<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>muhabir arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/muhabir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/muhabir/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 13:34:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</title>
		<link>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 12:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[can uğur]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[muhabir]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3086</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Eren Kurt Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Can Uğur haber odalarındaki görev paylaşımından günümüz gazetecilik ekosistemine sektöre girmek isteyenler için merak edilenleri yanıtladı. Can Bey öncelikle merhaba. Bize “Ben yazacağım, gazeteci olacağım.” Diye karar verdiğiniz süreçten başlamak isterim. Tabii. İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bitirdim. O dönem siyasetle ilgilendiğim için gazetecilik kavramına, yazma eylemine  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/">Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Eren Kurt</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Can Uğur haber odalarındaki görev paylaşımından günümüz gazetecilik ekosistemine sektöre girmek isteyenler için merak edilenleri yanıtladı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Can Bey öncelikle merhaba. Bize “Ben yazacağım, gazeteci olacağım.” Diye karar verdiğiniz süreçten başlamak isterim.</strong></p>
<p>Tabii. İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bitirdim. O dönem siyasetle ilgilendiğim için gazetecilik kavramına, yazma eylemine çok yabancı değildim. Sürekli okuyor ve yazıyordum. İdol olarak benimsediğim isimler de vardı. Uğur Mumcu, İlhan Selçuk bu isimlerin başında. Onların yazılarını okurken gazeteci olmaya çok mu uzağız diye düşünürdüm. Daha sonra Birgün gazetesi ile tanışma fırsatım oldu, gazete o zamanlar yeni kurulmuştu. Gazeteyi politik olarak da gazetecilik, habercilik anlamında da beğendiğim için sürekli okuyordum. Yazarlarıyla okulumuzda yapılan bir etkinlik sırasında tanışma fırsatı buldum ve beni gazeteye davet ettiler. Birgün gazetesinin kapısından ilk kez içeri girdiğimde o kadar etkilenmiştim ki bir daha oradan çıkamadım. Benim için gazetecilik bu şekilde başladı.</p>
<p>Ben işin zanaat kısmının çok önemli olduğunu düşünenlerdenim ve gazetecilik sadece motivasyonla yapılabilecek bir iş değil. Her alanda olduğu gibi büyük bir çalışma ve disiplin gerekiyor. Öğrenilir olan her şey bir disiplinle var edilip, çalışmayla ilerletilebilir. Motivasyonla her zaman olamaz, ülkenin hâli ve kişisel durumlarımız bunu etkileyebilir ama zaten motivasyon işin bence yüzde yirmilik kısmı. Sonuç olarak bu mesleğin hem kurumsal hem pratik bir tarafı var.</p>
<p><strong>Gazetecilik alanında akademik anlamda genel olarak etik tartışmalar ve basın tarihi çalışmaları rağbet görüyor. Ancak gazeteciliğin hakikat, gerçek gibi kavramlar üzerinden felsefi bir anlatısı da var. Bu anlatı Türkiye’de politik durumla da oldukça iç içe. Bu anlamda dengeyi nasıl kuruyorsunuz?</strong></p>
<p>Gazeteciliğin teknik yönleri çok önemli. Mesela ben alaylı olduğum için haber yazım teknikleri konusunda çok ahkâm kesebilecek durumda değilim. Mesleğe ilk başladığımda ise hem okullu hem alaylı olmamam benim için bir handikaptı. Siyaset okumuş olmam içinde bulunduğum disipline farklı bir disiplinle bakmama olanak sağlıyor ve yararları oluyor. Etik kısım çok önemli ve etik dediğimiz şey ise ideolojik siyasetten bağımsız değil. Günlük hayatta yaptığımız en basit eylem bile politik bir durumun yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Siyaset bilimi okuduğum için bir haberde konunun arka planını ve etik tartışmayı görebiliyorum. Bunları fark edebildiğim için o habere bakışım değişiyor. Çünkü arka planı gördüğünüz için olayı yavan bir şekilde vermek yerine, olayın arkasındaki ideolojik yansımaları görebiliyorsunuz. Bu ise habere bakışınızı değiştiriyor. Mesela bir eylem yapılıyor ve polis müdahale ediyor diyelim. Siz bu haberi 5N1K kuralına göre yazıyorsunuz. Habercilik anlamında hiçbir problem yok ama siz bu insanların anayasal olarak toplanma hakkı olduğunu biliyorsunuz. Aslında anayasal hakkın engellenmesinden ortaya çıkan bir gasp var ve insanların hakkını talep etme durumu var. Olayın arka planında bir engellenme ve engellenme sonucunda olan olay var. Böyle baktığınızda olayın ideolojik arka planını görebiliyorsunuz.</p>
<p>İdeolojik olarak bunları anlattığınız takdirde ise başka bir haber ortaya çıkar. Bence gazetecinin biraz olayların arka planına odaklanması gerekiyor. Olguyu net biçimde çekebilirseniz haberi zenginleştirirsiniz.</p>
<p><strong>Birgün gazetesinden sonra Cumhuriyet serüveniniz başlıyor ve haber müdürü oluyorsunuz. Haber müdürü teknik olarak ne iş yapar?</strong></p>
<p>Haber müdürlüğü işin en mutfak kısmı olarak değerlendirilebilir. Haber merkezleri ve bu merkezlere bağlı çalışan muhabirler var. Genellikle herkesin haber alanları var. Haftanın ilk günü masaya oturuyoruz ve ben notlar almış oluyorum. Geçen hafta bu olmuş veya 1 Mayıs yaklaşıyor gibi bir gündemim var. Bu gündemlerle ilgili o alana dair çalışan arkadaşlara “bunu sen yapabilir misin” diye soruyorum. Bence burada en önemli konu bir haber müdürü olarak muhabiri çalıştırabilmek. Aslında biraz teknik direktör gibi düşünmek lazım, siz on numara oynayan birini sol beke koyarsanız takıma yararı olmaz. Haberin baş yaratıcısı da muhabir olduğu için onun özelliklerini bilmek, onun hangi alanda daha iyi haber yapabileceğinin eleştirisini yapmak son derece önemli. Bunu yapabildiğiniz zaman muhabirden verim alıyorsunuz, bu yüzden toplantı yapıldığı zaman onları alanlarına göre dağıtıyorum. Bunun dışında muhabirlerin kendi çalıştıkları özel dosyalar var, bu dosyalar haberin unsurları eksik olduğu için haberleştirilemeyen dosyalar. Mesela devam haberi yapılacaktır ama ulaşılması gereken birine ulaşılamamıştır, bu durumda haberi bekletirsiniz. Muhabirler yapacakları devam haberlerini ve işleri sırayla anlatır. Kendi adıma muhabir bir hafta içerisinde saydığı işlerin yüzden yetmişini yapmışsa iyi bir muhabirdir. Birkaç tane haber çıkarmıştır ve bu haberlerden biri ülkenin gündemini belirlemiştir, bir sorunu ortaya çıkarmıştır. Bir muhabir bunu sağlayabiliyorsa bu da çok önemli.</p>
<h4>“Muhabir bir hafta içerisinde saydığı işlerin yüzden yetmişini yapmışsa iyi bir muhabirdir. Birkaç tane haber çıkarmıştır ve bu haberlerden biri ülkenin gündemini belirlemiştir, bir sorunu ortaya çıkarmıştır.”</h4>
<p>Bir de muhabiri dürtmek, çalıştırmak dediğimiz bir tabir vardır. Muhabir bazen işin içine çok fazla girdiği zaman haberin yan unsurlarını gözden kaçırabiliyor. Burada ise devreye biz giriyoruz ve muhabiri asiste ediyoruz. Mesela farklı dönemde iki yürüyüş olmuştur, biri hilafet yürüyüşü biri de kadınların 8 Mart’ta yaptığı gece yürüyüşü gibi. Bir yürüyüşe izin verilirken diğeri yasaklandı ve bu habere hangi açıdan bakılması gerektiğiyle ilgili insan hakları haberleri yapan muhabirlerimizle konuşuyoruz. Bu haberler birleştirilebilir mi veya bunların arka planında ne var gibi sorulara cevap arıyoruz. Yani farklı alanlarda, muhabirin göremeyeceği alanları muhabirin önüne sunabiliyoruz. Burada en temel koşul muhabirin haber anlamında disipline edilmesidir. Disipline edilmiş bir muhabir, haber müdürünün istediği bir şeydir. Ayrıca muhabiri moral anlamında düştüğü durumlarda motive etmek, haberlerini parlatmak gerekebilir. Gazetecilikte haber parlatma dediğimiz şey haberin içindeki küçük detaylarda gizlidir. O detayı öne çıkarırsak haber bambaşka bir yere gidebilir. Bu sayede haberin temeli değişir ve haber bambaşka bir yere gider. Muhabirden gelen haberi direkt okuyan haber müdürünün işi ise muhabirin gözden kaçırdığı detayı alıp haberin ana ögesi haline getirebilir. Dediğim gibi elinizde olan muhabiri iyi kullanmak, iyi analiz etmek ve gerektiği yerde zorlamak önemlidir. Gelen ajans metinlerini muhabire düzelttirmekten bahsetmiyorum. Bazı haber müdürleri bunu neden ben yapayım diye düşünüyor ama sen o işlerle uğraşırsan, muhabir kendi özel haberine yoğunlaşır ve çok daha güzel bir haber çıkarabilir. Ben burada on dakikalık bir haberi düzeltmeyi tercih ederim, ben haberi düzelteyim sen daha iyi bir haber yap.</p>
<p>Burada insan yönetimi dediğimiz şey devreye giriyor. Kendi adıma söylersem muhabirle hiyerarşik bir ilişki kurma taraftarı değilim. Tabii ki kurumsal hiyerarşi sağlamak lazım yoksa iş yaptıramazsınız ama arkadaş gibi olmak lazım. Çünkü gazetecilik 9-6 yapılacak bir iş değil ve bunu bürokratik bir mekanizmaya indirgediğiniz zaman işin tadı kaçar.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3091" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-200x113.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-600x338.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv.png 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h4>“Gazetecilik 9-6 yapılacak bir iş değil ve bunu bürokratik bir mekanizmaya indirgediğiniz zaman işin tadı kaçar.”</h4>
<p><strong>Haber müdürü, hiyerarşinin neresinde bulunuyor? Bir yayın toplantısında kimlerden sorumludur?</strong></p>
<p>Teknik olarak söyleyeyim haber müdürü, muhabirin üstüdür. Bir de genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü vardır. Yazı işleri müdürü editörlerden sorumludur. Müdürler arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Haber müdürü ise genel yayın yönetmenine bağlıdır. Yazı işleri ile ilişkimiz şöyledir; haberin sayfada görülmesinden, mizanpajına onlar yaptığı için yazı işleri müdürüne haber anlatılır. Yazı işleri ve editörler neyi nereye alacaklarına karar verir, haber müdürü buna karışmaz. Haber müdürü bu haber çok güzel, büyük görürseniz iyi olur diyebilir ama karar yazı işlerine aittir. Mutfak işi bizde yani. Haber müdürü muhabirleri yönlendirir. Ürünü çıkartıp verirsin onlarsa ya alır ya almaz. Fakat fiili olarak söylüyorum, haberin büyüklüğü, küçüklüğü, sağı, solu, ıvırı, zıvırı gibi durumlarda haber müdürü müdahale edebilir.</p>
<p><strong>Haber yayımlarken sizi sınırlayan unsurlar var mı, karar mekanizması bu anlamda nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Her gazetenin kendine ait yayın ilkeleri ve kuralları vardır. Yayın ilkeleri sizin anayasanızdır. Nasıl yaşadığınız ülkede anayasaya aykırı hareket etmek suçsa, gazetecilik anlamında da yayın ilkelerine riayet etmek durumundasınız. Habercilik anlamında ayrımcı, ötekileştirici, cinsiyetçi, pornografik haberler yapmamamız gerekir. Yayın ilkeleri dışında genel gazetecilik ilkelerine de uymamız gerekir. Kendi adıma söylemem gerekirse kadın cinayeti, çocuk istismarı gibi durumlarda üstün yararlılık ilkesini gözeterek haber yapıyoruz. Çocuk, konum itibarıyla hiyerarşik olarak yetişkine kıyasla daha aşağıda olduğu için onun haklarını korumak zorundasınız. Tabii bunun haberin ana olgusunu yok etmeden yapılması lazım. Fakat yine söylüyorum olgu ana meseledir ve siz pozitif ayrımcılık yapacağım diye yalan haber yapamazsınız. Haberin objektif olması lazım.</p>
<h4>“Gazetecilik kurumsal olarak gelişemedi, bireysel olarak gelişti. Sosyal medya da bunu biraz etkiledi. İletişim biraz da imajdır ve kurumlar imaj çağına çok ayak uyduramadı.”</h4>
<p><strong>Yapay zekâya çok kısa değinmek istiyorum. Yapay zekâ ile ilgili çok fazla yazı görmeye başladık. Sizce yapay zekâ gazetecilik üzerinde nasıl bir etki bırakacak?</strong></p>
<p>Yapay zekânın gazeteciliği bitireceğini düşünmüyorum. Sonuç olarak tarihsel olarak makine kırıcılar değiliz ve kendimizi teknolojiyle uyumlu hâle getirmek durumundayız. Ben Türkiye’de yapay zekâ konularının çok geriden geldiğini düşünüyorum. Bakıldığı zaman yapay zekâ tabanlı çalışan kaç internet sitesi veya kurum var ki? Yapay zekâyı kaba bir eksene sıkıştırırsak hata etmiş oluruz. İşimizi elimizden almayacak ama biçimin değişmesini sağlayacak.</p>
<p>Kapitalizmin ilk çıktığı dönemlerde özellikle buharlı makinelerin keşfiyle birlikte o dönemin sol hareketleri makine kırıcılık yapmışlardı. Tarihsel olarak baktığımız zaman ise makinelerin, insanların işlerini ellerinden almadıklarını gördük.</p>
<p>Ben yapay zekâyı çok geç keşfettim. Biz gazeteciliğe ilk başladığımız zamanlarda bu konu çok tartışılıyordu. Yapay zekâ hayatımıza belki 2-3 yıl önce girdi ama bu işle ilgilenen insanlar bunun çok önceden beri konuşulduğunu biliyor. Bu alanda çok değerli işler yapılıyor, biz hep kendimizi kalıplara sıkıştırdık. Düşünün matbaa teknolojisi geliştiği zaman gazetecilerin işi elinden alındı mı, hayır. Gazetecilik bir hikâye anlatma biçimi ve bu hikâyeler mağara resimlerinden, bugün geldiğimiz noktaya kadar hep anlatıldı. Bundan sonra da anlatılacak, çünkü herkesin bir hikâyesi var ve gazetecilik bir hikâye anlatma biçimi. Biz de bunu yaparken neden yapay zekâdan yararlanmayalım, teknolojiyle kavga etmenin bir anlamı yok. Ben bu anlamda yapay zekânın gazeteciliği olumlu ilerletebileceğini düşünüyorum ama bunun bir de ama kısmı var. Kapitalist sistemde, mülkiyet ve sahiplik ilişkisinin bu kadar kesin olduğu yerlerde yapay zekâ elbette bu durumdan etkilenecektir. Burada demokratik bir işleyiş ve teknolojik modelleme olmazsa işte o zaman yapay zekâ hayatımızı zindana çevirebilir.</p>
<p>Teknolojik düzeyde manipülasyonun ne kadar ileri gidebileceğini ve sosyal mecralarda yalan haberin ne kadar hızlı yayıldığını görüyoruz. Mülkiyet ve ezen-ezilen ilişkisinin bu kadar yoğun olduğu bir sistem içinde yapay zekâ da bundan etkilenecektir. Teknolojinin kimin tarafından kullanıldığı burada önemli bir mesele. Bizim yapmamız gereken bu ilişkileri demokratikleştirmek ve herkesin ulaşabileceği kanallar açmak. Mesleki ve etik kodları yapay zekâ ile uyumlu hâle getirmemiz lazım. İnternet haberciliği diye bir alan var ama burada hâlâ etik, meslek ilkeleri yok. Basılı medyaya koyduğumuz normlar internete uymuyor ama bunun üzerine düşünmek istemiyoruz.</p>
<p><strong>Biçimsel olarak değişiklik gösterecek dediniz. Orada kullandığınız biçimsel ifadesini biraz daha açabilir misiniz?</strong></p>
<p>Örneğin bir muhabirin otuz dakikada yazdığı bir haberi yapay zekâ iki dakikadan daha az bir sürede yazabiliyor. Tabii ki yanlışlıklar oluyor ama senin daha uzun sürede yazdığını o daha hızlı yazıyor ve sen kalan vakitte haberde bir sorun varsa onu düzeltmeye çalışıyorsun. Sonuç olarak ise beş dakika içinde bir haber ortaya çıkıyor. Editöryal olarak müdahale etmen gereken haberler çok vaktini alabiliyor. Haber çok önemli değil ama müdahale edilmesi gerekiyor, burada devreye ChatGPT girebilir.</p>
<p>Çok hızlı hareket etmen gerektiği zamanlarda ise yine yapay zekâ ve ses teknolojileri yardımcı oluyor. Örneğin gazetede kullanacağın bir fotoğraf için bile yapay zekâdan hızlıca yardım alabiliyorsun, bu yönden işimiz kolaylaştı. Fakat işin demokratikleşme kısmı var. Ben her şeyi yapay zekâya yaptırabilirim diye bütün editörleri işten atayım demek olmaz. Burada kurallar koymamız gerekiyor. Bu meselenin bambaşka bir boyutu ve bunu inkâr edemeyiz. Yaşadığımız sistemi dikkate almadan, yapay zekâyı sadece sorunlarımızı çözecekmiş gibi ele almayı doğru bulmuyorum. İkisi arasında bir denge kurmamız lazım.</p>
<p>Ayrıca meslek olarak baktığımız zaman yıllardır ipleri elinde tutan tipler var ve bunlar her şeyi tekeline almış. Bir şeylerin artık değişmesi lazım, bunları hiç mi konuşmayacağız? Aradan kaç yıl geçmiş, Ay’a gidilmiş, devrim niteliğinde şeyler olmuş ama bunlarda hâlâ aynı kodlar. Ondan sonra ise Z kuşağı dediğimiz insanların mizah malzemesi oluyorsun.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-3092 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi.png" alt="" width="349" height="349" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-600x599.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-768x767.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-800x799.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi.png 869w" sizes="(max-width: 349px) 100vw, 349px" />Türkiye’de okurun medyaya güveni kırılmış durumda. Bu güven ortamı tekrar nasıl sağlanabilir?</strong></p>
<p>Burada iğneyi biraz kendimize batıralım. Tırnak içinde yandaş medya dediğimiz, sadece iktidarın bülteni gibi çalışan bir medya türü çıktı. Tarihin her döneminde iktidarlar borazanlığını yapacaklarını birini isterler. Bizim dönemimizde ise bu biraz daha çirkinleşti ve kabalaştı.</p>
<p>Ben bir gazeteciyim bu yüzden biri politik görüşüme yakın dahi olsa benim iktidarım olmayacak. O gelse onu da eleştireceğim, işim bu. Bir tabir vardır, birilerinin bir yerlerde yazılmasını istemediği şeylere haber denir diye. Geriye kalanlar ise halkla ilişkiler çalışmasıdır. O yüzden biz iktidar kim olursa olsun söylememiz gerekeni söyleyeceğiz. Bu dönemde iktidar medyası dediğimiz medya iktidara iyilik yapmıyor aslında. Seviye düştü ve habercilik bir kaygı taşımadan yapılamıyor. Bunlar olurken biz de işin içindeydik belki kalemimizi satmadık ama o güven yitiminde de bir şey yapmadık. Popstar diye bir tür çıktı ve isimler ön plana çıkmaya başladı. Kurumlar, gazetecilerin öne çıkan isimler kadar öne çıkamadılar. Gazetecilik kurumsal olarak gelişemedi, bireysel olarak gelişti. Sosyal medya da bunu biraz etkiledi. İletişim biraz da imajdır ve kurumlar imaj çağına çok ayak uyduramadı. Ben bunu çok doğru bulmuyorum, gazetecinin ismi tabii ki olmalı ama bu toplumda bir konfor alanı yaratıyor. Gazeteci olayı direkt çözemez o olaya ışık tutar. Toplum ise olayı direkt gazetecinin aydınlatmasını istiyor. Ayrıca bir toplumda gazetecinin bu kadar ön plana çıkması, o toplumda bir şeylerin işlemediğini gösteriyor. Toplum geride dursun, hiçbir şeye karışmasın isteniyor.</p>
<p>Birkaç gazeteci televizyona çıkıyor ve kavga ediyor. Onların anlattıklarını dinliyorsun ve toplum zihinsel anlamda alıklaşıyor. Pasif bir toplumsal alan ortaya çıkıyor. Biz davalara gidiyoruz, yılmadık yazıyoruz ve hoşumuza gidiyor ama bence gazetecilik bu değil. Burada iktidarında suçu var ama topu iktidara atmak bana kolaycılık gibi geliyor. Evet bu dönemde olanları gördün, biliyorsun ama sen niye seçenek olmadın? Bu sadece iktidar kötü demekle olmuyor, bu tek başına yeterli değil. Bu tek başına bir konfor alanı yaratıyor ve bu çok tehlikeli.</p>
<p><strong>Biraz da Cumhuriyet TV’nin Youtube kanalından bahsedebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ben Youtube kanalının haber müdürlüğünü de yapıyorum ve orayı büyütmek istiyoruz. Burası gelir modeli anlamında çok kârlı bir alan. Öte yandan ekipman ve benzeri şeyler çok daha kolay yönetilebiliyor, çok ergonomik bir alan. Biz Youtube hesabını biraz daha büyütmek istiyoruz, şu anda 400 bin abonemiz var. Bir milyona doğru gidiyoruz ve bu süreçte yeni işler yapacağız. Youtube’u tanımlamam gerekirse ne televizyon ne de internet. Televizyonla seviyeli bir birlikteliği var. Arkadaşlarımızın çoğu televizyon başlangıçlı. Gelir kaynağı olarak önemli bir kaynak ve insanlara ulaşma noktasında güzel bir mecra. Toplumumuz okuma anlamında biraz tembel, görsel açıdan biraz daha dikkatli. Bunun bilimsel yönleri de var. Göçebe bir toplum olduğumuz için ve bilgi de yerleşik olduğu için buna hiç ihtiyaç olmamış. Bir şeyi görüyorsun ve başka bir yere gidiyorsun. Anlık ve görsel olaylar daha kritik oluyor. O anlamda Youtube bu alanı dolduruyor. Yeni teknolojiyi yoğun şekilde kullanmaya ve daha fazla hikâye anlatmaya başlayacağız. Biz olayı konuşan yüzler olmaktan çıkararak hikâyeler anlatmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Bu bölümden çok fazla mezun var. Ben de iletişim öğrencisiyim ve bu sektörde yer alacağız. Neleri farklı yapmalıyız?</strong></p>
<p>Ben dâhil kimsenin uzun uzadıya verdikleri tavsiyelere gazeteci arkadaşlarımın çok güvenmemesi lazım. Çünkü her insanın hikâyesi farklıdır ve biz bu hikâyelerin aslına bakıyoruz. Burada önemli olan yapmış olduğun ve yapmaya çalıştığın işi anlaman. Ne istediğini çok iyi anlaman lazım ve bunu soru sorarak, yanıt arayarak yapmak lazım. Çevreye bakıp mesela kendi adıma söylersem ben Can Uğur olmalıyım gibi bir düşünceye girmemek lazım. Çünkü her insanın ayrı bir hikâyesi var. Çünkü senin yapabildiklerin, yeteneklerin, yetersizliklerin başka birininkiyle aynı değil. O yüzden de aynı olmayan iki şeyi üst üste getirmeye çalıştığın zaman hatalı bir durum ortaya çıkıyor. Bireyin kendini işin merkezine koyup ne yapmak istediğine bakması lazım. Ana olay şu, bu meslek sevmeden yapılamaz. Aslında bütün söylediklerimin temel ana fi kri bu olabilir. Bu meslek 9-6 yapılacak bir iş değil, gecesi, gündüzü yok. Yıpranma payın var ve devlet bile bunu anladığı için yıpranma payı veriyor. Hikâye anlatmak, ezberlere takılı kalmamak lazım. Haber böyle yazılır gibi bir durum yok. Açın bakın eski haberlere bugün asla yazılmayacak şeyler, bugün yazılan haber farklıdır. Haber formatları değişecek buradaki öz de iyi hikâye. İyi hikâye, çatışma bulmak gerekir. Hikâyeniz hep bir çatışma üzerine kurulmalı. Kendini haklı-haksız ikiliklerinden kurtar. İki tane haklı veya haksız en güzel şeydir çünkü seni çatışmaya zorlar. Çatışma ögesini haberde hep kullan.</p>
<p><strong>Üniversiteden yeni mezun olmuş birisi Cumhuriyet Gazetesi ekibine nasıl katılabilir?</strong></p>
<p>Buraya tabii Skype başvuruları da oluyor ama bu biraz da network işi. Sevdiğimiz, referansına güvendiğimiz isimler oluyor. Bu arkadaşlarla çalışmak ve onları yetiştirmek istiyoruz. Yani gelip buraya başvurabilirler, mail ile çok olmuyor. Attığınız mailler boşlukta sallanıyor. Bu yüzden buraya gelin, gerekirse üç gün gelin. Bunu sadece burası için değil diğer gazeteler içinde söylüyorum. Gidin ve o işi istediğinizi gösterin. Bir yönetici için o işi istediğini göstermek çok kritik bir şeydir. Buraya gelip, aşağıda görüşmek istediğini söylersen ve kendini ifade edersen bu benim için bir kriterdir. İsteyen kişi geliyor, derdini anlatıyor ama diğeri istemiyor ki gelmiyor. Formel olarak ne yapılması gerektiğini soruyorsan, bizim staj başvurularımız oluyor. Özel veya devlet üniversitesi hiç fark etmiyor ve orada öğrenci arkadaşları çok zorlamıyoruz. Tabii staja gelen birini işi öğretmek için zorluyoruz. Bir de yapmayın dediğim bir durum olabilir. Bir gazeteye gidiyorsanız, oraya gerçekten bilerek gidin. Cumhuriyet gazetesinde hangi yazarı okuyorsunuz dediğimde yanıt veremeyen biri benim için eksidir. Gittiğin, gördüğün yere numaradan da olsa bak. Buraya geliyorsun ve gazeteciyi tanımıyorsun.</p>
<p>Mesela bazen gazetecilik öğrencileri staja geliyor ama gazete okumuyorum diyor. Gazetecilik öğrencisi nasıl gazete okumaz? Mesleki olarak bunu yapacaksan basılı gazete okumama lüksün yok, internetten de olsa okuman lazım. Gazete manşetlerine, gazetelerin siyasi çizgilerine bakın. Bunu kabul edin anlamında söylemiyorum ama gittiğiniz yerde bu sizin için bir artıdır. Bunları takip ediyorum, bunları etmiyorum gibi ifadeler sizi öne geçirir. Fakat dediğim gibi her şeyden önce gittiğin yeri tanıman lazım. Cumhuriyet’e geliyor ama yazılarını bilmiyor. O zaman biz seninle neden çalışalım. Senin yerine burayı daha iyi bilen biriyle çalışmak veya bilmese bile öğrenmek isteyen biriyle çalışmak isterim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/">Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhabir Hemingway İstanbul’dan Kurtuluş Savaşını Bildiriyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2024 08:20:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest Hemingway]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[muhabir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2550</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ernest Hemingway 30 Eylül 1922 günü Kanada’da yayım yapan Toronto Daily Star gazetesinin muhabiri olarak, zaferle biten Türk Kurtuluş savaşının sonuçlarını gözlemleyip anlatmak üzere İşgal altındaki İstanbul’a gelmiştir. Bu yazı Hemingway’in Türkiye’de geçirdiği günleri ve gazeteci olarak izlediği Lozan antlaşmasının izlenimlerini aktarmaktadır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/">Muhabir Hemingway İstanbul’dan Kurtuluş Savaşını Bildiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Oğuz Makal</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Ernest Hemingway 30 Eylül 1922 günü Kanada’da yayım yapan Toronto Daily Star gazetesinin muhabiri olarak, zaferle biten Türk Kurtuluş savaşının sonuçlarını gözlemleyip anlatmak üzere İşgal altındaki İstanbul’a gelmiştir. Bu yazı Hemingway’in Türkiye’de geçirdiği günleri ve gazeteci olarak izlediği Lozan antlaşmasının izlenimlerini aktarmaktadır.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Yirminci yüzyılın en etkileyici yazarlarından olan kısa öykücülüğün ustası Ernest Hemingway, Toronto Daily Star’da muhabir olarak göreve başlamadan henüz iki yıl önce tarihin önemli olaylarından biri gerçekleşmiştir. 30 Ekim 1918 günü Osmanlı Devleti ile I. Dünya Savaşı’nın galip ülkeleri arasında savaşı sona erdiren Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. 1915’te başlayan ve 326 gün süren saldırılarına karşın Çanakkale’yi geçemeyen Britanya ordusu birlikleri Çanakkale Boğazı’nın iki yakasını işgal etmiş ayrıca Britanya, Fransa, ve Yunanistan savaş gemilerinden oluşan bir filo da İstanbul önünde demirlemişti. İtalyan ordusu Antalya’yı, Yunan ordusu birlikleri ise 15 Mayıs 1919 günü İzmir’i işgal edecekti. İlk kurşunu atan gazeteci Hasan Tahsin ve Albay Fethi Bey “Zito Venizelos!” diye bağırmayı reddettiği için süngülenecekti.</p>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu müfettişi olarak Bandırma Vapuru ile 19 Mayıs günü Samsun’a ayak basmasınının ardından milletin istiklâlini kurtarma amaçlı; Amasya, Erzurum, Sivas, Balıkesir, Alaşehir’de kongreler planlanmıştı. Mustafa Kemal’in telgraf yoluyla kurduğu iletişim ağı sayesinde milli mücadele ruhu kısa zamanda ulusal ölçekte teşkilatlandı. Bu teşkilatlanma Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile çatı bir örgüte dönüştü.</p>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Mustafa Kemal’in, sivil bir önder olarak başkanlığını yaptığı Erzurum ve Sivas Kongresinde alınan kararlar kurtuluş savaşının rotasını çizdi. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşının en uygun Ankara’dan yönetileceği düşüncesiyle 27 Aralık günü şehre giriş yaptı. Ernest Hemingway’in Toronto Star’da muhabir olarak başladığı günlerde Anadolu’da işgalcilere karşı onun ayrıntılarını bilmediği şiddetli direnişler başlamış, Kuvâ-yi Milliye güçleri Fransız ordusu birliklerini Maraş’ı terk etmek zorunda bıraktırmıştı. Ernest Hemingway ülkesinde muhabir olarak görev alırken 16 Mart günü İstanbul’un resmen işgali gerçekleşmişti. Toronto Daily Star gazetesi, 1921 yılında İtalyan ordusu saflarında çarpışan, Avrupa’yı iyi tanıyan ve usta bir yazar olan Ernest Hemingway’den Paris’te muhabirlik yapmasını isteyecekti. Hemingway’in görme bozukluğu nedeniyle orduya alınmayınca ailesine söylediği sözler unutulmamalıdır:</p>
<div class="page" title="Page 24">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Buna rağmen bir yolunu bulup Avrupa’ya gideceğim, böyle bir gösteriyi kaçıramam, bizzat içerisinde bulunmam lazım.”</em></p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway, savaş yıllarında İtalya’da ambulans şoförü olarak hizmet vermişti. 8 Temmuz 1918’de görev bölgesine isabet eden bomba sonucu ağır yaralanmıştı. Buna rağmen, yaralı İtalyan askerlerini güvenli bir bölgeye taşımış bu davranışı nedeniyle Gümüş İtalyan Cesaret Madalyası ile ödüllendirilmişti. Hemingway, 25 Eylül 1922’de Paris’ten Corona marka daktilosu elinde Doğu Ekspresi’ne bindi ve ikinci önemli muhabirlik deneyimi için işgal altındaki İstanbul’a geldi. Hemingway’in şehri anlatan sözleri şöyleydi:</p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“İstanbul, filmlerden anımsadığımız bir karmaşa ve gizem kenti değildi kuşkusuz. Fotoğraflardan ve tablolardan anımsadığımız kent de değildi. Yaklaşan tren penceresinden uzanan kıvrımlı bir doğrultuda, güneşin kavurduğu ağaçsız bölümlere yayılmış bir evrendi. (&#8230;) Dört bir yanı denize çıkan bu kentte, denize giren küçük çocukların kıvancını izliyordum. Mavi suların hemen ötesinde kahverengi görünümlü Asya’yla birleşen bir kentti İstanbul.”</em></p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div id="attachment_2551" style="width: 191px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2551" class="wp-image-2551 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-181x300.webp" alt="" width="181" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-181x300.webp 181w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-200x331.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756-400x662.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/ernest-hemingway-1918.jpg-e1702367436756.webp 408w" sizes="(max-width: 181px) 100vw, 181px" /><p id="caption-attachment-2551" class="wp-caption-text"><em>      Hemingway İtalyan Ordusunda</em></p></div>
<p>İşgal altındaki İstanbul’un kurtuluşunu beklediği günlerde Hemingway trenden inecekti. Ve İstanbul Tepebaşındaki Büyük Londra Oteli’ne yerleşecekti. Hemingway’in gözünden İstanbul’a dair anılar ise bu satırlarla kayda geçti:</p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Yokuş benzeri bir caddenin üst bölümüne doğru, mağazaları, bankaları ve lokantaları geçerek ilerliyorduk. Dört yabancı dilde yazılı bar ve gazino tabelalarına adeta dokunur gibi yol alan tramvaylar vardı önümüzde. Askeri otoları dolduran İngiliz ve Fransız askerlerinin durmadan klakson çaldığı caddede, işadamı giysili ve fesli adamlar görünüyordu. Otel, kaldırım taşlarıyla kaplı Pera, yani İstanbul’un Avrupa kesimindeydi. Bir kitaplığı andıran Amerikan Büyükelçiliği binasını geride bırakarak, işgal güçlerinin merkezi olan bir yapıya ulaştık. Sarı renkli İngiliz Büyükelçiliği’nin de yer aldığı bu bölüm, Pera ya da Beyoğlu denilen bir bölümüydü İstanbul’un. Kaldırım taşlarıyla kaplı Pera, İstanbul’un Avrupa kesimiydi. Resmi yapıların hemen hepsi, küçük Amerikan kentlerindeki postane binalarının kesin bir benzeriydi. Romanya ve Ermenistan konsoloslukları önünde, pasaportlarına vize almaya girişenler uzun kuyruklar oluşturmuştu. Ermeniler, Yahudiler, Romanyalılar, İstanbul’dan kaçmaya hazırdılar. M. Kemal ordularının kente çok yaklaştığı rivayetleri, her yerde duyulan korkulu bir söylentiydi. (&#8230;) İstanbul’da kaç kişinin yaşadığını kimse doğru dürüst bilmiyor. Şimdiye kadar sayım mayım yapılmamış. Bu kentte 1,5 milyon insanın yaşadığı sanılıyor. Yağmur yağmadığı zaman İstanbul’da o kadar çok toz oluyor ki, Pera’ya paralel tepelerin üzerindeki sokaklardan geçen köpeklerin ayaklarından sanki havaya bir toz bulutu yükseliyor. (&#8230;) Türkler günün her saatinde dar yolların kenarlarındaki kahvelerde oturup nargilelerini fokurdatıyorlar, bir yandan da insanların midesini yakıp kavuran rakılarıyla yudum yudum demleniyorlar. Bu içki o kadar sert ki, yanında meze olmadan içmek olanaksız gibi bir şey. (&#8230;) İstanbul’da tam 168 resmî izin günü var. Cumaları Müslümanların, cumartesileri Yahudilerin, pazarları da Hristiyanların tatil günü. Ayrıca Katoliklerin, Müslümanların ve Rumların hafta içlerinde dinî bayramları var. Yahudilerin dinî bayramları da cabası. Bu yüzden İstanbul’da her delikanlının en büyük emeli, bir punduna getirip banka memuru olmak. (&#8230;) Geleneklere uymakta, ayak uydurmakta direnmeyen kişi, İstanbul’da gece saat dokuz oldu mu, yemeğini yiyor. Tiyatrolar saat onda açılıyor. Gece kulüpleri ikide; tabiî gözde olan kulüpler. Adı kötüye çıkmış gece       kulüpleri ise, ancak sabaha karşı dörtte kapılarını açıyorlar. Bütün gece boyunca köftecilerle haşlama patates satanlar kaldırımları kaplıyor, kömür yaktıkları ocaklarında, sabaha kadar müşteri bekleyen faytonculara yiyecek hazırlıyorlar. Her türlü çılgınlığa, kumara, dansa, gece kulüplerine paydos demek için kararlı Mustafa Kemal, şehre girinceye kadar, İstanbul bir çeşit ölüm dansına dalmış. Limandan yukarı çıkan yokuşun orta yerindeki Galata semti, Barbary Coast’un en dehşetli eski günlerine taş çıkartacak kadar düşük bir yer. Her milletin ve bütün Müttefiklerin askerleri burada kurulu tuzağa düşürülüyor.”</em></p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway İstanbul gözlemlerinin yanı sıra, havadisleri de gazetesine aktarmaktaydı. Toronto Daily Star gazetesinde Ernest Hemingway imzasıyla 9 Ekim 1922’de yayımlanan haberin başlığı “Türkler İstanbul yakınlarında” başlığını taşımaktadır:</p>
<div class="page" title="Page 25">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Büyük Taarruz ile Yunan ordusunu bozguna uğratan Anadolu’daki Türk ordusu İstanbul’u işgalci güçlerden bir an önce kurtarmaya kararlıdır. (&#8230;) Türk süvarileri, Marmara Denizi’nin sağ tarafında, Boğaz yakınlarındaki tarafsız bölgenin içinde yer alan Şile ve Yarmis’e ulaşmış durumda. Yarmis, İstanbul’dan bir günlük yürüyüş mesafesinde. Süvariler aynı bölgedeki Karayakup’a da yaklaşıyor. (&#8230;) Gece alınan haberlere göre Türk ordusunun bazı askeri birlikleri dün akşamüstü Boğaz’ın Asya tarafındaki tepelerde yer alan Beykoz yakınlarına geldi. Beykoz, İstanbul’un bir banliyösüdür. İngiliz ordusu Beykoz çevresinde tahkimat yapıyor. (&#8230;) Türk ordusuna sık sık öncü birlik olarak eşlik eden düzensiz unsurlarla gerillalar ve haydutlardan oluşan küçük gruplar, İstanbul’un doğusundaki küçük köyler olan Taşköprü, Tavşancıl, Ömerli, Afga ve Armutlu‘da görüldü. Bu yerleşimlerin hepsi, İstanbul’un Asya yakasındaki banliyö sınırları içinde yer alıyor. (&#8230;) İngilizler dün bölgedeki köprü ve kavşakları havaya uçurarak savunma için son hazırlıkları tamamladı. (&#8230;) Bir İngiliz muhribi Karadeniz kıyısındaki Şile’de pazar günü demir attı. Komutanı kıyıya çıkıp orada Ulusalcılar’ın [Ankara hükûmeti] temsilcisiyle buluştu ve ondan kuvvetlerini geri çekmesini talep etti. (&#8230;) General Harington, İstanbul’u koruma yolunda bir önlem olarak Boğaz’daki ve Marmara Denizi’ndeki vapur seferlerinin durdurulmasını emretti. (&#8230;) Çanakkale yakınlarındaki tarafsız bölge içinde de Türk yoğunlaşması devam ediyor. Bu bölgede Türk süvarilerinin yerini piyadeler aldı. Bu da Türkler’in, mevzilerini savunmak için tahkimat yapma niyetinde olduğunun göstergesi olarak algılandı.”</em></p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div id="attachment_2552" style="width: 235px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2552" class="wp-image-2552 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli-1200x1600.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Buyuk-Londra-Oteli.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /><p id="caption-attachment-2552" class="wp-caption-text"><em>Hemingway&#8217;in kaldığı Büyük     Londra Oteli</em></p></div>
<p>Hemingway haberlerinde gözlemlerine de yer veriyordu:</p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Bir serüven duyusu içinde, İstanbul’u dinliyordum gecede. Mustafa Kemal’in ordusunu bekleyen kentte, patlamaya hazır bir şenlik, patlamaya hazır bir acımasızlık köşelerde pusu kurmuştu. (&#8230;) Ve Rumları, Ermenileri ve Makedonyalıları saran ürperti yüzlerinden okunuyordu. Kaldığım Londra Oteli’nin Rum sahibi, yaşamı boyunca biriktirdiği paralarla aldığı otelde, tek müşterisinin ben olduğumu fısıldadı bana. (&#8230;) Otel sahibi Rum, kaderci gözlerle, ‘Buradan benim ölüm çıkacak’ diyordu. ‘Tepeden tırnağa silahlandık, tüm Hıristiyanlar savaşa hazırız’ diyordu. Siyah gözlerini, gözlerime diken otelci, şöyle devam etti sonra: ‘Fransa, İstanbul’u Mustafa Kemal’e vermeye karar verdiği için mi buraları terk etmeye zorlanacağız? Yunanlılar ve Rumlar daima Müttefikler yanında savaştık, ödülümüz terk edilmek mi olacaktı?’ Böyle kızgın konuşan bir yığın Rum’a rastladım İstanbul’da. Karmaşa ve kıyım tehlikesi her yanı sarmıştı. Mustafa Kemal’ini kutlamaya girişen bir Türk’ün uğrayacağı saldırı, tüm kenti kana boğacak ilk belirti olabilirdi. Rumlar gibi. Lenin’in devriminden kaçan Ruslar, Mustafa Kemal’in gelişini kaygıyla bekleyenler arasındaydı. Birçoğu gıyaplarında komünistlerce ölüme mahkûm edilen bu Rus mültecilerinin bazıları, Çarlık üniformalarıyla dolaşıyordu kentte. Sovyet gizli polisi Çeka’nın bu mülteciler için Mustafa Kemal’e neler önereceğini kestirmek çok zordu kuşkusuz. Tüm mazlum ülkeler, tüm Doğu, “Mustafa Kemal çok büyük adam” diyordu. Başarılı önderin İstanbul’a girişi, alacağı olumlu tavırla, kazandığı tüm zaferleri çok daha değerli kılmaya adaydı.”</em></p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway, Mustafa Kemal’in denizaltısı adıyla bilinen bir denizaltıdan da okurlarına söz edecektir:</p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“İstanbul’a demir atan İngiliz deniz filosunun en büyük kaygısı, Mustafa Kemal’in tek denizaltısıydı. Lenin’in, Mustafa Kemal’e armağanı olan denizaltının Rus kaptanı, Mustafa Kemal’in buyruğunda savaşmayı pek uygun bulmayınca, kaptanın Bolşevik komutanı ‘Odesa’ya geri döndüğünü duyarsam, seni ipe çekerim’ diye denizaltı kaptanını hizaya getirecekti. Mustafa Kemal’in denizaltısına büyük tepki gösteren İngiliz filosu, ‘denizaltının, görüldüğü yerde hemen batırılması’ emrini aldı. Karadeniz’e açılan dört İngiliz savaş gemisi, Mustafa Kemal’in denizaltısını aramaya koyuldu, ama bir görünüp bir kaybolan denizaltı, izini kaybettirmeyi başardı. (&#8230;) Daha sonraları, Mustafa Kemal’in denizaltısının, Trabzon açıklarına geldiği duyulmuştu.</em></p>
<div class="page" title="Page 26">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Tam bir korsan gemi görevini üstlenen denizaltı, geçen yolcu ve ticaret gemilerini durduruyor, özellikle Rus kaptan ve mürettebat, refah içinde bir emeklilik için, denizaltıyı ganimetle dolduruyordu. (&#8230;) İngilizler, bu ele avuca sığmaz denizaltıyı yok etmek için altı büyük destroyere görev verdiler. (&#8230;) Mudanya Konferansı’nın sürdüğü o sıralarda, Mustafa Kemal’in denizaltısının Boğaz’a geldiği haberini değerlendiren bir İngiliz savaş gemisi denizin Asya kıyısını denetlerken, içi silahlı Türklerle dolu ve İstanbul’a yol alan birçok motoru ele geçirdi. Savaş gemisi komutanı, daha sonra gece karanlığında kıyıya yanaşan büyük bir motora ateş açacaktı. Ortalık sessizliğe kavuşunca, gece karanlığında kıyıya yanaşan bir motor gördüler ve kıyıya bir komando ekibi yolladılar. İngilizler, kumlara çıkış yapan büyük motorun içinden, karaya çıkan bir atlı gördüler. Projektörlerini motora yönelten İngilizler, Fransızca konuşan bir Türk subayından şu sözleri duydu:</em></p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Ernest Hemingway’in İstanbul’dan Toronto Daily News’e vereceği en önemli haber Mudanya Mütârekesi ile ilgilidir.</em></p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div id="attachment_2553" style="width: 258px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2553" class="wp-image-2553 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-248x300.jpg" alt="" width="248" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-200x242.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-248x300.jpg 248w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-400x483.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica-600x725.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/savasyaralisihemingwaybritannica.jpg 759w" sizes="(max-width: 248px) 100vw, 248px" /><p id="caption-attachment-2553" class="wp-caption-text"><em>Savaş yaralısı Hemingway</em></p></div>
<p>Osmanlı İmparatorluğunu hukuken sona erdiren 3 Ekim 1922 tarihindeki Mudanya Mütârekesi görüşmelerinde, TBMM hükûmetini İsmet Paşa temsil ederken Yunan delegeler görüşmelere katılmayıp Mudanya açıklarında bir Britanya gemisinde bekleyecektir. Hemingway Mudanya’ya gidememiştir ve gidebilen gazeteciler de zaten görüşmeye alınmamıştır. Ancak öncesinde Toronto Daily Star gazetesinde, “Mustafa Kemal ve beraberinde yer alan güçler Boğaz’ın Asya tarafında, İstanbul’a yürüyerek bir günlük mesafede konuşlanırken İtilaf Devletleri’ni temsil eden bir general, Türk Kurtuluş savaşının askeri kısmını tamamen bitirecek antlaşma için Mudanya’da İsmet Paşa ile buluştu” haberini yayımlamıştır. Mudanya’daki görüşmelerin sonucu için ise Hemingway, <em>“Müttefikler Mudanya’da Doğu Trakya’yı Türklere verdiler ve Yunan ordusunun da bu toprakları terketmesi için üç günlük bir süre tanıdılar”</em> açıklamasını yapar.</p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hemingway, Toronto’ya göndereceği haberlerini yerinde gözlemleyerek vermek için 14 Ekim’de Tekirdağ’ın Muratlı ilçesine gider. Göç etmekte olan Rumların kilometrelerce uzanan kafilesini Edirne’ye kadar takip eder. Sonrasında 3 Kasım 1922’de The Toronto Daily Star gezetesine gönderdiği yazısında şöyle diyecektir:</p>
<p><em>“Benim şu satırları yazmağa başladığım sırada, Yunan birlikleri de Doğu Trakya’yı boşaltmaya başlıyorlar. Üzerlerine hiç uymayan Amerikan yapımı üniformaları içinde, başlarında kol gezen süvari devriyeleri, Yunanistana doğru yürüyorlar. Askerlerin hepsi de asık suratlı, ancak yanlarından bir geçen olursa zorlanarak sırıtmaya çalışıyorlar. Artlarında kalan bütün telgraf hatlarını kestiler. Tellerin direklerden aşağı sallandığı görülüyor. Barınaklarını, kamufle edilmiş müstahkem mevkilerini, makineli tüfek yuvalarını, Türklere karşı son bir direniş göstermeyi tasarladıkları iyiden iyiye düzenli sırtları hep terkettiler. (&#8230;) Yunanlı askerler emir kulu olarak çekiliyorlar. Bütün gün boyunca onların pis, perişan, sakallı, rüzgârdan yanmış hallerini seyrettim. Trakya’nın kahverengi, sert topraklarında, uzun kollar halinde ilerliyorlardı. Ne bando vardı, ne bir örgüt, ne kurtarma ekipleri. Pis ve ince battaniyelerle geceleri saldıran sivrisineklerden başka hiçbir şey yoktu. Yunanistan’ın şan ve şöhretinin sonuydu bu. İkinci Truva kuşatmasının sonu! (&#8230;) On binlerce insanın yürüyüşü hayli uzun zaman alıyor. Beş mil kadar göçmen kafilesi ile birlikte yürüdüm. Öküz arabaları, yüksek demirli karyolalar, eşyalar, ayakları bağlı hayvanlar, bebeklerini kucaklarına sıkıştırmış analar, arabalara tutunarak zorlukla adım atmaya çalışan yaşlı erkekler ve kadınlar görülüyordu. Gözleri ilerledikleri yoldaydı, başları öne eğikti. Sonra tüfek ve cephane yüklü katırlar geçiyordu. Bir de, içinde uykusuzluktan gözleri kıpkırmızı kesilmiş Yunan subayları bulunan külüstür bir Ford geçti. Yağmurdan sırılsıklam olmuş, uykusuz, soğuktan titreyen köylüler, ağır ilerlemelerine devam ediyorlardı. Evlerini barklarını artlarında bırakmış, gidiyorlardı.”</em></p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Kısa süre kaldığı İstanbul Hemingway’i çok etkiler. Yazıları günü gününe Toronto Daily Star gazetesinde basılır ve Türkiye’den gelen en doğru ve en özgün haberler olarak beğeni kazanır. Hemingway dünyayı, <em>“Başlarında Mustafa Kemal olan ve işgale öfkeli, bağımsızlık isteyen bir milleti yeterince önemsememekle”</em>suçlamıştır. Deneyimsiz, hatta önyargılı genç bir yazar olarak Kurtuluş Savaşı günlerinde İstanbul’da muhabirlik yapan Hemingway doğaldır ki, başlangıçta Türk ulusunun bağımsızlık savaşımının öneminin yeterince farkında olmamıştır. Hemingway 30 Eylül 1922’de Paris’ten Doğu Ekspresi ile İstanbul’a geldikten bir ay sonra 28 Ekim 1923 günü Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü’nde arkadaşlarına açıklayacaktır:</p>
<div class="page" title="Page 27">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz.”</em> O gece İsmet Paşa ile birlikte 1921 Anayasası’nın bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırlar ve “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir.” hükmünün yer aldığı tasarı TBMM’de tartışılır, “Yaşasın cumhuriyet!” sesleri arasında alkışlarla cumhuriyet ilân edilir.</p>
<p><em>Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor?</em> gibi savaş romanlarının yazarı, 23 yaşında muhabir olarak İstanbul’a gelen Hemingway’in ülkesinden uzakta ve çok yabancı olduğu Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde tüm dünyanın mazlum milletlerine örnek bir bağımsızlık ve var oluş mücadelesine tanıklığı bir yazar olarak ayrı bir şansı olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/">Muhabir Hemingway İstanbul’dan Kurtuluş Savaşını Bildiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/muhabir-hemingway-istanbuldan-kurtulus-savasini-bildiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
