<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni medya arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/yeni-medya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/yeni-medya/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2026 08:35:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</title>
		<link>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 12:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Alphan Sabancı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız medya]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Gazeteciliği]]></category>
		<category><![CDATA[dijital gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[e-bülten haberciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya gelir modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[medya girişimciliği]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[NewsLab Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[podcast yayıncılığı]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tuhaf Stüdyo]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[yerel gazetecilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4290</guid>

					<description><![CDATA[<p>NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık. Aslı  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık.</span></p></blockquote>
<p><strong>Aslı Şen: Öncelikle hoş geldiniz. Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için çok mutluyum. Sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Alphan Sabancı:</strong> 2018 yılından bu yana NewsLab Turkey’in kurucularından biriyim. Aynı zamanda eleştirel fütürist ve teknolojist olarak, kendi kurduğum Tuhaf Stüdyo bünyesinde farklı alanlarda çalışmalar yapmaya devam ediyorum. Uzmanlık alanımı kısaca özetlemek gerekirse medya teknolojileri, internet, güncel kültürel akımlar ve trendler üzerine çalışıyorum. Bunun yanı sıra farklı kurum ve kişilere danışmanlık ve eğitim sunuyorum.</p>
<p><strong>A.Ş.: Kendinizi eleştirel fütürist olarak tanımlıyorsunuz. Eleştirel fütürist tam olarak ne anlama geliyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S.:</strong> Hayatımızın her alanında ve her profesyonel ortamda gelecek üzerine düşünmek, bunun üzerine strateji üretmek ve plan yapmak gerekiyor. Ancak özellikle konu gelecek olduğunda, maalesef bunu popülist ve hazır bir pazarlama aracı olarak kullanan çok fazla insan var. Benim yaptığım iş sadece “Bakın böyle olacak, şöyle olacak” diye anlatmak değil; kişilerin daha eleştirel bir bakış açısıyla gelecekteki farklı potansiyelleri kendileri nasıl tartabileceklerini ve bunun üzerine nasıl düşünebileceklerini öğretmek. Gelecekte “şu olacak” diye karşılarına çıkan biri olduğunda; “Niye böyle diyorlar, gerçekten böyle bir şey olabilir mi?” diye sorabilmelerini istiyorum. Kendilerine bir gelecek vadedildiğinde, bunun karşı taraf için ne gibi avantajlar, kendileri açısından ne gibi dezavantajlar yaratabileceğini sorgulamalarına yardımcı oluyorum. İşe biraz daha teorik ve eleştirel tarafı da dahil ettiğimden dolayı böyle ayırıcı, yeni bir unvan kullanmayı tercih ettim.</p>
<p><strong>A.Ş: Tuhaf Stüdyo da bunun özelinde bir çalışma alanı değil mi?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Hem medyada hem de farklı sektörlerde insanlar gelecek üzerine plan yapmak istediklerinde ya da daha uzun vadeli bir şeyler üretmek, bunun üzerine kafa yormak istediklerinde bir nevi yol göstericilik ya da bir asistanlık yapıyorum diyebilirim. Ben hazır paket sunmak yerine, onlarla birlikte gelecek üzerine kafa yoruyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Muhtemelen orada geleceğe dair bir analiz yapıyorsunuz. Analizler nasıl çıkıyor ya da o geleceği yorumlama kısmı nasıl gerçekleşiyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Aslında her şey bugünü iyi incelemekle ortaya çıkıyor. Çok fazla medya tüketen bir insanım, işim de bunu gerektiriyor. Şu anda ne olup bittiği, kimlerin ne anlattığı, neler yapmaya çalıştığı aslında geleceğe dair sinyaller veriyor.</p>
<p>Ancak oturup internete veya herhangi bir medya aracına baktığınızda birçok farklı içerik ve haber karşınıza çıkıyor. Benim yaptığım şey, buradaki gürültünün içerisinden anlamı olabilecek, geleceğe dair işaret veren, günümüzde yaşanan birtakım değişimleri anlatan sinyalleri toplamak. Bundan sonrası da farklı metodolojilerle ve bilgi birikimiyle harmanlayarak, karşımıza çıkabilecek gelecek senaryolarını üretmek oluyor. Bu sinyalleri topladığımda da asla tek bir senaryo üretmiyorum. Bunun yerine üç veya dört tane halihazırda var olan durumdan ve geleceğe dair alakalı alanlardan oluşan farklı hikayeleri alıyorum. Buradaki amaç, farklı ihtimallerin oluşabileceğini ve o senaryolarda büyük dönüşümler yaşayabileceğimizi göstererek potansiyelleri açığa çıkarmak.</p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey, Türkiye’de bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik adına alanında önemli bir boşluğu dolduruyor. Bize kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> NewsLab Turkey’nin kuruluşu, Sarphan Uzunoğlu’yla birlikte aşama aşama yaptığımız işlerin bir sonucu gibiydi. 2010’ların başında gazetecilere yönelik eğitimler, atölyeler yapıyorduk. Sarphan, programların tasarımını yaparken ben de teknoloji eğitmenliği yapıyordum. Birçok farklı kurum gazetecilik veya medya üzerine eğitimler verse de bazı eksikler olduğunu görmeye başladık. Bunun üzerine gazetecileri, medya sektörünü daha farklı formatta ve özellikle bağımsız medyayı holistik bir şekilde desteklemek adına NewslabTurkey’i hayata geçirdik. En başta verdiğimiz kuluçka programı ve eğitimler vardı. Burada yaptığımız en temel farklılık, kuluçka programına kabul edilen ve ürün çıkarabilen herkese maddi destek sunabilmeyi öncelik olarak belirledik.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü insanlara sadece bilgiyi verip sonrasında hiçbir şey üretememeleri en büyük sıkıntılardan biriydi. Medya sektörünün ekonomik darlığını da düşününce, insanların bir şeylere başlamasına destek olabilmemiz iyi olur düşüncesiyle yola çıkmıştık. Bunun yanı sıra web sitemiz üzerinden, sektördeki insanların kendilerini geliştirebilecekleri, eğitebilecekleri içerikler üretmeye odaklandık. Zaman içerisinde yazılı içeriklerin yanı sıra söyleşilerle, farklı formatlarla da bu alanlar genişledi. YouTube’da video içerikler ürettik, birkaç farklı şekilde podcast serileri yaptık. Örneğin bunlardan bir tanesinde on bölümlük bir mini seri yapmıştım.</p>
<p>Bir tecrübe aktarımı sağlamak adına Türkiye’de ana akım olarak görülmeyen ama bir şekilde kendini sürdürülebilir kılmış medya girişimcileriyle söyleşiler gerçekleştirmiştim. Diğer yandan haftalık e-posta bültenleri yapıyoruz. Dünyada, medya sektöründe, internette olan bitenin genellikle İngilizce veya farklı dillerde olması sebebiyle Türkiye bu gelişmeleri takip edemiyordu ya da yeni gelişmeleri çok geç öğreniyordu. 2018’de niyetim bu açığı kapatmaktı. O sırada e-bülten formatı yurtdışında popülerdi ancak Türkiye’de yoktu. İnsanlara farklı bir şey gösterelim dedik ve bu sebeple 2018 Ekim’de e-bülten olarak düzenli bir yayın yapmaya başladık. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı.</p>
<p>Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, NewsLab Turkey’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab Turkey</a>’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz. desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-4298" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/o_1-scaled-e1778493911738-650x1024.png" alt="" width="232" height="366" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sedat Erol:</strong> <strong>E-bülten haberciliği dünyada büyük rağbet görmüştü. Substack ile birlikte bu ekonomi çok büyüdü ve tekrar düşüşe geçti. Sanırım medya ekosisteminde bazen yeni işlere bir anda bir yığılma oluyor. Sürdürülebilirliği de zor olduğundan geriye yine aynı kişiler kalıyor.</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Tabii o dalgalanmalar hep oluyor. Son dalgalanmanın sebebi pandemiyle gelen podcast büyümesiydi. Bir anda hem ekonomik olarak hem de bilinirlik olarak podcast çok daha cazip geldi. Bir de pandemi döneminde yüz yüze etkinlikler yapılamıyordu. Sosyal izolasyon sürecinde insan sesi duymanın, birilerinin sohbetini dinlemenin cazibesi arttı ve podcastin hem ekonomik hem de üretim anlamında büyüdüğünü gördük. Bülten yapanların bir kısmı da ister istemez oraya geçti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E:</strong> <strong>E-bülten haberciliği benim tüketim formatıma çok uygun. İstediğimde geri dönüp bakabiliyorum ve bu bana çok faydalı geliyor. Ancak bu formatta okur ve tüketici kitlesinin kısıtlı olduğu söyleniyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Orada birçok farklı mesele var ve konu dönüp dolaşıp şuraya geliyor: Kendi hitap etmek istediğin kitleyi bulmak ve ona göre üretmek. Herkesin herkese hitap etmesi gibi bir zorunluluk yok. Eğer ben yalnızca yazı okumayı sevenlere, benim gibi her şeyin en derinine dalmayı sevenlere yönelik üretmek istiyorsam, bunu kabul etmem gerekiyor. Burada özellikle medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">&#8220;O sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım&#8221; yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</span></p></blockquote>
<p>Bizdeki temel sorunlardan biri de bundan kaynaklanıyor. İnsanlar internetteki her şeyi, her tür medyayı birbirine denkmiş gibi kıyaslama hatasına düşüyor. Bir YouTuber hızla yüz binlerce aboneye ulaşırken bir e-bültenin 3–4 bin abone seviyesinde kalmasına bir sorun gibi bakılıyor. Oysa ürettiğin format ve hitap ettiğin kitle gereği zaten bir tavan sınırın var. Bu kıyaslamayı yaparak neden kendi kendine işkence ediyorsun? Bu konuda çok uyardığım insan oldu, ara ara kendime de bu uyarıyı yapıyorum hâlâ. Çünkü ister istemez insan bazen şunu düşünüyor: Farklı bir şeyler mi denesem, daha fazla insana ulaşmaya mı yönelsem? Ama diğer yandan şunu da bilmem lazım: Ürettiğim şey herkes için değil.</p>
<p>Mesela <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab</a> için hazırladığım bülteni düşünelim. Onun hitap ettiği kitle çok net. Ulaşmak istediğim kitle belli, oraya koymak istediğim şeyler belli. Bunu bir YouTube videosu hâline getirebilir miyim? Denesem bir şekilde yaparım ama içeriğin derinliğini kaybederim. Görünür kalabilmek için başka unsurlar eklemek zorunda kalırım. Bu noktada YouTube’un algoritmasını da mutlu etmem gerekir ve sonuçta yapmak istediğim şey bambaşka bir şeye dönüşür. Bu yüzden “o sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım” yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Kuluçka programından bahsettik. Biraz daha detaylandırabilir miyiz? Nedir Kuluçka programı? Nasıl bir içeriği var? Nasıl bir eğitim alıyorlar orada? </strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Yıllar içerisinde bu format değişti ama en temelde önce bir başvuru süreci var. Genellikle her yıl üç haneli sayılara ulaşan başvuru dosyası geçiyor elimize. En baştan itibaren başvuracak kişilerden bir projeyle, bir fi kirle gelmelerini istiyoruz. Sadece “eğitim almak istiyorum” diyerek gelmelerini değil; hayata geçirmek istedikleri bir projeyi, başlatmak istedikleri bir fi kri ya da mevcut projelerini nasıl geliştirmek istediklerini de anlatmalarını bekliyoruz. Ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini ve bunu nasıl yapacaklarına dair bir planları olup olmadığını görmek istiyoruz. Ardından bir jüri süreci oluyor. O yılki bütçemiz ve programın kapsamı ne kadarsa buna göre bir seçim yapıyoruz. Seçimden sonra eğitim süreci başlıyor. Son dönemlerde bu süreci yarı zorunlu, yarı seçmeli bir formatta yürütüyoruz. Bazı eğitimler, medya profesyonellerinin ya da medya girişimcilerinin her durumda ihtiyaç duyacağı temel başlıkları kapsıyor. Bunlar bütçe tasarımı, planlama ya da editöryel konulardaki temel bilgiler gibi alanlar. Bu eğitimleri zorunlu tutuyoruz ve programa kabul edilen herkes bu eğitimleri alıyor.</p>
<p>İkinci grupta ise katılımcıların uzmanlık alanlarına ya da üretecekleri formata göre şekillenen eğitimler yer alıyor. Bunlar iklim gazeteciliği, çocuk odaklı içerikler, teknoloji gazeteciliği gibi konu bazlı alanlar olabiliyor. Aynı zamanda podcast, video ya da editörlük gibi formatlara yönelik, daha teknik bilgi içeren eğitimler de bu aşamada veriliyor. Eğitim sürecinin ardından mentörlük ve üretim aşaması başlıyor. Eğitimler tamamlandıktan sonra, projenin imkânları elveriyorsa katılımcılar için bir üretim takvimi belirliyoruz. Örneğin, bir katılımcı 12 bölümlük bir podcast serisi yapmak istiyorsa, ilk 3 ay içinde en az 3 ya da 4 bölüm üretmesini bekliyoruz. Bu süreçte hem üretimi takip ediyoruz hem de imkânlar dahilindeyse katılımcıların eğitmenlerimizden birebir mentörlük desteği almasını sağlıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4315 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg" alt="" width="427" height="570" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68.jpeg 1160w" sizes="(max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p>Maddi desteği ise genellikle üretim başlamadan önce veriyoruz. Çünkü bu destekler çoğunlukla üretime yönelik teknoloji alımı ya da diğer ihtiyaçların karşılanması için kullanılıyor. Destek sağlandıktan sonra üretim süreci başlıyor. En sonunda, projeler tamamlandığında ve teslim tarihine gelindiğinde, mümkünse bir kapanış etkinliğiyle ortaya çıkan projeleri duyuruyoruz. Bunu genellikle web sitemiz üzerinden ya da sosyal medya hesaplarımızdan yayarak mezunlarımızın görünürlüğünü arttırmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>A.Ş: Peki NewsLab Turkey’nin gelir modeli nedir?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Gelir modelimiz ağırlıklı olarak fonlar ve genellikle uluslararası kurumlardan aldığımız proje bazlı destekler üzerinden ilerliyor. Bunun dışında maalesef başka bir gelir kaynağımız yok. Bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz için düzenli bir gelir modeli oluşturmak zaten çok mümkün olmuyor. Bu nedenle şu anda modelimizi, büyük kurumlarla birlikte yürüttüğümüz projeler üzerinden sürdürüyoruz.</p>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2>Yerelden Dijitale Medya Eğitiminde Yeni Bir Yaklaşım</h2>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de eğitim verdiğiniz birçok program var. Bu eğitimlerin Türkiye medya ekosisteminde neden önemli olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Bu soruyu daha net cevaplayabilmek için özel programlarımızdan üçünü özellikle seçerek anlatmak isterim. Bunlardan ilki, en başından bu yana yürüttüğümüz podcast programlarıydı. O dönemde podcast yayılmaya başlıyordu ve gazetecilerle haber üretmek isteyenler bu alana oldukça ilgiliydi. Ancak işin teknik tarafını öğrenmek zor geliyordu; nasıl yapacaklarını, nereden başlayacaklarını bilmiyorlardı. Bu nedenle, bu alanda onları destekleyebilmek için özel bir podcast programı başlattık. İkinci programımız yerel gazetecilik programıydı. Bunu birkaç yıl boyunca yürüttük ve aslında devam ettirmeyi çok isterdik ancak maalesef elimizdeki imkânlar buna yetmedi. Bu programda Türkiye’nin farklı bölgelerinde yerel habercilik yapan kişileri bir araya getirdik ve onlara hem eğitim hem de maddi destek sağlamaya çalıştık. Amacımız, bana kalırsa gazetecilik sektörünün en ciddi sorunlarından biri olan yerel haberciliği destekleyebilmekti. Bu program kapsamında desteklediğimiz kurumlar arasında hala yoluna devam eden, çok başarılı işler yapanlar var. Keşke bu programı daha uzun süre sürdürebilseydik.</p>
<p>Çünkü gelen herkes çok mutlu oluyordu ve eğitimden çok faydalandıklarını söylüyorlardı. Diğer yandan, gazeteciliği ve medyayı desteklemeye yönelik pek çok eğitim ve program genellikle İstanbul, Ankara, İzmir üçgeninde, hatta çoğunlukla yalnızca İstanbul ve Ankara’da sınırlı kalıyor. Bu da yerelde çalışan gazetecilerin bu tür kaynaklara erişimini zorlaştırıyor. Bu nedenle, bu tarz programların yeniden başlatılabilmesi ya da başka yapılar tarafından hayata geçirilebilmesi beni çok mutlu eder. Sonuncusu da, geçtiğimiz dönemde ürünlerini paylaşmaya başladığımız çözüm gazeteciliği programımızdı. Bu program, bana kalırsa gazeteciliğin farklı ve daha faydalı bir şekilde yapılabileceğini göstermek açısından çok değerli.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü günümüzde haber ve habercilikte çoğu zaman yalnızca olan biteni aktarmaya ya da en sansasyonel, en negatif ve en korkutucu şeyi haber olarak görmeye odaklanan bir yaklaşım mevcut. Bu yüzden de biz çözüm gazeteciliğini, bir sorunu anlatırken bunun nasıl çözülebildiğini ya da sadece sorunlara odaklanmayıp bunun çözümlerine ya da daha iyiye dair neler yapıldığını gösterebilecek bir gazetecilik yaklaşımını da desteklemek istedik. Program katılımcılarımız ve mezunlarımız çok güzel işler üretmeye başladı. Bu içerikleri sosyal medya üzerinden paylaşıyoruz, merak edenler hesaplarımıza bakarak görebilir. Umarım bu tür bir gazetecilik anlayışının daha fazla bilinmesine ve ülkemizde yaygınlaşmasına az da olsa katkı sunabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4328 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-200x112.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-600x337.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1536x864.png 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4327 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4329 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E: Yerel gazetecilik meselesi kritik bir noktada duruyor. Yerelde çok güçlü bir hikâye potansiyeli olmasına rağmen bu alanın yeterince işlenememesi, merkezde de bir tür kısır döngü yaratıyor gibi görünüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine gelir modeli sıkıntısından mı kaynaklanıyor sizce?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Biz zaten Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor. Çünkü çok net bir gerçek var: Eğer belediyeyle aranı iyi tutmazsan, bir anda şehrin yarısı sana reklam vermeyi kesebiliyor. Belediye kurumları aboneliklerini bırakabiliyor. Üstüne bir de kaynak sıkıntısı eklenince, “Az buçuk bir gelirimiz var, onu da kaybetmeyelim” endişesiyle hareket etmek zorunda kalıyorlar. Sonuçta haber yapabilecekleri bir alan kalmamış vaziyette. Çünkü o alan olmadığı sürece para verilse bile bir şey değişmez. En başta insanlara rahatça yazabilecekleri alan yaratmak gerekiyor. Yani bence en temelde zaten mevzu bu alanı açmaya yönelik bir çaba vermek, bir şey geliştirilecekse, belki bir program üretilecekse böyle bir şey üretmek olabilir. Çünkü o alan olmadığı sürece hani oraya ne kadar kaynak da bulunsa, para da verilse çok bir şey değişmez. Yani öncelikle insanların haber yapabilecekleri, rahatça yazabilecekleri bir alan yaratmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Basın ilan kurumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’deki konumu sizce nasıl?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kendi düşündüğümden önce birçok gazeteciden duyduğum şeyi söyleyeyim: Basın İlan Kurumu gazetecilerden ve haber kurumlarından imkânsızı istiyor. Özellikle yeni gelen düzenlemelerle, ilan alabilmek ya da buradan bir gelir elde edebilmek için çalışan sayısından günlük girilecek haber sayısına, hatta tıklanma sayılarına kadar son derece abartılı talepleri var. Bu talepler öyle bir noktaya gelmiş durumda ki işte örneğin; bir yerel haber sitesi buradan bir şekilde hani yerele yönelik Basın İlan Kurumu’ndan kendi şehriyle alakalı bir şey almak istiyor diyelim. Yanlış hatırlamıyorsam günde 100 ila 120 tane haber girmelerini bekliyorlar bir yerel haber sitesinden. Yani herhangi bir şehirde günde 120 tane haber değeri taşıyan olay olmasına imkân yok. Ama bu şartı sağlamazsanız Basın İlan Kurumu size ilan vermeyi ve buradan gelir elde etmeyi imkânsız hale getiriyor. Durum böyle olunca ne oluyor? Google aramalarında mutlaka karşınıza çıkmıştır, haber sitelerinin ana sayfalarında asla görmediğimiz ama arama sonuçlarında çıkan market indirim katalogları, rüya tabirleri, burç yorumları, yapay zekâyla üretilmiş ünlü biyografileri gibi içerikler vardır.</p>
<p>Bunların sebebi tam olarak bu. Çünkü Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor. Bunun yanında kategori talepleri de var. Örneğin ulusal bir medya sitesiyseniz belli sayıda çalışanınızın olması, şu kadar kategoride editörün olması lazım gibi şartları var. Ancak karşılığında Basın İlan Kurumu’ndan gelecek ilan geliri, bu çalışanların maaşlarının belki ancak beşte birini karşılayabilecek seviyede kalıyor. Dijitale ayak uydurmak amacıyla, Google’dan bile çok daha ekstrem talepleri var. Diğer yandan Türkiye’de dijital medyanın hala reklam ve tıklanma gelirinden başka bir modeli olmadığı için, birçok haber sitesi ve medya kurumu kendisini bu sisteme muhtaç hissediyor ve buna uymak zorundaymış gibi davranıyor.</p>
<p>Bunun sonucunda örneğin bir yerel haber sitesi muhabirini sahaya gönderip haber takip edebilecekken, onu masa başına oturtup 20 tane daha kopya haber gir, Basın İlan Kurumu’nun sınırına yetişelim demek zorunda kalıyor. Yani gazetecilik yapmak yerine, sitenin o limitlerini doldurmaya zaman harcıyorsun. Bugün gelinen noktada Basın İlan Kurumu’nun getirdiği sınırlamalar, haber sitelerini olabildiğince bomboş içeriklerle doldurmaya zorlayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Çünkü ancak bu şekilde ilan alabiliyorsunuz. Üstelik Google bile artık bu kadar acımasız değil. Onlar algoritmalarını daha kaliteli içeriğe doğru kaydırmışken, Basın İlan Kurumu hala 2010’ların başındaki Google gibi hareket ediyor ve Türkiye’deki haber kurumlarından, haber sitelerinden bunu talep ediyor. Bunu sağlamazsan ilan vermeyeceğim diyor ve sen otomatik olarak sistemden düşüyorsun.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4342 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-768x513.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-800x534.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1200x801.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1536x1025.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de sıkça karşılaştığımız kavramlardan biri sürdürülebilir gazetecilik. Nedir bu sürdürülebilir gazetecilik biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Sürdürülebilirlik, son dönemde iklim krizi ve çevre meseleleriyle birlikte hayatımıza çok farklı bağlamlarda girdi. Orada daha çok doğanın ve gezegenin ayakta kalabilmesi konuşuluyor ama medya için de mantık aynı aslında. Kendi kaynaklarını üretebilen, olabildiğince dışa bağımlı olmayan ve bağımsız bir şekilde hayatta kalabilen bir kurum yaratabilmek. Yerel gazeteler üzerinden düşünürsek, gelirin tamamen belediyeyle olan ilişkine bağlıysa, senin neyi haber yapıp neyi yapamayacağın belirleniyor. Bu durumda kendi başınıza ne kadar ayakta kalabilirseniz, bağımsız hareket edebilme imkânınız da o kadar artıyor. Aynı zamanda sürdürülebilir olmak adına asla tek bir kaynağa bağlı olmamak gerektiğini bize gösteriyor. Çünkü gelir kaynaklarını çeşitlendirmiş, tek bir kaynak yerine birkaç farklı yerden gelir elde ediyorsan, bunlardan birini kaybetmek senin için o kadar büyük bir sorun yaratmayacaktır. Ama kendini tek bir tarafa yasladığında ya da üretim açısından tek bir formatla kendini kısıtlamışsan bir noktada tıkanma yaşanacaktır. Sürdürülebilir olabilmek için gelişmeye, evrilmeye ve çeşitlenmeye açık olman gerekiyor. Çünkü medya sektörü, belki de modayı saymazsak, en hızlı gelişen ve değişen sektörlerin başında geliyor. Durum böyle olunca yeniliğe adapte olabilmek ve kendini geliştirebilmek, sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz haline geliyor. Aksi takdirde, bugün hala eski usul gazetecilikten gelen bazı insanların gazetecilikteki en temel dönüşümlere bile adapte olmakta zorlandığını ya da bununla bir kavga içine girdiğini ve bu yüzden geride kaldığını görüyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4338 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1536x1024.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Değişim ve dönüşümden söz ettik. Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği bir dönemden geçiyoruz. Sizce yapay zekâ, medyada yaşanan bu değişim ve dönüşüme nasıl bir katkı sağlayacak?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben yapay zekânın yaratacağı değişimlerin daha çok olumlu olacağını düşünüyorum. Çünkü insanlar genellikle yeni, farklı ya da yabancı bir şeyle karşılaştıkları zaman tepkileri duygusal oluyor. O duygusal tepkiden çıkıp da daha sakin bir şekilde bakmak çok zor. “Eski olanı kaybedeceğiz, gazetecilik bitecek, sanat elden gidecek, her şeyimizi elimizden alacak” gibi söylemler bu duygusal tepkilerin sonucu.</p>
<p>Burada yapılan en büyük hatalardan bir tanesi, sektörün Sam Altman gibi isimlerin bu duygusallığa oynadığını fark etmemesi. “Yapay zekâ şöyle olacak, AGI beş yıla geliyor, üç yıla şöyle olacak” tarzında söylemler aslında tamamen bir pazarlama taktiği. Evet, teknoloji çok hızlı gelişiyor, buna itirazım yok. Ama bu söylemlerle bilinçli olarak duygusal bir tepki yaratılıyor ve bu tepkinin yarattığı hype üzerinden ilerlemek isteniyor. Gazetecilik sektörü için de, sanatçılar için de bu geçerli. Bunun sonucunda birçok insan aynı duygusallıkla ama bu sefer negatif taraftan tepki veriyor. “Yapay zekâyı asla istemiyoruz, işimizi elimizden alacak, internette doğru bilgi kalmayacak, interneti öldürecek” gibi tamamen bir korku senaryosu, distopya senaryosu yazılıyor. Dönüp baktığımızda, evet, çok büyük bir değişim olacak ama bu değişim bir sabah kalktığımızda her şeyin altüst olması şeklinde gerçekleşmeyecek. Belki fark etmeden attığımız o küçük küçük adımların ardından, beş yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, aslında bambaşka bir yere geldiğimizi göreceğiz. Tam da bu yüzden duygusal tepkiler vermek yerine, sakin bir şekilde oturup “Bununla ne yapılabilir, nelere dikkat etmek gerekir?” diye kafa yormak gerekiyor. Çoğu insan bunu yapmıyor. Bu tepkilerin büyük kısmını neden ciddiye almadığımın en güzel örneklerinden birini bana <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> verdi. Yılın başlarında Disney ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla “Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak” gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı. Şu anda Sora üzerinden, biz Türkiye’de henüz erişemiyor olsak da, Disney karakterleriyle video üretmek serbest artık. Burada yapılan temel hata şu: Büyük şirketlerin sanatçıları, üreticileri ya da bireyleri düşüneceği sanılıyor. Oysa tarihte bunun hiçbir zaman böyle olmadığını gördük. Bu durumun aynısını 2000’lerin başında müzik sektöründe yaşadık. Napster ve korsan MP3’ler konusunda müzisyenler müzik şirketlerine güvenmişti. “Bizi kurtaracaklar yoksa korsan yüzünden aç kalacağız” diyorlardı. Sonuçta ne oldu? Napster bitti. Bunun yerine Spotify gibi platformlara geçildi. Bugün bir sanatçının Spotify’da bir dolar kazanabilmesi için şarkısının en az 5–10 bin kez dinlenmesi gerekiyor. Düşününce, korsan dönem belki de daha iyiydi, en azından bir beklenti yoktu. Burada gerçekten bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bana kalırsa yapay zekânın yaratacağı en büyük şoklardan biri ürettiğimiz şeye dair sahiplik ve bunun ekonomisiyle ilgili bildiğimiz pek çok kavramdan vazgeçmek zorunda kalmamız. Çünkü klasik telif hakkı yaklaşımıyla yapay zekâya baktığımızda, ortada bu sisteme hiç uymayan bir yapı var.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4344 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png" alt="" width="358" height="537" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context.png 1024w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>Çoğu insan bu sistemlerin nasıl çalıştığını hala bilmiyor. Örneğin, “Van Gogh tarzında bir görsel üret” dediğinizde ya da “Bu bilgileri New York Times dilinde haberleştir” dediğinizde, sanki yapay zekânın arkasında Van Gogh’un tablolarını ya da New York Times arşivini açıp okuyan bir kütüphane varmış gibi düşünülüyor. Oysa böyle bir şey yok. Ortada aşırı derecede kompleks biçimde eğitilmiş bir sistem var ve bu sistemin içine girip tek tek hangi veriye eriştiğini görmemiz mümkün değil. Korsan ürün üzerinden gidelim: Korsan müzikte ya da filmde, içeriğin birebir kopyasını indirip bilgisayarımıza koyuyorduk. Yapay zekâda böyle bir şey söz konusu değil. Eğer bunu telif ihlali sayarsak, örneğin ben gitar çalmayı öğrenirken Metallica parçalarını çalıştığımda, onlardan nota öğrendiğimde ya da onlardan esinlenerek benzer bir şey ürettiğimde bu da telif ihlali sayılmalı. Çünkü yasalar gözünde o yapay zekâ modelini eğitmek için bir materyal kullanmakla benim kendimi eğitmek için bir kitap okumam, bir resmi incelemem aynı şey haline gelecek. Burada da karşımıza iki senaryo çıkıyor: Ya telif hakkı kavramını bu şekilde genişleteceğiz ve kendimizi çok daha kısıtlayıcı bir ortamda bulacağız.</p>
<p>Zamanla bildiğimiz telif tanımından vazgeçip tamamen yeni bir konsept üretmemiz gerekecek. Ben kişisel olarak ilkini kesinlikle istemem. Ama telif haklarının tarih boyunca daha çok büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve hep bu doğrultuda güncellendiğini de düşündüğümden, telifin yerine yeni bir şey üretmenin artık bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim. Eğer böyle bir dönüşüm yaşanırsa ve kimse buna hazırlıklı olmazsa, kendimizi oldukça kaotik bir ortamın içinde bulmamız da çok olası. Yani ilkini kesinlikle istemem ben kişisel görüşümü söyleyecek olursam. Diğer yandan, telif haklarının şu ana kadar tarih boyunca sadece büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve sürekli o şekilde güncellendiğini de düşündüğümden dolayı, tamamen telifin yerini alacak yeni bir şey üretmenin artık hani yapay zekâyla birlikte bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim ben. Eğer öyle bir şey olursa hiç kimse buna hazırlıklı olmayacağından dolayı kendimizi çok kaotik bir ortamda bulacağız gibi geliyor bana.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Yılın başlarında <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla ‘Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak’ gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı.”</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit: Peki, telifin yerini alabileceğini söylediğiniz bu yeni konsept somut olarak neye benziyor? Aklınızda veya dünyada tartışılan alternatif bir model var mı?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Birçok şey mümkün ama diğer yandan şöyle bir durum da var: İnsanlığın üretim ve yaratıcılık tarihini düşündüğümüzde telif aslında çok yeni bir kavram. Yani ona bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmamız da gerek yok. Elbette bir karşılık meselesi var ama yaratıcı bir üretimi alıp kullanmanın karşılığını mutlaka telif üzerinden düşünmek zorunda da değiliz. Bunun için farklı mekanizmalar, farklı modeller üretilebilir. Mesela yakın zamanda çok ilginç, deneysel bir projeye denk gelmiştim. Bir yazar dijital olarak bir kitap yayımlamış ve kitabı satın aldığınızda, kaynakçada adı geçen herkese ödediğiniz ücretin yüzde 30’unu paylaştıran bir sistem kurmuş. Yani alıntı yaptığı, referans verdiği isimlere telif ödemek yerine, onları doğrudan satın alma mekanizmasının içine dahil etmiş. Burada mesele sadece telif değil. Durum yaratıcı sektörlerin ve gazeteciliğin tüm ekonomik modelini sil baştan kurgulamayı gerektiren bir noktaya da evrilebilir. Günümüz koşullarında bu alanın ne kadar sıkıntılı olduğunu düşündüğümüzde, zaten bu bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Çünkü kendi üretiminizle, yaratıcılığınızla hayatınızı sürdürebilmek gerçekten hiç kolay değil. Bugün bunu yapabilmek için ya çok büyük bir isim olmanız ya da çok büyük bir şirketin parçası olmanız gerekiyor. Bu yüzden telif tartışmasının da ötesinde alternatif ekonomik yapıları düşünmek ve denemek gibi bir ihtiyaç da söz konusu olacak. Yapay zekâ muhtemelen birçok farklı sebepten dolayı bu süreci hızlandıracak. Bundan bir iki sene önce yapay zekânın gazetecilikte yeni yeni tartışılmaya başlandığı bir dönemde katıldığım bir etkinlikte şunu söylemiştim: Dijital haberciliğin o klasik, tıklanma temelli ekonomik modelinin artık sonuna geldik. Bunun da iki temel sebebi var ve ikisi de yapay zekâ kaynaklı. Birincisi, eğer bu model üzerinden para kazanmak istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz. istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz.</p>
<p>Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da çok basit bilgileri arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana tıklamasıyla geliyor. İnsanlarda “bu haber sitesine gireyim, okuyayım” alışkanlığını yaratacak düzeyde bir üretim olmadığı için zaten böyle bir şey söz konusu değil. Üstelik insanlar artık bu tür soruları Google’a sormak yerine ChatGPT’ye, Gemini’ye falan soruyor.</p>
<p>Dolayısıyla tıklama ihtiyaçları da kalmıyor. Bunlar yaygınlaşmaya başladıkça tıklanma sayıları da zaten düşmeye başlayacak ve ekonomisini, gelir modelini tamamen buna dayandırmış kurumların ayakta kalma şansı da otomatik olarak bitmiş olacak. Geriye de bir şekilde özgün haber üretenler kalacak; gerçekten farklı bir ürün sunanlar. Yani sadece arama yaptığında market kataloğunu ilk sırada çıkaranlar değil; gerçekten haber verenler, yenilikçi ve farklı şeyler deneyenler. Bunu söylediğimde gazeteci camiasında pek çok kişinin hoşuna gitmiyor ama geriye sadece premium ürün üretenler kalacak. Yani artık salt var olmak yetmiyor, bir ekstranızın olması gerekiyor. Çünkü artık internette her şey fazlasıyla var ve bunların büyük bir kısmı oldukça kalitesiz.</p>
<p>İnsanların dikkatini çekebilmek ve akılda kalabilmek için ortaya net bir kalite farkı koymak gerekiyor. Mesela İngiltere’de dünyaya hitap eden, uluslararası yayın yapan onlarca farklı medya kuruluşu var ama dünyanın neresine giderseniz gidin herkesin bildiği Financial Times’tır, Guardian’dır. Amerika’da da aynı şekilde Washington Post ve New York Times bilinir. Dünya çapında olmanız gerekmiyor belki ama en azından ülkede ayırt edilebilecek bir iş yapmalısınız. Bu saatten sonra ancak bu sayede, internetin o bilgi seli içinde ayakta kalıp sürdürülebilir bir gelecek kurabilirsiniz.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4347 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png" alt="" width="491" height="327" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-200x133.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-300x200.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-400x267.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-600x400.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-768x512.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-800x533.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1200x800.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context.png 1536w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Peki, Türkiye’de geliştirilen Kumru AI hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi. Bizim kullandığımız ChatGPT, Gemini, Claude ya da açık kaynakların hepsi, ilk eğitimden sonra reinforcement learning dediğimiz ve farklı aşamalardan geçen modeller. Yani ilk ana eğitimden sonra ikincil, üçüncül eğitimlerden geçirilip bizim kullanımımıza sunuluyor. Kumru’da ise test etmemiz için açılan model sadece ana eğitimi tamamlanmış, o ikinci ve üçüncü aşamalardan henüz geçmemiş bir modeldi.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi.”</span></p></blockquote>
<p>Bunun kimseye açık olmaması gerekiyordu. En fazla belli sektörlerden ya da akademik alandan, test amaçlı sınırlı sayıda insana özel olarak açılıp, ardından bu reinforcement learning aşamalarına girmesi gerekiyordu. Bu hata yapıldığı için de doğal olarak internette büyük bir espri malzemesine dönüştü. Diğer yandan tamamen Türkçe kaynaklarla eğitilmiş bir model görmeyi gerçekten çok istiyorum. Çünkü bu modeller genellikle internetteki her şeyle eğitildikleri için çok daha genel bir bilgi perspektifi ne sahipler.</p>
<p>Tamamen Türkçe ile eğitilmiş bir modelin dil kullanımı çok daha farklı olabilir. Üreteceği sonuçlar, yaklaşımı da çok farklı olabilir. Modelin eğitildiği dile bağlı olarak karakterinin ve kapasitesinin nasıl değişeceğini görmek benim en çok merak ettiğim şeylerden biri. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı ülkelerde bu tür denemeler yapılıyor ama hepsi hala çok erken aşamalarda. Keşke bu kadar aceleye getirilmeseydi de espri malzemesine dönüşmeseydi. Biraz daha beklenip o ikincil ve üçüncül aşamalardan geçmesi sağlansaydı.</p>
<p>Çünkü internet maalesef böyle konularda fi l hafızasına sahip. Daha gelişmiş bir versiyonu geldiğinde bile birçok insan sırf bu yüzden ciddiye almayabilir. Bu da onlar için ciddi bir sıkıntı olur. Bunu ChatGPT’de de gördük. Hata yapma oranı azaltılıp, insanlara yaklaşımına daha fazla moderasyon eklendiği zaman Reddit’te “ChatGPT artık çok soğuk konuşuyor, çok ciddi oldu, bu ne böyle” diye isyanlar çıktı. Hatta “arkadaşımı kaybettim” diye ağlayan postlar bile vardı. Biz insanlık olarak bir yandan kendimizi her şeyin yukarısındaymış zannediyoruz ama bizim gibi konuşan bir yazılımla karşılaştığımızda da aşırı derecede bağlanıyoruz. Kumru düzelip daha düzgün konuşmaya başladığında, “Niye böyle ciddi konuşuyor?” diye Ekşi Sözlük’te şikayetler görürüz. Bundan eminim.</p>
<p><strong>A.Ş:</strong> Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir söyleşiydi.</p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben de çok teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Ekranlarda Bildik Hikâyeler İçerik Tüketiminde Geçmişin Geleceği</title>
		<link>https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 18:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı televizyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk-ı Memnu]]></category>
		<category><![CDATA[binge watching]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ekranlar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[eski diziler]]></category>
		<category><![CDATA[Ezel]]></category>
		<category><![CDATA[içerik ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[izleme alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[izleme pratiği]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[kült diziler]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[medya tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[nostaljik içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[online video]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik motivasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[video platformları]]></category>
		<category><![CDATA[Yaprak Dökümü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[yeni nesil izleme kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube dizileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4725</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Deniz Engin Dijitalleşme süreci kullanıcıların yalnızca yeni içerikler üretmesiyle sınırlı kalmıyor, geçmişin medya ürünlerini de dijital evrene taşıyarak yeniden canlandırıyor. Geleneksel medyanın dönüşüm baskısı hissettiği içinde bulunduğumuz bu dönemde akıllı televizyonlar ve sürekli gelişen cihazlar tüm kullanıcılara zaman ve mekândan bağımsız bir seçim özgürlüğü sunuyor. Bu ekosistemde YouTube, özellikle genç kuşakların odağında yükselirken eski televizyon  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/">Yeni Ekranlarda Bildik Hikâyeler İçerik Tüketiminde Geçmişin Geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Deniz Engin</em></strong></p>
<p>Dijitalleşme süreci kullanıcıların yalnızca yeni içerikler üretmesiyle sınırlı kalmıyor, geçmişin medya ürünlerini de dijital evrene taşıyarak yeniden canlandırıyor. Geleneksel medyanın dönüşüm baskısı hissettiği içinde bulunduğumuz bu dönemde akıllı televizyonlar ve sürekli gelişen cihazlar tüm kullanıcılara zaman ve mekândan bağımsız bir seçim özgürlüğü sunuyor. Bu ekosistemde YouTube, özellikle genç kuşakların odağında yükselirken eski televizyon dizileri için de bir “yeniden buluşma” noktasına dönüşüyor. Arşivlik diziler, yüksek çözünürlüklü bölümler ve trend odaklı kolajlar ile birleşen ilgi çekici görsel sunumlarla dijital platformda kendilerine yer bularak popülerliğini korumaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4727" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-869x1024.png" alt="" width="376" height="443" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-200x236.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-254x300.png 254w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-400x472.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-600x707.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-768x905.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-800x943.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3-869x1024.png 869w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-3.png 1118w" sizes="(max-width: 376px) 100vw, 376px" /></a></p>
<p>Eski dizilere yönelik bu ilginin kökeninde yalnızca dijital araçların sunduğu erişim kolaylığı değil derin psikolojik motivasyonlar da yatıyor. Özellikle belirsizlik dönemlerinde artan stres ve kaygı, bireyde güçlü bir “kontrol kurma” ihtiyacı doğurabiliyor. Sonu bilindik, karakterleri tanıdık hikâyelere sığınmak kişiyi yeni bir içeriğin getireceği bilişsel yükten kurtararak zihinsel bir konfor alanı yaratabiliyor. Bu yönelimi bir kaçıştan ziyade tanıdık bir evrende güven tazeleme hazzı olarak da okumak mümkün. Öte yandan nostalji izleyiciyi yalnızca eski bir anlatıya değil, onu ilk izlediği dönemdeki kendi yaşamına ve duygularına da bağlıyor. Bu özlem duygusuna, güncel yapımlara yönelik niteliksel bir eleştiri de eşlik edebilir. Günümüz dizi sektörünün küresel pazar kaygısıyla tekdüze senaryolara hapsolması, eski yapımların samimiyetini ve özgün anlatı işleyişini daha değerli kılarak izleyiciyi geçmişin derinliğine yönlendiriyor.</p>
<p>YouTube’un geleneksel televizyon yayıncılığı üzerindeki hâkimiyeti, güncel verilerle de desteklenebilecektir. Vestel IoT ekibinin araştırmasına göre, Temmuz-Ağustos döneminde YouTube’un toplam izlenme payı %43’e yükselerek %36’da kalan uydu yayınlarını geride bırakmıştır. Bu dijital dönüşümün en somut yansımaları, yayınlandıkları dönemde reyting rekorları kıran kült dizilerin dijital performansında da görülebilir. Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu ve Ezel dizilerinin YouTube üzerindeki etkileşim verileri, geleneksel ekran başarısının dijital dünyada katlanarak devam ettiğini bizlere gösteriyor. 2025 yılı verilerine göre, ele aldığımız üç dizi arasında televizyonda en düşük reyting ortalamalarını zaman zaman gören Ezel, YouTube&#8217;da 1,93 milyon abone ve 2 milyarı aşkın toplam görüntülenme ile dijitalde en yüksek etkileşim gücüne ulaşan yapım olmaktadır. Benzer şekilde, televizyon tarihinin en yüksek reytingli yapımlarından Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu, milyarları bulan toplam görüntülenme sayılarıyla dijital platformdaki varlıklarını sürdürmektedir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4729 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-1024x898.png" alt="" width="1024" height="898" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-200x175.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-300x263.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-400x351.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-600x526.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-768x674.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-800x702.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-1024x898.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752-1200x1053.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-2-e1779993146752.png 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>İlk veriler incelendiğinde; Yaprak Dökümü dizisinin hem televizyon reytinglerinde hem de YouTube görüntüleme endeksinde zirvede yer aldığı görülmektedir. Bu durum, yapımın geçmişteki kitlesel başarısını dijital evrende de tam anlamıyla koruduğuna işaret ediyor. Aşk-ı Memnu cephesinde ise yüksek reyting endeksine rağmen YouTube verilerinin daha düşük seyretmesi, dijital izleyicinin ilgisinin dizinin tamamından ziyade belirli kesitlere ve ikonik sahnelere yoğunlaştığını gösteriyor. Ezel dizisi ise televizyondaki reyting oranlarının aksine dijitalde çok daha güçlü bir grafik sergiliyor. Bu veri bizlere dizinin dijital mecralarda keşfedildiğini ya da genç kuşağın radarına girerek yeni bir izleyici kitlesi kazandığını gösteriyor. Dizilerin ilk 10 bölümlük performansları, izleme alışkanlıklarına dair önemli ipuçları sunuyor. Yaprak Dökümü, diğer iki diziye oranla daha düşük ancak oldukça istikrarlı bir izlenme çizgisi takip ediyor. Bu durum dijital izleyicinin diziyle güçlü bir duygusal bağ kurduğunu ve bölümleri atlamadan, sadık bir şekilde tükettiğini destekliyor. Aşk-ı Memnu ise daha dalgalı bir grafik sergileyerek dijital platformların sunduğu “içerik seçme ve belirleme” özgürlüğünün bir yansıması olarak, parçalı bir izlenme pratiği ortaya koyuyor. Ezel dizisinde görülen ilk bölümdeki yüksek ilgi ve sonrasındaki keskin düşüş ise tıpkı Aşk-ı Memnu’da olduğu gibi, izleyicinin devam etme motivasyonunda seçici davrandığını ve belirli unsurlara odaklandığını gösteriyor.<a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1.png"><img decoding="async" class="wp-image-4728 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-1024x968.png" alt="" width="413" height="390" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-200x189.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-300x284.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-400x378.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-600x567.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-768x726.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-800x756.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559-1024x968.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yeni-Ekranlar-Medya-Tuketiminde-Gecmisin-Gelecegi-deniz-1-e1779993219559.png 1167w" sizes="(max-width: 413px) 100vw, 413px" /></a></p>
<p>Son bölümlere odaklanıldığında, Yaprak Dökümü dizisinin başlangıçtaki dengeli çizgisini final sürecinde de koruduğu gözlemlenebilir. Aşk-ı Memnu’da özellikle finale yaklaşan bölümlerde izlenme oranlarının zirve yapması, izleyicinin olay örgüsüyle derin bir bağ kurduğunu göstermektedir. Benzer şekilde Ezel dizisinde de final bölümüne doğru bir artış söz konusudur. Her iki dizideki bu yönelim; bilindik sonları tekrar deneyimleme ve aynı duygusal tatmini yeniden yaşama motivasyonunun karşılığı olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen tüm veriler, eski dizilerin dijital platformlar için stratejik değeri yadsınamaz birer içerik kaynağı olduğunu kanıtlamaktadır. Bu yapımlar, YouTube ekosisteminde geçmişe ait birer geleneksel medya kalıntısı olmaktan çıkarak, yeni medyanın dinamik bir parçası hâline gelmekte ve kullanıcıyla kurdukları bu yeni temastan güçlü bir karşılık almaktadır. Hem psikolojik motivasyonlar ve güven ihtiyacı hem de nostalji duygusunun kolektif etkisiyle eski dizilere olan yönelim azalmak bir yana, her geçen gün artmaktadır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/">Yeni Ekranlarda Bildik Hikâyeler İçerik Tüketiminde Geçmişin Geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/yeni-ekranlarda-bildik-hikayeler-icerik-tuketiminde-gecmisin-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LinkedIn: İçerik Tüketim Alışkanlıkları</title>
		<link>https://contextdergi.com/linkedin-icerik-tuketim-aliskanliklari/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/linkedin-icerik-tuketim-aliskanliklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 19:02:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet aklan]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet muhammet aklan]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz yakalı kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital işe alım]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[içerik pazarlaması]]></category>
		<category><![CDATA[içerik stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[iş arama süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[iş başvurusu]]></category>
		<category><![CDATA[iş dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[iş ilanları]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer odaklı içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer platformları]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel marka]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[LinkedIn]]></category>
		<category><![CDATA[LinkedIn içerik tüketim alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[networking]]></category>
		<category><![CDATA[online öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[OpenToWork]]></category>
		<category><![CDATA[pew research center]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel ağ]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel içerik]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel marka yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[sektör haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Storytelling]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[video içerik]]></category>
		<category><![CDATA[video pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4734</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ahmet Muhammet Aklan Profesyonel ağ kurma ve dijital işe alım süreçlerinin merkezinde yer alan LinkedIn, bugün sadece bir özgeçmiş bankası olmanın ötesinde profesyonel etkileşim sahasına dönüştü. Platformun sağladığı güncel verilere baktığımızda LinkedIn, 2024 yılında 1 milyar kayıtlı kullanıcı eşiğini geçerek 2025 itibarıyla 1.2 milyar kullanıcıya ulaştı. Bu topluluk dünya genelindeki 18 yaş üstü nüfusun yaklaşık  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/linkedin-icerik-tuketim-aliskanliklari/">LinkedIn: İçerik Tüketim Alışkanlıkları</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ahmet Muhammet Aklan</em></strong></p>
<p>Profesyonel ağ kurma ve dijital işe alım süreçlerinin merkezinde yer alan LinkedIn, bugün sadece bir özgeçmiş bankası olmanın ötesinde profesyonel etkileşim sahasına dönüştü. Platformun sağladığı güncel verilere baktığımızda LinkedIn, 2024 yılında 1 milyar kayıtlı kullanıcı eşiğini geçerek 2025 itibarıyla 1.2 milyar kullanıcıya ulaştı. Bu topluluk dünya genelindeki 18 yaş üstü nüfusun yaklaşık %20,7’sinin platformda temsil edildiğini gösteriyor. <a href="https://contextdergi.com/reklam-butcelerinde-dijital-kirilma-ve-izleyici-takibi/">Reklam</a> erişimi açısından bakıldığında ise Kepios analizleri, platformun tüm kullanıcılarının %21,6’sına doğrudan ulaşabildiğini ortaya koyuyor. Aylık 480 milyon aktif kullanıcıya sahip olan ağda, kullanıcıların yaklaşık %40’ı platformu her gün ziyaret ediyor. Ancak ortalama bir kullanıcının platformda geçirdiği günlük sürenin kısıtlı kalması, LinkedIn’in “hızlı tüketilen” bir mecradan ziyade spesifik amaçlara hizmet eden stratejik bir durak olma özelliğini koruduğunu gösteriyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/linkedin-kullanicilarinin-yas-dagilimi.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4736" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/linkedin-kullanicilarinin-yas-dagilimi.png" alt="" width="321" height="457" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/linkedin-kullanicilarinin-yas-dagilimi-200x285.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/linkedin-kullanicilarinin-yas-dagilimi-211x300.png 211w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/linkedin-kullanicilarinin-yas-dagilimi-400x569.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/linkedin-kullanicilarinin-yas-dagilimi-600x854.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/linkedin-kullanicilarinin-yas-dagilimi.png 680w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" /></a></p>
<p>Platformlar arasında LinkedIn, iş odaklı içerik tüketiminde birincil haber ve fikir kaynağı olma özelliğini koruyor. Üyelerin büyük bir bölümü platformu sektör haberlerini takip etmek (%78) ve yeni fikirler keşfetmek (%73) amacıyla kullanıyor. İçerik etkileşimleri ise sadece bilgi edinmekle kalmayıp müşteri ilişkileri geliştirme (%62), itibar inşası (%55) ve mevcut iş becerilerini artırma (%45) gibi somut kariyer hedefleri etrafında şekilleniyor. Platformda düzenli olarak öğrenme içeriğiyle etkileşim kurulması, LinkedIn’in küresel bir sürekli eğitim merkezine dönüştüğünü de gösteriyor. Kullanıcı deneyimi tarafında ise “Profilinizi Kimler Görüntüledi” (%70,6) ve “Tanıdığınız Kişiler” (%65,2) araçları kullanıcılar arasında en yüksek fayda puanına sahip özellikler olarak öne çıkıyor. Küresel işe alım piyasasının nabzı da bu platformda atıyor. LinkedIn’de yer alan mevcut 15,7 milyon açık iş ilanının yaklaşık 6,8 milyonu ABD merkezli ve 860 bini uzaktan çalışma imkânı sunuyor. İş arayan kullanıcıların platformda geçirdiği süre ayda 30 dakikaya yaklaşıyor ve haftalık 50 milyon üye aktif olarak yeni pozisyonları takip ediyor. Her saniye 95 başvurunun yapıldığı ve her dakika 6 kişinin işe alındığı bu devasa akışta, “<a href="https://www.linkedin.com/help/learning/answer/a507508?lang=tr-TR">#OpenToWork</a>” çerçevesini kullanan 3 milyon üye iş arama sürecini dijital kimliğinin bir parçası haline getiriyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/likedin-icerik-tuketim-oranlari-global-.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4735" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/likedin-icerik-tuketim-oranlari-global-.png" alt="" width="324" height="439" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/likedin-icerik-tuketim-oranlari-global--200x271.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/likedin-icerik-tuketim-oranlari-global--221x300.png 221w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/likedin-icerik-tuketim-oranlari-global--400x542.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/likedin-icerik-tuketim-oranlari-global--600x814.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/likedin-icerik-tuketim-oranlari-global-.png 680w" sizes="(max-width: 324px) 100vw, 324px" /></a></p>
<p>Diğer taraftan tüketim eğilimlerinde ise LinkedIn ekosistemi içerisinde video, baskın bir içerik formatı olarak öne çıkıyor. Öyle ki aynı içerik hem görsel hem yazılı olarak sunulduğunda yöneticilerin %59’u videoyu tercih ediyor. İçerik performansını optimize eden teknik detaylar incelendiğinde ise bir formül ortaya çıkıyor: 40-49 karakterlik başlıklar, alt başlıklı yapılar ve yaklaşık 2.000 kelimeye yayılan görsel destekli uzun formatlı içerikler en yüksek erişim puanına ulaşıyor. Özellikle “nasıl yapılır” rehberleri ve makaleler, platformun bilgi paylaşım odaklı karakterini pekiştiriyor. Pandemi sürecinde de platform, iş süreçlerinde yapısal bir kırılma yaratarak içerik üretimini %60 oranında artırdı. Bu dönemde bağlantılar arası etkileşimin %55 yükselmesi ağın kriz anlarında kurumsal bir dayanışma mecrasına dönüştüğünü gösterdi. Platformdan elde edilen veriler coğrafi trafik dağılımında Amerika Birleşik Devletleri %32,48 ile liderliğini gösteriyor. Hindistan ise %9,2’lik payıyla küresel ağın ikinci büyük ağırlık merkezini oluşturuyor. Demografik analizler, LinkedIn’in akademik sermayeyle doğrudan korelasyonunu gösteriyor. <a href="https://www.pewresearch.org/">Pew Araştırma Merkezi</a> verilerine göre, lisans derecesine sahip profesyonellerin %54’ü aktif kullanıcıyken üniversite eğitimi olmayan kesimde bu oran %12’ye kadar geriliyor. Böylece LinkedIn&#8217;in platformlar arasında “beyaz yakalı” hegemonyasını tescil ediyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkelere-gore-linkedin-kullanim-dagilimi-e1779994141188.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4737 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkelere-gore-linkedin-kullanim-dagilimi-e1779994141188.png" alt="" width="679" height="732" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkelere-gore-linkedin-kullanim-dagilimi-e1779994141188-200x216.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkelere-gore-linkedin-kullanim-dagilimi-e1779994141188-278x300.png 278w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkelere-gore-linkedin-kullanim-dagilimi-e1779994141188-400x431.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkelere-gore-linkedin-kullanim-dagilimi-e1779994141188-600x647.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ulkelere-gore-linkedin-kullanim-dagilimi-e1779994141188.png 679w" sizes="(max-width: 679px) 100vw, 679px" /></a></p>
<p>Türkiye’deki LinkedIn ekosistemi temel dinamikleri itibarıyla küresel eğilimleri takip etse de&#8221;bireysel fayda&#8221; ve &#8220;deneyim paylaşımı&#8221; itici güç olarak öne çıkıyor. Ülke genelindeki kullanıcılar, platformu sadece profesyonel bir ağ olarak değil, doğrudan iş arama süreçlerini yönettikleri bir kariyer borsası olarak konumlandırıyor. Bu durum platformda geçirilen sürenin dağılımında da net bir şekilde görülebilir. Kullanıcılar sektör haberlerini pasif bir şekilde takip etmek yerine iş başvurusu yapmak, aktif ağ kurmak ve kariyer odaklı stratejik hedefleri doğrultusunda aksiyon almak için çok daha uzun zaman dilimleri ayırıyor. İçerik tüketim tercihleri incelendiğinde, Türkiye&#8217;deki kullanıcıların ise kişisel deneyimlere dayalı hikâye anlatıcılığına (storytelling) ve samimi paylaşımlara çok daha yüksek etkileşimle karşılık verdiği görülüyor. Video formatlı öğretici içerikler ve hızlı uygulanabilir pratik bilgiler içeren &#8220;nasıl yapılır&#8221; rehberleri, platformun en çok ilgi gören alanlarını oluşturuyor. Uzun, akademik ve teorik ağırlıklı metinlerin tüketim oranı görece düşük seyrediyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/linkedin-icerik-tuketim-aliskanliklari/">LinkedIn: İçerik Tüketim Alışkanlıkları</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/linkedin-icerik-tuketim-aliskanliklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TikTok Nasıl Küresel Bir Alışveriş Merkezine Dönüştü?</title>
		<link>https://contextdergi.com/tiktok-nasil-kuresel-bir-alisveris-merkezine-donustu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/tiktok-nasil-kuresel-bir-alisveris-merkezine-donustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 18:20:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[algoritmik maruz kalma]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[beauty trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[dijital reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[dijital tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal satın alma]]></category>
		<category><![CDATA[e-ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[giyim alışverişi]]></category>
		<category><![CDATA[hibrit e-ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[içerik pazarlaması]]></category>
		<category><![CDATA[influencer etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[influencer marketing]]></category>
		<category><![CDATA[internet kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa video içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kozmetik ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[marka stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[moda trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[online alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya pazarlaması]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok alışveriş trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok Shop]]></category>
		<category><![CDATA[trend ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[video pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[viral ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[Z kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4710</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Alanur Akın TikTok başlangıçta kısa ve eğlenceli videolarla tanınan bir platformken bugün e-ticaretin giderek daha etkili bir aktörü hâline geldi. Özellikle Z kuşağı arasında, platformun içerik tüketimi ile alışveriş pratikleri arasındaki sınırların bulanıklaşmasında belirleyici bir rol oynadığını söylemek gerekir. TikTok’un algoritma temelli yapısı, kullanıcılara kişiselleştirilmiş bir akış sunarken bu deneyim kullanıcılar tarafından çoğu zaman gündelik  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-nasil-kuresel-bir-alisveris-merkezine-donustu/">TikTok Nasıl Küresel Bir Alışveriş Merkezine Dönüştü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Alanur Akın</em></strong></p>
<p>TikTok başlangıçta kısa ve eğlenceli videolarla tanınan bir platformken bugün e-ticaretin giderek daha etkili bir aktörü hâline geldi. Özellikle Z kuşağı arasında, platformun içerik tüketimi ile alışveriş pratikleri arasındaki sınırların bulanıklaşmasında belirleyici bir rol oynadığını söylemek gerekir. TikTok’un algoritma temelli yapısı, kullanıcılara kişiselleştirilmiş bir akış sunarken bu deneyim kullanıcılar tarafından çoğu zaman gündelik ve doğal bir etkileşim gibi algılanabiliyor. Oysa karşılaşılan içerikler tesadüfi değil, kullanıcı davranışları temelinde şekillenen algoritmik bir sürecin ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, reklam içeriklerini eğlenceyle iç içe geçirerek alışverişi bilinçli bir karar olmaktan çıkarıp daha dürtüsel bir pratiğe dönüştürüyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-satin-alma-davranisi-.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4711 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-satin-alma-davranisi-.png" alt="" width="680" height="454" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-satin-alma-davranisi--200x134.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-satin-alma-davranisi--300x200.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-satin-alma-davranisi--400x267.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-satin-alma-davranisi--600x401.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-satin-alma-davranisi-.png 680w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Grabon verileri platformun kullanıcı kitlesinin ağırlıklı olarak 18–34 yaş aralığında yoğunlaştığını gösteriyor. Bu yaş grubunda, eğilimleri takip ederek bu eğilimler odaklı içeriklere maruz kalmanın satın alma kararlarını hızlandırdığı görülüyor. Kısa videolarda öne çıkan popüler ürünler, özellikle deneme isteğini artırarak alışveriş davranışlarını doğrudan etkiliyor. Bu dinamik, TikTok’u markalar açısından da güçlü bir vitrine dönüştürüyor ve ürünlerin görünürlüğünü ve satış potansiyelini de yükseltiyor. Marketing Türkiye verilerine göre TikTok kullanıcılarının yüzde 90’ının alışveriş yaptığını, platformu kullanmayanlarda ise bu oranın yüzde 81’de kaldığını gösteriyor. Benzer biçimde, alışveriş sırasında birden fazla ürün satın alma eğilimi TikTok kullanıcılarında yüzde 37’ye ulaşırken bu oran TikTok dışı kullanıcılar arasında yüzde 26 seviyesinde kalıyor. Platform bu yönüyle yalnızca kısa video tüketilen bir mecra olmaktan çıkıp, kullanıcıların çevrimiçi alışveriş pratiklerini yeniden şekillendiren etkili bir e-ticaret alanı hâline geliyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/en-cok-satin-alinan-urunler-.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4712" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/en-cok-satin-alinan-urunler-.png" alt="" width="392" height="429" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/en-cok-satin-alinan-urunler--200x219.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/en-cok-satin-alinan-urunler--274x300.png 274w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/en-cok-satin-alinan-urunler--400x438.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/en-cok-satin-alinan-urunler--600x656.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/en-cok-satin-alinan-urunler-.png 680w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></a></p>
<p>Oberlo verilerine göre TikTok üzerinden en çok satın alınan ürünlerin başında yüzde 44 ile güzellik ve kozmetik yer alıyor. Onu yüzde 43,1 ile giyim takip ediyor. Bu dağılım, özellikle kadın kullanıcılar arasında eğilim odaklı tüketimin yoğunluğunu ortaya koyuyor. Sürekli yenilenen güzellik ürünleri ve hızla değişen moda akımları, kısa videolar aracılığıyla görsel olarak cazip hâle getirilerek satın alma kararlarını hızlandırıyor. Satın alma sürecinde platformlar arasında işlevsel bir rol paylaşımı da dikkat çekiyor. Adobe Express verileri, kullanıcıları alışverişe yönlendiren en güçlü unsurun yüzde 74 ile markaların kendi web siteleri olduğunu gösteriyor. TikTok içerikleri ilgiyi tetiklerken markaların resmi siteleri ürün bilgisi ve kullanıcı yorumlarıyla güven inşa ediyor. Bunun yanında, influencer etkisi yüzde 52 ile önemli bir destekleyici faktör olarak öne çıkıyor. Kullanıcılar giderek ürünün vaatlerinden çok başkalarının deneyimlerine odaklanıyor. Bu da geleneksel reklam formatlarının etkisini görece zayıflatıyor. Elde edilen veriler ışığında, TikTok’un artık yalnızca kısa videoların tüketildiği bir eğlence mecrası değil, çevrimiçi alışveriş pratiklerini kökten dönüştüren hibrit bir e-ticaret ekosistemi olduğu görülüyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/satin-alma-kararini-etkileyen-unsurlar.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4713" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/satin-alma-kararini-etkileyen-unsurlar.png" alt="" width="382" height="569" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/satin-alma-kararini-etkileyen-unsurlar-200x298.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/satin-alma-kararini-etkileyen-unsurlar-202x300.png 202w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/satin-alma-kararini-etkileyen-unsurlar-400x595.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/satin-alma-kararini-etkileyen-unsurlar-600x893.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/satin-alma-kararini-etkileyen-unsurlar.png 680w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" /></a></p>
<p>Özellikle 18-34 yaş aralığındaki kullanıcıların yoğunlaştığı bu platformda, algoritma temelli akışlar kullanıcıyı pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp &#8220;algoritmik bir maruz kalma&#8221; sürecine dâhil ediyor. Kullanıcıların kendi tercihleriymiş gibi algıladığı bu içerikler, aslında bireyleri &#8220;statü sahibi olma&#8221; ve &#8220;aidiyet&#8221; duyguları üzerinden satın almaya yönlendiren karmaşık bir yapının ürünü olarak görünüyor. Çağdaş pazarlamada &#8220;duygusal satın alma&#8221; (emotional buying) olarak tanımlanan bu durum tüketicinin markayla kurduğu özdeşim üzerinden ilerleyerek alışverişi rasyonel bir karar olmaktan çıkarıp dürtüsel bir eyleme dönüştürüyor.</p>
<p>Güzellik, kozmetik ve giyim kategorilerinde yoğunlaşan göstergeler, Z kuşağının trendleri deneme yatkınlığı ve influencer etkileşimiyle açıklanabilir. Onların sunduğu &#8220;deneyim odaklı&#8221; içerikler, kutu açılımları ve &#8220;önce-sonra&#8221; paylaşımları, tüketicide sadece bir ürüne sahip olma değil, o ürünün temsil ettiği yaşam tarzına ve statüye erişme arzusunu tetikleyebiliyor. Markaların web sitelerindeki resmi dili terk ederek TikTok’ta kurguladıkları &#8220;bizden biri&#8221; algısı, reklamı bir reklamdan ziyade gündelik hayatın doğal bir parçası haline getiriyor. En nihayetinde TikTok, kullanıcıyı satın alma sonrasında kararını sorgulatan ama satın alma anında kaçınılmaz bir çekim yaratan, çağımızın en etkili pazarlama mecralarından biri haline geliyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-nasil-kuresel-bir-alisveris-merkezine-donustu/">TikTok Nasıl Küresel Bir Alışveriş Merkezine Dönüştü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/tiktok-nasil-kuresel-bir-alisveris-merkezine-donustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Podcastler ve Multitasking Kültürü</title>
		<link>https://contextdergi.com/podcastler-ve-multitasking-kulturu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/podcastler-ve-multitasking-kulturu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 17:08:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Apple Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[BBC podcast]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel yük]]></category>
		<category><![CDATA[çoklu görev]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat dağınıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[genç kuşak]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[içerik platformları]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[medya alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[medya tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[mobil medya]]></category>
		<category><![CDATA[modern yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[multitasking]]></category>
		<category><![CDATA[NPR]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[online içerik]]></category>
		<category><![CDATA[podcast]]></category>
		<category><![CDATA[podcast dinleme alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[podcast istatistikleri]]></category>
		<category><![CDATA[podcast kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[podcast trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[podcast yayıncılığı]]></category>
		<category><![CDATA[sesli içerik]]></category>
		<category><![CDATA[sesli yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Spotify podcast]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ve medya]]></category>
		<category><![CDATA[verimlilik kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4682</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Eslem Sıla Uysal Teknolojinin hız kesmeden gelişmesi, medya tüketim alışkanlıklarımızda dönüşüm yaratıyor. 2000’li yılların başında Apple’ın iPod ve iTunes hamlesiyle hayatımıza giren podcast formatı, ismini de bu mirastan (iPod ve Broadcast) alıyor. Başlangıçta geleneksel radyoculuğa bir alternatif olarak doğan bu mecra, bir yıl gibi kısa bir sürede BBC ve NPR gibi dev yayıncıların stratejik içerik  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/podcastler-ve-multitasking-kulturu/">Podcastler ve Multitasking Kültürü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Eslem Sıla Uysal</em></strong></p>
<p>Teknolojinin hız kesmeden gelişmesi, medya tüketim alışkanlıklarımızda dönüşüm yaratıyor. 2000’li yılların başında Apple’ın iPod ve iTunes hamlesiyle hayatımıza giren podcast formatı, ismini de bu mirastan (iPod ve Broadcast) alıyor. Başlangıçta geleneksel radyoculuğa bir alternatif olarak doğan bu mecra, bir yıl gibi kısa bir sürede BBC ve NPR gibi dev yayıncıların stratejik içerik alanı haline geldi. Zaman ve mekân sınırlarını ortadan kaldıran yapısı podcastleri modern bireyin gündelik koşturmacasında en sadık yol arkadaşına dönüştürdü.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4686" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-1024x666.png" alt="" width="390" height="254" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-200x130.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-300x195.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-400x260.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-600x390.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-768x499.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-800x520.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-1024x666.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272-1200x780.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dunya-genelinde-podcast-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-e1779987868272.png 1240w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" /></a></p>
<p>Dijitalleşen dünyada podcastler küresel ölçekte devasa bir büyüme sergiliyor. Teleprompter ve Edison Research verilerine göre 2025 yılında dünya genelinde podcast dinleyici sayısının 584 milyona ulaşması, bu ilginin 2024’e oranla %6,8 arttığını gösteriyor. 2027 projeksiyonu ise 650 milyon barajının aşılacağı yönünde. Ancak üretim tarafında ilginç bir tezatlık söz konusu: Kayıtlı 4,5 milyondan fazla podcast programı bulunsa da, bunların yalnızca %10-11’i (yaklaşık 500 bin) aktif olarak yayın hayatına devam ediyor. Geriye kalan milyonlarca içerik, dijital dünyanın pasif kütüphanesine dönüşmüş durumda. Edison Research ve Statista verileri ise bu devasa kitlenin tercihlerini net bir şekilde ortaya koyuyor. İçerik tercihlerinde %30 ile komedi ilk sırada yer alırken onu toplum ve kültür (%18), yaşam ve sağlık (%15) takip ediyor.</p>
<p>Eğitici içeriklerin %7 gibi düşük bir seviyede kalması, bireylerin podcastleri akademik bir bilgi edinme amacından ziyade gündelik rutinlerini daha katlanılır kılacak bir eşlikçi olarak gördüğünü kanıtlıyor. Dinleme mekânlarına baktığımızda ise bu tezi doğrulayan rakamlar karşımıza çıkıyor. Dinleyicilerin %49’u ev işi yaparken (kadınlarda %55, erkeklerde %43), %42’si yolda ve %29’u egzersiz yaparken bu içerikleri tüketiyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4687" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-1024x951.png" alt="" width="390" height="362" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-200x186.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-300x279.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-400x372.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-600x557.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-768x713.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-800x743.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-1024x951.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal-1200x1115.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-dinleyicilerinin-es-zamanli-faaliyetleri-eslem-sila-uysal.png 1240w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" /></a></p>
<p>Podcast popülaritesinin ardındaki asıl itici güç, dijital dünyanın hayatımıza dayattığı &#8220;multitasking&#8221; (çoklu görev) alışkanlığıdır. Günümüz bireyi için zaman boşa harcanmaması gereken en kıymetli sermayedir. Görsel dikkat gerektirmeyen bu format, işe giderken, spor yaparken veya ev işiyle uğraşırken fiziksel rutinleri zihinsel bir aktiviteyle doldurarak bir verimlilik alanı açıyor. Ancak bu durumun bir de bilişsel maliyeti var. Literatürde multitasking, beynin karmaşık işler arasında yaptığı &#8220;dağınık bir geçiş&#8221; olarak tanımlanıyor. Her ne kadar aynı anda birden fazla işi yaptığımızı düşünsek de bu durum dikkat dağınıklığına ve verimlilik düşüşüne neden olabiliyor. Buna rağmen, özellikle genç kuşakta bir davranış biçimi haline gelen bu &#8220;bilişsel eğilim&#8221;, podcastlerin neden dijital dünyanın yükselen yıldızı olduğunu açıklamaya yetiyor. Sonuç olarak podcastler görsel yorgunluktan kaçan ve verimliliği merkeze alan yeni nesil medya kültürünün en güçlü temsilcisi konumunda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/podcastler-ve-multitasking-kulturu/">Podcastler ve Multitasking Kültürü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/podcastler-ve-multitasking-kulturu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulaklıktan Topluluğa: Podcast Türleri Üzerinden Aidiyet</title>
		<link>https://contextdergi.com/kulakliktan-topluluga-podcast-turleri-uzerinden-aidiyet/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/kulakliktan-topluluga-podcast-turleri-uzerinden-aidiyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 18:06:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Apple Podcasts]]></category>
		<category><![CDATA[dijital aidiyet]]></category>
		<category><![CDATA[dijital iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kabileler]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital topluluklar]]></category>
		<category><![CDATA[Gen Z]]></category>
		<category><![CDATA[içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[medya tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[para-sosyal ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[podcast]]></category>
		<category><![CDATA[podcast dinleyicileri]]></category>
		<category><![CDATA[podcast ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[podcast kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Spotify]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube podcast]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4549</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Tuğba Kıvırcık Dijital medya tüketimi, günümüzde bireysel bir tercih olmanın ötesine geçerek ortak ilgi alanları ve kolektif deneyimler üzerinden yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün en rafine örneklerinden biri olan podcastler, ilk bakışta izole bir dinleme alışkanlığı gibi görünse de derinlemesine incelendiğinde insanların benzer tutkular etrafında kümelendiği güçlü dijital topluluklar inşa ediyor. Bireylerin kendilerini iyi hissettikleri ve  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/kulakliktan-topluluga-podcast-turleri-uzerinden-aidiyet/">Kulaklıktan Topluluğa: Podcast Türleri Üzerinden Aidiyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Tuğba Kıvırcık</strong></em></p>
<p>Dijital medya tüketimi, günümüzde bireysel bir tercih olmanın ötesine geçerek ortak ilgi alanları ve kolektif deneyimler üzerinden yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün en rafine örneklerinden biri olan podcastler, ilk bakışta izole bir dinleme alışkanlığı gibi görünse de derinlemesine incelendiğinde insanların benzer tutkular etrafında kümelendiği güçlü dijital topluluklar inşa ediyor. Bireylerin kendilerini iyi hissettikleri ve “ait” hissettikleri içeriklere yönelme eğilimi, aslında derin bir psikolojik ihtiyacın aidiyet ve yakınlık arayışının dijital bir yansıması. Dinleyiciler paylaşılan kulaklıkların ötesinde, kendi düşünce ve değerlerinin yankısını buldukları bu mecraları birer sığınak olarak görüyor. Benzer zihinlerle aynı dijital alanı paylaştıklarını fark ettikçe platformda kalma süreleri ve içerikle kurdukları etkileşim de organik bir şekilde artıyor. Bu durum podcastleri yalnızca bir içerik formatı değil, modern dünyanın yeni nesil &#8216;dijital kabileleri&#8217; haline getiriyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4551" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-1024x773.png" alt="" width="487" height="368" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-200x151.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-300x226.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-400x302.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-600x453.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-768x580.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-800x604.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-1024x773.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik-1200x906.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-tur-dagilimi-tugba-kivircik.png 1240w" sizes="(max-width: 487px) 100vw, 487px" /></a></p>
<p>Dinleyici tercihlerinin belirli temalar etrafında kümelenmesi, podcast ekosisteminin tesadüfi değil, stratejik bir ilgi ağı üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Veriler; sohbet, popüler kültür, kişisel gelişim ve psikoloji odaklı içeriklerin, diğer türlere kıyasla çok daha yüksek bir kullanıcı oranına sahip olduğunu gösteriyor. Bu türlerin baskınlığı, podcast&#8217;in teknik bir bilgi aktarım aracı olmaktan ziyade, dolaylı bir sosyal bağ kurma mekanizması olarak kullanıldığını teyit ediyor. Özellikle sohbet ve gündelik deneyim odaklı içeriklerin sayısal üstünlüğü, dinleyicinin yayıncıyla kurduğu para-sosyal ilişkiyi derinleştiriyor. Bu tablo podcastlerin bireysel bir <a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">medya</a> tüketim pratiği olmanın ötesine geçtiğini insanların benzer duyguları ve yaşam deneyimlerini paylaştıkları figürlerle eş zamanlı bir deneyim alanı yarattığını ortaya koyuyor. Sonuç olarak podcast, modern bireyin dijital dünyada aradığı samimiyet ve ortaklık ihtiyacının en güçlü yanıtı hâline gelmektedir.</p>
<p>Podcastlerin dinlendiği platformlar, topluluk oluşumunun dijital mimarisini belirleyen en kritik göstergelerden biridir. Platform bazlı veriler, podcast ekosisteminin uzun yıllar sınırlı bir uygulama havuzunda (Spotify ve Apple Podcasts) konsolide olduğunu gösterse de Gen Z (Z Kuşağı) ile birlikte bu tablonun radikal bir biçimde değiştiği gözlemlenmektedir. Transistor tarafından yayımlanan 2025 yılı verileri, bu demografik kırılmayı çarpıcı rakamlarla teyit ediyor: 15-29 yaş aralığındaki podcast dinleyicilerinin %46’sı YouTube’u birincil mecra olarak tanımlarken Spotify %35’te kalmış, Apple Podcasts ise %9 gibi marjinal bir orana gerilemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4550" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-1024x912.png" alt="" width="485" height="432" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-200x178.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-300x267.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-400x356.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-600x534.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-768x684.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-800x712.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-1024x912.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik-1200x1068.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/podcast-platform-gen-z-yuzdelik-dagilimi-tugba-kivircik.png 1240w" sizes="(max-width: 485px) 100vw, 485px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu veriler, podcast tüketiminin yeni nesil arasında klasik dinleme alışkanlıklarından koparak, sosyal medya ve video platformlarıyla iç içe geçtiği &#8216;hibrit&#8217; bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Gen Z için podcast artık sadece kulaklıkla takip edilen izole bir yayın değil izlenen, paylaşılan ve görsel etkileşimle topluluk hissinin pekiştirildiği çok katmanlı bir deneyimdir. Sanal topluluklar, ortak ilgi alanları etrafında kümelenen bireylerin yalnızca bir araya geldiği değil aynı zamanda kendi özgün dinamiklerini, iletişim dillerini ve ritüellerini geliştirdikleri yaşayan organizmalardır. Bu yapılar içinde dinleyici, modern çağın en büyük paradokslarından biri olan yalnızlık duygusundan arınarak, kendini ifade edebileceği ve yankı bulabileceği güvenli bir alan inşa eder. Dijital düzlemde filizlenen bu bağlar, fiziksel mesafelerden bağımsız bir derinlik kazanarak gerçek dostluklara evrilme potansiyeli taşır. Dijital platformlar, bu oluşumlara süreklilik kazandırarak topluluk bilincini pekiştiren teknik ve sosyal bir altyapı sunar. En çok tercih edilen podcast türleri ve bu içeriklerin yoğunlaştığı platformlar, bireyin yalnızca tüketim tercihlerini değil, aynı zamanda hangi dijital kabileye ait olduğunu da gösterir Podcastler basit bir içerik tüketim pratiğinin ötesinde, psikolojik ihtiyaçlar ve sosyal yönelimlerle bir aidiyet alanı vaat etmektedir. Türler üzerinden şekillenen bu kolektif yapı ve değişen platform tercihleri, dijital çağda “topluluk” kavramının nasıl kökten yeniden tanımlandığına dair en somut verileri sunmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında podcast; bireysel bir dinleme alışkanlığını, zamanla paylaşılan, yaşayan ve dönüşen bir dijital kültüre evrilerek modern medyanın merkezinde sarsılmaz bir yer edinmiştir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/kulakliktan-topluluga-podcast-turleri-uzerinden-aidiyet/">Kulaklıktan Topluluğa: Podcast Türleri Üzerinden Aidiyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/kulakliktan-topluluga-podcast-turleri-uzerinden-aidiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</title>
		<link>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 13:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Gazeteciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Medyada Gazetecilik Perspektifleri]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3524</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen Gazetecilik, değişen medya dinamikleriyle birlikte yeni anlatım biçimlerine evriliyor. Geleneksel haber anlayışının yanı sıra, çözüm odaklı ve yavaş gazetecilik gibi yaklaşımlar da giderek daha fazla önem kazanıyor. Neyran Elden, uluslararası medya kuruluşlarıyla yürüttüğü çalışmalarda hem belgesel hem de haber formatlarında üretken bir isim olarak öne çıkıyor. YouTube ve geleneksel medya arasındaki farklardan, çözüm  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/">Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3534 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1707" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1536x1024.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p>Gazetecilik, değişen medya dinamikleriyle birlikte yeni anlatım biçimlerine evriliyor. Geleneksel haber anlayışının yanı sıra, çözüm odaklı ve yavaş gazetecilik gibi yaklaşımlar da giderek daha fazla önem kazanıyor. Neyran Elden, uluslararası medya kuruluşlarıyla yürüttüğü çalışmalarda hem belgesel hem de haber formatlarında üretken bir isim olarak öne çıkıyor. YouTube ve geleneksel medya arasındaki farklardan, çözüm gazeteciliğinin önemine ve bağımsız gazeteciliğin zorluklarına kadar pek çok konuyu ele aldığımız bu söyleşide, gazeteciliğin geleceğine dair farklı bir perspektif sunuyor. Bu dönüşümü ve anlatının gücünü Elden’in deneyimleriyle keşfediyoruz.</p></blockquote>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Neyran Hanım, öncelikle davetimizi kabul edip geldiğiniz için teşekkür ederiz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b><i>Neyran Elden: </i></b>Ben de davetiniz için teşekkür ederim, hoş bulduk. Ben Neyran Elden. İzmirliyim. Galatasaray Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum. Daha sonra ise Fransa’da gazetecilik okudum. 2014 yılından bu yana Türkiye’de yerli ve yabancı uluslararası medya ile çalışıyorum. Bir süre kadrolu çalıştığım da oldu ama genellikle freelance çalışıyorum. Son dönemde ise daha çok belgesel alanında üretken olmaya çalışıyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Aslında birçok alanda ürün veriyorsunuz. Belgesel, video haberciliği, gazetecilik… Uluslararası platformlarda da işler yapıyorsunuz. Bu işlerinizde izleyiciye ve okura geçen çok akıcı bir anlatı diliniz var. Bu dili geliştirmek için nerelerden besleniyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çok teşekkürler. Aslında sorunuza birkaç şekilde cevap verebilirim. Uluslararası medyada yaptığım, prodüktörlüğünü ve yapımcılığını üstlendiğim belgeseller var. Buraların çalışma biçimi oldukça farklı oluyor. Televizyona bir belgesel yaptığımızda katı kurallarla, uzun metraj veya kısa metraj fark etmeksizin gazetecilik ilkeleriyle ilerleyerek, geleneksel yöntemlerle çalışıyoruz. YouTube’daki gibi çok fazla özgürlük alanımız olmuyor. Ama son dönemde hepimiz YouTube’a merak saldık. Birkaç sene uluslararası ajanslarda televizyon bölümünde çalıştıktan sonra BBC Türkçe’deki görevimde, YouTube’a haber üretiyordum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Belgeselcilikte ve habercilikte beni besleyen şey, bu mesleğe karşı olan tutkum. Küçük yaşlardan itibaren kendimi gazeteci olarak hayal etmiştim. Uluslararası ilişkiler okudum orası ayrı bir konu ama bu alana yönelik anlama ve anlatmaya yönelik tutkum beni besliyor.</p>
<p>O yüzden çok fazla değişik konuda habercilik yapıyorum. Maalesef ki Türkiye’de uzmanlaşma gibi bir durum çok mümkün olmuyor. Çünkü bir medya kuruluşu birçok konuda sizden haber yapmanızı isteyebiliyor. Ben sadece sağlık haberi yapacağım, eğitim haberi yapacağım diyen gazetecilerin sayısı çok azaldı. Uzmanlaşınca her şey daha kolay olabiliyor. Ben haberlerimde beni daha çok etkileyen ve toplumda da etki uyandıracağını düşündüğüm konuları ele almaya çalışıyorum. En ufak bir etki gördüğümde buradan besleniyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3531 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-scaled.png" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>YouTube’da ve geleneksel formatta farklı anlatı biçimleri olduğunu herkes görüyor ama net bir tasviri ortada yok. Siz geleneksel formatla, YouTube formatı arasındaki farkı nasıl tasvir edersiniz? Nasıl bir ilişki ve farklılıklar var?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Aslında iki açıdan fark var. Teknik anlamda baktığım zaman, geleneksel televizyona kamera operatörü olarak çalıştığım da oldu. Böyle durumlarda teknik açıdan bizim için önemli olan şeyler şunlar: Görüntülerin çok temiz olması, tripod kullanımı ve açı değişimlerinin kesinlikle olmaması. Sağdan çekiyorsak o insanı hep sağdan çekeceğiz. Kamera takiplerinin çok fazla olmaması gerekiyor ki televizyon başındaki insanlar salonlarında otururken kafaları, mideleri bulanmasın. Teknik açıdan bu çok önemli. İçerikte ise muhabir çıkıyor, akademik ya da teorik bilgiler veriyor. Baştan sona belirlenmiş bir düzen var ve bunun dışına çıkılmıyor. YouTube’da ise izleyici odaklı ve yaratıcılığınızı konuşturabileceğiniz bir alan yaratıyor. Bir videoya istediğiniz şekilde başlayıp istediğiniz gibi bitirebilirsiniz. Gelenekselde biraz daha kuralcı. YouTube çok özgür bir alan olduğu için orada her şeyi yaratıcılığınıza göre şekillendirebiliyorsunuz. Bu gibi farklılıklardan bahsedebilirim.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Siz bu işleri yaparken belirli bir kuruma çalışıyorsunuz. Bu işlerin yapımcısısınız ama yukarıda da başka bir yapı var. Oradan teknik açıdan çeşitli kısıtlamalar veya briefler geliyor mu?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Tabii geliyor. Ben televizyon eğitimi veren bir okuldan mezun olduğum için televizyon çekimlerine hakimim. Yani, açı böyle olacak, ışık şöyle kullanılacak gibi. Mesela en son ARTE’ye çektiğim bir haberde teknik açıdan hiçbir problem olmadı, çünkü ne istediklerini biliyorum. Adam kapıdan giriyor çekiyorum, oturuyor sekans oluşturmak için hemen yakın plana alıyorum. Fransızlar bu konuda çok kuralcı. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’daki Suriye Konsolosluğu’nda bayrak değişmişti. Biz bir görüntüyü çekmemişiz, bu tarz durumlarda televizyon daha katı. Editöryel anlamda daha çok brief geliyor: ‘’Bunu dediysen bunu da diyeceksin.’’ gibi. Televizyonda böyle durumlar çok olasıyken, YouTube ve sosyal medya haberciliğinde o sırada çekimlerimizden elimizde ne varsa onu kullanıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3535 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Gazeteci olmak isteyen biri olarak şunu merak ediyorum: BBC, Deutsche Welle, CGTN (Çin Küresel Televizyon Ağı) gibi birçok uluslararası kanallarda çalıştınız. Sizin yollarınız bu kanallarla nasıl kesişti?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben üniversiteden mezun olduktan sonra, gazeteci olarak çalışmak için çok uzun süre kadrolu iş aradım. Çünkü ailem ‘’Nasıl yani böyle mi çalışacaksın? İşsiz mi kalacaksın?’’ gibi şeyler söylüyorlardı. Ama aslında freelance çalışıyoruz. Zaten gazeteci olacağım dediğimde beni televizyonda göreceklerini, haber sunacağımı falan düşünmüşlerdi; sonra evde büyük hayal kırıklığı yaşandı. Şöyle oldu aslında, mesleğin ilk yıllarında bir yerde çalışmaya başladıktan sonra portfolyo oluşturmaya başladım. Uluslararası alanda freelance gazetecilerin işlerini yükledikleri birkaç platform var. Ben de burada kendi sitemi yapmıştım, oradan tanıyorlardı. Bu şekilde çevre oluşturdum. Çoğu zaman ben onlara konu öneriyordum, böyle bir konuda içerik üretmek isterim şeklinde. Deutsche Welle ile iletişime geçmem de böyle olmuştu. Ben bu haberi size yapmak istiyorum dedim, onlar da tamam dediler ve çalışmaya başladık.</p>
<p>6 Şubat deprem görevime giderken de böyle oldu. Haberi alır almaz uyandık ve çantamı hazırlamaya başladım. Kime çalışacağımı bilmiyorum ama oraya gitmem lazım. Arabaya bindim ve yolda birkaç kişiyle konuştum. CGTN ile iletişime geçtik, onların da birine ihtiyaçları varmış, böylece onlarla çalışmaya başladık. Aslında, böyle sıcak haber durumlarında yolda zaten bir kanalla iletişime geçiyorsunuz ve hemen onlarla çalışmaya başlayabiliyorsunuz. Eğer sizin yetenekleriniz onların isteklerini karşılıyorsa.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3530" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1024x768.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1200x900.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1536x1152.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Medyanın içerisinde bulunmak isteyen çok sayıda insan var. Mesela Deutsche Welle +90’a projesi var ama onlara ulaşamıyor. Böyle bir ağın parçası mı olmak gerekiyor?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>İlk kez iletişime geçmek zor, evet. Ama onu kırdıktan sonra ve işinizi onlar da beğenip bir gazeteci olarak size güvendikten sonra daha rahat ilerleyebiliyor. Evet, burada bir ağ var gerçekten. Küçük bir topluluk var hatta. Ben mesleğe ilk başladığımda çok başarılı bulduğum bir kameraman arkadaşım vardı. Bana şey demişti: ‘’Sen bir oraya gir, ondan sonrası kolay. Sen bir iş çek, göster. Yayınlamasalar bile sen oralarda bulun”. Ben de onu yaptım yani orada. Benim için de çok iyi oldu. Sonuçta ekonominizi de idare etmek zorundasınız, zorluk yaşadığım süreçler de oldu. Ama evet, maalesef “Ben CV’mi atayım da ben de dahil olayım” gibi bir süreç olmuyor yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i> Uluslararası kanallarda çalışmanın avantajlarından ve dezavantajlarından bahseder misiniz? Türkiye’deki habercilikten farkı var mıdır?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çalışma biçimi anlamında avantaj ve dezavantajı hemen hemen eşit. Aynı etik değerlerle ve aynı özenle iş yapıyoruz. Benim için, Türkiye’de Türkçe yayın yapan bir mecrayla çalışmanın avantajı; izleyiciye hitap etmek ve dönüşleri hemen alabilmek. Türkçe bir haber yaptığım zaman, X hesabımdan bile olsa bir yerlerden yazıyorlar. Ya da bir akademisyen görüyor, konuyla ilgili bir şey yazıyor, arıyor, soruyor. Bu etkileşimi görebilmek benim için çok önemli.</p>
<p>Uluslararası mecraya bir şey yaptığınız zaman direkt geri dönüş alamıyorsunuz. Bence gazeteciyi besleyen en önemli şeyler izleyiciyle, okurla bağ kurmak. Uluslararası medyayla çalışırken bunun eksikliğini yaşıyorsunuz. Avantajı da var tabii ki. Bazı konularda bizden bir tık daha ileriden gidiyorlar. Editoryal anlamda çok daha sıkı çalışıyorlar. Oradan da çok şey öğreniyoruz.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Aslında birçok ulusa farklı haber içeriği üretiyorsunuz. Farklı farklı persona yaratmak gerektiğini düşünüyorum çünkü her toplumun değerleri, kültürü çok farklı. Türkiye’de haber yaparken, Fransa kanalına da haber yapıyorsunuz. Kendinizi diğer kültürlerden ayrıştırıyor<span class="Apple-converted-space">  </span>musunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Aslında izleyici kitlesine göre ayrıştırıyorum. Onlara önereceğim haberler genelde Türkiye’deki izleyici için bazen çoktan zamanı geçmiş ya ilgilenmeyecekleri bir şey olurken; Fransa’daki izleyicinin dikkatini çeken bir konu olabiliyor. Çok yönlü düşünmek gerek. Bu da freelance çalışmanın bir getirisi. BBC Türkçe’de kadrolu çalıştığım dönemde sadece Türkiye izleyicisinin ihtiyaçlarını ve isteklerini düşünüyorduk. Bazen dünya servisine çalıştığımız olsa da genel anlamda kendi izleyicimiz, okur kitlemiz ekseninde daha fazla kişiye nasıl ulaşabiliriz şeklinde düşünüyorduk. Freelance çalışırken hep iki türlü düşünüyoruz: Bu Amerikalıların hoşuna gider mi? Oradaki beklentiyi karşılar mı? Bu da aslında beni zinde tuttuğu için seviyorum, yoksa diğer türlü bir tarafa yönelmiş ve orada kalmış oluyorsunuz.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Yakın bir dönemde +90 kanalı ile YouTube’da Çözüm Gazeteciliği serisine başladınız. Biraz temelden bir soru sormak istiyorum. Nedir bu çözüm gazeteciliği?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Tabii ki. Çok teşekkür ederim bu sorunuz için. Çözüm gazeteciliği benim tutku ile bağlandığım, çok değer verdiğim ve önemsediğim bir alan. Türkiye’de de yaygınlaşmasını istiyorum. Çözüm gazeteciliği, 90’lı yıllarda ortaya çıkan yapıcı gazetecilikle benzerlikler gösteren bir kavram aslında. 2000’lerde Amerika’da oldukça yaygınlaşıyor. 2010’lara gelindiğinde de kamu kuruluşları ve yayıncıları tarafından iyice benimsenmeye başlıyor. Bir olayın ya da durumun sadece kötü ve olumsuz yönlerini verip, bundan etkilenen insanlarla konuşmak yerine -tabii ki bunu da yapıyoruz- sorunu tespit edip yapıcı çözümlere odaklandığımız bir alan. Bu çözüm önerilerini tamamen kanıtlara dayalı bir şekilde, izleyici ile buluşturmak ve eleştirisini de vermek. Yani burada sadece soruna odaklanmaktan ziyade, çözümleri ile iletiyoruz. Reuters’ın son raporuna göre, haberden uzaklaşma oranı 2011 yılına nazaran ciddi seviyelere yükselmiş. Toplumun %37 gibi bir kesimi haberden uzaklaştığını söylüyor. Çünkü sürekli olarak haberin olumsuz yönlerini görmekteyiz. Çözüm gazeteciliğinin bu uzaklaşmayı kırabileceği düşünülüyor.</p>
<p>Çözüm gazeteciliğinin dört temel yapı taşı var. Birincisi, sorun tespiti. Sorundan haberin başında çok küçük bir kısımda bahsediyoruz. İkinci olarak, içgörüler veriyoruz. Çeşitli uzmanlarla konuşuyoruz ve benzer bir durumu yaşayan insanlarla konuşuyoruz. Ne gibi çözümler bulduklarını soruyoruz. Neler yapılabileceğini ve nasıl çözümler bulunabileceğini konuşuyoruz. Üçüncü aşamada ise ortaya veri koymaya çalışıyoruz. Bilimsel makaleler ve metotlardan yararlanarak sunulan çözümlerin ne kadar işe yaradığını rakamlar veya veri olarak ortaya koymaya çalışıyoruz.</p>
<p>Yani çözümün uygulanabilirliğini araştırıyoruz. Dördüncü bölüm: Çözümün eleştirisini araştırıyoruz. Her iyi çözüm yöntemi eleştirel bir bakış açısıyla ele alınabilir. Mesela eğitim sistemi ile ilgili herhangi bir çözüm getirdiğimizi düşünelim. Örneğin eğitimciler ile ilgili şöyle bir revizyona gidelim ya da eğitim sistemini şöyle değiştirelim dediğimizde bütçesel bir eleştiri oluyor. Zaman açısından bir eleştirisi oluyor. Böyle böyle aslında çözüm yöntemlerini de gazeteciliğin bütün ilkelerini ele alarak ortaya koyuyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3532 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault.jpg" alt="" width="1778" height="1000" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault.jpg 1778w" sizes="(max-width: 1778px) 100vw, 1778px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki bu konular arasında bir önem sırası var mı? Neye göre belirleniyor ya da siz neye göre belirliyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Konuları ben öneriyorum ama belirleyici değilim. Editörlerimiz başka işlerle çakışmaması ya da tekrarlanmaması adına düşünerek karara bağlıyorlar. Ben ise daha çok toplumun genelini ilgilendiren, genel izleyici kitlesine uyan ve özellikle çözüm metotlarını uygulayabileceğim bir konuya yönelmek istiyorum. Bunun da bazı zorlukları var.</p>
<p>İstediğiniz her konuyu yapamıyorsunuz mesela. Çözüm gazeteciliğinde sokak hayvanları konusunu ele almak istedim. Maalesef neresinden tutarsak elimizde kalan bir konuya dönüştü şu an. Bu konunun çözüm gazeteciliğini yapabilecek durumda olmadığımızı fark ettik. Bazı konularda linç korkusu da olabiliyor. Özellikle hassas konularda. Ama genel anlamda toplumun gereksinimlerine ve çözümlerine bağlı olarak gelişiyor aslında.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Çözüm gazeteciliği Türkiye’de artış gösterir mi? Geleneksel habercilikle daha entegre bir biçimde izler miyiz çözüm gazeteciliğini?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Geleneksel habercilik deyince aklımıza televizyon geliyor. Şu an için orada yapılabilir mi bilemiyorum. Keşke yapılsa tabii. Çözüm gazeteciliğinin abonelik sistemli platformlarda kesinlikle bir yer bulabileceğini düşünüyorum. YouTube bunlardan bir tanesi. Çünkü şu anda yavaş gazeteciliği benimseyerek çalışan birçok platform görüyoruz. Çözüm gazeteciliğinin de böyle filizlenip yaygınlaşabileceği bir alan olarak görüyorum orayı açıkçası.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki yavaş gazeteciliğin, çözüm gazeteciliği ile ortak yanları var mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Evet, aslında yavaş gazetecilik son dönemde tık kaygısı taşıyan, daha çok izlenmeye yönelik ve bundan gelir elde eden gazeteciliğine karşı olarak, araştırmacı gazetecilikte, yapıcı gazetecilikte olduğu gibi daha derinlemesine bir anlayışın ve “konstraktif journalism” in bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yani aslında hepsini geniş bir başlık altında, daha yavaş ve daha sürdürülebilir gazetecilik başlığı ile ele almak mümkün. Benim de aslında kariyerimi yönlendirmeye çalışmam bu yönde şahsen.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Teknolojik araçların kompakt hale gelmesi ve ucuzlamasıyla gazetecilik mesleği de mobilize imkanlara kavuştu gibi görünüyor. Sorum şu; bizim zamanımızda gazetecilik ekonomi, spor, polis-adliye gibi alanlara bölünürken bir yandan da işin görece felsefi odaklı alanlara doğru ilerlediğini görüyorduk. Barış gazeteciliği, iliştirilmiş gazetecilik gibi. Teorik temelleri daha sağlam görünen alanlar bunlar. Sizce yeni dönem gazeteciliğin imkânlarıyla bu durum nasıl gelişir?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Türkiye’de bunu verebilecek eğitmenlerin sayısı çoğaltılabilir. Bizim +90’da yaptığımız çözüm gazeteciliği belgeseli şimdiye kadar bir ilk aslında.</p>
<p>Yazılı bir seriye de henüz rastlamadım. Keşke olsa tabii ama şöyle bir sorun olabilir: Türkiye’deki medya buna hazır mı? Bunu fonlayabilecek, gazetecinin telifini karşılayabilecek bir medya formu var mı? Ondan çok emin değilim. Çünkü önümüzde ciddi bir emek ve vakit harcanan bir konu var.</p>
<p>Öyle iki günde yazayım, bir günde çıksın şeklinde yapabileceğimiz bir araştırma değil. Çok emek istiyor. Gazeteciyi finansal olarak zorlayacak bir şey. Bir de kanal içerisinde yeterli izleyici kitlesine ulaşabilecek mi? Özellikle abonelik sistemli ya da bir fonla desteklenmeyen profiller için sürdürülebilir olup olmadığından emin değilim açıkçası.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Literatürde çözüm gazeteciliğine dair az şey var. Size bu konuyla ilgili akademiden daha önce bir davet geldi mi? Konuya ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Hiç yaşanmadı. İlk siz aradınız açıkçası. Ben de çok yeniyim bu konuda. Çözüm gazeteciliği serisine yeni başladım, eğitimlerim hala devam ediyor. Aslında bu konularda çalışma yapılmasını çok isterim. Açıkçası ben de kendimi biraz daha geliştirmek istiyorum bu konuda. Daha öncesinde BBC’de yaptığım bir iş ama bu kadar derinlemesine yeni çalışmaya başladım. Ben yaygınlaşmasını çok istiyorum. Türkiye’deki bu tıkanıklığın yapıcı çözümlerle aşılabileceğine yönelik umudum var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3529 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1373" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-200x107.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-300x161.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-400x215.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-600x322.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-768x412.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-800x429.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1024x549.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1200x644.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1536x824.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b>Musatfa Burak Avcı:</b> <b>Yaptığınız işte sonuç olarak, bir probleme çözüm üretiyorsunuz. Peki, bu çözümlere olumsuz tepkiler geldiği oluyor mu? Meslek içinde böyle durumlarla karşılaşılıyor mu ya da siz hiç böyle bir şey yaşadınız mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Bizim çözüm gazeteciliği yaptığımız seride böyle bir şey hiç olmadı. Ama eleştiriler gelecektir. Bu güzel bir şey çünkü toplumda bir tartışma yarattığını gösterir. Açıkçası, ben çözüm önerilerinin eleştirilmesini, konuşulmasını müthiş bir şey olarak görüyorum. Çünkü konuştukça bir şeyler belki bir yerlere ulaşabilir. Beni çok heyecanlandıran bir konu bu. Bazen çözüm gazeteciliğinde gerçekten çözüm getiren durumlarla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Mesela 2000-2001’de Rozenberg isimli bir gazeteci New York Times’da yaptığı makalesinde, AIDS ilaçları çok pahalı olduğu için Brezilya örneğini sunmuş ve gerçekten buna ilişkin bir fon kurulmuş. Brezilya’nın uyguladığı model örnek alınmış. Bazen kurumlar bu tarz önerileri, iyi örnekleri dikkate alabiliyorlar. Gazeteciliğin en tatmin edici taraflarından bir tanesi. Biz de şimdi Avrupa’da işe yarayan örneklere bakıyoruz, “Türkiye’de işe yarar mı?” sorusunu tartışıyoruz. Kim bilir, belki birinin dikkatini çeker.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Çözüm gazeteciliğinin temelde yapmaya çalıştığı şey, toplumsal fayda sağlamak. Ama aynı zamanda yavaş gazetecilikle de temas ediyor, bir hikâye ve anlatı yönü var. Peki, çözüm gazeteciliği için içerik üretme sürecinde istediğiniz işi her zaman yapabiliyor musunuz? Her şeye fon sağlıyorlar mı? Sürdürülebilir mi bu üretim süreci?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben çözüm gazeteciliğini bir kamu yayıncısı için yapıyorum. Onlar da benim önerilerimden uygun gördüklerini kabul ediyorlar. Çözüm gazeteciliği aslında daha çok hibelerle, fonlarla ve abonelik sistemleriyle desteklenen bir yöntem. Konuya göre kurumlar kabul eder veya etmez, bilemiyorum. Ama freelance bir gazetecinin tek başına yapması bu aşamada mümkün olmayabilir. Belki bir burs, bireysel bir fon imkânı ile olabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Sektöre yeni girecekler için de öneriler verebilir misiniz? Çözüm gazeteciliğine nasıl başlayabilirler? Bu işi bağımsız bir şekilde yapmak mümkün mü?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çözüm gazeteciliği BBC World’de freelance yapımcı olarak çalıştığım bir dönemde rastlantısal olarak tanıştığım bir alan. Türkiye’de bir ekiple birlikte hem radyoya hem televizyona çözüm gazeteciliği yaptık; kadınların spora nasıl daha fazla entegre olduğu konusunda. Ben ilk orada tanıştım. Sonrasında Türkiye’de çözüm gazeteciliği bir daha karşıma çıkmadı. BBC Türkçe’de de buna yönelmedik. Bana bu fikirle +90 geldi açıkçası. Orada çözüm gazeteciliği konusunda deneyimli ve eğitimli çalışma arkadaşımız vardı. Beraber yürüttük projeyi. Çözüm gazeteciliği formatını biraz öğrenmek gerekiyor. Sektöre girecek yeni arkadaşlar için bunu söyleyebilirim. Öyle sadece izleyerek kolayca yapılabilecek bir şey değil. Eğitim vesilesi ile birileriyle beraber çalışmalarını ve bu formatı destekleyecek medya platformlarına gitmelerini tavsiye ederim. Solution Journalism Network var ve orada bir sürü ücretsiz eğitim bulunmakta. Webinar, makaleler, yazılar gibi online video eğitimleri veriyorlar.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Gazeteciliği ve belgeseli bir arada götürüyorsunuz aslında. Haber belgesel olan birçok işinizi de izledik. Bu iki alan birbirini besliyor mu?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Belgesel deyince benim aklıma haber formatında ama daha detaylı işler geliyor. BBC Türkçe’de yaptığımız işler buna çok benziyordu. Pandemi döneminde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gittik, uzun uzadıya konuşarak göstermeye çalıştık. Marmara Denizi’ni kaplayan müsilaj için farklı bir bakış açısı katalım dedik ve denize daldık. Durumu derinlemesine aktarabilecek bir akademisyen ile konuyu anlattık. Yani aslında çözüm gazeteciliğinde yaptığım belgeselcilik gündemden bir tık daha farklı. Konuyu gerçekten derinlemesine işlemeye çalışıyoruz; her şeyin arka planını araştırıp, eleştirel bir gözle baktığımız, birden fazla uzmana danıştığımız bir format. Belgeselde çalışma biçimi de çok farklı. Ben önce araştırma yapıyorum, sonrasında bölümleri detaylı yazıyorum. Belgesel planlama gerektiriyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3536 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Birlikte iş yaptığım bir arkadaşım belgesel konusunda çok sezgisel ilerliyor. Onun işlerinin içeriği sahada belli oluyor genellikle. Sizde nasıl oluyor? Çünkü bazen belgeseller kâğıt üstünde yazana çok uymayabiliyor.</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Yok, uymuyor. Sokağa çıkınca her şey değişiyor. İdeal senaryo yapıyoruz. Senaryo diyorum ama kurgusal bir şey değil. Biz neler konuşmak istiyoruz, araştırmayı önden yaptığımız için anlatmamız gereken yerleri biliyoruz. Ama benim spot çektiğim belgesellerde daha farklı oluyor.</p>
<p>Tam da dediğiniz gibi. Deprem bölgesinde Gain platformuna yaptığım Kırık Dökük belgeselinde tam olarak böyle oldu. Ben Hatay merkezde bir ailenin depremden sonraki günlerini çekmeye çalışıyordum. Bir aileye gideceğim, beni kabul ederlerse onlarla beraber kalacağım. Ne yapıyorlar, nasıl geçiyor günleri, kendilerine yeni bir yaşamı nasıl kurmaya çalışıyorlar? Ama içimden bir ses bana Samandağ’a git diyor.</p>
<p>Belgeselde uzun zaman geçirdiğim aile ile orada tanıştım. O ailenin yaşadığı süreci anlattık, kitap kalem olmadan. Sezgisel şeyleri kâğıda yazamıyorsunuz. Hatta biz çekim sırasındayken deprem oldu. Büyük depremden 15 gün sonraydı ve yaklaşık 6 şiddetindeydi. Ben de o sırada bir aile ile çadırdaydım. Kendi evimde yaşadığım gibi bir deprem değildi. O korkuyu çok daha şiddetli bir şekilde yaşamış ve evlerini kaybetmiş<span class="Apple-converted-space">  </span>insanlarla yaşadığım için inanılmaz bir panik hali olmuştu. Büyük bir deprem daha yaşanmış, gidip görmek ve kayıt altına almak istiyorsun. Çünkü o sırada birkaç gazeteciden biri, belki de tek gazeteci ben olabilirdim. Deprem bölgesinde olan çoğu gazetecide de bu olduğuna eminim “Benim bunu anlatmam lazım” içgüdüsü.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Peki belgesellerinizde kurgusal çekimler kullanıyor musunuz? Olayı aktarabilmek için gerçek olmayan bir sahne canlandırıldı mı mesela?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Hiç kullanmadım. Aslında onun farklı bir metodu var. Gelecekte yapmak da isterim. Ama çok önceden planlama gerektiren bir şey ve izleyicinin de bunun kurgusal olduğunu bir yerde biliyor olması lazım. Yani kurgusal olduğunu hissettiriyor olmanız lazım. Yapımcı olarak çalıştığım bir Kapadokya belgeseli vardı, yine Arte kanalında yayınlanan. Orada kurgusal elemanlar kullanmıştık. Konuştuğumuz birine kilden peri bacaları yaptırdık, orada bir müzik çaldı. Böyle şeyler benim çok ilgimi çekiyor. Şu an için çok hakim olmadığım ama ileride yapmak istediğim bir konu.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Tüm bunların yanında, hayatınızın büyük bir bölümünü kapsayan bisiklet sporcusu kimliğiniz var. </b><b>Biraz da sporculuk kariyerinizden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Bisiklete 2021 yılının sonlarına doğru başladım. Bisiklet sürmeyi zaten severdim. Bir gün sahilde yol bisikleti süren ilkokul arkadaşımı gördüm. Sabahın 5.30’unda mesaiye gitmeden önce grup halinde sürüyorlardı. Çok hoşuma gitti. Ben de böyle bir şey arıyorum dedim ve sonrasında başladım. Bisiklet aldım, kıyafet, özel ayakkabılarımız oluyor, onları edindim. Sonrasında, arkadaş grubumun içerisinde hızlı ilerledim. Yeni başlamama rağmen erkeklerle sürüyorum. Ve ilk ay içerisinde 100 km sürebilmeye başladım. Ya dedim bu iyiymiş. Bir de güçlüsün falan diyorlar, beni biraz gaza getirdiler. Ben de yarışlara katılmaya başladım. Tabii hobi olarak amatör yarışlara katılıyordum. Baktım amatör yarışları iyi gidiyor, sonra Türkiye’deki elit sporcuların katıldığı federasyon yarışlarına katıldım. İlk sene Türkiye üçüncüsü oldum ve milli takıma seçildim. Geçen sene de Türkiye Şampiyonu oldum. Oradan Avrupa Şampiyonasına, Dünya Şampiyonasına gittik. Şimdi ise Portekizli bir takıma dahil oldum. Yani dediğiniz gibi hem bisikleti hem gazeteciliği ortak götürüyorum. Bisiklet para kazanmadığım ancak profesyonel olarak yapmaya çalıştığım bir spor. Ciddi bir motivasyon istiyor. Evden çalışıyor olmamın getirdiği bir avantaj var. Ofise gidiyor olsam kesinlikle bu kadar antrenman yapamazdım. Mesela yedide kalkıyorum, çift antrenmanım olsa bile dışarıya çıkıyorum veya evde sürüyorum, sonrasında çalışıyorum. Dışarı çekime bile çıksam döndüğümde bir veya iki saat bazen üç, dört… Çok ciddi beslenme, uyku ve diyet gerekiyor. Psikolojik ve fiziksel stresiniz de oluyor tabii. Bir de Türkiye’de antrenör olmak istiyorum aslında. İlerleyen yıllarda bisikletin içinde de yer almak istiyorum yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i> 2022 yılında başlayıp ve çok kısa bir sürede Türkiye şampiyonu olmanız inanılmaz bir başarı, çok tebrik ediyorum. Peki, Türkiye’nin bisiklet sporuna bakış açısı nasıl?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Kanayan bir yarama bastınız şu anda. Aslında Türkiye Bisiklet Federasyonu var. Güzel çalışmalar da yapıyorlar. Fakat genel anlamda futbol, basketbol, voleybol gibi branşlara göre çok daha düşük bütçelerin ayrıldığı bir spor. Tüm Dünyada durum böyle aslında. Tabii ki Türkiye’ye göre Avrupa’da çok daha gelişmiş halde. Sporcuları değer görüyor, maaşlı çalışıyor fakat yine de dediğim gibi, popüler branşlara göre daha düşük bütçelerle yapılıyor. Bir de çok ciddi ekipman ve bütçeye ihtiyaç olan bir branş. Markalarla, ciddi bütçelerle çalışmak gerekiyor. Bir yandan Fransa gibi ülkelerde çok izleyicisi olmasına rağmen genel olarak baktığımızda pek fazla rağbet görmüyor. Bu yüzden dünyada da sorunları olan, özellikle kadın bisikletinde sorunları olan bir spor dalı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Türkiye’de de durum şu şekilde: Antrenör anlamında eksiğimiz olduğunu düşünüyorum. Yani bisiklet konusunda bilimsel anlamda bir eksiğimiz var. Federasyon tarafında da eksikler olduğunu düşünüyorum. Özellikle Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye yönelik ciddi çalışmaları var. Evet, bunu biliyoruz ama federasyonlar biraz daha özerk olduğu için onlara çok fazla karışamıyorlar.</p>
<p>Mesela geçen sene ben bir kaza yaptım, sonrasında bütün kadın yarışları iptal oldu. Uluslararası kadın yarışları olmasına rağmen, Türkiye’de sadece üç kadın yarışı yapılabildi. Bu sene takvime bakıyoruz, çok fazla sayıda erkek yarışları var; Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu gibi ve bütçeleri inanılmaz yüksek. Ama bakıyoruz ki yine uluslararası kadın yarışı yok. Burada kadın erkek eşitsizliğinin söz konusu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3527 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet.jpg" alt="" width="2056" height="1840" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-200x179.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-300x268.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-400x358.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-600x537.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-768x687.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-800x716.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1024x916.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1200x1074.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1536x1375.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet.jpg 2056w" sizes="(max-width: 2056px) 100vw, 2056px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Kadın erkek eşitsizliğinden bahsettiniz birçok yazınız da bulunmakta. Kadın Özlük Hakları gibi. Bisiklet sporunda da böyle bir ayrımın söz konusu olduğu aşikâr. Biraz daha açabilir misiniz, ne gibi eşitsizlikler var?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Diğer bir konuya gelecek olursam; yarışlara katılan kadın sayısı her zaman daha az oluyor. Bu konuda antrenörler ciddi mücadeleler veriyor. Çünkü kadın bisikletinde dünya çapında başarılı olma ihtimali daha yüksek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ben de dünya şampiyonasına, avrupa şampiyonasına gittiğimde kendi alanımda rekabet edebildim. Belki de birkaç yıl daha tecrübe edinecek durumda olsak, arkadan gelenlere iyi fırsatlar verilse daha iyiye gidebileceğiz. Erkekler tarafında rekabet çok olduğu için bu daha zor oluyor. Kadınlara biraz daha bütçe ve emek verilse belki ülkeye madalya getireceğiz yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Bildiğim kadarıyla spor kariyerinizi gazetecilik kariyerinizle birleştirmek istemiyorsunuz. Gelecek planlarınızda spor kariyerinizden edindiğiniz bilgileri, belgesel veya haber konuları için kullanmak var mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Sizin de dediğiniz gibi işimle çok birleştirmek istemiyorum. Yoksa bisiklet ile yapılacak haberler çok fazla. Trafikte bisikletçi ölümleri çok fazla, ciddi kazalar yaşanıyor. Benim en büyük korkumdur. Kimsenin olmadığı yollarda ya da evde sürüyorum. Belki ileride Türkiye’de bisiklet sporunun tarihi gibi, kadın bisikletinin neden gelişmediği gibi veya Türkiye’deki bisikletin dünyadaki konumu ile alakalı bir şeyler yapmak isterim. Ama şu an için iki alanı birleştirmek istemiyorum.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Belki gelecek dönemlerde çözüm gazeteciği serinize bisiklet sporundaki eşitsizlikleri ele alarak bir çözüm getirirsiniz. Görmeyi de çok isteriz. Türkiye’nin bu konuda daha da bilinçlenmesini ve farklı alanlara açılmasını da çok isteriz. Sizden çok değerli bilgiler aldık. Tekrardan çok teşekkür ederiz. İyi ki geldiniz.</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben teşekkür ederim. Çok keyifliydi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/">Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 11:45:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Storytelling]]></category>
		<category><![CDATA[Substack]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3501</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen   Hikâyeler, insanlığın en eski mirası; bilgiyi, duyguyu ve hakikati taşıyan köprüler… Gazeteci Çağla Üren, bilim ve teknolojiyi gazeteciliğin incelikleriyle harmanlayarak, karmaşık konuları herkes için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Dijital çağın hızla akan bilgi selinde, anlatının gücünü korumanın ve anlam yaratmanın peşinde.   Aslı Şen: Çağla Hanım öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/">Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></h1>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3502 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Hikâyeler, insanlığın en eski mirası; bilgiyi, duyguyu ve hakikati taşıyan köprüler… Gazeteci Çağla Üren, bilim ve teknolojiyi gazeteciliğin incelikleriyle harmanlayarak, karmaşık konuları herkes için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Dijital çağın hızla akan bilgi selinde, anlatının gücünü korumanın ve anlam yaratmanın peşinde.</span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Çağla Hanım öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.</b></p>
<p><b><i>Çağla Üren:</i></b> Ben Çağla Üren. 2018’de Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat bölümünden mezun oldum. Yaklaşık bir sene freelance kitap çevirmenliği yaptıktan sonra Independent Türkçe’de dış haber editörü olarak çalışmaya başladım. Dış haber editörlüğü hep aklımda olan ve istediğim bir işti. 2011’de Suriye Savaşı başladığında ilgimi çekmişti. Dış haber editörü olarak mutluydum ama medyaya girince uzmanlaşma ihtiyacı hissettim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üniversitedeyken popüler bilime ilgim olduğundan, evrim, kozmoloji gibi dersler almıştım. Bu alana her zaman ilgim vardı. Çalışma arkadaşlarım bilim-teknoloji haberlerinden biraz uzaktı ancak benim hoşuma gidiyordu. Kariyerime o yönde devam etmeye karar verdim. Böylece bugünkü bilim ve teknoloji habercisi konumuma ulaştım. Bunda pandeminin de etkisinin olduğunu söylemeliyim. Pandemi başlangıcında henüz kimse böyle bir deneyim yaşamadığı için büyük bir şaşkınlık hali vardı. Çok ilginç bilgiler dolaşıma giriyordu. Herkesin telaşlı ve korku dolu olduğu o karantina dönemini hatırlarsınız. Her şey çok acayipti, film gibiydi gerçekten. İşte o dönemde bilimsel makaleleri çevirerek bir fark yaratmaya çalıştık. O zamanlar Independent Türkçe’de çalışıyordum. Aşılar üretilmeye başladığından önemli toplumsal konular gündeme gelmeye başladı. Aşı karşıtlığı, şüphecilik gibi vesilelerle görece ılımlı fakat ne yapacağını bilemeyen kitleler ortaya çıkmıştı. Bu da aşıların çok hızlı biçimde piyasaya sürülmesinden kaynaklıydı. Bu alanda bir boşluk, bir ihtiyaç olduğunu gördük medyada. Oraya yöneldiğimizde çok güzel karşılıklar aldık. Daha ilk hazırladığımız dosyalarla bizi tıp fakültelerine çağırıp konuşma yaptırdılar. Koskoca tıpçılar konuşmacı olarak bizi çağırıyorlardı. Yani bu alanda, ana akımda bulunan boşluğu fark ettikten sonra buradan devam etmeliyim dedim. Hem kendi ilgim alanımdı hem de okurdan dönüş alabilme ve sesimi duyurabilme olanağım vardı. Böylece sağlıkla ilişkili yazılarım sonrasında bilim ve teknolojiye açılarak devam etti. Benim için güzel bir yolculuk oldu. Şimdi Euronews Türkçe’de çalışıyorum. Burada da bilim-teknoloji ağırlıklı dış haber editörlüğü yapıyorum. Bir yandan da her pazar günü okurlara gönderdiğim bilim ve teknoloji e-posta bültenim var.</p>
<p>Aslında son dönemde biraz aksattım ama bu yeni yılda umuyorum daha düzenli bir hale getireceğim. Güzel bir yolculuk benim için. Çok da sevdiğim bir iş.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Edebiyat, bilim, sanat, sağlık gibi birbirinden farklı konularda yazıyorsunuz. Edebi bir dil kullanarak hikâye anlatıcılığını çok güzel yapıyorsunuz. Okura teknoloji ve bilim haberini anlaşılır şekilde verebilmek gerçekten zor. Bu bağlamda hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Ya da Edebiyat Fakültesi mezunu olmanız sizi bu noktada besliyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Tabii ki de besledi. Ama başlamadan bir psikoloji araştırmasından bahsetmek istiyorum: Bilim ve psikiyatri araştırmacıları, insanın hayatta doyuma ulaşması ve mutlu yaşaması için bir araştırma yapmış. Sonucunda ise “Storytelling”e ulaşmışlar. Gündelik hayatında storytelling yapan insanlar daha mutlu ve doygun bir yaşam sürüyorlarmış. Şöyle düşünün: Dedikodu yapan bir türüz. Harari’ye göre dedikodu yapabildiğimiz için, homo sapiensler olarak örgütlenebilmiş ve neandertaller yok olurken biz hayatta kalmışız. İşte temelde storytelling var. Sosyal ve iletişime muhtaç canlılarız. Yapay zekâ konusundaki en büyük risklerden biri bu bence. Kişisel hayatımızda doyuma ulaşabilmek için sosyalliği ve storytellingi öldürmeden yaşamamız gerekiyor. Sorduğunuz soruya gelecek olursam, iltifatlarınız için çok teşekkür ederim. Çevremden de bunu duyuyorum, çok sade ve akıcı yazıyorsun diyorlar. Bu benim için çok önemli.<span class="Apple-converted-space">  </span>Benim hayatta bir gayem varsa o da kurmacaya yönelip kurmaca bir şeyler yazmak. O yüzden storytellingi çok önemsiyorum. Bir yandan edebiyat fakültesi mezunu olmamın da getirisi çok yüksek. Basit bir insanımdır ve istediğim şey bellidir. Küçüklüğümde çok kitap okurdum ve o zamanlardan beri edebiyat okumak istiyordum. Lisede edebiyata ilgim devam etti ve üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okudum.</p>
<p>Boğaziçi gerçekten öğrenciyi ne kadar zenginleştirebiliriz diye düşünen bir okul. Benim 12-13 tane zorunlu seçmeli dersim vardı. Psikoloji, sosyoloji, bilim, reklamcılık gibi birçok ders alabiliyorsunuz. Ben bilim ve sinema dersleri alıyordum. İkisine de ilgim çok yoğundu. Okulun bitmesine yakın ise bir sürü staj yapmak zorunda hissettim. Çünkü mezun olunca ne iş yapacağım gibi streslerim vardı. Bir yandan okuldan beslenebildiğim kadar beslenip diğer yandan nerede staj yapacak bir yer bulursam oraya giriyordum. Gazete, dergi, edebiyat yayıncılığı gibi alanlarda stajlar yaptım. Mezun olurken de edebiyat yayıncısı olmayı düşünüyordum. Bir dönem freelance kitap çeviri editörlüğü yaptım. Ama sonra ekonomik sebepler başta olmak üzere vazgeçtim. Çünkü önüme bazı çeviri kitapları geliyordu ama çok kötü çevirilmiş kitaplardı ve hepsi de yayınevlerinin para vermek istememesinden kaynaklanıyordu. Deneyimsiz öğrencilere popüler bilim kitapları çevirisi yaptırıp bana gönderiyorlardı ve sonrasında ben hepsini tekrardan çeviriyordum. Ben ömür boyu bunu yapmak istemiyorum diyerek karar verdim. Öyle olunca medyaya açıldım. 2014’te Sol Haber Portalı’nda staj yapmıştım. O dönemde ingilizcem çok iyi olmadığı için dış haber stajım çok başarılı geçmemişti. Biraz korkuyordum da yapabilir miyim ben bu işi diye. Sonra baktım yapıyorum, devam dedim. Daha önce de dediğim gibi arkadaşlarım bilim ve teknoloji haberlerinden kaçmasından, benim çok sevmemden kaynaklı bu alanda yazmaya başladım. Okurlardan çok iyi dönütler alınca, pandemi döneminde dışarıdan röportaj istekleri gelmeye başlayınca ben kendimi işin göbeğinde buldum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3504 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>İlgi alanınızı teknoloji ile bulduğunuz noktada “Hafıza Kartı” adında e-posta bültenine başladınız. </b><b>O süreçten de biraz bahsedebilir miyiz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Çocukken de ilgim vardı ancak matematikle aram hiç iyi değildir. Onun dışındaki bilim dalları fizik ve özellikle biyolojiye çok merağım vardı. İşe ilk başladığım zamanlarda astrofizik haberleri olurdu. En çok okunan haberler kategorisinde hep üstte yer alır ve genelde yalan yanlış girilerek sunarlar haberleri. Ne yazık ki medyada “Uzaylı Görüldü” yazıldığında daha çok okunacak sanıyorlar. Ben buna katılmıyorum. Düzgün bir haber girdiğinizde de okunuyor. Türkiye okuru, bilime çok meraklı ve açık kafalı bir okur. Independent Türkçe döneminde, The Independent’dan haberler geliyordu. Onları freelance çevirmenlere çevirtip copy edit yapıp yayınlıyorduk. Sonra dedim ki bu böyle kalmamalı, bir şeyler eklemeliyim. Tam 2021- 2022 yılları, bültenlerin çıktığı dönemde ben de bir iki bültene aboneydim. Türkiye’ye daha yeni yeni geliyordu bunlar ve çok hoşuma gitti formatları. Ben biraz yazı tarafındayım, sevmiyorum kurgu işlerini. Zaten pek yeteneğimin de olduğu söylenemez. YouTube’a içerik üretmek istesem onun için süslen, evi düzgün dekore et, videosunu çek, kurgusunu yap… Vakit kaybediyorum hissine kapılıyorum. Yazı tarafında hızlıca derleyip toplayabildiğimden tamam dedim ben bülten yapacağım.</p>
<p>Ama ne bülteni yapacağım? Biz Independent Türkçe’de sadece dış haber alıyoruz. Genelde Türkiye’de yayılmış olan içerikleri tercih etmiyor orijinal haberler arayıp bulmaya çalışıyorduk. Öyle olunca çok fazla haber görüyordum ve çoğunu alıp değerlendiremiyordum. Ben de onları yayınlarım düşüncesiyle bir Telegram kanalı açtım. Baktım kanal bayağı tuttu. Telegram çok kişinin olmadığı bir yer. 2000 abone iyi bir rakam. Sonrasında herkes Telegram, Twitter, Instagram gibi sosyal medyaları kullanmayabilir ama herkesin Gmail’i vardır ve maillerini az çok kontrol eder diyerek bu işi haftalık bir bültene dönüştürmeye karar verdim. Sonra NewsLab Turkey’e bülten için başvurdum ve seçildi. 2022 Ağustos ayı boyunca medya eğitimi gördük. Ses kurgusu, algoritmalar, sosyal medya, bülten eğitimleri gibi birçok alanda güzel bir eğitim süreci oldu. Bilmediğim alanları öğrenmiş ve pratik yapmış oldum. Benim için güzel bir giriş oldu. Eğitimi tamamladıktan hemen sonra Hafıza Kartı’nın ilk sayısını çıkardım.</p>
<p>İki yıl hiç bırakmadan devam ettim. 2024’te Independent Türkçe’den ayrıldım. 9 ay kadar, yapay zekâ/sosyal medya girişimi olan bir Startup’ta çalıştım. İşin mutfağını öğrenmemde çok yardımcı oldu. Biraz da girişimcilik ekosistemini öğrenmiş oldum. Fakat gazeteciliği özlemiştim ve bir arkadaşım Euronews Türkçe’de çalışıyordu, sağ olsun beni önermiş. Euronews Türkçe çok iyi okunuyor, iyi tıkları var. Biraz kendimi göstermem için iyi olur diye düşündüm. Çünkü bugüne kadar hep haberimi okutayım diye kendim uğraştım. Euronews Türkçe onun rahatlığını çok sağlıyor bana. Bir haber giriyorum, milyonlarca insan okuyor. Benim için gerçekten çok güzel bir deneyim. Öyle olunca ben Startup’ı bıraktım tabii. Son aylarda Hafıza Kartını sağlık problemlerim dolayısıyla biraz aksatsam da çok güzel bir okur kitlesi oluştuğunu fark ettim. “Hafıza Kartı nerede, neden göndermiyorsunuz?” gibi mailler alıyorum ve beni çok mutlu ediyor. Bültenler gerçekten çok güzel bir dünya. Hafıza kartının 5000 küsur abonesi var, işi daha iyi bilenler çok iyi olduğunu söylüyor. Umarım bu sayı önümüzdeki yıllarda artar.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3505 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Bu e-posta bültenleri Substack gibi platformlarla popülerlik kazandı aslında. Bunun biraz daha teknik yönlerinden bahsedebilir miyiz? Ya da biz de bu bültenlerden aracılığıyla haberler girmek istesek nasıl bir yol izlememiz lazım? Biraz bahsedebilir misiniz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Substack, bültenlerin yaygınlaşmasında öncü oldu. Ücretsiz olması, bülten yapmak isteyen her insanın maddi durumu olmasa bile üretim yapabilecekleri bir alan sağladı. Fakat ben NewsLab Turkey’den Ahmet Alihan Sabancı Hocamın tavsiyeleri üzerine “Inbox” adında bir platform kullanıyorum. Türkiye menşeili ve KVKK uyumlu. Biraz pahalı bir bülten aracı, her ay iki bin küsür lira ödüyorum. Bu yüzden Substack’in ücretsiz olması yeni başlayanlar için çok kullanışlı. Fakat oltama, reklam gibi amaçlarla kullanılabiliyor ve işlem dışı e-posta gönderme olasılığı da çok fazla. Google bu sorunu aşmak için bir denetime gitti ve bu sebeplerden dolayı Substack üzerinden gönderilen mailler spama düşüyor. Öyle olunca ben kendimi garantiye almak istedim ve Inbox’la başladım. NewsLab Turkey’den de aldığımız bir ödenek vardı, beni bir süre bülten ödemelerimde idare etti. Sonrasında kendi cebimden ödemeye başladım. Ama eşim ve bir arkadaşım Substack üzerinden haftalık dış haber bülteni yapıyorlar. Pek düzenli değiller ama onların spama düştüklerini görmedim. Öğrenciyseniz, Substack üzerinden yapmak daha mantıklı gözüküyor. Bülten oluşturma konusuna değinecek olursam, mail üzerinden haber üretmeye karar verdikten sonra en önemlisi içeriği belirlemek.</p>
<p>Ben ana akım medyada bulunan bir boşluğu doldurmak istedim. Edebiyatta şöyle bir şey vardır: Her eser, her yazar kendi okur kitlesini yaratır. Bu düşünce ile hedef kitle belirlemektense, içeriğimi ve hangi boşluğu dolduracağımı buldum. Seçtiğiniz alanda içerik ürettiğinizde, hem edebiyatta hem gazetecilikte kendi okur kitlenizi yaratıyorsunuz. Araştırmacı gazetecilik kökeninden gelen isimlere baktığımızda da bunu görüyoruz. İsmail Saymaz, Serdar Kuzuloğlu gibi isimler kendi okur kitlelerini kendileri yarattılar. Neye yeteneğiniz olduğuna, neyi yapmak istediğinize daha çok vakit harcayın. Çünkü yeteneğiniz olmayan bir alanı sırf popüler diye yapmaya başladığınızda hem tükenirsiniz, hem o alanın üstüne bir şey koyamazsınız. Ben biraz buna odaklandım bülten yapma zamanım geldiğinde. Halihazırda zaten bilim haberciliği yapıyorum. Her sabah ve akşam haber tarıyorum, notlarımı alıyorum. Bu sayede zaten günde 12-13 haberi yapıyor oluyorum. Böyle olunca malzeme zaten elimde oluyor ve bunu sadece bültende yazıya dökmek kalıyor. Inbox’un güzel taraflarından biri de WordPress paneline benzer bir panel vererek size kendi şablonunuzu seçme şansı tanıyor. Ben şu şekilde oluşturdum: Sağlık, bilim, teknoloji, sektör diye dört konu başlığı belirledim. Hepsine ayrı kutucuk açtım ve farklı görseller belirledim. Hafıza Kartı’nı öne çıkaran hususlardan birinin de tasarım olduğunu düşünüyorum. Çünkü genelde bültenlerde haberler paragraf şeklinde diziliyor, okur göz gezdirmek istiyor ve göz gezdirirken uzun yazılardaki ayrıntıları görmek çok zor. Ben bunu aşmak için klasik bir yöntem kullanıyorum, her paragrafın ve haberin kendi başlığı var. Sağlık, teknolji ve bilim ana başlıkları altında konunun başlıkları yer alıyor. Okur göz gezdirdiği sırada kendi ilgi alanında yönelebiliyor. Mesela hazırladığım bülten genellikle 13 sayfa sürüyor ve bu kadar sayfayı okutmak çok zor. Öyle olunca göz gezdirebilme olanağı sağlamak gerekiyor. Dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer alan ise yaratıcı başlıklar. Her yerde olduğu gibi bültenlerde de çok etkili, okuru kolaylıkla yakalayabiliyor. Her şeyin düzenli olmasına, okurun ilk bakışta neyin nerede olduğunu anlayabilmesine fazlaca odaklanıyorum.</p>
<p>Tasarım konusuda özen gösteriyorum. Görseller ekliyorum Pixabay, Unsplash gibi ücretsiz sitelerden sıklıkla yararlanıyorum. O an aboneliğim varsa MidJourney kullanıyorum. Fazla olmamasına da dikkat etmek gerek, bazen görsellerden dolayı sayfa yüklenemiyor, kasma durumları yaşanıyor. İnternet davranışlarında site açılımı uzun sürüyorsa okurun kaçma olasılığı daha yüksek, o yüzden. Olabildiğince sade ve hızlı bir tasarım olması önemli. Ben genelde bu tür şeylere dikkat ediyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3507 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5.png" alt="" width="867" height="1875" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-139x300.png 139w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-200x433.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-400x865.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-473x1024.png 473w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-600x1298.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-710x1536.png 710w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-768x1661.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-800x1730.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5.png 867w" sizes="(max-width: 867px) 100vw, 867px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Hafıza Kartı gibi e-bültenler salt bir gelir modeline dönüşebilir mi? Siz bir gelir kaynağına dönüştürebildiniz mi?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Hafıza Kartı şu an gelir sağladığım bir alan değil. Bu biraz da benim tercihim, halihazırda çalıştığım için gerek duymadım. Ama bültenler dünya çapında ve Türkiye’de rağbet gören ve gelişen bir alan. Özellikle Aposto bu alanda öncü bir ekip. Haftalık reklam tanıtımları, sponsorluklar, bu hafta bize destek olan firma gibi içeriklerle bültencilik yapılabiliyor. Reklamveren firmalar için avantajları çok fazla. Çünkü bültenle direkt niş bir kitleye ulaşabiliyor oluyorsunuz. Eskiden Facebook hedefli reklamlar çıkarırdı. Şimdi ise Avrupa Birliği’nin çabalarıyla hedefli reklam olayının sonuna geliyoruz ve “Kitlemizi nasıl bulacağız?” sorusu ortaya çıkıyor. Bültenler de işte burada önemli bir rol oynuyor. Benim teknoloji bültenim var, bu kadar okurum ve takipçim var dediğinizde artık teknolojiyle ilgilenen insan arayıp bulmasına gerek kalmıyor. Ben Hafıza Kartı’nı tek başıma çıkarıyorum ve reklam almıyorum. Fakat sponsorluk veya reklam almak için tüzel bir şirket kurmak ve vergisini ödemek gerekiyor. Genelde bülten işinde çalışan insanlar gelirlerini bu şekilde sağlıyorlar. Tabii olası çıkar çatışmaları da var. Teknoloji alanında eleştirel bir şeylerden bahsediyorsanız, o insanlardan reklam almak aynı zamanda çıkar çatışması yaratabiliyor. Mesela ben teknopolitik bir yere parmak bastığımda, reklam aldığım şirket benimle ilişkisini kesecek mi? Ne kadarını söylememe izin verecek? Reklamveren şunu diyebilir: Tamam ben sana reklam veriyorum ama beni bu sayıda eleştirme. Bu tarz tartışmalı süreçler olabiliyor. Ben özellikle sağlık konusunda reklam almayı hiç düşünmedim. Diyelim ki oksijen ölçer reklamı aldım. Okurlarımdan birinin aldığı alet bozuk çıkarsa kendimi sorumlu hissederim. Gazetecilikte biraz tartışmalı konular gerçekten, ama sektör oraya doğru gidiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Şu anda reklamı gazetecilikle ayırmaya yönelik çalışmalar yapan video odaklı şirketler var; 140 Journos, Fayn, Ilgaz’ın Scrolli’si gibi. Bu insanlar reklam ve sponsorluklar için şirketlerine reklam tarafı kuruyorlar. Ne gibi? Kurgu, video, kamera hizmeti vs. Tabii oradan gelen gelir medya içeriğini de döndürüyor. Reklamı, reklam klasmanında tutmak gazeteciliğe karıştırmaktan bence daha etik. Ama tabii ki ben de ileride çalışamaz veya iş bulamazsam Hafıza Kartı’na sponsor bulmaya çalışabilirim. Fakat bu da başlı başına bir iş. Tek tek gidiyorsunuz, firmaları bağlıyorsunuz, her hafta reklam verecek birini buluyorunuz. Hem gazetecilik faaliyetlerinin kendisi hem de sponsor bulma faaliyetiyle beraber yürütmek kolay değil. O yüzden ortaklıklar yapılabilir. Mesela biri gazetecilik kısmında, ortağı ise para bulma kısmında gibi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3508 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg.jpg" alt="" width="1140" height="570" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-600x300.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-768x384.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-800x400.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-1024x512.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg.jpg 1140w" sizes="(max-width: 1140px) 100vw, 1140px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Globalde yapay zekânın bir haber içeriği platformu geliştirmesi bekleniyor. Siz haberlerinizi yazarken bu tür yapay zekâ destekli uygulamalardan faydalanıyor musunuz? Yoksa sadece görsel oluşturma konusunda mı yardım alıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Evet görsel oluşturmada yapay zekâdan çok yararlanıyorum. Onun dışında genellikle arama motoru olarak ChatGPT’yi sıklıkla kullanıyorum. Google deryasında gezinip aradığın şeyi bulabilmek zor. Dijitalde de hızlı olmak zorundasınız, yapay zekâ sizi hızlandırabilecek bir araç. Örneğin bir bilim haberi yazarken içerisinde “hominin” diye bir kelime geçiyor. Ne demek olduğunu içgüdüsel olarak biliyorum ama nasıl dile getireceğim konusunda sıkıntı yaşadığımda Google’a giriyorum. Wikipedia, Evrim Ağacı birçok sitede bazı tanımlar oluyor ama bana karmaşık geliyor. Yazılarımın storyteling’e uyması da bu yüzden aslında. Ben bilim kökenli olmadığımdan, okura anlaşılabilir verebilmem için önce benim anlamam lazım. Çünkü aslında bir noktada benim okurdan farkım yok. Tabii ki belli açılardan var. Ama bir noktada ben de okur kadar mesafeliyim o alana. O yüzden kendi anlayabileceğim dilden anlatmaya çok özen gösteriyorum. Teknoloji alanında da terimler karmaşık olabiliyor; blok zinciri, kripto terimleri gibi… İlgili konuda üniversitede ders alan öğrenciler o tanımı anlayabilir ama bilmeyen okura da anlaşılır bir şekilde verebilmek çok önemli. Böyle olunca CharGPT işime çok yarıyor. Çünkü üslup özelliği var ve basitçe anlat derseniz anlaşılır bir şekilde veriyor bilgiyi. Tabii teyit etmek çok önemli çünkü bazen yanlış bilgiler de verebiliyor. En çok yararlandığım nokta bu. İşlerimi oldukça hızlandırıyor. Haber kanallarının yapay zekâyı entegre etmeleri konusuna gelecek olursak, bu gibi denemelere ben olumsuz bakmıyorum. Otomatize edilebilecek şeyler edilmeli. Gerisi hükümetlere kalmış, yapay zekânın yeteneği belli otomasyon. İstihdamı çözmek medya patronlarının ve hükümetin işi. Ben şu açıdan yaralı görüyorum: Medya dünyada ve Türkiye’de bir sıkışıklık içerisinde. Çünkü dijitale geçiş yanlış yorumlandı, düzgün bir gelir modeli oluşturulamadı. Medya patronları dijitale geçerken reklam alanının genişleyeceğini düşünüp sermaye olarak gördüler. Ne kadar tıklanma gelirse o kadar para getirecek gibi. Böyle yorumladıkları için de basılı gazetelerdeki gibi geniş bir çalışan kadrosuna ihtiyaç duymadılar ve sektörde bir daralma oldu. Eskiden okura iyi bilgi vermezseniz okur sizin gazetenizi almazdı. Şimdilerde ise medya patronları okurları tık olarak gösteriyor ve artık okura karşı sorumlu değiliz, reklam verene karşı sorumluyuz gibi bir yapı oluşuyor. Reklamcılığın iç içe geçmesi, gazeteciliği ele geçirmesi de biraz böyle başlıyor. Mesela geçenlerde Google algoritmaları düzenledi ve bu yönde habercilik yapan siteler çöktüler. Bir milyonlardan yüz binlere düştü tıkları. Bu onlar için ciddi bir gelir kaybı demek. Ne yazık ki meslektaşlarım için de çok kötü bir tablo. Ama büyük tabloya bakınca, bana son tahlilde olumlu geliyor. Çünkü bunun değişmesi lazım. Google’dan gelecek reklama bel bağlayıp okuru tık olarak gördüğünüzde kopyala-yapıştır haber yapıyorsunuz. Son dakika haberlerini girelim, sitemizde bütün haberler olsun derken bu işler yeni mezun çocuklara yüklenmeye başladı. Diyor ki: Sen bütün gün ajanslardan düşen haberleri dakika dakika kopyala-yapıştır, elli tane haber gir.</p>
<p>O çocuk işin gazetecilik kısmını öğrenemiyor, uzmanlık imkânı yakalayamıyor. Ne yazık ki medyada böyle bir kadro oluşuyor. Bunun gazetecilikle ilintili bir yanı yok.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üzerine çok ciddi bir ucuz iş gücü oluşuyor. İşte bu ucuz iş gücünün otomasyona bağlanması lazım. Öğrendikleri bir şey yok, tutunabildikleri bir şey de. Birde üstüne ucuza çalışıyorlar böyle bir istihdam olmasa da olur diye düşünüyorum. Yapay zekâ henüz bu açıdan pek gelişmiş olmasa da gelecekte böyle bir yapıya bürünebilir ama her zaman bir teyit mekanizmasına ihtiyaç duyulacak. Ben bu insanların teyit mekanizması olarak çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bilgiye erişimin kolaylaşması bir avantaj, bu da hızlı haber çıkmayı kolaylaştırıyor. Bunun üzerine koyulabilecek şey, gazetecilerin istihdam edilmesi ve “Tamam bugün 50 haber girdim yeter”den ziyade “Bugün ne yaptım? Ortaya ne çıkardım? Ne koydum? Ne karşılık aldım? Orijinal ne yaptım?” gibi sorgulamaların güçlenmesi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3506 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Yapay zekâ araçlarının haber üretim sistemine girmesi ve açık kaynaklardan yararlanıyor olması bir takım problemleri doğurdu. Geçtiğimiz dönemde ChatGPT ile </b><b>New York Times telif hakları üzerine davalık oldular. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Telif hakkı sorunları çıkacak mı ortaya?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Tabii çıkar. Dijital medyada daha önce de bahsettiğimiz gibi bir gelir modeli sorunu var. Bazı şirketler OpenAI ile yapılan telif anlaşmalarını bir çeşit gelir modeli olarak görmeye başladı. Bu da aslında medya açısından sürdürebilir değil. Çünkü bir sonu var. New York Times telif sözleşmesi imzalamak yerine mahkemelik olmayı tercih etti. Abonelik sistemleri var biliyorsunuz, daha okur odaklı gelir modeli benimsemiş bir şirket. Böyle olunca içeriklerinin ortaya saçılması onlar için olumlu bir şey değil. Okur aynı içeriğe ChatGPT’den ulaşabildiğinde öbür taraftaki abonelik modeli boşa düşüyor. Yapay zekâyı da abonelik temelli gelir modellerine yönelik bir tehdit olarak görüyorlar. Fakat bu durum gelir modeli abonelik sistemine dayanmayan diğer gazeteler tarafından da bir fırsat olarak görüldü ve hemen telif sözleşmeleri imzalamaya başladılar. Rupert Murdoch’un News Corporation şirketi çok ciddi bir paraya telif sözleşmesi imzaladı. Yeni oluşan telif pazarındaki en büyük payı yine büyük şirketler alıyor. Beraberinde gelir eşitsizliği durumu söz konusu oluyor. Şimdi burada bağımsız bir yayıncı için Google, algoritmalar ile fişini çekmiş, okunurluğunu düşürmüş, ChatGPT de büyük payı Rupert Murdoch krallığına vermiş. “Sana bir milyon verecek halim yok, al on bin dolar” diyor. Böyle olunca bağımsız yayıncı açısından yine bir gelir eşitsizliği doğuyor.</p>
<p>Açık kaynak meselesinde de OpenAI bu telif sözleşmelerini imzalamak zorunda. Bazı analistler yapay zekâ eğitim sektörünün ciddi bir krize doğru yaklaştığını söylüyor. Çünkü internette bulunabilecek kaliteli veri kullanımının sonuna geldiler. Hatta bir araştırma 2028’de yapay zekâyı beslemek için kullanılan kaliteli veri setinin tamamen tükeneceğini iddia ediyordu. Böyle olunca da tabii bir kriz doğuyor. Yapay zekâyı bundan sonra nasıl ilerleteceğiz, nasıl geliştireceğiz? Çünkü onu besleyeceğimiz kaliteli veri tükeniyor. Bu yüzden de sentetik veri dediğimiz bir çalışma alanı oluştu. Nedir bu sentetik veri? Kısaca, yapay zekânın kendi eğitimi için kendisine veri üretmesi ve diğer modellerin yapay zekâ üretimi verilerle beslenerek ilerletilmesi diye tanımlayabiliriz. OpenAI bununla ilgili olarak direkt sentetik veri üretmeye yönelik bir model geliştirdi. “Strawberry” diye biliniyor. 2024 sonunda iki yüz dolar gibi fahiş bir fiyata abonelik paketi ile sürdüler. Bunu yeni gelecek açık kaynak veri tüketen ChatGPT’leri geliştirmek üzere eğitim verisi olması için ürettiler. Özel teknoloji haberleri yayımlanan bir sitede, OpenAI’ın &#8211; “Orion O4” adında olması lazım-, Strawberry ile besledikleri yeni bir modelin piyasaya sürüleceği haberi vardı. Bu model beklentiyi karşılayamadı diye sızıntı bir bilgi var. Strawberry yani sentetik veri ile eğittikleri model şu anda kullandığımız ChatGPT 4’ten hallice imiş.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu yüzden OpenAI “Temeller Birimi” diye bir birim kurmuş. Şirket gelecek dönemlerde bu sentetik veri olayına odaklanacak. Onun dışında sektörde eğitim verisi bulma sıkıntısı yaşanacak gibi duruyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3509 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm.jpg" alt="" width="1600" height="2184" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-200x273.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-220x300.jpg 220w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-400x546.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-600x819.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-750x1024.jpg 750w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-768x1048.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-800x1092.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1125x1536.jpg 1125w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1200x1638.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1500x2048.jpg 1500w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki son olarak da şunu soralım. Gelecekte geliştirmeyi düşündüğünüz bir proje var mı? Hafıza Kartı gibi başka nitelikli bir alanda da sizi görecek miyiz?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Böyle bir gazetecilik çok yoğun bir faaliyet gerçekten. Tabii ki bu alanda kendimi daha da geliştirmek istiyorum. Daha dişe dokunur işler yapmak istiyorum. Türkiye’de teknoloji alanında eksiklikler var. Çünkü mevcut teknoloji ekosistemi çok siyasi angajmanlı. Birçok şirket de öyle. Ama yurt dışında böyle değil, teknoloji alanında çok güzel araştırmacı gazetecilik işleri oluyor. Türkiye’de yurt dışına nazaran pek olmasa da ifşaat dediğimiz kültür de çok yaygın. Yani ne oluyor? Bir gün Facebook’tan biri çıkıyor “Ben ifşa ediyorum” diyor. Diğer bir gün OpenAI’dan biri yapıyor, belgeleri sızdırıyor, hemen teknoloji gazetecileri bir araya geliyor ve bir konsorsiyum kuruyorlar. O belgeleri tek tek inceleyip, skandalları haberleştiriyorlar. Tabii böyle özendiğim çok şey var. Ben de gazeteciliğe dair bu tür haberler yapmayı çok isterim.</p>
<p>Yurt dışına gitme gibi bir niyetim de yok bu arada çünkü ana dilimi çok seviyorum, kendi okurumu çok seviyorum. O yüzden yurt dışında olan tartışmaları buraya taşımak ya da Türkiye’de BTK ile ilgili skandal, veri sızıntıları olduğu zaman bu konulara dahil olup yazmak istiyorum. Gazetecilik dışında her zaman en büyük hayalim kurmaca bir kitap yazmaktı. Yaşım daha fazla geçmeden onu denemek istiyorum. Belki vakit bulabilirsem bu alandan tamamen bağımsız bir işe girişebilirim, tabii Hafıza Kartı’nı devam ettirmek öncelikli hedefim. Ve bir yandan işimi yapmak yani. Çok büyük hedefler güzel ama sürdürülebilirliğe gerçekten çok dikkat etmek gerekiyor…</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Çağla Hanım umarım hayallerinizi gerçekleştirirsiniz, geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir sohbetti. Çok teşekkür ederiz.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Ben teşekkür ederim.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3503 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<h1></h1>
<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;"> </span></em></span></span></h1>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/">Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</title>
		<link>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 10:12:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Can Öz]]></category>
		<category><![CDATA[Sam Altman]]></category>
		<category><![CDATA[Socrates Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Alan]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[YeniMedya451]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ hayatın her alanında tıpkı bir altyapı teknolojisi gibi hızla yayılıyor; medya, hukuk, eğitim ve iş dünyasında köklü değişimler yaratıyor. Can Yayınları YK Başkanı &amp; Socrates Dergi Genel Müdürü Can Öz ve Gazeteci-Yazar Ümit Alan ile yapay zekânın işleyişinden etik tartışmalarına, yaratması muhtemel fırsatlardan risklere kadar pek çok konuyu ele aldık. Teknolojinin kontrolü bizde  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/">Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Yapay zekâ hayatın her alanında tıpkı bir altyapı teknolojisi gibi hızla yayılıyor; medya, hukuk, eğitim ve iş dünyasında köklü değişimler yaratıyor. Can Yayınları YK Başkanı &amp; Socrates Dergi Genel Müdürü Can Öz ve Gazeteci-Yazar Ümit Alan ile yapay zekânın işleyişinden etik tartışmalarına, yaratması muhtemel fırsatlardan risklere kadar pek çok konuyu ele aldık. Teknolojinin kontrolü bizde mi, yoksa biz mi ona teslim oluyoruz? Algoritmalar nasıl öğreniyor, nasıl karar veriyor? İş dünyası ve eğitim nasıl dönüşecek? Yapay zekânın hayatımıza etkilerini derinlemesine konuştuğumuz bu söyleşide, yapay zekânın geleceğine dair önemli soruların yanıtlarını arıyoruz.</span></span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3418" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>Bugün yapay zekâ üzerine konuşmak istiyoruz. Öncelikle aklıma kazınan, Cem Say hocanın önermesiyle söyleşiye başlamak istiyorum. Yapay zekâyı bir altyapı teknolojisi olarak tıpkı bir elektrik gibi bir yerde konumlandırıyordu. Bu sürekli sizin de tekrarladığınız bir önerme olarak karşımıza çıkıyor. Bu kısmı açarak başlasak, gündelik hayatın içinde yapay zekâyı nasıl konumlandırıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Can Öz:</i></b> Öncelikle çok teşekkür ederim davetiniz için. Çok tatlı bir topluluksunuz. Şimdi izleyenler kameranın arka tarafındaki kalabalığı, gülümseyen suratları maalesef görmüyor. Çok teşekkürler davetiniz ve bu güzel etkinlik için. Bizim aslında yapay zekâya dair bir uzmanlığımız yok. Ama “Yeni Medya 451” adlı podcastte içerik üretirken, yapay zekânın gündemini yakından takip ediyoruz. Dolayısıyla size aslında yapay zekâ üzerine edindiğimiz tecrübelerimizden yola çıkarak bir şey anlatamayacağımızı net olarak söylemek isterim.</p>
<p>Ama tabii ki iyi gelişmeleri takip ettiğimiz için üzerine sohbet edebiliriz. Bu notu düştükten sonra pası atayım sana Ümit.</p>
<p><b><i>Ümit Alan:</i></b> Şimdi yapay zekâ hakikaten hem elektrik gibi hem internet gibi bir altyapı teknolojisi. Olaylar oraya doğru gidiyor zaten. Şu anda adına yapay zekâ diyoruz ama Sam Altman’ın bir blog yazısı vardı. “Zekâ çağı” demişti. Direkt “yapay” kısmını atmış. Ama “Yapay kısmının atılması aşamalarına karşı uyanık olmalıyız. Çünkü sorumluluktan kaçmakla aynı anlama gelir.” diyerek yorumlamıştım ben bu olayı yazımda.</p>
<p>Mesela en son Mark Zuckerberg çıktı dedi ki “Artık topluluk notlarına emanet ediyorum içeriği, kaldırıyorum doğrulama programını.” Ama kullandığımız her şeyin içerisinde yapay zekânın olacağı bir yere doğru gidiyoruz. Şu anda bile var aslında. Sadece biz üretken yapay zekâ perspektifinden baktığımız için bize her yerde değilmiş gibi geliyor. Geçenlerde bir toplantının ortasında telefonum deli gibi bildirim göndermeye başladı. Bir baktım, evdeki buzdolabı mesaj atıyor, “Soğutucunun kapağı açık kaldı” diye bildirim geliyor sürekli. Hemen evi aradım. Evde de yedi yaşında kızım var. Meğer bizimkisi Kinder Sürpriz araklarken anneannesinden gizlice, kapağı kapatmayı unutmuş. Aslında bu da bir yapay zekâ örneği. Nesnelerin interneti.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bunu normal bir şey gibi konuşuyoruz. Şimdi mesela yirmi sene önceki bir insanın izlediğini düşün. Bir yerdeydim ve buzdolabımdan bana mesaj geldi. O kadar sürreal ki bir taraftan. Ama bu sürrealliklere de alışıyoruz işte. Yapay dediğin kısım da aslında bunun parçası. Yapay zekâ ile çalışan bir araba kaza yaptığında o kazanın sorumlusu kim? Önemli bir soru.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>“Sigorta şirketi para verecek mi?” falan gibi mevzuatlar olduğu gibi; diğer yandan bize bunu kabul ettirmek için de insanlaştırmaya çalışıyorlar yapay zekâyı zaten. Yapay zekânın yaptığı hatalara halüsinasyon deniyor. Hata o. Halüsinasyon sözcüğü özel olarak seçilmiş. Çünkü halüsinasyon dediğiniz şey insana özgü bir yanılsama. Dolayısıyla kötü niyet barındırmadan, yapay zekânın yapmış olduğu bir hata bu ve bunu insanlaştırmaya çalışıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Sam Altman’ın da yapmaya çalıştığı aslında bu. Yani insan gibi görmemiz ve kabul etmemizi sağlamaya çalışıyorlar. Tabii bu bir taraftan çok da tehlikeli.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çok doğru bir yerden bağladın olayı. Yani biz interneti bizim yaşamımızda gördük. İnternet icat edildiğinde ve kullanılmaya başladığında on yedi yaşındaydım. Algımızın en açık olduğu çağda. Ama şu geçişi gördük. Biz internete sadece masaya oturduğumuz zaman bağlanıyorduk. Masadan kalktığımız zaman offline oluyorduk tekrardan. Ama sonra bir anda yirmi dört saat internete bağlı hale geldik. Anlayamadık bile o geçişi. Şu an çok normal geliyor bize. Aynı yapay zekâda da o süreci yaşadık, yaşıyoruz. Birkaç sene sonra belki yapay lafı bile kalkacak.</p>
<p><b><i>C.Ö: </i></b>Sen bu sözün veya bu fikrin sahibini hatırlıyor musun? “İnsanın on beş yaşına kadar karşılaştığı şeyler aslında hayatın doğal parçasıdır. Dolayısıyla onlarla yetişirler. On beş, otuz beş yaş arası karşılaştığı şeyler devrim niteliğinde yeniliklerdir, bunlara adapte olurlar ve bunlar üzerinden bir kariyer üretebilirler. Otuz beş yaşından sonra karşılaştığı yenilikler ise kesinlikle gerçekleşmemesi gereken alışkanlıkları, hayatı, düzeni bozan günah sayılabilecek korkunç şeylerdir.”</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Galiba alanlar değiştikçe buna bakış açımız da değişiyor. Alanlar arası zaten çok geçişkenlik var. Ama zekâ demek veya yapay zekâ demek; edebiyat alanına girildiğinde başka bir şey, bilgisayar alanına girildiğinde başka bir şey. Sanırım felsefi olarak da bir problem ortaya çıkıyor.</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çocuk büyüten insanlar aslında o ayrımı daha iyi yapabilir. Murat Gülsoy’un söylediği ayrımı. Geçen sene bir veli toplantısına gittim. Öğretmeni dedi ki benim kızım hakkında; “Çocuk çok değişik bir Türkçe kullanıyor.” Yani bu kuşağın, jenerasyonunun kullanmadığı kelimeleri kullanıyor. Onlarla, yani ne bileyim “Mütemadiyen” falan diyormuş. Çünkü ben evde öyle konuşuyorum onunla. Ona okuduğum kitaplar öyle. Çocuğun zekâsı onu öğrenerek gelişmiş. Aslında yapay zekânın öğrenmesinden çok farklı olarak&#8230;</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Peki ne diyor öğretmen buna yani? Bu<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>bir problem olarak mı görüyor?</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Yok bunu üstünlük olarak söylüyor. “Çok fazla kelimesi var bu çocuğun” diyor. Yani sınıftaki diğer çocuklardan çok daha fazla kelimeyle konuşuyor. “Bunu nasıl yaptınız?” dedi. Ben de “konuştuk, kitap okuduk” dedim. Büyüdüğü evle, öğrendiği ortamla çok alâkalı bir durum bu. Bu da Murat Hoca’nın yapay zekâ tezini destekleyen bir şey.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3417 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451.jpeg" alt="" width="640" height="640" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-66x66.jpeg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-150x150.jpeg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-200x200.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-300x300.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-400x400.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-600x600.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451.jpeg 640w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Murat Hoca da demişti. Psikologlar kendilerini tedavi edemezler. Kendi sektörüne dair insanların koyduğu yorumlar, biraz daha şüpheyle yaklaşılması gereken şeyler bence.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Çünkü iş ister istemez oraya doğru gidiyor. Margaret Atwood da benzer bir şey söylüyor mesela. Ahlak konusuna gidiyor iş. Etik değerler acaba sahiplenebilecek mi? Eninde sonunda işin bağlandığı bir tane tartışma var: “Yapay zekânın her şeyi yapabilen, insanla aynen davranabilen, insanla aynı reaksiyonları verebilen ve insandan çok daha hızlı düşünebilen hali insan mıdır?” Cevapsız. Yani eğer zekâyı, duyguları, davranışları hepsini simüle edebiliyorsanız bu “insan mıdır, değil midir?” sorusunun cevabı aslında teknolojik bir soru değil bence. Dini bir soru bu. Çünkü sonuçta biz insanın davranışlarının simülasyon olup olmadığını bile bilmiyoruz ama yorumlayabiliyoruz. İş ister istemez ruh tartışmasına doğru gidiyor. Bu konu ilerledikçe, yapay zekâlar geliştikçe, şeyi eminim çok göreceğiz. Hani “bunlar insanlar gibi davranamıyor, bunlar aptal, bunlar tehlikeliden çok bunların ruhu yok, o yüzden güvenemeyiz” iddialarını çok göreceğimizi düşünüyorum. Yani çok dini bir yere gideceğini düşünüyorum konunun. Daha teolojik tartışmaya gidileceğini düşünüyorum.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hipergerçeklik çağında yaşıyoruz. İnsanlar da duygular da aşırılıklar içeriyor. Medya araçları, görsel, işitsel duyguların hepsini yakalıyor bir şekilde ve aşırı hassas bir yere çekiyor. Diğer taraftan yapay zekânın bir duygu üretmemesi neden problem olsun gibi bir yere gidiyor konu.</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Biz hep yapay zekânın yapaylığından bahsediyoruz da Instagram’a girip baktınız mı? Hayattaki ne kadar çok şeyin yapay olduğunu, insanların davranışlarının, alışkanlıklarının ne kadar çevreden kopyalanarak öğrenilmiş olduğunu görüyor muyuz? Mesela çok basit tartışmalar içinde yetişen topluluklar; “Alfa mı, beta mı?” falan gibi aptal aptal tartışmalarda. Ne kadar geniş bir spektrum. İşte iyi mi, kötü mü? İşte “efendi mi, piç mi?” Hep aynı tartışmalar. İkilemle herhangi bir tartışmanın içinden çıkmamız mümkün mü? İnsanlık tarihi boyunca aydınlatamadığımız derinlikte bir karakterden bahsediyoruz biz. Ama bu ilkel dikotomi; bütün tartışmaları, toplumun vardığı işte o yapay entelektüel birikimi oluşturmaya başlıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Biz yapayız zaten abi. Hepimiz yapayız. Yani kim oluyoruz? Ama kim oluyoruz yani? Hakikaten insanlık olarak biz hepimiz çok otantiğiz, özgünüz de işte yapay zekâ, yapay olduğu için bizim gibi olmayacak gibi bir suçlamayla veyahut da ayrıştırmayla onu tanımlayabiliyoruz. Ama bu dediğim gibi çok felsefi bir tartışma ve tartışmaların büyük çoğunluğunda olduğu gibi konu bir noktaya gelecek ve tıkanacak herhalde.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3420 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1.png" alt="" width="444" height="333" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1.png 2133w" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" /></p>
<p><b><i>Deniz Benzer:</i></b> <b>Bugünkü yapay zekâ ile olan iletişimimize, özellikle bu dil modelleri ile olan iletişimimize baktığımızda kimisi burada komut girmek olarak bahsediyor, kimisi promptlardan bahsediyor. Aradaki etkileşim biçimini bu ifadeler sizce etkiliyor mu? Biz makineye karşı aktif bir yerde miyiz edilgen bir yerde mi?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Yani başlangıcında promptun çok önemli olduğu söylendi. Komut dediğimiz şey birazcık bilgisayar programlama diliyle ilgili bir şeydi. Onun için bir teknik birikim, bir eğitim gerekiyordu. Mesela ben herhangi bir programlama dili bilmiyorum. O tarz bir komut veremezdim. Ama internet arayüzleriyle birlikte onu kullanabilen insanlar arasına girdim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Fakat yapay zekâ geldiğinde dendi ki prompt mühendisliği çok önemli bir meslek olacak. İşte ben de yazı yazmıştım. Bilmem kaç bin dolar maaşla eleman arıyorlar, bulamıyorlar diye. Fakat şu anda o heyecan çok sönümlendi. Geçen gün ben yanlışlıkla entera bastım. Yani bir konu hakkında bir şey soracaktım ChatGPT’ye. Sadece konunun kendisini yazdım. Bana şey diye sordu hemen: “Bunu bir podcast içeriği için mi istiyorsun? Yoksa köşe yazısıyla ilgili bir şey için mi istiyorsun?” diye. Çünkü benim kullanımımdan öğrenerek artık, beni o kadar benimsemiş ki, benim herhangi bir şeyin devamını unutmam durumunda tamamlıyor. Çünkü ben diyorum ki “Şu konuda bir köşe yazısı yazacağım. Bana nasıl bir şey tavsiye edersin?” diye soruyorum bazen. Bazen de kendi notlarımı Word dosyasına yüklüyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Mesela iki yüz sayfa notum oluyor. İki yüz sayfa notu oraya yüklüyorum. Kendi aldığım notları. Bu notları bana derleyip toplar mısın diyorum. Bence prompt işi artık mühendislik olayından çıkmış. Beni tanıyor. Benim ne isteyeceğimi biliyor. Kişiselleştiriyor olayı. O yüzden istem mühendisliği olayı muhakkak çok profesyonel işler de olacaktır. İşte görsel üretmekle ilgili, video kurgusuyla ilgili ama o da yavaş yavaş gidiyor. Doğal insan diline geçecekler. Çünkü bunlar bir dil modeli ve öğreniyorlar. Dil de gelişiyor.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Ama bu prompt mühendisliği işi bitmez canım. Sonuçta komutla prompt arasındaki temel fark şu ya mesela; bir milyar düğme var diyelim. Bir tanesine basmak komut.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ona bastığında her zaman aynı sonucu alırsın. Herkes basabilir. Prompt dediğin bir milyar düğmeden, hiç kimsenin daha önce basmadığı birkaç düğmeye aynı anda basarak başka bir iş çıkartma hikâyesi ya. Dolayısıyla o zaten yaratıcı insanlar için. Bu eğitimi alan insanlar için. Her zaman hiç hayal edilemeyen seçenekler yaratacak bir şey. Sonsuz bir dünya. O birazcık sanırım hafızaya da bağlı. Karşımızdaki makinenin hafızası da bence bizim ilişkimizi etkiliyor. Hani burada o bağlam penceresi diyorlardı ya ChatGPT için. Bir noktadan sonra hafıza kaybı yaşıyor gibi. O hatırladıkça bizi, biz onu tanıdıkça ve bildikçe bizim de ona karşı belki istemlerimiz ve komutlarımız değişecek.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Kişiselleştirme ayarları kapatılabiliyor isterseniz. Hafızayı kapatma seçeneği var ChatGPT’de. Ben insanlara kapatmasını önerdim, kapatın bunu dedim. Yapay zekâ çok acayip şeyler öğreniyor hakkınızda. Ama kendim kullanırken kapatmıyorum test etmek için. Geçenlerde “Ümit Alan kimdir?” diye sordum, kendimi. O kadar özel şeyler söyledi ki. İşte arada bir bilgisayarı kızı Leyla kullanmaktadır. Leyla, Harry Potter’ı çok sever. Arada bir onun bilgisayarını kullanır. Ümit şöyle yapar. Sonra şey diye sordum: “Bunları başkalarına söylemiyorsun değil mi?” dedim yani. Başkası “Ümit Alan kimdir?” diye sorunca. “Hayır sadece aramızda” yazmış yani. O hafıza oraları rahatlatmaya çalışıyor falan ama duruyor orada yani. O yüzden birçok kişiye diyorum ki bunun kişiselleştirme ayarlarını kapatın. Kendim şu anda teslim olmuş durumdayım ve hafıza ile korkutucu bir ilişkisi var.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3421 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748.png" alt="" width="284" height="440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-194x300.png 194w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-200x310.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-400x619.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-600x929.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-661x1024.png 661w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748.png 717w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" /></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Google’ın neler öğrendiği sizinle ilgili. 2011 falan.</p>
<p>O civarda olması lazım. O da inanılmaz bir konuşma. Şeyi anlatıyordu. Yani Google’ın, ki bu bilgi daha yeniydi bizde, Google’ın işte bir noktada kadınların hamile olduğunu anladığı. Çünkü birtakım kadınlara, hamilelik ile ilgili birtakım reklamlar gitmeye başlıyor. Sonra işte öfkeyle arıyorlar: “Hamile değiliz. Hamilelik yok. Bu ne? Ne yapıyorsunuz siz?” falan diye. Sonra hamile olduğunu öğrenen bir insan çıkıyor. Yani Google bu insanlar kendileri hamile olduğunu öğrenmeden önce onlara hamile reklamı basmaya başlıyor. Şimdi buradan tabi devasa komplo teorileri çıkıyor. İşte birtakım şeyler. Ama işin aslı öğrenen algoritma; hamile olan insanların kendileri bunu öğrenmeden bile değişen davranış kalıplarının, o ürünlerle ilişkili olduğunu tespit etmiş. Aynı davranışı gösterenlere de aynı ürünleri gösteriyor. Ortalık birbirine girmişti. Baba deliriyordu. Arayıp “Siz benim kızıma hamile muamelesi mi yapıyorsunuz?” falan diyordu. Sonra da kızın hamile olduğu ortaya çıkıyordu. Bunun gibi bir sürü vaka ortaya çıkıyordu sonra. Bütün bu sistemler zaten aslında bizim davranışlarımızı öğrenerek gelişen sistemler. Biz hep yapay zekâya çok yeni bir tartışmaymış gibi bakıyoruz. Yapay zekâ dediğimiz şeyin zaten kullanan algoritmaların birazcık daha gelişmiş hali olduğunu bilmek lazım.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Üretken yapay zekâ dediğin de yeni bir şey değil aslında. Yani hani birtakım fotoğrafları alıp görselleri montajlamak veyahut bir metinden çıkarım yapması, learning modeller falan, bunların hiçbiri yeni değil. Tabii kamuya açıldığı için gelişme hızı arttı. Moore’un modeli donanımlarda olduğu gibi yazılımlarda da geçerli aslında. Ama önünde sonunda bir süreklilik arz eden bir süreç. Biz bir dönemi böyle çerçeveleyip ayrıştırdık ve her şeyi onunla ilişkili tanımlıyoruz. Oysaki bütün hikâye zaten başından beri böyle dönüyor. Yani biz, yapay zekâdan bağımsız olarak yıllardır bunu konuşmuyor muyuz? Hani “Biz iki tane telefon konuşması yaptık, bunun reklamları geldi bana” falan diye.</p>
<p><b><i>Ozan Günel:</i></b> <b>Geçen sene Umut Hoca’yla verdiğimiz dersler sonucunda başka öğrencilerin de verilerini havuzda görmeye başladık. Acaba bizim oradan çıkan verilerimiz ile topluma dair bir şey söyleyebilir miyiz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Yapay zekâların herhangi birisine gidip mesela şey yazın: “Saat 9’a 5 kala görünen bir saatle bana bir video yap, fotoğraf yap” deyin. 10’u 10 geçe çıkar. “Saat 6’yı 35 geçeyi gösteren bir saatten bana yirmi tane aynı ekranda göster” deyin. Stable Diffusion’a falan girip deneyebilirsiniz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bütün saatler 10’u 10 geçe çıkar. Girin “Sol elle resim yapan bir ressam yapın” deyin. Sağ elle çıkar. Çünkü kullandığı verinin büyük çoğunluğu bu tip görsellerden oluşuyor. Bilmiyor herif. Yani reklam olarak da tanıtım olarak da insana satın almayı en kolay tetikleten, en seksi görüntü akreple yelkovanın böyle konumlanması olduğu için, internette bulduğunuz saatlerin %95’inden fazlası 10’u 10 geçe görünüyor. Dolayısıyla yapay zekâ bütün saatleri zaten saat 10’u 10 geçe gibi tanıyor. Ama bunlar zamanla tabii ki düzelecek şeyler. Şu an internetteki ortalamanın ürünü bu ve karşılarına çıkan en büyük sıkıntı da bu. Yani internette gördüğümüz şeylerle, internetteki ortalamayla, internetteki bu tüketim kültürünün ürünü diyebiliriz yapay zekâ üretimi için. Ama bugünün kültürünün ürünü olan içeriklerden, insanlık kültürüne cevap veren bir birikim tanımlamaya çalışıyorlar yapay zekâya. Tabii çok kafa karıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3422 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam.jpg" alt="" width="505" height="505" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam.jpg 1024w" sizes="(max-width: 505px) 100vw, 505px" /></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Şu an o konuda bir kriz de yaşıyor zaten. Öğrenebileceği veri tükenmek üzere. Hatta tükendi gibi internette ve artık yapay veriyle, yani makineyle üretilen veriyle öğrenmeye çalışıyor yapay zekâ. Daha da kötüleşmeye başlıyor. Yani insanların, kalabalıkların bilgeliği diye bir şey vardır ya. İnsanlardan aldığı veri ne kadar kötü de olsa ne kadar kirli de olsa ne kadar manipülasyona açık da olsa, aslında daha sağlıklı veri. O bittiği zaman yaşanacak kriz, yapay zekânın toplumun bir yansıması olacağını da gösteriyor bize.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Hep aynı tartışma aslında vardığımız yer yine. Yani birçok farklı alanda tartışıyoruz ama eninde sonunda tartıştığımız şey şu ya; “Bizim lehimize mi olacak babacım bu, aleyhimize mi olacak?”</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Peki bu yapay zekânın veri tüketim sürecinin neyi lehimize, neyi aleyhimize olacak?</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> İşin tıkandığı nokta bence o. Mesela yapay zekâdan korkulan, en çok gösterilen, en popüler örneklerden bir tanesi Skynet’tir ya. Bu çok zekileşip bağımsız olursa bize zarar verir. Böyle bir sürü hikâye var. Hep böyle yapay zekâ dediğimiz şey, bizden bağımsız olarak gelişecek ve bize rağmen gelişecek. Bir yere varacak. Bizim edilgen olduğumuz bir hikâye olacak. Hikâye gibi tartışıyoruz. İyi mi olacak, kötü mü olacak? Başımıza ne gelecek diye. Oysaki korkunç olan şey zaten bunu kullanacak olan insanlar. Yani bizim bu çağda karşılaştırdığımızda elektrik tartışması da işin içine giriyor. Bir taraftan elektrik, evet. Birçok savaşı da tetikledi. Birçok krizi de tetikledi dünyada. Birçok şeyi değiştirdi. Ama diğer yandan da uygarlaştırdı dünyayı. Bir yüzyıl önceye göre daha az insan ölüyor. Daha az insanın hakkına giriliyor. Ama şimdi insanlık o kadar kötü oldu ki. Bu insanlığın eline ne kadar daha gelişmiş enstrüman verirsen, daha kötü bir yere varacaksınız.</p>
<p>O yüzden yapay zekâ ile ilgili sorulması gereken soru “Yapay zekâ bağımsız olup, kendi başına o düğmeye basar mı?” sorusundan çok “Zaten bu gelişen olağanüstü, gelişmiş, güçlü teknolojiye sahip olan insanlar, dünyayı daha ne kadar kendi bireysel çıkarları için kullanıp dünyanın geri kalanını esir edecekler?” Ama yapay zekâ olmasa da bu oluyor zaten. Yani bizim yapay zekâ ile ilgili tartıştığımız şeylerin çoğu aslında insanlıkla ilgili. İnsanlığın aldığı kararlarla ilgili.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Orada da aslında internetin gelişim çizgisini referans alabiliriz. Yapay zekânın gittiği ve tıkandığı yön konusunda. Tim Berners’ı işte. Bu http protokolünün mucidi olan, internetin vaftiz babalarından biri. Onun hayal kırıklığı her şeyi gösteriyor. Biz interneti tamamıyla merkezileşmeden uzaklaşmak için icat etmiştik. Internet fikri zaten soğuk savaş sırasında Amerika’da merkezlerin dağıtılması fikri üzerinden doğmuş bir şey. Çünkü eğer Rusya bir veri merkezine,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>bir iletişim merkezine nükleer saldırı yaparsa bütün sistem çökecek. O yüzden bizim bunu dağıtmamız lazım diyerek interneti icat etmişler. Merkezi dağıtmak. Bir askeri güvenlik teknolojisi aslında. Bu http protokolü internette, bu merkezleri dağıtma fikri üzerine kuruluyor. Fakat bugün geldiği nokta tamamıyla; herkes Facebook’ta, Twitter’da, Google’da. Yani bir merkez haline geldi ticaretin etkisiyle aslında. İnternet ticarileştirince böyle oldu. Böyle olunca da bozulmaya başladı. Şu anda da işte tam tersi bir sürece doğru gidiyoruz.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> İnternet trafiğinin yüzde doksandan fazlası yirmi site üstünden dönüyor. İşte bu ticaretin istediği bir şeydi. Yapay zekâda da tehlike daha büyük. İnternet, devlet kontrolünde geliştirilmiş bir teknolojiydi. Devletler vardı internet anlaşmasında. Yapay zekâ ise tamamıyla ticaret. Özel sektörle gelişiyor. İnternette yaşadığımız hayal kırıklığının daha da büyüğünü belli bir süre sonra yapay zekâ konusunda da görebiliriz.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Derslerde de biz proje ödevi istiyoruz. Bu ödevlerin çok büyük bir oranı ChatGPT 3.5 ile yazılmış metinler oluyor. Metni de tam olarak doğrulama gibi bir imkânımız da yok. Belli bir olasılıkla tarayan siteler var bunu ama tam olarak çalışmıyor. Aslında geliştirmeleri gereken bir işlevi yapay zekâya devrediyorlar çocuklar böyle yaparken. Üretken yapay zekâ için söylüyorum. McLuhan demiş ya “Araç insanın uzantısıdır” diye. Yapay zekâ başka bir yönden ve sanki bir uzuv gibi, bir uzantı gibi belirli işlevleri aslında devrettiğimiz bir şeye dönüştü.</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Sokrates, yazının keşfinden sonra aslında hepimizin belleğimizi ve belleğimizle beraber kendimizi anlatma becerilerimizi de kaybedeceğimizi, bunun bir felaket olduğunu anlatmıştı. Bu tabii demek değil ki Sokrates böyle dedi böyle çıkmadı. Bundan sonraki bütün teknolojik gelişmelerin hepsi tamamen yararımıza olacak. Yazı gibi. Kesinlikle böyle düşünmüyorum. Bugünkü gelişmeleri kullanan, enstrümantalize eden kişilere artık neoliberal de denemez.</p>
<p>Bu dönemin sisteminin adının konması gerekiyor. Çok kutuplu, çok öfkeli, çok nefretli, çok hızlı değişen; yarı korporatokrasi, yarı karmakarışık bir sistem var. Tek bir adı yok.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Belki hepimizin mutabık olduğu bir isim bulabiliriz bir gün. Ama bu içinde bulunduğumuz korkunç dünya düzeninin ürünü olarak, bunun da korkunç sonuçlar vereceğine şüphe yok. Ama bunun yapay zekâ ile ilgisi olduğunu düşünmüyorum ben. Yani yapay zekâ dediğiniz eninde sonunda elektrik gibi bir şey. Ama elektriği, milletin kafasına elektrik vermek için mi kullanacağız? Yoksa hakikaten insanların evine su, yemek gitmesini sağlayacak sistemleri geliştirmek için mi kullanacağız? Artık öyle gitmiyor dünya. Baksanıza Kaliforniya’daki yangına; su kaynaklarına birileri el koyduğu için eyalet yandı. Böyle bir ülkede, böyle bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Bir yandan da Kaliforniya’daki yangını üç ay öncesinden öngörebilen yapay zekâ teknolojileri var. Bu çağda oluyor bu yangın. Ama bu yapay zekâ teknolojileri her şeyi bir şekilde öngörüyor abi zaten de hangileri dolu çıkıyor?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3423" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-scaled.jpg" alt="" width="2195" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-200x233.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-257x300.jpg 257w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-400x467.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-600x700.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-768x896.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-800x933.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-878x1024.jpg 878w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1200x1400.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1317x1536.jpg 1317w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1756x2048.jpg 1756w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-scaled.jpg 2195w" sizes="(max-width: 2195px) 100vw, 2195px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Sıla Gündüz</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Bir de bunları konuşuyoruz ama, biraz sanki tekno şovenizm de olabilir mi bu yapay zekâ ile ilgili? Yani sürekli bir ütopyalar ve distopyalar arasında gidip geliyoruz. Sürekli böyle tematik başlıklar oluyor. Bu durum altı, yedi yıl önce bir post-truth ile başladı. Arkasından blockchainler geldi. Onun arkasından bir NFT sanatı değiştiriyor falan derken. Yani Meta çıkacak, Metaverse çıkacak&#8230;</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Çok balonla karşılaştık değil mi? Yapay zekâda da bir balonluk var mı? Abi bak aslında hiçbiri balon değil bunların. Yani NFT de balon değil. Kripto da balon değildi.Aslında dot.net balonu dediğimiz de kurumsal olarak bir balon değildi. Metaverse de fikren balon değil. Ama bu teorik fikirleri birileri trending topic olduğu anda satmaya çalıştığı için ortaya balonlar çıkıyor. Bugün yapay zekânın tartışılan konusu; gittiği yer. işte Nvidia’nın yakın zamanda çıkarttığını açıkladığı Blackwell çipler, bunların rolleri ne olacak? İşte Çin ile ABD arasında server farm’lar konusunda yaşanan gerilimler. Diğer yandan ChatGPT’nin, OpenAI’ın tamamen ticari kanalını geliştirmeye başlaması. Acayip otomatik araç teknolojileri geliyor. Gerçekten bir şey var, çok büyük. Ama daha teknolojinin üretim süreci tamamlanmadan satmaya çalışıyorlar. Mesela en dandik aplikasyona gir, hemen kenarında AI var. AI’ya basıyorsun. Soru soruyorsun cevap veriyor. Fikri kolay tüketiyor piyasalar, kolay satıldığı için. NFT’de de aynı şey oluyor. NFT aslında iyi bir fikir. Yani sonuçta bir dijital ürünün özgün kodunun bir kişi tarafından sahiplenilmesi teoride iyi bir fikir. Ama bu fikir dünyayı değiştirecek, bütün sanatçılar burada, herkes gelsin falan diye. Bir anda orası pazar yerine dönüşünce; balon ortaya çıkıyor. Yani abi durun daha teknolojinin oraya gelmesi, internetin bütünsel çalışabilecek noktaya gelebilecek protokollere sahip olması, hızlara sahip olması belki on sene yirmi seneki işken, adam firmanın adını Metaverse diye değiştirdi. Çünkü Facebook batmaya gidiyordu. Ama Metaverse diye bir şey yok şu an. Balon. Aynı şeyi yapay zekâ ile de yaşıyoruz. 2023 Mayıs’ta galiba, Goldman Sachs bir rapor hazırladı. Hazırladığı raporda şunu diyordu: Generative AI, üretken yapay zekâ, şu an vadettiklerini gerçekleştirirse, on sene içinde batı dünyasındaki insanların dörtte biri işini kaybedecek. Yapılan işlerin de artık yüzde yetmişden fazlası yapay zekâ ile yapılmıyorsa bile, yapay zekâ desteğine muhtaç olacak. Bununla beraber bütün bu ülkelerin gayri safi milli hâsılası yani GDP’leri yüzde sekiz oranında bir zıplama gerçekleştirecek.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3426 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178.jpg" alt="" width="392" height="392" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178.jpg 2000w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></p>
<p>Bu kurumlar verimlilik artışını takiben, herkesin işsiz kaldığı senaryoyu verimlilik artışı diye tanımlıyor. Böylelikle çok daha ferah bir döneme girecek dünya. İşte buradan sonra da şey tartışmaları çıktı zaten. Çok insan işsiz kalacak ama çok para olacak. Evrensel temel gelir tartışmasını tetikleyen de zaten bu teori. Metaverse konusunda da Özgür Mumcu bir tweet atmıştı hatırlıyor musun Ümit? “Bu Metaverse işinin Mecidiyeköy’den arsa almaya döneceğini hiç tahmin etmemiştim” diye. Gerçekten&#8230;</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Evet, satın alanlar şu anda battı. Yine de bir şey daha var, o da Amerika’da. Onunla ilgili yazmıştım. Amerika’da, felaket senaryolarını sürekli kongrede konuşan bir lobi grubu tespit ediyorlar. Sonra arkasında kimlerin olduğuna bakınca ortaya en büyük oyuncular, OpenAI’lar çıkıyor. Yapay zekâyı icat eden adamlar, “Neden felaket senaryolarına bu kadar yatırım yapıyorlar.” diye konuşuyorlar. Araştırıldığında ise bir düzenleme istendiği ortaya çıkıyor. Küçük oyuncuların sektöre girmesinin belli ölçüde engellenmesini ve sadece büyük oyuncuların sahada kalmasını istiyorlar. Amaç ise rekabetin azaltılması. Bunun için icat edenler bile felaket senaryolarına yatırım yapar hale gelmeye başlıyor. Bu noktada da insanlığın sonunun gelmeye başladığını görüyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bununla beraber korkunç durumu öngöremeyiz. Dünyada, her şeyi değiştirebilecek ve kırılabilir bir dönemden geçiyoruz. Mesela siyasi olarak. Dünya on sene sonra daha mı sağcı olacak, yoksa yükselen muhafazakâr dalga bir noktada başarısız olup patlayacak mı? Ne olacağını bilmiyoruz ve bunlar her şeyi çok etkileyecek. Ayrıca, Çin-ABD arasındaki gerilimin gerçekten bir kazananı olacak mı? Çin’de bir taraftan her şey çok iyi gidiyor gibi görünürken diğer yandan bankacılık sistemi batıyor ve bunun sonuçlarını bilmiyoruz. Diğer taraftan ciddi nüfus daralması yaşayan Batı ülkelerinin aksine, daha sefil ve göç almaya müsait toplumlara sahip ülkelerde olağanüstü nüfus artışları yaşanıyor. Dünyada gıda sıkıntıları, küresel ısınma gibi olağan senaryolar var ama bunların hiçbirinin olacağını bilmiyoruz. Bu kadar çok belirsiz değişkenin olduğu ve insanların bu değişkenlerin sonuçlarını kendilerinin belirleyeceği bir dönemde, tahminde bulunmak zor. Tahminde bulunmak zor olunca sigortacıya gidersin. Bilmiyorsan risk gözünde büyür. Mesela çocuğunun nerede olduğunu bilmiyorsan aklına kötü senaryolar gelir. Dünyanın geleceği için bu kadar belirsizlik, bizi daha kötü senaryolara hazırlanmaya itiyor.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Yani, 90’larda kim 2020’lere geldiğimizde Avrupa’nın bu kadar gerileyeceğini öngörebilirdi ki? Şu anda Avrupa, her alanda Çin’den ve Amerika’dan geri kalmış durumda ama Avrupa 90’larda bunu göstermiyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3428" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla.jpg" alt="" width="1792" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-200x114.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-300x171.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-400x229.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-600x343.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-768x439.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-800x457.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1024x585.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1200x686.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1536x878.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla.jpg 1792w" sizes="(max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></p>
<p><b><i>D.B: </i>Bir gün yapay zekânın dünyayı ele geçirebileceğini söylüyorlar. Eğer böyle bir senaryo gerçekleşirse bunu yapan yapay zekânın kendisi mi olur, yoksa arkasında bir insanın yazdığı yapay zekâ mı bulunur?</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Zaten hep aynı konu tartışılıyor, muktedir yapay zekâdan korkuyoruz. Bütün dünyadaki her şeye ulaşabilen yapay zekâ, tıpkı Person of Interest’te anlatıldığı gibi ya da Skynet gibi. Dünyadaki her şey ulaşabilen, bütün bankalara transfer yapabilen, anında sahte kimlik üretebilen, interneti istediği gibi manipüle eden ve sunucuların fişini çeksen bile yok edilemeyen bir yapay zekâdan korkuluyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Böyle şeyleri yapabilen ve yok edilemeyen bir enstrüman varsa, asıl korkutucu olan bunu kullanacak insandır. Biz insanların yapabileceklerini es geçiyoruz ve teorik bir Skynet’ten korkuyoruz. Hâlbuki insanlar o kadar korkunç ki, bu korktuklarımız gerçekleşecek. Yapay zekâ modellemelerini iyi kullanan ülkeler, fiilen savaşmadan pazarlık masasına oturacak. Bu simülasyonun sonuçlarını kullanarak, savaş yapmadan da istedikleri avantajları elde edebilecekler. Böyle bir geleceğin bizi beklediğini okumuşsunuzdur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Uzlaştıran bir yapay zekâ var, MIT’de çalışıldı. İki tarafı uzlaştırabilen ve bütün argümanları herkesin kazanabileceği noktaya getiren bir diplomat yapay zekâ.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Biz yapay zekâdan korktuğumuzu konuşuyoruz ama insanın ne kadar korkunç olduğunu unutuyoruz. Korktuğumuz her şeyi insanların yapacağını düşünüyorum. Yapay zekânın tek başına bağımsız bir şekilde karar vermesine gerek yok,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>her şeye muktedir. Bunu sosyal medyalarda görüyoruz ve sonuçlar korkunç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Meşhur bir ataş deneyi vardır yapay zekâ ile ilgili, biliyorsunuzdur. Bilgisayara emir veriyorsun ve “Üretilebilecek maksimum sayıda ataş yap” diyorsun. Bunu söylediğinde her şeyi yok ederek ataş yapmaya başlıyor. Aslında komut yine insandan geliyor.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Çok uzun yıllar boyunca insanlar, canavarlardan ve bilmedikleri şeylerden korktular. Popüler kültür ürünlerinin çıkmasından sonra ise canavarları ve robotları dostumuz ilan ettik. Belki de insanın korkularıyla yüzleşememesinin sebeplerinden biri de budur. Oyunlarda herkes ben robotların veya canavarların yanında yer aldım diyor. Belki de insan, varoluşsal olarak karşılaşmaya hazır olmadığı için korkusunu farklı tarafa yönlendiriyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Benim bir saattir anlatmaya çalıştığım hikâyeyi çok basit ve güzel şekilde özetlediniz. Tabii yapay zekânın korkulacak şeyleri olduğunu da not etmek lazım.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Sedat Erol:</i> Bazı alanlarda yapay zekâ modelleri çok daha uzman durumda, özellikle veri analizi alanlarında. Başlangıç seviyesinde olan bir insanın, herhangi bir uzmanlık alanında aldığı fayda 1x ise orta düzeyde uzman bunu 10x faydaya götürebiliyor. Geçmişte bir insanın tek bir alanda uzman olması yeterliyken gelecekte birden fazla uzmanlık mı gerekecek?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> David Autor isimli bir yazar, Noema dergisinde bu konuyla ilgili çok güzel bir makale yazmıştı. Her zaman yapay zekânın bütün işleri ele geçireceğinden, işsizlik sorunu yaratacağından konuşuyoruz. Baktığımızda Sanayi Devriminden sonra toplumun kötüye gitmesine neden olanlardan biri de elit uzmanlıklardı. Doktorluk, mühendislik gibi bazı uzmanlıklar elit hale gelmişti. Bunun için ya zengin ya da zeki olmak gerekiyordu. Yapay zekâ ile bu uzmanlıklar daha az eğitimle yapılabilir duruma gelecek. Böyle olunca da orta sınıf, toplumda daha tabana yayılacak. Orta sınıf daraldı, elit uzmanlık modelleri durumu buraya getirdi. Neden bu duruma kötü bakıyoruz? Belki de elit uzmanlıkları orta sınıfa yaydığı için insanlar daha az eğitimle daha iyi yerlere gelecekti. Bence bunun en çarpıcı örneği, bugün çocuğumun ya da başka çocukların aldığı eğitimin büyük bir kısmının dil eğitimi üzerine kurulu olması. Özellikle Türkiye gibi İngilizce konuşmayan ülkelerde bu o kadar büyük bir zaman kaybı ki. Yapay zekâ dil eğitimini neredeyse gereksiz hale getirmek üzere. Apple’ın CEO’su Tim Cook, Fransa’da yazılımcılarla konuşuyor. Böyle bir konferans ortamında, “ Bırakın İngilizce öğrenmeyi, dil öğrenmenize gerek yok. Siz yazılımınıza odaklanın, ileride yabancı dil diye bir şey kalmayacak.” diyor. Türkiye’de eğitime harcanan bütçeler inanılmaz, bu bütçe ve zaman demek. Belki de daha az eğitimle daha iyi işler yapılabilecek. Bu da toplumda beklendiği gibi kötü değil, olumlu etkiler yaratabilir. Doğal senaryoda yapay zekâ bütün işleri ele geçirecek, insanlar yapacak iş bulamayacak. Bir senaryo daha var, daha az eğitimle daha nitelikli işler yapılabilir. Bu sayede ise çok para kazanması gereken ve şu an aşağılanan, el becerisine dayanan işler yükselebilir. Yapay zekânın vaftiz babası dedikleri Geoffrey Hinton, bu sene Nobel aldı. Ona bir konferansta “Gençlere ne önerirsiniz?” diye soruluyor. O ise “Sıhhi tesisatçı olmalarını önerebilirim.” diyor. Çünkü bunlar yapay zekânın kolay yapamayacağı, ele becerileri gerektiren işler.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Noah Harari’nin “21. yüzyılda en iyi meslek, öğrenmektir.” diye bir sözü var. Zuckerberg’e katıldığı programda yapay zekâ ile ilgili Facebook’taki gelişmeleri soruyorlar. O da birkaç seneye yazılım mühendislerinin yapabileceği her şeyi yapay zekâların yapabileceğini söylüyor. Yani personelin büyük bir kısmının işten çıkarılacağını söylüyor.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Sıhhi tesisatçı diye bir meslek var. Eğer benim evimde bir soruna müdahale etmezse evimi su, lağım basar. O zaman, neden benim mesleğim olan yazarlık onun yaptığı işten daha üstün görülüyor. Aslında daha çok ihtiyaç var. Şu anda belki de bu meslekler tam tersine döner ve daha eşit bir perspektiften bakılabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Yapay zekâdan korkmamak gerekiyor. Bizim ve beraber çalıştığımız insanların temel çıkış noktası bu. Edebiyat yayıncılığında çevirmenler, yayıncılıkta metin yazarları, videograflar, editörler benzer bir korku yaşıyorlar. Yapay zekâ işleri kolaylaştıracak ama bunların hepsi birer araç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İşin sonunda hepimiz sürekli öğrenmek zorundayız, dünya bizi buraya getiriyor. Bunu sadece işçiler veya üniversiteden mezun olmuş meslek sahipleri için söylemiyorum. Bu her aşamada, mevki ve pozisyonda zorunluluk haline geldi. Buna pandemide bir reaksiyon gösterdik. Boş durmak yerine üretken olmakla ilgili birçok şeye maruz kaldık. Gittiğimiz dünya böyle ve bunu kabullenmek zorundayız. Sokrates’teki herkes Sokrates’te yetişti ve gelişti. Buraya gelmiş olanların bile başladığı günle bugün arasındaki görev tanımları tamamen farklı. Ayrı görev, farklı şekillerde yapılmak zorunda ve hayatınıza sürekli yenilikler giriyor. Bu yenilikler göz korkutmasın, bir sabah uyandığınızda her şey farklı olmuyor. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Diyelim ki videographer olarak çalışıyorsunuz, yaptığınız işte daha gelişmiş bir şey çıkıyor. Onu kullanmaya başlıyorsunuz. Sonra sosyal medya paylaşımları ve alt metinleri yazmak için kullanacağınız gelişmiş yapay zekâ modelleri çıkıyor. Onu kullanarak, daha hızlı yapmaya başlıyorsunuz ve yeni bir şeyler öğreniyorsunuz. Hiçbir şey öğrenmeseniz bile, bir sene sonra arkanıza dönüp baktığınızda hayatın hızlı geçtiğini görüyorsunuz. Böyle bir tehlike var ama bundan korkmak gerektiğini düşünmüyorum. Bunu, üniversiteden mezun olan ve yapay zekâ benim kariyerimi etkileyecek diye korkan insanlar için söylüyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Ben daha çok eğitimin kişiselleşeceğini söylüyorum. Müfredat diye bir şey var. Özellikle ortaöğretimde daha baskın ve farklı sosyoekonomik gruplardan farklı öğrenme hızı olan milyonlarca çocuk var. Bu çocukların, aynı şekilde öğrenebileceğini öngören ve genelleştirilmiş bir müfredat var. Müfredattan ziyade belirleyici olan çocuğun öğrenme hızı, ilgi alanı ve sosyoekonomik şartları. Çocukların bir yapay zekâ tarafından daha iyi eğitilebileceğini düşünüyorum. Burada da eğitimciler ve öğretmenler daha çok yönlendirici pozisyona geçecek, bilgiye hangi yollardan ulaşabileceğini vermeleri gerekecek. Kişiselleştirilmiş eğitim çok önemli. Mevzu, bazı konularda uzmanlaşıyor olmak ve o konulara kendinden bir şeyler katmak. Olay, kendi üslubunu ortaya koyduğundan daha iyi bir yere gidecek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Herkes her şeyi yapabilir hale geldiğinde belirli bir vasatlıkla eşitlendi. Benim yazılarımın şekli de yapay zekâ çağında bir şekilde değişti. Artık daha kişiselleştirilmiş hikâyeler anlatıyorum ve yazının başına, konudan çok alâkasız görünen hikâyeler anlatarak başlıyorum. Ondan sonra ise doğru bilgiye bağlıyorum. Artık doğru bilgi vermenin bir anlamı yok, bilgi herkesin ulaşabileceği noktada. Ben, insanların bilgiyi daha kolay içselleştirebileceği hale getirmekle yazarlık yapabiliyorum. Hem başında hem sonunda kişiselleştirmeye yönelik unsurlar, konuyu eğlenceli ve anlaşılabilir hale getiriyor. Yapay zekânın yapamayacağı, insan faktörünü ortaya koyan bir iş çıkıyor. Geçenlerde beta kuşağı üzerine bir yazı yazmıştım.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Bu arada kuşaklar ile ilgili ne düşündüğünüzü merak ediyorum.</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Bu biraz ticaretle ve tüketimle ilgili. Biz analog çağında doğduk, televizyon vardı ama internet yoktu. Bizden sonrakiler internetin içinde doğdu ama ondan sonrakiler de sosyal medyanın içinde doğdu. Şu anda doğanlar ise yapay zekânın içine doğuyorlar. Teknolojiye baktığımız zaman çok daha farklı. Mesela ehliyet sınavına girince motor ile ilgili sorular cevaplamak zorundaydık. Şu anda hiçbir arabanın nasıl çalıştığını ve nasıl tamir edileceğini bilmiyoruz. Hepsi devrelerden oluşan bilgisayarlar ve uzmanlık istiyorlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>O çağda yetişen, motorun nasıl çalıştığını öğrenmekle yükümlü olan çocukla; şu anda bunun karmaşık bir makine olduğu bir yerde büyüyen çocuk aynı olmayacak. Kuşaklara, tüketim alışkanlıkları üzerinden değil de teknoloji üzerinden bakmak daha mantıklı. 1 Ocak 2025 tarihinde beta kuşağı doğdu ve alfa kuşağı da bitti. Ondan önce ise Z kuşağı vardı. Beta kuşağının en büyük özelliği ise kendisinin bir makineden farklı olduğunu anlatabilmek. Daha iyimser yerden bakan bir neslin gelebileceğine ilişkin bir iyimserliğim var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Böyle bir şey gerçekten olacak mı? İnsani bir yerden bakan bir nesil hayali gerçekleşecek mi? Çok düşük bir ihtimal.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çok umutsuz olmamak lazım. İnsanların üzerinde uzlaştığı gerçekliğin tarihi yüz elli yıl falan. Fransız Devrimi olurken otuz kilometre ilerideki kasabada kimsenin bundan haberi yoktu. Şu anda bu iletişimle ve teknolojiyle ortaya çıkan bir şey. Sonradan yavaş yavaş yayılıyor ve aynı yavaşlığa dönmemiz lazım. Tarihe not düşmek değerli. Ceza Mahkemesinin bir davada Netanyahu’ya “Sen suçlusun” demesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek, biliyoruz. İstanbul’da İkinci Körfez Savaşı zamanında sembolik bir mahkeme kuruldu ama kimsenin işine yaramadı. Nazi döneminde Sophie Scholl’ün “Slyde” deyip, iki gün sonra idam edilmesi hiçbir işe yaramadı. Kazanmaktan öte belki de bu hikâyede not düşmek üzerinden gidilmeli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Biraz hukuk kısmına gelmek istiyorum. Sizin “Uluslarüstü Yapay Zekâ Düzenleme Komitesi” diye bir söyleminiz vardı. Hatta Cumhuriyet’te ondan bahsetmiştiniz. Sizce öyle bir yerden düzenleme yapılabilir mi?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> O da düzenleyici bir kurum gibi aslında, regülasyonla ilgili. Tarihte ne zaman bir teknoloji veya yenilik gelmişse, peşinden bir kaos gelmiş. Gromofon ve müzik okuma makineleri icat edildiğinde enstrüman satıcıları, “Bundan sonra hiç kimse enstrüman almayacak çünkü zaten herkesin evinde gramofon olacak. Enstrümana ne ihtiyaç var?” diye düşünmüşler. Fakat müziğe ilgi iyice artmış ve müzisyenler “Kimse artık konser dinlemeye gelmeyecek, biz nereden para kazanacağız?” demişler. Bunun üzerine plak teknolojisi çıkmış, plak satmışlar ve para kazanmışlar. Aynı olay MP3 çıktığı zaman da oldu. 2000’lerin başında müzik sektörünün battığı söyleniyordu. Geçen gün Ferdi Tayfur vefat etti, aylık üç milyon lira dijital telif geliri olduğu söyleniyor. Sabredince düzenleniyor ve bu yapay zekâ için de geçerli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Biz, Yeni Medya 451’de yapay zekâ ve hukuk diye bir bölüm yapmıştık. Orada yapay zekâ üzerine birçok davayı incelemiştik. Çalışması çok keyifliydi, yapay zekânın karar verdiği birçok şeyde bizim itiraz hakkımız olacak. Kredi talebimizi insanlar reddetmiyor. Bir bilgisayar, bankacılık sistemindeki bir yapay zekâ aracı karar veriyor.</p>
<p>O zaman kime dava açacağız?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yapay zekâya dava açmamız gerekiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Amerika’da bununla ilgili birçok dava var. Şartlı tahliyelerde yapay zekâ, ırklara göre önyargı gösterebiliyor. Bunlar hep olacak, önce bir kaos çıkıyor<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ve ardından tartışmalar geliyor. Tartışmaların ardından düzenleme ve normalleştirme geliyor. Sonra işte başka bir yenilik, başka bir kaos.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3429" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></i></b></p>
<p>U.Y: <b>Telif meselesine gelmek istiyorum. Karikatür dergilerinin yaşadığı sıkıntı, karikatürlerin serbest dolaşımından kaynaklanıyordu. Bu işler sosyal mecralarda çok kolay paylaşılabilir halde. <span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bunlar aşılacak. ABD’de emsal oluşturacak bir dava dönüyor, “Class Action Lawsuit” kamu davası. Bu kamu davası birçok bireyi ilgilendiriyor. Yani bir kamu davası açıyorsunuz ama mağdurların hepsi adına aynı anda açıyorsunuz. Dolayısıyla o davayı kazanırsanız, sizin adına dava açtığınız herkes tazminattan payını alıyor. Şimdi Stable Diffusion’a açılmış büyük bir dava var. İnternetten çekilerek sisteme entegre edildiği için çekilen görsellerin hepsinin telif sahipleri adına açılmış. Bu davanın sonucu çok belirleyici olacak. Orada adil kullanım diye bir tanım var. “Bu adil kullanıma girecek mi, girmeyecek mi?” sorusunun tartışması yaşanıyor. Midjourney, Stable Diffusion’un sahibi olan adam ise “Esinlenmeden, temel almadan hangi sanat eseri olabilir ki?” diyor.</p>
<p>Bir yandan da kopyalanan, antrenman<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>için kullanılan görsellerin; yapay zekânın kendi ürettiği görsellerde de tekrar ettiğini görüyoruz. Mesela GetImages filigranı olan görselleri aldığı için bazı görsellerinde sağda, bazılarında solda GetImages logosu çıkıyor. Böyle olunca GetImages de davaya giriyor. Bu dava, dünyayı demokrasiye nispeten önem verdiğini söyleyen bir tarafın mı yönettiğini belirleyecek. Davayı Stable Diffusion, Midjourney kaybederse, yapay zekâlar internetten antrenman ve entegre için çekecekleri verilerin hepsine telif ödemek zorunda kalacaklar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu sadece Batı dünyasında geçerli olacaktır ve Çin’i durduramayacaktır. Dolayısıyla yapay zekâ sahipleri, internetteki bütün içerikler için para ve telif ödemek zorunda kalacaklar. Bu durum çok adil ve hak edilen bir durum. Kafana göre milletin resmini kullanıp, sistem geliştirip, para basamazsın. Bir yandan da telif yasası anlaşmalarına dâhil olmayan ülkelerin sistemlerini geliştirdiklerini, geliştirmek için kullandıkları algoritmaların veri toplayarak yapay zekâ konusunda ön plana çıktığını görebiliriz. Aynı şey silah, savaş ve bütün alanlarda kullanılacak yapay zekâlar için de geçerli. Bir ikilemle karşı karşıyayız. Çin’in dünyayı ve bizi yönetmesinden korkuyorsak, demokrasiden maalesef vazgeçmek zorundayız gibi görünüyor.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hem yeni medya-toplum ilişkilerini hem de yapay zekâ-insan ilişkilerini derinlemesine tartıştığımız bir söyleşi oldu. Vakit ayırdığınız ve dosya konumuza katkı sağladığınız için çok teşekkür ederiz. İyi ki bizi kırmadınız, geldiniz.</b></p>
<p><b><i>Can Öz &amp; Ümit Alan:</i></b> Bütün soruların erkekler tarafından sorulup, bütün cevapların erkekler tarafından verildiği programın sonu da hakikaten çok güzel oldu. Çok güzel sorular sordunuz, teşekkür ederiz. (Gülerek)</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3431" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/">Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor?</title>
		<link>https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 10:53:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor ve Biz Ne Yapmalıyız? -Dilruba Turpculu   Bir sabah uyanıp, dijital bir dünyanın tam ortasında yaşadığımızı fark ediyoruz. Bu dünya davranışlarımızı izleyen, verilerimizi birleştiren ve analiz eden bir yapay zekâ tarafından şekillendiriliyor. Yapay zekâ, pazarlama dünyasında adeta dijital bir davranışsal içgörü makinesi gibi çalışarak doğru veriler toplandığında  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/">Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: <span style="color: #706842;">Gelecek Nereye Gidiyor ve Biz Ne Yapmalıyız?</span></h1>
<p><em>-Dilruba Turpculu</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3409" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-scaled.png" alt="" width="2560" height="1380" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-200x108.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-300x162.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-400x216.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-600x323.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-768x414.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-800x431.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-1024x552.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-1200x647.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-1536x828.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/Uretken1-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Bir sabah uyanıp, dijital bir dünyanın tam ortasında yaşadığımızı fark ediyoruz. Bu dünya davranışlarımızı izleyen, verilerimizi birleştiren ve analiz eden bir yapay zekâ tarafından şekillendiriliyor. Yapay zekâ, pazarlama dünyasında adeta dijital bir davranışsal içgörü makinesi gibi çalışarak doğru veriler toplandığında markalar için benzersiz bir araştırma aracı haline geliyor. Ancak bu büyüleyici potansiyel beraberinde bazı felsefi ve etik soruları da getiriyor: Pazarlama nereye gidiyor? Biz nereye gitmeliyiz?</p>
<p>Dijital dönüşümün en keskin dönemlerini yaşıyoruz. Yapay zekâ, teknolojik yeniliklerin ötesine geçerek insanın anlam arayışına dair sorgulamalara da alan açıyor. Pazarlama disiplininin tarih boyunca amacı insanı anlamak ve ona değer sunmaktı. Bugün daha fazla veri, daha hassas algoritmalar ve daha derin içgörülerle donanmış durumdayız. Ancak bu bolluk beraberinde bağlamdan kopma riskini de getiriyor. Son yıllarda müşteriyi daha iyi anlayabilmemiz için birçok noktaya bakmamız gerekirken, müşterinin içinde bulunduğu koşulları yani çerçevenin tamamına bakmadan verinin içinden tek bir bulguyu alıp içgörü zannetmek yanılgılara sebep oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Gartner’ın Mayıs ve Haziran 2022’de pazarlama analitiğinin karar alma sürecindeki rolü üzerine yaptığı bir araştırmaya göre, pazarlama ekiplerinin üçte biri veriyi yalnızca önceden belirlenmiş fikirlerini desteklemek için kullanıyor. Bu veriyi bir “sonuç doğrulama makinesi” haline getirerek yanıltıcı stratejilere yol açabiliyor. Bu noktada çeşitli veri noktalarının tümevarımsal bir şekilde birleştirilmesi yoluyla anlamlı içgörüler elde etmek, günümüzün karmaşık iş ortamında kritik bir öneme sahip hale geliyor. Yani burada aslında ihtiyacımız olan şey, bağlamı anlamak ve veriyi doğru yorumlamak için bütüncül bir yaklaşım. Çünkü müşterinin koşullarını, psikolojik yatkınlıklarını ve davranışlarını etkileyen bağlamlarını göz ardı ederek yapılan analizler pazarlama dünyasını gerçek anlamda içgörülerden uzaklaştırıyor. Dolayısıyla ancak alışık olduğumuz konfor alanı stratejilerinin ötesine geçerek farklı bağlamları görebilir hale gelebiliyoruz. Spotify’ın erken benimseyerek başarıya ulaştığı “context bazlı” strateji bu anlayışın parlak örneklerinden biri. Dinleme alışkanlıklarını bağlamsal olarak ele alarak, ruh halleri, çevresel koşullar ve günlük yaşantıyla uyumlu “mood day” oynatma listelerini oluşturdu ve 131 milyon takipçiye ulaştı. Böylelikle Spotify’ın bu bağlamsal yaklaşımı pazarlamanın geleceğini anlamak için kritik bir ders sunmuş oldu. Tüketicilerin hayatlarına dokunabilmek için içgörülerin çok boyutlu bir anlayışla desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3410 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-scaled.jpg" alt="" width="358" height="489" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-200x273.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-220x300.jpg 220w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-400x546.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-600x819.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-750x1024.jpg 750w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-768x1048.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-800x1092.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-1125x1536.jpg 1125w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-1200x1638.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-1501x2048.jpg 1501w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/05/uretken2-scaled.jpg 1876w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>Yakın geçmişte ise, üretken yapay zekânın tüketici davranışları üzerindeki etkilerini deneyimledik. Pinterest’in 2022 yılında, bir sonraki yıla dair paylaştığı öngörüler tüketim alışkanlıklarının nasıl evrildiğini gösterdi. Genç jenerasyonun finansal hedeflerini “challenge etme” ve oyunlaştırma yoluyla hayatı dinamize ettiği örneğini görmüş olduk. Bu bağlamda, Oxford’un “Goblin Mode” -bireylerin toplumsal normları reddederek yaşadığı estetik kaygılardan uzak, dağınık bir yaşam- terimini yılın kelimesi olarak seçmesi, gençler arasında mükemmeliyetçiliğin sorgulandığı ve hayatın dayatmalarına karşı kayıtsız bir tavrın yükseldiğini ortaya koydu.</p>
<p>Bunu fark edebilen markalar ve pazarlama ekipleri, tüketicilerin bu bağlamda kendilerini ifade etme ihtiyaçlarına yanıt vererek daha derin bağlar kurmayı denedi. Goblin Mode’un bize öğrettiği gibi, tüketicilerin gerçek ihtiyaçlarını anlamaya ve onların kendilerini ifade etmelerine olanak tanımaya odaklandılar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Artık basit indirim kampanyaları yerine daha derin bir bağ kurabilmek için müşterilerin bağlamlarına inmemiz gerekiyordu. Nitekim bunu TikTok’un absürt ve gerçekçi içerik sunan algoritmasında çok net görmüş olduk.</p>
<p>Bu bağlamda, pazarlama stratejilerinin artık daha çok bireyin kendini ifade etme ve deneyimleme ihtiyacına yönelik çalışması gerekliliği gitgide kaçınılmaz bir gerçeklik oldu. Bu çağda başarılı olmak, müşterilerin hayatını kolaylaştırmak ve onları bireysel hikâyelerine dayanan yolculuklarında desteklemekle mümkündü. Yapay zekâ teknolojileri, tam da tüketicilere pürüzsüz ve ölçeklenebilir deneyimler sunarak pazarlamanın sınırlarını yeniden çizmemizi sağladı. Örneğin Uber Travel, müşterilerinin seyahat bilgilerini otomatik olarak uygulamaya entegre ederek “adım eksiltme” prensibiyle pratik bir hizmet sundu. Gucci, Vans ve Adidas gibi global markalar, yapay zekâyı kullanarak sanal deneme uygulamaları geliştirdi ve kullanıcıların evlerinin konforunda deneyim yaşamalarını sağladı. Bu örnekler bize gelecekte pazarlamanın temel taşlarına dair çok önemli öngörüler sundu: deneyimlerin pürüzsüz akışı ve müşterilere gerçek bir değer sunma. Dolayısıyla tüm bunlarla birlikte marka sadakati dediğimiz kavram da şekillendi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ChatGPT’nin lansmanıyla birlikte, yalnızca beş gün gibi kısa bir sürede bir milyon kullanıcıya ulaşılması, pazarlama dünyasındaki hız ve dönüşüm potansiyelini yeni bir boyuta taşıdı. Bu gelişme, yapay zekânın yalnızca operasyonel verimlilikle sınırlı bir katkı sunmadığını, aynı zamanda yaratıcılık ve inovasyon süreçlerini yeniden şekillendirme gücüne sahip olduğunu açıkça ortaya koymuş oldu. 2025 itibarıyla, üretken yapay zekâ ile insan işbirliği işte tam da bu potansiyelin açığa çıkarılmasını hedefliyor. Microsoft AI CEO’su Mustafa Süleyman, yapay zekânın gelecekte yeni bir dijital tür olarak insanlık yolculuğuna eşlik edeceğini öngörüyor. Bu türün, yalnızca iş süreçlerinde verimlilik sağlamakla kalmayıp, yaratıcı alanlarda da devrim niteliğinde bir dönüşüm yaratma kapasitesine sahip olduğu gerçeği gün geçtikçe daha da belirginleşiyor.</p>
<p>O halde gelecekte, uzun vadeli amaçlarımızda gerek bireysel olarak gerek ekip olarak üretken yapay zekânın etkin çalışmalar için stratejik bir ortak olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bu durum, ekiplerimizin algı sınırlarını genişletmek ve yapay zekâyı süreçlerimize entegre edilmiş bir bileşen haline getirmek anlamına gelir.</p>
<p>Ancak, tek bir yapay zekâ çözümüne bağımlı kalınmaması ve eleştirel düşünme yetkinliklerine sahip bireylerin ekiplerimize dâhil edilmesi, sürdürülebilir başarı için kritik bir öneme sahiptir. Çünkü nihayetinde bu türün ve bizlerin hala karşılıklı keşif içerisinde olduğumuzu unutmamalıyız. Uzun vadede üretken yapay zekâyı şu alanlarda etkili bir şekilde kullanmalıyız:</p>
<p><b><i>1. Müşteriyi daha iyi anlamak: </i></b>Yapay zekâ ile müşterilerin ihtiyaçlarını ve davranışlarını daha derinlemesine analiz edebiliriz.</p>
<p><b><i>2. Müşteri deneyimini pratikleştirmek:</i></b> Kullanıcı dostu, faydalı ve kolaylaştırılmış deneyimler sunabiliriz.</p>
<p><b><i>3. Kişiselleştirilmiş ve içerikler:</i></b> Yapay zekâ, müşteri etkileşimlerini daha özgün ve bireysel hale getirmemizi sağlar.</p>
<p><b><i>4. Duygusal bağları güçlendirmek:</i></b> Müşteriyle marka arasında duygusal bağ kurmak için yapay zekânın analiz ve kişiselleştirme yeteneklerinden yararlanabiliriz.</p>
<p>Sonuç olarak, yapay zekâyı bir rakip veya tehdit olarak görmek yerine, dijital yol arkadaşımız olarak benimsemeliyiz. İnsanı insan yapan şeyin vizyonumuz, hayallerimiz ve tutkularımız olduğunu unutmadan, yapay zekâyı bu serüvende stratejik bir partnerimiz olarak görmeli, her geçen gün keşfedeceğimiz yeni bir tür olduğunu unutmamalıyız.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/">Üretken Yapay Zekâ Çağında Pazarlama: Gelecek Nereye Gidiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/uretken-yapay-zeka-caginda-pazarlama-gelecek-nereye-gidiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
