<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/bilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/bilim/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 12:54:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Risk Toplumunda Bilim İletişimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 11:03:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstri Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ulrich Beck]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3626</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen İllüstrasyonlar: Sıla Gündüz Günümüzde karşılaştığımız risklerin yaratabileceği tahribatın ne kadar farkındayız? Tehlikede miyiz? Korkuyor muyuz? En önemlisi, gerçekten emniyette miyiz? 1944’te Almanya’da doğan Ünlü Sosyolog Ulrich Beck’e göre yaşadığımız toplum, geçmiş yüzyıllardaki toplumsal yapılardan farklı olarak “korku” ve “bilinmezlik” duygusunun egemen olduğu bir döneme evrilmiş durumdadır. Beck, bu dönüşümü “risk toplumu” olarak adlandırır  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/">Risk Toplumunda Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></strong></h1>
<h1><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-3644 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1-scaled.jpg" alt="" width="1829" height="2560" /></h1>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyonlar: Sıla Gündüz</em></p>
<p>Günümüzde karşılaştığımız risklerin yaratabileceği tahribatın ne kadar farkındayız? Tehlikede miyiz? Korkuyor muyuz? En önemlisi, gerçekten emniyette miyiz? 1944’te Almanya’da doğan Ünlü Sosyolog Ulrich Beck’e göre yaşadığımız toplum, geçmiş yüzyıllardaki toplumsal yapılardan farklı olarak “korku” ve “bilinmezlik” duygusunun egemen olduğu bir döneme evrilmiş durumdadır. Beck, bu dönüşümü “risk toplumu” olarak adlandırır ve 1989’da yayımladığı kitabıyla bu kavramı derinlemesine anlatır.</p>
<p>Beck’in yaklaşımına göre modernleşme tek bir dönemden ibaret değildir. Nasıl ki 19. yüzyılda modernleşme, kemikleşmiş tarım toplumunu tasfiye edip sanayi toplumunu ortaya çıkardıysa, bugün de sanayi toplumu modernliğin sürekliliği dahilinde başka bir biçime, yani risk toplumuna dönüşmektedir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Beck tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin ilk yarısını “klasik sanayi toplumu” olarak adlandırır. İkinci yarısının ise modernleşme, bilim ve teknolojik gelişmelerin hızlı bir şekilde ilerlemesi ile “risk toplumuna” dönüştüğünü söyler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Risk her dönemde vardı ancak Beck’e göre sanayi toplumuyla birlikte risklerin boyutu, içeriği ve etkileri tamamen değişti. Tarım toplumunda karşılaşılan riskler genellikle yerel, sınırlı ve öngörülebilirdi. O dönemde insanlar açlıkla veya kıtlıkla mücadele ediyordu. Bugün ise düzenli endüstriyel üretim, açlığı azaltırken yerini küresel çapta sorun teşkil eden daha tehlikeli belirsizliklere bıraktı.</p>
<p>Sanayi toplumuyla birlikte maddi refah artışı, kapitalizmin büyüyen sermayesi ve teknolojinin hızı, çok boyutlu ve öngörülemez riskleri de beraberinde getiriyor. Bu riskler yalnızca bireyleri değil, tüm insanlığı etkileyen küresel sonuçlar doğurabilecek, saatli bir bomba gibi kapımızda bekliyor.</p>
<p>Christoph Kolomb’un Amerika’ya yaptığı keşif yolculuğunda aldığı risk sadece kendisini ve mürettebatını ilgilendiriyordu. Ancak günümüzde nükleer bir kazanın, radyoaktif bir sızıntının, biyogenetik bir müdahâlenin sonuçları yalnızca bir ülkeyi değil, tüm dünyayı geri dönülmez şekilde etkileyebilecek bir güce ulaşmış durumda. Teknolojinin hızlı ve kontrolsüz gelişimi, üretimin artışı ve medyanın toplumlar üzerindeki etkisi, riskleri bireysel olmaktan çıkarıp küresel bir tehlike haline getiriyor. Kanada’daki bir felaket İskandinavya’yı etkileyebiliyor, atmosfere yayılan çeşitli kimyasal gazlar, asit yağmurları hâlinde geri döndüğünde tüm dünya tehlike altına girebiliyor. Sanayi toplumunun üretim süreçleri yalnızca mal üretmiyor, aynı zamanda risk de üretiyor.</p>
<p>Beck’e göre modern toplumda yaşamak artık başlı başına riskli bir kavramdır. Çünkü klasik sanayi toplumunun tahmin edilebilir ve düzenli yapısının yerini belirsiz bir dünya alıyor. Bu belirsizlik içinde yaşamak, insanlarda korku ve endişeyi büyütürken güvende olma ihtiyacını da artırıyor. Tıpkı teknolojik gelişmelerin yarattığı tehlikeler gibi bilimin büyüsü de böyle bozuluyor. Risk toplumunda, bilim insanları da ürettikleri bilginin doğurabileceği tehlikeleri denetleyemez hâle geliyor. Örneğin biyoteknoloji, hastalıkların tedavisi için çığır açıcı çözümler üretirken aynı zamanda genetiği değiştirilmiş organizmaların ekolojik dengeyi bozma riski veya biyolojik silahların geliştirilmesi gibi ciddi tehditleri de beraberinde getiriyor. Beck, risk toplumunda bilimin paradoksunu şöyle açıklar: “Modern toplum, riskleri üretirken aynı zamanda onları denetleme vaadinde bulunur; ama bu riskler öngörülemez ve kontrol edilemez hâle gelir.”</p>
<p>2015 yılında hayatını kaybeden Ulrich Beck, belirsizlikler ile baş başa kalan risk toplumu insanlarının, geçmiş yıllarda yaşadığı pandemi sürecine şahit olamamış ancak ortaya attığı “risk toplumu’’ kavramı ile kendisi sık sık atıfta bulunulan bir isim olmuştu. 2019’da Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan, tüm dünyanın etkilendiği ve 7.010.681 hastanın hayatını kaybettiği Koronavirüs pandemisi, yakın zamanda küresel çapta yaşadığımız en büyük virüs salgınıydı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>21. yüzyılın başında bilim ve teknolojinin sağladığı ilerlemeler, sağlık alanında büyük umutlar vaat ediyordu. Antibiyotikler, aşılar, genetik mühendislik… Tüm bunlar hastalıkları yok edebileceğimizi düşündürüyordu. Ancak bir virüsün Çin’in bir şehrindeki hayvan pazarından çıkıp, haftalar içinde dünyanın dört bir yanına yayılması, küreselleşmenin ve modern teknolojilerin ulaştığı risk boyutunu gözler önüne sermişti. Haftalarca evlerimize kapandığımız, yakınlarımızı kaybettiğimiz bu zorlu süreçte bilim insanları tedavi, aşı ve bilgi üretmek için mükemmel bir hızda çalışıyorlardı. Hepimiz televizyon karşısında olan biteni dinliyor, korku ve endişe ile yazılı medya ve sosyal medyadan süreç hakkında bilgi almaya çalışıyorduk. Ancak medyada sık sık değişen açıklamalar, dezenformasyonun artması ile doğru bilgiye ulaşımın zorlaşması, evrimleşen virüs haberleri, çelişkili önlemler, halkın gözünde bilimsel bilginin istikrarlı ve güvenilir imajını zedeledi. Pandemi sürecinde bilim insanlarına ve kurumlara duyulan güven dünya genelinde sarsıldı. İnsanlar aşıların etkili olup olmadığına, virüsün nereden çıktığına, alınan önlemlerin işe yarayıp yaramadığına dair derin bir şüpheyle karşı karşıya kaldı. Fakat resme büyük çerçeveden bakıldığında, bilim her ne kadar riskleri üretse de bu riskleri fark edebilmemiz ve yönetebilmemiz için yine bilimin kendisine ihtiyaç duyuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3645 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-17-Tem-2025-16_03_38-kopya.jpg" alt="" width="1536" height="1024" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir <i>Yin Yang</i> gibi sorunu da çözümünü de içerisinde barındıran bu durumun üstesinden gelebilmek için ise bilim iletişimi her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Risk toplumunda iletişim ne kadar şeffaf yapılır ve toplumla arasındaki mesafe empati yoluyla kapatılırsa, karşılaşabileceğimiz belirsiz tehlikelerle baş etme yöntemlerimizi de o kadar hızlı ve etkili geliştirebiliriz. Riskler her dönemde var olmuştur ve var olmaya devam edecektir; bu sebeple bilim iletişiminde hem risklerin kendisi hem de bu risklere karşı alınabilecek önlemler topluma açık ve anlaşılır bir şekilde aktarılmalıdır. Örneğin; nükleer enerji, modern toplumlara önemli katkılar sunarken aynı zamanda ciddi riskler de barındırır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Düşük karbon salımı iklim değişikliğiyle mücadelede bir araç olarak öne çıkar ve kesintisiz, yüksek miktarda elektrik üreterek modern yaşamın ihtiyaçlarını karşılar. Ancak dezavantajlarına gelindiğinde 39 yıl önce yaşanan Çernobil Faciasından bahsetmek daha doğru olacaktır: 26 Nisan 1986’da Sovyetler Birliği’nde, Ukrayna’nın Pripyat kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlama dünyanın en büyük nükleer kazalarından biriydi. Reaktör patlaması sonucu oluşan radyoaktif serpinti yalnızca Sovyetler Birliği’ni değil, Avrupa’nın büyük bölümünü etkileyerek yüz binlerce insanın tahliye edilmesine ve çevresel kirliliğe yol açtı. Yıllar süren sağlık taramaları ve araştırmalar, özellikle tiroid kanseri başta olmak üzere radyasyona bağlı hastalıklarda yıllarca etken rol oynamıştı. Nükleer enerji ve hayatımızda öngörülemeyen tüm risk kaynaklarının yararları ve tehlikeleri konusunda şeffaf bir iletişim yürütmek, halkın karar alma süreçlerine katılımını güçlendirir ve güven ortamını pekiştirecektir.</p>
<p>Bilimsel yöntemler bugün riskleri tümüyle ortadan kaldırmakta zorlanıyor olabilir; ancak bu risklerin fark edilmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi yine bilimsel düşünce ve etkin bilim iletişimi sayesinde mümkün olacaktır. Dünya nüfusu hızla artarken beslenme, sağlık, enerji ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için bilim ve teknolojinin gelişmesi bir zorunluluktur. Tarımsal verimlilikten modern tıbba, yenilenebilir enerji kaynaklarından iletişim teknolojilerine kadar pek çok yenilik, insanlığın artan ihtiyaçlarını karşılamak için gereklidir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bilim iletişimi, toplumla bilim arasındaki mesafeyi azaltırken bizlere düşen en büyük görev ise medya okuryazarlığıdır; çünkü toplumun doğru bilgiye erişebilmesi, kaynakları eleştirel süzgeçten geçirebilmesi ve yanlış ya da eksik bilgilere karşı direnç geliştirebilmesi, bilim iletişiminin etkili olmasını ve toplumsal güven ortamının oluşmasını sağlar. Bu ortamın oluşmadığı senaryo ise risk toplumunda karşı karşıya olduğumuz tehlikelerin getirilerinden daha büyük olcaktır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bilim ile toplum arasındaki mesafenin artması yalnızca bireysel belirsizlikleri değil, toplumsal düzeyde korkuyu, sahte bilimi ve komplo teorilerini besleyerek daha büyük risklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu nedenle bilim iletişimi yalnızca bilgiyi aktarmak değil, toplumu ortak bir paydada buluşturarak risk toplumunda gerçek bir emniyet duygusu yaratmak adına en güçlü araçtır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/">Risk Toplumunda Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Okuryazarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Ağcaı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3579</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3591" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg" alt="" width="2167" height="1086" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-600x301.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-768x385.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-800x401.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1024x513.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1200x601.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1536x770.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg 2167w" sizes="(max-width: 2167px) 100vw, 2167px" /></p>
<blockquote><p>Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar pek çok konunun yanı sıra, bilimi halk için anlaşılır kılma çabasının Türkiye’deki en güçlü temsilcilerinden biri Çağrı Mert Bakırcı anlatıyor.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nın hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz? Hangi ihtiyaçtan doğdu? Nasıl bir serüveni var?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Çağrı Mert Bakırcı:</i></b> Evrim Ağacı, benim ODTÜ yıllarımda başlayan bir serüven. Ben orta sınıf bir ailede büyüdüm. Aydın ve ilerici bir aileydik. Bu benim için bir avantajdı. Ailem bana ilgimi çeken her türlü kitabı aldı ve sağlam bir okuma kültürü aşıladılar. Sadece çekirdek ailem de değil, uzak akrabalarımın birçoğu da eğitimli ve aydın kişilerdi. Örneğin eniştem bana sürekli TÜBİTAK kitapları alıyordu ve bilimkurgu filmlerine götürüyordu. Böyle bir ortamda yetiştiğim için, 2007’de ODTÜ’ye girdiğimde “evrim” konusu benim için sıradan bir bilimsel olguydu. Hakkında bir tartışma olduğundan pek de haberdar değildim. Bu konunun bilim camiasında cam kadar berrak olmasına rağmen halk arasında çok tartışmalı olduğunu gördüm ve ilk kez evrim-karşıtı kültlerle tanıştım. O noktada bir şeyler yapılması gerektiğine kanaat getirdim. Birkaç topluluk kurma ve yönetme girişimimden sonra ODTÜ Biyoloji Bölümü’ndeki arkadaşlarımla Evrim Ağacı’nı kurduk.</p>
<p>Bu arada ben ODTÜ’de Makina Mühendisliği okuyordum ama gönlümden geçen hep biyoloji olduğu için biyoloji bölümünden de dersler almaya başlamıştım. Önceleri birbirimizi biyoloji sınavlarına hazırladığımız bir öğrenci topluluğu olan Evrim Ağacı, sonrasında Türkiye’nin dört bir yanındaki liselerde ücretsiz eğitimler veren ve sosyal medyada insanların bilime dair sorularına sağlam cevaplar üretebilen bir mecraya dönüştü. Bir bakıma açılan bilim boşluğunu dolduruyorduk.<span class="Apple-converted-space">  </span>Süreç boyunca ben nereye gittiysem Evrim Ağacı da oraya geldi. Doktora için Texas’a gittiğimde, internet sitemizi büyütme fırsatı buldum. Burada eşimle tanıştıktan sonra bir yol ayrımına geldik. Ya ikimiz de doktoralarımız bittiğinde akademide kalacak ve Evrim Ağacı’nı yarı yolda bırakacaktık ya da Evrim Ağacı’nı meslek edinecek ve akademik kariyerden vazgeçecektik. O noktada sekiz yıldır sürdürdüğüm ve Türkiye’ye çok büyük faydalar sağladığını bizzat gördüğüm bir proje olduğu için Evrim Ağacı’nda devam etmede karar kıldık. İkimiz de bu işi büyütmek için çabalamaya başladık.<span class="Apple-converted-space"> </span>Aradan geçen 15 seneden sonra Evrim Ağacı; Türkiye’nin en çok ziyaret edilen, en bilindik, en güvenilir bilim iletişimi platformuna dönüştü. Tabii bu aşırı kısaltılmış bir özet, süreç boyunca sayısız kitap yazdık, etkinlik yaptık, dallarımızı kimsenin ulaşamadığı yerlere ulaştırdık. Değişen dünya şartlarına adapte olarak yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Günümüzde bilimsel araştırmalara ücretsiz bir şekilde ulaşmak zorlaşıyor. Siz bilimsel verileri hangi yöntemlerle topluyorsunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B:</i></b> Bildiğim bütün yolları kullanarak ulaşmaya çalışıyorum. Bazen arkadaşlarımın akademik e-postaları üzerinden erişim sağlamam gerekebiliyor. Birçoğunu Google Scholar’da kendi hesabımdan da okuyabiliyorum. Şu ana kadar hiçbir makaleye para ödemedim, asla ödemem. Böylesi bir akademik sömürü düzenine tek kuruş kaptırılmamalı. Başka yollar var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3585 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Alper Akkaya:</i></b> <b>Sci-Hub, Libgen, Unpaywall gibi gri alanlara düşen kaynakların kullanılması etik açıdan uygun mu? Korsan ve fikri mülkiyetler hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, uygun. “Eğer satın aldığın şeylerin sahibi olamıyorsan, korsan kullandığın şeylerin de hırsızı değilsin.” diye bir söz var. Burada biraz bu geçerli, biraz da başka faktörler&#8230; Çünkü dergilerin makale başına aldığı absürt miktarlar, o makaleye sadece dijital bir erişim hakkı sağlıyor. Bu ciddi miktarları tekil araştırmacıların cebinden çıkarıp ödemesi imkânsız. Bakın zor demiyorum, imkânsız. Evrim Ağacı’nda biz bir ayda belki 500 kadar makaleden faydalanıyoruz. Bunların her birine 40-50 dolar ödeyecek olsak bir ayda batardık. “Ee o makaleler kolay çıkmıyor, tabii ödeme yapılacak.” diye düşünen varsa, düşünmesin. Birincisi, o araştırmaların yüzde 50’sinden fazlası vergilerimizden ayrılan fonlarla yapılıyor. Ben ABD’de de vergi ödediğim için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Dolayısıyla ödeme duvarlarının ardına saklanması yasadışı. İkincisi, para akademisyenlere veya o makaleleri yayından önce değerlendiren hakemlere gidecek olsa anlardım. Sonuçta Netflix gibi araçlar gelip de zengin bir içerik koleksiyonu için makul bir fiyat sunduğunda herkes korsandan uzaklaştı, aylık ödemeyi kabullendi. Çünkü ortalama insan bu alışverişin değerini anlayacak kapasitede. Ama akademik dergilere ödenen paralar, akademisyenlere veya hakemlere değil, o dergilerin yöneticilerine gidiyor. Bu yöneticilerin görünürde birçok görevi var ama asıl görevleri, insanların makalelere erişimini suni olarak kısıtlayarak bu maddi ödeme duvarını korumak.<span class="Apple-converted-space"> </span>Dolayısıyla bahsettiğiniz araçlar, insanlığa o akademik dergilerden -en azından yöneticilerinden- trilyonlarca kat daha faydalı siteler. Bilgi güçse ve o bilgi, halkın vergileriyle üretiliyorsa, halkın bilgiye zorla olsa da erişmesi, desteklenmesi gereken devrimci bir harekettir bana göre.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A: </i>Bilimsel bilgiyi kamuya ulaştırırken teknik dili sadeleştirmek nitelik kaybı yaşanmasına sebep oluyor mu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Nitelikten kastımızın ne olduğuna bağlı. Eğer ki “nitelik” derken kastettiğimiz anlatılan şeyin bilimsel derinliği ise, evet. Tanımı gereği popüler bilim, akademik bilime nazaran nitelik kaybına neden olur. Ama akademik bilimin söylediğini anlayamadıktan sonra, halk için değeri nedir ki? Dolayısıyla eğer ki “nitelik”, ortalamada, daha fazla kişinin o bilgileri kavrayabilmesiyse, gençleri bir sonraki nesil bilim insanlarına dönüştürecek yakıt görevi görmesiyse, hayır. Tam tersine, popüler bilim akademik bilimin niteliğini artırır. Eğer popüler bilimi “isabetsiz akademik bilim” olarak göreceksek, doktora-öncesi eğitimin tamamı çöpe gider. Çünkü lisede öğretilenlerin yüzde 90’ından fazlası, üniversitede öğretilen şeylerinse yüzde 30-40’ından fazlası isabetsiz anlatımlardan ibaret. Burada önemli olan, “öğrenme”nin bir süreç olduğunu anlamakta. Popüler bilim, sıradan bir insanı akademik bilgiye eriştirmek ve akademisyenleri fildişi kalelerinden indirmek konusunda en hayati basamaklardan biri. O meşhur sözü dönüştürecek olursak: “Akademisiz popüler bilim kör, popüler bilimsiz akademi topaldır.”<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de Evrim Ağacı’nda akademiyi olabildiğince doğru ama anlaşılır şekilde halka aktarmak konusunda edindiğimiz sorumluluğu layıkıyla ve Dünya standartlarının bile ötesinde yerine getirmeye çalışıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3581 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg" alt="" width="1080" height="1342" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-200x249.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-241x300.jpg 241w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-400x497.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-600x746.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-768x954.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-800x994.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-824x1024.jpg 824w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Algoritma barajını nasıl aşıyorsunuz? Bu durumda köklü bir mecra olmanızın bir etkisi var mı? Yeni bilim iletişim mecralarının kitlelere erişmesinde algoritma bir bariyer oluşturuyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Sosyal medya “gurularına” sorsanız size sabah akşam algoritma anlatırlar. Ama sosyal medyada kaliteli içerik üretmenin bir numaralı kuralı, algoritmayı çok fazla kafaya takmamaktır. Çünkü İngilizcede “Content is king.” denen bir şiar var. Anlattığınız hikâye ve onu nasıl anlattığınız, sonucun yüzde 95 kadarını belirliyor. Geri kalan yüzde 5 de spesifik sosyal medyaların ihtiyaçları. Mesela YouTube’da video kapağı ve başlık gibi şeyleri düzgün yapıp yapmadığınız. Bir de insanların anlamadığı veya anlasa da takip edemediği en büyük nokta istikrar. Evrim Ağacı durup dururken “köklü” olmadı, istikrarlı olduğu için “köklü” hâle geldi. Benim bu konudaki kuzey yıldızım, bir bilim iletişimcisi değil, bir vlogger; hatta “vlog” denen şeyi büyük oranda icat edip ana-akımlaştıran videograf: Casey Neistat. Casey’nin verdiği en önemli mesaj 3 kelimeden ibaret: “Just keep uploading.” Yani “Yüklemeye devam et.” Bu yazı için de geçerli, video için de geçerli. Eğer sürekli “Neden okunmadı, neden izlenmedi, neden böyle kötü yorum yazdılar?” diye kafaya takarsan, hatta daha fenası, kimse sana kötü bir şey yazmadan, sırf birkaç basit metrikten yola çıkarak karamsarlığa kapılırsan, kesinlikle kaybedersin. Ben algoritmayı bu perspektiften görüyorum. Algoritma denen şeyin içerik üreticisiyle alâkası bile yok. Algoritma, kullanıcıya -izleyiciye veya okura- en çok uyacak içeriği bulmak konusunda özelleşmiş bir yazılım. Dolayısıyla olay kullanıcıda bitiyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İçerik üreticileri olarak bizim görevimiz, en kaliteli ürünü ortaya koyup beklemek. Zaten algoritma bir yerden sonra onu o “niş” denen kitleye ulaştıracak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Zaten bilim kulağa “niş” gibi gelse de eğer ki yılda 500 milyon kere izleniyorsanız, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ilk birkaç yüz sitesinden biriyseniz, sanıyorum niş olmadığınızı söyleyebilirsiniz. Bu sayılar algoritmayı umursamadan yapılan işlerle oluyorsa, belki de bu tavsiyeye kulak vermekte fayda vardır. Her içerikte kendinize sorun: Bu, bu içerik için yapabileceğimin en iyisi mi? Cevap evet ise, bitmiştir. Hayır ise, yapacağınızı biliyorsunuz.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>A.A: </i>Türkiye gündemi sürekli değişiyor. Siz bu değişen gündeme dair içerikler de üretiyorsunuz. Sürekli değişen gündeme yönelik içerik üretmek pratik anlamda sorun yaratıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Türkiye’nin gündemi çok değişiyor, doğru. Ama bu bizi çok fazla etkilemiyor, çünkü bizim gündemle ilişkimiz daha ziyade “konu fikri” noktasında oluyor. Yani “Aa gündemde bu var, bunu çekelim, yazalım.” diye bir dürtümüz yok. Daha ziyade, “İster istemez gündeme baktığımda gördüm ki böyle bir konu da varmış ve insanlar ilgileniyorlar, belki onları bu konuda bilgilendirmek iyi olur.” diyoruz. Yani gündemi o kadar da yakından takip etmiyoruz. Tabii ki gündem de konu kaynaklarımızdan biri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı güncel bilimsel gelişmeleri sunarken, bu olayları kuramsal arka planıyla nasıl bağlam kuruyor? Bilim haberciliği ve bilim iletişimi arasındaki pratik farkı nasıl yaratıyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bilim haberciliği, magazin haberciliğiyle benzeştirilebilir: “Bilmem kim ünlüsü, bilmem nerede görüntülendi!” ile “Bilmem ne parçacığı, bilmem kaç enerji seviyesinde görüntülendi!” arasında pek bir fark yok. Ama bilim haberciliğini bilim iletişimi yapan şey, aslında gazeteciliğin de özünde var olması gereken “bağlam” bilgisi. Mesela ben magazinden anlıyor olsaydım, öyle bir bağlam bilgisi verirdim ki, o bilmem kim ünlüsünün bilmem nerede görüntülenmesinin ne anlama geldiğini okura, izleyiciye tam olarak aktarabilirdim. -sanırım bunu yapan bazı içerik üreticileri var.-<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bizim gazetelerde de bu sorun çok fazla var. Batılı ve Doğulu emsallerine baktığınızda, haberlerin arka plan detaylarının, haberin kendisi kadar derin olduğunu görüyorsunuz ama bizde köklü bir gazetecilik kültürü olmadığı için, üzerine bir de modern dünyanın kolay tüketim dürtüleri bindiğinde berbat bir “gündemizm” oluşuyor. Benim içeriklerimde duyduğum en yaygın negatif eleştiri, “konuyu çok uzattığım” oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Halbuki anlattığım her şey, o 2-3 dakikada bahsedeceğim “Bu arada bu da oldu.” cümlesini beslemeye yarayan arterler. Okur veya izleyici bu yolu benimle birlikte kat ettiğinde, iki dakika sonra unutacağı bir haber başlığından öteye geçmiş oluyor. Keşfedilen o yeni şeyin nasıl keşfedildiğini, neden önemli olduğunu ve kendisiyle ilişkisinin ne olabileceğini kavrıyor. “Öğrenmek” denen şey budur; olguları ezberlemek değil.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı, YouTube, Instagram, podcast gibi çoklu mecraları kullanarak bilim iletişimi yaparken her mecra için ayrı bir içerik yöntemi mi geliştiriyor? Hangi mecra, hangi bilimsel içerik türü için daha etkili oluyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Açıkçası her mecra için o mecraya uygun içerik üretilmeli ki biz de buna özen göstermeye çalışmalıyız. Ama bizde ciddi bir işgücü eksikliği var. Yani Evrim Ağacı’nın şu anki kapsamında rahatlıkla yüz küsür kişilik bir ekip olması gerekirdi. Ama sadece dördü çekirdek olmak üzere sadece on kişiden oluşan bir ekibiz. Tek işi video çıkarmak olan meşhur bilim iletişimcilerinin bile 30-60 kişiden oluşan ekipleri, videografları, editörleri, araştırmacı yazarları, teknisyenleri var. Biz iki kişi video çıkarıyoruz, öyle düşünün. Ama yine de elimizden geldiğince içeriklerimizi mecraya adapte etmeye çalışıyoruz. Video şu anda en popüler mecra ama öğrenme sadece okuyarak mümkün. Dolayısıyla insanlık pek de iyi bir yöne gitmiyor. Bilginin sonsuz, bilenin çok az olduğu bir yöne gidiyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3587 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Hedef kitlenize dair veri var mı? Hangi kitle sizi takip ediyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Çok yakından takip etmiyoruz bunu ama sorduğunuz için YouTube istatistiklerimize baktım. Son bir yılda izleyicilerimizin yüzde 70’i erkek, yüzde 83’ü 18-44 yaş aralığında, yüzde 85’i ise Türkiye’den. Bu bize çok fazla bilgi vermiyor tabii ama genel bir çerçeve çizebilir.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İzleyicilerden gelen yorumlar, sorular ve geri bildirimler yayın politikanızı ve üretim sürecinizi etkiliyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Biraz etkiliyor ancak kısıtlı. Çünkü en nihayetinde Evrim Ağacı’nı kendi ilkelerimizle, kendi politikalarımızla sürdürmeye çalışıyoruz. Mesela takip ettiğimiz ilkeler son on beş yılda hiç değişmedi. Bu, bize entelektüel bir istikrar sağlıyor. Ama tabii ki belli konular talep edildiğinde veya belli noktalarda tekrar eden eleştiriler oluştuğunda, oraları nasıl geliştirebiliriz diye düşünüyoruz. Ama vakaların yüzde 99’unda bu problemleri biz geri bildirim gelmeden fark edip çözüyoruz veya gelen geri bildirimler, sebepleri düzgün bilmeden ya da değerlendirmeden gelen geri bildirimler olduğu için değişimi tetiklemiyor.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Video içerisinde ya da açıklama sırasında kullanılan kaynaklar sadece bilgiyi desteklemek için mi gösteriliyor, yoksa izleyiciye bilimsel yöntemi, kanıt zincirini ve çıkarım sürecini de anlatmaya çalışıyor mu? Sizce bu durum katılımlı bilimi pekiştiriyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Kendimizi kandırmanın anlamı yok. Okurlarda bu oran belki biraz daha az olsa da video izleyicilerinin yüzde 99,99’undan fazlası kaynakları umursamıyor ve bir tanesini bile açıp okumuyor. Kaynak gösterimi bundan daha ziyade akademik bir refleks ve olması gereken de bu. Ola ki biri kaynağı merak edip kontrol etmek veya daha derinlemesine okumak isterse kaynak erişilebilir olmalı. Sitemizdeki makalelerimiz her zaman tam kaynaklı oluyor. Videolar da çoğunlukla makalelerimizden beslendiği için kaynakları videoya daha kısıtlı ekliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ancak talep edildiğinde hepsini verebileceğimiz bir veri tabanımız bulunuyor. Bizim güvenilir kaynaklar kullanma nedenimiz, biri sorarsa hazırda bulunsun diye değil yaptığımız işe saygımızdan. Bizim işimiz, akademide olan biteni halka etkili bir şekilde aktarmak; bunu birincil ve ekstrem güvenilirlikteki ikincil kaynaklar üzerinden yapmıyorsak, doğru bir iş yaptığımızı söyleyemeyiz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>“Küçük bağışçılar” modeli ve Youtube gelirleri sürdürülebilirliği sağlamaya yetiyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bağış modeli sürdürülebilirliğe yetmiyor. Sadece dalgalanan reklam gelirleri için bir “sigorta” görevi görüyor. YouTube gelirleri Evrim Ağacı’nı büyütme konusunda en büyük kaynağımıza dönüştü. Bunda tüketici alışkanlıklarının okumadan izlemeye kaymasının da YouTube’un üretici dostu politikalarının da etkisi büyük. Ama sürdürülebilirlik için çok kaynaklı bir model şart; özellikle de bizim büyüklüğümüzde kanallar için. Daha küçük üreticiler için küçük bağışçılar modeli sponsorlu içeriklerle birleştiğinde gayet güzel çalışabiliyor. Ama büyüdükçe, gelir kaynaklarını da zenginleştirmek gerekiyor. Bunu ilkelerden şaşmadan yapabilmek hayati bir öneme sahip. Biz buna çok özen gösteriyoruz. Destekçilerimiz de sağ olsunlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Yani Evrim Ağacı büyük kolektif bir çabanın eseri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Potansiyel sponsorların bilimsel yayın politikanızla uyumlu olup olmadığı nasıl ölçülüyor? Bu bir kriter mi? Potansiyel sponsorlar ekonomik gelir modelinin nasıl bir kısmını oluşturuyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, belli kriterlerimiz var. Bize gelen sponsorların yarısından fazlasını reddediyoruz. Çünkü bizim kullanacağımız ürünler sunmuyorlar veya okurlarımıza ve izleyicilerimize zarar verebilecek ürünlere sahip oluyorlar. Bu demek değil ki kabul ettiğimiz markaların hepsi sütten çıkmış ak kaşık.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Öyle bir marka var mı, kaldı mı? Ama biliyorsunuz bazı markalar var ki, eşelediğinizde illa ki altlarından sorunlar çıkacak olsa da halk nezdinde artık kabul görmüşler. Mümkün olduğunca onlardan sponsorluk almaya çalışıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Orada devreye ne mesaj vermeye çalıştıkları giriyor. Eğer ki bir otel, sunduğu tatil hizmetinden ziyade, iklim değişikliğiyle nasıl “mücadele” ettiğini anlattığı bir mesaj vermeye çalışıyorsa, yani yaptıklarını güvenilir metriklerle bize gösteremiyorsa ve sadece lafta kalıyorsa, o otel ne kadar güvenilir olsa da mesajlarını reddediyoruz. Zaten biz öyle eğlence içerikli bir “influencer” olmadığımız için, bize gelen de az oluyor. Dolayısıyla, sponsorlu içerikler de bizim gelirlerimizin çok azını oluşturuyor. O nedenle kimsenin parasına boyun eğmek zorunda kalmıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3588 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nda Kreosus üzerinden gelen kullanıcı desteği, içerik planlamasını hangi ölçüde etkiliyor? Destekçilerin ilgisine göre içerik yöneliminde (örneğin evrim, iklim, kuantum) ağırlık kaymaları yaşanıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Hayır, pek sayılmaz. Sadece belli seviyelerde destek olanlar video içerik taleplerinde bulunabiliyorlar ama bunlara da kısıtlı şekilde öncelik veriyoruz. Bu noktada destekçilerimizle aramızda çok özel bir bağ var ki Patreon gibi “çıkar-amaçlı” modellerin aksine, Kreosus’u da tam olarak bu bağ üzerine inşa ettik. Destekçilerimizin yüzde 99,9’u bizden özel bir şey bekleyerek bize destek olmuyorlar. Evrim Ağacı’nın ilkelerine, misyonuna, vizyonuna, yaptıklarına değer verdikleri için ve bu sürecin bir parçası olmak istedikleri için destek oluyorlar. Bu sayede destekçilerimize sunduğumuz avantajlar oldukça yüzeysel ve göstermelik oluyor. O özel bağı korumaya özen gösteriyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Kreosus modelinde, kullanıcıların uzun vadeli destekçisi kalmasını sağlamak için ne tür aidiyet stratejileri uygulanıyor? Topluluk hissinin bu stratejiye bir katkısı var mı?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Dediğim gibi, çok özel bir şey yapmıyoruz. Destekçilerimizin ezici çoğunluğuna “Evrim Ağacı’na yardım etmiş olmak” yetiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de onların desteklerini, en iyi yaptığımız işi daha da iyi yapabilmek içi kullanıyor, onlara tam olarak istediklerini vermiş oluyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Hep söylediğimiz bir şey var: Bizim için destekçilerimizin finansal sağlığı her şeyin önünde geliyor. Eğer ki bir kişinin bize destek olması kendi finansal sağlığına zarar verecekse, o desteği asla istemiyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Videoyu veya yazıyı tüketsinler, paylaşsınlar, beğensinler bize yeter. Ama okurlarımız ve izleyicilerimiz arasında bize rahatlıkla destek olup gücümüze güç katabilecek çok fazla insan olduğunu da biliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Eğer ki içeriklerimiz onları destek olmaya motive ediyorsa ne âlâ. Etmiyorsa da canları sağ olsun. Biz elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3584" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1401" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-200x109.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-300x164.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-400x219.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-600x328.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-768x420.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-800x438.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1024x561.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1200x657.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1536x841.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İnternet sitesinde üye olan hemen hemen herkes içerik üretebiliyor, içeriklerle etkileşime geçebiliyor mu? İnternet sitesinin ortaya çıkışında katılımlı bilim perspektifi etkili oldu mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, üyelerin hepsi Evrim Ağacı Sosyal’de birbiriyle ve içeriklerimizle etkileşmeye başlayabiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Orada modern ve ilerici bir sosyal medya felsefesi izliyoruz. Tartışmaya, gerilime, negativiteye dayalı değil; değer yaratmaya, bilgiye, kültüre dayalı bir sosyal mecra inşa ediyoruz. Bu yolun çok başındayız ve yapay zekâ sitemizi tamamen öldürmezse, uzun bir yolumuz var. Ama Evrim Ağacı’nda yaptığımız her şey gibi, bu konuda da biz kısa mesafe koşucusu değil,<span class="Apple-converted-space"> </span>maraton koşucusuyuz. Üretmeye devam edeceğiz. Sevgiler, teşekkürler.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manifest, Enerji, Kuantum: Sahte Bilim</title>
		<link>https://contextdergi.com/manifest-enerji-kuantum-sahte-bilim/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/manifest-enerji-kuantum-sahte-bilim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 12:25:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Astroloji]]></category>
		<category><![CDATA[Belirsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Falcı]]></category>
		<category><![CDATA[Göbeklitepe]]></category>
		<category><![CDATA[Kozmik]]></category>
		<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[Manifest]]></category>
		<category><![CDATA[Sahte Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Tarot]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3568</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Betül Özdemir Sosyal medyada ve telefon kapaklarında sık sık karşılaştığımız melek sayıları (777, 111), enerjinizin yüksek olduğu günlerde elde edilen terfiler, dolunaylarda hayatının aşkını bulmak, tutulmaların sonucunda bitirilen dostluklar... Bu kadar anlam yüklenen gezegen olayları neredeyse her hafta olurken, hayatımızda sürekli bir dönüşüm veya değişim iddiası taşır. İnsanların ne zaman diyete başlaması gerektiği, ne zaman  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/manifest-enerji-kuantum-sahte-bilim/">Manifest, Enerji, Kuantum: Sahte Bilim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Betül Özdemir</span></em></span></span></strong></p>
<blockquote><p>Sosyal medyada ve telefon kapaklarında sık sık karşılaştığımız melek sayıları (777, 111), enerjinizin yüksek olduğu günlerde elde edilen terfiler, dolunaylarda hayatının aşkını bulmak, tutulmaların sonucunda bitirilen dostluklar&#8230; Bu kadar anlam yüklenen gezegen olayları neredeyse her hafta olurken, hayatımızda sürekli bir dönüşüm veya değişim iddiası taşır. İnsanların ne zaman diyete başlaması gerektiği, ne zaman aşkı bulacağı, “o günün” hangi gün olacağı söylenir. Neredeyse 8,5 milyar nüfusa sahip olan bu gezegendeki herkesin gerçekten de tek bir günde aşkı bulması size inandırıcı geliyor mu?</p></blockquote>
<div id="attachment_3575" style="width: 382px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3575" class="wp-image-3575 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sahtebilim_tarot-1024x1024.png" alt="" width="372" height="379" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sahtebilim_tarot-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sahtebilim_tarot-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 372px) 100vw, 372px" /><p id="caption-attachment-3575" class="wp-caption-text"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p></div>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #732136;"><b>Astroloji ve Kaderi Tayin Eden Gezegenler</b></span></p>
<p>İnanç dendiğinde akla gelen ilk şeylerden biri de astrolojidir. Her gün, her yerde, her mecrada karşımıza çıkan ve herkes tarafından farklı biçimlerde yorumlanabilen astrolojiye göre, evrende bulunan yıldız ve gezegenlerin hareketleri insanın karakterini ve kaderini etkiler. İçinde yıldızlar ve gezegenler geçtiği için de çoğu zaman bilimselmiş gibi algılanır.</p>
<p>Ancak astrologlar, yanlışlanabilen olguları öngörülerinde kullanmaz; ayrıca gözlem ve deneyle test edilebilir, nesnel verilere dayanan analizler de sunmazlar. İnsanları, her biri bir ayı temsil eden 12 burç etrafında kategorize ederek, gezegenlerin bu burçlarla kurduğu sembolik bağlantılar üzerinden tahminlerde bulunurlar.</p>
<p>Örneğin yengeç burcu çoğu zaman evcimen, hassas, konfor alanından çıkmayı sevmeyen ve ebeveynliğe yatkın bir karakter olarak tanımlanır. Bir astrolog aynı ay için yengeçlerin çok kötü bir dönem geçireceğini söylerken, başka bir astrolog tam tersine, yengeçlerin en şanslı dönemini yaşayacağını iddia edebilir. Eğer kişinin özellikleri ya da yaşanan olaylar burç tanımına uymuyorsa, “yükselen burcuna bak” veya “ay burcuna bak” gibi yeni gerekçelerle açıklanır. Doğum saatine göre çıkarılan uzun ve karmaşık haritalarla da bu tahminler desteklenmeye çalışılır. Astroloji günümüzde öylesine yaygındır ki, kimi insanlar burç uyumunu bahane ederek ilişkilerini bile sonlandırabilmektedir. Oysa bilimsel araştırmalar astrolojinin önermelerini ciddi şekilde sorgulamıştır.</p>
<p>Örneğin Carlson tarafından 1985’te yürütülen deneysel bir çalışmada, astrologların kişilik analizlerinin rastlantısal tahminlerden istatistiksel olarak farklı olmadığı gösterilmiştir. Benzer şekilde Dean’in 2007’de gerçekleştirdiği geniş çaplı meta analiz de, astrologların yaptığı kişilik tanımlamalarının tutarlı ve tekrarlanabilir bir bilimsel temele dayanmadığını ortaya koymuştur. Tüm bu bulgular, astrolojinin insan karakterini veya kaderini belirlediği iddiasının bilimsel olarak desteklenmediğini açıkça göstermektedir.</p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #948137;"><b>Falcılar ve Geleceği Gösteren Objeleri</b></span></p>
<p>Bu hayatta temas edebildiğiniz her şeyin falı mevcut. Bana bir şey göster, sana geleceğini söyleyeyim. Kahve artığın? Neden olmasın. İskambil destesi, tuz falı, ayak falı, krem falı, çivi falı ve daha neler neler&#8230; “Falcılar” baktıkları araç ve objelerden destek alarak sizin geçmişinizi, bugününüzü ya da geleceğinizi tahmin edebildiklerini öne sürerler, “Avuç içinden ne kadar yaşayacağını söyleyebilirim, hayat çizgisini duymuş muydun?”. Bu yorumlar veya tahminler üzerine kurulu öngörü sistemi, özellikle aşırı genel söylemlere dayanmasından ötürü bir olgu gibi algılanabilmesine yol açıyor.</p>
<p>Bu akıl dışı pratiğe örnek olarak üniversiteye giden bir genç verilebilir. Zaten büyük kaygılarla ve büyük beklentilerle gittiği falcıya; okul hayatının nasıl geçeceği, ne gibi zorluklarla karşılaşacağı, nasıl arkadaşlıklar kuracağını sorar. Cevap olarak ise “Çevrende seni kıskanan birileri var”, “Bu sene birkaç dersinde zorlanabilirsin” gibi herkesin hayatında yaşayabileceği zorluklar hakkında aşırı genelgeçer söylemlerle karşılaşırlar. İnandırıcılığı artırmak için bu söylemleri enerji veya aura gibi bilim dışı olan fakat bilimsel terim gibi görünen bazı kavramlara dahi dayandırabilirler. Aslında bu etkinin bilimsel olarak bir karşılığı da bulunmaktadır. Buna “Forer Etkisi” denmektedir. 1948 yılında Bertram Forer öğrencileriyle bir deney yapmaya karar verir. Hepsine bir kişilik testi yapar fakat sonucu değerlendirmez. Bütün öğrencilere aynı hazır metni dağıtır. Metinde kısaca şu yazmaktadır: “Zaman zaman dışa dönüksünüz, bazen ise içine kapanıksınız. İnsanlar sizi anlamakta zorlanabiliyor. Güven kazanmanız zaman alıyor ama birini sevdiğinizde çok sadıksınız.” Metni okuyan öğrencilerine kendi kişiliklerine göre bu yazıyı 1 ile 5 arasında değerlendirmelerini ister ve sınıftan çok yüksek bir puan çıkar. Bu deney bize şunu söylemektedir; fal ve akıl dışı gelecek öngörüleri genelgeçer hayat deneyimlerine dayanır. Baktırdığımız 50 faldan 1’i çıktı diye bu falcının geleceği gördüğü anlamına gelmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_3574" style="width: 2570px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3574" class="wp-image-3574 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_manifest_-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-3574" class="wp-caption-text"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p></div>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #45a7bf;"><b>Tarot ve Geleceği Öngörmek</b></span></p>
<p>Tarot ise karmaşık sistemiyle ve göstergebilimden faydalanan altyapısı ile insanlara daha gerçekmiş hissiyatı verir. Bu geleceği öngören kartlar temelde üzerinde bir takım çizim, sembol ve isimler barındırır. Ancak gerçekte tarot, Kuzey İtalya çevresinde Orta Çağ’ın sonlarına doğru soyluların eğlenmesi için üretilen bir oyundur. Saray ve çevrelerinde “Tarocchi” denilen, 2 ila 6 kişi arasında oynanan bu oyunun amacı ise ellerindeki güçlü kartlarla rakiplerini yenerek puan toplamaktır. Bu durum bugün oynadığımız Monopoly’nin bundan birkaç yüzyıl sonra geleceği öngörmek için kullanılan bir araca dönüşmesine benzetilebilir. Tarot kartlarının üzerinde bulunan fi gürler, ikonlara dayanır. Ölüm, aşıklar, yıldız ve şeytan gibi temsiliyetler taşıyan bu ikonlar kolektif bilinçdışı ve Jung’un arketip kuramı ile ilişkilendirilir. Örneğin; İmparatoriçe kartı anne arketipini temsil ederken kule kartı yıkım, kaos, yeniden gibi anlamlar taşır.</p>
<p>Jung’a göre kolektif bilinçdışı doğrudan erişilemez. Rüyalar, mitler, semboller ve sanat aracılığıyla bize ulaşır. Bu bağlamda, seçilen tarot kartlarının da bilinçdışına ayna tuttuğu ve bilinçdışında zaten var olan imgeleri görselleştirerek bilinç düzeyine taşıdığı öne sürülür. Ne hissediyorsun, ne düşünüyorsun ve bunun sonucunda ne yapmalısın sorularının cevabını taşır. Taşıdığı cevapların ise esnetilebilir olması, ampirik kanıtlara dayandırılamaması, bize yanlışlanabilir ya da doğrulanabilir hipotezler sunamaması sınanabilir olmasına engel olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #800080;"><b>Bilim ve Metafiziğin Sahte Enerjisi</b></span></p>
<p>Ancak enerji, bizim hayatımızla ilgili kararlar veren, kaderimizi değiştiren ya da bizimle mesajlaşabilen bir şeye hiçbir zaman dönüşmemiştir. Buna rağmen ne yazık ki enerjinin tanımı günümüzde bambaşka bir yöne kaydırılarak gerçek dışı, metafizik bir alana taşınmıştır. İnsanlar “enerji” dendiğinde, çoğu zaman bunu metaforik ya da spiritüel bir şekilde yorumlamakta ve hatta bu alanda uzmanlaşmayı hayal etmektedir. Çoğu kişi enerjiyi kozmik güçlerle, örneğin çakralarla, Qi/Chi kavramıyla, auralarla veya reikiyle ilişkilendirmekte, görünmediği için sadece hissedilebileceğine inanmaktadır. Kişiden kişiye değiştiği iddia edilen bu “enerji” anlayışının soyut ve sezgisel olduğu kabulü, konunun zaten ne kadar bilim dışı olduğunu da ortaya koyar niteliktedir.</p>
<p>Bu kişiler, enerjinin dengede ve akışta olması gerektiğini savunur, bunu meditasyonla, çakralarını açarak ya da dolunay ve tutulma gibi gök olaylarında yaptıkları ritüellerle koruyabileceklerine inanırlar. Enerjilerini bu şekilde beslediklerini veya zarar görmekten koruduklarını düşünürler. Oysa fizik ve matematik gibi pozitif bilimlerin üzerinde çalıştığı enerji kavramı, onların gözünde âdeta bakılması, beslenmesi ve korunması gereken bir evcil hayvan gibi algılanır.</p>
<p>Kendimizi yorgun ya da halsiz hissettiğimizde ortaya çıkan hormonal değişimleri bile enerji ya da nazarla açıklayan insanlar görülebilir. Bu kişiler, bilimsel temelden uzak bir şekilde, yaşamlarını enerjilerinin durumuna göre şekillendirmekte, başkalarının kötü düşüncelerinin dahi “olumsuz enerji dalgaları” yayarak kendilerini etkileyebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle, sözde enerjilerini temizlemek ya da yeniden doğmuş gibi hissetmek için meditasyon, çakra açma ve benzeri uygulamalara sıkça başvurmaktadırlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #339966;"><b>Evrenin Merkezinde Kozmik Kuantum</b></span></p>
<p>İçimizdeki enerjinin bir “kuantum alan” içerdiğini ve<span class="Apple-converted-space"> </span>dönüşüm – değişim geçirdiğimiz dönemlerde bu kuantum enerjisinin bir sıçrama yaşayacağını söyleyerek sizi etkileri altına alabilirler. Oysaki kuantum alan dediğimiz fizik konusu evrenin her bir noktasında bulunan, parçacıkları doğuran dinamik ve dalgalanabilir bir fiziksel sistemdir. Mikroskobik düzeydeki bu parçacıkların ölçümlenebilir ve denetlenebilir olması, konumuzun bilim tarafını desteklerken bu kişiler kuantumun bilinmezliğini bir avantaja dönüştürerek insanları enerji ve meditasyon gibi metafiziksel sistemlerin doğruluğuna inandırmaya çalışır. Şöyle bir örnekle kafamızda kuantum mekaniğini canlandırabiliriz; suya atılan bir taş düşünelim, burada su kuantum alanı oluştururken taşın sebep olduğu dalgalar birer parçacıktır. Modern fiziğinin temeli olan bu konunun enerji başlığının altında spiritüel bağlantı kurulduğunu görmek maalesef şaşırtıcı değil.</p>
<p>İçimizdeki herhangi bir görülemeyen ve ölçülemeyen enerjinin fizikteki kuantum bağlamından kopararak hayatımıza yön vereceğini düşünmek insanlara bu konuda koçluk yapmak, her şeyin sınırsız potansiyele sahip olduğunu iddia etmek, düşüncenin maddeye dönüşebildiğini söylemek kulağa pek de inandırıcı gelmiyor. Ayrıca spiritüel anlamda kuantumu kullanan insanlar bu alana girdiklerinde şifalanabileceklerini, enerji terapileri ve çekim yasası adı altında yaptıkları manifestlerle hayatına her şeyi en iyi şekilde çekeceklerine inanırlar. Hatta bu alanda özellikle koçluk yapan birçok insan da bulunmaktadır. Bu koçlar tahmin edersiniz ki ne fizik temelli bir eğitim almışlardır ne de bilimsel gerçekliğe dayalı bir şekilde ilerlemektedir. Kuantum adı altında yapılan koçluklar, hayatını yeniden programlayabileceğini, bilinçaltına inerek kuantum düzeyde yeniden yazılabileceği gibi iddialarla karşımıza çıkarlar. Özellikle bilinçaltına inerek kuantum düzeyde bir şeyleri değiştirme durumunu çevremden çok duymaktayım. İnsanların bu yöntemi sigarayı bırakmak, yeme düzenlerini değiştirmek, travmalarını unutmak, aşk acılarını dindirmek için kullandıklarına şahit oldum. Kendilerini inandırarak çıktıkları bu yolda elbette bir süreliğine etkili olduğuna inanıyorlar çünkü kararsız ve hayatlarında tutunacak bir dal arayan bu insanlar için bir motivasyon kaynağına, emeksiz değişim propagandasına dönüşüyor. Peki kuantum nasıl spiritüalizmin temeline yerleşebildi? Bilinmezlik hissiyle açılan bu kapılar inanç duygusunu besleyerek insanın yanılmasına sebep olabilir. İnsan evrenle bir bağlantısı olduğunu düşünmek ister. Bilimin sunduğu kesin ve net kurallarla pozitivist bir gerçekliğe, spiritüel kuantumun sunduğu esneklik kolay ve uğraşsız olmasından ötürü tercih edilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_3573" style="width: 2570px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3573" class="wp-image-3573 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Sahtebilim_gobeklitepe-2-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-3573" class="wp-caption-text"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük </em></p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #732136;"><b>Uzaylılara Açılan Kapı Göbeklitepe</b></span></p>
<p style="text-align: left;">Bazı popüler kaynaklarda “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe, günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce, Neolitik Çağ’da yapılmış bir yapı olarak, içerisinde birden çok tapınağı barındırır. Dini ve sosyal anlamlarda arkeolojik veriler taşıyan Göbeklitepe, T biçimli sütunlara kazınmış olan insan elleri ve kolları, soyut semboller, üç boyutlu hayvan figürler içerir.</p>
<p style="text-align: left;">Göbeklitepe’nin, anıt taş sütunlarıyla ritüel ve toplumsal organizasyonu destekleyen bir enerji kapısı olduğu da iddia edilir. Yapılan kimi astronomi çalışmalarında, bu sütunların gök cisimleriyle hizalanmış olabileceği öne sürülür. Bu gök cisimlerinden biri de Sirius kuyruklu yıldızıdır. Bu tür görüşler, konuyla ilgili çeşitli spekülasyonların ortaya atılmasına yol açtı. Spiral biçimindeki koridorların yarattığı akustik ahengin, yapının kutsallığını simgelediği düşünülür ve bu nedenle burada çeşitli ritüellerin gerçekleştirildiği öne sürülür. Bazı insanlar, o dönemde yemek olarak tüketilen ceylan, geyik gibi canlı türlerini ritüelin bir parçası olarak kabul eder. Belki de gerçekten öyledir. Fakat bu, Göbeklitepe’nin ruhsal enerjiyi kapsayan bir kuantum alan olduğunu kanıtlar mı? Dünya tarihi açısından büyük öneme sahip bir arkeolojik kalıntı olduğunu kabul etmenin yanı sıra, 2024 yılında çıkan bazı haberler Göbeklitepe’nin bir “enerji merkezi” ve “uzaylıların havalimanı” olduğu yönünde söylemler içeriyordu. Bu seanslar, üç günlük program için 69 bin TL gibi yüksek ücretler karşılığında sunuluyordu. Katılımcılara Sirius Bağlantısı ile 21 Katlı Gizli Boyut Kapısı Açma, Işık Dili ile Üst Versiyon Yüklemesi ya da Korku Protokolü Bozma gibi başlıklarla seanslar öneriliyor, ardından topluca ağlama seansları gerçekleştiriliyordu. İnsanlara geçmişteki benlikleriyle bağlantı kuracakları ve Göbeklitepe üzerinden içsel yolculuk yapacakları anlatılıyordu. Seanstan sonra ise Göbeklitepe çevresinde toplanarak birikmiş duygularını dışarı kusmaları bekleniyordu. Bu tarz uygulamalar, bilim dünyasında tepki toplarken, Sözcü Gazetesi’nde (20 Eylül 2022 tarihli haber) ve Cumhuriyet Gazetesi’nde (21 Eylül 2022 tarihli haber) yayımlanan haberlerde de detaylıca yer bulmuş, kültürel mirasın ticari amaçla istismar edildiği vurgulanmıştı.</p>
<p>Bu olaylara daha fazla sessiz kalamayan Patara kazısı başkanı arkeolog Prof. Dr. Havva İşkan Işık “Eğer şifa arıyorsanız, bu şifa Göbeklitepe taşlarında değil, psikiyatristlerde bulunur” dedi. İnsanların bilime ulaşmalarına engel olduğunu çok net bir şekilde kanıtlayan açıklamalar ışığında; bu gibi inançların bilimsel kazı alanların zarar verdiğini ve bölgede bulunan en ufak taşın bile kutsal görülmesine sebep olduğunu, buna inanan insanların fırsatı varsa bu bölgelere giderek kaçak kazı ve dinamit patlatma gibi eylemler gerçekleştirilerek o alanların tahrip edildiğini de cümlelerine ekledi. Enerji, kuantum alanı, içsel yolculukları destekleyen kelimelerin gücüne inanan başka bir popüler kültür ögesi de Manifest kavramıdır. Manifest kelime anlamı olarak açık, belirgin ve kolayca anlaşılabilir bir ifade olarak tanımlansa da, inanç bağlamında bambaşka bir anlam yüklenir. Manifest savunucuları, arzu ettikleri bir şeyi olmuş gibi dile getirerek ve “enerjisini yayarak” evrenden talep edebileceklerine inanırlar. Bu süreçte, düşüncelerin yarattığı bir tür “çekim yasası” olduğuna dair bir kabul vardır. Ancak çekim yasası kavramı, elektromanyetizma gibi fiziksel bir kanuna dayalıdır. Dolayısıyla manifest düşüncesini gerçek bilimsel yasalarla temellendirmek mümkün değildir.</p>
<p>Manifest düşüncesini benimseyen kişiler, sürekli pozitif bir tutum içinde kalmanın arzu edilen olayların gerçekleşme ihtimalini artıracağına inanır. Ancak bu noktada Positive Fantasy (pozitif fantezi) olarak adlandırılan bir yanılgıya dikkat çekmek gerekir. Araştırmalar, yalnızca olumlu hayaller kurmanın bireyi pasifleştirdiğini ve harekete geçme motivasyonunu zayıflattığını ortaya koymaktadır. Bilim iletişimi perspektifinden bakıldığında da bu durum sorunludur. Çünkü davranış değişikliğine yol açacak şekilde planlanmamış, sadece olumlu imgeleme temelli mesajlar, toplumsal düzeyde de pasif bir bekleyiş kültürünü güçlendirebilir. Bilim iletişimi, yalnızca umut aşılamak değil, aynı zamanda gerçekçi, kanıta dayalı bilgiyle insanları harekete geçmeye yönlendirmekle yükümlüdür. Sadece “hayal et ve bekle” yaklaşımı, davranış biliminin temel ilkeleriyle çelişir. Manifest söylemleri genellikle etkileyici, sade ve herkesi kapsayan cümlelerden oluşur. Örneğin; “Evrenin sana sunduğu işaretleri fark edebiliyor ve hak ettiğin bolluğu çekiyorsun” gibi ifadeler, insanlara güçlü bir inanç telkin eder. Bu tarz ifadeler ikna edici olabilir, ancak bilim iletişimi açısından baktığımızda, eleştirel düşünme becerilerini zayıflatabilir. İnsanlar, bu tür iddiaları sorgulamadan kabul etmeye daha eğilimli olur.</p>
<p>Manifest inancı gerçekleşmediğinde ise, “Yanlış enerji yolladın”, “Yeterince istemedin” ya da “Evrenin senin için daha iyi planları var” gibi açıklamalarla gerekçelendirilir. Böylece manifest kavramı, ne yapılırsa yapılsın yanlışlanamayan bir inanç sistemine dönüşür ki bu, bilimsel düşüncenin temel ilkesi olan yanlışlanabilirlik (falsifiye edilebilirlik) ilkesine açıkça aykırıdır. Bazı kişiler manifesti bir hedef belirleme aracı gibi kullanarak plan yapmaya çalışsa da çoğu zaman sihirli bir formül bulmuş gibi yalnızca doğru kelimeleri söyleyerek sonuç almayı bekler. Bu durum, kişinin çaba harcamadan pasif bir beklentiye kapılmasına yol açar. Bilim iletişimi açısından bu risk özellikle önemlidir. Çünkü gerçekçi hedefler, davranışa dönük planlar ve kanıta dayalı bilgiler sunulmadığında, toplumun bilimsel düşünceyle bağının zayıflaması tehlikesi ortaya çıkar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3571 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya.jpg" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya-200x300.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya-400x600.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya-600x900.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya-683x1024.jpg 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya-768x1152.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya-800x1200.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-21_19_19-kopya.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #7a2f54;"><b>Bilimsizlik ve Belirsizlik</b></span></p>
<p>İnsanların belirsizlik karşısındaki kırılganlığı, onları sahte umutlar vaat eden ancak bilimsel temelden yoksun inanç sistemlerine yönlendirmektedir. Astroloji, fal, tarot, enerji, kuantum sıçramaları ve manifest gibi kavramlar; bilimsel görünme çabasıyla süslenmiş, ancak genelgeçer ve kişisel yorumlara dayalı oldukları için gerçek bilgi üretmeyen sistemlerdir. Bu tür inanışlar, insanlara kontrol illüzyonu sunarken aynı zamanda bilimsel düşünmeyi ve sorgulamayı da gölgede bırakır. Oysa bilim; gözlem, deney ve mantıkla ilerleyen, şüpheye açık, değişime açık bir sistemdir. Yıldızların konumu ya da çakraların açıklığı değil, akıl ve bilgiyle alınmış kararlar hayatı belirler. Sahte bilimlerin cazibesine kapılmak yerine, gerçek bilgiyle donanmak bireysel gelişim ve toplumsal ilerleme için en sağlıklı yoldur.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/manifest-enerji-kuantum-sahte-bilim/">Manifest, Enerji, Kuantum: Sahte Bilim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/manifest-enerji-kuantum-sahte-bilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jul 2024 09:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3069</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Fikriye Yılmaz, Sedat Erol  Selanik’te rasyonalist ve pozitivist etkilerle büyüyen Atatürk, her fırsatta bilim ve teknolojinin önemini vurguladı. Bir ülkenin ancak bu gelişmelerle ilerleyebileceğini düşünen Atatürk, bilimsel gelişmeyi destekleyecek çeşitli adımlar attı ve bilime dayalı bir Türkiye inşa etmeye çalıştı. Gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı ülkeyi ve Türkiye’nin bilimde, teknolojide geldiği son  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/">Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Fikriye Yılmaz, Sedat Erol </em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Selanik’te rasyonalist ve pozitivist etkilerle büyüyen Atatürk, her fırsatta bilim ve teknolojinin önemini vurguladı. Bir ülkenin ancak bu gelişmelerle ilerleyebileceğini düşünen Atatürk, bilimsel gelişmeyi destekleyecek çeşitli adımlar attı ve bilime dayalı bir Türkiye inşa etmeye çalıştı. Gazeteci ve yazar Orhan Bursalı, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı ülkeyi ve Türkiye’nin bilimde, teknolojide geldiği son noktayı anlattı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Atatürk’ün rasyonalist ve pozitivist okumaları var, bilim ve teknolojiyi çok seviyor. Siz bu bakış açısı için bir şeyler söylemek ister misiniz?</strong></p>
<p>Atatürk Selanik’te doğdu ve orada çok farklı bir atmosfer vardı. İstanbul’a gelmeyen kitaplar, dergiler oraya geliyordu. Atatürk işte böyle bir atmosfer içinde büyüyor ve çok da meraklı biri olduğu için sürekli okuyor. Aynı zamanda çok iyi öğretmenleri olduğu için orada önemli kitaplarla karşılaşıyor, bilimle tanışıyor. Bu açıdan baktığımızda Atatürk’ün bir bilim ve vatan aşkı var. Ülkesini çok seviyor ve ülkesi zor durumda. Osmanlı İmparatorluğu dağılıyor, Avrupa’da yeni bir dünya kuruluyor. Bilim ise çok geride kalmış, Osmanlı’ya 1715’e kadar girmemiş. Osmanlı’nın o zamanki çöküşü Karlofça, Pasarofça antlaşmalarıyla başlıyor. Bu anlaşmalar yüzünden Osmanlı topraklarının bir kısmını parça parça Avrupa’ya devretmek zorunda kalıyor. O aşamada ise ordu nasıl ayakta kalacağını düşünmeye başlıyor çünkü karşılarındaki Avrupa orduları Osmanlı’yı sürekli yenilgiye uğratıyor. Karşı tarafın topu, tüfeği, anlayışı çok farklı ve Osmanlı’nın alışık olmadığı bir düzende. Çünkü orada bilim, teknoloji, düşünce devrimi olmuş ve çok önemli buluşlar patlamış. Avrupa’da yeni hayat ve kuruluş dönemi başlıyor. Osmanlı’nın da ilk düşüncesi “biz de orduyu buna göre düzenleyelim” oluyor. Osmanlı’nın o dönemdeki bir numaralı aydını olan İbrahim Müteferrika’nın neler yapılmasını gerektiğini tavsiye ettiği kitapları var.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3073 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5.png" alt="" width="245" height="374" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-197x300.png 197w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-200x305.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5-400x610.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/pngwing.com-5.png 472w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" />Matematik, fen, top nasıl atılır bütün bunlar hakkında bir mühendishane kuruluyor. Teknoloji alınıyor ama arkasındaki bilimsel gerçeklerle bir ilişki kurulamıyor. Bilim insanınız olması gerekiyor ama Osmanlı’da doğru dürüst bilim insanı yok. Osmanlı’nın aydınlarına bakıyorsunuz o zamanki bilimsel gerçeklerle bildiğimiz, bilimsel devrimlerin temellerini atanlar diye okuduğumuz insanlar hakkında hiçbir bilgi yok. 1850’lerden sonra bir takım Osmanlı aydınları bu gerçeği görüyor ve yazıp çizmeye başlıyor. Atatürk aynı zamanda bunlarla büyüyor ve bilimin önemini farkına varıyor. Fransız devrimini okuyor ve oradaki fi kirleri anlamaya başlıyor. Bilimle tanışması ise giderek mükemmelleşiyor. Onları okudukça, büyümekte olan genç bir Avrupa uygarlığının hangi temeller üzerinde geliştiğini görüyor ve Osmanlı’da bunların hiçbirinin olmadığını fark ediyor. İşte bu yüzden bilim ve teknolojiyle bu kadar erken tanışıyor. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan önce eğitimin ve bilimin önemine vurgu yapan sözler söylüyor.</p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesi’nden önce öğretmenlerle bir araya gelen Atatürk, orada bilimin önemi hakkında konuşmalar yapıyor. Savaş sırasında bile ülkenin ancak bilim temelinde yükseleceğini söylüyor. Aslında Atatürk’ün aklında yeni Türkiye’nin kuruluşu, Cumhuriyet düşünceleri o zamanlardan var. Bu işin imparatorlukla gitmeyeceğini çok erken fark ediyor ama bunu dile getirmiyor ve hepsinin zamanı gelince olacağını düşünüyor. Bilim ve eğitimin temelinde yükselecek Cumhuriyet fikri 1915’lerden sonra iyice şekilleniyor. Samsun’a çıkmadan önce, çıkarken aklında hep bu fikirler var. Yani Avrupa’daki yükselen devletlerin ve onların başarılarının temelini bir esinlenme olarak tasavvur edebiliriz. Yeni Türkiye’yi kurarken ise bunları temel araçlar olarak kabul ediyor.</p>
<h4> “Toplumu dönüştürmek en zor işlerden biri. Biz ise toplumu hâlâ dönüştürebilmiş değiliz ve bunun acısını çekiyoruz.”</h4>
<p><strong>Peki, kurulduktan sonra bu bilim ve teknolojik gelişmeleri engelleyen, bunun tamamını yansıtamamasındaki temel sebep sizce nedir?</strong></p>
<p>Teknoloji üretmek zor bir olay ve bunun için bilgi birikimi, atmosfer ve altyapı gerekiyor. Mesela Atatürk’ün en son devrimlerinden biri Darülfünun’dur. Atatürk bir üniversite kurmak için olgun koşulları beklemek zorunda kalıyor. Çünkü bir üniversite kurmak için önemli bir insan gücüne, değerlere, bilimi bilen ve üreten insanlara ihtiyaç var. Darülfünun’a ise hep bu gözle bakıyor ve inceliyor. Atatürk en son ziyaretinde hocalara yabancı bilim dergilerinde kaç makalelerinin yayımlandığını ve bunlara hangi bilim insanlarının atıf verdiğini soruyor. Aslında bu nasıl bir üniversite ve ülke yaratmak istediğinin en somut ifadesidir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3074" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun.jpeg" alt="" width="1574" height="885" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-200x112.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-300x169.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-400x225.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-600x337.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-768x432.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-800x450.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1024x576.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1200x675.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun-1536x864.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/darAffuunun.jpeg 1574w" sizes="(max-width: 1574px) 100vw, 1574px" /></p>
<p><strong>Bugün bile akademide bunu bu kadar dert etmeyenler var. 100 yıl öncesinden bunu dert etmiş.</strong></p>
<p>Şüphesiz, çünkü durup dururken böyle bir şey olmayacağının kendisi de farkında. Bu sahip olduğunuz insan gücüyle ilgili bir durum. Atatürk’ün gençleri ülke dışına göndermesi, çeşitli bilim alanlarında üniversite eğitimi aldırması da bunu kanıtlıyor. Ülke böyle koşullar ve insanlar yaratma amacı taşıyor. En son el attığı üniversiteye gidip bu konuşmayı yaptıktan sonra, Darülfünun’u bir uzmana inceletiyor.</p>
<p>Avrupa’da, Amerika’da gerçekten iyi yetişmiş bilim insanları var. Çünkü bilimin temelleri oralarda 1500-1600’lere kadar gidiyor. 1600’lerde ilk üniversite olan Fransız akademisi kuruluyor ki İngiltere’de bulunan akademi de bambaşka bir atmosfer var. Dolayısıyla İsviçre’den kendi alanında çok otoriter biri getirtiliyor. Bu kişi bir yıl boyunca üniversiteyi inceliyor, raporlar sunuyor ve o raporlar doğrultusunda hareket ediyor. Tam o sırada Alman bilim adamları olayı patlak veriyor ve Türkiye içinde bulunduğu zor koşullara rağmen onların ülkeye getirilmesi için uğraşıyor. Üniversite onlarla birlikte şekillenmeye başlıyor, bir sürü hoca İstanbul Üniversitesi’nde görevlendiriliyor. Orada hatalar yapıldığını, bazı iyi değerlerin geride kaldığını söyleyen insanlar da var. Bu doğru olabilir ama önemli olan üniversitenin kurulması ve değerlerle hareket edilmesidir. Çünkü bunlar geleceğin bilim ve teknolojisini üreten bir neslini, kurumunu var etme çabasıdır.</p>
<p>Bilim ve teknolojiyi hemen üretemezsin. Bugün bile kurumlarımıza baktığımızda o kadar insan var ki. Şimdi ufak tefek önemli şeyler çıkıyor ama henüz büyük başarılara imza attığımızı söyleyemeyiz. İktidarın üniversitelere vurduğu darbe ve ideolojik yapılanma bilim insanlarını bezdirdi. Bilim ve teknoloji üretmek zor işlerden biridir ve büyük birikimler gerektirir. Atatürk bu konuda başarısız mı oldu, hayır. Gerekli koşulları yaratma konusunda başarılı oldu ve bunu görmek lazım.</p>
<p><strong>Millet mektepleri, halk evleri, köy enstitüleri gibi çabalar da bunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Tabii. Onlar toplumu aydınlatma ve meraklı, akıllı gençlerimizi ortaya çıkarma yeridir. Halk evleri ve köy enstitüleri halk aydınlatılması için önemli yerler. Köy Enstitüleri ise bambaşka bir olay ve bunu onların dışında tutuyorum. Toplumda büyük bir yayın seferberliği başlıyor. Bunların hepsi tepeden olmak zorunda, devraldığınız nüfus Osmanlı İmparatorluğu’nun en geri nüfusu. Ermeniler, Yahudiler, Rumlar matbaayı bizden çok daha önce kuruyorlar ve çalışmalar yapıyorlar. Bizde ise Müteferrika’ya 1750’lerde izin çıkıyor ki o süreçte de sadece 20 kitap yayımlanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Avrupa’da basılan kitapları karşılaştırdığınızda bizde sayılan kitapları tek tek sayabilecek durumdayız. Böyle büyük bir gerilik söz konusu ve Müslüman toplum ancak Cumhuriyet döneminde, Avrupa’da patlayan bilimsel devrimin mantığıyla neler olduğuyla karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>1800’lerin sonundan 1920’lere kadar tabii ki kitap basılıyor ama bunlar çok kısıtlı bir çevrede kalıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda okuma yazma bilenlerin oranı, Osmanlı paşalarının söylemlerine inanacak olursak yüzde bir bile değil. Cumhuriyetin aldığı okuma yazma oranı yüzden 10 olarak tahmin ediliyor. Türk alfabesine geçildiğinde bir gecede cahil kaldık deniyor ya millet zaten onu bilmiyor ki, milletin konuştuğu zaten Türkçe. Millet orada uygun diline kavuşuyor. Bunlar büyük devrimler ve toplumu dönüştürmek en zor işlerden biri. Aslında hâlâ dönüştürebilmiş değiliz ve bunun acısını çekiyoruz.</p>
<h4><strong> “Teknoloji üretmek zor bir olay ve bunun için bilgi birikimi, atmosfer ve altyapı gerekiyor.”</strong></h4>
<p><strong>Sizin Bilim ve Teknoloji Dergisi’nde yazdığınız, bilimsel gelişmeleri anlatan yazılar olduğunu biliyoruz. Bilim ve teknoloji haberciliği konusunda söylemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3075 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi.jpg" alt="" width="466" height="233" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi-600x300.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/raw_cumhuriyetin-bilim-ve-teknoloji-dergisi.jpg 620w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" />Aslında bu önemli ve ben bunu 40 yıldır yapıyorum. Daha önce Günaydın Gazetesi ve çeşitli yerlerde yayın konseyi üyeliğine kadar bir sürü alanda çalıştım. Fakat bir süre sonra magazin ve siyasi magazin diyebileceğimiz şeylerle uğraşmak istemediğimi fark ettim. O zamanlar bilime de biraz ilgim vardı bu yüzden siyaset bilimi okudum. Cumhuriyet Gazetesi’ne bilim dergisi çıkartalım fikriyle gittim. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji öyle doğdu ve tam 29 yıl oluyor. Hepsinin ciltleri Cumhuriyet Gazetesi’nin arşivinde ve portalında duruyor. Cumhuriyet daha sonra bunu kapattı ama bu önemli bir şeydi. Ben geriye doğru araştırmaya başladım ve Cumhuriyet Gazetesi’nin bilim anlatan köşeleri var. Gazete, Atatürk’ün bilimle ilgili mirasını devralmış ve popüler bilimi halka sevdirmeyi, duyurmayı, bilim iletişimi yapmayı gelenek haline getirmiş. Sonra ise bunu dergiye dönüştürdü, önemli bir nesil Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim ve Teknoloji dergisiyle büyüdü. Akademisyenlerin tartışma platformu oldu, önemli haberler ve gelişmeler orada duyuruldu. Cumhuriyet Gazetesi, Türkiye’nin yaptığı bilim politikaları konusunda bir platform olarak hizmet etti. Sonra devralan arkadaşlar dergiyi fazlalık olarak gördü ve çok maliyeti var diyerek kapattılar. Altı ay sonra Bilim ve Teknoloji Dergisi ortaya çıktı, bunun nedeni hem çalışanların hem dışarıdan dergiyi okuyanların bunu sürdürelim dayatmaları neticesinde oldu.</p>
<p>Ben hâlâ Cumhuriyet’in yazarıyım, dergi oradan koptu ve bir sürü kişinin desteğiyle yeniden yayımlanmaya başlandı. Tabii bedava verilen bir dergiyle para ile satılan bir derginin müşterileri farklıdır. Bir tanesini siz gazete aldığı için veriyorsunuz ve o da onunla birlikte alıyor, okuyor hatta onu sahipleniyor. Fakat parayla olunca özel olarak gidip alması, ücret ödemesi lazım. Biz dergide bütün bilimsel gelişmeleri izliyoruz, dünya haberleri ve bilim dergilerinden geniş bir tarama yapıyoruz. Bütün yerli ve yabancı gazetelerin bilim içeriklerini alıp duyurmaya çalışıyoruz. Yorum köşelerimiz var, bilim ve teknoloji politikalarını çok önemsiyoruz. Türk üniversitelerinin kalitesinin yükselmesi gerektiğinin üzerinde sıklıkla duruyoruz, çünkü geleceğimiz orada. Üniversitelerin niteliğinin yükselmesi, iyi öğrencilerin yetişmesi, bilim ve araştırmaya ağırlık verilmesi çok önemli. Çünkü ya üretici ya da tüketici olacaksınız. Türkiye tüketici bir ülke ve bütün zorluklarımızın kaynağında bu var, her şeyi tüketmek.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3076 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan.jpg" alt="" width="359" height="359" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/gazete-orhan.jpg 1200w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" />Bilgisayarıma geçen aylarda bir iki kablo gerekiyordu, piyasaya baktım ve sektörle ilgili her şey yabancı. En ufak kabloyu bile üreten yok, milyarlarca doları dışarı aktarıyoruz ve bu utanç verici. Türkiye’de hiçbir şirketin bilim politikası ve teknoloji üretimi, salt kâr amaçlı olan şirketlerin eline bırakılmamalı. Devletin fiili olarak üretim için desteklemesi, üretmesi lazım ama bunu yapan yok. Bir savunma sanayi var ama onun da temelleri 1980-1990’larda atıldı. Çıkarma gemisi yaptılar, onu da sahillere ve kentlere çektiler. Millet ona girebilmek için kuyruklar oluşturdu. İHA üreten çok şirketimiz, 4-5 tane çok iyi şeyler yapan şirketler var ama genellikle Bayraktar şirketini duyuyoruz. Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaları noktasında bu güzel.</p>
<p>Bizim bilim dergisine geri dönecek olursak askeri alandaki başarıların hiçbiri sivil alanda ve teknoloji üretiminde başarılamadı. Savunma sanayi konusunda bir bilgi birikimi vardı ve o desteklendi ama sivil alana yönelik projeler desteklenmedi. Bilgisayar sektörü vs. her şey tamamen yabancıların elinde ve biz tüketiciyiz. İleri, yüksek teknolojilerde üretici olmazsanız, tüketici ve müşteri olursunuz ve biz çoğu alanda müşteri konumundayız. Türkiye’nin batışlarının hepsi üretici olmamanın bir sonucu. Telefon ve ileri teknoloji araçları kullanarak çağdaş olmak mümkün değil, onları üreten birikimi yaratarak üretici olabilirsiniz. Asıl önemli olan insanları burada tutmak yoksa hepimizin cebinde son model telefonlar var ve hepimiz bu telefonları 3-5 yılda değiştiriyoruz. Yabancı markalar, giyim vs. böyle bir toplum yaratıldı, tüketim toplumu pompalandı. Amerika kendini uçak sanayii ve savunma alanında geliştirdi. Askeri alanını büyütmek için milyarlarca dolar batırdı ve bunu yaparken gözünü bile kırpmadı. Yetenekli insanlar başarana kadar desteklendi ve aslında her şey böyle yaratılır.</p>
<h4><strong>“Türkiye son 20 yılda gerekli koşullara sahip olmasına rağmen katma değer yaratacak bir şey üretemedi.”</strong></h4>
<p><strong>Türkiye tüketim kısmında Amerika’ya benziyor gibi.</strong></p>
<p>Amerika’da hem üretim hem tüketim var. Dünya çapında çok iyi üniversiteleri ve beyinleri var. Orada hâlâ iyi buluşlar yapılıyor ve Nobeller orada. Biz ise küçük Amerika bile olamadık, Amerika’nın tüketicisi durumunda kaldık ki zorluklarımız buradan geliyor. İleri teknoloji ihracatınızda ileri teknolojinin payı çok önemli bir gösterge olarak kabul edilir ve dünyada hep onlara bakılır. Bu ülke ne üretmiş, ileri teknolojide payı nedir vb. Türkiye yüzde 3-3 buçuk arasında dolaşıp duruyor. Çin’in yüzde 30’larda, diğer ülkelere baktığımız zaman ise Polonya’nın bile yüzde 20’leri geçmiş durumda olduğunu görüyoruz. Çin’in yüzde 30’lara varmasının temel etkeni hâlâ ileri ülkelerin önemli teknoloji ürünlerini orada üretiyor olması. Bugün Vietnam’ın da bizden fazla ihracatı vardır, teknoloji oraya kayıyor. Hızla kayarken kendi insanlarını ve üretimini de beraber gerçekleştiriyorlar, onu kuruyorlar. Çin 400 bin mühendisini, matematikçisini vb. Amerika’ya salmış ve yüzde 90’ını geri almış. Onlarla birlikte ihracatını yeniden şekillendirmiş ama biz bunu başaramadık. Çünkü çocuklar döndükleri zaman kendi alanlarında çalışabilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri bir atmosferin olmadığını biliyorlar. Üniversiteye gelecek ama üniversitenin şartları içerisinde heba olacak çünkü fon, para yok veya araştırması için gerekli malzeme ancak bir ayda Türkiye’ye geliyor. Dolayısıyla yurt dışına giden orada kalıyor. Siz burada onlara ortam yaratamazsanız boşuna dışarıya göndermeyin, dışarı gönderilmesini yasaklayın. Belki absürt bir şey söylüyorum ama gerçeğin altını çizmeye çalışıyorum. Türkiye son 20 yılda bunu yaratabilmek için gerekli koşullara sahip oldu ama katma değer yaratacak bir şey üretemedi. Diğer tarafta ise Çin’in altyapısı kendisini üreten, büyük değerler yaratan bir altyapı.</p>
<p>Atatürk’ün sözü çok önemli “ben liyakatten başka hiçbir değer tanımam, değer verdiğim başka hiçbir şey yoktur” diyor ve bu düşünce Türkiye’ye egemen olmadığı sürece biz bunu başaramayız. Türkiye’ye doğrudan yatırım gelmiyor, 3-5 milyar ile sınırlı. Son 15 yılda 2018’e kadar Türkiye’ye 250 milyar dolar doğrudan yatırım geldi ama bu yatırımlar değerlendirilemedi. Türkiye’de tüketim toplumunun içinde debelenip duruyoruz ve bu kaçınılmaz bir çöküş. ‘Saadet Zinciri’ olarak adlandırılan bir durum var. Bu para dağıttığınız sürece iyidir ama o kaynağın sürekli beslenmesi, sisteme sürekli birilerinin katılması lazım. Buradan büyük paralar kazanılıyordu ama bir noktada bazı kişiler buraya katılmayı kesince olay birden patladı. Türkiye bu saadet zincirinin patlamasını yaşadı.</p>
<p><strong>Sizce cumhuriyetin en önemli teknolojik ve bilimsel atılımı olarak neleri konuşuruz, neleri hatırlarız?</strong></p>
<p>Evrensel başarıya bilimsel açıdan baktığımızda çeşitli disiplinlerde evrensel başarılar kazanmış araştırmalar, buluşlar var. Hatırladığım kadarıyla Celal Şengör’ün çalışmaları jeoloji sıralamasında dünyanın otuz dördüncüsü konumunda. Biz portalda bir araştırma yayımladık. Amerika’da bulunan Stanford Üniversitesi dünyanın en önde gelen bilim insanlarını seçmiş. 200 bin bilim insanı seçilmiş, Türkiye’den kaç kişi var? Bu araştırmayı portala koyduk ve incelerseniz gerçekten bir soruna yanıt bulacaksınız. 102 bilim insanımız var ve bunlar baktığımız zaman iyi şeyler. Türkiye’de büyük Nobel alan, çığır açmış, ekonomik büyük değerlere ulaşmış bir araştırma hangisi derseniz şudur diyemem çünkü öyle bir şey yok. Fakat teknoloji alanında oyun sektöründen milyar dolar değerinde, bu işe kafayı takmış insan çıktı.</p>
<p>Önemli olan devamlılıktır, siz başka alanlarda ne yaratıyorsunuz. Benim Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü diye bir kitabım var onun hikâyesini yazdım. Aziz Sancar burada tıp fakültesini bitirdi ama bütün araştırmalarını yurt dışında yaptı. Aziz Sancar’ın Nobel ödülü bir Türk Amerikan hikâyesidir, Türk hikâyesi değildir. Bir Türk vardır ama burada bir şey yapamayacağını anlayıp Amerika’ya göç eden bir Türk’ün başarı hikâyesidir bu. Amerika’da gerçekten olağanüstü işler yapmış, büyük paralar kazanmış çok başarılı insanlar var. Fakat bana sorarsanız bununla övünemeyiz aksine ders çıkartırız. Bütün bunlar imkân meselesi, fırsat verildiği takdirde bunları burada da gerçekleştirebiliriz. Gençler biz fırsat yaratamadığımız için gidiyor ve o ülkenin yararına işler yapıyor. Türkiye’de bu konuda yoksul durumdayız, bu konuda bizi mutlu edecek bir iki şey söyleyemiyorum.</p>
<p><strong>Bizim için bu değerlendirme çok önemliydi.</strong></p>
<p>Araştırmada bulunan 102 bilim insanımıza, dağılımına bir bakın. Teknoloji üretme ve yaratma noktasında çok başarılı değiliz ama temel bilimlerde gerçekten çok iyi araştırmalar yapan bilim insanlarımız var ve onların hakkını yemek istemem. İyi şeyler yer yer yapılıyor ama bütün bunları çığır açıcı, büyük şeyler olarak görmek için henüz çok erken.<br />
Bazı vakıf üniversitelerimiz destek ve imkân veriyor, TÜBİTAK da biraz destek veriyor. Tek bir örnek söyleyeyim, bir aşı üretemedik kardeşim biz bu kadar basit. Tıp bizim en çok yayın yaptığımız alan, Türkiye’nin uluslararası dergilerde hemen hemen 50 bin civarında yayını var ama ana, büyük dergilerde yayınları çok sınırlı. Çok iyi, hak ederek yükselenler var, iletişim alanında yayın yapmak oldukça zor bir olay onu da biliyorum. Bazıları ise bilinmeyen dergilere, düşük profilli makalelerini gönderiyorlar ve bu makaleler yayımlanıyor.</p>
<p><strong>Çok teşekkür ederiz sizi dinlemek bizim için çok keyifliydi.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/">Orhan Bursalı Modern Türkiye’nin Ardındaki Vizyonu Anlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/orhan-burasli-modern-turkiyenin-ardindaki-vizyonu-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Tarihinin Üniversite Devrimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jan 2024 09:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2512</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurtuluş Savaşı’nda en sıcak çatışmaların yaşandığı, düşmanın Polatlı önlerine geldiği, top seslerinin Ankara’dan duyulabildiği günlerde Atatürk, onca yoğun çalışmasının içinde Maarif, bugünkü adıyla Milli Eğitim Kongresini de toplamıştı. 16 Temmuz 1921’de toplanan kongre, yeni Türkiye’nin eğitim politikasını saptamak ve sorunlara bir çözüm bulmak amacını taşıyordu.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/">Cumhuriyet Tarihinin Üniversite Devrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Oğuz Makal</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak yanılgıdır. Bilim ve fen, yaşadığımız her dakikadaki gelişimleri anlamak ve ilerlemeleri zamanında izlemek için koşuldur.”</span></p></blockquote>
<h3 style="text-align: center;"><strong>                                                                                                                                                                                                                                                                -Mustafa Kemal Atatürk </strong></h3>
<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Kurtuluş Savaşı’nda en sıcak çatışmaların yaşandığı, düşmanın Polatlı önlerine geldiği, top seslerinin Ankara’dan duyulabildiği günlerde Atatürk, onca yoğun çalışmasının içinde Maarif, bugünkü adıyla Milli Eğitim Kongresini de toplamıştı. 16 Temmuz 1921’de toplanan kongre, yeni Türkiye’nin eğitim politikasını saptamak ve sorunlara bir çözüm bulmak amacını taşıyordu.</p>
<p>M. Kemal Atatürk, Maarif Kongresi açılış konuşmasında, devlet yapısındaki yaraları sarmak için gerekli çabaların en büyüğünün eğitim alanında gösterilmesi gerektiğini; gelecekte ülkeyi istenen düzeye çıkarabilmek için eğitim alanındaki çalışmalara ve hazırlıklara önem verilmesinin zorunluluğunu o günlerde ortaya koymuştu. Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik hayatta yaşadığı zorluklarda o güne kadar izlenen eğitim politikasının da etkisi olduğunu söylemiş, yeni eğitim sisteminde özellikle Türklük anlayışına ters düşen yabancı kültür öğeleri yerine, milli ve ulusal değerlerimize önem verilmesinin yeni eğitim politikamızda temel ilke olması gerektiğini belirtmişti. Atatürk, bu kongreyle bir anlamda Türkiye’nin eğitim savaşını da resmen başlatmış oldu. Kurtuluş Savaşı bittikten sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin yapacağı işler çok fazlaydı. Bu nedenle her alanda devrimler yapan Atatürk ve çevresindeki arkadaşları üniversite reformu ihtiyacını daha sonraya bırakmak zorunda kalmıştı. Bunda şüphesiz, üniversitelerin yeni kimliğini oluşturacak sayıda ve nitelikte bilim insanlarının henüz yetişmemiş olmasının da payı vardı.</p>
<div class="page" title="Page 10">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Cumhuriyet Üniversitesine Doğru&#8230;</h4>
<p>Bu nedenle, 1933 yılında başlayan üniversite reformu, aslında Atatürk’ün son devrimi kabul edilmelidir. Ancak bu reformun yapılmasında, İkinci Dünya Savaşı’ndan yaklaşık altı yıl önce Almanya’da Hitler iktidara geldikten hemen sonra üniversitelerde profesörlüğe yükselmiş çok sayıda bilim insanının ülkesinden kaçmaya zorlanarak Türkiye’ye gelmesinin büyük rolü vardır. Bu insanların bir kısmı, Zürih’te “Yurt dışındaki Alman Bilim Adamları Yardım Cemiyeti” adıyla bir dernek kurmuşlardı. Cemiyet, üyelerini Avrupa’nın saygın üniversitelerine yerleştirmeye çalışıyordu.</p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Aynı günlerde genç Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim kadrolarında büyük bir eksiklik vardı. Yeni bir üniversite kuracak ve çalışacak kadrolar yoktu. Dolayısıyla ülkesinden ayrılan ya da ayrılmak isteyen bu bilim insanları yeni bir üniversitenin kuruluşu için büyük bir fırsattı. Bu nedenle anlaşma kolay sağlandı ve profesörlerden sadece genel üç koşul istendi:</p>
<p>Üniversitede çalışacak bu bilim adamlarının, Türk öğrenciler için bir çevirmen yardımıyla da olsa Türkçe ders kitapları ve yardımcı kitapları yayınlanması zorunludur.</p>
<p>Üç, beş yıllık bir zaman süresi içinde Türkçe okuyabilecek kadar Türk dilini öğrenmeleri beklenir.</p>
<p>Gelişme ve halkın aydınlatılması için kurulan tesislerde aktif olarak görev almalıdırlar.</p>
<p>Atatürk’ün bu bilim adamlarını davet etmesi ve anlaşmayı yapmasında sık sık “Einstein’ın Atatürk’e yazdığı mektup” diye adı geçen bir mektup anımsanır. Ancak bu mektup Atatürk’e değil, Başbakan İsmet İnönü’ye gönderilen ve Maarif Vekil’ine havale edilen “Ekselansları” ibareli bir mektuptur. Mektupta 40 Yahudi bilim insanının Türkiye’ye sığınması arz edilmektedir.</p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>“Bildiğimiz Başka, Hakikat Başka”</h4>
<p>Einstein, Fransa’da başkanlığını yaptığı Union des Sociétés, Yahudi yurttaşlarının hayatlarını kurtarmak ve onları yaşadıkları zor koşulları iyileştirmek için var olan bir kuruluştu. Einstein de bu kuruluşun kullanması için daha sonra mektup olarak yazılacak birçok boş kâğıda imzasını atmıştı. O mektuplardan biri de USE’den Ankara’ya gelmişti. Einstein o tarihte Belçika’daydı ve mektubun gönderilmesiyle ilgili bilgisi yoktu. Ama İsmet İnönü’nün yanıtı zaten olumsuzdur: “Teklifiniz çok çekici olmasına rağmen ülkemiz kanun ve nizamları gereği size olumlu cevap verme imkânı göremiyorum vs.”</p>
<p>7 Ekim 1933’te Londra’dan ABD’ye giden Einstein Harvard, Princeton ve Yale Üniversitelerinin hiç de sanıldığı gibi Yahudilere sığınak olmadığını, aksine tıpkı Nazi Üniversiteleri gibi bu üniversitelerin de Judenfrei/ Yahudi’den Arındırılmış olduklarını gördü. Çoğu yerde Princeton Üniversitesi olarak geçiyor ama yine düzeltiyoruz: Einstein’a Princeton değil, New Jersey’deki bağışlarla ve sivil destekle ayakta duran İleri Araştırmalar Enstitüsü kapısını açacaktır.</p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Neticede İstanbul Üniversitesi’nin kurulmasında Einstein’ın sözde gönderdiği mektup değil, İsviçre Cenevre Üniversitesi’nden Türkiye’ye davet edilen pedagoji öğretim üyesi Profesör Albert Malche’ın Darülfünunla ilgili yazdığı rapor etkili olacaktır. Darülfünun’un onuncu yıla giren genç Cumhuriyetin “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma” hedefine, gerçekleştirilen ’inkılâplara’ çok uzak olduğu bu raporla saptanır.</p>
<p>İsviçre’de kurulan ‘Yurt dışındaki Alman Bilim İnsanları Dayanışma Birliği’ adına Prof. Philipp Schwartz’ın Türk Milli Eğitim Bakanıyla Alman bilim insanlarının İstanbul’a gönderilmesi ile ilgili sözleşmeyi imzalaması, ayrıca yasayla da onaylatması (31 Mayıs 1933) süreci tamamlar.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2513 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906.jpg" alt="" width="611" height="393" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-200x129.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-300x193.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-400x257.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906-600x386.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/cumhuriyet-universiteleri-3-e1702292566906.jpg 611w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" /></p>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Ay Yıldız Altında</h4>
<div class="page" title="Page 11">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Aynı günlerde Nazi Rejimi zulmünden kaçan ne Einstein, ne de başka Alman yurttaşı bilim insanı ABD üniversitelerinden çağrı almıştır. Ancak seksenden fazla uzmana ve sanatçıya Cumhuriyet hükümeti sığınma olanağı sunacak, bilimsel ve çağdaş bir üniversite kurulmasının önü böylece açılacaktır.</p>
<p>Tıp Fakültesinde Fricdrich Dessauer, Erich Frank, Josef Igers- heimer, Adolf Kantorowicz, Wilhelm Liepman, Rudolf Nissen. Hukuk ve İktisat Fakültesinde Josef Dobretsberger, Ernst Hirsch, Richard Honig, Gerhard Kessler, Fritz Neumark. Yüksek<br />
Teknik Okulu Mimari bölümünde Clemens Holzmeister, Bruno Taut, Gustav Oelsner adları ilk akla gelenlerdir. Tüm bu bilim insanları birçok fakülte ve bölümün kurulmasına vesile olmuş, kürsü başkanlığı yapmışlardır.</p>
<p>Yardımcıları, aile bireyleriyle, Nazi hükümetine muhalif oldukları için Türkiye’ye yasal olarak sığınanların sayısı 550’yi aşacaktır. Fakat 1938 yılında çıkartılan bir yasayla bir pasaportu ya da vatandaşlığı olmayan yani “Haymatlos” Alman kökenli kişiler Türkiye’ye giremeyecek ve bazılarının da ülkeden çıkması istenecektir.</p>
<p>Türkiye’ye sığınan Yahudi bilim adamlarının yaşamı tedirginlikle geçecektir. Nazi hükümetinin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Herbert Scurla görevli olarak Türkiye’ye gönderilecektir (1939). Mili Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e “Bu bilim adamlarını bize geri veriniz. Size Almanya’nın en parlak beyinlerini gönderelim.” mesajını iletmekle kalmayıp, iki yıl boyunca İstanbul ve Ankara’daki fakültelerde yapılan çalışmaları “yer yer insanı dehşete düşüren bir dille kaleme aldığı” bilgileri bir raporla (Scurla Raporu) Berlin’e düzenli iletir. Alman sığınmacılardan Profesör Fritz Neumark, yayımlanan Scurla Raporu’nun ilk baskısında belki tümü adına şu sözleri dile getirir:</p>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>“&#8230; orada çalışmamızın mümkün olması, böylece bizlere yararlı bir iş yapma, hatta pek çoğumuza maddi anlamda var olma imkânı verilmesi, duyduğumuz silinemez şükran duygusunun temelidir”</em></p>
<p>Tüm bu nedenlerden dolayı, fen ve mühendislik dünyasının önemli bilim insanları ne yazık ki ülkemizden ayrılacaktır. Az sayıda da olsa ülkeden ayrılmayanlar da vardı. Bunlardan birisi olan Botanik bilimi profesörü Alfred Heilbronn 1933-1955 yılları arası emekliliğine dek Türkiye’de kaldı. Daha sonra Almanya’ya dönerek Münster Üniversitesi’nde çalıştı. İstanbul Üniversitesi onun anısına tüm dünyadan gelen binlerce bitki türüne ev sahipliği yapan benzersiz “Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi’ni” ziyarete açtı. Bahçe günümüzde hizmet vermeye devam etmektedir.</p>
<p>Bir diğer önemli isim, 1933 ve 1934 yıllarında iki defa Lichtenburg toplama kampına götürülen, Hollanda üzerinden İngiltere’ye kaçabilen ve sonrasında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde Şehircilik Kürsüsünü kuran Ernst Reuter’dir. 1935-1946 yıllarında Türkiye’de kalan Reuter, döndükten sonra Berlin Belediye Başkanı oldu. Ama Reuter’nın dönüşü hüzünlü oldu. ABD, İsviçre’de değil, Türkiye’de sığınmacı olduğu için “ayakkabı boyacısı” denilerek alay edildi, karikatürlerde başı fesli gösterildi.</p>
<p>Hitler Almanya’sından kaçıp Türkiye’ye sığınan bilim insanlarıyla gerçekleşen üniversite reformu büyük önem taşımaktadır.</p>
<div class="page" title="Page 12">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Savaşa girmeme kararlılığındaki Türkiye, Hitler Almanya’sını o günlerde karşısına alma pahasına bu bilim insanlarına üniversitelerde görev vermeyi sürdürmüştür. O dönemde pek çok ülkenin gösteremediği bir cesaret örneği sergilenirken, alınan bu risk, Türkiye’nin çağdaşlaşma yolundaki en büyük adımlarından birisi olmuştur. Atatürk, yukarıda belirtildiği gibi Darülfünun’ün yerine İstanbul Üniversite’nin kurulması kararını vererek bugünkü çağdaş eğitimin yolunu açmıştır. İstanbul Üniversitesi, I8 Kasım 1933 yılında Beyazıt meydanındaki üç katlı giriş avlusunda düzenlenen bir törenle açıldı. Avlu, öğrenciler, politikacılar, öğretim üyeleriyle hınca hınç doluydu. Açılış konuşmasını yapan yeni Milli Eğitim Bakanı, Profesör Hikmet Bayur şöyle diyordu:</p>
<p><em>“Üniversite için Cumhuriyet Hükümeti hiçbir fedakârlıktan çekinmemiştir. Dünyanın en büyük bilim adamlarından yararlanma çaresini bulmuştur. En yeni mükemmel öğrenim vasıtalarını ısmarlamıştır. Memleketin en değerli unsurlarını bu işin başına getirmiştir&#8230;”</em></p>
<p>Ülkemizi kendi yurtları sayan ve bazılarının mezarı İstanbul’da bulunan bu bilim-kültür insanlarına olduğu kadar yukarıda değindiğimiz son atılımla Cumhuriyetimizin ilk üniversitesini kuran Atatürk’e duyduğumuz saygı ve şükran duygumuz elbet kelimelerle ifade edilemez.</p>
<p><em>“Öğretmenler! Hiçbir zaman unutmayınız ki, Cumhuriyet sizden düşüncede özgür, inançta özgür, kültürde özgür kuşaklar ister” diyen M. K. Atatürk, yine o günlerde gençliğe “Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır”</em> sözleriyle seslenecektir.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2514 size-full aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite.jpg" alt="" width="800" height="554" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-200x139.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-300x208.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-400x277.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-600x416.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite-768x532.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/Ataturk-Universite.jpg 800w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/">Cumhuriyet Tarihinin Üniversite Devrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/cumhuriyetin-universite-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
