<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Youtube arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/youtube/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/youtube/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 May 2026 18:36:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>
	<item>
		<title>Yeni Ekranlarda Bildik Hikâyeler İçerik Tüketiminde Geçmişin Geleceği</title>
		<link>https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 18:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı televizyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk-ı Memnu]]></category>
		<category><![CDATA[binge watching]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ekranlar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[eski diziler]]></category>
		<category><![CDATA[Ezel]]></category>
		<category><![CDATA[içerik ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[izleme alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[izleme pratiği]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[kült diziler]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[medya tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[nostaljik içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[online video]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik motivasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[video platformları]]></category>
		<category><![CDATA[Yaprak Dökümü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[yeni nesil izleme kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube dizileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4725</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Deniz Engin Dijitalleşme süreci kullanıcıların yalnızca yeni içerikler üretmesiyle sınırlı kalmıyor, geçmişin medya ürünlerini de dijital evrene taşıyarak yeniden canlandırıyor. Geleneksel medyanın dönüşüm baskısı hissettiği içinde bulunduğumuz bu dönemde akıllı televizyonlar ve sürekli gelişen cihazlar tüm kullanıcılara zaman ve mekândan bağımsız bir seçim özgürlüğü sunuyor. Bu ekosistemde YouTube, özellikle genç kuşakların odağında yükselirken eski televizyon  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/">Yeni Ekranlarda Bildik Hikâyeler İçerik Tüketiminde Geçmişin Geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Deniz Engin</em></strong></p>
<p>Dijitalleşme süreci kullanıcıların yalnızca yeni içerikler üretmesiyle sınırlı kalmıyor, geçmişin medya ürünlerini de dijital evrene taşıyarak yeniden canlandırıyor. Geleneksel medyanın dönüşüm baskısı hissettiği içinde bulunduğumuz bu dönemde akıllı televizyonlar ve sürekli gelişen cihazlar tüm kullanıcılara zaman ve mekândan bağımsız bir seçim özgürlüğü sunuyor. Bu ekosistemde YouTube, özellikle genç kuşakların odağında yükselirken eski televizyon dizileri için de bir “yeniden buluşma” noktasına dönüşüyor. Arşivlik diziler, yüksek çözünürlüklü bölümler ve trend odaklı kolajlar ile birleşen ilgi çekici görsel sunumlarla dijital platformda kendilerine yer bularak popülerliğini korumaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-4727" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-869x1024.png" alt="" width="376" height="443" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-200x236.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-254x300.png 254w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-400x472.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-600x707.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-768x905.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-800x943.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-869x1024.png 869w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3.png 1118w" sizes="(max-width: 376px) 100vw, 376px" /></a></p>
<p>Eski dizilere yönelik bu ilginin kökeninde yalnızca dijital araçların sunduğu erişim kolaylığı değil derin psikolojik motivasyonlar da yatıyor. Özellikle belirsizlik dönemlerinde artan stres ve kaygı, bireyde güçlü bir “kontrol kurma” ihtiyacı doğurabiliyor. Sonu bilindik, karakterleri tanıdık hikâyelere sığınmak kişiyi yeni bir içeriğin getireceği bilişsel yükten kurtararak zihinsel bir konfor alanı yaratabiliyor. Bu yönelimi bir kaçıştan ziyade tanıdık bir evrende güven tazeleme hazzı olarak da okumak mümkün. Öte yandan nostalji izleyiciyi yalnızca eski bir anlatıya değil, onu ilk izlediği dönemdeki kendi yaşamına ve duygularına da bağlıyor. Bu özlem duygusuna, güncel yapımlara yönelik niteliksel bir eleştiri de eşlik edebilir. Günümüz dizi sektörünün küresel pazar kaygısıyla tekdüze senaryolara hapsolması, eski yapımların samimiyetini ve özgün anlatı işleyişini daha değerli kılarak izleyiciyi geçmişin derinliğine yönlendiriyor.</p>
<p>YouTube’un geleneksel televizyon yayıncılığı üzerindeki hâkimiyeti, güncel verilerle de desteklenebilecektir. Vestel IoT ekibinin araştırmasına göre, Temmuz-Ağustos döneminde YouTube’un toplam izlenme payı %43’e yükselerek %36’da kalan uydu yayınlarını geride bırakmıştır. Bu dijital dönüşümün en somut yansımaları, yayınlandıkları dönemde reyting rekorları kıran kült dizilerin dijital performansında da görülebilir. Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu ve Ezel dizilerinin YouTube üzerindeki etkileşim verileri, geleneksel ekran başarısının dijital dünyada katlanarak devam ettiğini bizlere gösteriyor. 2025 yılı verilerine göre, ele aldığımız üç dizi arasında televizyonda en düşük reyting ortalamalarını zaman zaman gören Ezel, YouTube&#8217;da 1,93 milyon abone ve 2 milyarı aşkın toplam görüntülenme ile dijitalde en yüksek etkileşim gücüne ulaşan yapım olmaktadır. Benzer şekilde, televizyon tarihinin en yüksek reytingli yapımlarından Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu, milyarları bulan toplam görüntülenme sayılarıyla dijital platformdaki varlıklarını sürdürmektedir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4729 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-1024x898.png" alt="" width="1024" height="898" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-200x175.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-300x263.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-400x351.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-600x526.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-768x674.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-800x702.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-1024x898.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-1200x1053.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752.png 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>İlk veriler incelendiğinde; Yaprak Dökümü dizisinin hem televizyon reytinglerinde hem de YouTube görüntüleme endeksinde zirvede yer aldığı görülmektedir. Bu durum, yapımın geçmişteki kitlesel başarısını dijital evrende de tam anlamıyla koruduğuna işaret ediyor. Aşk-ı Memnu cephesinde ise yüksek reyting endeksine rağmen YouTube verilerinin daha düşük seyretmesi, dijital izleyicinin ilgisinin dizinin tamamından ziyade belirli kesitlere ve ikonik sahnelere yoğunlaştığını gösteriyor. Ezel dizisi ise televizyondaki reyting oranlarının aksine dijitalde çok daha güçlü bir grafik sergiliyor. Bu veri bizlere dizinin dijital mecralarda keşfedildiğini ya da genç kuşağın radarına girerek yeni bir izleyici kitlesi kazandığını gösteriyor. Dizilerin ilk 10 bölümlük performansları, izleme alışkanlıklarına dair önemli ipuçları sunuyor. Yaprak Dökümü, diğer iki diziye oranla daha düşük ancak oldukça istikrarlı bir izlenme çizgisi takip ediyor. Bu durum dijital izleyicinin diziyle güçlü bir duygusal bağ kurduğunu ve bölümleri atlamadan, sadık bir şekilde tükettiğini destekliyor. Aşk-ı Memnu ise daha dalgalı bir grafik sergileyerek dijital platformların sunduğu “içerik seçme ve belirleme” özgürlüğünün bir yansıması olarak, parçalı bir izlenme pratiği ortaya koyuyor. Ezel dizisinde görülen ilk bölümdeki yüksek ilgi ve sonrasındaki keskin düşüş ise tıpkı Aşk-ı Memnu’da olduğu gibi, izleyicinin devam etme motivasyonunda seçici davrandığını ve belirli unsurlara odaklandığını gösteriyor.<a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1.png"><img decoding="async" class="wp-image-4728 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-1024x968.png" alt="" width="413" height="390" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-200x189.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-300x284.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-400x378.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-600x567.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-768x726.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-800x756.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-1024x968.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559.png 1167w" sizes="(max-width: 413px) 100vw, 413px" /></a></p>
<p>Son bölümlere odaklanıldığında, Yaprak Dökümü dizisinin başlangıçtaki dengeli çizgisini final sürecinde de koruduğu gözlemlenebilir. Aşk-ı Memnu’da özellikle finale yaklaşan bölümlerde izlenme oranlarının zirve yapması, izleyicinin olay örgüsüyle derin bir bağ kurduğunu göstermektedir. Benzer şekilde Ezel dizisinde de final bölümüne doğru bir artış söz konusudur. Her iki dizideki bu yönelim; bilindik sonları tekrar deneyimleme ve aynı duygusal tatmini yeniden yaşama motivasyonunun karşılığı olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen tüm veriler, eski dizilerin dijital platformlar için stratejik değeri yadsınamaz birer içerik kaynağı olduğunu kanıtlamaktadır. Bu yapımlar, YouTube ekosisteminde geçmişe ait birer geleneksel medya kalıntısı olmaktan çıkarak, yeni medyanın dinamik bir parçası hâline gelmekte ve kullanıcıyla kurdukları bu yeni temastan güçlü bir karşılık almaktadır. Hem psikolojik motivasyonlar ve güven ihtiyacı hem de nostalji duygusunun kolektif etkisiyle eski dizilere olan yönelim azalmak bir yana, her geçen gün artmaktadır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/">Yeni Ekranlarda Bildik Hikâyeler İçerik Tüketiminde Geçmişin Geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital İzleme Kültüründe TikTok Etkisi ve YouTube’un Dönüşümü</title>
		<link>https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 17:41:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital izleme kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[dikey video formatı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat süresi]]></category>
		<category><![CDATA[genç nesil]]></category>
		<category><![CDATA[içerik ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[internet kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa format videolar]]></category>
		<category><![CDATA[kısa içerik trendi]]></category>
		<category><![CDATA[kısa video içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[Meta]]></category>
		<category><![CDATA[mobil medya]]></category>
		<category><![CDATA[online video]]></category>
		<category><![CDATA[Snapchat]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya analizi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[video içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[video izleme alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[video platformları]]></category>
		<category><![CDATA[video tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube Shorts]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4703</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Yağmur Çetin Çevrimiçi ortam TikTok’un algoritma temelli ve kısa süreli içerik yapısıyla birlikte köklü bir paradigma değişiminden geçiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise sadece yeni bir platformun yükselişi değil YouTube gibi yerleşik devlerin "uzun formatlı" mirasındaki izleme alışkanlıklarının nasıl bir evrim geçirdiği sorusu yer alıyor. Pandeminin küresel çapta dijital alışkanlıkları tetiklemesiyle başlayan bu süreç, bugün izleme  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/">Dijital İzleme Kültüründe TikTok Etkisi ve YouTube’un Dönüşümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Yağmur Çetin</em></strong></p>
<p>Çevrimiçi ortam TikTok’un algoritma temelli ve kısa süreli içerik yapısıyla birlikte köklü bir paradigma değişiminden geçiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise sadece yeni bir platformun yükselişi değil YouTube gibi yerleşik devlerin &#8220;uzun formatlı&#8221; mirasındaki izleme alışkanlıklarının nasıl bir evrim geçirdiği sorusu yer alıyor. Pandeminin küresel çapta dijital alışkanlıkları tetiklemesiyle başlayan bu süreç, bugün izleme sürelerinden dikkat eşiğine kadar platformların tüm dinamiklerini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4707" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3.png" alt="" width="342" height="452" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-200x264.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-227x300.png 227w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-400x528.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-600x792.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3.png 680w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" /></a></p>
<p>Yıllarca çevrimiçi videonun mutlak hakimi olan YouTube, 16:9 geniş ekran formatı, prodüksiyon kalitesi yüksek içerikleri ve sınırsız süre imkanıyla bir dijital kütüphane işlevi gördü. Ancak 2016’da sahneye çıkan TikTok; ham, dikey ve &#8220;doğrudan uygulamada üretilen&#8221; 9:16 formatıyla bu düzeni sarstı. TikTok’un aylık 2,2 milyarı aşan kullanıcı trafiği, izleme kültüründe hız ve yoğunluk odaklı bir devrim başlattı. YouTube geniş bir demografiye hitap eden bir alan sunarken TikTok özellikle genç neslin dikkatini 15 saniye ile 10 dakika arasındaki dinamik kliplerle hapsetti.</p>
<p>Güncel verilere baktığımızda bu iki platformun kullanıcıların günlük rutinlerine nasıl entegre olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. Kullanıcıların %74’ü YouTube’u, %67’si ise TikTok’u günde en az bir kez ziyaret ediyor. Hatta her beş kullanıcıdan biri, bu platformları günde on kezden fazla açarak içerik tüketimi döngüsünü buralardan tamamlıyor. Ancak burada asıl dikkat çeken nokta platformların popülerliği değil, izleme kültürümüzün genetiğinin değişmesidir. Bir tüketici olarak kendi alışkanlıklarıma baktığımda da fark ettiğim üzere kısalan dikkat sürelerimiz ve hayatın hızlanan temposu, bizi 15 saniye ile 1 dakika arasına sığdırılan rafine edilmiş bilgiye yönlendiriyor. Kısa videolar sadece zaman kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanıcıyı içeriğe daha odaklı tutarak öğrenimi basitleştiriyor.</p>
<p>Bu değişim o kadar belirgin bir hal aldı ki YouTube başta olmak üzere Meta ve Snapchat gibi devler, bu dikey ve kısa video akışını kendi ekosistemlerine kopyalamak zorunda kaldı. YouTube Shorts, bu adaptasyon sürecinin en somut meyvesi olarak karşımıza çıkıyor. 2021-2024 yılları arasındaki üretim verileri incelendiğinde Shorts içeriklerinin özellikle 2023 itibarıyla ana akım hâline geldiği görülüyor. 1,5 milyar aylık aktif kullanıcıyı aşan bu servis izleyicinin uzun videolardan ziyade, hızlı tüketilen içeriklere olan iştahını da gösteriyor. BTK’nın 2025 yılı verilerine göre YouTube, Türkiye’deki toplam internet trafiğinin %46’sını, video izleme oranlarının ise %60’ını domine ederek liderliğini koruyor. 57,5 milyonluk bir kullanıcı kitlesine sahip olan YouTube karşısında TikTok, 40,2 milyonluk erişimi ve %3,6’lık veri trafiği payıyla daha çok bir etkileşim ve trend belirleme mecrası olarak konumlanıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4708" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-1024x945.png" alt="" width="339" height="312" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-200x185.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-300x277.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-400x369.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-600x554.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-768x709.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-800x738.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-1024x945.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2.png 1064w" sizes="(max-width: 339px) 100vw, 339px" /></a></p>
<p>Grafikler bu dijital dönüşümün boyutlarını somut bir şekilde ortaya koyuyor. Birinci grafiği incelediğimizde; YouTube (%74) ve TikTok (%67) kullanıcılarının büyük çoğunluğunun platformları her gün en az bir kez ziyaret ettiğini, hatta her beş kullanıcıdan birinin gün içinde ondan fazla giriş yaptığını görüyoruz. Bu yüksek frekans, 15 saniye ile 1 dakika arasındaki videoların modern hayatın hızlı temposuna ve kısalan dikkat sürelerine ne kadar uyum sağladığını kanıtlıyor. Bir tüketici olarak ben de zamanı daha verimli kullanmak ve içeriğe daha kolay odaklanabilmek adına bu yeni izleme kültürünü benimsiyorum. Sektörün bu değişime verdiği yanıt ise ikinci grafikte net bir biçimde okunuyor. 2021-2024 yıllarını kapsayan veriler, YouTube Shorts üretiminin özellikle 2023 ve 2024 yıllarında devasa bir ivme kazandığını gösteriyor. Diğer platformların da bu dikey video akışını entegre etmesi, kısa formatın geçici bir heves değil, kalıcı bir standart haline geldiğinin ispatı niteliğinde.</p>
<p>Üçüncü grafik ise kullanıcı talebinin yönünü doğrudan tayin ediyor; nisan-haziran döneminde kısa videoların popülerliği zirve yaparken, 20 dakikalık uzun içeriklerin izlenme oranları daha kısıtlı bir alanda kalıyor. Sonuç olarak vardığımız nokta kullanıcıların YouTube’u terk ederek TikTok’a geçmesi değil, TikTok ile hayatımıza giren tüketim alışkanlıklarını YouTube ve diğer platformlara taşımasıdır. TikTok sektörü temelinden şekillendirse de YouTube’un yerini almak yerine, dijital dünyadaki izleme deneyimini bütünüyle dönüştürmektedir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/">Dijital İzleme Kültüründe TikTok Etkisi ve YouTube’un Dönüşümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ezel Dizisi Televizyonun Ömrünü Nasıl Yeniden Belirledi?</title>
		<link>https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 19:40:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[çevrim içi içerik]]></category>
		<category><![CDATA[çevrim içi medya]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ezel dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[internet kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[medya analizi]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramiz Dayı]]></category>
		<category><![CDATA[reyting]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya algoritmaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[Türk dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[viral içerik]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube izlenmeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4635</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ayşe Sertdemir Günümüzde dijital dönüşüm sadece iletişim biçimlerimizi değil, toplumsal hafızamızın işleyişini de kökten değiştirdi. Çevrim dışı hayatın tüm dinamikleri çevrim içi platformlara taşınırken bir dönemin "dev" mecrası olan televizyon, artık sosyal medyanın yönlendirici gücüyle hayatta kalabildiği hibrit bir evreye geçti. Televizyonun reytinglerindeki düşüş bir gerçek ancak bu düşüş bir yok oluş değil, bir "mecra  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/">Ezel Dizisi Televizyonun Ömrünü Nasıl Yeniden Belirledi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ayşe Sertdemir</em></strong></p>
<p>Günümüzde dijital dönüşüm sadece iletişim biçimlerimizi değil, toplumsal hafızamızın işleyişini de kökten değiştirdi. Çevrim dışı hayatın tüm dinamikleri çevrim içi platformlara taşınırken bir dönemin &#8220;dev&#8221; mecrası olan televizyon, artık sosyal medyanın yönlendirici gücüyle hayatta kalabildiği hibrit bir evreye geçti. Televizyonun reytinglerindeki düşüş bir gerçek ancak bu düşüş bir yok oluş değil, bir &#8220;mecra değişimi&#8221; olarak okunabilir. Bugün televizyon içerikleri, sosyal medyanın o muazzam yayılım gücüyle fragmanlar, kesitler ve popüler replikler üzerinden yeniden dolaşıma girerek, dijital çağın izleyicisinde bir merak uyandırma operasyonu yürütüyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4642" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-1024x593.png" alt="" width="401" height="232" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-200x116.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-300x174.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-400x232.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-600x347.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-768x445.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-800x463.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-1024x593.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-1200x695.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri.png 1330w" sizes="(max-width: 401px) 100vw, 401px" /></a></p>
<p>TÜİK’in 2024 verileri, bu kaçınılmaz kaymayı ortaya koyuyor: Çocuklarda internet kullanım oranı %91,3 gibi bir noktaya ulaşmış durumda. Özellikle 11-15 yaş grubunun hafta sonlarını büyük oranda ekran başında geçirmesi ve içerik tüketiminde videoyu (%83,9) ile ilk sıraya koyması, geleneksel televizyon alışkanlığının yeni jenerasyonlar eşliğinde tabutuna çakılan son çivilerden biri. Ancak paradoksal olarak, aynı kitle televizyon yapımlarına yine o çok sevdikleri sosyal medya mecraları üzerinden de maruz kalıyor.</p>
<p>Sosyal medya televizyonu bir ana mecra olmaktan çıkarıp, onun için bir pazarlama aracına dönüştürüyor. Televizyonun altın çağını geride bıraktığı bir dönemde, bazı yapımlar mecra değiştirerek dijital birer hegemonya kurmayı başarıyor. Bunun en somut ve belki de en stratejik örneği: Ezel dizisi olarak karşımıza çıkıyor. Televizyonda yüksek reytinglerle zirveyi gören Ezel, ekran yolculuğunu kanal transferini de ekleyerek tamamladığında aslında dijitaldeki asıl serüveni yeni başlıyordu. Aradan geçen 12 yıla rağmen, ilk bölümün YouTube’da 27 milyon, toplam kanal izlenmesinin ise 2,2 milyar barajını devirmesini sıradan bir nostaljiyle açıklamak güç. Bu durum sosyal medyanın televizyonu zayıflatan bir unsur değil, aksine içeriği &#8216;zamansızlaştıran&#8217; ve reyting etkisini yıllara yayan bir hayat öpücüğü olduğunu kanıtlıyor. Ramiz Dayı repliklerinden Ezel ve Eyşan kliplerine kadar her ay üretilen milyonlarca etkileşim, geleneksel medyanın sosyal medya dolaylı kazandığı bu ikinci baharın en net tescili olabilir. Ezel bize şunu söylüyor: İyi içerik televizyonda doğabilir ama sosyal medyada ölümsüzleşiyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4640 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-1024x660.png" alt="" width="1024" height="660" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-200x129.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-300x193.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-400x258.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-600x387.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-768x495.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-800x516.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-1024x660.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-1200x773.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari.png 1260w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>Bu durumu medya ekosistemindeki bir yer değiştirme olarak tarif etmek yanlış olmayacaktır. Öyle ki televizyonun bir mecra olarak ömrünü tamamlamasından ziyade içeriğin dijital bir varlığa yani farklı bir medya öğesine dönüşme sürecidir. Ezel’in milyarlarca izlenmesini sadece bir nostalji olarak okumak biraz dar bir bakış açısına bizleri hapsedebilir. Karşımızdaki tablo içeriğin artık yayın saatine hapsolmadığı, sosyal medyanın algoritmik gücüyle beslenerek zamansız bir kültür malzemesine dönüştüğü bir medya düzenidir. Bu düzende kazananlar ise televizyonun köklü anlatı gücünü, sosyal medyanın yayılım hızıyla birleştirebilen ve izleyiciyi sadece bir takipçi değil, bu yaşayan ekosistemin bir parçası haline getiren yapılardır. Çünkü dijital çağın katılımcı kültür içeren doğası içeriğin ancak paylaşıldığı, kesitlere ayrıldığı ve yeniden üretildiği sürece hayatta tutabilmektedir.</p>
<p>Bu noktada, Ezel örneği yalnızca bir televizyon programının başarısı olarak değil, aynı zamanda tüm bir endüstrinin dönüşüm haritası olarak okunmalıdır. Televizyon kanalları bugün içerik üretimini yalnızca yayın akışına göre değil, aynı zamanda sosyal medya algoritmalarının doğasına göre de planlamaktadır. Müzik seçimi bile &#8220;kesilebilirlik&#8221; ve &#8220;paylaşılabilirlik&#8221; kriterlerine göre tasarlanmaktadır. Kısacası, reytinglerin yanında görünmez bir ölçüt eklenmiştir: sosyal medyada viral olma potansiyeli. Bir TikTok kullanıcısına sunulan Ramiz Dayı&#8217;nın 20 saniyelik monoloğu, o kişiyi YouTube&#8217;da bölümü izlemeye yönlendirebilir ve ardından diziyi dijital platformlarda aramasına neden olabilir. Bu televizyonun tek yayın modelinin daha karmaşık bir medya deneyimine dönüştüğünü kanıtlamaktadır. Bu nedenle Ezel, sosyal medya çağında bir televizyon yayın hayatının nasıl uzatılabileceğinin canlı bir örneği diyebiliriz.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/">Ezel Dizisi Televizyonun Ömrünü Nasıl Yeniden Belirledi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Okuryazarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Ağcaı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3579</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3591" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg" alt="" width="2167" height="1086" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-600x301.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-768x385.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-800x401.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1024x513.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1200x601.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1536x770.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg 2167w" sizes="(max-width: 2167px) 100vw, 2167px" /></p>
<blockquote><p>Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar pek çok konunun yanı sıra, bilimi halk için anlaşılır kılma çabasının Türkiye’deki en güçlü temsilcilerinden biri Çağrı Mert Bakırcı anlatıyor.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nın hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz? Hangi ihtiyaçtan doğdu? Nasıl bir serüveni var?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Çağrı Mert Bakırcı:</i></b> Evrim Ağacı, benim ODTÜ yıllarımda başlayan bir serüven. Ben orta sınıf bir ailede büyüdüm. Aydın ve ilerici bir aileydik. Bu benim için bir avantajdı. Ailem bana ilgimi çeken her türlü kitabı aldı ve sağlam bir okuma kültürü aşıladılar. Sadece çekirdek ailem de değil, uzak akrabalarımın birçoğu da eğitimli ve aydın kişilerdi. Örneğin eniştem bana sürekli TÜBİTAK kitapları alıyordu ve bilimkurgu filmlerine götürüyordu. Böyle bir ortamda yetiştiğim için, 2007’de ODTÜ’ye girdiğimde “evrim” konusu benim için sıradan bir bilimsel olguydu. Hakkında bir tartışma olduğundan pek de haberdar değildim. Bu konunun bilim camiasında cam kadar berrak olmasına rağmen halk arasında çok tartışmalı olduğunu gördüm ve ilk kez evrim-karşıtı kültlerle tanıştım. O noktada bir şeyler yapılması gerektiğine kanaat getirdim. Birkaç topluluk kurma ve yönetme girişimimden sonra ODTÜ Biyoloji Bölümü’ndeki arkadaşlarımla Evrim Ağacı’nı kurduk.</p>
<p>Bu arada ben ODTÜ’de Makina Mühendisliği okuyordum ama gönlümden geçen hep biyoloji olduğu için biyoloji bölümünden de dersler almaya başlamıştım. Önceleri birbirimizi biyoloji sınavlarına hazırladığımız bir öğrenci topluluğu olan Evrim Ağacı, sonrasında Türkiye’nin dört bir yanındaki liselerde ücretsiz eğitimler veren ve sosyal medyada insanların bilime dair sorularına sağlam cevaplar üretebilen bir mecraya dönüştü. Bir bakıma açılan bilim boşluğunu dolduruyorduk.<span class="Apple-converted-space">  </span>Süreç boyunca ben nereye gittiysem Evrim Ağacı da oraya geldi. Doktora için Texas’a gittiğimde, internet sitemizi büyütme fırsatı buldum. Burada eşimle tanıştıktan sonra bir yol ayrımına geldik. Ya ikimiz de doktoralarımız bittiğinde akademide kalacak ve Evrim Ağacı’nı yarı yolda bırakacaktık ya da Evrim Ağacı’nı meslek edinecek ve akademik kariyerden vazgeçecektik. O noktada sekiz yıldır sürdürdüğüm ve Türkiye’ye çok büyük faydalar sağladığını bizzat gördüğüm bir proje olduğu için Evrim Ağacı’nda devam etmede karar kıldık. İkimiz de bu işi büyütmek için çabalamaya başladık.<span class="Apple-converted-space"> </span>Aradan geçen 15 seneden sonra Evrim Ağacı; Türkiye’nin en çok ziyaret edilen, en bilindik, en güvenilir bilim iletişimi platformuna dönüştü. Tabii bu aşırı kısaltılmış bir özet, süreç boyunca sayısız kitap yazdık, etkinlik yaptık, dallarımızı kimsenin ulaşamadığı yerlere ulaştırdık. Değişen dünya şartlarına adapte olarak yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Günümüzde bilimsel araştırmalara ücretsiz bir şekilde ulaşmak zorlaşıyor. Siz bilimsel verileri hangi yöntemlerle topluyorsunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B:</i></b> Bildiğim bütün yolları kullanarak ulaşmaya çalışıyorum. Bazen arkadaşlarımın akademik e-postaları üzerinden erişim sağlamam gerekebiliyor. Birçoğunu Google Scholar’da kendi hesabımdan da okuyabiliyorum. Şu ana kadar hiçbir makaleye para ödemedim, asla ödemem. Böylesi bir akademik sömürü düzenine tek kuruş kaptırılmamalı. Başka yollar var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3585 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Alper Akkaya:</i></b> <b>Sci-Hub, Libgen, Unpaywall gibi gri alanlara düşen kaynakların kullanılması etik açıdan uygun mu? Korsan ve fikri mülkiyetler hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, uygun. “Eğer satın aldığın şeylerin sahibi olamıyorsan, korsan kullandığın şeylerin de hırsızı değilsin.” diye bir söz var. Burada biraz bu geçerli, biraz da başka faktörler&#8230; Çünkü dergilerin makale başına aldığı absürt miktarlar, o makaleye sadece dijital bir erişim hakkı sağlıyor. Bu ciddi miktarları tekil araştırmacıların cebinden çıkarıp ödemesi imkânsız. Bakın zor demiyorum, imkânsız. Evrim Ağacı’nda biz bir ayda belki 500 kadar makaleden faydalanıyoruz. Bunların her birine 40-50 dolar ödeyecek olsak bir ayda batardık. “Ee o makaleler kolay çıkmıyor, tabii ödeme yapılacak.” diye düşünen varsa, düşünmesin. Birincisi, o araştırmaların yüzde 50’sinden fazlası vergilerimizden ayrılan fonlarla yapılıyor. Ben ABD’de de vergi ödediğim için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Dolayısıyla ödeme duvarlarının ardına saklanması yasadışı. İkincisi, para akademisyenlere veya o makaleleri yayından önce değerlendiren hakemlere gidecek olsa anlardım. Sonuçta Netflix gibi araçlar gelip de zengin bir içerik koleksiyonu için makul bir fiyat sunduğunda herkes korsandan uzaklaştı, aylık ödemeyi kabullendi. Çünkü ortalama insan bu alışverişin değerini anlayacak kapasitede. Ama akademik dergilere ödenen paralar, akademisyenlere veya hakemlere değil, o dergilerin yöneticilerine gidiyor. Bu yöneticilerin görünürde birçok görevi var ama asıl görevleri, insanların makalelere erişimini suni olarak kısıtlayarak bu maddi ödeme duvarını korumak.<span class="Apple-converted-space"> </span>Dolayısıyla bahsettiğiniz araçlar, insanlığa o akademik dergilerden -en azından yöneticilerinden- trilyonlarca kat daha faydalı siteler. Bilgi güçse ve o bilgi, halkın vergileriyle üretiliyorsa, halkın bilgiye zorla olsa da erişmesi, desteklenmesi gereken devrimci bir harekettir bana göre.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A: </i>Bilimsel bilgiyi kamuya ulaştırırken teknik dili sadeleştirmek nitelik kaybı yaşanmasına sebep oluyor mu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Nitelikten kastımızın ne olduğuna bağlı. Eğer ki “nitelik” derken kastettiğimiz anlatılan şeyin bilimsel derinliği ise, evet. Tanımı gereği popüler bilim, akademik bilime nazaran nitelik kaybına neden olur. Ama akademik bilimin söylediğini anlayamadıktan sonra, halk için değeri nedir ki? Dolayısıyla eğer ki “nitelik”, ortalamada, daha fazla kişinin o bilgileri kavrayabilmesiyse, gençleri bir sonraki nesil bilim insanlarına dönüştürecek yakıt görevi görmesiyse, hayır. Tam tersine, popüler bilim akademik bilimin niteliğini artırır. Eğer popüler bilimi “isabetsiz akademik bilim” olarak göreceksek, doktora-öncesi eğitimin tamamı çöpe gider. Çünkü lisede öğretilenlerin yüzde 90’ından fazlası, üniversitede öğretilen şeylerinse yüzde 30-40’ından fazlası isabetsiz anlatımlardan ibaret. Burada önemli olan, “öğrenme”nin bir süreç olduğunu anlamakta. Popüler bilim, sıradan bir insanı akademik bilgiye eriştirmek ve akademisyenleri fildişi kalelerinden indirmek konusunda en hayati basamaklardan biri. O meşhur sözü dönüştürecek olursak: “Akademisiz popüler bilim kör, popüler bilimsiz akademi topaldır.”<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de Evrim Ağacı’nda akademiyi olabildiğince doğru ama anlaşılır şekilde halka aktarmak konusunda edindiğimiz sorumluluğu layıkıyla ve Dünya standartlarının bile ötesinde yerine getirmeye çalışıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3581 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg" alt="" width="1080" height="1342" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-200x249.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-241x300.jpg 241w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-400x497.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-600x746.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-768x954.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-800x994.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-824x1024.jpg 824w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Algoritma barajını nasıl aşıyorsunuz? Bu durumda köklü bir mecra olmanızın bir etkisi var mı? Yeni bilim iletişim mecralarının kitlelere erişmesinde algoritma bir bariyer oluşturuyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Sosyal medya “gurularına” sorsanız size sabah akşam algoritma anlatırlar. Ama sosyal medyada kaliteli içerik üretmenin bir numaralı kuralı, algoritmayı çok fazla kafaya takmamaktır. Çünkü İngilizcede “Content is king.” denen bir şiar var. Anlattığınız hikâye ve onu nasıl anlattığınız, sonucun yüzde 95 kadarını belirliyor. Geri kalan yüzde 5 de spesifik sosyal medyaların ihtiyaçları. Mesela YouTube’da video kapağı ve başlık gibi şeyleri düzgün yapıp yapmadığınız. Bir de insanların anlamadığı veya anlasa da takip edemediği en büyük nokta istikrar. Evrim Ağacı durup dururken “köklü” olmadı, istikrarlı olduğu için “köklü” hâle geldi. Benim bu konudaki kuzey yıldızım, bir bilim iletişimcisi değil, bir vlogger; hatta “vlog” denen şeyi büyük oranda icat edip ana-akımlaştıran videograf: Casey Neistat. Casey’nin verdiği en önemli mesaj 3 kelimeden ibaret: “Just keep uploading.” Yani “Yüklemeye devam et.” Bu yazı için de geçerli, video için de geçerli. Eğer sürekli “Neden okunmadı, neden izlenmedi, neden böyle kötü yorum yazdılar?” diye kafaya takarsan, hatta daha fenası, kimse sana kötü bir şey yazmadan, sırf birkaç basit metrikten yola çıkarak karamsarlığa kapılırsan, kesinlikle kaybedersin. Ben algoritmayı bu perspektiften görüyorum. Algoritma denen şeyin içerik üreticisiyle alâkası bile yok. Algoritma, kullanıcıya -izleyiciye veya okura- en çok uyacak içeriği bulmak konusunda özelleşmiş bir yazılım. Dolayısıyla olay kullanıcıda bitiyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İçerik üreticileri olarak bizim görevimiz, en kaliteli ürünü ortaya koyup beklemek. Zaten algoritma bir yerden sonra onu o “niş” denen kitleye ulaştıracak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Zaten bilim kulağa “niş” gibi gelse de eğer ki yılda 500 milyon kere izleniyorsanız, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ilk birkaç yüz sitesinden biriyseniz, sanıyorum niş olmadığınızı söyleyebilirsiniz. Bu sayılar algoritmayı umursamadan yapılan işlerle oluyorsa, belki de bu tavsiyeye kulak vermekte fayda vardır. Her içerikte kendinize sorun: Bu, bu içerik için yapabileceğimin en iyisi mi? Cevap evet ise, bitmiştir. Hayır ise, yapacağınızı biliyorsunuz.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>A.A: </i>Türkiye gündemi sürekli değişiyor. Siz bu değişen gündeme dair içerikler de üretiyorsunuz. Sürekli değişen gündeme yönelik içerik üretmek pratik anlamda sorun yaratıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Türkiye’nin gündemi çok değişiyor, doğru. Ama bu bizi çok fazla etkilemiyor, çünkü bizim gündemle ilişkimiz daha ziyade “konu fikri” noktasında oluyor. Yani “Aa gündemde bu var, bunu çekelim, yazalım.” diye bir dürtümüz yok. Daha ziyade, “İster istemez gündeme baktığımda gördüm ki böyle bir konu da varmış ve insanlar ilgileniyorlar, belki onları bu konuda bilgilendirmek iyi olur.” diyoruz. Yani gündemi o kadar da yakından takip etmiyoruz. Tabii ki gündem de konu kaynaklarımızdan biri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı güncel bilimsel gelişmeleri sunarken, bu olayları kuramsal arka planıyla nasıl bağlam kuruyor? Bilim haberciliği ve bilim iletişimi arasındaki pratik farkı nasıl yaratıyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bilim haberciliği, magazin haberciliğiyle benzeştirilebilir: “Bilmem kim ünlüsü, bilmem nerede görüntülendi!” ile “Bilmem ne parçacığı, bilmem kaç enerji seviyesinde görüntülendi!” arasında pek bir fark yok. Ama bilim haberciliğini bilim iletişimi yapan şey, aslında gazeteciliğin de özünde var olması gereken “bağlam” bilgisi. Mesela ben magazinden anlıyor olsaydım, öyle bir bağlam bilgisi verirdim ki, o bilmem kim ünlüsünün bilmem nerede görüntülenmesinin ne anlama geldiğini okura, izleyiciye tam olarak aktarabilirdim. -sanırım bunu yapan bazı içerik üreticileri var.-<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bizim gazetelerde de bu sorun çok fazla var. Batılı ve Doğulu emsallerine baktığınızda, haberlerin arka plan detaylarının, haberin kendisi kadar derin olduğunu görüyorsunuz ama bizde köklü bir gazetecilik kültürü olmadığı için, üzerine bir de modern dünyanın kolay tüketim dürtüleri bindiğinde berbat bir “gündemizm” oluşuyor. Benim içeriklerimde duyduğum en yaygın negatif eleştiri, “konuyu çok uzattığım” oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Halbuki anlattığım her şey, o 2-3 dakikada bahsedeceğim “Bu arada bu da oldu.” cümlesini beslemeye yarayan arterler. Okur veya izleyici bu yolu benimle birlikte kat ettiğinde, iki dakika sonra unutacağı bir haber başlığından öteye geçmiş oluyor. Keşfedilen o yeni şeyin nasıl keşfedildiğini, neden önemli olduğunu ve kendisiyle ilişkisinin ne olabileceğini kavrıyor. “Öğrenmek” denen şey budur; olguları ezberlemek değil.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı, YouTube, Instagram, podcast gibi çoklu mecraları kullanarak bilim iletişimi yaparken her mecra için ayrı bir içerik yöntemi mi geliştiriyor? Hangi mecra, hangi bilimsel içerik türü için daha etkili oluyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Açıkçası her mecra için o mecraya uygun içerik üretilmeli ki biz de buna özen göstermeye çalışmalıyız. Ama bizde ciddi bir işgücü eksikliği var. Yani Evrim Ağacı’nın şu anki kapsamında rahatlıkla yüz küsür kişilik bir ekip olması gerekirdi. Ama sadece dördü çekirdek olmak üzere sadece on kişiden oluşan bir ekibiz. Tek işi video çıkarmak olan meşhur bilim iletişimcilerinin bile 30-60 kişiden oluşan ekipleri, videografları, editörleri, araştırmacı yazarları, teknisyenleri var. Biz iki kişi video çıkarıyoruz, öyle düşünün. Ama yine de elimizden geldiğince içeriklerimizi mecraya adapte etmeye çalışıyoruz. Video şu anda en popüler mecra ama öğrenme sadece okuyarak mümkün. Dolayısıyla insanlık pek de iyi bir yöne gitmiyor. Bilginin sonsuz, bilenin çok az olduğu bir yöne gidiyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3587 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Hedef kitlenize dair veri var mı? Hangi kitle sizi takip ediyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Çok yakından takip etmiyoruz bunu ama sorduğunuz için YouTube istatistiklerimize baktım. Son bir yılda izleyicilerimizin yüzde 70’i erkek, yüzde 83’ü 18-44 yaş aralığında, yüzde 85’i ise Türkiye’den. Bu bize çok fazla bilgi vermiyor tabii ama genel bir çerçeve çizebilir.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İzleyicilerden gelen yorumlar, sorular ve geri bildirimler yayın politikanızı ve üretim sürecinizi etkiliyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Biraz etkiliyor ancak kısıtlı. Çünkü en nihayetinde Evrim Ağacı’nı kendi ilkelerimizle, kendi politikalarımızla sürdürmeye çalışıyoruz. Mesela takip ettiğimiz ilkeler son on beş yılda hiç değişmedi. Bu, bize entelektüel bir istikrar sağlıyor. Ama tabii ki belli konular talep edildiğinde veya belli noktalarda tekrar eden eleştiriler oluştuğunda, oraları nasıl geliştirebiliriz diye düşünüyoruz. Ama vakaların yüzde 99’unda bu problemleri biz geri bildirim gelmeden fark edip çözüyoruz veya gelen geri bildirimler, sebepleri düzgün bilmeden ya da değerlendirmeden gelen geri bildirimler olduğu için değişimi tetiklemiyor.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Video içerisinde ya da açıklama sırasında kullanılan kaynaklar sadece bilgiyi desteklemek için mi gösteriliyor, yoksa izleyiciye bilimsel yöntemi, kanıt zincirini ve çıkarım sürecini de anlatmaya çalışıyor mu? Sizce bu durum katılımlı bilimi pekiştiriyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Kendimizi kandırmanın anlamı yok. Okurlarda bu oran belki biraz daha az olsa da video izleyicilerinin yüzde 99,99’undan fazlası kaynakları umursamıyor ve bir tanesini bile açıp okumuyor. Kaynak gösterimi bundan daha ziyade akademik bir refleks ve olması gereken de bu. Ola ki biri kaynağı merak edip kontrol etmek veya daha derinlemesine okumak isterse kaynak erişilebilir olmalı. Sitemizdeki makalelerimiz her zaman tam kaynaklı oluyor. Videolar da çoğunlukla makalelerimizden beslendiği için kaynakları videoya daha kısıtlı ekliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ancak talep edildiğinde hepsini verebileceğimiz bir veri tabanımız bulunuyor. Bizim güvenilir kaynaklar kullanma nedenimiz, biri sorarsa hazırda bulunsun diye değil yaptığımız işe saygımızdan. Bizim işimiz, akademide olan biteni halka etkili bir şekilde aktarmak; bunu birincil ve ekstrem güvenilirlikteki ikincil kaynaklar üzerinden yapmıyorsak, doğru bir iş yaptığımızı söyleyemeyiz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>“Küçük bağışçılar” modeli ve Youtube gelirleri sürdürülebilirliği sağlamaya yetiyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bağış modeli sürdürülebilirliğe yetmiyor. Sadece dalgalanan reklam gelirleri için bir “sigorta” görevi görüyor. YouTube gelirleri Evrim Ağacı’nı büyütme konusunda en büyük kaynağımıza dönüştü. Bunda tüketici alışkanlıklarının okumadan izlemeye kaymasının da YouTube’un üretici dostu politikalarının da etkisi büyük. Ama sürdürülebilirlik için çok kaynaklı bir model şart; özellikle de bizim büyüklüğümüzde kanallar için. Daha küçük üreticiler için küçük bağışçılar modeli sponsorlu içeriklerle birleştiğinde gayet güzel çalışabiliyor. Ama büyüdükçe, gelir kaynaklarını da zenginleştirmek gerekiyor. Bunu ilkelerden şaşmadan yapabilmek hayati bir öneme sahip. Biz buna çok özen gösteriyoruz. Destekçilerimiz de sağ olsunlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Yani Evrim Ağacı büyük kolektif bir çabanın eseri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Potansiyel sponsorların bilimsel yayın politikanızla uyumlu olup olmadığı nasıl ölçülüyor? Bu bir kriter mi? Potansiyel sponsorlar ekonomik gelir modelinin nasıl bir kısmını oluşturuyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, belli kriterlerimiz var. Bize gelen sponsorların yarısından fazlasını reddediyoruz. Çünkü bizim kullanacağımız ürünler sunmuyorlar veya okurlarımıza ve izleyicilerimize zarar verebilecek ürünlere sahip oluyorlar. Bu demek değil ki kabul ettiğimiz markaların hepsi sütten çıkmış ak kaşık.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Öyle bir marka var mı, kaldı mı? Ama biliyorsunuz bazı markalar var ki, eşelediğinizde illa ki altlarından sorunlar çıkacak olsa da halk nezdinde artık kabul görmüşler. Mümkün olduğunca onlardan sponsorluk almaya çalışıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Orada devreye ne mesaj vermeye çalıştıkları giriyor. Eğer ki bir otel, sunduğu tatil hizmetinden ziyade, iklim değişikliğiyle nasıl “mücadele” ettiğini anlattığı bir mesaj vermeye çalışıyorsa, yani yaptıklarını güvenilir metriklerle bize gösteremiyorsa ve sadece lafta kalıyorsa, o otel ne kadar güvenilir olsa da mesajlarını reddediyoruz. Zaten biz öyle eğlence içerikli bir “influencer” olmadığımız için, bize gelen de az oluyor. Dolayısıyla, sponsorlu içerikler de bizim gelirlerimizin çok azını oluşturuyor. O nedenle kimsenin parasına boyun eğmek zorunda kalmıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3588 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nda Kreosus üzerinden gelen kullanıcı desteği, içerik planlamasını hangi ölçüde etkiliyor? Destekçilerin ilgisine göre içerik yöneliminde (örneğin evrim, iklim, kuantum) ağırlık kaymaları yaşanıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Hayır, pek sayılmaz. Sadece belli seviyelerde destek olanlar video içerik taleplerinde bulunabiliyorlar ama bunlara da kısıtlı şekilde öncelik veriyoruz. Bu noktada destekçilerimizle aramızda çok özel bir bağ var ki Patreon gibi “çıkar-amaçlı” modellerin aksine, Kreosus’u da tam olarak bu bağ üzerine inşa ettik. Destekçilerimizin yüzde 99,9’u bizden özel bir şey bekleyerek bize destek olmuyorlar. Evrim Ağacı’nın ilkelerine, misyonuna, vizyonuna, yaptıklarına değer verdikleri için ve bu sürecin bir parçası olmak istedikleri için destek oluyorlar. Bu sayede destekçilerimize sunduğumuz avantajlar oldukça yüzeysel ve göstermelik oluyor. O özel bağı korumaya özen gösteriyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Kreosus modelinde, kullanıcıların uzun vadeli destekçisi kalmasını sağlamak için ne tür aidiyet stratejileri uygulanıyor? Topluluk hissinin bu stratejiye bir katkısı var mı?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Dediğim gibi, çok özel bir şey yapmıyoruz. Destekçilerimizin ezici çoğunluğuna “Evrim Ağacı’na yardım etmiş olmak” yetiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de onların desteklerini, en iyi yaptığımız işi daha da iyi yapabilmek içi kullanıyor, onlara tam olarak istediklerini vermiş oluyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Hep söylediğimiz bir şey var: Bizim için destekçilerimizin finansal sağlığı her şeyin önünde geliyor. Eğer ki bir kişinin bize destek olması kendi finansal sağlığına zarar verecekse, o desteği asla istemiyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Videoyu veya yazıyı tüketsinler, paylaşsınlar, beğensinler bize yeter. Ama okurlarımız ve izleyicilerimiz arasında bize rahatlıkla destek olup gücümüze güç katabilecek çok fazla insan olduğunu da biliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Eğer ki içeriklerimiz onları destek olmaya motive ediyorsa ne âlâ. Etmiyorsa da canları sağ olsun. Biz elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3584" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1401" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-200x109.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-300x164.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-400x219.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-600x328.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-768x420.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-800x438.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1024x561.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1200x657.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1536x841.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İnternet sitesinde üye olan hemen hemen herkes içerik üretebiliyor, içeriklerle etkileşime geçebiliyor mu? İnternet sitesinin ortaya çıkışında katılımlı bilim perspektifi etkili oldu mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, üyelerin hepsi Evrim Ağacı Sosyal’de birbiriyle ve içeriklerimizle etkileşmeye başlayabiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Orada modern ve ilerici bir sosyal medya felsefesi izliyoruz. Tartışmaya, gerilime, negativiteye dayalı değil; değer yaratmaya, bilgiye, kültüre dayalı bir sosyal mecra inşa ediyoruz. Bu yolun çok başındayız ve yapay zekâ sitemizi tamamen öldürmezse, uzun bir yolumuz var. Ama Evrim Ağacı’nda yaptığımız her şey gibi, bu konuda da biz kısa mesafe koşucusu değil,<span class="Apple-converted-space"> </span>maraton koşucusuyuz. Üretmeye devam edeceğiz. Sevgiler, teşekkürler.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</title>
		<link>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 11:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Satranç]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3553</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Tarihin en eski ve prestijli oyunlarından biri olan satranç, dijital çağa platformlar aracılığıyla uyum sağlamayı başarabildi. Bu uyum sayesinde satranç ve satranç yayıncılığı, sosyal mecralarda içerik üretimine uygun bir alan yaratarak kendine has, niş bir kitle kazandı. Türkiye’de satranç yayıncılığının öncülerinden biri olan Sabri Can Onay Yontar, bugün Chess.com’un sosyal medya dikey  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/">Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3559" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1380" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-200x108.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-300x162.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-400x216.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-600x323.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-768x414.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-800x431.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1024x552.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1200x647.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1536x828.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p>Tarihin en eski ve prestijli oyunlarından biri olan satranç, dijital çağa platformlar aracılığıyla uyum sağlamayı başarabildi. Bu uyum sayesinde satranç ve satranç yayıncılığı, sosyal mecralarda içerik üretimine uygun bir alan yaratarak kendine has, niş bir kitle kazandı. Türkiye’de satranç yayıncılığının öncülerinden biri olan Sabri Can Onay Yontar, bugün Chess.com’un sosyal medya dikey format içerik üretim ekibini yöneterek global arenada, satranç için son derece önemli bir figüre dönüştü. Peki, uzay mühendisliğinden satranç yayıncılığına uzanan bu yolculuk nasıl başladı?</p></blockquote>
<p><b><i> Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Merhaba, bu güzel etkinlikte bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Tanımayanlar için öncelikle kendinizi tanıtır mısınız acaba?</b></p>
<p><b><i>Sabri Can Onay Yontar:</i></b> Merhaba, ben Sabri Can Onay Yontar. Satranç Yayıncılığı yapıyorum. Chess.com’un sosyal medyasında içerik üreticisiyim aynı zamanda.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Nasıl başladınız satranç yayıncılığına?</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Daha öncesinde uzay mühendisliği okuyordum. Fakat orada girdiğim iş bana biraz sıkıcı geldi. Hep düşünüyordum, dokuz-altı çalışmak yerine; acaba hayatımda başka bir şey yapabilir miyim ya da bir işletme sahibi olabilir miyim? diye.</p>
<p>Sonrasında Youtube alanın baya bir ilerlediğini fark ettim. Dedim ki kendi kendime, acaba bir şeyler deneyebilir miyim?<span class="Apple-converted-space">  </span>Tabii o zamanlar da bugün gibi en fazla vakit geçirdiğim şey satrançtı. Dolayısıyla Youtube’ye satranç yayıncılığı yaparak girdim. Sonrasında kanal daha kişisel bir şeye dönüşebilir mi diye düşündüm aslında. Youtube’de ürettiğimiz içerikler yavaş yavaş izlenmeye başladığı sırada ben de uçak mühendisliğine yeni başlamıştım. Yani kaderin cilvesi,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ürettiğim bütün içerikler tam da o anda normalden çok daha fazla izlenmeye başladı. Pazartesi günü işbaşı yaptım. Tam o hafta günlük en az dört yüz beş yüz abone gelmeye başladı. Dedim ki tamam bu iş galiba oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İşe başladıktan bir sene geçtikten sonra işimden istifa ettim. Sonrasında ise Youtube kanalım beni tamamen içine çekmeye başladı. Pandemi döneminden hemen önce Chess24 firması ile görüşmeye başladım. Globalde onların Türkçe tarafına pandemide sürekli yayın yaparken, Chess24 İngilizce kanalına tavsiyeler veriyordum. Onlar da dediler ki çok biliyorsan gel sen yap. Sonra bana bir klip kanalı açıldı. Klip kanalını bana verdiler. Orada da aylık üç-beş bin dolar civarında para kazandırmaya başladım şirkete. Chess24’ün o zamanlar maddi problemleri vardı. O arada Chess.com, Chess24’ü satın almak istedi. Eğer mali olarak kötü durumda olan bir şirketteyseniz, sizi satın alan şirket de size sonsuz güven duymuyor. Şu an Chess.com’da üretilen tüm kısa içerikleri ben ve ekibim yapıyoruz. Instagram reels’ları, Youtube shorts’ları ya da TikTok’da gördüğünüz herhangi bir vertikal içerik tamamen bizden çıkıyor.</p>
<p>Sonra Magnus’un Garcia’nın kanalını bana verdiler. Derken yavaş yavaş rolüm değişti ve Barselona’ya taşındım. Ama tabi Türkçe kısmında da çalışıyorum. Ben onları da her zaman söylüyordum, ben Türkçe kısmını asla bırakamam. Şu an halimden gayet memnunum. Tabii globale üretilen işlerin yankısı Türkiye’de daha farklı oluyor. Globalde yaptığım içerik genelde Türkiye’de tutuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3556 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM.png" alt="" width="600" height="212" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-200x71.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-300x106.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-400x141.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM.png 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b><i>Emir Gülşen:</i></b> <b>Siz içerik üretmeye başladığınız zaman Türkiye’de Satranç yayıncılığının durumu nasıldı? Böyle bir izleyici kitlesi ya da bu kadar çok üretici var mıydı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Bugünle kıyaslamak mümkün değil. Tabii içerik üretenler vardı. Çok net hatırladıklarım; Satranç diye bir kanal vardı. Hatta şey demiştim, ne kadar güzel bir isim almış. 10.000’e yakın abonesi falan vardı o zaman galiba. Nazmi Can Doğan vardı. O da içerik üretiyordu ve onun içerikleri sürekli Ekşi Sözlük’te falan paylaşılıyordu. Yaptığı işler sürekli ana sayfaya düşüyordu. Fakat benim yaptığım, yapmaya çalıştığın şey birazcık daha satranç analizinden farklı olarak satrancı hiç bilmeyen insanlara hitap etmesini arzuladığım biraz daha eğlenceli bir dille iş üretmeye çalışmaktı. Böyle olunca da insanlar daha ilgi çekici bulmaya başladı. Yaptığımız işler biraz daha ortamı, hazırladı denilebilir çünkü bizim iş yapmaya başladığımız satranç ortamı elitti.</p>
<p>Yani ben yayıncılığa başladığım zaman bana; sen büyük usta değilsin, uluslararası usta değilsin, bir unvanın yok nasıl bize bir şey anlatabilirsin, analiz yapabilirsin gibi bir tepki vardı. Bu algının kırılması üç dört seneyi buldu.Şu anda çok güzel bir yerde olduğumu söyleyebilirim. Yani geçmişe kıyasla artık satranç herkese kucak açan, halka inen bir şeye dönüştü. Aslında Youtube kanalımızda; satranç taşlarının hareketini çok fazla bilmeseniz bile sizi eleştiren bir imaj değil, yardım eden, “gel bak böyle öğrenebilirsin diyen”, bir imaj yaratmaya çalıştık.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Peki gelecek için neler planlıyorsunuz? Neler<span class="Apple-converted-space"> </span></b><b>yapmak istiyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Satranç konusunda bugün, hedeflediğim yerden çok daha iyi bir yere geldik. Kendi açımdan da en azından başarılı olduğumu düşünüyorum.</p>
<p>Yaptığım işlerden oldukça<span class="Apple-converted-space"> </span>memnunum. Satranç alanına da bir noktada katkım dokundu bence. Farklı alanlarda da içerik üretmek istiyorum.Mesela bu Formula olabilir, tenis olabilir, belki e-spor olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span>Açıkçası farklı şeyler de denemek istiyorum. Fakat asla Satranç yayıncılığını bırakmayı düşünmüyorum. Çünkü para kazandığım asıl iş Chess.com olduğu için Youtube kanalım sanki benim hobi alanım gibi geliyor bana. Bu sebepten ötürü başka bir sektörde iş yapsam dahi yine bu kanalda satranç yayıncılığı yapmaya devam etmek istiyorum. Fakat farklı bir alandan teklif gelirse denemek şansımı denemek isterim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Az önce satrancın halk inmesinde bu kadar yaygınlaşmasında yayıncılığın çok etkisi olduğundan bahsettiniz. Bunu biraz daha açar mısınız acaba? Arkasındaki sebepler, ortamın hazırlanması f</b><b>alan nasıl gelişti bu süreç?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Youtube de satranç videoları izliyor artık insanlar. İnteraktif aplikasyonlar da çok yaygınlaştı. Herkesin elinde telefonlar. Sadece Chess.com değil, birkaç tane daha var çok bilinmeyen, daha tekelleşmemiş ama onların da eminim çok etkisi oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3555 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos.jpg" alt="" width="508" height="269" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-200x106.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-300x159.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-400x212.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos.jpg 508w" sizes="(max-width: 508px) 100vw, 508px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Bu aplikasyonlardan biraz daha bahseder misiniz? Birbirlerine göre ne gibi farkları var?</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Pandemi döneminde Chess24’ten yayın yapıyorduk ve 24’ün oyun alanı diğer aplikasyonlara nazaran daha zayıf kalıyordu. Aplikasyon eksikti açıkçası. Açıkçası bu durum benim biraz canımı sıkıyordu. Yani içerik üretirken sınırlı kalıyorduk.</p>
<p>Ama Chess.com’da böyle bir durum yok. Lichess de keza öyle. Fakat Chess.com da özellikle hoşuma giden şeylerden bir tanesi influencer havuzu olması. Aslında bir noktada para kazanacak bir alan oluşturuyor. Aynı zamanda bir ajans gibi platformla sözleşme yapabiliyorsunuz.</p>
<p>Tabi benim yayıncı sözleşmem yok ama yayıncılara tanıdığı imkanlar diğer aplikasyonlara göre çok daha fazla. O yüzden o noktada Chess.com’u fazlasıyla seviyorum, tercih ediyorum. Kullanıcıların ya da izleyicilerin düşüncelerini, fikirlerini, şikayetlerini tabii ki hep dinliyorum.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Chess.com’da mı oynuyorsunuz, Lichess’te mi oynuyorsunuz siz?</b> <b>Ben Lichess’i tercih ediyorum.</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Evet Lichess de çok tercih ediliyor. Ayrıca bir dernek olduğu için herhangi bir para vermeden oynayabiliyorsun. Ama bu sektörde, bence bir şekilde, bir yerlerden paranın girmesi gerekiyor ve ticari Chess.com bile şu an Türkiye’de çok çok komik rakamlara üyelik satıyor. Chess.com gerçekten çok çok ucuz.</p>
<p>Ben sadece Chess.com’da oynuyorum. Fakat insanlarda Lichess ya da başka platformlardan puzzle gönderdiğinde, oynadıkları oyunları gönderdiklerinde mutlu oluyorum. Ne kadar fazla kişi satranç oynarsa o kadar iyi. Bu ister Lichess olsun ister Chess.com olsun farketmez.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i> İnsanların Lichess ve Chess.com arasında ELO sistemini farklı bulduklarını, Lichess’in puan sisteminde yükselmenin daha zor olduğunu duymuştum. Gerçekten böyle bir şey var mı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Aslında iki platformda da satranç oynayan oyuncuların Lichess puanı genelde Chess.com puanından yüksek oluyor. Çünkü Lichess’i birazcık daha süper amatör seviyesindeki oyuncular keşfediyorlar.<span class="Apple-converted-space">  </span>Gidin bir insana sorun satranç biliyor musun? A evet, biliyorum.</p>
<p>Chess.com’da oynuyorum diyor. Dolayısıyla Chess.com ticari kaygılarla herkese ulaştığı için çok fazla yeni kullanıcı girişi oluyor. Fakat Lichess’te bu birazcık daha farklı. Lichess’te oynamaya başladığında 1400-1600 arasında bir puana sahip oluyorsunuz. Chess.com’da ise başlangıç puanı 1200. Bu yüzden ortalama reyting sapıyor. İstatistikler de farklılık gösteriyor. Fakat genel olarak baktığımızda Chess.com yeni başlayanlara hitap ederken, Lichess daha çok orta seviye oyunculara hitap ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3554 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Fakat son dönemde ünvanlı oyuncuların genelde Chess.com’da daha aktif olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. </b><b>Chess.com’un yayıncılarla sözleşme yapmasının bununla bir alâkası var mı?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Tabii ki var. Ayrıca Chess.com’un ciddi bütçeler ayırarak düzenlediği turnuvalar var. Bütçelerinin önemli bir kısmını turnuvalara ayırıyor ve bu parayı dağıtmayı da seviyorlar. Dolayısıyla ünvanlı oyuncular gelip Chess.com’da oynuyor.</p>
<p>Bir de izleyiciye yayıncıyla etkileşime geçme şansı tanıyor. Mesela beni izliyorsunuz ve benimle oynamak istediğinizi varsayalım. Aynı turnuvada rekabet ediyorsak, illa denk geliyorsunuz. O yüzden bu durum da birçok satranç severi etkiliyor. Yani herkesi etkilemez belki ama en azından benimle oynamak isteyen beni izlemek isteyen kitleyi etkiliyordur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>En azından şu an Chess.com’la rekabet edecek, onun kadar büyük ve güçlü bir marka yok. Neden yeni markalar, ticari siteler ya da aplikasyonlar üretemiyorlar?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Evet bence de şu an yok. Bir Lichess var o da bağışla dönen bir organizasyon. Ticari bir kaygı olmadığı için rekabet ortamı oluşamıyor. Hani ben mesela Chess.com’un tekel olmasını asla istemem. Çünkü ne kadar fazla rekabet o kadar fazla gelişim olur. Aynı şey satranç yayıncılığında da var. Yani ne kadar fazla Türkçe satranç Youtube kanalı olursa hem kişiler kendini o kadar geliştirecek, hem de daha fazla insan satrancı sevecek, satrançla tanışacak. Dolayısıyla aplikasyonlarda da tekel iyi değil, Youtube’ta da tekel iyi değil. Birilerinin bu sektöre girip yatırım yapması lazım. Ama ne zaman gelecek bilmiyorum. Fakat yine de Chess.com markası hep önemli bir konumda olacak. Adamların adı bir kere Satranç.com, herhangi bir arama motoruna satranç yazıp çıkan ilk siteyi tıklamak büyük bir rahatlık. O yüzden zaten bu kadar çok yeni oyuncu girişi oluyor. Başka aplikasyonları özel olarak aramanız hiç bilmeden bulmanız çok zor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3557 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo.jpg" alt="" width="937" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-200x219.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-275x300.jpg 275w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-400x437.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-600x656.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-768x839.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-800x874.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo.jpg 937w" sizes="(max-width: 937px) 100vw, 937px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Chess.com’un satranç bağlamında yarattığı yeni mini oyunlar var. Chess Boom, Chess960, Minion Wave gibi. Bunların satrancın sanatsal değerini düşürdüğü, düşünsel altyapısını bozduğu gibi çok fazla eleştiri de var. Siz ne düşünüyorsunuz? Bu uygulamalar satranca bir renk, yenilik ya da katkı sağlayabilecek mi?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Yakınzamanda Djokovic’in bir röportajını izledim. Padel tenisin yerini alacak mı? Padel’i daha fazla oynamak istiyor insanlar gibi sorular alıyordu. Fakat satranç konusu tam olarak böyle değil. Bu tarz yeni mini oyunlar satrancın yerini alabilecek potansiyele sahip değil. Açıkçası çok daha keyifli gözükmüyor. Çünkü Padel, tenis ya da belki futbol izlediğiniz zaman anlayabildiğiniz oyunlar ancak satranç öyle değil.</p>
<p>Yani satranca baktığınız zaman konumu önce bir anlamalısınız ki o at fedasını izlemenin keyfini ancak o zaman alabilirsiniz. Olay size anlatılsa dahi önce bir konuma bakıp anlamanız, görmeniz analiz etmeniz lazım ki at fedasına götüren varyantları size anlattığında anlayabilesiniz.</p>
<p>Şimdi böyle olunca Chess960’da taşların dizilimini değiştirdiğiniz zaman oyuncu zaten anlamıyordu bu sefer hiç anlamıyor. Yani özellikle satranç tahtasındaki taşına ilk defa dokunan bir arkadaş için anlaması da oynaması da normal satrançtan çok daha zor. Dolayısıyla ben mini oyunların normal satrancı geçme ihtimalini mantıklı görmüyorum.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>En son dünya şampiyonasında bir problem oldu, Magnus ben oynamam zamanı azaltın falan gibi bir çıkış yaptı. Ya da interaktif aplikasyonlarda normal oyunlara göre zaman tercihlerinin ciddi manada değiştiğini, hızlı oyunların çok çok daha fazla tercih edildiğini görüyoruz. Aynı zamanda içinde olduğumuz hızlı tüketim kültürü de alışkanlıklarımızı değiştiriyor. Sizce satranç turnuvalarının ya da satranç oyununun zaman konusundaki bakışı değişecek mi?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Tabii ki alışkanlıklarımızın değiştiği gibi hayattaki her şey de değişiyor. Mesela TikTok, Instagram Reels ya da Youtube Shorts’a baktığımız zaman günden güne bir dakikalık sınırın da daha da aşağıya indiğini görüyoruz. Yani bugün bir dakikalık videolar bile acaba daha da mı kısaltılsa gibi gündemlerle tartışılıyor. Satrançta da aynı durum var. 90 dakikalık bir oyunu insanların izlemesi, hatta futbolda bile bu tartışmalar var. Uzun özet izlemek ya da belki de kısaca maça bakmak daha mantıklı geliyor insanlara. Bu bende bile var. Ama bu benim satrancı sevmediğimden değil. Ama devir değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Ekran süremiz değişiyor.</p>
<p>Telefonumuzda bir sürü aplikasyon var. Ben bir yayıncıyı izlerken bile o arada Whatsapp’tan bir mesaj geldiği zaman ya da bir uygulamadan bildirim aldığım zaman benim için izlediğim yayından bazen daha çekici gelebiliyor. Ya da Instagram’dan bir bildirim geldiği zaman, ben durdurup videoyu o mesaja girebiliyorum. Dolayısıyla o kadar dikkat dağıtıcı unsur var ki, ben satrancın 120 dakika ya da 90 dakika kalabileceğini hiç düşünmüyorum. Hani üç dakika olur mu bilmiyorum ama şu anda 15 dakikalık ya da 10 dakikalık oyunlar turnuvalarda yer bulabiliyor.</p>
<p>Belki bu röportajı bir iki sene sonra yapsak, belki bu soruya diyeceğim ki; ya on dakika da artık insanları sıkmaya başladı. Bu durum tüketim alışkanlıklarımızla alâkalı. 6-8 dakikalık videolar 2018’de çok popülerdi insanlar hemen izleyip gitmek istiyordu. Ama bugün bu videolar çekici değil. Fakat buna rağmen 30 dakikalık videolar çekici. Çünkü artık televizyona koyuyorsunuz onu. Siz bir işle uğraşırken ya da telefonunuzda Instagram’a bakarken otuz dakika boyunca arkada oynayan videoya arada bir göz gezdiriyorsunuz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3558 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Bir de pandemide karşımıza çıkan bir durum var, hatırlarsınız insanlar çok fazla tepki gösterip çok sinirlendiler. “Turnuvalarda hile mi yapılıyor? İnteraktif turnuvalarda destek alındı mı?” gibi sorular soruldu, analiz videoları çekildi. Sizce interaktif turnuvalar devam edecek mi, hile yapıldı mı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Evet, bu herkesin aslında dilinde olan bir problem. Şu anda özellikle internette hile yapacaksanız illa tüm maçı destek alarak oynamanıza gerek yok. Çok önemli bir pozisyonda size herhangi bir arkadaşınız gelip, burada bence şu taşa bir bak dese bile, bu durum oyunun kaderini değiştirebilir. Kayıp olan bir pozisyon kazanılabilir. Bütün oyunun aslında yapısı baştan aşağıya değişiyor. O yüzden buna karşı koymak ne kadar mümkün bilmiyorum. Hatta belki biliyorsunuzdur son dönemde Meta ve Rayba’nın beraber çıkardığı bir gözlük var. Ben de denemek için satın aldım. Gözlük, etik problemler yarattığı için dilediğinizce insanları kameraya kaydetmenize müsaade etmiyor. Bir ışık ile insanları sansürlüyor. Ama şuna eminim ki çok kolay bir şekilde sansürsüz ya da daha minimal hatta seneler sonra insana entegre edilebilecek hali illaki geliştirilecektir.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Ya da lenslerden bahsediyorlar mesela, onlara nasıl çözüm bulacaklar?<span class="Apple-converted-space">  </span>Yapay Zekâ ile fotoğraflar değiştiriliyor mesela. Bir de bir fotoğrafın yapay zekâyla değiştirilip değiştirilmediğini tespit eden anti yapay zekâlar var. </b><b>Bunun da tam tersi çıkabilecek mi? Bu tür aygıtları tespit edebilecek bir şey çıkacak mı?</b></p>
<p>O da ayrı bir sektör tabii. İlla çözülür. Tabii ilk çıkan aygıtları deneyen, kötü niyetli insanlar olacaklar. Çünkü kötü niyetli hile yapabilme potansiyeli olan maalesef çok fazla insan var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Peki siz satrancın şu anki şu an kendinden memnun musunuz? Ya da geleneksel kalsın ister misiniz? Elitist ve gelenekselci bir yaklaşımı mı benimsiyorsunuz yoksa bir şeyler değişiyor, iyi ki de değişiyor mu diyorsunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Ben tabii ki değişimden yanayım. Zaten 2017’den hep değişime ön ayak olanlardan yana oldum. Satrancın sosyalleşmek için bir araç olmasını çok istiyorum. İnsanların gelip, turnuvalarda, satranç masalarında sohbet ettiği, birbirleriyle tanıştığı bir ortam için çabalıyorum. Satrancın herkese hitap edecek potansiyeli var. Ben bu potansiyelin limitlerini zorlamak istiyorum. O yüzden daha yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Ama şu anda yaşanan değişim ve gidişat çok iyi. Bugünü 2017 ile kıyaslarsanız satranç inanılmaz değişti. Genel olarak halka yayılma anlamında baktığımızda; son beş sene de yaşanan değişim belki de son yüzyılda yaşanan değişim ve gelişimden çok daha etkiliydi. Çünkü her insan şu anda satranca elinin altındaki telefonlardan erişebiliyor.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A: </i>Satranç dünyasının en cana yakın insanlarından Sabri Can Onay Yontar bizimleydi. Çok teşekkür ederiz.</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/">Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</title>
		<link>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 13:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Gazeteciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Medyada Gazetecilik Perspektifleri]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3524</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen Gazetecilik, değişen medya dinamikleriyle birlikte yeni anlatım biçimlerine evriliyor. Geleneksel haber anlayışının yanı sıra, çözüm odaklı ve yavaş gazetecilik gibi yaklaşımlar da giderek daha fazla önem kazanıyor. Neyran Elden, uluslararası medya kuruluşlarıyla yürüttüğü çalışmalarda hem belgesel hem de haber formatlarında üretken bir isim olarak öne çıkıyor. YouTube ve geleneksel medya arasındaki farklardan, çözüm  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/">Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3534 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1707" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1536x1024.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p>Gazetecilik, değişen medya dinamikleriyle birlikte yeni anlatım biçimlerine evriliyor. Geleneksel haber anlayışının yanı sıra, çözüm odaklı ve yavaş gazetecilik gibi yaklaşımlar da giderek daha fazla önem kazanıyor. Neyran Elden, uluslararası medya kuruluşlarıyla yürüttüğü çalışmalarda hem belgesel hem de haber formatlarında üretken bir isim olarak öne çıkıyor. YouTube ve geleneksel medya arasındaki farklardan, çözüm gazeteciliğinin önemine ve bağımsız gazeteciliğin zorluklarına kadar pek çok konuyu ele aldığımız bu söyleşide, gazeteciliğin geleceğine dair farklı bir perspektif sunuyor. Bu dönüşümü ve anlatının gücünü Elden’in deneyimleriyle keşfediyoruz.</p></blockquote>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Neyran Hanım, öncelikle davetimizi kabul edip geldiğiniz için teşekkür ederiz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b><i>Neyran Elden: </i></b>Ben de davetiniz için teşekkür ederim, hoş bulduk. Ben Neyran Elden. İzmirliyim. Galatasaray Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum. Daha sonra ise Fransa’da gazetecilik okudum. 2014 yılından bu yana Türkiye’de yerli ve yabancı uluslararası medya ile çalışıyorum. Bir süre kadrolu çalıştığım da oldu ama genellikle freelance çalışıyorum. Son dönemde ise daha çok belgesel alanında üretken olmaya çalışıyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Aslında birçok alanda ürün veriyorsunuz. Belgesel, video haberciliği, gazetecilik… Uluslararası platformlarda da işler yapıyorsunuz. Bu işlerinizde izleyiciye ve okura geçen çok akıcı bir anlatı diliniz var. Bu dili geliştirmek için nerelerden besleniyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çok teşekkürler. Aslında sorunuza birkaç şekilde cevap verebilirim. Uluslararası medyada yaptığım, prodüktörlüğünü ve yapımcılığını üstlendiğim belgeseller var. Buraların çalışma biçimi oldukça farklı oluyor. Televizyona bir belgesel yaptığımızda katı kurallarla, uzun metraj veya kısa metraj fark etmeksizin gazetecilik ilkeleriyle ilerleyerek, geleneksel yöntemlerle çalışıyoruz. YouTube’daki gibi çok fazla özgürlük alanımız olmuyor. Ama son dönemde hepimiz YouTube’a merak saldık. Birkaç sene uluslararası ajanslarda televizyon bölümünde çalıştıktan sonra BBC Türkçe’deki görevimde, YouTube’a haber üretiyordum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Belgeselcilikte ve habercilikte beni besleyen şey, bu mesleğe karşı olan tutkum. Küçük yaşlardan itibaren kendimi gazeteci olarak hayal etmiştim. Uluslararası ilişkiler okudum orası ayrı bir konu ama bu alana yönelik anlama ve anlatmaya yönelik tutkum beni besliyor.</p>
<p>O yüzden çok fazla değişik konuda habercilik yapıyorum. Maalesef ki Türkiye’de uzmanlaşma gibi bir durum çok mümkün olmuyor. Çünkü bir medya kuruluşu birçok konuda sizden haber yapmanızı isteyebiliyor. Ben sadece sağlık haberi yapacağım, eğitim haberi yapacağım diyen gazetecilerin sayısı çok azaldı. Uzmanlaşınca her şey daha kolay olabiliyor. Ben haberlerimde beni daha çok etkileyen ve toplumda da etki uyandıracağını düşündüğüm konuları ele almaya çalışıyorum. En ufak bir etki gördüğümde buradan besleniyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3531 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-scaled.png" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>YouTube’da ve geleneksel formatta farklı anlatı biçimleri olduğunu herkes görüyor ama net bir tasviri ortada yok. Siz geleneksel formatla, YouTube formatı arasındaki farkı nasıl tasvir edersiniz? Nasıl bir ilişki ve farklılıklar var?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Aslında iki açıdan fark var. Teknik anlamda baktığım zaman, geleneksel televizyona kamera operatörü olarak çalıştığım da oldu. Böyle durumlarda teknik açıdan bizim için önemli olan şeyler şunlar: Görüntülerin çok temiz olması, tripod kullanımı ve açı değişimlerinin kesinlikle olmaması. Sağdan çekiyorsak o insanı hep sağdan çekeceğiz. Kamera takiplerinin çok fazla olmaması gerekiyor ki televizyon başındaki insanlar salonlarında otururken kafaları, mideleri bulanmasın. Teknik açıdan bu çok önemli. İçerikte ise muhabir çıkıyor, akademik ya da teorik bilgiler veriyor. Baştan sona belirlenmiş bir düzen var ve bunun dışına çıkılmıyor. YouTube’da ise izleyici odaklı ve yaratıcılığınızı konuşturabileceğiniz bir alan yaratıyor. Bir videoya istediğiniz şekilde başlayıp istediğiniz gibi bitirebilirsiniz. Gelenekselde biraz daha kuralcı. YouTube çok özgür bir alan olduğu için orada her şeyi yaratıcılığınıza göre şekillendirebiliyorsunuz. Bu gibi farklılıklardan bahsedebilirim.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Siz bu işleri yaparken belirli bir kuruma çalışıyorsunuz. Bu işlerin yapımcısısınız ama yukarıda da başka bir yapı var. Oradan teknik açıdan çeşitli kısıtlamalar veya briefler geliyor mu?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Tabii geliyor. Ben televizyon eğitimi veren bir okuldan mezun olduğum için televizyon çekimlerine hakimim. Yani, açı böyle olacak, ışık şöyle kullanılacak gibi. Mesela en son ARTE’ye çektiğim bir haberde teknik açıdan hiçbir problem olmadı, çünkü ne istediklerini biliyorum. Adam kapıdan giriyor çekiyorum, oturuyor sekans oluşturmak için hemen yakın plana alıyorum. Fransızlar bu konuda çok kuralcı. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’daki Suriye Konsolosluğu’nda bayrak değişmişti. Biz bir görüntüyü çekmemişiz, bu tarz durumlarda televizyon daha katı. Editöryel anlamda daha çok brief geliyor: ‘’Bunu dediysen bunu da diyeceksin.’’ gibi. Televizyonda böyle durumlar çok olasıyken, YouTube ve sosyal medya haberciliğinde o sırada çekimlerimizden elimizde ne varsa onu kullanıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3535 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Gazeteci olmak isteyen biri olarak şunu merak ediyorum: BBC, Deutsche Welle, CGTN (Çin Küresel Televizyon Ağı) gibi birçok uluslararası kanallarda çalıştınız. Sizin yollarınız bu kanallarla nasıl kesişti?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben üniversiteden mezun olduktan sonra, gazeteci olarak çalışmak için çok uzun süre kadrolu iş aradım. Çünkü ailem ‘’Nasıl yani böyle mi çalışacaksın? İşsiz mi kalacaksın?’’ gibi şeyler söylüyorlardı. Ama aslında freelance çalışıyoruz. Zaten gazeteci olacağım dediğimde beni televizyonda göreceklerini, haber sunacağımı falan düşünmüşlerdi; sonra evde büyük hayal kırıklığı yaşandı. Şöyle oldu aslında, mesleğin ilk yıllarında bir yerde çalışmaya başladıktan sonra portfolyo oluşturmaya başladım. Uluslararası alanda freelance gazetecilerin işlerini yükledikleri birkaç platform var. Ben de burada kendi sitemi yapmıştım, oradan tanıyorlardı. Bu şekilde çevre oluşturdum. Çoğu zaman ben onlara konu öneriyordum, böyle bir konuda içerik üretmek isterim şeklinde. Deutsche Welle ile iletişime geçmem de böyle olmuştu. Ben bu haberi size yapmak istiyorum dedim, onlar da tamam dediler ve çalışmaya başladık.</p>
<p>6 Şubat deprem görevime giderken de böyle oldu. Haberi alır almaz uyandık ve çantamı hazırlamaya başladım. Kime çalışacağımı bilmiyorum ama oraya gitmem lazım. Arabaya bindim ve yolda birkaç kişiyle konuştum. CGTN ile iletişime geçtik, onların da birine ihtiyaçları varmış, böylece onlarla çalışmaya başladık. Aslında, böyle sıcak haber durumlarında yolda zaten bir kanalla iletişime geçiyorsunuz ve hemen onlarla çalışmaya başlayabiliyorsunuz. Eğer sizin yetenekleriniz onların isteklerini karşılıyorsa.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3530" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1024x768.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1200x900.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1536x1152.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Medyanın içerisinde bulunmak isteyen çok sayıda insan var. Mesela Deutsche Welle +90’a projesi var ama onlara ulaşamıyor. Böyle bir ağın parçası mı olmak gerekiyor?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>İlk kez iletişime geçmek zor, evet. Ama onu kırdıktan sonra ve işinizi onlar da beğenip bir gazeteci olarak size güvendikten sonra daha rahat ilerleyebiliyor. Evet, burada bir ağ var gerçekten. Küçük bir topluluk var hatta. Ben mesleğe ilk başladığımda çok başarılı bulduğum bir kameraman arkadaşım vardı. Bana şey demişti: ‘’Sen bir oraya gir, ondan sonrası kolay. Sen bir iş çek, göster. Yayınlamasalar bile sen oralarda bulun”. Ben de onu yaptım yani orada. Benim için de çok iyi oldu. Sonuçta ekonominizi de idare etmek zorundasınız, zorluk yaşadığım süreçler de oldu. Ama evet, maalesef “Ben CV’mi atayım da ben de dahil olayım” gibi bir süreç olmuyor yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i> Uluslararası kanallarda çalışmanın avantajlarından ve dezavantajlarından bahseder misiniz? Türkiye’deki habercilikten farkı var mıdır?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çalışma biçimi anlamında avantaj ve dezavantajı hemen hemen eşit. Aynı etik değerlerle ve aynı özenle iş yapıyoruz. Benim için, Türkiye’de Türkçe yayın yapan bir mecrayla çalışmanın avantajı; izleyiciye hitap etmek ve dönüşleri hemen alabilmek. Türkçe bir haber yaptığım zaman, X hesabımdan bile olsa bir yerlerden yazıyorlar. Ya da bir akademisyen görüyor, konuyla ilgili bir şey yazıyor, arıyor, soruyor. Bu etkileşimi görebilmek benim için çok önemli.</p>
<p>Uluslararası mecraya bir şey yaptığınız zaman direkt geri dönüş alamıyorsunuz. Bence gazeteciyi besleyen en önemli şeyler izleyiciyle, okurla bağ kurmak. Uluslararası medyayla çalışırken bunun eksikliğini yaşıyorsunuz. Avantajı da var tabii ki. Bazı konularda bizden bir tık daha ileriden gidiyorlar. Editoryal anlamda çok daha sıkı çalışıyorlar. Oradan da çok şey öğreniyoruz.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Aslında birçok ulusa farklı haber içeriği üretiyorsunuz. Farklı farklı persona yaratmak gerektiğini düşünüyorum çünkü her toplumun değerleri, kültürü çok farklı. Türkiye’de haber yaparken, Fransa kanalına da haber yapıyorsunuz. Kendinizi diğer kültürlerden ayrıştırıyor<span class="Apple-converted-space">  </span>musunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Aslında izleyici kitlesine göre ayrıştırıyorum. Onlara önereceğim haberler genelde Türkiye’deki izleyici için bazen çoktan zamanı geçmiş ya ilgilenmeyecekleri bir şey olurken; Fransa’daki izleyicinin dikkatini çeken bir konu olabiliyor. Çok yönlü düşünmek gerek. Bu da freelance çalışmanın bir getirisi. BBC Türkçe’de kadrolu çalıştığım dönemde sadece Türkiye izleyicisinin ihtiyaçlarını ve isteklerini düşünüyorduk. Bazen dünya servisine çalıştığımız olsa da genel anlamda kendi izleyicimiz, okur kitlemiz ekseninde daha fazla kişiye nasıl ulaşabiliriz şeklinde düşünüyorduk. Freelance çalışırken hep iki türlü düşünüyoruz: Bu Amerikalıların hoşuna gider mi? Oradaki beklentiyi karşılar mı? Bu da aslında beni zinde tuttuğu için seviyorum, yoksa diğer türlü bir tarafa yönelmiş ve orada kalmış oluyorsunuz.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Yakın bir dönemde +90 kanalı ile YouTube’da Çözüm Gazeteciliği serisine başladınız. Biraz temelden bir soru sormak istiyorum. Nedir bu çözüm gazeteciliği?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Tabii ki. Çok teşekkür ederim bu sorunuz için. Çözüm gazeteciliği benim tutku ile bağlandığım, çok değer verdiğim ve önemsediğim bir alan. Türkiye’de de yaygınlaşmasını istiyorum. Çözüm gazeteciliği, 90’lı yıllarda ortaya çıkan yapıcı gazetecilikle benzerlikler gösteren bir kavram aslında. 2000’lerde Amerika’da oldukça yaygınlaşıyor. 2010’lara gelindiğinde de kamu kuruluşları ve yayıncıları tarafından iyice benimsenmeye başlıyor. Bir olayın ya da durumun sadece kötü ve olumsuz yönlerini verip, bundan etkilenen insanlarla konuşmak yerine -tabii ki bunu da yapıyoruz- sorunu tespit edip yapıcı çözümlere odaklandığımız bir alan. Bu çözüm önerilerini tamamen kanıtlara dayalı bir şekilde, izleyici ile buluşturmak ve eleştirisini de vermek. Yani burada sadece soruna odaklanmaktan ziyade, çözümleri ile iletiyoruz. Reuters’ın son raporuna göre, haberden uzaklaşma oranı 2011 yılına nazaran ciddi seviyelere yükselmiş. Toplumun %37 gibi bir kesimi haberden uzaklaştığını söylüyor. Çünkü sürekli olarak haberin olumsuz yönlerini görmekteyiz. Çözüm gazeteciliğinin bu uzaklaşmayı kırabileceği düşünülüyor.</p>
<p>Çözüm gazeteciliğinin dört temel yapı taşı var. Birincisi, sorun tespiti. Sorundan haberin başında çok küçük bir kısımda bahsediyoruz. İkinci olarak, içgörüler veriyoruz. Çeşitli uzmanlarla konuşuyoruz ve benzer bir durumu yaşayan insanlarla konuşuyoruz. Ne gibi çözümler bulduklarını soruyoruz. Neler yapılabileceğini ve nasıl çözümler bulunabileceğini konuşuyoruz. Üçüncü aşamada ise ortaya veri koymaya çalışıyoruz. Bilimsel makaleler ve metotlardan yararlanarak sunulan çözümlerin ne kadar işe yaradığını rakamlar veya veri olarak ortaya koymaya çalışıyoruz.</p>
<p>Yani çözümün uygulanabilirliğini araştırıyoruz. Dördüncü bölüm: Çözümün eleştirisini araştırıyoruz. Her iyi çözüm yöntemi eleştirel bir bakış açısıyla ele alınabilir. Mesela eğitim sistemi ile ilgili herhangi bir çözüm getirdiğimizi düşünelim. Örneğin eğitimciler ile ilgili şöyle bir revizyona gidelim ya da eğitim sistemini şöyle değiştirelim dediğimizde bütçesel bir eleştiri oluyor. Zaman açısından bir eleştirisi oluyor. Böyle böyle aslında çözüm yöntemlerini de gazeteciliğin bütün ilkelerini ele alarak ortaya koyuyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3532 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault.jpg" alt="" width="1778" height="1000" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault.jpg 1778w" sizes="(max-width: 1778px) 100vw, 1778px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki bu konular arasında bir önem sırası var mı? Neye göre belirleniyor ya da siz neye göre belirliyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Konuları ben öneriyorum ama belirleyici değilim. Editörlerimiz başka işlerle çakışmaması ya da tekrarlanmaması adına düşünerek karara bağlıyorlar. Ben ise daha çok toplumun genelini ilgilendiren, genel izleyici kitlesine uyan ve özellikle çözüm metotlarını uygulayabileceğim bir konuya yönelmek istiyorum. Bunun da bazı zorlukları var.</p>
<p>İstediğiniz her konuyu yapamıyorsunuz mesela. Çözüm gazeteciliğinde sokak hayvanları konusunu ele almak istedim. Maalesef neresinden tutarsak elimizde kalan bir konuya dönüştü şu an. Bu konunun çözüm gazeteciliğini yapabilecek durumda olmadığımızı fark ettik. Bazı konularda linç korkusu da olabiliyor. Özellikle hassas konularda. Ama genel anlamda toplumun gereksinimlerine ve çözümlerine bağlı olarak gelişiyor aslında.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Çözüm gazeteciliği Türkiye’de artış gösterir mi? Geleneksel habercilikle daha entegre bir biçimde izler miyiz çözüm gazeteciliğini?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Geleneksel habercilik deyince aklımıza televizyon geliyor. Şu an için orada yapılabilir mi bilemiyorum. Keşke yapılsa tabii. Çözüm gazeteciliğinin abonelik sistemli platformlarda kesinlikle bir yer bulabileceğini düşünüyorum. YouTube bunlardan bir tanesi. Çünkü şu anda yavaş gazeteciliği benimseyerek çalışan birçok platform görüyoruz. Çözüm gazeteciliğinin de böyle filizlenip yaygınlaşabileceği bir alan olarak görüyorum orayı açıkçası.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki yavaş gazeteciliğin, çözüm gazeteciliği ile ortak yanları var mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Evet, aslında yavaş gazetecilik son dönemde tık kaygısı taşıyan, daha çok izlenmeye yönelik ve bundan gelir elde eden gazeteciliğine karşı olarak, araştırmacı gazetecilikte, yapıcı gazetecilikte olduğu gibi daha derinlemesine bir anlayışın ve “konstraktif journalism” in bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yani aslında hepsini geniş bir başlık altında, daha yavaş ve daha sürdürülebilir gazetecilik başlığı ile ele almak mümkün. Benim de aslında kariyerimi yönlendirmeye çalışmam bu yönde şahsen.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Teknolojik araçların kompakt hale gelmesi ve ucuzlamasıyla gazetecilik mesleği de mobilize imkanlara kavuştu gibi görünüyor. Sorum şu; bizim zamanımızda gazetecilik ekonomi, spor, polis-adliye gibi alanlara bölünürken bir yandan da işin görece felsefi odaklı alanlara doğru ilerlediğini görüyorduk. Barış gazeteciliği, iliştirilmiş gazetecilik gibi. Teorik temelleri daha sağlam görünen alanlar bunlar. Sizce yeni dönem gazeteciliğin imkânlarıyla bu durum nasıl gelişir?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Türkiye’de bunu verebilecek eğitmenlerin sayısı çoğaltılabilir. Bizim +90’da yaptığımız çözüm gazeteciliği belgeseli şimdiye kadar bir ilk aslında.</p>
<p>Yazılı bir seriye de henüz rastlamadım. Keşke olsa tabii ama şöyle bir sorun olabilir: Türkiye’deki medya buna hazır mı? Bunu fonlayabilecek, gazetecinin telifini karşılayabilecek bir medya formu var mı? Ondan çok emin değilim. Çünkü önümüzde ciddi bir emek ve vakit harcanan bir konu var.</p>
<p>Öyle iki günde yazayım, bir günde çıksın şeklinde yapabileceğimiz bir araştırma değil. Çok emek istiyor. Gazeteciyi finansal olarak zorlayacak bir şey. Bir de kanal içerisinde yeterli izleyici kitlesine ulaşabilecek mi? Özellikle abonelik sistemli ya da bir fonla desteklenmeyen profiller için sürdürülebilir olup olmadığından emin değilim açıkçası.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Literatürde çözüm gazeteciliğine dair az şey var. Size bu konuyla ilgili akademiden daha önce bir davet geldi mi? Konuya ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Hiç yaşanmadı. İlk siz aradınız açıkçası. Ben de çok yeniyim bu konuda. Çözüm gazeteciliği serisine yeni başladım, eğitimlerim hala devam ediyor. Aslında bu konularda çalışma yapılmasını çok isterim. Açıkçası ben de kendimi biraz daha geliştirmek istiyorum bu konuda. Daha öncesinde BBC’de yaptığım bir iş ama bu kadar derinlemesine yeni çalışmaya başladım. Ben yaygınlaşmasını çok istiyorum. Türkiye’deki bu tıkanıklığın yapıcı çözümlerle aşılabileceğine yönelik umudum var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3529 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1373" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-200x107.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-300x161.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-400x215.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-600x322.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-768x412.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-800x429.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1024x549.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1200x644.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1536x824.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b>Musatfa Burak Avcı:</b> <b>Yaptığınız işte sonuç olarak, bir probleme çözüm üretiyorsunuz. Peki, bu çözümlere olumsuz tepkiler geldiği oluyor mu? Meslek içinde böyle durumlarla karşılaşılıyor mu ya da siz hiç böyle bir şey yaşadınız mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Bizim çözüm gazeteciliği yaptığımız seride böyle bir şey hiç olmadı. Ama eleştiriler gelecektir. Bu güzel bir şey çünkü toplumda bir tartışma yarattığını gösterir. Açıkçası, ben çözüm önerilerinin eleştirilmesini, konuşulmasını müthiş bir şey olarak görüyorum. Çünkü konuştukça bir şeyler belki bir yerlere ulaşabilir. Beni çok heyecanlandıran bir konu bu. Bazen çözüm gazeteciliğinde gerçekten çözüm getiren durumlarla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Mesela 2000-2001’de Rozenberg isimli bir gazeteci New York Times’da yaptığı makalesinde, AIDS ilaçları çok pahalı olduğu için Brezilya örneğini sunmuş ve gerçekten buna ilişkin bir fon kurulmuş. Brezilya’nın uyguladığı model örnek alınmış. Bazen kurumlar bu tarz önerileri, iyi örnekleri dikkate alabiliyorlar. Gazeteciliğin en tatmin edici taraflarından bir tanesi. Biz de şimdi Avrupa’da işe yarayan örneklere bakıyoruz, “Türkiye’de işe yarar mı?” sorusunu tartışıyoruz. Kim bilir, belki birinin dikkatini çeker.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Çözüm gazeteciliğinin temelde yapmaya çalıştığı şey, toplumsal fayda sağlamak. Ama aynı zamanda yavaş gazetecilikle de temas ediyor, bir hikâye ve anlatı yönü var. Peki, çözüm gazeteciliği için içerik üretme sürecinde istediğiniz işi her zaman yapabiliyor musunuz? Her şeye fon sağlıyorlar mı? Sürdürülebilir mi bu üretim süreci?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben çözüm gazeteciliğini bir kamu yayıncısı için yapıyorum. Onlar da benim önerilerimden uygun gördüklerini kabul ediyorlar. Çözüm gazeteciliği aslında daha çok hibelerle, fonlarla ve abonelik sistemleriyle desteklenen bir yöntem. Konuya göre kurumlar kabul eder veya etmez, bilemiyorum. Ama freelance bir gazetecinin tek başına yapması bu aşamada mümkün olmayabilir. Belki bir burs, bireysel bir fon imkânı ile olabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Sektöre yeni girecekler için de öneriler verebilir misiniz? Çözüm gazeteciliğine nasıl başlayabilirler? Bu işi bağımsız bir şekilde yapmak mümkün mü?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çözüm gazeteciliği BBC World’de freelance yapımcı olarak çalıştığım bir dönemde rastlantısal olarak tanıştığım bir alan. Türkiye’de bir ekiple birlikte hem radyoya hem televizyona çözüm gazeteciliği yaptık; kadınların spora nasıl daha fazla entegre olduğu konusunda. Ben ilk orada tanıştım. Sonrasında Türkiye’de çözüm gazeteciliği bir daha karşıma çıkmadı. BBC Türkçe’de de buna yönelmedik. Bana bu fikirle +90 geldi açıkçası. Orada çözüm gazeteciliği konusunda deneyimli ve eğitimli çalışma arkadaşımız vardı. Beraber yürüttük projeyi. Çözüm gazeteciliği formatını biraz öğrenmek gerekiyor. Sektöre girecek yeni arkadaşlar için bunu söyleyebilirim. Öyle sadece izleyerek kolayca yapılabilecek bir şey değil. Eğitim vesilesi ile birileriyle beraber çalışmalarını ve bu formatı destekleyecek medya platformlarına gitmelerini tavsiye ederim. Solution Journalism Network var ve orada bir sürü ücretsiz eğitim bulunmakta. Webinar, makaleler, yazılar gibi online video eğitimleri veriyorlar.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Gazeteciliği ve belgeseli bir arada götürüyorsunuz aslında. Haber belgesel olan birçok işinizi de izledik. Bu iki alan birbirini besliyor mu?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Belgesel deyince benim aklıma haber formatında ama daha detaylı işler geliyor. BBC Türkçe’de yaptığımız işler buna çok benziyordu. Pandemi döneminde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gittik, uzun uzadıya konuşarak göstermeye çalıştık. Marmara Denizi’ni kaplayan müsilaj için farklı bir bakış açısı katalım dedik ve denize daldık. Durumu derinlemesine aktarabilecek bir akademisyen ile konuyu anlattık. Yani aslında çözüm gazeteciliğinde yaptığım belgeselcilik gündemden bir tık daha farklı. Konuyu gerçekten derinlemesine işlemeye çalışıyoruz; her şeyin arka planını araştırıp, eleştirel bir gözle baktığımız, birden fazla uzmana danıştığımız bir format. Belgeselde çalışma biçimi de çok farklı. Ben önce araştırma yapıyorum, sonrasında bölümleri detaylı yazıyorum. Belgesel planlama gerektiriyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3536 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Birlikte iş yaptığım bir arkadaşım belgesel konusunda çok sezgisel ilerliyor. Onun işlerinin içeriği sahada belli oluyor genellikle. Sizde nasıl oluyor? Çünkü bazen belgeseller kâğıt üstünde yazana çok uymayabiliyor.</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Yok, uymuyor. Sokağa çıkınca her şey değişiyor. İdeal senaryo yapıyoruz. Senaryo diyorum ama kurgusal bir şey değil. Biz neler konuşmak istiyoruz, araştırmayı önden yaptığımız için anlatmamız gereken yerleri biliyoruz. Ama benim spot çektiğim belgesellerde daha farklı oluyor.</p>
<p>Tam da dediğiniz gibi. Deprem bölgesinde Gain platformuna yaptığım Kırık Dökük belgeselinde tam olarak böyle oldu. Ben Hatay merkezde bir ailenin depremden sonraki günlerini çekmeye çalışıyordum. Bir aileye gideceğim, beni kabul ederlerse onlarla beraber kalacağım. Ne yapıyorlar, nasıl geçiyor günleri, kendilerine yeni bir yaşamı nasıl kurmaya çalışıyorlar? Ama içimden bir ses bana Samandağ’a git diyor.</p>
<p>Belgeselde uzun zaman geçirdiğim aile ile orada tanıştım. O ailenin yaşadığı süreci anlattık, kitap kalem olmadan. Sezgisel şeyleri kâğıda yazamıyorsunuz. Hatta biz çekim sırasındayken deprem oldu. Büyük depremden 15 gün sonraydı ve yaklaşık 6 şiddetindeydi. Ben de o sırada bir aile ile çadırdaydım. Kendi evimde yaşadığım gibi bir deprem değildi. O korkuyu çok daha şiddetli bir şekilde yaşamış ve evlerini kaybetmiş<span class="Apple-converted-space">  </span>insanlarla yaşadığım için inanılmaz bir panik hali olmuştu. Büyük bir deprem daha yaşanmış, gidip görmek ve kayıt altına almak istiyorsun. Çünkü o sırada birkaç gazeteciden biri, belki de tek gazeteci ben olabilirdim. Deprem bölgesinde olan çoğu gazetecide de bu olduğuna eminim “Benim bunu anlatmam lazım” içgüdüsü.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Peki belgesellerinizde kurgusal çekimler kullanıyor musunuz? Olayı aktarabilmek için gerçek olmayan bir sahne canlandırıldı mı mesela?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Hiç kullanmadım. Aslında onun farklı bir metodu var. Gelecekte yapmak da isterim. Ama çok önceden planlama gerektiren bir şey ve izleyicinin de bunun kurgusal olduğunu bir yerde biliyor olması lazım. Yani kurgusal olduğunu hissettiriyor olmanız lazım. Yapımcı olarak çalıştığım bir Kapadokya belgeseli vardı, yine Arte kanalında yayınlanan. Orada kurgusal elemanlar kullanmıştık. Konuştuğumuz birine kilden peri bacaları yaptırdık, orada bir müzik çaldı. Böyle şeyler benim çok ilgimi çekiyor. Şu an için çok hakim olmadığım ama ileride yapmak istediğim bir konu.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Tüm bunların yanında, hayatınızın büyük bir bölümünü kapsayan bisiklet sporcusu kimliğiniz var. </b><b>Biraz da sporculuk kariyerinizden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Bisiklete 2021 yılının sonlarına doğru başladım. Bisiklet sürmeyi zaten severdim. Bir gün sahilde yol bisikleti süren ilkokul arkadaşımı gördüm. Sabahın 5.30’unda mesaiye gitmeden önce grup halinde sürüyorlardı. Çok hoşuma gitti. Ben de böyle bir şey arıyorum dedim ve sonrasında başladım. Bisiklet aldım, kıyafet, özel ayakkabılarımız oluyor, onları edindim. Sonrasında, arkadaş grubumun içerisinde hızlı ilerledim. Yeni başlamama rağmen erkeklerle sürüyorum. Ve ilk ay içerisinde 100 km sürebilmeye başladım. Ya dedim bu iyiymiş. Bir de güçlüsün falan diyorlar, beni biraz gaza getirdiler. Ben de yarışlara katılmaya başladım. Tabii hobi olarak amatör yarışlara katılıyordum. Baktım amatör yarışları iyi gidiyor, sonra Türkiye’deki elit sporcuların katıldığı federasyon yarışlarına katıldım. İlk sene Türkiye üçüncüsü oldum ve milli takıma seçildim. Geçen sene de Türkiye Şampiyonu oldum. Oradan Avrupa Şampiyonasına, Dünya Şampiyonasına gittik. Şimdi ise Portekizli bir takıma dahil oldum. Yani dediğiniz gibi hem bisikleti hem gazeteciliği ortak götürüyorum. Bisiklet para kazanmadığım ancak profesyonel olarak yapmaya çalıştığım bir spor. Ciddi bir motivasyon istiyor. Evden çalışıyor olmamın getirdiği bir avantaj var. Ofise gidiyor olsam kesinlikle bu kadar antrenman yapamazdım. Mesela yedide kalkıyorum, çift antrenmanım olsa bile dışarıya çıkıyorum veya evde sürüyorum, sonrasında çalışıyorum. Dışarı çekime bile çıksam döndüğümde bir veya iki saat bazen üç, dört… Çok ciddi beslenme, uyku ve diyet gerekiyor. Psikolojik ve fiziksel stresiniz de oluyor tabii. Bir de Türkiye’de antrenör olmak istiyorum aslında. İlerleyen yıllarda bisikletin içinde de yer almak istiyorum yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i> 2022 yılında başlayıp ve çok kısa bir sürede Türkiye şampiyonu olmanız inanılmaz bir başarı, çok tebrik ediyorum. Peki, Türkiye’nin bisiklet sporuna bakış açısı nasıl?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Kanayan bir yarama bastınız şu anda. Aslında Türkiye Bisiklet Federasyonu var. Güzel çalışmalar da yapıyorlar. Fakat genel anlamda futbol, basketbol, voleybol gibi branşlara göre çok daha düşük bütçelerin ayrıldığı bir spor. Tüm Dünyada durum böyle aslında. Tabii ki Türkiye’ye göre Avrupa’da çok daha gelişmiş halde. Sporcuları değer görüyor, maaşlı çalışıyor fakat yine de dediğim gibi, popüler branşlara göre daha düşük bütçelerle yapılıyor. Bir de çok ciddi ekipman ve bütçeye ihtiyaç olan bir branş. Markalarla, ciddi bütçelerle çalışmak gerekiyor. Bir yandan Fransa gibi ülkelerde çok izleyicisi olmasına rağmen genel olarak baktığımızda pek fazla rağbet görmüyor. Bu yüzden dünyada da sorunları olan, özellikle kadın bisikletinde sorunları olan bir spor dalı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Türkiye’de de durum şu şekilde: Antrenör anlamında eksiğimiz olduğunu düşünüyorum. Yani bisiklet konusunda bilimsel anlamda bir eksiğimiz var. Federasyon tarafında da eksikler olduğunu düşünüyorum. Özellikle Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye yönelik ciddi çalışmaları var. Evet, bunu biliyoruz ama federasyonlar biraz daha özerk olduğu için onlara çok fazla karışamıyorlar.</p>
<p>Mesela geçen sene ben bir kaza yaptım, sonrasında bütün kadın yarışları iptal oldu. Uluslararası kadın yarışları olmasına rağmen, Türkiye’de sadece üç kadın yarışı yapılabildi. Bu sene takvime bakıyoruz, çok fazla sayıda erkek yarışları var; Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu gibi ve bütçeleri inanılmaz yüksek. Ama bakıyoruz ki yine uluslararası kadın yarışı yok. Burada kadın erkek eşitsizliğinin söz konusu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3527 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet.jpg" alt="" width="2056" height="1840" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-200x179.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-300x268.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-400x358.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-600x537.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-768x687.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-800x716.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1024x916.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1200x1074.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1536x1375.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet.jpg 2056w" sizes="(max-width: 2056px) 100vw, 2056px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Kadın erkek eşitsizliğinden bahsettiniz birçok yazınız da bulunmakta. Kadın Özlük Hakları gibi. Bisiklet sporunda da böyle bir ayrımın söz konusu olduğu aşikâr. Biraz daha açabilir misiniz, ne gibi eşitsizlikler var?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Diğer bir konuya gelecek olursam; yarışlara katılan kadın sayısı her zaman daha az oluyor. Bu konuda antrenörler ciddi mücadeleler veriyor. Çünkü kadın bisikletinde dünya çapında başarılı olma ihtimali daha yüksek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ben de dünya şampiyonasına, avrupa şampiyonasına gittiğimde kendi alanımda rekabet edebildim. Belki de birkaç yıl daha tecrübe edinecek durumda olsak, arkadan gelenlere iyi fırsatlar verilse daha iyiye gidebileceğiz. Erkekler tarafında rekabet çok olduğu için bu daha zor oluyor. Kadınlara biraz daha bütçe ve emek verilse belki ülkeye madalya getireceğiz yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Bildiğim kadarıyla spor kariyerinizi gazetecilik kariyerinizle birleştirmek istemiyorsunuz. Gelecek planlarınızda spor kariyerinizden edindiğiniz bilgileri, belgesel veya haber konuları için kullanmak var mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Sizin de dediğiniz gibi işimle çok birleştirmek istemiyorum. Yoksa bisiklet ile yapılacak haberler çok fazla. Trafikte bisikletçi ölümleri çok fazla, ciddi kazalar yaşanıyor. Benim en büyük korkumdur. Kimsenin olmadığı yollarda ya da evde sürüyorum. Belki ileride Türkiye’de bisiklet sporunun tarihi gibi, kadın bisikletinin neden gelişmediği gibi veya Türkiye’deki bisikletin dünyadaki konumu ile alakalı bir şeyler yapmak isterim. Ama şu an için iki alanı birleştirmek istemiyorum.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Belki gelecek dönemlerde çözüm gazeteciği serinize bisiklet sporundaki eşitsizlikleri ele alarak bir çözüm getirirsiniz. Görmeyi de çok isteriz. Türkiye’nin bu konuda daha da bilinçlenmesini ve farklı alanlara açılmasını da çok isteriz. Sizden çok değerli bilgiler aldık. Tekrardan çok teşekkür ederiz. İyi ki geldiniz.</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben teşekkür ederim. Çok keyifliydi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/">Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 12:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[ChatGPT]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3513</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen, Melisa Güven Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.   Melisa Güven: Elif  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen, Melisa Güven</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3520 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<blockquote><p>Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Melisa Güven:</i></b> <b>Elif Hocam öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.</b></p>
<p><b><i>Elif Karakoç Keskin:</i></b> Elbette. Merhabalar, hoş buldum. Ben Doktor Öğretim Üyesi Elif Karakoç Keskin. Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısıyım ve Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğretim üyesiyim. Aynı zamanda da Yapay Zekâ Politikaları Derneği’nde (AIPA) Medya ve İletişim Komisyonu Başkan Yardımcısıyım. Yeni medya, dijital iletişim, insan ve makine iletişimi gibi çalışma alanlarında akademik yayın ve faaliyetlerimi sürdürüyorum.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>İletişim alanında çalışmalar yapan bir akademisyensiniz aynı zamanda. Son yıllarda </b><b>yapay zekâ ile ilgili gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? </b><b>Yapay zekânın akademik alana etkilerini sormak isteriz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabii, aslında pek çok etkiden bahsedebiliriz. Fakat benim aklıma ilk olarak bilimsel yayıncılık sürecinde bilgiye erişim noktasındaki etkileri geliyor. Çünkü artık akademi hiç olmadığı kadar hızlı bir bilimsel metin üretme, düzenleme ve dil bariyerine takılmadan bu süreci yönetebilme seviyesinde. Araştırma sürecinin en temel parçalarından olan; literatür tarama, ulaşma, üretme, özetleme hatta yazma noktasında yapay zekâ alternatifleri bulunmakta. Sadece literatürü araştırırken değil, veri analiz sürecinde de yapay zekâ araçlarından söz etmek mümkün. Akademik anlamda bilimsel yayın üretim sürecindeki o rutin görevler neredeyse tamamen otomatize hale gelmeye başladı. Bununla bağlantılı olarak son yıllarda öğrenme ve öğretme süreçlerinde yapay zekâ ile ilişkili metotlar kullanıldığını görmekteyiz. Ders içeriklerinin, materyallerinin oluşturulması akla gelen ilk örneklerden birkaçı. Bunlar akademide hızlı üretim açısından faydalanılabilir yönleri. Bu olumlu yönlerin beraberinde getirdiği bazı olumsuz taraflar da mevcut. Akademik üretimi hızlandırıyor, ancak intihal sorunu başlıyor. Akademik dürüstlük ihlal ediliyor ve yeni araştırma alanları, yeni araştırma konuları getiriyor; “Yapay Zekâ Etiği” gibi. İletişim alanında yeni bir iletişim kategorisi var artık: “Makinelerle iletişim” ya da “İnsan-makine iletişimi”. Bu iletişim kategorisini yaratan şey ne? Klasik iletişim sürecinin dönüşüme uğraması. Nasıl dönüşüme uğruyor? Nedir klasik iletişim süreci? Bir gönderici vardır, bir de alıcı. Birbirlerine mesaj gönderirler ve aslında bir anlam üretirler. Çünkü iletişim bir anlam üretme işidir. Biz burada teknolojiyi mesajların gönderilmesine aracı olarak konumlandırıyorduk. Fakat bugün kullandığımız ChatGPT gibi, diyalog kurduğumuz iletişimsel yapay zekâ araçları ile anlam üretme süreci bireyler ile makineler arasında gerçekleşmeye başladı. Dolayısıyla “Yapay zekâ sadece bir araç değil de iletişimin aktif bir katılımcısı haline mi geldi?” gibi sorular, akademide üzerinde durduğumuz yeni alanlar ve yeni araştırma konuları haline gelmiş durumda. Hem riskler hem fırsatlar açısından çok çeşitli etkilerden söz etmemiz mümkün.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3515 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png" alt="" width="2000" height="597" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-200x60.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-300x90.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-400x119.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-600x179.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-768x229.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-800x239.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1024x306.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1200x358.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1536x458.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png 2000w" sizes="(max-width: 2000px) 100vw, 2000px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i> İletişim fakülteleri genelde mesaj üretme ve ileti tasarımı üzerinden ilerliyor. Bir taraftan da televizyondan beridir araç olmaları tartışılıyor. Bence yapay zekâ araç konumunda fakat bir geri bildirim alma durumu söz konusu. Sizce iletişim sürecinde yapay zekâ nerede konumlanıyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çok farklı yaklaşımlar bulunmakta. Ama uzun yıllardır “insan ve makine iletişimi” dediğimiz bir kategorinin var olduğundan söz edebiliriz. İletişim kurduğumuz makine ile aslında gerçek bir dünya etkileşimi kurmuyoruz; tamamen sanal bir etkileşim. Ama o sanal iletişimde de bir anlam üretme süreci söz konusu. Dolayısıyla makinelerle yeni bir iletişim kategorisinin var olduğunu söyleyen araştırmacılar, bu fikre katılıyorlar. Yani artık makinenin (yapay zekânın), iletişim sürecinin gerçek katılımcısı (birey) tarafından bir aktör olarak konumlandığını söylüyorlar.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani paradigma değişti.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Aynen öyle. Yani o iletişim sürecinin değiştiği yönünde fikir beyan eden araştırmacılar var.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>O zaman orada da yeni bir çatışma türeyecek.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bizim için yeni bir tartışma alanı, daha doğrusu yeni araştırma konuları doğuran bir süreç. Elbette özü itibariyle bu makinenin bir bilinci yok, empati yapamaz. Biz onunla duygusal bir etkileşim kuramayız. İnsani değerlerden yoksun bir makine. Ancak gerçekleştirilen bazı araştırmalar, o iletişimsel yapay zekâyı kullanan bireylerin kurdukları etkileşimden tatmin oldukları ve hatta bu etkileşimi gerçek dünya etkileşimine tercih ettiğini bildiren sonuçlar var.</p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Hocam aslında sizler yapay zekâyı akademide literatür araştırması gibi sebepler ile kullanmaktasınız. Ben ve lisans eğitimi gören birçok öğrenci arkadaşım, ChatCPT gibi sohbet botlarını kullanmaktayız. Öğrencilerin kendilerini gösterebileceği bir alan olan proje ve sınav gibi önemli süreçlerde yapay zekâyı kullanmalarının olumlu veya olumsuz yönleri nelerdir? Öğrenciler tarafından fazlaca kullanılması hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Ben kullanılması taraftarıyım. Yani daha doğrusu kullanılmasının karşıtı değilim. Kendimden örnek vereyim. Nasıl yaklaşıyorum bu duruma ve öğrencilerimin nasıl yaklaşmasını istiyorum: Önce herhangi bir konu hakkında ChatGPT’ye essay yazdırmalarını istiyorum. Daha sonra bu yazıları sınıfa getiriyorlar ve üzerine tartışıyoruz. Biliyorsunuz, iletişimciler olarak hikâye üretme, yaratma kısmında da varız. Bizim yaratıcı ve özgün içerikler ortaya koymamız lazım. Dolayısıyla bu tartışma ortamı sınıfta yaratıldıkça aslında öğrenciler, ChatGPT’nin verdiği metinlerin özgün olmadığını ve öğrenilmiş kalıplarla o metni oluşturduğunu görmeye başlıyor. Örneğin, bir senaryo yazdırmalarını istiyorum.</p>
<p>Çünkü çok temel, basit fikirlerle yazıyor. Anlam üretme, duygusal etkileşim, kültürle beslenme ve benzeri yetilere sahip değil. Böyle olunca öğrenciler bunu görebiliyor. Bunun yanı sıra çok rutin işler varsa onları da yaptırmalarını söylüyorum. Sunum Becerileri dersinde özellikle yapay zekâya yaptırmalarını istiyorum. Ama o metnin içeriği, anlatımı, sınıfta tartışılması tamamen onlara ait. Kısacası yardımcı olacak işleri, operasyonel işleri hızlandırmak için kullanabiliyorlar. Fakat daha çok tartışma, sözel olarak ifade etme, fikir üretme, eleştirme işine daha fazla ağırlık verdiğimi söyleyebilirim ki bence zaten buna ihtiyacımız var. Artık metin yazmak çok kolay. Ama o metni anlatabilme becerisi, o fikri ifade edebilme becerisi çok daha önem kazanmış durumda. Ben de derslerimde bu alanı daha fazla artırdım diyebilirim.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani bir özne olarak o etkileşim sürecine bağlı olmasını sağlıyorsunuz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çünkü kontrol mekanizması sensin aslında, o değil. Yapay zekânın zaten risklerinin temelinde bir karar mekanizması olarak işlemesi var. Yani kişinin artık kendi karar yetkisini algoritmalara bırakma süreci var. Bizim amacımız bunu değiştirmek. Karar mekanizması sensin, kontrol mekanizması sensin. Onu sadece bir araç olarak kullanman gerekiyor. Oradan aldığın metni bana aynen getiremezsin. O yüzden kaçınmaktansa birlikte etkileşim halinde üretimi gerçekleştirmelerini sağlamak daha doğru geliyor.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Ekonomi, eğitim, hukuk ve insan hakları, afet yönetimi, sağlık gibi pek çok alanda yapay zekânın geliştiğini görüyoruz. Bu konular hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce bize gelecekte ne tür fırsatlar yaratabilir ya da hangi risklerle karşı karşıya kalabiliriz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bahsettiğiniz tüm alanlarda çok kapsamlı fırsatlar var. Mesela, sağlık alanında hastalıkların hızlı teşhis edilmesi ya da kişilere özel tedavi yöntemlerinin bulunması. Eğitimde yine bu kişiselleştirme durumu son derece önemli. Her öğrencinin ihtiyacına göre kişiselleştirme metotları kullanılması gündemde. Hukukta, belgelerin okunması, analizi, hatta belki de davaların takibi noktasında verimli olabilir. Ekonomide de yine, sektörün verimliliğini artıracak yenilikçi çözümler sunabilir. Afet yönetiminde, afet öncesi, sırası ve sonrasında o yönetimsel süreçte kaynakların hızlı kullanımı noktasında etkili olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bunlar yarattığı fırsatlar. Ama bu faydalanabilir yönlerin dışında bir takım riskler de var. Gündemde en çok yer kaplayan konu ise şu: Yapay zekâ işsizlik oranını artıracak, insanları işsiz bırakacak. Yıllar geçtikçe bu gündem durulmaya başladı. Çünkü insanlar şunu fark etmeye başladılar: Yapay zekâ sadece insanları işsiz bırakmakla kalmayacak; insan hakları, eşitsizlikler, insani değerler gibi bir takım sorunları daha da derinleştirecek. Nedir bu sorunların kaynağı? Algoritmalar. Yapay zekâyı oluşturan algoritmalar yanlı sonuçlar doğurabiliyor, önyargıları yeniden üretebiliyorlar. Bunun oluşmasının temel sebebi yapay zekânın çalışma prensibi. Yapay zekâ makine öğrenmesi denen bir prensiple çalışıyor. Veri setlerinden öğrenerek bir çıktı veriyor. Peki bu veri ne? Veri her şey aslında. Bizim kişisel verilerimiz, sosyal medyadaki dijital izlerimiz, bir ekranı görüntüleme süremiz ve benzeri gibi. ChatGPT’nin son versiyonun duyurulması ile birlikle bir yapay zekâ uygulamaları üretimi furyası ortaya çıktı. Neden bu kadar fazla var? Çünkü, milyarlarca internet kullanıcısı var ve bu milyarlarca internet kullanıcısının milyarlarca veri sirkülasyonu var. Dolayısıyla yapay zekânın besleneceği çok fazla veri bulunmakta. Bu veriler ile beslenme durumu da yanlılık noktasında son derece önemli. Eğer herhangi bir yapay zekânın eğitildiği veri seti bir takım yanlı gruplardan beslenirse, eğitim verisi sorunlu olduğundan yapay zekânın sunduğu çıktılar da sorunlu olacak. En bilinen örneklerden bir tanesi Amazon’un işe alım uygulaması. Çok fazla başvuru olduğundan işe alımlar için CV’leri analiz edecek bir yapay zekâ üretiyor. Fakat bu yapay zekânın eğitim verisi daha çok erkek adayların CV’leriyle eğitildiğinden, kadın adayların CV’leri daha düşük puan alıyor ya da onları görmezden geliyor. Haliyle tepkiler gelmeye başlıyor ve yanlış sonuçlar nedeniyle bu yapay zekâ uygulaması ortadan kaldırılıyor. Bir de, o makine öğrenmesi sürekli devam eden bir süreç. ChatGPT’ye bir prompt girdiğimizde onu eğitmeye devam ediyoruz. Bu cinsiyet ya da farklı ötekileştirme durumlarında gördüğümüz temsil sorunları, yapay zekâyı geliştirenin önyargılarını taşıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İnsan müdahalesi sorunsalı.</p>
<p>Biz bugün algoritmalar üzerinden bunu tartışıyoruz ama insanın kendisi zaten önyargılara sahip bir varlık.<span class="Apple-converted-space">  </span>Peki nasıl çözebiliriz bu durumu? Farkındalığı sağlamak, yani önyargılı sonuçlar elde edeceğini bile bile o yapay zekâyı kullanmamak, uzak durmak ya da algoritma geliştiricilerin bu konuda daha sorumlu ve daha etik davranmaları için bir takım regülasyonlara yol açacak regülasyonlara yönlendiren çalışmalar yapmak önemli.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3517 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png" alt="" width="805" height="420" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-200x104.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-300x157.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-400x209.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-600x313.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-768x401.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-800x417.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png 805w" sizes="(max-width: 805px) 100vw, 805px" /></p>
<p><b><i>Cem Çalışkan:</i></b> <b>Algoritma geliştiricilerinin önyargıları asıl problem gibi görünüyor. Çok demokratik bir algoritma geliştiricisi düşünelim. Eşcinsellik hastalıktır gibi bir veri seti girilirse, yine çoğunlukçu normali üretme riski taşımaz mı?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bu tartışma Siri, Alexa, Google Assistant gibi sanal asistanlarla başladı aslında. Hepsinde kullanılan ses bir kadına ait. Bir çalışma görmüştüm ve katılımcılara “Alexa’yı hayal edin” diyorlardı. Tüm fikirler alındıktan sonra, toplumda idealize edilmiş bütün güzellik anlayışlarının hepsi Alexa’da toplandığı görülmüş. Kadının aslında güven veren bir varlık olduğunu ve kullanıcılar tarafından verilen görevleri yerine getirmesi için harika bir çerçeve sunduğu gibi argümanlarla toplumsal cinsiyet kodlarını yeniden ürettiğine yönelik bir takım tatışmalar bulunmakta.</p>
<p>Bu da literatürde yeni düşünceler doğurdu: Queer yapay zekâlar ve sanal asistanlar olabilir mi? Danimarka’da bir reklam ajansı bununla ilgili çalışma yapıyor. Queer yani cinsiyetsiz bir yapay zekâ geliştiriyorlar. Kadın ve erkek seslerini birleştirerek, cinsiyeti olmayan bir ses ortaya çıkarıyorlar. Ürettikleri sanal asistanı Apple Store, Google Play Store’da kullanıcılara sunuyorlar. Fakat o kadar az talep görüyor ki bir süre sonra bu sanal asistanı kaldırmak zorunda kalıyorlar. Toplum zaten o kodlara o kadar entegre ki navigasyonu tarif eden bir kadın olması onu rahatsız etmiyor. Sanal asistanların tartışma yaratmasının nedeni de o dönem bu tür yapay zekâ araçlarını geliştiren kişilerin ağırlık olarak toplumsal cinsiyet kodlarını benimseyen erkekler olmasıydı. Sonrasında kadın kodlayıcıların sayıları arttı.</p>
<p>Fakat yapay zekânın geliştirilmesi noktasında; çok demokratik, cinsiyetçi kodlardan ve ötekileştirici yaklaşımlardan uzak duran biri bile olsa, neye talep varsa ona yönelmek durumunda kalıyor. Çünkü ekosistemde platform kapitalizmi var. Onu gerçekleştirmek zorunda. Kendi bağımsız bir yapay zekâ geliştiriyorsa o demokratik ve eşitlikçi düşünce yapısını kendi algoritmalarına yansıtabilir. Ama o noktada da işi kimin yönettiği, nereye yapıldığı önemli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekâ birçok alanda çeşitli fırsatlar sunmakta. Peki bu konuda sivil toplum kuruluşlarının nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Açıkçası çok önemli buluyorum. Yapay zekânın fırsatları ve riskleri hakkında toplumun pek çok kesiminin faydalanabilmesi ve bilinçlendirilmesi alanında çalışmalar yapabilirler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bununla da kalmayıp, üniversitelerle, özel sektörle, başka sivil toplum kuruluşlarıyla, kamu kurumlarıyla iş birliği yaparak, bir takım çalışmalar yürüterek yapay zekâ ile ilişkili kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlama potansiyeline sahipler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Üyesi olduğunuz Yapay Zekâ Politikaları Derneği (AIPA) bu konuda söz ettiğimiz faaliyetleri gösteren ilk kuruluşlardan biri. Bize biraz AIPA’dan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabi, sizin de bahsettiğiniz gibi AIPA, Yapay Zekâ Politikaları Derneği. Türkiye’de yapay zekâ konusunda faaliyet göstermek üzere kurulmuş ilk sivil toplum kuruluşlarından bir tanesi. Bu alanda 2021 yılından beri faaliyet gösteriyor. AIPA’nın kuruluş amaçlarından bahsedecek olursak; Türk toplumunu yapay zekâ ile ilgili bilinçlendirmek, yapay zekâya yönelik farkındalık kazandırmak. Aynı zamanda üniversite, özel sektör, diğer sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarıyla ortaklıklar kurup çalışmalar gerçekleştirerek yapay zekânın gelişimine ve kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamak temel amaçları arasında. Bu alanda pek çok çalışma gerçekleştirildi. Seksenin üzerinde Tomorrow Meetings yapıldı, yetmişin üzerinde Tomorrow Talks yapıldı. Geçtiğimiz Kasım ayında RTÜK Birliği’nde büyük bir Yeni Medya Zirvesi gerçekleştirildi. Uluslararası yapay zekâ alanında medya zirvesi ve birden fazla oturumda yapay zekâ ile ilgili pek çok konu tartışıldı, değerlendirildi. Bunun dışında, AIPA bilimsel araştırmalara da çok önem veren bir dernek. Örneğin, 2021 yılından beri ulusal ve uluslararası nitelikte dört tane kitap yayınlandı. Yine yakın zamanda “International Journal on AI” adında AIPA’ın uluslararası hakemli dergisi yayın hayatına başladı. Sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği politika belgeleri yayımlamak da önemli faaliyetlerden bir tanesi. Ben Medya ve İletişim Komisyonu üyesiyim. Dernek başkanımız Zafer Küçükşabanoğlu ve bizim komisyon başkanımız</p>
<p>Doç. Dr. Derya Gül Ünlü’nün planları dahilinde politika belgesi hazırlanması gündemde. Medya ve iletişim çalışmaları için oldukça önemli bir adım. Bizim<span class="Apple-converted-space">  </span>komisyonumuz dışında yirmiye yakın çalışma alanı var. Ekonomiden göçe, hukuktan güvenlik ve dış politikaya uzanan; alanında uzman, akademisyenlerin ve sektör temsilcilerinin bulunduğu komisyonlar var ve her bir alanda çeşitli çalışmalar sürdürülmekte.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3518 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki AIPA, Türkiye ekosistemine ne tür katkılar sağlıyor?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ekosistemi açısından, AIPA gibi diğer sivil toplum kuruluşlarının da<span class="Apple-converted-space">  </span>faaliyetleri aslında çok önemli. RTÜK’le birlikte yapılan zirveye, hem Türkiye’den hem de dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyenler katıldı. Burada sıkça eleştirdiğimiz veri toplama süreçlerinde aktif rol oynayan, kişisel verilerimizi toplayarak bize geri satan ya da sosyal medya ve dijital platformlarda kalmamız için sürekli içerikler pompalayan; Netflix, BluTV, Exxen, gibi platformların temsilcileri ile istişare etme fırsatı bulduk. Risk olarak tanımladığımız şeylerin ne olduğunu aktarma şansı bulduk ve neler yapılabilir diye konuştuk. Yine RTÜK’ün, Türkiye genelinde yaptığı Yapay Zekâ Farkındalığı araştırması kamuoyuyla ilk defa paylaşıldı. Araştırmadaki farkındalık düzeyleri bize gerçekten bu konu ile ilgili toplumda yapay zekâ okuryazarlığı hakkında çalışmalar yapmamız gerektiğini gösterdi ve bunu sadece eğitimciler yapamaz. Sektörden, sivil toplumdan, kamu kurumlarından paydaşlara ihtiyacımız var. Medya ve iletişim araçlarına yerel ve ulusal farkındalığı, yapay zekâ okuryazarlık bilincini artırabilmemiz için de ihtiyacımız var. Bu alanda ortaklıklar kurulması açısından adımlar atıldı. Geçen gün Resmi Gazete’de gördüm. Mecliste yapay zekâ araştırma komisyonu kuruldu. Bizim gerçekten ülke olarak çok daha fazla şey yapmamız gerekiyor diyebilirim. Bu önemli bir adım.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekânın gelişmesi ile birlikte hayatımızda da birçok şey değişiyor. Chatbotları giderek daha sık kullanmaya ve onlarla daha derin etkileşimler kurmaya başlıyoruz. Bir süre önce “Yapay zekâ ilk kurşunu sıktı!” başlıklı haberler görmüştük. Yapay zekâ ile etkileşimin artması bir yalnızlaşma durumunu da beraberinde getirecek mi?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ile kurduğumuz iletişimde, aslında temel amaç fayda sağlamak. İşlerimizi daha hızlı yapmamızı, fikir almamızı sağlıyor ve bize bir konfor alanı yaratıyor. Ve dolayısıyla bizim o konfor alanında çok daha hızlı karar vermemizi kolaylaştırıyor. Sosyal bir izolasyona neden olur mu yapay zekâ? Evet, olabilir. Fakat insan, tabiatı itibariyle gerçek sosyal etkileşime ihtiyaç duyar. Yapay zekâyı işlerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullansa da bu durum insanları tamamen yalnızlığa itmez. Ama bence buradaki yalnızlaşmaktan öte en önemli risk bu sohbet robotlarının yani iletişimsel yapay zekânın çok fazla kullanılmasının, öz yeterlik ve bağımsız düşünme gibi noktalarda risk yaratıyor olması. Yapay zekâ birçok iş için kullanılıyor. Örneğin, mail atarken ChatGPT’ye yazdırmak, bir makaleyi ona yazdırmak, arkadaşınıza çok dağınık bir mesaj yazdınız, toplanması için yine yardım almak. Bir noktada artık bireyin gölgesi gibi hareket eder hale geldiği için öz yeterliliği, bağımsız düşünmeyi etkilediğini düşünüyorum. Bana göre yalnızlaşmaktan ziyade bence daha riskli olan şey bu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3519 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg" alt="" width="848" height="1001" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-200x236.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-254x300.jpg 254w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-400x472.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-600x708.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-768x907.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-800x944.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg 848w" sizes="(max-width: 848px) 100vw, 848px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Yas ve Melankolide Sanal Gerçekliğin Duygusal Boyutu” başlıklı makalenizden bir soru sormak istiyorum. Bir annenin hayatını kaybeden kızı ile sanal gerçeklik aracılığıyla tekrardan buluşması ve bir gün boyunca zaman geçirmesini, Freud’un yas ve melankoli teorisi üzerinden ele alıyorsunuz. Bizler yıllar geçtikçe yapay zekâ üretimi çıktıların, VR teknolojilerinin gerçekçiliğinin arttığını görmekteyiz. Yapay zekânın ve sanal gerçeklik teknolojilerinin gelişmesi duygusal ve gerçeklik algısında bir bozulmaya yol açıyor mu, toplumsal etkileri nasıl oluyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Sanal gerçeklik üzerine çalışan bir ajans, yıllar önce kızını kaybetmiş bir anne ile kızını tekrar buluşturabileceklerini söylüyorlar. Kızı bugün yaşasaydı nasıl görünürdü gibi ayrıntılar üzerinde çalışıyorlar ve VR gözlüğü ile anne ve kızı buluşturuyorlar. Freud şunu söylüyor: “Yas dediğimiz şey yaşanıp biten bir süreçtir. Eğer yas tekrar edilirse ya da bitmezse o zaman patolojik bir evre olan melankoliye girer.”<span class="Apple-converted-space">  </span>Melankoli yastan çok daha uzun bir süreçtir ve bireyin gündelik hayatına devam etmesini derinden etkileyen bir durumdur. Burada teknoloji ile bireyin kaybının yeniden yaşatılması ve yas sürecinin tekrar canlandırması söz konusu. Kısa vadede, ChatGPT’den bir metin almak gibi konfor alanı yaratabilir. O sevgiyi belki tekrar hissedeceksin ama aslında onun hayatta olmadığıyla tekrardan yüzleştiğinde, duygusal manipülasyonla da yüzleşmiş olacaksın.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Oyun mu İş mi? Youtube Kidfluencerları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz” adlı makaleniz de çok etkileyiciydi. Çocukların korunması açısından sosyal medyada büyük bir açık söz konusu. Bu çocukların dijital ortamlarda çocuk işçi rolüne büründürülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Kidfluencer demek çocuk ünlü demek. Bu çocuklar ebeveynleri tarafından veri ekosistemine sunulan canlılar haline gelmiş durumda. Mahremiyeti sergileniyor, unutulma hakları tamamen gözardı edilerek gündelik hayatları paylaşılıyor. Bu konuda benim için yas ve melankolide olduğu gibi bir sorunsaldan yola çıktı. Çünkü durum bir çeşit dijital çocuk işçiliği formu. Makalede örneklemlerimden biri, Türkiye’de en fazla kazanan çocuk influencer olan Prenses Elif kanalına dairdi. Her gün içerik yayınlıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bu bloglardan bazılarında Elif kırk derece ateşli ama içerik üretmesi gerektiği için o halde çekiliyor. Elif duş alırken, çizgi film izlerken, ders çalışırken yani bütün günlük hayat rutini çocuğun ebeveynleri tarafından sosyal medyaya sunuluyor. Buna da “sharenting” deniliyor. Çocukların dijital reşitlik yaşı var. BTK’ya göre bu yaş on üç. Bu yaşın altındaki çocukların hesapları ebeveynleri tarafından yürütülüyor. Prenses Elif’in anne ve babasının yaptığı röportajlarda şunları okudum: “Biz çok memnunuz, evimizi, arabamızı aldık, tatillere gidiyoruz. Elif de bu durumdan çok mutlu.” Ama küçük kızın bir karar mekanizması yok, onun sorumluluğu sana ait. Dolayısıyla temel tartışma influencer olan çocukların, dijital platform kapitalizminin olduğu alana dahil edilmesi oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kidfluencer ile ilgili bir başka makale daha yazmıştım. Bu kez orada Postman’ın “Minyatür Yetişkinlik” kavramından ilerledim. Ne yazık ki daha önce de konuştuğumuz, toplumun bir takım güzellik standartlarına yönelik beklentileri bu alanda da mevcut. Sosyal medyanın sunduğu bu çerçeve, çocuklar için de bir takım güzellik standartlarını gerektiyor biliyor musunuz? Sekiz, dokuz yaşındaki çocuklara takma tırnaklar takılıyor. Leopar desenli kıyafetler giydiriliyor. Yani minyatür yetişkin formuna sokuluyorlar. Postman 90’larda televizyon reklamları üzerinden söylüyor bunu. Bugün o kavram, platform kapitalizmine ve ekosisteminde minyatür yetişkinliklerden söz etmemize neden oluyor. Böyle bir dönüşüm içerisindeyiz. Bence bu gelinen nokta çok daha tehlikeli bir boyuta ulaşmış durumda diye düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3514" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg" alt="" width="781" height="1200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-195x300.jpg 195w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-200x307.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-400x615.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-600x922.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-666x1024.jpg 666w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-768x1180.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg 781w" sizes="(max-width: 781px) 100vw, 781px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hocam bakış açınızı çok sevdim. Tamam problem var ama umut da var, demek çözümün öncülü oluyor sonuçta.</b></p>
<p><b><i>E.K.K:</i></b> Rica ediyorum hocam, şöyle bir durum var: Bu sorunlar oldukça yapısal ve bizim çözebileceğimiz türden değil. Bunun farkındayım. Ancak iletişim süreçlerinde hep söylediğim bir şey var: Etkili iletişim kurmak istiyorsanız, hem içsel hem de bireysel olarak şunu aklımızda tutmalıyız: Önyargılarımızı kontrol edebilmek ve onlarla mücadele edebilmek için önce kendimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Kendimizin farkında olabilmemiz için insanlarla kurduğumuz ilişkilerin, dijital süreçlerde kurduğumuz bağların ya da makinelerle olan ilişkilerimizin farkında olmak zorundayız. Mervin Minsky’nin bir sözünü çok seviyorum. Kendisi bir bilgisayar bilimci ve yapay zekâ çalışmalarına büyük katkıları olmuş bir isim. Yıllar önce şöyle bir şey söylemiş: “Hiçbir bilgisayar, ne yaptığının farkında olarak tasarlanmadı. Ama biz de kimi zaman ne yaptığımızın farkında olmuyoruz.” Fakat biz, yapay zekânın aksine bilince sahip canlılar olarak farkındalık geliştirebilecek varlıklarız. Bu yüzden önceliğimiz, bireysel değerlerimiz olmalı. Sonrasında ise insanlarla kurduğumuz iletişimdeki değerler. Duygusal etkileşimler, gerçek dünya bağları, empati, şeffaflık… Algoritmalar ve yapay zekâ ile ilgili en çok tartıştığımız şey de bu değil mi? Hesap verebilirlik, şeffaflık bunların yoksunluğu. Dolayısıyla biz, eğer bu değerleri hayatımızda önceler, farkındalıkla yaşar ve kendimizden başlayarak çevremizdekilere bu anlayışı entegre etmeye çalışırsak, kurduğumuz ilişkilerde anlamlı bir şeyler yapıyor olduğumuzu hissedebiliriz. Örneğin, “Ben, beni duygusal olarak manipüle edecek ya da yasımı tekrar yaşatacak bir aracı kullanmak istemiyorum. Bunu reddediyorum.” diyorsak bu da bir farkındalıktır.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Hocam bize çok değerli bilgiler kattınız. Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz…</b></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
