<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edebiyat arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/edebiyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/edebiyat/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 12:42:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Edirnekapı Kuş Pazarı</title>
		<link>https://contextdergi.com/edirnekapi-kus-pazari/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/edirnekapi-kus-pazari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 12:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[deneme yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edirnekapı]]></category>
		<category><![CDATA[Edirnekapı Kuş Pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercin]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercincilik]]></category>
		<category><![CDATA[Horoz]]></category>
		<category><![CDATA[Horoz Dövüşü]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kuş Pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuş Pazarı Edirnekapı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşpazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Paçalı Güvercin]]></category>
		<category><![CDATA[Taklacı Güvercin]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3748</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı  İllüstrasyonlar: Şirvan Kopçuk  Saat sabahın yedisi, Edirnekapı metrobüs durağından yürüme ile on beş dakika mesafeye, Kuş Pazarı’na gidiyoruz. Mezarlıktan aşağıya dosdoğru salındık tabii. Sağanak yağmur ensemize vura vura Surdibi’ne kadar geldik. İki masalı küçük bir börekçide ağzımıza iki lokma atalım dedik ki Cemşit Abi ile tanıştık orada. On dört senedir  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/edirnekapi-kus-pazari/">Edirnekapı Kuş Pazarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Mustafa Burak Avcı</strong></em></p>
<div id="attachment_3754" style="width: 2570px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3754" class="size-full wp-image-3754" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari-_-adam-2-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-3754" class="wp-caption-text"><em><strong>İllüstrasyonlar: Şirvan Kopçuk</strong></em></p></div>
<p>Saat sabahın yedisi, Edirnekapı metrobüs durağından yürüme ile on beş dakika mesafeye, Kuş Pazarı’na gidiyoruz. Mezarlıktan aşağıya dosdoğru salındık tabii. Sağanak yağmur ensemize vura vura Surdibi’ne kadar geldik. İki masalı küçük bir börekçide ağzımıza iki lokma atalım dedik ki Cemşit Abi ile tanıştık orada. On dört senedir işletiyormuş bu dükkânı. Çayımızı doldururken sorduk Abimize. Adını duyduk gelelim dedik ama varlığından bile emin değildik kuş pazarının. Anlattı bize. Amma da köklüymüş bu pazar. Zamanında Kale’de perşembe günleri kaçak kuruluyormuş. Polis de rahat vermiyormuş kuşçulara. Oradan Topkapı’ya geçmişler. Perşembe günleri kuralım pazarı demişler. Bu sefer de esnaf yapışmış ensesine kuşçuların. Çok pislik yapıyorlarmış esnafa göre. Yeni kurulan pazar da kaçakmış eskisi gibi. On bir sene zorlamışlar şanslarını şöyle böyle. Şimdi Edirnekapı’da yer tutuyorlarmış.</p>
<p>Nerden baksan burada da bir on beş sene devirmişler. Çayımızı yudumlarken, uyardı Cemşit Abi bizi. Cüzdanınıza dikkat edin, çok dikkat çekmeyin, kimseye babalanmayın diye. İşimiz olmaz ama birazcık tırsmadık değil gitmeden. Neyse koyulduk tekrar yola, koymuştuk bir kere kafamıza. Yollar daraldı, tekinsiz bir hal aldı. Marketler bakkallara, apartmanlar gecekondulara döndü. Sonra aradığımız yeri bulduk. Altay Spor Kulübü, bir de beyaz tenteler. Tam surun dibinde, antrenman sahasının yanında ne esnafın ne de polisin rahatsız edebileceği, pisliğinin dert olmayacağı güzel bir yer bulmuş kuşçular. Yağmurun altında sırılsıklam olmuşuz, elimiz yüzümüz donmuş ya, girelim bir tentenin altına diye kapıya doğru koşturduk. Yirmili yaşlarda iri yarı bir genç kesti önümüzü. Zaten gerile gerile gelmişiz, “Buyur abi” dedik, çözüldük karşısında.</p>
<p>Bilet sordu bize. “Nasıl yani, ne bileti?” dedik şaşkınlıkla. “Tezgâh açacaksanız yüz liralık bilet, tezgâh dolaşacaksanız yirmi lira” dedi. Çıkardık verdik parasını; barkodlu, seri numaralı biletleri tutuşturdu elimize. Söğüşlendik mi bilemedik, devam ettik pazara. Pazar hayal ettiğimizden küçüktü ama nerden baksan yol boyu, otuz kırk tezgâh vardı yan yana. Tezgâhları gezmeden bir abi çağırdı bizi yanına. Herhâlde anladı buranın yabancısı olduğumuzu. Giyimimiz, şeklimiz, tavrımız yabancı geldi gözüne. Yanaşır yanaşmaz sordu Cihat Abi, “Almaya mı geldiniz bakmaya mı?” Bir anlık boşlukla almaya dedik nedense. Bizi hemen yan tezgâha yönlendirdi. Kötü bir başlangıç yapmış olsak da çok yardımcı olacaktı bize. Hayır yani memlekette Türkiye Güvercin Federasyonu varmış, adam da orada üst düzey yetkiliymiş. Çok sonraları öğrendik. Nerden bilelim biz seni Cihat Abi?</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3750 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11.jpg" alt="" width="1536" height="2048" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-1152x1536.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11-1200x1600.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus11.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></p>
<p>Neyse yan tezgâhta Coşkun Abi ile babası karşıladı bizi. Dediler ki; “Nerde bakıyorsunuz güvercinleri, kümesiniz var mı, teneke mi, yapılı mı?” Valla biz teneke ne yapılı ne bilmiyoruz ki abi, diyemedik tabii ki. “Yeni başlayacağız güvercin işine.” dedik. Gözlerinden ışıklar saça saça anlattı bize. Yeni başlayacaksanız ala oyuncu almayın, paçalıya para harcamayın, güzel yer yapın sokağa koymayın. Pahalı güvercin alırsanız elinizden kaçar. Bak elimde bu var şu var derken iş bir anda bir takım güvercinim iki yüz liraya geldi. Para konuşunca soru soran bizler sustuk tabii. Düşünelim biz biraz abi, yeni geldik dolaşalım dedik. Tam ayrılacağımız esnada bir soru kaçıverdi ağzımdan; “Abi takım dediğin ne oluyor?” diye. Adam bir şaşırdı. “Hani güvercin bakmadın anladık, hani heves ettin alacaksın ona da tamamız, ama takımı bilmiyorsan ne diye alacağım diyorsun” demesin mi! Sitem eşliğinde bir süre devam eden diyalog, monoloğa dönüştü, arkasından da bir suskunluk çöktü. Öylece baktık gözlerinin içine. Elini uzattı tezgâha. Çekti çıkardı iki tane güvercin. “Bak bu dişi, bak bu da erkek. İki tanesi yan yana gelince takım oluyor.” dedi. Sersemliğimizden bir miktar kızarınca da tatlıya bağlamak için çay içer misiniz diye sordu bize. Olur abi içeriz. “O zaman çay alıp gelin” dedi. Valla gittik aldık geldik. “Şimdi pazara bakınmaya devam edin.”</p>
<p>Boynumuzu büküp başladık gezmeye. Ama pazar ne pazar var ya. Türlü türlü güvercinler. Paçalar o biçim. Kızılı, beyazı, grisi; postası, alası, taklacısı neler neler&#8230; Kuş Cenneti falan hikâye. Herkes ekmeğinin peşinde. Var bir tezgâhta otuz kırk güvercin, sanki tezgahçılar kuşlarla tablolar çizmiş, öyle bir çeşitlilik. Herkes müşteri yakalama derdinde. Şakalar, muhabbetler, espriler havada uçuşuyor. Kimse gökten boşalan yağmura aldırış etmiyor. Biz de etmeyelim dedik daldık iyice pazarın iç kısımlarına. Orada, ismi gibi hayat dolu Hayati Abi’nin tezgahına geldik. Adam tezgahına bir güvercin koymuş, kuşların dinozorlardan evrimleşerek günümüze kadar ulaştığını kanıtlar nitelikte. Hem kocaman bir güvercin hem de bir ayak var kuşta, zannedersin pati. Bu paça falan da değil, bayağı bildiğin pullu pullu, gövdesi kadar ayak. On bin liraymış kuşun teki. Şaşırmadık da. Abi dedik, peki bu nedir? “Timsah ayaklı Dinyeper” dedi bize.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3755 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-scaled.png" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-pazari_-kavga-eden-kuslar-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Timsahla hakikaten bir akrabalığı var gibi. Aklım hayalim durdu. Oradan girdik tabii sohbete. Bir şeyler de öğrendik önceki tezgâhta, bilgimiz arttıkça sorular da daha isabetli oluyor haliyle. Nasıl oldu bilmem ama özel hayatına geldi konu Hayati Abinin. Özel hayatı dediğim de hiç evlenmemiş ama güvercinlere aşıkmış. Zamanında bir posta güvercini olmuş Abimizin. Yatağının başında beslermiş kuşu. Kafesi de yokmuş. Tabi küçükten alıştırmış kendine. “Evde gezer dolaşırdı, tuvalet yapacağı yeri bile bilirdi.” diyor kuş için Hayati Abi. Dedim ismi neydi kuşun? İsmi yok dedi. “İnsan âşık olduğu kuşa isim vermez mi Abi?” dedim. “Ya elimden kaçarsa diye duygusal bağ kurmayayım kuşla dedim”.</p>
<p>Haklı mı? Haklı. Gene de bugüne kadar isimsiz gelmesi şaşırttı bizi. Posta güvercini arada cama tıklatıyormuş, kızanlığından sonra. Hayati Abi “Camı açıyordum uçuyor gidiyordu, iki üç hafta sonra geliyordu geri camıma” diyor. Yani posta güvercinlerinin zeki olduğunu biliyorduk ama bu kadarı da abartıymış. Bir gün gene bırakmış bu kuşu aynı şekilde. İki sene gelmemiş. İki sene sonra da evden bakkala giderken gelip omzuna konmuş. İki koca sene yani. Dedik Abi emin misin aynı kuş olduğuna. Dümdüz bembeyaz bir güvercin sonuçta. Hani karışır mı? Sinirlendi bize. “O benim her şeyimdi. Tabii ki tanırım. Kokusundan, gözünden, bakışından.” dedi. Ama bu iki sene çok yıpratmış Hayati Abi’yi. “Rakıya yemin etmiştim. Masalara düşürdü beni bu kuş.” diyor o zamanları anlatırken. Şimdiyse seviyeli bir ilişkileri varmış, hâlâ. Fotoğrafl arını gösterdi bize. Hastalık mı bu iş bilmem ama farklı bir tutku. Akıl sır ermez valla. Adamlarla dünyayı algılama şeklimiz farklı.</p>
<p>Neyse, Hayati Abi’ye müşteri gelince müsaade istedik. Sıranın dışında kalan, tentenin bile altına kabul etmediği bir tezgâh gördük. Daha çok baraka gibi duran, suntadan bir dış hat çekilmiş, üzerine mavi muşamba atılmış tezgâhın sahibi, İlhami Abi. Çok bilgili bir adam. Güvercinin dışkısından hastalığını anlayabilme gibi bir yetisi varmış. Gerçi her tanıştığımız güvercinci böyle söylemişti bize. Fakat İlhami Abi’nin farkı alternatif tıp. Dışkı görünce hastalığı anlıyor, eline kalem kâğıt alıp reçetesini yazıyormuş. Tahsilinden değil alaylı olmasındanmış bilgisi. Çatısında ala güvercin beslermiş abisi, küçüklüğünden beridir. Bugün de İlhami Abi evladına devrediyor bu vasfı. Tezgâha geldik, oğluyla tanıştırdı hemen bizi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3751 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-1024x768.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-1200x900.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-1536x1152.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus12-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Güvercinlerle ilgilenmekten okulunu aksatıyormuş. “Matematiğe çalışacağına güvercin anatomisine çalışıyor.” dedi İlhami Abi, oğlu için. Ondan satıyormuş ala güvercinlerini. Yoksa hiçbirisini ayırmazmış birbirlerinden. Sabah yem akşam sevgi verirmiş onlarla. Geçen tezgâhtan aklıma takıldı sordum İlhami Abi’ye de. İsim verdin mi abi kuşlara?</p>
<p>Yani benim gözüm gibi baktığım herhangi bir hayvanım olsa isim koyardım diye düşünüyorum. Yokmuş isimleri bu gariban kuşların da. Ala 1, Ala 2, Alamsı 3 (kırmaymış), Ala 4 &#8230; Ala Baş 10 diye fi nalde noktayı koydu Abim. Ama onu farklı yapan şey güvercinlerle ilgili fi kirleri. Küçüklüğünden beri posta güvercini besliyorlarmış aslında. İftihar ediyor zekâlarıyla posta güvercinlerinin. Öyle bir zekâ ki İlhami Abi’ye göre güvercinlerin dini inancı, milli görüşleri ve sosyal yaşantıları varmış. İlhami Abi şöyle düşünüyor; İkinci Dünya Savaşı esnasında dünyanın kaderi tayin ediliyormuş. Hani atom bombaları düşüyor, insanlar ölüyor, azot salınımı falan. Posta güvercinleri de bir araya gelmiş. Biz de bu dünyada yaşıyoruz, bir karar vermemiz lazım gidişata demişler. Kimileri faşist olmuş, Nazileri desteklemiş; kimileri pasifi stmiş, ben karışmam demiş; kimileri de toplu hâlde uçarak Marksist bir tutum sergilemiş. Sırtlarına bağlamışlar bombaları, zaten az ömrümüz var demişler dosdoğru uçmuşlar uçak motorlarına. Abi kuş niye intihar etsin ki diye sorunca hemen sinirlendi, “Sen devletin, milletin, fi kirlerin için ölmez misin?” diye İlhami Abi. Valla argüman güçlü. Nerden biliyorsun milli görüşleri olduğunu ki sen, dedim. “Millî görüşü olmazsa neden motora girsin ki?” dedi. O dakikadan sonra sustum, dinledim. Neyse, işin şakasında gibiydi ama çok da inanarak anlattı.</p>
<p>Bu yüzden barışın sembolüymüş güvercin. Savaşı bitirdikleri için. Demokrat güvercin çoktu herhâlde dedim, karşılık olarak. “Aferin anlıyorsun beni.” dedi. “Hisli hayvanlar” bu güvercinler gibi bir yere geldi konu. İlk evcilleşen hayvanlardanmış İlhami Abi’ye göre. Mesajımızı taşımışlar, postacılık yapmışlar, insan medeniyetine katkıda bulunmuşlar. “İsyanlar güvercinle çıktı, savaşlar güvercinle kazanıldı.” dedi bize. Düşününce amma da haklı. Kim bilir posta güvercinlerinin hafızası olmasa, işlerini yapmasalar nasıl bir dünyada yaşardık. “Fransız İhtilali bile bir posta güvercinin paçasındaki mesajla başladı.” diyor bize. Kafamızı açtı, hakkını verdik. Bu sırada bizle konuşurken gelen giden oldu sürekli. Facebook’ta da çok tanınıyormuş İlhami Abi. Ala Güvercin, oyuncu kuş tüccarı, güvercin tarihi uzmanı gibi isimlerle ün yapmış. Ala alacak olan İlhami Abi’ye gider olmuş. En sonunda ticarete girişince kapatmayalım dükkân önünü dedik, yol aldık biz de.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3753 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kus-_pazari_postaci-kus-2-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Sürekli bir bağırtı duymuştuk İlhami Abi’yle konuşurken; Filo Ahmet, Filo Ahmet diye. Dedik neymiş bu fi lo işi? Filo Ahmet sen misin dedik tezgahının başına gidip. “Filo yok, Fil Ahmet var.” dedi. Dedik abi biz yabancısıyız geziyoruz bakıyoruz. Anlatır mısın bu fi l işini, güvercin işini. Bir gün çok yüksek meblağa internetten cins bir yavru güvercin almış. Kuş bir gelmiş ki eline hastalıktan kırılıyor. Kıyamamış, ilgilenmiş güvercinle. Anlattığına göre güvercin iyileşmiş serpilmiş, sonunda fi le benzemiş. Adını Kral koymuş, nereye giderse yanında dolandırıyormuş. Şimdi nerede, dedim. Satmış yakın zamanda, ama fotoğrafl arını gördük. Gerçekten de normal bir kuş değil. Kocaman, iri yarı bir şey. Tavuğa daha yakın bir görüntüsü var. Sonra sustu, anlatmayı kesti bir anda. Biz de ne sorulur ne denir tam bilemedik. Duygusallaştı mı, konuşmak mı istemedi çözemedik. Yanımdaki arkadaşım Ege aramız açılmasın, ortam soğumasın diye hemen “Kuşlar çok güzel.” dedi. Adama bir enerji geldi bir enerji. Dediklerini bile takip edemedim. Cins cins saydı. Özelliklerini anlattı, fi yatlarını verdi. Hayatı boyunca bu ânı beklemiş sanki. Dinle Allah’ım dinle. Yetişemedim bilgi akışının hızına. Allak bullak oldu kafamız. “Mardin taklacıdır, şöyle paçası vardır.” Çok güzel abi. “Bak bunlar Mısır, kafalar kocaman, gözleri şöyle.” Çok güzel abi. “Bak bu oyuncu, tak ipi uçur oynasın.”Vay be abi. “Bak bu posta, çok hisli hayvandır.” Duyduk abi. “Bak bu Dinyeper, evine koydun mu çocuğun olur.” Ha? Evine koydun mu, çocuğun mu olur? Orada bir duraksadı akış. Dinyeper, İslam kültüründe doğurganlıkla eşleştiriliyormuş. Çocuğu olmayanlar alır evine koyarmış. Bir de bakmışlar ikiz üçüz doğurur bulurlarmış kendilerini. Tutamadım kendimi sordum; denendi mi abi, diye. “Yok kardeşim denenmedi.” dedi bana. Biraz sert bir şekilde geldi cevap ama gerçekten merakımdan sorduğumu, gözümden anladı diye düşünüyorum. Toparladım hemen. Seni kastetmemiştim abi, hani yaşayanı gördün mü yoksa söylenti mi, dedim. “Benim için soramazsın kardeşim, namusuma laf falan, bozuşuruz bak.” dedi. Nasıl bir yerden aldığını soruyu, tam çözemedim ama arkasından cevabın gelmesi rahatlattı beni. “Çok gördüm kardeşim.” dedi. Bir çiftin dokuz yıl denemesine rağmen olmamış çocuğu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3752 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd.jpg" alt="" width="1536" height="2048" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-1152x1536.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd-1200x1600.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/kusd.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></p>
<p>Doktor da yönlendirmiş onları; “Başka çare yok, tüp bebeği deneyin siz.” diye. Bahsi geçen çiftin erkek tarafı da yükselmiş; “Hayırdır ne tüpü?” diye. Bunlar alternatif tıpta çözüm ararken abimizin bir dostu Fil Ahmet’in Dinyeper’lerinden bahsetmiş. Tutmuşlar Ahmet Abimin yolunu. Kuşu almışlar, tam üç ay sonra gebe kalmış kadın. “Dinyeper’in gücü” diye bitirdi lafı Ahmet Abi. Bilimsel olarak kendini nasıl temellendiriyor bu olay bilmiyorum ama, Allah’ın işi işte. Zaten niyeti, kısmeti duyunca temellendirmekten vazgeçtim kendimce. Filo Ahmet de evliymiş ama çocuk düşünmüyormuş. Tabii bu işler Facebook’tan dönüyor diye sayfa açmış kendine. “Fil Ahmet Kuş/Güvercin eve teslim” diye. Bir gün turist bir hanımefendiyle karşılaşmış. Turist hanım kuşlarla beraber fotoğraf çekilmek istemiş. Yengemiz de kurulmuş bu mevzuya. Ardından ayırmış yatakları; o günden beri güvercinlerle yatıyormuş Ahmet Abimiz. Çok derin konulara indik diye yolladı bizi.</p>
<p>Son durağımız da pazarın abisi, babası Horoz Halit’in tezgâhı oldu. Halit Abimiz pazarın en büyüklerindenmiş. Kendisi bizi kucağında Hollandalı bir tavuk ve tezgâhın tepesinde bekçilik yapan yaklaşık bir buçuk metre boylarında bir horozla karşıladı. Horozun adı Efe. Pazarda Halit Abi kadar sözü geçen bir figür. Yani tezgâhın tepesinde dikilen, çiftleştiği önünde çiftleşmediği arkasında bir horoz düşünün. Mesleği de dövüşmekmiş. “Çeçenler güreşte nasılsa, Efe de horoz dövüşünde öyledir.” Üstü yara bere, bakışları son derece keskin. Bunun sülalesi de dövüşten geçiniyormuş. Sadece anası babasının dört maç kazanmışlığı var. Efe de bu rekora doğru yürüyormuş. Şu an üç resmi maç kazanmış, sokakta yakaladığını silkeliyormuş. Bana doğrulttuğu pis bakışlarından biraz korkarak, bire birde yerim ben bunu diyince nasıl anladı bilmem kükredi üstüme, ters ters gözlerimin içine tutularak. Halit Abi de “Bir şey olmaz sev sen.” diyor. Abi elimizi vereceğiz kolumuzu kaptıracağız, yapma Allah aşkına. Çok da yanaşamadan tezgâha, sorduk; satıyor musun bunu diye. Fiyat merakı maksâdıyla. “Çocuğum gibi ama doğru parayı verene çocuğumu bile satarım.” dedi. Bu adam nasıl devasa bir kapitale dönüşememiş şaşırdım. Öyle bir yerden pazarladı bize horozu. Dedik, abi maksadımız bakmak. “He bakın.” dedi, aldı kucağına başka bir tavuğu, başladı sevmeye. Halit abi hem alıyormuş hem satıyormuş. Güzel bir çiftlik yapmış kendine. Ama aralarında tadını en sevdiği kazmış. “Kaz görünce dayanamıyorum iki günde bir kesiyorum, yiyorum” dedi. Hani pazardaki herkes aykırı ama Halit abi farklı biraz. Kafası zehir gibi ama sanki yanlış mesleği yapıyor. Gözümüzün önünde tanesi bin liradan on tane tavuğu fiyat kıra kıra üç bin liraya aldı. Bu adam bir de uluslararası ticaret okusa neler yaparmış kim bilir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3749 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-scaled.png" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-200x267.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-225x300.png 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-400x533.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-600x800.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-768x1024.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-800x1067.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-1152x1536.png 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-1200x1600.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-1536x2048.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/dovuscu-horoz-mavi-scaled.png 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>Efe’nin bir fotoğrafını çekebilir miyiz? “Fotoğraf yok videoya alın.” diyerek kattı başka bir horozla Efe’yi birbirine. Ama ne dövüş. Sen alttasın ben üstte. Sen vurdun, ben ittim. Ne zaman ayıracak diye bakıyoruz. Elindeki tavuğu seve seve izliyor Halit Abi. Bunları arada dövüştürmezsen “kubarıyorlar gardaççım” dedi. Vallahi deliriyorlarmış sinirden dövüşmezlerse. Cinsi böyleymiş. “Her horoz dövüştürülmez.” dedi bir de arkasından. “Ben bunun tahsilini yaptım.” Valla sen söylüyorsan doğrudur Abi, itiraz etmeyiz dedik. Muhabbet esnasında Pürmüz Abi ile de tanıştık. Fatih’in eskilerinden, kabadayılarındanmış. Yapmadığı iş, kesmediği racon kalmamış. Öyle de güzel bir Türkçe. Dizi karakteri gibi bir adam. Belki yetmişi var ama çınar gibi dimdik. “Hayırdır neye bakıyor oğlanlar.” diye geldi arkamızdan; “Horozların sinirini alıyordum ona bakıyorlar abi.”</p>
<p>“Hoş gelmişler pazarımıza.” dedi. Mahalleye katma değermiş bu pazar. Seveni de çokmuş, ekmeğini yiyen de. “Sizin gibi gençler geliyor tarihimizi öğreniyor, kültürümüzü görüyor bu pazarda.” Osmanlı geleneğiymiş güvercin bakmak, beslemek. Son derece sınıfsal bir eylemmiş. Rençberlerin bakmasına müsaade etmezlermiş. Saray ya da kamu görevlisi hobisiymiş. Beslediğin güvercinin kondisyonu saygınlık göstergesiymiş. “Bugün ise güvercin işini alt sınıfa bıraktılar. Terk ettiler kültürümüzü” dedi. “Ama biz sahipleneceğiz. Güvercinciliği bırakmayız kimselere.” diyerek bitirdi sözünü. Öyle güzel konuştu, öyle güzel anlattı ki. Ağzımızın suyu aktı karşısında. Önce çaya oradan pazarın meşhur köftecisine götürdü bizi. <em>Buradaki köftenin tadı farklı. Biz ısmarlasak abi. Olmaz öyle şey. Köfte ekmek yüz lira. Kardeşlere bol koy. Nasıl istersen abi. Soğan, acı. Yeriz. Tamam koyuyorum. Ayran veriyor muyum abi? Ver ver. Yağmurda dinmedi. He valla. Buyurun afiyet olsun abi&#8230;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/edirnekapi-kus-pazari/">Edirnekapı Kuş Pazarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/edirnekapi-kus-pazari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</title>
		<link>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 14:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Kesal]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[UrlaDam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3538</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Çağla Miray Alhan Hekim, hikâye anlatıcısı, gözlemci, taşranın ruhunu İstanbul’a taşıyan yazar ve yaşamı okumayı bilen bir oyuncu, Ercan Kesal. Belirli bir üne kavuşmuş olsa da uzunca bir süre devam ettirdiği hekimlik görevi hikâyelerini beslemiş, bu süreçte öykünün değerini kavramış. Hem popüler kültürün tanınan simalarından hem de arthouse sinemada meraklı gözlerle aranan bir isim. Sinemaya biraz  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/">Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><em><span class="Apple-converted-space"><span style="color: #000000; font-family: georgia, palatino, serif; font-size: medium;">-Çağla <span style="caret-color: #000000;">Miray</span> </span></span></em><span style="color: #000000; font-family: georgia, palatino, serif; font-size: medium;"><span style="caret-color: #000000;"><i>Alhan</i></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3540 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184.jpg" alt="" width="1933" height="1775" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-200x184.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-300x275.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-400x367.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-600x551.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-768x705.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-800x735.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1024x940.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1200x1102.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1536x1410.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184.jpg 1933w" sizes="(max-width: 1933px) 100vw, 1933px" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Hekim, hikâye anlatıcısı, gözlemci, taşranın ruhunu İstanbul’a taşıyan yazar ve yaşamı okumayı bilen bir oyuncu, Ercan Kesal. Belirli bir üne kavuşmuş olsa da uzunca bir süre devam ettirdiği hekimlik görevi hikâyelerini beslemiş, bu süreçte öykünün değerini kavramış. Hem popüler kültürün tanınan simalarından hem de arthouse sinemada meraklı gözlerle aranan bir isim. Sinemaya biraz bile ilgisi olan kişiler için ise “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde sergilediği muhtar performansı unutması ile halen akıllarda. Bugünlerde ise UrlaDam projesiyle sinema için çabalıyor. Sinema ve yaratıcı üretim hayaliyle yanıp tutuşanlara ışık oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ercan Kesal ile mesleki yaşamından Türk sinemasına, UrlaDam projesinden yeni film projesine dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</span></p></blockquote>
<p><b><i>Çağla Miray Alhan:</i></b> <b>Öykü, roman ve sinema gibi pek çok alanda eser verdiniz. Kendinizi hangi alanda daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ercan Kesal:</i></b> Hepsinde de ortak olan şey “yazmak eylemi.” Ne yazarsam yazayım benzer bir haz aldığım aşikâr. Ama öykü galiba benim için her şeyin başlangıcı. Hepsinin anası öykü, o doğuruyor. Roman da ondan yol alıyor, büyüyor, senaryo da ona yaslanıyor kendi matematiğini buluyor. Bir hikâyeye başlamak en güzeli…</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Daha önce yaşadıklarınızı, gördüklerinizi ve okuduklarınızı ‘yeniden icat ederek’ yazdığınızı söylemiştiniz. Bu yeniden icat etme süreci, geçmişe yönelik bir yüzleşme mi, yoksa onu dönüştürerek yeniden var etme çabası mı?</b></p>
<p><b><i>E.K:</i></b> Yeniden icat etmek, bir şeyi anlatmakla ilgili seçtiğim bir eylem. Gerçeği ancak bozarak yani deforme ederek anlatabilirim, yani farkındalığı ancak dönüştürerek sağlayabilirim. Llosa’nın roman yazmayı tersten striptiz yapmaya benzetmesi gibi. Yüzleşme ise kaçınılmaz biçimde başıma gelen şey. Bu yola çıkmışsam kendimle karşılaşmamam zaten mümkün değil.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Günümüz Türk sineması hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeni nesil yönetmenleri ve projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Dünya sinemasından azade değil. Ekonomik küreselleşme, kültürel bir değişimi de beraberinde getirdi. Yeryüzü tek bir ülkeye dönüştü sanki. Bu çağın sakinlerinin seyretme alışkanlıkları değişti. Artık sadece eleştirmenler ya da küratörler değil algoritmalar da var hayatımızda. Kameranın arkasında, mutfakta iş yapan biri olarak bunları yok saymam veya görmezden gelmem mümkün değil. Anlaşılan, dijitalleşme hayatımızdaki yerini daha da sağlamlaştıracak. Fakat esas olan hikâye anlatmak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Oğlunuz Poyraz, Z kuşağının bir üyesi olarak dijital çağın içinde büyüyen bir neslin temsilcisi. Hızlı erişim ve sürekli değişimle şekillenen bu neslin hayata, edebiyata ve sanata bakış açısını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu nesile göstermek istediğiniz en önemli şey ne olurdu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Hikâyenin kıymetini, anın önemini, dinlemenin ve okumanın insanın ferasetini nasıl bileylediğini, bu çağın toksik dayatmaları karşısında direnebilmenin yolunun buralardan geçtiğini göstermek isterdim.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Eşiniz Nazan Kesal’ın “Yaralarım Aşktandır” performansı izleyenler üzerinde derin izler bırakan bir oyun oldu. Kadının toplumdaki varoluş mücadelesini anlatan bu oyunda sizi en çok etkileyen ne oldu? Bu oyunda Nazan Kesal’ın sahneyle kurduğu güçlü bağ hakkında neler düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Nazo tiyatroya aşık, ona iman etmiş ve hakkını veren biri. Onun tiyatroyla kurduğu ilişkinin benzersiz olduğunu biliyorum. Elindeki metni sahnede bu hale getirebilmek olağanüstü bir çabayı ve içselleştirmeyi şart koşar. Nazo da bunu yapıyor. Furuğ’un temsil ettiği şeyin bu kadar etkili olmasının sebebinin, sadece genç bir kadın sanatçının ölümünü anlatmanın ötesinde bir itiraz, isyan, karşı çıkış ve sarkastik bir anlatıya dönüşmesinde rol oynadığını düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3541 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light.png" alt="" width="600" height="482" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-200x161.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-300x241.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-400x321.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light.png 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Hekimlik ve klinik psikologluk yaptığınız dönemden gelen, insana dair deneyim ve gözlemlerinizin yazarlık ve oyunculuk kariyerinize etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Elbette oldu, hem de çok fazla. Bu yüzden hep şanslı olduğumu söylerim. Bana bu hikâyeleri bağışlayan hastalarımdır. Hem onlara yardım edebilme fırsatım oldu hem de onların sır kâtibi olma şansını yakaladım. Her hastam kendi öznel dünyasını cömertçe sundu bana.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Okmeydanı hastanesini işlettiğiniz süreçte mahalle sakinleriyle ilişkileriniz nasıldı? Bu süreç sizin edebiyat ve sinema gibi alanlardaki üretiminize nasıl yansıdı?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>İnsan yaşadığı yere benzer. Ataşahir’deydi evimiz. 25 yıl boyunca her günümü ve çoğu gecelerimi Okmeydanı’nda, Beyoğlu’nun bilinmeyen mahallelerinde ve kendi mahallem olan Piyalepaşa Mahallesi’nde geçirdim. Doktorları olmanın ötesinde, abileri, komşuları ve esnaf arkadaşları oldum. Bu yüzden Tapu alma komisyonu başkanlığı da yaptım, Piyalepaşa Spor Kulübü başkanlığı da. Yön Radyo programcılığı yapmak da işlerin arasındaydı, hastane yönetim kurulu başkanlığı da. Cemevine de gittim, camiye de. Gitmediğim, sohbet etmediğim köy yardımlaşma derneği kalmamıştır. İddia edebilirim. Davet edildiğim hiçbir düğüne ya da cenazeye katılmadığım olmamıştır. Ailemden çok onlarla yaşadım.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Nuri Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan’la senaryo yazdınız. Birlikte çalıştınız. Bu projeler sizi nasıl besledi, sizde neleri değiştirdi?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Yönetmenle ortak senaryo yazmak büyük şanstır ve mutlaka verimli bir sonuca götürür zaten. “Üç Maymun” ve “Bir Zamanlar Anadolu’da” nın başarısı biraz da buradan geliyor. Yönetmen, senaryo yazım süreci boyunca zaten filmi de yavaş yavaş kafasında çeker. Boşa zaman kayıpları azdır. Daha verimli bir süreç yaşanır.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Proje teklifi aldığınızda eşinizle birlikte istişare ediyor musunuz? Birbirinizin yer aldığı fakat yer almasını eleştirdiğiniz durumlarla karşı karşıya kaldınız mı?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Birbirimize danışmadan iş yapmayız. İkimizin de ustalaştığı alanlar var. Ona gelen tüm işlerin senaryosunu mutlaka okurum. O da sektörde benden çok eski olduğu için muktesebātı daha zengindir. Yapım dünyasını o daha iyi bilir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3539" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Zeynep Aydınhan</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>UrlaDam’ı kurarken “ticari bir mekânın ötesinde bir okul” olmasını istediğinizi ifade etmiştiniz. UrlaDam’da şimdiye kadar sizi gururlandıran veya derinden etkileyen bir etkinlik oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>İlk etkinliğimiz aynı zamanda sponsoru da olduğumuz Antakya Medeniyetler Korosu konseri oldu. İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi’yle protokol yaptık. Yakında Ekonomi Üniversitesi’yle de benzer bir ilişki tesis edeceğiz. Gençlere açık çek veriyoruz. Yaptığımız her iş kalıcı ve ses getiren işler olsun istiyoruz. Geçen yaz yaptığımız Urla Kitap Festivali’nde, trafiği bir süreliğine felç ettik. Resmi yerlerden aradılar. Orada ne oluyor, daha önce böyle bir şey görmedik diye. İlk gün iki binin üzerinde insan gelmişti, çok keyiflendiğimi hatırlıyorum bu telefon konuşmasına.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>UrlaDam için “Her yaştan insanın bitmeyen öğrenciliğine uygun bir mekân” demiştiniz. Bu çerçevede, UrlaDam’da farklı nesillerin bir araya gelerek birbirlerinden bir şeyler öğrendiğini gözlemlediğiniz oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Olmaz mı? Her yaş grubundan, sertifika ya da diploma vadetmeyen, müfredatsız, sınavsız bir eğitim süreci. Umarım beceririz.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>2025’te film çekeceğinizi duyduk. Şu an hangi aşamadasınız? Projeniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Evet. Mehmet Can Mertoğlu ile birlikte senaryosunu yazdık. Urla, Dikili, Kuşadası civarında çekeceğimiz bir film olacak. Bakanlık destek başvurusunu yaptık. İşler yolunda gider umarım. Arkasından Eurimages desteği alabilmeyi arzu ediyoruz. 2025 Ekim’de sette oluruz inşallah.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/">Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimin Bu İstanbul?</title>
		<link>https://contextdergi.com/kimin-bu-istanbul/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/kimin-bu-istanbul/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 11:21:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[context 5.sayı]]></category>
		<category><![CDATA[edebi yazı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Fikret]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplum analizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3400</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı  İllüstrasyon: Gülnihal Akbudak  Eğer dünya tek bir devlet olsaydı, başkenti İstanbul olurdu. demiş Napoleon Bonaparte. Tabii ya, kim bilmez ki bu sözü. Peki şairlerin, yazarların ya da müzisyenlerin gözleri kapalı dinlemesine ne demeli bu şehri? Kaç kitaba konu oldu, kaç şiir yazıldı İstanbul adına? Herhalde saymakla bitmez. Yunanistan’ın Megara kentinden  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/kimin-bu-istanbul/">Kimin Bu İstanbul?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><em><span style="font-size: 12pt;"><strong>-Mustafa Burak Avcı</strong></span></em></h1>
<div id="attachment_3403" style="width: 721px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3403" class="wp-image-3403 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-711x1024.jpg" alt="" width="711" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-200x288.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-208x300.jpg 208w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-400x576.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-600x864.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-711x1024.jpg 711w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-768x1106.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-800x1152.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-1067x1536.jpg 1067w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-1200x1728.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-1422x2048.jpg 1422w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Istanbul-imza-scaled.jpg 1778w" sizes="(max-width: 711px) 100vw, 711px" /><p id="caption-attachment-3403" class="wp-caption-text">İllüstrasyon: Gülnihal Akbudak</p></div>
<p>Eğer dünya tek bir devlet olsaydı, başkenti İstanbul olurdu. demiş Napoleon Bonaparte. Tabii ya, kim bilmez ki bu sözü. Peki şairlerin, yazarların ya da müzisyenlerin gözleri kapalı dinlemesine ne demeli bu şehri? Kaç kitaba konu oldu, kaç şiir yazıldı İstanbul adına? Herhalde saymakla bitmez. Yunanistan’ın Megara kentinden çıkan genç Byzos kurmuş bu şehri güya. Körler ülkesinin de karşısındaymış bu topraklar. Byzos dönmüş bakmış bugünkü Fatih taraflarına. Durur mu? Yakmış feryadı. Burası varken kim başka yerleri memleket edinirmiş kendine? İşte bu topraklar, Yahya Kemal’in bir ömre değer biçtiği, dini kitaplarda adı geçen, birden fazla mabede ev sahipliği yapan İstanbul. Kimileri almaya çalışmış bu şehri, kimileri tapmaya bu şehre.</p>
<p>Ben, onlar gibi tapmaya da çalışmıyorum, almaya da İstanbul’u. Deprem tehlikesi, asgari ücret, emek krizleri falan derken, kutu gibi şehirde, kutu gibi evler. Bir de bu şehirde tutunmaya çalışan kutu gibi hayatlar. Fazla mesaiden belki de dolaşılamayan sokaklar. Şehir dışından gelen bir akrabayı beklersin, başka türlü yolun düşmez Ayasofya’ya, Sultan Ahmet Camii’ne ya da türlü türlü müzesine, İstanbul’un. Hepimiz İstanbulluyuz da kimileri görmeden göçtü bu şehrin mabetlerini. Mesela bizim Bakkal Ali Abi. Kendi halinde dürüst bir esnaf. Saf bir abimiz. Çocukken cips ısmarlardı, dondurma aldığımızda bizlere. Yaşlandı artık ama en son gördüğümde yanıyordu hala Sultan Ahmet Camii’nde bir vakit namazın hasretiyle.</p>
<p>Hiç çıkmamış Tuzla’dan zorunda kalmadıkça. Birkaç kez Pendik Devlet Hastanesi, Kartal Eğitim Araştırma, eskiden de İzmit seferleri için Haydarpaşa Garı. Üniversiteye başladığımdan beri bizim mahallede görmedim onu, birkaç sene önce taşınmış buradan. Geçtiğimiz hafta da haberini aldım. Önce kalp krizi, iki tane stent, psikolojisi de kaldıramamış ilaçları, ardından mevta. Ailesini de içini de bilemeyiz Ali abinin. Ama dediklerine göre kalp krizine sevk eden de onu geçinememekmiş, öyle konuşuyorlardı kahvehanede. “İki çocuk evlendirdim ben, mahallenin esnafıyım, bu yaştan sonra yaşlı başlı adam taşınır mı?” diyormuş sevenlerine. Tuzla dediğime de bakmayın burada da kiralar ateş pahası oldu. Avrupa’ya göre zamlar geç geliyor, hatta çokça geç geliyor ama her semtin ayağı da farklı yorganı da.</p>
<p>Ha evet, İstanbul diyorduk ya Yahya Kemal’in İstanbul’u, kutlu şehir, payitaht. Eskiden bu şehre bakıp aşıklarını hatırlarmış maşuklar. Marmara denizini dinler, besteler yaparlarmış. Hatta yeditepe üzerinde zaman bir gergef de işlermiş onların gözünde. Ben olsam İstanbul’un bitmeyen, dinmeyen kaosunu anlatırdım. On altı milyon insanın nasıl sıkıştığını, rezidansların nasıl boğazı ortadan ikiye yardığını yazardım ya da Levent’in bitmek bilmeyen trafiğini. İş çıkış saatinde köprüleri çizerdim tuvale. Korna seslerini, trafikte çıkan kavgaları bestelerdim. Bence o sanatçılar iş çıkış saatinde otobüse binselerdi, küfür ederlerdi İstanbul’a. Beyoğlu’dan yürürken İstanbul çok güzel, hadi bir de oradan dönebiliyorsan dön evine.</p>
<div id="attachment_3401" style="width: 734px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3401" class="wp-image-3401 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-724x1024.png" alt="" width="724" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-200x283.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-212x300.png 212w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-400x566.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-600x849.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-724x1024.png 724w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-768x1087.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-800x1132.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-1085x1536.png 1085w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-1200x1698.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275-1447x2048.png 1447w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/ist2-scaled-e1747998953275.png 1655w" sizes="(max-width: 724px) 100vw, 724px" /><p id="caption-attachment-3401" class="wp-caption-text"><strong>İllüstrasyon: Gülnihal Akbudak</strong></p></div>
<p>Mahallenin gülü, yan komşum Fatma anlattı geçenlerde. Tekstil atölyesinde çalışıyor Merter’de, senelerdir. 14 saat mesai, yasal sürenin de üzerinde. Burada işler böyle, kimse yakalanmıyor da zaten. Çalıştır, Allah’ım çalıştır. İşten çıkmış dönecek Pendik’e, evine. İstanbul’un bir ucundan bir ucuna. Marmaray’a binmiş. Tabii orada İstanbul eşrafının gizli becerilerinden, kişi durak analizi. Bilmeyenler için anlatayım, bindiğin vagonda herkesin yüzünü süzersin. İyice bir bakarsın. Saç kesiminden, giyinişinden, taktığı çantadan oturuşundan hatta telefonun modelinden. Her şey sınıfsaldır İstanbul’da. Kiralar pahalı olunca herkes her şeyi alamıyor dilediğince. Her neyse. Gözüne kestirirsin birini yaparsın analizi. Dersin ki bu kadın aristokrattan hallice. Suadiye’de inecek. Ya da gözüne sarmaş dolaş yolculuk yapan iki genç çarpar. Hemen aklına Söğütlüçeşme gelir, Kadıköy’de inecek bunlar dersin. Muhafazakârlar genelde marka giyiyorsa Sirkeci’de, sıradan giyinmiş ise Pendik taraflarında oturuyor dersin. Her zaman tutmaz ama zamanla ustalaşırsın bu zanaatta. Fatma kestirmiş gözüne bir hanımefendi. Yetmişli yaşlarda, kırmızı bluz giyen, elinde kitabı, saçları boyalı, tırnakları ojeli bir teyze. Hemen dikilmiş önünde. Demiş ki kendi kendine; “bu kadın Bostancı’da inecek.” Gerçekten de yaklaşmış, Feneryolu’nda inmiş kadın. Belki siz şaşırırsınız ama Marmaray’da mekik çeken biri şaşırmaz böylesi isabetli tespitlere. Şans deyip geçmez, öyle basitçe. Hepimiz arketiplerde ustalaştık artık, öğrenilmiş çaresizlik.</p>
<p>Neyse kadın kalkınca başka vagonlardan koşturup gelen teyzelerin, amcaların gözünün yaşına bakmamış oturmuş boşalan yere. “Çok yoruldum kestireyim artık,” demiş Fatma. Biraz uyumaya kalmasın, düşler dünyasına yeni yeni dalarken, yüzünde bir soğukluk hissetmiş. Arkasından da acı. Şok olmuş, korkuyla sıçramış yerinden. Üzerinde patlamış bir pirinç paketi, yüzünde hissettiği soğukluk ise bir teneke kola. Şokun etkisiyle ne oluyor anlamamış tabii. İki tane adam girmiş birbirine, zaiyat ise alışveriş poşeti. Pirinç paketi akşam yemeğine yetişecekmiş belli ki. Haklarını kaybetmişler Fatma’nın üzerinde. Kavga bitince atmışlar bu adamları Marmaray’dan. Mevzu basit, yer kavgası. Kim oturacak? Ben mi, sen mi? Bacağını çok açtın, kapa. İlk ben dikildim, son sen. Hep aynı mevzular, hep aynı kavgalar.</p>
<p>Yaşar Kemal’in İstanbul’u da bir, Bakkal Ali Abiyle tekstil çalışanı Fatma’nın İstanbul’u da bir. Birileri boğaza methiyeler düzerken, birileri hiç göremeden göçüp gidecek bu mavilikleri. Ama çöktü bir kere bu şehrin tepsine Tevfik Fikret’in “Sis’i”. <em>Uyumaya da devam edecek İstanbul’un canlı yığını, zehirli suyunu yapısına katmış gibi.</em></p>
<div id="attachment_3402" style="width: 1034px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3402" class="wp-image-3402 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-1024x724.png" alt="" width="1024" height="724" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-200x141.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-300x212.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-400x283.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-600x424.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-768x543.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-800x566.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-1024x724.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-1200x848.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/nihal-marmar-1536x1086.png 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><p id="caption-attachment-3402" class="wp-caption-text"><strong>İllüstrasyon: Gülnihal Akbudak</strong></p></div>
<p><a href="https://contextdergi.com/kimin-bu-istanbul/">Kimin Bu İstanbul?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/kimin-bu-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bavul Dergi &#8220;Sokağın Sesi Olmak&#8221; Mottosuyla Yola Çıktı</title>
		<link>https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2023 09:10:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bavul Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bavul; ‘’Hayat bir yolculuktur, yanınızda bulunsun.’’ sloganıyla okurlarına hitap eden, eğlenceli, bilgilendirici, hayatın içinden içerikleriyle edebiyat dünyasından önemli isimleri kadrosunda barındıran bir dergi. Derginin genel yayın yönetmeni Oğuz Alkan’la hem dergi hem de kendisi hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/">Bavul Dergi &#8220;Sokağın Sesi Olmak&#8221; Mottosuyla Yola Çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 88">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Sena Büyükyılmaz, Elif Kabakulak, Özge Karakaya, Rümeysa Doğu</em></p>
<blockquote><p>Bavul; ‘’Hayat bir yolculuktur, yanınızda bulunsun.’’ sloganıyla okurlarına hitap eden, eğlenceli, bilgilendirici, hayatın içinden içerikleriyle edebiyat dünyasından önemli isimleri kadrosunda barındıran bir dergi. Derginin genel yayın yönetmeni Oğuz Alkan’la hem dergi hem de kendisi hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</p></blockquote>
<div class="page" title="Page 88">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Oğuz Alkan’ı kısaca tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü son sınıf öğrencisiyim, yani ben de hâlâ öğrenciyim. Bursa’da doğdum, altı yıldır da İstanbul’da hayatımı sürdürüyorum. Bir yandan Bavul’un genel yayın yönetmenliğini yapıyorum, diğer yandan da Birgün Gazetesi’nde çeşitli içeriklere katkı sağlıyorum.</p>
<p><strong>Bazen hobilerimiz hayatımıza dönüşür, hobi olarak başladığımız şeylere devam ederiz ve hobilerimiz işimiz olur. Sizin bu alana ilginiz nasıl başladı?</strong></p>
<p>Ben çocukluktan beri okumaya ilgiliydim. Ufak tefek yazma girişimlerim de oldu ama başarılı olmadı. Sonrasında Bavul’la karşılaştım ve bir süre sonra Bavul’da editörlük yapmaya başladım. Biraz da denk geldi aslında çünkü ben doğrudan iletişim veya edebiyat alanında eğitim alan biri değilim. Yalnızca iletişim veya edebiyat öğrencileri editörlük yapabilir, dergilerde çalışabilir, gazeteci olabilir gibi şeylerin doğru olmadığını da görmüş oldum, en azından kendi deneyimlerim bana bunu gösterdi.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Editör olmak isteyen kişilerin bol bol okuyup, pratik yapmaları gerektiğini biliyoruz. Sizce bu alanda ilerlemek isteyenler kendilerini nasıl geliştirmeli, önerileriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Böyle konularda öneri vermek zor, bazı şeyler sizin düşündüğünüzden ya da planladığınızdan daha farklı bir şekilde gelişebiliyor. Popüler kültür, sanat, dergicilik, gazetecilik gibi alanlarda çok okumak her anlamda şart. Farklı kaynaklardan okumak şart. Yani sadece edebiyat okumakla veya sadece şiir okumakla iyi bir editör olmak mümkün değil. Çünkü geniş bir bakış açısına, geniş bir felsefi alana ihtiyacınız oluyor. Farklı alanlardan beslenmek, farklı kaynaklardan okumak, bakış açısını zengileştirebilecek okumalar yapmak fayda sağlıyor. Okuduklarımızın hayatımızla nasıl bir ilişkisi olduğunu, hayatımıza neler kattığını görebilmemiz ve bunları idrak edebilmemiz lazım.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Okuduklarımızı kutsamaktan ziyade gündelik hayatla ilişkisini anlamak çok önemli. Yazdığımız her şey aslında gündelik hayattan edindiğimiz bilgilerin işlenmiş halidir. Okurken, farklı kaynaklardan beslenirken bir yandan da gündelik hayatın canlı pınarını sürekli göz önünde bulundurmak gerekiyor. ‘’Bir editör olmak için ne yapılması gerekiyor?’’ sorusunun kesin ve keskin bir tanımı var mı bilemem çünkü editörlük, çok fazla şey üzerinde denge kurmayı ve doğru kararlar verebilmeyi gerektiriyor. Yazar değilsiniz, okurun karşısına doğrudan çıkmıyorsunuz. Bir yazar okurun karşısına çıkıyor ama siz yazarın okurla karşı karşıya gelmeden önce son düzenleyicisi oluyorsunuz. Yazar okur ilişkisini düzenleyen konumundasınız. Biraz hassas ve kritik bir denge. Öte taraftan metinle yazarın da arasına girmiş oluyorsunuz. Bu tür dengeleri iyi ayarlamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Hayatın her alanında zorluklarla karşılaşıyoruz. İnsanları yaşadığı zorluklar daha güçlü hale getiriyor. Sizin iş hayatında karşılaştığınız zorluklar neler oldu? Öğrencilere iş hayatıyla ilgili verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?</strong></p>
<p>Yaptığım işte beni en zorlayan şey sürekli yeni bir fikir bulma zorunluluğu. Zaman zaman kendimi tekrar ettiğim hissine kapıldığımda hayli sancılı dönemler geçiriyor ve bu dönemlerde kendi ilgilerimi olabildiğince farklılaştırmaya çalışıyor, farklı alanlara yöneliyorum. Bir de derginin matbaaya gitmeden önceki son dakikaları da çok sancılı oluyor. Bu anlarda stresi iyi yönetebilmek gerekiyor.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Yola çıkış mottomuz, sokağın sesi olmaktı</h4>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Sokak ile edebiyatı harmanlayan bir dergi söyleyin deseler aklımıza ilk gelen dergi Bavul olur. Bavul dergisini bazen öğrencilerin sorunlarını dinlerken, bazen bir apartmanın kapıcı dairesinde, bazen de bir çöp kutusunun yakınında görüyoruz. Sokak ile edebiyatı buluşturan bu derginin ismi nereden geliyor?</strong></p>
<p>Yola çıkış mottomuz sokağın dergisi ve sesi olmaktı, bunu da uzun süre iyi bir şekilde yaptığımızı söyleyebiliriz. Hiç tanımadığınız insanların hikâyelerini Bavul’da görebilirsiniz. O insanların varlığının tanınmasına yardım ediyor ve hayat bir yolculuktur diyerek bu insanlara yolculukta yanınızdayız demiş oluyoruz.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Samimi ve herkesin kendinden bir şeyler bulabildiği bir dergiyi yönetiyorsunuz. Bu samimiyetin arka planında ne var? Bavul’da iş akışı nasıl ilerliyor?</strong></p>
<p>“Samimi” yorumunuz sevindirici. Ben bunu tüm popüler kültür, sanat dergileri için çok az söyleyebilirim. Bizim gibi dergilerin iyi yaptığı şeylerden bir tanesi de okur ile yayın, yazar, yayıncı arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmış olması. Bunda sosyal medyanın da etkisi var. Okur, temas edebildiği şeyle daha rahat iletişim kurabiliyor. Biz de yola çıkarken ‘’Hayat bir yolculuktur, yanınızda bulunsun.’’ fikri ve sokağın dergisi olma mottosuyla yola çıktık. Bu samimiyet bizim varoluş koşullarımızdan. Eklemem gerek; Bavul, 2015 yılının ekim ayında, Bergen kapağıyla ilk sayısını yayımladı. Öncesinde de uzun bir hazırlık süreci var. Bu sürecin arka planına bakarsak göreceğimiz şey o dönemin Türkiye’sidir. 2013 yılında Gezi’den sonra ‘’sokak’’ gerçek anlamda hayatın kalbi haline gelmişti ve uzunca bir süre böyle devam etmişti. Biz de o deneyimden çok şey öğrenmiş ve öğrendiklerimizi dergide hayata geçirmeye çabalamıştık.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2463 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-249x300.jpeg" alt="" width="249" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-200x241.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-249x300.jpeg 249w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-400x482.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-600x722.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-768x925.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-800x963.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-850x1024.jpeg 850w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-1200x1445.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-1276x1536.jpeg 1276w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1.jpeg 1661w" sizes="(max-width: 249px) 100vw, 249px" /><strong>Bavul Dergisi’nin kapağında her ay farklı kişileri ve alıntılarını görüyoruz. Derginin kapak içeriğini etkileyen unsurlar nelerdir?</strong></p>
<p>Birkaç şey var. Örneğin yakın dönemde gündeme gelen şeyleri kapağa yansıtmaya çalışıyoruz ama buradan biraz farklılaşmaya çalıştığımızı söyleyebilirim. Türk edebiyatında yer edinmiş şair ve yazarları kapağımıza taşıdık. Son dönemde ise sanat dergilerinin çok üzerinde durmadığı ama sanatının, edebiyatının bilinmesinde fayda olabileceğini düşündüğümüz isimleri kapağımıza taşımaya çalışıyoruz. Bir konu, bir konsept üzerinden ilerliyoruz.</p>
<p>Örneğin savaş gündemi olduğunda kapağımıza Picasso’nun ‘’Guernica’’ tablosunu koyduk. Savaş karşıtı bir resim koyarak gündeme tepkimizi böyle gösteriyoruz.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Dergide yer alacak yazıları nasıl belirliyorsunuz?</strong></p>
<p>İki türlü gerçekleşiyor. Birincisi, bizim yazar kadromuzun ne yazacakları önceden belirlenmiş oluyor. İkincisi, kapağımızda seçtiğimiz isim hakkında geniş bir dosya hazırlıyoruz. Yeri geldiğinde yakınlarından bazı konular hakkında bilgi alıyoruz, spot cümleler seçiyoruz. Bir de çizerlerimiz var, onların yaptığı çizimler de yazılara destek oluyor.</p>
<div class="page" title="Page 90">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4></h4>
<h4>“Sosyal medyada çok takipçili olmanız ya da gönderilerinizin çok fazla etkileşim alması tirajlarınıza doğrudan yansıyan bir şey değil. Bu elbette şart değil, sosyal medyadan takip ettiği bir şeyi almak zorunda değil kimse. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sosyal medyanın bazen yanıltıcı olabildiğini gözden kaçırmamak gerek.”</h4>
<div class="page" title="Page 90">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Dergilerde çok aktif bir süreç olduğunu biliyoruz. Yazılar nasıl toplanıyor, dağıtımcı nasıl çalışıyor, maliyet hesabı nasıl yapılıyor&#8230; Bunların hepsi çok önemli. Bir dergi nasıl ortaya çıkıyor?</strong></p>
<p>Sürecin ilk aşaması belli başlı noktalara yoğunlaşmayı gerektiriyor. Kapakta neye ya da kime yer vereceğiz, bu konuyu nasıl bir bağlamda işleyeceğiz gibi sorular etrafında fikirleri ve önerileri ekipçe tartışıyoruz.</p>
<p>Bu süreç bazen tahmin ettiğimizden çok daha uzun sürebiliyor. Bana kalırsa işin en zor kısmı da bu fikir üretme aşaması. Kapağımızı ve dosyamızı nasıl oluşturacağımızı netleştirdikten sonra bu konuda iletişime geçmeyi planladığımız isimlerle konuşuyoruz ve onlardan yazılar, görüşler alıyoruz. Öte taraftan dergimizin yazar kadrosu da var. Onlar da her ay düzenli olarak yazıları bize iletiyorlar. İletişimde kalıyor ve yazdıkları hakkında fikir alışverişinde bulunuyoruz. Her ay yeni bir konuda hakkında yazı üretmek gerçekten zor, zaman gerektiren bir iş ancak tüm bu fikir alışverişleri bizleri daha üretken ve yaratıcı yapıyor. Tüm yazılar ve o yazılara yapılacak çizimleri toparladıktan sonra derginin mizanpajı kalıyor. Yazıların sıralaması, sayfalara yerleştirilmesi, görsel tercihleri, sayfa düzeni gibi işleri de grafiker arkadaşlarımızla gerçekleştiriyoruz.</p>
<p>Düşündüklerimizi somutlaştırmaya, görsel hale getirmeye uğraşıyoruz. Bu kısmı da halledince dergiyi matbaaya gönderiyoruz. Basıldıktan sonra da dağıtımcı aracılığıyla Türkiye’nin her yerine ulaştırılıyor. Biz de derginin nerelere gittiğini, hangi bölgelerde talebin yoğunlaştığını, hangi bölgelerde ilginin azaldığını dağıtımcının bize ilettiği raporlardan takip ederek analiz ediyoruz. Buna uygun olarak da hem dağıtım planlarımızı güncelliyoruz hem de eksik bıraktığımızı düşündüğümüz noktaları tamamlamaya çalışıyoruz. Elbette tüm bu sürecin çok ciddi bir maliyeti var. Çalışanların maaşları, baskı ve dağıtım maliyetleriyle diğer tüm giderler artık dergi yapmayı neredeyse imkânsız kılıyor. Bir derginin yapım maliyeti birkaç yıl öncesine oranla inanılmaz derecede arttı. Kâğıt fiyatları ve dağıtım maliyetleri bütün yayıncıların olduğu gibi bizim de karşılaştığımız en büyük zorluklardan birisi. Tüm bu olumsuzluklara rağmen derginin fiyatını herkes için ulaşılabilir bir noktada tutmaya çalışıyoruz. Bu konuda tek güvencemiz de okurlarımız, onlara bir teşekkür borçluyuz.</p>
<div class="page" title="Page 90">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Sosyal medya günümüzde daha geniş kitlelere ulaşmayı sağlıyor. Sizce sosyal medyanın okurlarla iletişim ve derginin tanıtımı için önemi nedir?</strong></p>
</div>
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2465 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-227x300.jpg" alt="" width="227" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-200x264.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-227x300.jpg 227w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-400x528.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-600x792.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759.jpg 682w" sizes="(max-width: 227px) 100vw, 227px" />Okurla mesafemizi olabildiğince kaldırma isteğimizde sosyal medyanın büyük bir payı var. Okurlar dergiyle ilgili bütün fikir ve görüşlerini bizimle sosyal medya hesaplarından bir şekilde paylaşabiliyor, biz de bu sayede gerçekçi geri dönüşler almış oluyoruz. Ayrıca sosyal medya hiç bilmediğimiz insanların etki alanına girebilmemizi de sağlıyor. Bunlar elbette iyi yanları. Diğer taraftan, sosyal medyada çok takipçili olmanız ya da gönderilerinizin çok fazla etkileşim alması tirajlarınıza doğrudan yansıyan bir şey değil. Bu elbette şart değil, sosyal medyadan takip ettiği bir şeyi almak zorunda değil kimse. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sosyal medyanın bazen yanıltıcı olabildiğini gözden kaçırmamak gerek.</p>
<p><strong>2022’yi bitirdik. Bavul Dergisi 2022 hedefleri doğrultusunda başarılı bir yıl geçirdi diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Böylesine zorlu bir süreçte bir şekilde ayakta durabilmeyi başarabildik. Ekibimize yeni yazarlar, yeni çizerler katıldı ve hep beraber ilerliyoruz. Bence fena bir yıl olmadı. Hayat bir yolculuktur ve biz de yürümeye devam ediyoruz.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/">Bavul Dergi &#8220;Sokağın Sesi Olmak&#8221; Mottosuyla Yola Çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
