<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>film arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/film/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/film/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 08:27:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>
	<item>
		<title>Beyaz Perdede Bilim İletişimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/beyaz-perdede-bilim-iletisimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/beyaz-perdede-bilim-iletisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 09:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[a space odyssey]]></category>
		<category><![CDATA[arivval filmi]]></category>
		<category><![CDATA[arrival]]></category>
		<category><![CDATA[bilim iletişimci]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ve film]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[film analizi]]></category>
		<category><![CDATA[filmde bilim]]></category>
		<category><![CDATA[görsel anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[kubrick]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[space odyssey analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzay bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[yapımcı]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3699</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Emir Gülşen, Yaren Şenyurt Sinema, ortaya çıktığı günden bu yana farklı işlevler üstlenmiş ve her dönemde kendini yeniden tanımlamıştır. Kimi zaman bir eğlence aracı, kimi zaman ideolojilerin propaganda aracı, kimi zaman da eleştirel düşünceyi geliştiren bir sanat dalı olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak hangi tanımla karşımıza çıkarsa çıksın hepsinin temelinde bir “anlatı” vardır. Bir olay, kişi  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/beyaz-perdede-bilim-iletisimi/">Beyaz Perdede Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="font-size: 12pt;"><strong>-Emir Gülşen, Yaren Şenyurt</strong></span></em></p>
<p>Sinema, ortaya çıktığı günden bu yana farklı işlevler üstlenmiş ve her dönemde kendini yeniden tanımlamıştır. Kimi zaman bir eğlence aracı, kimi zaman ideolojilerin propaganda aracı, kimi zaman da eleştirel düşünceyi geliştiren bir sanat dalı olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak hangi tanımla karşımıza çıkarsa çıksın hepsinin temelinde bir “anlatı” vardır. Bir olay, kişi veya hikâye üzerinden izleyiciyle duygusal bağ kurmak sinemanın temel amaçlarından biridir. Bu anlatı kurma süreci ise hayal gücünden beslenmenin yanı sıra birçok bilim dalı ve disiplinden yararlanabilir. Sinema; felsefe, sosyoloji gibi insan yaşamı ve toplumsal ilişkilerle ilgilenen disiplinlerin yanı sıra fizik, matematik gibi fen bilimlerine ilişkin disiplinlerden de destek alarak hikâye oluşturabilir. Bilim doğayı, insanı ve evreni anlamlandırma çabasıdır. Bu yönüyle, sinemanın anlatı arayışına güçlü bir altyapı sunarak beyaz perdelerde hayalet gibi gezinir. Bazen Mars’ta mahsur kalan bir astronotta, bazen bir fizikçinin biyografisinde, bazen de bir deney odasında kendine yeniden hayat bulur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-3700 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/1oGtJQ6pcuEZMo9A1SEUAJA.jpg" alt="" width="420" height="630" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/1oGtJQ6pcuEZMo9A1SEUAJA-200x300.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/1oGtJQ6pcuEZMo9A1SEUAJA-400x600.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/1oGtJQ6pcuEZMo9A1SEUAJA.jpg 420w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sinema sayesinde toplumun çoğunluğunun anlayamayacağı, neden var olduğunu bile bilmediği teoriler ve deneyler evreni, filmlerdeki görsel anlatı yoluyla oluşturulan duygu ve bilgi bağıyla anlaşılabilir. Kısaca sinema, bilimi konu alan filmler yoluyla bilim ve toplum arasında bir köprü görevi görür diyebiliriz. Neredeyse bilimin tüm disiplinlerinden ve bu disiplinlerin felsefi ve teorik zemininden faydalanmasının yanı sıra bilim insanlarının biyografilerinin de sinemada yer bulması, bize sinema ve bilim arasında çok yönlü bir ilişki olduğunu gösterir. Bu yazıda, sinemanın bilimle kurduğu çok yönlü ilişkinin bazı izlerini takip edeceğiz.</p>
<p>Bilimkurgu sinemasındaki uzay bilimine ait temsillerin sinemaya nasıl yansıdığına ve hangi yapımlarla izleyiciye ulaştığına birlikte göz atacağız. Uzay Bilimi ve Bilim Kurgu Bilim kurgu gerçekliğin sınırlarını zorlayan, günümüzde gerçekleşme imkânı olmayan, yakın veya uzak gelecekle ilgili hikâyelerin bilim ve teknoloji unsurları kullanılarak anlatılmasıdır. Yapay zekâ, alternatif evrenler, zaman yolculuğu gibi pek çok konuyu içermesiyle bilim kurgu, aslında ana başlık niteliğindedir. Ancak bilim kurgu türünde ne anlatılırsa anlatılsın temelinde “Bu mümkün mü?” ve “Ya böyle olsaydı?” gibi sorulara, merak ve ihtimallerle doğan hayal gücüne dayanır.</p>
<p>Sinemanın doğası itibariyle kendi gerçekliğini oluşturan kurmaca bir evren oluşturduğu düşünülürse, bilim kurgu bu kurgusal evrenin en uç noktalarına ulaşan türlerden biridir. Somut gerçekliği yansıtırken aynı zamanda onu esnetir, genişletir, dönüştürür. İzleyiciye yalnızca gelişmiş teknolojiyle dolu bir gelecek değil; o geleceğin insan ve toplum üzerinde yaratabileceği etkilerle ilgili düşünsel bir deneyim sunar. Bilim kurgunun fizikten, yapay zekâya bilimin birçok alt dalını ele alabilen bir evren olduğunu söylemiştik. Ancak bu konular arasında bilim kurgu filmlerindeki en baskın tema uzay bilimidir. Uzaya duyulan hayranlık ve bilinmezliğine karşı duyulan korku, sinemada görsel anlatıyı çeşitlendirmeye uygun bir zemin oluşturur. Peki neden özellikle uzay? Bu sorunun cevabı, 1950’de uzay bilimi alanında yaşanan büyük gelişmelerde ve rekabette gizlidir.</p>
<p>1957’de Sovyetler Birliği’nin Sputnik I uydusunu yörüngeye yerleştirmesiyle başlayan bu süreç; Yuri Gagarin’in uzaya çıkan ilk insan olması, Neil Armstrong’un Ay’a ayak basması, Apollo 11’in Ay’a inişi gibi uzay bilimi alanında gerçekleşen büyük ve önemli gelişmelerle devam eder. 1970’lere kadar uzanan ABD ve Sovyetler Birliği’nin katkı sunduğu uzay teknolojilerini geliştirme çalışmaları ve rekabet ilişkisi, o dönemin “Yıldız Savaşları” olarak anılmasına kaynaklık eder. Bu süreçte gerçekleşen bilimsel gelişmeler ve ideolojik olarak “uzayda egemenlik kurma” mücadelesi, uzay bilimini geliştirdiği kadar, dönemin sinema anlatısına da katkıda bulunmuştur. Uzay bilimi; evrenin yapısını ve işleyişini, gezegenleri, yıldızları, kara delikleri ve kozmik yasaları inceleyen bir bilim dalıdır. Bu inceleme sürecinde roket bilimi, uzay mühendisliğinde ortaya çıkan teknolojik gelişmelerden yararlanır ve uygulama alanlarını geliştirir. Söz konusu bilimsel alanın karmaşıklığı ve gizemi, sinemanın anlatı gücüyle birleştiğinde ortaya merak uyandırıcı, büyüleyici ve düşündürücü yapımlar çıkar. Uzay bilimi, sinemada yalnızca dekor olarak değil; toplumun sosyolojik durumunu, karakterlerin psikolojisini hatta varoluşsal soruları yansıtan bir etken olarak önemli bir yer alır. Tam bu noktada uzayın sessizliği, insanın var olduğu evreni ve kendini sorguladığı bir iç sese dönüşür.</p>
<p>Tüm bu bileşenleri kült filmler listesinde yer alan Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filminde görmekteyiz. Yapım yılı itibariyle (1986) henüz uzaydan Dünya’nın nasıl göründüğüne dair görsel bile elde edilemediği bir dönemde, Kubrick’in oluşturduğu kurgu evreni tüm teknik detaylarıyla çığır açmış, izleyicinin ve sanat dünyasının uzaya olan bakışını büyük ölçüde etkilemiştir. İnsanlığın evrimini metaforlar üzerinden işleyen film, insanların tarih boyunca yaşadığı evreni anlamlandırma çabaları değişse de, temel içgüdülerinin ve davranış biçimlerinin sadece şekil değiştirmiş hâlleriyle devam ettiğini gösterir.</p>
<p>Bugün hâlâ ilk izlemede tam anlaşılmayan ancak tekrar tekrar izlendiğinde katmanları açılan 2001: A Space Odyssey sadece bir film değil, izleyiciye gösterilen her detayıyla bir uzay deneyimidir. Çekildiği dönemde uzaya dair bilimsel bilgiler çoğalmamış olmasına rağmen uzay yolculuğunun teknik detaylarını büyük bir titizlikle betimlemesi, film boyunca bu detayları gerek görsel gerek uzun ekran süresiyle izleyiciye hissettirmektedir. Söz konusu detaylar filmi bilimkurgu türünde örnek alınan bir yapıma dönüştürmüştür. 1968 yılında henüz teknolojinin ne seviyelere ulaşacağı bilinmezken yakın geçmişte hayatımıza giren yapay zekâ ve insan etkileşiminin filmde yer aldığı görülür. “HAL 9000 ve Dave” karakteriyle işlenen bu etkileşim, filmin neden zamansız olduğunu bir kez daha ortaya çıkartmaktadır. Tüm bu detaylarıyla pek çok izleyici ve yönetmenin uzaya bakış açısını değiştiren 2001: A Space Odyssey kendisinden sonra çekilen çoğu uzay temalı filme referans olmuştur. Bu filmlerden birisi şüphesiz Christopher Nolan yapımı Interstellar / Yıldızlararası’dır. Tıpkı Kubrick gibi etkileyici bir uzay evreni oluşturan Nolan, aynı zamanda insanın varoluşsal sorularını tartıştığı, bilinmeze duyduğu merakı ve korkuyu işlediği bir anlatı benimser. Bu anlatı sürecinde oldukça tutarlı bir film yapısı oluşturan Nolan; zamanın bükülmesi, kara delikler, solucan delikleri gibi fizik ve uzay disiplinlerinin konu başlıklarını ele alır. Teorik fizikçi Kip Thorne’un danışmanlığında geliştirilen senaryo, film boyunca bilimsel tutarlılıkla sinemasal kurgu evreni arasındaki denge ve uyumu sunar.</p>
<p>Özellikle zamanın farklı akması gibi göreceli bir konunun karakter ilişkileriyle somutlaştırılması, hem soyut bir kavramın seyircinin bakış açısından daha rahat anlaşılmasını sağlar hem de karakterlerle kurdukları duygusal bağ ile “zaman akışı” kavramı seyirci için daha etkileyici hâle gelir. Filmin ele aldığı pek çok bilimsel gelişmeye ek olarak; evrenin ötesine çıkan karakterler aynı zamanda kendi iç dünyalarında da bir yolculuğa çıkar. Interstellar, yalnızca çağının bilimsel söylemlerini sinemaya taşımakla kalmaz, aynı zamanda evrenin büyüklüğü karşısında insanın ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3701 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05.jpeg" alt="" width="1000" height="1441" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05-200x288.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05-208x300.jpeg 208w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05-400x576.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05-600x865.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05-711x1024.jpeg 711w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05-768x1107.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05-800x1153.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-06-30-at-00.53.05.jpeg 1000w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<h2 style="text-align: center;">Zamanı Çözen Dil: Arrival</h2>
<p>Bilim iletişimi, bilimsel bilgilerin toplumla etkili ve anlaşılır biçimde paylaşılmasını amaçlayan bir alandır. Bilim iletişimini geliştirebilmek için birçok etkileşim yönteminden ya da disiplinden yararlanılabilir. Bu noktada sanat dalları da bilimsel bilginin topluma aktarılmasına ve eleştirel düşünceye alan açılmasına katkı sağlar. Mimarlık, heykel, resim, müzik, edebiyat ve sahne sanatları insanın kendini ifade etme biçimlerinin temelini oluşturur, bu altı sanat dalının birleşiminden oluşan yedinci sanat olan sinema ise bu bilgilere duygusal ve estetik bir boyut kazandırır. Sinemada özellikle bilim kurgu türünde, birçok film bilimsel bilgiden yola çıkarak hikâyesini kurgular. Denis Villeneuve’ün Arrival filmi, dilbilimi konu alması ile bilim ve sanatın bir araya getiren örneklerdendir. Yönetmen filmde Noam Chomsky’nin “Evrensel Dil Bilgisi kuramı” ve Edward Sapir &amp; Benjamin Whorf’un dilin düşünceyi şekillendirdiğine dair hipotezini dramatik anlatıyla buluşturur. Bu yolla dilsel görelilik kuramının ne olduğu kurgusal bir dünya üzerinden izleyiciye ulaşır. Sapir-Whorf hipotezi, dilin sadece iletişim aracı olmadığını aynı zamanda düşünce biçimimizi ve dünyayı algılayış şeklimizi etkilediğini savunur. Söz konusu yaklaşım ile insanların konuştukları dilin kalıplarına göre dünyayı anlamlandırdığı öne sürülmektedir.</p>
<p>Bu durumda farklı diller konuşan insanlar aynı olaya farklı anlamlar yükleyebilir. Çünkü dillerinin yapısı insanların düşünme tarzını yönlendirir. Örneğin bazı dillerde zaman, yön veya renk genelgeçer ifade biçimlerinden tamamen farklı tanımlanır. Bu da gösterir ki, dil sadece düşünceleri yansıtmakla kalmaz aynı zamanda onları şekillendirir. Arrival filmi ise anlatısında Sapir-Whorf hipotezine yer vererek ve bu hipotezin ne olduğunu Louise karakteri üzerinden işleyerek hikâyesini dilbilimden yararlanarak kurgular. Arrival, yalnızca uzaylılarla ilk teması konu alan bir bilimkurgu filmi değil, aynı zamanda dilin düşünceyi nasıl şekillendirdiğini, zaman algımızı nasıl etkileyebileceğini ve bilimin insan yaşamındaki yerini sorgulatan bir anlatıdır. Filmde Louise karakteri yeni bir dil öğrenerek uzaylılarla iletişim kurmaktadır. Uzaylıların kullandığı Heptapod dilinde zaman doğrusal değil, dairesel olarak yapılanır.</p>
<p>Louise karakterinin bu dili çözmesi ve uzaylılarla iletişim kurmaya başlaması ile zaman algısının değiştiği görülür. Çünkü öğrendiği dil, Sapir-Whorf hipotezinde de bahsedildiği gibi karakterin düşünce sistemini dönüştürür. Böylelikle karakter, geleceği ve geçmişi görebilir. Başka bir ifadeyle Louise, dairesel dili öğrendiği için geleceği ve geçmişi şimdiye taşır. Film boyunca dilbilim ile ilgili konular, Heptapod dilinin öğrenilmesi ve zamanın döngüselliği üzerinden bilimkurgu türü içinde işlenmektedir. Bu noktada film, bilimsel teorileri seyirciye didaktik bir dille değil, sezgisel ve duygusal bir deneyimle aktararak etkileyici bir bilim iletişimi örneği sunar. Dil, düşünce ve zaman gibi soyut kavramlar, sinemanın gücüyle somut bir hâle gelir. Arrival, karmaşık teorileri anlaşılır ve hissedilebilir kılarken, aynı zamanda bilimin insanlıkla, seçimlerle ve duygularla nasıl iç içe geçtiğini de gösterir. Bu yönüyle film, sadece bilimle ilgilenenler için değil, insan olmanın anlamını sorgulayan herkes için kıymetli bir eserdir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/beyaz-perdede-bilim-iletisimi/">Beyaz Perdede Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/beyaz-perdede-bilim-iletisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</title>
		<link>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 14:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Kesal]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[UrlaDam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3538</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Çağla Miray Alhan Hekim, hikâye anlatıcısı, gözlemci, taşranın ruhunu İstanbul’a taşıyan yazar ve yaşamı okumayı bilen bir oyuncu, Ercan Kesal. Belirli bir üne kavuşmuş olsa da uzunca bir süre devam ettirdiği hekimlik görevi hikâyelerini beslemiş, bu süreçte öykünün değerini kavramış. Hem popüler kültürün tanınan simalarından hem de arthouse sinemada meraklı gözlerle aranan bir isim. Sinemaya biraz  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/">Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><em><span class="Apple-converted-space"><span style="color: #000000; font-family: georgia, palatino, serif; font-size: medium;">-Çağla <span style="caret-color: #000000;">Miray</span> </span></span></em><span style="color: #000000; font-family: georgia, palatino, serif; font-size: medium;"><span style="caret-color: #000000;"><i>Alhan</i></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3540 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184.jpg" alt="" width="1933" height="1775" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-200x184.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-300x275.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-400x367.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-600x551.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-768x705.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-800x735.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1024x940.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1200x1102.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1536x1410.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184.jpg 1933w" sizes="(max-width: 1933px) 100vw, 1933px" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Hekim, hikâye anlatıcısı, gözlemci, taşranın ruhunu İstanbul’a taşıyan yazar ve yaşamı okumayı bilen bir oyuncu, Ercan Kesal. Belirli bir üne kavuşmuş olsa da uzunca bir süre devam ettirdiği hekimlik görevi hikâyelerini beslemiş, bu süreçte öykünün değerini kavramış. Hem popüler kültürün tanınan simalarından hem de arthouse sinemada meraklı gözlerle aranan bir isim. Sinemaya biraz bile ilgisi olan kişiler için ise “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde sergilediği muhtar performansı unutması ile halen akıllarda. Bugünlerde ise UrlaDam projesiyle sinema için çabalıyor. Sinema ve yaratıcı üretim hayaliyle yanıp tutuşanlara ışık oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ercan Kesal ile mesleki yaşamından Türk sinemasına, UrlaDam projesinden yeni film projesine dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</span></p></blockquote>
<p><b><i>Çağla Miray Alhan:</i></b> <b>Öykü, roman ve sinema gibi pek çok alanda eser verdiniz. Kendinizi hangi alanda daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ercan Kesal:</i></b> Hepsinde de ortak olan şey “yazmak eylemi.” Ne yazarsam yazayım benzer bir haz aldığım aşikâr. Ama öykü galiba benim için her şeyin başlangıcı. Hepsinin anası öykü, o doğuruyor. Roman da ondan yol alıyor, büyüyor, senaryo da ona yaslanıyor kendi matematiğini buluyor. Bir hikâyeye başlamak en güzeli…</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Daha önce yaşadıklarınızı, gördüklerinizi ve okuduklarınızı ‘yeniden icat ederek’ yazdığınızı söylemiştiniz. Bu yeniden icat etme süreci, geçmişe yönelik bir yüzleşme mi, yoksa onu dönüştürerek yeniden var etme çabası mı?</b></p>
<p><b><i>E.K:</i></b> Yeniden icat etmek, bir şeyi anlatmakla ilgili seçtiğim bir eylem. Gerçeği ancak bozarak yani deforme ederek anlatabilirim, yani farkındalığı ancak dönüştürerek sağlayabilirim. Llosa’nın roman yazmayı tersten striptiz yapmaya benzetmesi gibi. Yüzleşme ise kaçınılmaz biçimde başıma gelen şey. Bu yola çıkmışsam kendimle karşılaşmamam zaten mümkün değil.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Günümüz Türk sineması hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeni nesil yönetmenleri ve projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Dünya sinemasından azade değil. Ekonomik küreselleşme, kültürel bir değişimi de beraberinde getirdi. Yeryüzü tek bir ülkeye dönüştü sanki. Bu çağın sakinlerinin seyretme alışkanlıkları değişti. Artık sadece eleştirmenler ya da küratörler değil algoritmalar da var hayatımızda. Kameranın arkasında, mutfakta iş yapan biri olarak bunları yok saymam veya görmezden gelmem mümkün değil. Anlaşılan, dijitalleşme hayatımızdaki yerini daha da sağlamlaştıracak. Fakat esas olan hikâye anlatmak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Oğlunuz Poyraz, Z kuşağının bir üyesi olarak dijital çağın içinde büyüyen bir neslin temsilcisi. Hızlı erişim ve sürekli değişimle şekillenen bu neslin hayata, edebiyata ve sanata bakış açısını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu nesile göstermek istediğiniz en önemli şey ne olurdu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Hikâyenin kıymetini, anın önemini, dinlemenin ve okumanın insanın ferasetini nasıl bileylediğini, bu çağın toksik dayatmaları karşısında direnebilmenin yolunun buralardan geçtiğini göstermek isterdim.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Eşiniz Nazan Kesal’ın “Yaralarım Aşktandır” performansı izleyenler üzerinde derin izler bırakan bir oyun oldu. Kadının toplumdaki varoluş mücadelesini anlatan bu oyunda sizi en çok etkileyen ne oldu? Bu oyunda Nazan Kesal’ın sahneyle kurduğu güçlü bağ hakkında neler düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Nazo tiyatroya aşık, ona iman etmiş ve hakkını veren biri. Onun tiyatroyla kurduğu ilişkinin benzersiz olduğunu biliyorum. Elindeki metni sahnede bu hale getirebilmek olağanüstü bir çabayı ve içselleştirmeyi şart koşar. Nazo da bunu yapıyor. Furuğ’un temsil ettiği şeyin bu kadar etkili olmasının sebebinin, sadece genç bir kadın sanatçının ölümünü anlatmanın ötesinde bir itiraz, isyan, karşı çıkış ve sarkastik bir anlatıya dönüşmesinde rol oynadığını düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3541 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light.png" alt="" width="600" height="482" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-200x161.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-300x241.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-400x321.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light.png 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Hekimlik ve klinik psikologluk yaptığınız dönemden gelen, insana dair deneyim ve gözlemlerinizin yazarlık ve oyunculuk kariyerinize etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Elbette oldu, hem de çok fazla. Bu yüzden hep şanslı olduğumu söylerim. Bana bu hikâyeleri bağışlayan hastalarımdır. Hem onlara yardım edebilme fırsatım oldu hem de onların sır kâtibi olma şansını yakaladım. Her hastam kendi öznel dünyasını cömertçe sundu bana.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Okmeydanı hastanesini işlettiğiniz süreçte mahalle sakinleriyle ilişkileriniz nasıldı? Bu süreç sizin edebiyat ve sinema gibi alanlardaki üretiminize nasıl yansıdı?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>İnsan yaşadığı yere benzer. Ataşahir’deydi evimiz. 25 yıl boyunca her günümü ve çoğu gecelerimi Okmeydanı’nda, Beyoğlu’nun bilinmeyen mahallelerinde ve kendi mahallem olan Piyalepaşa Mahallesi’nde geçirdim. Doktorları olmanın ötesinde, abileri, komşuları ve esnaf arkadaşları oldum. Bu yüzden Tapu alma komisyonu başkanlığı da yaptım, Piyalepaşa Spor Kulübü başkanlığı da. Yön Radyo programcılığı yapmak da işlerin arasındaydı, hastane yönetim kurulu başkanlığı da. Cemevine de gittim, camiye de. Gitmediğim, sohbet etmediğim köy yardımlaşma derneği kalmamıştır. İddia edebilirim. Davet edildiğim hiçbir düğüne ya da cenazeye katılmadığım olmamıştır. Ailemden çok onlarla yaşadım.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Nuri Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan’la senaryo yazdınız. Birlikte çalıştınız. Bu projeler sizi nasıl besledi, sizde neleri değiştirdi?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Yönetmenle ortak senaryo yazmak büyük şanstır ve mutlaka verimli bir sonuca götürür zaten. “Üç Maymun” ve “Bir Zamanlar Anadolu’da” nın başarısı biraz da buradan geliyor. Yönetmen, senaryo yazım süreci boyunca zaten filmi de yavaş yavaş kafasında çeker. Boşa zaman kayıpları azdır. Daha verimli bir süreç yaşanır.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Proje teklifi aldığınızda eşinizle birlikte istişare ediyor musunuz? Birbirinizin yer aldığı fakat yer almasını eleştirdiğiniz durumlarla karşı karşıya kaldınız mı?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Birbirimize danışmadan iş yapmayız. İkimizin de ustalaştığı alanlar var. Ona gelen tüm işlerin senaryosunu mutlaka okurum. O da sektörde benden çok eski olduğu için muktesebātı daha zengindir. Yapım dünyasını o daha iyi bilir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3539" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Zeynep Aydınhan</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>UrlaDam’ı kurarken “ticari bir mekânın ötesinde bir okul” olmasını istediğinizi ifade etmiştiniz. UrlaDam’da şimdiye kadar sizi gururlandıran veya derinden etkileyen bir etkinlik oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>İlk etkinliğimiz aynı zamanda sponsoru da olduğumuz Antakya Medeniyetler Korosu konseri oldu. İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi’yle protokol yaptık. Yakında Ekonomi Üniversitesi’yle de benzer bir ilişki tesis edeceğiz. Gençlere açık çek veriyoruz. Yaptığımız her iş kalıcı ve ses getiren işler olsun istiyoruz. Geçen yaz yaptığımız Urla Kitap Festivali’nde, trafiği bir süreliğine felç ettik. Resmi yerlerden aradılar. Orada ne oluyor, daha önce böyle bir şey görmedik diye. İlk gün iki binin üzerinde insan gelmişti, çok keyiflendiğimi hatırlıyorum bu telefon konuşmasına.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>UrlaDam için “Her yaştan insanın bitmeyen öğrenciliğine uygun bir mekân” demiştiniz. Bu çerçevede, UrlaDam’da farklı nesillerin bir araya gelerek birbirlerinden bir şeyler öğrendiğini gözlemlediğiniz oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Olmaz mı? Her yaş grubundan, sertifika ya da diploma vadetmeyen, müfredatsız, sınavsız bir eğitim süreci. Umarım beceririz.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>2025’te film çekeceğinizi duyduk. Şu an hangi aşamadasınız? Projeniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Evet. Mehmet Can Mertoğlu ile birlikte senaryosunu yazdık. Urla, Dikili, Kuşadası civarında çekeceğimiz bir film olacak. Bakanlık destek başvurusunu yaptık. İşler yolunda gider umarım. Arkasından Eurimages desteği alabilmeyi arzu ediyoruz. 2025 Ekim’de sette oluruz inşallah.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/">Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Star Wars’un Beklenmedik Başarı Hikâyesi</title>
		<link>https://contextdergi.com/star-warsun-beklenmedik-basari-hikayesi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/star-warsun-beklenmedik-basari-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 14:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[film Endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[George Lucas]]></category>
		<category><![CDATA[Kenner]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Star Wars]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3199</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen Siz hiç boş bir kutudan 14 milyon dolar kazandınız mı? Bugün fantastik sinema için kült bir seri olsa da Star Wars evreni hiç de kolay ortaya çıkmadı. 1972 yılında senaryoyu tamamlayarak yapım şirketlerinin kapısını çalmaya başlayan George Lucas defalarca reddedildikten sonra ümidini kaybetmek üzereyken filmi hayata geçirebilmek için 20th Century Fox’a promosyon, oyuncak  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/star-warsun-beklenmedik-basari-hikayesi/">Star Wars’un Beklenmedik Başarı Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Aslı Şen</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Siz hiç boş bir kutudan 14 milyon dolar kazandınız mı?</span></p></blockquote>
<p>Bugün fantastik sinema için kült bir seri olsa da Star Wars evreni hiç de kolay ortaya çıkmadı. 1972 yılında senaryoyu tamamlayarak yapım şirketlerinin kapısını çalmaya başlayan George Lucas defalarca reddedildikten sonra ümidini kaybetmek üzereyken filmi hayata geçirebilmek için 20th Century Fox’a promosyon, oyuncak ve telif hakları ile yetinebileceğini ve filmin tüm gelirlerinden feragat etmeye razı olduğunu söyler. Proje Fox için ancak böyle cazip hale gelir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3205 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-scaled.jpg" alt="" width="1919" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-400x534.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-600x801.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-768x1025.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-1151x1536.jpg 1151w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-1200x1601.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-1535x2048.jpg 1535w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/George_Lucas_2024-scaled.jpg 1919w" sizes="(max-width: 1919px) 100vw, 1919px" /></p>
<p>Lucas filmine ve oyuncaklarına o kadar güveniyordur ki eskizlerinin çalınabilme ihtimaline karşı filmin yayınlanmasına altı ay kala oyuncak firmalarıyla görüşmeye başlar. Fakat bu tür durumlarda genelde hazırlık süreci iki yıl kadar önceden başladığı içini kapılar teker teker yüzüne kapanır. Çıkış kapısını ise Cincinnati’deki Kenner adlı küçük bir oyuncak şirketinde bulur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu talihsizliklerin ardından film 1977 Mayıs ayında vizyona girdiğinde rüzgar birden tersine döner. Star Wars gişe rekorları kırar. Bu durumun şaşkınlık ve mutluluk yaratmanın yanı sıra hazırlıksız yakalanmaya da sebep olur. Filmin vizyondan çekilmesine iki ay kala raflarda hala Star Wars’a ait hiçbir şey yoktur. Kenner alelacele boyama kitapları, bulmaca, yapboz, gibi çocuk sağlığı ve güvenliği kontrolü gerektirmeyen aktivite oyunları üretir. Bu da yetmez ve daha önce üretilmiş oyuncaklara Star Wars etiketleri yapıştırarak ürünleri bir Star Wars oyuncağına dönüştürür. İşler en sonunda Noel’de ‘’Kenner’dan Yeni Star Wars Erken Satış Sertifika Modeli’’ adı altında boş bir kutu göndermeye kadar gider. Kutular satışa girdiğinde içinde hangi oyuncakların olacağı bile belli değildir. Sertifikayı alanlar, Luke Skywalker, Prenses Lea, Chewbacca, R2-D2&#8217;dan oluşan dört aksiyon figürüne kavuştuklarında film vizyona gireli bir yılı geçmişti.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3204 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-scaled.jpg" alt="" width="1692" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-198x300.jpg 198w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-200x303.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-400x605.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-600x908.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-677x1024.jpg 677w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-768x1162.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-800x1210.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-1015x1536.jpg 1015w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-1200x1815.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-1354x2048.jpg 1354w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/09/Star-Wars-1977-Poster-scaled.jpg 1692w" sizes="(max-width: 1692px) 100vw, 1692px" /></p>
<p>Star Wars’un devam filmleri ile yeni karakterlerin ortaya çıkması oyuncaklara olan ilgiyi daha da artırır. Bu stratejinin kâr getirdiği fark edilince Star Wars’un filmde olmayan birçok karakteri barındıran bir çizgi dizisi yapılır ve yeni karakterlerin de oyuncakları üretilir. <strong>Star Wars, tek başına oyun sektörünün satışlarını yüzde sekize yükseltir.</strong> Oyuncak çılgınlığı, çıktığı gün stoklanarak tüketilmeye ve üç gün sonra karaborsada koleksiyon ürünü olarak çok daha fahiş fiyatlara satılmaya kadar gider.</p>
<p>Beklenmedik bu başarı, Fox’a filmlerden yedi milyon dolar kazandırır. <strong>Bundan daha beklenmedik olan ise aynı süre zarfında Lucas’ın oyuncaklar ile gişe hasılatının iki katını kazanmış olmasıdır.</strong> Star Wars oyuncaklarının başarı hikâyesi, film sektörüne oyuncakların, oyuncak sektörüne ise filmlerin ne kadar kârlı fırsatlar yaratabileceğini öğretir.</p>
<p>Sahip olduğu oyuncak hakları sayesinde <strong>George Lucas bugün 5.1 Milyar Dolar serveti ile dünyanın en zengin yönetmeni konumunda.</strong> Bu rakam sizin için bir anlam ifade etmiyorsa şöyle anlatalım, ardından gelen ikinci isim, kült filmlerinin yanı sıra dünyanın en büyük animasyon şirketlerinden DreamWorks’ün de kurucu ortaklarından olan Steven Spielberg ve serveti 3.6 Milyar dolar. Titanik, Terminatör, Avatar gibi filmlerin yönetmeni James Cameron ise 700 milyon dolar ile onları üçüncü olarak takip ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/star-warsun-beklenmedik-basari-hikayesi/">Star Wars’un Beklenmedik Başarı Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/star-warsun-beklenmedik-basari-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
