadan anlamamız güçtür.</p>
<p>Michael Landy’nin <em>Nefret Ettiğiniz İşleri Biz Seviyoruz</em> eserini ilk gördüğümde yanındaki künyeyi fark edene kadar müzenin kenarına koyulmuş bir çöp poşeti sanmıştım. Eserin serginin parçası olduğu anlaşılamayacağı durumlarda izleyiciye künyenin varlığıyla belirtmek gerekli olabiliyor. Bu yüzden gözüm, ister istemez sanatçının bakış açısını anlamlandırmak için künyeye kayıyor. Künyede ise sanatçının adı, eserin ismi ve hikâyesi anlatılıyor. Künyede bahsedildiği üzere; eser 1995 yılında gerçekleştirdiği <em>Hurda Yığını Hizmetleri</em> başlıklı daha geniş kapsamlı projesinin bir parçasıdır.</p>
<p>Bu projede sanatçı Hurda Yığını Hizmetleri Ltd. isimli, sistemden dışlanan veya ötekileştirilen bireyleri toplumdan temizleme görevi gören kurmaca bir firma yaratır. Sergilenmekte olan çalışma ise, temizlenip çöpe atılmış bireyleri barındıran kırmızı bir çöp poşetidir. Bir yandan da çöp torbası temsili müze bağlamında bir eser olarak değer buluyor, dolayısıyla sermaye, iş gücü ve sanatın rolü ekseninde katmanlı bir okumaya da alan açıyor. Yapıt, başlığını temizlik ürünleri firması Mr. Muscle’ın o dönemki reklam kampanyasından alıyor. Bu eser, gezdiğim müzeler arasında anlamak için künyeye en çok ihtiyaç duyduğum yapıt oldu. Ancak yine de künyenin gerekli olup olmadığı konusunda net bir görüşü benimsediğim söylenemez. Belki de çözüm, künyeyi bir cevap anahtarı gibi sunmaktan vazgeçip bir ışık gibi kullanmaktır. İzleyiciye ne görmesi gerektiğini söyleyen değil, baktığı şeyi daha derin görmesini sağlayan, ipuçları veren ama kesin hükmü kişiye bırakan bir yazı dilidir.</p>
<p>Doğru kurgulanmış bir künye, eserin gizemini öldürmez; aksine o gizemin hangi kapıları açtığını bize gösterir. Bir dahaki müze ziyaretinizde künyelere sadece bilgi almak için değil, sanatçının zihin dünyasına dahil olmak için de bakmayı unutmayın.</p>
<p><strong>İllüstrasyon: Esma Dila Argüz</strong></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sanat-eserlerinde-kunye/">Sanat Eserlerinde Künye</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/sanat-eserlerinde-kunye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orhan Bahtiyar ile Oyun Müzesine Yolculuk</title>
		<link>https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2024 09:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Düştepe Oyun Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[masa oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Müze]]></category>
		<category><![CDATA[müzeye yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Bahtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2923</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ece Nisa Güven, Fikriye Yılmaz Çocukluğumuzda severek oynadığımız oyun ve oyuncakların ilk üretim amaçları oldukça farklıydı. Sosyal ve kültürel açıdan kitleleri etkileyen bu oyunlar, biz fark etmesek de üretildikleri ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu yansıtıyordu. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesiyle oyunlar çok farklı bir noktaya evrildi. Düştepe Oyun Müzesi müdürü ve yazar Orhan Bahtiyar’dan geçmişten günümüze  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/">Orhan Bahtiyar ile Oyun Müzesine Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ece Nisa Güven, Fikriye Yılmaz</em></strong></p>
<blockquote><p>Çocukluğumuzda severek oynadığımız oyun ve oyuncakların ilk üretim amaçları oldukça farklıydı. Sosyal ve kültürel açıdan kitleleri etkileyen bu oyunlar, biz fark etmesek de üretildikleri ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu yansıtıyordu. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesiyle oyunlar çok farklı bir noktaya evrildi. Düştepe Oyun Müzesi müdürü ve yazar Orhan Bahtiyar’dan geçmişten günümüze gelen oyun ve oyuncakların hikâyelerini dinledik.</p></blockquote>
<p><strong>Fikriye Yılmaz: Merhaba, size dergiden biraz bahsettik. Biz dergide bir zaman çizelgesi oturtmaya çalıştık ve en başından, prodüksiyon tarafına kadar tüm süreci anlatmak istiyoruz. Bu zaman çizelgesinde ise siz en başta duruyorsunuz. Bu bağlamda tarihsel, toplumsal ve kültürel olarak oyunları bize anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Orhan Bahtiyar: Bir kere oyuncak ile oyunu ayırmak lazım. Her ne kadar aynı gibi görünse de ikisi çok farklı şeyler. Oyuncakta kural yoktur, çocuğun hayal gücü o oyunun kendisidir. Fakat oyunlar öyle değil, oyunlarda kural var ve o kuralları koyan birileri var. O kuralları koyan kişilerinde o kuralları koyma sebepleri belli. Her oyun –bizim masaüstü dediğimiz oyunlardan bahsediyorum sokak oyunları hariç ki onlarında ayrı incelenmesi lazım- aslında bir kültür ve sanat politikası içerir. Oyunların daha eskisine gidecek olursak, oyunun doğuşu tarihin çok eski zamanlarına dayanır. Mesela eskiden Tibet’te yaşayan rahipler salıncaklar kurarmış. Bu salıncakların sebebi ise sallandıkça tanrıya daha da yaklaştıklarını ve yakın olduklarını hissederlermiş, salıncak kültürü buradan gelir. Mesela eskiden Hindistan’da insan kurban edilirmiş ve o insanı bulmak için bir rahip gözlerini bağlarmış, kalabalığın arasına dalıp rastgele birini seçermiş ve onu kurban ederlermiş. Körebe oyununun kökeni budur. Ayrıca kurban edilecek kişinin sırtına bir keçi postu geçirirlermiş, günah keçisi de buradan geliyor. Bunun oyunlarla çok alakası yok ama yeri gelmişken onu da anlatayım istedim.</p>
<p>Baktığımızda oyunların tarihi, doğuşu çok eskiye dayanıyor ve tarih içinde oyunlar, oyuncakları getiriyor. Oyunların birçoğu ülkelerin kültür, sanat ve eğitim politikalarıyla paralellik gösterir. Oyunun tarihi 1850’li yıllarda, Elizabeth dönemi dediğimiz dönemde koruyucu aşıların bulunması, teknolojinin gelişmesiyle çocuğun hayatının garanti altına alınmasıyla başlar. Endüstriyel oyun tarihinden bahsediyorum. O döneme kadar çocuğun, doğduktan sonra yaşayıp yaşamayacağı bilinmiyor. Çünkü salgın hastalıkları ve çocuk hastalıkları var. Fakat koruyucu aşılarla bu garanti altına alındıktan sonra entelektüel ülkeler, ‘Ben bu çocuğun hayal dünyasına ne katabilirim, çocuğu hayata nasıl hazırlarım, onu daha üst seviyeye çıkartabilirim’ diye düşünüyorlar ve oyunlar bu şekilde doğuyor. Dediğim gibi oyunlarda kurallar var ve bu kurallarda çocuğun gelişiminde ciddi etkisi olan kurallar.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-2936" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47.jpeg" alt="" width="1600" height="900" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.47.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<h4>“Oyun Müzesi’nin amacı, aileleri bir araya getirmekti”</h4>
<p><strong>F.Y. : Biraz burayla alakalı bir soru sormak istiyorum. ‘Her müzenin bir öyküsü var.’ diye bir cümleniz var. Bize bu müzenin öyküsünü anlatır mısınız?</strong></p>
<p>O.B. : Bu müzenin öyküsünü şöyle anlatabilirim. Burası Ataşehir Belediyesi’ne ait. Bir gün Ataşehir Belediye Başkanı oyuncak müzesini ziyaret ediyor ve Sunay Akın’la karşılaşıyorlar. Daha sonra sohbet etmeye başlıyorlar, sohbet esnasında bizim oraya da bir oyuncak müzesi kuralım fikri ortaya çıkıyor. Fakat hoca stratejisini çok önceden belirlediği için kafasında oyuncak müzesi kurmak yerine bir oyun müzesi ve masal müzesi kurma fikri var. Bu yüzden başkana bir oyuncak müzesi yerine oyun müzesi kurmayı teklif ediyor ve burası belirleniyor, hazırlıklar yapılıyor. Bu arada buradaki koleksiyon dünyanın en zengin iki, üç koleksiyonundan bir tanesi. Görüşme 2014 yılında yapılıyor ve bir sene sonra müze açılıyor. Bu koleksiyon bir senede toplanmadı, Sunay akın yaklaşık on beş senedir bu koleksiyonu topluyor. Onun üzerine hızlanarak koleksiyonerlerden, antikacılardan, açık artırmacılardan toplanıp buranın koleksiyonu oluşturuluyor. Yer sıkıntısından dolayı sergilediğimiz parçalar kadar sergileyemediğimiz parçalar da var. <a href="https://kultursanat.atasehir.bel.tr/mekan/detay/dustepe-oyun-muzesi">Müze</a> bu şekilde açıldı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2939 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42.jpeg" alt="" width="526" height="296" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.42.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 526px) 100vw, 526px" />Müzenin amacı, neden kurulduğunu da cevaplamak gerekirse bizim buradaki niyetimiz aileyi bir araya getirmekti. Aileyi bir araya getirmekten kastım, aile evde bir arada olsa da onları bölen bir şey var, teknoloji. Eve geliyorsun, baba, anne, çocuklar hepsi bir yerlere geçiyorlar, hepsinin elinde telefonlar, tabletler var ve sıfır sohbet, sıfır paylaşım yapılıyor. Biz burada o insanları bir araya getirmeyi hatta bir üst jenerasyon olan dede, babaanne ile bir araya getirip kaliteli zaman geçirmelerini sağlamayı hedefleyerek bu müzeyi kurduk ve birlikte oyun oynasınlar istedik. Ne kadar gerçekleştirebildik derseniz tartışılır. Pandemi zamanına kadar her şey çok iyi gidiyordu. Tabii ki buranın belediyeye ait olmasının avantajları olduğu kadar dezavantajları var o da bürokrasi. Ben müzenin ne olduğunu önce belediyeye anlatmak zorunda kaldım ve hâlâ da anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bu ülkede maalesef müze kültürü diye bir şey yok, Türkiye’de müze gezme ortalaması tahmini olarak ortalama yedi dakika. Bu süre bir müze gezmek için ne demek biliyor musunuz? Tabii ki çok uzun gezenlerle, girip çıkanların ortalamasını alıyorlar bu çok kısa bir süre. Önceden duyduğum bir şeyi anlatmak istiyorum. Bir alman ülkedeki bütün müzeleri gezmeye kalksa ömrünün on altı yılını müzelerden çıkmadan, müzelerde geçirir. Biz ise yedi dakikada bakıp çıkıyoruz. Dediğim gibi pandemiye kadar fena gitmiyorduk ama bürokrasi belimizi çok ciddi anlamda büküyordu ama ona da yapacak çok bir şey yoktu. Gül ve diken ilişkisi birazcık o da çünkü böyle bir müzeyi yaşatmak kolay değil.</p>
<p>Pandemi döneminde kapandık, pandemiden sonra ülkenin maddi şartlarının kötüye gitmesi gibi bir sürü etkenle beraber etkinliklerimiz yarı yarıya azaltıldı, azaltılmak zorunda kalındı ve bu bizi çok etkiledi. Biz burada Türkiye’nin en iyi atölyecileriyle çalışıyoruz ben özellikle onları bulup, görüşüp, buraya getiriyorum. Bizim her etkinliğimiz ağzına kadar doludur hiç boşumuz yoktur ama bu başarı mıdır emin değilim. Bu müzeyi çok daha farklı, uluslararası arenalarda tanıtmak isterdim ama bu şartlarda çok mümkün değil. Dediğim gibi biz bunu ne kadar başardık, benim ölçümle yüzde yetmiş beş başardık. Yüzde yüz olsa çok daha iyi olurdu.</p>
<h4>Her kutu oyunu yapıldığı yılın ekonomik ve sosyal durumunu yansıtır.”</h4>
<p><strong>E.N.G.: Teknolojinin aileleri ayırdığını söylediniz. Teknolojinin gelişmesiyle geleneksel oyuna bakış açısı da biraz değişti. E-spor dediğimiz hem zihin olarak hem de bedenen insanı pasif hale getiren oyunlar çıkmaya başladı. Aynı zamanda e-spor gibi kavramlar biraz kabul ettirilmeye çalışıldı. Siz oyunun geldiği son noktayı nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p>O.B.: Ben bir oyun koleksiyoneri ve müze müdürü olduğum kadar aynı zamanda iyi de bir bilgisayar oyuncusuyum. Türkiye’nin ilk bilgisayar oyun programlarından birini ben yaptım. İyi bir oyuncuyumdur o tarafımda vardır. O yüzden iki taraf arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları çok net görebiliyorum.</p>
<p>Teknolojinin nereden başlayıp nereye geldiğini iyi yaşayan ve hisseden insanlardan bir tanesiyim. İnternet Türkiye’ye ben yirmi altı yaşındayken geldi ve bu bizim için çok farklı bir deneyimdi. İnternette oyun oynama diye bir fikir yoktu. O zaman internet sadece gezilecek, sohbet edilecek bir ortamdı ki nasıl kullanılacağını da kimse bilmiyordu. Fakat her şey öyle hızlı gelişti ki biz internetten oyun oynayamıyorduk ama Moda’da bir arkadaşımın evi vardı, oraya bir network kurmuştuk ve ben her hafta evden oraya iki bilgisayar taşıyordum. Ne yapacağız, oyun oynayacağız. Hatta ev biraz yarı bodrum gibiydi ve on sekiz-yirmi kişi vardı. Hatta camı tıklatıp, internet kafe sanıp, kaç lira diye soranlar oluyordu. O dönemler çok keyifliydi ve yine bir toplanma kültürü vardı. Çünkü internet üzerinden oynayamıyorsunuz, aynı ortamda bulunmak zorundasınız ve bu çok keyifliydi. İnternet üzerinden oyunlar yaygınlaşmaya başlayınca herkes kendi evinde kalmaya, discord üzerinden konuşmaya ve oyun oynamaya başladı. Evet, keyifli ama ben her zaman yan masamda birinin oturmasını, ona laf yetiştirmeyi bir yandan sohbet etmeyi isterim. Yine yapıyorsun ama yanında değil. Bu birlikte olma hissiyatını azaltan bir durum.<img decoding="async" class="wp-image-2937 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1.jpeg" alt="" width="498" height="281" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 498px) 100vw, 498px" /></p>
<p>Aynı ekip biz Board Game’de oynuyorduk, Moda’da bir sürü kafeler var. Biz evlerde toplanıp board game oynardık, altı board game aynı anda oynanırdı. Teknolojinin bu anlamda faydası olduğu kadar zararı da oldu. Hem aileye hem arkadaş ortamına zarar verdi. Benim en son bir grup arkadaşım doğum günlerini online bir oyunda kutlayınca ben artık bırakmaya karar verdim. Çünkü gerçek dünyadan kopuyorsun. Ben yine de arada board game ve arada bilgisayar oyunu oynuyorum. Tabii kendimi daha çok kitap yazmaya verdim ve oyundan biraz uzaklaştım. Oyunun yeri bende her zaman ayrı ama ben bir yerden sonrasını, özellikle çocuklar ve ergen dediğimiz kitle için biraz zararlı buluyorum.</p>
<p><strong>F.Y: 2000’lerden sonra dijital taraf büyük bir ivme kazandı ve çok ilginç yerlere geldi. Eski board gameleri artık bir avuç insan muhafaza ediyor.</strong></p>
<p>O.B.: Eski board gameleri bile artık bilgisayar ortamlarına aldılar. E-spor konusuna gelince çok ciddi bir problem ve bu yüzden ölen çocuklar var. Haberleri belki duymuşsunuzdur bilgisayar başında açlıktan, epilepsi krizinden ölen çocuklar var. Son on yılda ben bu şekilde altı-yedi vaka hatırlıyorum. Belki çok değil ama neden birisi oyun oynarken ölsün ki? Oyun, oyun oynama kültürü tam tersi hayattan keyif almayı sağlayacak bir durum olmalı. Tabii işin ucunda para gidiyor. Mesela çocuklar oyunlarda kazandıklarını satmaya başladılar ve işin ticareti devreye girdi. Yapacak hiçbir şeyi olmayan çocuklar tamamen oyuna gömülüyorlar ve hayatlarını, geleceklerini mahvediyorlar. Dünyadan kopuyorlar ve gerçeklikten uzaklaşıyorlar. İşin dijitalleşmesi toplumsal hayata olduğu kadar insanın bireysel konfor alanına ve sağlığına zarar veriyor.</p>
<p><strong>F.Y: Peki sizce eski masa oyunları bitiyor mu? Bana sanki yok olmaya yüz tutmuş gibi geliyorlar.</strong></p>
<p>O.B.: Bu nerede yaşadığınıza bağlı bir durum. Kadıköy’e indiğiniz zaman Moda’yı gezdiğinizde, orada oyun oynayan insanları gördüğünüzde hâlâ oyun oynayanlar var diyorsunuz. Goblin Oyun Kulübü mesela. O yüzden masa oyunları bence bitmez ama yaygınlaşmaz da giderek küçülür. Belki de biter ama kaç sene sonra biter ve ben bunu görür müyüm bilmiyorum. Board game kültürü başka bir kültür ve ona sahip çıkacak insanlar her zaman olacaktır.</p>
<p><strong>F.Y. : Fakat bizim nesil daha çok dijitali tercih edecek gibi.</strong></p>
<p>O.B. : Biz yapabildiğimiz sürece ayda bir <a href="https://contextdergi.com/monopolynin-calinan-hikayesi/">Monopoly</a> akşamı yaparız, ailece masanın başına oturur Monopoly oynarız. Tabii Monopoly deyince bu doğru oyun mu o da tartışılır. Monopoly 1903 yılında Amerika’da değişen vergi sistemini halka anlatmak için tasarlanmış. Fakat Amerikan ekonomisi ile konjonktürler öyle paralel gitmiş ki son geldiği durum ‘orası benim, ver kiramı, onu aldım, bunu kestim’ gibi bir duruma gelmiş. Çünkü Amerika’da hayat böyle ve biz buna vahşi kapitalizm diyoruz. Aslında her kutu oyunu board game yapıldığı yılın ekonomik ve sosyal durumunu yansıtır. Çünkü her şeyi ona göre şekillendirirsiniz, insanlar dışarıda yapamadıklarını evde yapmak isterler ve oyunlar onlar için çok büyük bir avantajdır aslında daha doğrusu avantajdı. İnsanlar özdeşleştirmek istedikleri kahramanları oyunlarda bulurlardı tabii bunlar şimdi dijital oyunlara geçti.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-2940 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2.jpeg" alt="" width="495" height="279" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-2.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 495px) 100vw, 495px" />E.N.G.: En merak ettiğimiz konulardan bir tanesi de ziyaretçilerin müzeye geldiklerinde en ilgilerini çeken oyun ve koleksiyon hangisi oluyor? </strong></p>
<p>O.B. : Yaş grubu önemli bir etken. 1960’larda yapılmış bir uzaylı var. Amerika’da 51.bölge vardı ve burada bir video yayımlanmıştı. Uzaylı yatıyor ve ona otopsi yapıyorlar. Onun birebir oyununu yapmışlar. Uzaylı ortadan ikiye yarılmış, kenarda organları duruyor ve sen onu kesip, parça çıkarıyorsun. Çocuklar onu gördüklerinde oyuncağa yapışıyorlar bu çok ilginç. Uzay konsepti benimde ilgimi çeker ama neden Star Wars, Star Trek değil. Bir sürü şey var orada ama çocuklar gidip direkt uzaylıya yapışıyor. Belki renginden dolayıdır bilemiyorum. Daha yaşlı insanlar tabii kendi dönemlerinin oyunlarına ilgi gösteriyorlar. Kırk yaşının üzerine çıktığımızda herkes kendi zaman dilimine gidiyor. Aslında biz o müzede insanlık tarihini anlattık. 1850’lerden başlayıp 1990’lara kadar uzanan bir zaman çizelgesi var orada. Müzede ilk uçak icat edildiği zaman yapılmış bir kutu oyunu var. Kutu oyununu bir kenara at sadece kapağı bile bir sanat eseri değerinde. O yüzden her yaş grubunun ilgi alanları çok farklı.</p>
<h4>“Bilinmeyenin olduğu yerde hayal gücü devreye giriyor”</h4>
<p><strong>E.N.G.: Bir röportajınızı okudum ve şöyle bir cümleniz dikkatimi çekti. Gelen kişilere mümkün olduğunca hikâyeleri anlatmaya çalıştığınızı, buranın sadece bakılıp geçilecek bir yer olmadığını söylüyorsunuz. Peki, sizin hikâyesini anlatmaktan en keyif aldığınız oyun veya koleksiyon hangisi?</strong></p>
<p>O.B. : Bu en çok hangi çocuğunu seviyorsun gibi bir soru oldu. Çok ilginç hikâyeler var tabii ki. Şunu söyleyebilirim okullar buraya gelmek istediklerini söylemek için bizi arıyorlar ben diyorum ki siz gelmeyin önce öğretmenlerinizi gönderin. Ben burayı önce öğretmenlere anlatmak daha sonra ise onların çocuklara anlatmasını istiyorum. Çünkü benim yüz tane çocuğa orayı anlatmam mümkün değil zaten çocukların ilgisini çekebilecek bir pedagojik eğitimim yok, odaklarını sabitleyemem. Klasik olarak hiçbiri göndermiyor ve sonra gelip bizi gezdirir misin diyorlar. Tabii ki gezdiremem çünkü siz benim dediğimi yapmamışsınız. Tabii ben ne yaptım sevgili hocam olan Sunay Akın’ı stüdyoya soktum ve altı buçuk saat süren bir kayıt aldık. Bütün hikâyeleri ses kaydı alıp bir internet sistemi kurduk ve QR kod ile Youtube’un içine gömdük. Youtube dışarıya kapalı şekilde ve cep telefonunuzla QR kodu okuttuğunuz zaman Sunay Akın’ın sesinden hikâyeleri dinleyebiliyorsunuz ama tabii hepsini koymadık.<img decoding="async" class="wp-image-2938 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46.jpeg" alt="" width="437" height="246" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-200x113.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-600x338.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/WhatsApp-Image-2024-06-10-at-13.59.46.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 437px) 100vw, 437px" /></p>
<p>Çok hikâye var mesela yine Monopoly oyununa geleceğim. Bu oyunu Parker Brothers adında bir oyun şirketi üretiyor. Bu benim en keyif aldığım hikâyelerden biridir. 1942 yılında İngiltere’den bir firma geliyor ve biz bu oyunun İngiltere haklarını alıp İngiltere’de üretmek istiyoruz diyor. Ticari anlaşmalar yapılıyor ve bunlar oyunu üretip satmaya başlıyorlar. Bir süre sonra İngiliz gizli servisi geliyor ve bizde bu oyundan istiyoruz ama bizim istediğimiz şekilde üreteceksiniz diyorlar ve toplu bir üretim istiyorlar. Ciddi bir para veriliyor ve oyunlar onların istediği şekilde üretiliyor. Bu oyunlar Almanların elinde esir tutulan İngiliz askerlerinin ailelerinin kurduğu bir dernek vasıtasıyla esir İngiliz askerlerine oynamaları için gönderiliyor. Askerler ellerine ulaşan oyun kutularını açmaya başladıkları zaman her yüz oyundan bir tanesinin içeriğinin farklı olduğunu görüyorlar. O yüz kutudan bir tanesinin içinde harita, pusula, maymuncuklar var. Oyunu kullanarak esir kamplarından esirleri kaçırıyorlar. Hiçbiri göründüğü gibi değil çok zekice bir iş. Baktığın zaman Monopoly ama kaç kişiyi esir kampından kurtarmış.</p>
<p><strong>E.N.G.: Peki şu oyunun atası diyebileceğiniz, sonraki süreçte şu oyunun çıkmasını sağladı diyebileceğiniz bir oyun var mı?</strong></p>
<p>O.B.: Şuan çok pahalı olan ama bütün çocukların bayılarak oynadığı Legoların atası Anchor Stone Blocks (Çapa Taş Blokları) denilen bir oyundur ve ilk olarak 1810 yılında Almanya’da üretilmiştir. Bir kutusu on iki kg civarındadır çünkü kesme taş ve sıkıştırılmış kumdan imal edilmiştir. Çocuğun onu taşıması çok zor tabii. Albert Einstein’ın oynamaktan en keyif aldığı oyundur. Bu oyunun Amsterdam’da kulübü var ve 180 bin kayıtlı üyesi var. Yılda iki kez toplanıyorlar ve oyunun yeni versiyonuyla kuleler, katedraller vb. inşa edip böyle bir etkinlik yapıyorlar. O oyun şuan bizim Lego dediğimiz oyunun atası.</p>
<h4>“Biz erkek çocuğa tabanca, kız çocuğa bebek veriyoruz sonra erkek çocuk büyüyor ve kız çocuğunu vuruyor”</h4>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-2931 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-scaled.jpg" alt="" width="506" height="285" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/06/DSC00038-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 506px) 100vw, 506px" />E.N.G: Bir röportajınızda bu müze hakkında bu konseptle dünyada kurulan ilk ve tek müze diyorsunuz. Bu müzeyi diğer müzelerden ayıran ne, konsept nasıl bir fark yaratıyor?</strong></p>
<p><strong>O.B: </strong>Diğer müzelerden değil oyun müzelerinden ayıran konsept şu benim bildiğim kadarıyla diğer oyun müzelerinde sadece oyunlar var. Kimisi 80’li yılların bilgisayar oyunlarını, oyun makinelerini koyar kimi ise sadece board game koyar. Bizde ise endüstriyel oyunun etrafında sinema, tiyatro, kukla, masal kahramanları, televizyon, vahşi batı yani hayata dair ne varsa biz o oyunların etrafına ördük. Çünkü oyuncaklar, posterler, görseller, imzalı içerikler var. Stan Lee, Robin Williams’ın ıslak imzalı fotoğrafları var. Bunlar çok özel parçalar ve bu müzeyi özel kılan bu. Diğer oyun müzelerinde bunları göremezsiniz. Oyun müzesinde oyun olmalı gibi bir konsept var bizde ise oyun müzesinde oyunla bağlantılı, oyunu yaratan içerikler olmalı. Biz aslında oyunu sonuç olarak görüyoruz ama oyunun sebepleri var ve biz burada oyunun nasıl doğduğunu anlatıyoruz.</p>
<p><strong>F.Y: Sosyal ve kültürel açıdan kitleleri etkileyebilmiş, sizin en büyük başarılardan diyebileceğiniz bir oyun var mı?</strong></p>
<p><strong>O.B: </strong><a href="https://contextdergi.com/monopolynin-calinan-hikayesi/">Monopoly.</a> Onun haricinde mesela ilk havacılık oyunu var. Bu oyun insanlar uçağın ne olduğunu henüz bilmiyorken yapılmış bir oyun. Bilinmeyenin olduğu yerde hayal gücü devreye giriyor. Mesela Rusya’nın 1960’da yapılmış bir tane trafik simülatörü var ve bu oyun ileri geri vitesi, gazı, freni anlatıyor. Direksiyonu çevirdikçe araba dönüyor ve çocukların karşısına trafik ışıkları çıkıyor. Çocukların bu trafik işaretlerini bilip uyması lazım. Bana göre asıl çok etkili oyunlardan biri 1960’larda Almanya’da yapılmış, alman çocuklarına otomobilin nasıl üretildiğini anlatan bir oyun. Tabii BMW, Mercedes, Audi’yi o yapacak. Sunay Akın’ın bir lafı var, bizde erkek çocuğa tabanca, kız çocuğa bebek veriyoruz sonra erkek çocuk büyüyor ve kız çocuğunu vuruyor. O yüzden çocuğun önüne ne koyuyorsan ülke ileride o oluyor. İlk uzay, uzaylı oyuncağını Amerika Birleşik Devletleri yapmıştır ve uzaya ilk çıkan onlardır. Dediğim gibi çocuğun önüne ne koyuyorsan ülkenin geleceği o’dur. Çok net bir formüldür ve tartışmaya kapalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/">Orhan Bahtiyar ile Oyun Müzesine Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/orhan-bahtiyar-ile-oyun-muzesine-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
