<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Toplumsal arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/toplumsal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/toplumsal/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 13:03:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Bilgi Toplumunun Sahne Üzerindeki Provası: Forum Tiyatro</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilgi-toplumunun-sahne-uzerindeki-provasi-forum-tiyatro/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilgi-toplumunun-sahne-uzerindeki-provasi-forum-tiyatro/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 13:13:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Forum Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[güzel sanatlar]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[halkla beraber]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu]]></category>
		<category><![CDATA[oyunculuk]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş bilimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3762</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Nazım Sarıkaya Bilimsel bilginin akademik çevrelerde, sanatsal üretimin ise kurumsal yapılar içerisinde sınırlandırılması, her iki alanın da toplumsal yaşamla kurduğu ilişkiyi zayıflatır. Oysa hem bilim hem de sanat insanın dünyayı anlama, deneyimleme ve dönüştürme çabalarının ayrılmaz parçalarıdır. Bu nedenle bilimsel düşüncenin toplumla paylaşılması kadar, sanatsal üretimin kamusal alana açılması da ortak bir sorumluluk olarak görülmelidir.  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilgi-toplumunun-sahne-uzerindeki-provasi-forum-tiyatro/">Bilgi Toplumunun Sahne Üzerindeki Provası: Forum Tiyatro</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Nazım Sarıkaya</strong></em></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-3764 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-1200x1600.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-1536x2048.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-18-at-13.41.29-2-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>Bilimsel bilginin akademik çevrelerde, sanatsal üretimin ise kurumsal yapılar içerisinde sınırlandırılması, her iki alanın da toplumsal yaşamla kurduğu ilişkiyi zayıflatır. Oysa hem bilim hem de sanat insanın dünyayı anlama, deneyimleme ve dönüştürme çabalarının ayrılmaz parçalarıdır. Bu nedenle bilimsel düşüncenin toplumla paylaşılması kadar, sanatsal üretimin kamusal alana açılması da ortak bir sorumluluk olarak görülmelidir.</p>
<p>Bu bağlamda forum tiyatro, bilimsel ve sanatsal iletişimin kesiştiği özgün bir model sunar. Haziran ayında İstanbul Beykent Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi ve Oyunculuk Bölümü tarafından Sarıyer Spor Kulübü Kafeteryasında düzenlenen forum tiyatro etkinliği, bu modelin toplumsal etkisini doğrudan gözlemleyebileceğimiz bir örnek oluşturdu. “Komplo Teorileri ve Bilim İletişimi” başlığıyla gerçekleştirilen etkinlik, Brezilyalı tiyatro kuramcısı Augusto Boal’ın Ezilenlerin Tiyatrosu yaklaşımından esinle kurgulandı.</p>
<p>Forum tiyatro, Paulo Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi adlı eserinde savunduğu diyalog temelli ve katılımcı öğrenme anlayışından esinlenir. Freire’ye göre eğitim bilgi aktarımı değil, karşılıklı öğrenme ve özgürleşme sürecidir. Boal, bu pedagojik anlayışı tiyatro alanına taşıyarak seyircinin pasif bir izleyici olmaktan çıkıp aktif bir katılımcıya dönüştüğü yeni bir sahne ilişkisi kurmuştur.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3765 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-1200x1600.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-1536x2048.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-07-19-at-01.50.29-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>Forum tiyatroda, toplumsal bir soruna odaklanan kısa bir oyun sahnelenir. Bu oyun; baskı, eşitsizlik ya da ayrımcılık gibi bir durumu temsil eder. Ardından seyirciler, oyuna müdahâle etmeye ve karakterlerin eylemlerini değiştirmeye davet edilir. Bu sürece katılan izleyicilere Boal “seyirci-oyuncu” (spect-actor) adını verir. Seyirci-oyuncular, sahneye çıkarak alternatif davranış biçimlerini dener, toplumsal sorunlara dair çözüm yollarını ifade ederler. Forum tiyatro bu yönüyle katılımcı düşünmeyi teşvik eden bir sosyal pratik olarak değerlendirilmelidir. Sarıyer’deki uygulamada, bilimsel bilgi ile toplumsal algı arasındaki kopukluk bilim ve komplo teorileri çatışmasıyla görünür kılındı. Aşı karşıtlığı, çevre krizi, GDO’lu gıdalar gibi gündelik hayatta sık karşılaşılan konulara dair kısa sahneler aracılığıyla, bilime yönelik güvensizlik içeren durumlar kurgulandı.</p>
<p>Örneğin bir sahnede, çalıştığı fabrikada GDO’lu gıdalar üreten bir işçi, kansere yakalandığını öğrenip diğer çalışanları uyarmaya çalıştı. Ancak ekonomik kaygılarla hareket eden işçiler, bilimsel raporlara rağmen bilgiye direnç gösterdi. Bu çatışma anı, izleyicilerin müdahâleleriyle yeniden yapılandırıldı: Kimileri sahneye bir sendika başkanı olup patronlara karşı mücadele verdi, kimileri ise yorumlarıyla olay örgüsünü başka yönlere çekti.</p>
<p>Etkinlik sonrasındaki açık forumda birçok katılımcı, benzer etkinliklerin ülkemizde daha sık düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi. İnsanlar yanlış veya doğru olduğunu dikkate almadan kendilerini ifade etmekten, başkalarının ve kendilerinin düşünceleri üzerine düşünmekten keyif aldı. Genç bir üniversite öğrencisiyle emekli bir vatandaşın aynı sahnede bir durumu tartışması, tiyatronun bilgiye dayalı bir kamusal alan yaratmadaki kapsayıcı gücünü gözler önüne serdi.</p>
<p>Forum tiyatro, bilim iletişiminin etkileşime dayalı ve katılımcı yollarla sürdürülmesi gerekliliğini gösterdi. Bilimsel bilginin topluma ulaşmasında onun yalnızca içerik açısından doğruluğu değil, nasıl temsil edildiği ve sunulduğu artık belirleyici hâle gelmektedir. Bu nedenle bilim iletişiminde, genelde sanatın özelde tiyatronun açtığı deneyimsel ve kolektif alanlar toplumsal diyaloğu güçlendirmektedir.</p>
<p>Augusto Boal’ın ifadesiyle “Tiyatro hayatın provasıdır.” Bilgiye erişimin demokratikleşmesi ancak bu tür katılımcı ve etkileşimli modellerle mümkün olabilir. Sarıyer’deki forum tiyatro etkinliği, yalnızca bir oyun değil; aynı zamanda daha açık ve sorgulayıcı bir bilgi toplumunun sahne üzerindeki provalarından biriydi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3763 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111.jpg" alt="" width="2185" height="1890" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-200x173.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-300x259.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-400x346.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-600x519.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-768x664.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-800x692.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-1024x886.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-1200x1038.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111-1536x1329.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/111111111111111.jpg 2185w" sizes="(max-width: 2185px) 100vw, 2185px" /></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilgi-toplumunun-sahne-uzerindeki-provasi-forum-tiyatro/">Bilgi Toplumunun Sahne Üzerindeki Provası: Forum Tiyatro</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilgi-toplumunun-sahne-uzerindeki-provasi-forum-tiyatro/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin “Melanet” Gerçeği Deprem &#8211; Ahmet Özdemir</title>
		<link>https://contextdergi.com/turkiyenin-melanet-gercegi-deprem/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/turkiyenin-melanet-gercegi-deprem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 13:06:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Acil Durum]]></category>
		<category><![CDATA[Bina sağlamlık Testi]]></category>
		<category><![CDATA[Bina Yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem önlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem Yönetmeliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanmaraş depremleri]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık ve Mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[Önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3757</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Melisa Güven Melisa Güven: Ahmet Hocam, hoş geldiniz. Bugün ne yazık ki sizinle ülkemizin bir gerçeği olan deprem hakkında konuşmak istiyorum. Biliyoruz ki bu süreci çalışmalarınızla yakından takip ediyorsunuz. Türkiye geçmişte birçok büyük deprem yaşadı. Ancak yakın zamanda en yakıcı olan, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Büyük Kahramanmaraş depremleriydi. Bu deprem, 11 ilimizin etkilendiği,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/turkiyenin-melanet-gercegi-deprem/">Türkiye’nin “Melanet” Gerçeği Deprem &#8211; Ahmet Özdemir</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Melisa Güven</strong></em></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3758 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya.jpg" alt="" width="1920" height="1063" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-200x111.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-300x166.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-400x221.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-600x332.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-768x425.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-800x443.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-1024x567.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-1200x664.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya-1536x850.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ahmet-hoca-video-tam.00_07_52_28.Still002-kopya.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><strong>Melisa Güven: Ahmet Hocam, hoş geldiniz. Bugün ne yazık ki sizinle ülkemizin bir gerçeği olan deprem hakkında konuşmak istiyorum. Biliyoruz ki bu süreci çalışmalarınızla yakından takip ediyorsunuz. Türkiye geçmişte birçok büyük deprem yaşadı. Ancak yakın zamanda en yakıcı olan, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Büyük Kahramanmaraş depremleriydi. Bu deprem, 11 ilimizin etkilendiği, milyonlarca insanın evsiz kaldığı bir yıkımdı. Binlerce insanımızı kaybettik. Hayatta kalanların büyük kısmı kurulan konteyner kentlerde yaşamaya ve sürecin getirdiği psikolojik sorunları atlatmaya çalışıyorlar. Depremin etkileri hâlâ sürüyor. Bu konuda farkındalığı artırmak için sizinle bir röportaj yapmak bizim için çok değerli. Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Özdemir:</strong> İstanbul Beykent Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaktayım. Şu anda doktora çalışmamı yapı mühendisliği alanında yürütüyor, özellikle yapı ve deprem mühendisliği üzerine yoğunlaşıyorum. Depreme karşı risk tespiti, yani deprem öncesinde yapıların riskli olup olmadığı üzerine hızlı değerlendirme yöntemleri üzerine çalışıyorum.</p>
<p><strong>M.G: Kahramanmaraş depremleri bize bina güvenliği konusunda ne öğretti?</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Depremde yıkılan binaların yüzde doksan beşi 2000 yılından önce yapılan yapılardı. Bu yıkımın genel nedenlerini, yapı denetim mekanizmalarının çalışmıyor oluşu, malzeme dayanımlarının belli bir standarda bağlanmamış olması, yeterli mühendislik ve kontrol hizmeti alınmayan yapıların fazlalığı olarak sıralayabiliriz. Tüm bu sebeplerle sonuç maalesef çok ağır oldu. Bunun dışında, gevşek zeminlerde yapılan yeni yapılarda temele daha çok yatırım yapmak gerekiyor. Yani temelin daha maliyetli olması gerekiyor. Lakin müteahhitler daha çok bu durumdan kaçmaya çalışıyorlar. Depremde yeni olup da yıkılan yapılar, genel olarak temel kaynaklı sorunlar nedeniyle yıkıldılar. Binada üst yapı tamamen sağlam kalıp, binada farklı oturmalar veya yan yatma gibi durumlar oluştu.</p>
<p><strong>M.G: Bunun örneğini Rönesans Rezidans’ta görmüştük. Bina, Hatay’daki yeni bir binaydı. Hatta büyük yaşam vaatleriyle kurulmuştu ama depremde tamamen yan yattı.</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Çünkü müteahhitler zemin etüdünden kaçmaya çalışıyorlar. Para vermek istemiyorlar. Zemin etüdünden çıkan sonuca göre eğer zemin gevşekse, zemin yeterli mukavemete sahip değilse, oraya daha iyi bir temel tasarımının yapılması gerekiyor. Tabii müteahhitler buna “toprağa gömülen para” olarak bakıyorlar. Çünkü görünen bir kısım değil. Bundan dolayı da çok fazla yıkım gerçekleşti. Bir mühendis bakış açısıyla da genel olarak böyle söyleyebilirim.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3760 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-scaled.jpg" alt="" width="1850" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-200x277.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-217x300.jpg 217w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-400x554.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-600x830.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-740x1024.jpg 740w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-768x1063.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-800x1107.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-1110x1536.jpg 1110w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-1200x1661.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-1480x2048.jpg 1480w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8804-scaled.jpg 1850w" sizes="(max-width: 1850px) 100vw, 1850px" /></p>
<p><strong>M.G: Deprem öncesinde alınması gereken en kritik önlem sizce nedir?</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Ben şimdi deprem öncesinde alınması gereken önlem “deprem çantası hazırlayayım” falan demeyeceğim. Şöyle; bulunduğunuz, yaşadığınız, ikamet ettiğiniz yapının az çok depreme karşı dayanıklı ve dirençli olduğunu bilmeniz gerekiyor. En büyük önlem bu zaten. Biliyorsunuz, Japonlar deprem olduğunda evlerinden bile çıkmıyorlar.</p>
<p><strong>M.G: Peki deprem sonrasında yaşanan en büyük sorunlardan biri sizce nedir?</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Deprem sonrasında görüldüğü kadarıyla, afet yönetim sistemi iyi mobilize olamadı. En büyük sorun buydu. Depremzedelere, gerektiği anda ve gerektiği miktarda yardım ulaştırılamadı.</p>
<p><strong>M.G: Biraz da yapıların analizlerine değinmek istiyorum. Maalesef bu konuda da yeterli bilgiye sahip değiliz. Yapı denetim raporlarının önemi nedir? Bu raporlara nasıl ulaşabiliriz?</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Öncelikle başlangıç raporları bulunuyor; statik, tesisat, elektrik, mimari gibi. Onun dışında, gelen malzemelerin yani her beton dökümünde veya donatı geldiğinde şantiyede malzeme raporları oluyor. Ayrıca yapım aşamalarında, yönetmeliğe uygun yapılıp yapılmadığına dair raporlar oluyor. Yani her süreçte, diyelim her kat çıkışında, ayrıca rapor düzenleniyor. Bunun sonucunda da bir tane nihai rapor oluyor. Peki bunlara nasıl ulaşılabilir? Belediyelerden veya yapı denetim firmasından istenebilir. Ama bunu ilgili yapı denetim firmasından isteyebilecek kişiler kat malikleri, yani dairenin sahipleridir. Kiracılar bunu isteyemiyor. Sonuç olarak ev sahibiyle anlaşması gerekiyor. 2001 yılından sonra zorunlu hâle getirildi ve belediyelerin bunları arşivlemesi isteniyor. Daha önceki raporlara ulaşmak ise biraz zor.</p>
<p><strong>M.G: Bir de kentsel dönüşüm süreci var. Sizce bu süreç yeterli mi, ya da bu süreç etkili işliyor mu? Kentsel dönüşüm sürecindeki binalar ne kadar sağlam yapılıyor?</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Kentsel dönüşüm sürecinde yapılan binaların büyük çoğunluğu sağlıklı yapılıyor. Ancak süreç yeterince etkili işlemiyor. Bunun çeşitli nedenleri var: Takip süreçlerini yürütecek belediyelerde yeterli teknik uzman bulunmaması, finansal sıkıntılar, yapı sahiplerinin yeterli mali güce sahip olamaması ya da devletin yeterli desteği sağlamıyor olması gibi sorunlar yaşanıyor. Ayrıca hukuki sorunlar da olabiliyor. Bu üç temel sebepten dolayı süreç olması gerektiği gibi işleyemiyor. Örneğin, o bölgede üç kata kadar izin veriliyor ve yapılar da genellikle üç katlı oluyor. Ancak müteahhitlere verecek olan şahıslar, müteahhitten bir veya iki kat fazlasını istiyor. Bu yüzden müteahhit ile anlaşma sağlanamıyor. Bu tür sürüncemeler ve insanların yeterli bilinçte olmaması sebebiyle süreç ağır aksak devam ediyor diyebiliriz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3759 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8637-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>M.G: Bizler, depreme bilinçli bireyler olarak binalarımızın dayanıklılığını ölçmek için testler yaptırmak istiyoruz. Ancak bu testlerin maliyetleri oldukça yüksek. Hiçbir test yapılmadan bir binanın sağlam olup olmadığı anlaşılabilir mi? Bunun üzerine araştırmalar yaptığınızı biliyorum. Yaptığınız çalışmalarda basit yöntemlerin ya da birçok yöntemin olduğunu biliyorum. Bize bu konu hakkında bilgi verebilir</strong><strong> misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Temelde, risk değerlendirmesi üç basamaklı bir süreç olarak işliyor. Birinci seviye değerlendirme yöntemlerimiz var; bunlara “sokaktan tarama yöntemleri” de diyebiliriz. Yani, binanın dış görünüşüne bakarak çeşitli yorumlar yapıyoruz. Eğer yapı riskli çıktıysa, ikinci seviyeye geçiliyor. İkinci seviyede, yapının kat planları varsa o planlardan yararlanarak çeşitli hesaplamalar yapılıyor. Bu süreç birinci seviyeye göre biraz daha uzun sürüyor. Üçüncü seviye değerlendirme yöntemleri ise bir yapının riskli ya da risksiz olduğuna dair kesin kararı verdiğimiz yöntemler oluyor. Bu yöntemleri şöyle özetleyebilirim: Örneğin, pazardan elma aldığınızı düşünün. Önce dış görünüşüne bakarsınız; rengi kırmızı mı, parlak mı? Bu, birinci derece değerlendirmeye benziyor. Eve gelip kabuğunu soyarsınız, bu ikinci derece yönteme benzetilebilir. Ama ortasından kesip açtığınızda elmanın gerçek durumunu görürsünüz. O da üçüncü derece yöntemi temsil ediyor.</p>
<p>Üçüncü derece değerlendirme maliyetli ve uzun süren bir süreç tabii.Birinci derece yöntemler genellikle daha bölgesel sonuç veriyor. “Bu bölge riskli mi, değil mi?” gibi sorulara daha iyi cevap veriyorlar. Ama tek bir binanın kesin olarak riskli ya da risksiz olduğunu söylemek için yeterli değiller. Birinci derece yöntemlerde genel olarak baktığımız şeyler; binanın dış cephesindeki düzensizlikler ve yapı planının düzenli olup olmadığıdır. Birinci derece yöntemlerde genellikle binanın dış cephesine ve yapının planının düzenli olup olmadığına bakılır. Örneğin, binanın kare ya da dikdörtgen şeklinde olması, balkonların tamamen duvarla kapatılmış olup olmaması ve zemin katın sadece camla kaplı olup “yumuşak kat” etkisi yaratıp yaratmadığı gibi durumlar değerlendirilir.</p>
<p>Ayrıca, binanın hangi yönetmeliğe göre yapıldığı da çok önemli. 2007 yönetmeliğine göre yapılan yapılar genellikle daha güvenli. 1998 sonrası yönetmelikler de bir güvence sağlıyor diyebiliriz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayınlanan Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslar diye bir yönetmelik var. Bu yönetmelik bir binaya kesinlikle “bu yapı risklidir” ya da “risksizdir” demiyor. Orada bir puanlama sistemi var. Ortalama olarak 50 puanın üstüne çıkarsa, o yapı oturulabilir kabul ediliyor. 50 puanın altında ise oturulmaması tavsiye ediliyor.</p>
<p>Ama şunu da vurgulayayım, bunlar çok basit yöntemler, kesin sonuç vermezler. Kesin sonuç için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın onayladığı çeşitli fi rmalara başvuru yapmak gerekiyor. Bu fi rmalar üçüncü derece yöntemleri uyguluyor ve süreç biraz daha uzun sürüyor.</p>
<p>İkinci derece yönteme örnek olarak da “Hassan Endeksi Yöntemi” diyebilirim. Burada binanın kat planı gerekiyor. Biz, kolonların bulunduğu hizaya “aks” diyoruz. Kat planına göre binadaki akslar düzenliyse, mesafe düzenliyse ve kolon boyutları biliniyorsa matematiksel birkaç hesaplamayla yapının güvenli olup olmadığını söyleyebiliyoruz. Mesela kolonlar 40&#215;40 cm ise hesap basitçe şöyle oluyor: (0,40 x 0,40) ÷ 2 = 0,08 eder. Yani kolonun efektif alanı 0,08 m² olmuş oluyor. Diyelim ki 100 m² bir alan ve dokuz kolon var. 9 x 0,08 = 0,72 sonra yüze bölüyoruz ve o da 0,72/100= 0.0072 ediyor. Aslında burada etkili kolon alanın taban alanında yüzde kaça denk geldiğini buluyoruz. Yapılan hesaplamalarda yapı, 0,25 ve 0,50’nin üzerindeyse aşağı yukarı güvenlidir diyebiliriz. Tabii bu anlattığım iki yöntem de altı kata kadar geçerli. Yani altı kattan yüksek bir yapıdaysanız bu dediğim yöntemleri kullanamazsınız. Eğer bir daire kiralayacaksanız, özellikle 2000 sonrası yapıları tercih etmenizi öneririm. Dediğim gibi kapalı çıkma olmaması, yumuşak kat içermemesi, tepe yamaç dediğimiz, bir taraftın kat sayısının diğerine göre daha fazla olmamasına ve bitişik yapı olmamasına dikkat etmelisiniz. Mali durumunuzdan dolayı bitişik yapıda oturmak zorunda kalırsanız da katların yani döşeme seviyelerinin aynı olmasına dikkat edin.</p>
<p><strong>M.G: Depremden sonra oluşan duvar ve kolon çatlaklarının öneminden bahsedebilir miyiz? Bu oluşan çatlaklar bize yapıların hasar durumu ile ilgili bilgi verir mi?</strong></p>
<p>A.Ö: Kesinlikle bilgi verir. Özellikle binalarda taşıyıcı sisteme bakmak gerekir. Yani en önemli olan kolonlar ve kirişlerin bütünlüğüdür. Bir duvarda çatlak olabilir, hatta duvar tamamen “X” şeklinde ayrılmış da olabilir. Ama esas önemli olan kolonlar, kirişler ve varsa perde betondur. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Yapıların özellikle eğilme mukavemeti göstererek yıkılmaya karşı çalışmalarını isteriz.</p>
<p>Örneğin, elinizde bir çubuk olsun, çubuğu biraz eğdiğinizde eğilme mukavemeti ortaya çıkar. Bu da deprem sırasında daha dayanıklı olmasını ve kişilerin evden çıkmak için zaman kazanmalarını sağlar. Eğer eğilme olmazsa, bir sopayı ucundan tutup bastırdığınızda kırılması gibi bina da yıkılır. Biz buna mühendislikte “gevrek kırılma” diyoruz, yani çok ani bir şekilde yapı göçer. O ani kırılmayı istemediğimiz için, özellikle kolon ve kiriş birleşim bölgelerinde “X” şeklinde çatlaklar varsa oradan direkt kaçmalısınız. Kolon ve kirişlerde çatlak olmaması gerekiyor. Eğer bu çatlaklar ortaya doğru ilerliyor ve “X” şeklini almaya başlıyorsa, bu durum çok tehlikelidir.</p>
<p>Oluşan çatlağın genişliği 0,03 milimetreyi geçiyorsa, mutlaka uzman bir mühendisten bilgi alana kadar o evde oturmayın derim. Ama sadece sıvada ya da dolgu duvarında çatlak varsa, bunlar genellikle çok büyük bir tehlike oluşturmaz ve endişe duymanıza gerek yoktur.</p>
<p><strong>M.G: Buraya gelerek bizi bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederiz hocam.</strong></p>
<p><strong>A.Ö:</strong> Rica ederim. Ben teşekkür ederim.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/turkiyenin-melanet-gercegi-deprem/">Türkiye’nin “Melanet” Gerçeği Deprem &#8211; Ahmet Özdemir</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/turkiyenin-melanet-gercegi-deprem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimsel Anlatının Tasarımla İlişkisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 11:26:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolojik Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Çizim]]></category>
		<category><![CDATA[El Çizimi]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçılık]]></category>
		<category><![CDATA[İllüstrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Matbaa]]></category>
		<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvla]]></category>
		<category><![CDATA[Veri Sanatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3716</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Alper Akkaya Bilgiyi aktarmanın, anlaşılır ve etkili bir biçimde sunmanın birçok yöntemi vardır. Bu yöntemler arasında metinsel anlatım genellikle ilk sırada yer alsa da tasarım, bilgi transferinde etkili, verimli ve çok yönlü bir iletişim aracı olarak özel bir yere sahiptir. Özellikle soyut ve karmaşık kavramları yapılandıran, somutlaştıran ve anlamı anlaşılır hâle getiren tasarımın, enformasyonun iletilmesi  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/">Bilimsel Anlatının Tasarımla İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><em>-Alper Akkaya</em></strong></p>
<p>Bilgiyi aktarmanın, anlaşılır ve etkili bir biçimde sunmanın birçok yöntemi vardır. Bu yöntemler arasında metinsel anlatım genellikle ilk sırada yer alsa da tasarım, bilgi transferinde etkili, verimli ve çok yönlü bir iletişim aracı olarak özel bir yere sahiptir. Özellikle soyut ve karmaşık kavramları yapılandıran, somutlaştıran ve anlamı anlaşılır hâle getiren tasarımın, enformasyonun iletilmesi ve kavranması sürecinde sağladığı kolaylıklar tartışmaya değerdir.</p>
<p>İnsan beyni, sözel olana kıyasla görsel verileri hızlı ve etkili bir şekilde algılayacak biçimde evrimleşmiştir. Bu evrimsel süreçte, çevresel tehditleri algılamak, yiyecek bulmak gibi iç güdülerimiz oldukça önemli rol oynamıştır. Beynimizin neredeyse yarısı, doğrudan ya da dolaylı olarak görselleri işleyecek şekilde çalışmaktadır. Bu çalışma prensibi, gördüklerimizi kolayca anlamamıza ve yorumlamamıza olanak tanır. MİT’de yapılan bir araştırma beynimizin bir görseli 13 milisaniyede tanıyabileceğini gösteriyor. Bu görsel işlem gücü, bilgiyi kavramayı kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda öğrenilenlerin kalıcı hafızaya yerleşmesini sağlar.</p>
<p>Tasarım dendiğinde genellikle ilk akla gelen estetik kaygılardır. Oysa Louis Sullivan’ın ünlü “Form follows function” (Biçim işlevi takip eder) sözü, tasarımın asıl amacının işlevsellik olduğuna işaret eder. Sullivan’ın bu yaklaşımı yalnızca mimarlık alanı ile sınırlı değildir; grafi k tasarım, endüstriyel tasarım ve dijital içerik üretimine kadar pek çok alan için de geçerlidir. İster bir gökdelen ister bir sosyal medya paylaşımı tasarlanıyor olsun, her tasarım işlevselliği merkeze alarak şekillenir. Bu nedenle tasarımcılar; renk, oran, boyut gibi çeşitli görsel araçlarla çalışırken, yalnızca estetik arzulardan değil, davranışsal psikoloji ya da göstergebilim gibi disiplinlerden de beslenirler. Nihayetinde amaç, kullanıcı için daha anlaşılır ve işlevsel bir deneyim sunmaktır.</p>
<p>Tüm bu noktalar, tasarımın yalnızca estetik ve sanatsal sunum amaçlayan görsel bir düzenleme değil, bilgi aktarımında etkili bir araç olduğunu ortaya koyar. Tasarım, özellikle bilimsel bilgilerin geniş kitlelere ulaştırılmasında görselleştirme sadeleştirme ve anlaşılır kılma gibi özellikleriyle önemli bir rol üstlenir. Bu yönüyle tasarım bilim iletişimi ile oldukça yakın bir ilişki içerisindedir. Bilim iletişiminin temel amacı bilimsel keşif ve kuramları toplumla buluşturmaktır. Alanında uzman bilim insanları tarafından üretilen bilgiyi toplumun genelinin anlayacağı şekilde sadeleştirerek paylaşmaktır. Bilim iletişiminin temelleri 17. yüzyılda Voltaire ve Diderot gibi düşünürler tarafından atılmıştır. Bu isimler, yaşadıkları dönemde bilginin yaygınlaştırılması gerektiğini savunmuşlardır. Ancak bu fikir 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile birlikte hayata geçirilebilmiştir. Bu dönemde kâğıt üretimi ucuzlaması, buharlı matbaa icat edilmesi ile birlikle bilginin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi mümkün hâle gelmiştir.</p>
<p>Basılı yayınlarla başlayan bu ilişki, zaman içerisinde neredeyse tüm farklı tasarım alanlarına yayılarak devam etmiştir. Teknoloji geliştikçe ve tasarım mecraları çeşitlendikçe bilim iletişimi bu mecralarda kendine yer bulmuştur. Şimdi, tarihsel süreçte, farklı dönemlerde tasarımın bilim iletişimine nasıl katkı sunduğunu birlikte inceleyelim.</p>
<h3><img decoding="async" class="size-full wp-image-3719 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></h3>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>Sanat ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p>Bilim ve tasarımın bu denli iç içe geçmiş olmasının, sanat dünyasına da çeşitli yansımaları olmuştur. Rönesanstan bu yana sanatçılar bilimi hem ilham kaynağı hem de bir araç olarak kullanmışlardır. Rönesans sanatçıları, eserlerinin gerçekçiliğine büyük önem vermiş ve çoğu anatomiyle yakından ilgilenmiştir. Örneğin Michelangelo’nun ünlü eseri Davut Heykeli, anatomik doğruluğu ile dikkat çeker. Rönesansla birlikte başlayan bu bilim-sanat etkileşimi, zamanla daha da güçlenmiştir. Öyle ki, biyolojik sanat ve veri sanatı gibi bazı modern sanat akımları bilimle tamamen bütünleşmiştir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3720 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>Fotoğraf ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p>Hem basılı hem de dijital mecralarda kullanılan bir diğer tasarımsal yöntem ise fotoğrafçılıktır. Anlatılmak istenen öznenin veya konunun görsel bir temsil aracılığıyla doğrudan izleyiciyle buluşmasını sağlayan bu iletişim aracı, zamanla, yalnızca gündelik yaşamın değil, evrenin en uzak köşelerinin de kaydını tutabilecek güce ulaşmıştır. 20. yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler ile birlikte, dünyayı uzaydan fotoğrafl amak mümkün hâle gelmiştir. Bu gelişmeler, yalnızca teknik bir ilerleme olmakla kalmamış; aynı zamanda bilimsel keşifl erin görsel olarak paylaşılmasını ve geniş kitlelere ulaştırılmasını da mümkün kılmıştır. Örneğin, 2019 yılında milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki M87 kara deliğinin fotoğrafı çekilmiştir. Bu fotoğraf, kamuoyunun büyük ilgisini toplamış ve görelilik gibi teorilerin sınanmasına olanak sağlamıştır.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3718 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>Video ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p>Videolar tasarımcıya hareket ve ses gibi unsurları kullanarak bir süreci anlatma imkânı sunar. Bu özellikleri sayesinde videolar, özellikle karmaşık bilimsel konuların sadeleştirilerek anlatılmasında etkili bir araç hâline gelmiştir. İnternetin ve sosyal mecraların yaygınlaşması ile video tüketim alışkanlıklarını tamamen değiştirmiştir. Sosyal medya video tüketimini günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline getirmiştir. Günümüzde video denince akla ilk gelen platform ise YouTube. YouTube’da, izlenme sayıları milyonları aşan bilim iletişimi içerikleri bulunuyor. Üstelik bu sayılara ulaşan Türkçe içerikler de mevcut.</p>
<p>Bu yönüyle YouTube, tasarımın bilim iletişimiyle nasıl buluştuğunu gösteren güzel bir örnektir. Bu alanda tasarımın gücünü etkili biçimde kullanan örneklerden biri Kurzgesagt kanalıdır. Bu kanalda bilimsel konular, animasyon formatında kısa ve öz bir şekilde anlatılır. Örneğin, kara delikler hakkında hazırlanan bir videoda, anlatıma füzyon reaksiyonuyla başlanır; ardından yıldızların oluşumu, çöküşü ve karadeliğin doğuşu gibi adımlar takip edilir. Böylece, milyarlarca yıllık bir süreç yalnızca beş dakikada herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde özetlenir. Günümüzde YouTube ve muhtelif dijital mecralarda, Kurzgesagt gibi içerik üreticileri bilimsel bilgileri görsel tasarım, kurgu ve hikâye anlatımı gibi tekniklerle harmanlayarak geniş kitlelere ulaştırmakta, yani bilim iletişimi yapmaktadır. Görüldüğü üzere, sosyal medyanın popülerliği bilimi yaygınlaştırmak için uygun koşullar oluşturmaktadır.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3722 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>İllüstrasyon ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p class="p1">Basılı mecralarda en yaygın kullanılan tasarım yöntemlerinden biri illüstrasyondur. Bir konunun tamamını görsel olarak anlatmak veya bir metni desteklemek amacıyla tercih edilen bu çizimler, içeriği daha dikkat çekici hâle getirerek daha kolay kavranmasını sağlamaktadır. Anatomi, biyoloji gibi canlıları inceleyen bilim dalları, bilim iletişimi tarihi boyunca illüstrasyondan özellikle beslenmiştir. Bu alanlarda incelenen nesnenin fiziki bir varlık olması, görselleştirme için oldukça uygun bir zemin oluşturmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, sadece canlıları inceleyen biyolojik bilimlerle sınırlı kalmadan, teorik disiplinlerde de görselleştirmenin önemli bir rolü olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, Einstein’ın genel görelilik kuramını yalnızca matematiksel formüllerle anlatmak zordur. Ancak bu konu uygun şekilde görselleştirildiğinde, matematik bilgisi olmayan birinin bile kütlenin uzay-zaman düzlemine etkisini kolayca kavraması olanaklı hâle gelebilir. Çünkü üç boyutlu düzlemlerdeki değişimi görsel olarak algılamak, soyut matematiksel ifadelerden çok daha kolaydır.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3717 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 style="text-align: center;"><i>Biyolojik </i><i>Sanat</i></h3>
<p>Bilimle çok güçlü bağlar kurmuş olan sanat akımlarından biri biyolojik sanattır. Bu akım, canlıların genetiğiyle oynayarak onları sanat eserine dönüştürmek veya canlı objeleri malzeme olarak kullanmak gibi yöntemler içerir. Sanatçılar eserlerini laboratuvarlarda bilim insanlarıyla birlikte çalışarak üretmektedir. Laboratuvar ortamında canlıların DNA dizilimini değiştirmek ya da tek hücreli canlılardan bakteri kültürleri oluşturmak başvurulan üretim metotlarındandır. Doğrudan canlılar üzerinde yapılan bu çalışmalar, etik tartışmalara da yol açmıştır. Eduardo Kac’ın “GFP Bunny” adlı eseri, bu akımın en öne çıkan örneklerinden biridir. Ancak tıpkı diğer biyolojik sanat örneklerinde olduğu gibi, bu eserde de etik tartışmalar çoğu zaman eserin önüne geçmiştir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3721 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><i>Veri Sanatı</i></h3>
<p>Bilimle yoğun etkileşim içinde olan bir diğer sanat akımı ise veri sanatıdır. Bu sanat anlayışında sanatçılar, büyük veri setlerini algoritmalar aracılığıyla işleyerek görsel veya işitsel eserlere dönüştürmektedir. Yapısı gereği, veri sanatı üretimleri genellikle dijital ortamlarda gerçekleştirilir. Akımın genel anlayışının aksine veriyi analog olarak görselleştirmeyi tercih eden sanatçılar da vardır. Stefanie Posavec ve Giorgia Lupi’nin “Dear Data” projesi akımın en dikkat çekici örneklerinden biridir. Günlük hayattan elde edilen veriler ışığında üretilen eserler kitaplaştırılarak MoMA koleksiyonuna girmiştir.</p>
<p>Veri sanatıyla ilgili en dikkat çekici noktalardan biri, izleyicilerden anlık olarak veri toplayabilme özelliğine sahip olmasıdır. İzleyicinin vücut ısısı, nefes alışverişi veya salondaki hareketleri gibi veriler gerçek zamanlı olarak işlenerek sanat eserlerine dönüştürülebilmektedir. Böylece, her izleyiciye özgü ve kişiselleşen sanat eserleri ve sergiler ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/">Bilimsel Anlatının Tasarımla İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
