<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sosyal medya arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/sosyal-medya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/sosyal-medya/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 May 2026 18:11:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>
	<item>
		<title>Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</title>
		<link>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 12:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Alphan Sabancı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız medya]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Gazeteciliği]]></category>
		<category><![CDATA[dijital gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[e-bülten haberciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya gelir modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[medya girişimciliği]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[NewsLab Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[podcast yayıncılığı]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tuhaf Stüdyo]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[yerel gazetecilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4290</guid>

					<description><![CDATA[<p>NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık. Aslı  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">NewsLab Turkey’in kurucu ortaklarından biri olarak bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik alanında önemli çalışmalar yürüten, Tuhaf Stüdyo çatısı altında ise kurumlarla geleceğe dair eleştirel düşünme süreçleri geliştiren Ahmet Alphan Sabancı ile medya ekosisteminin dönüşümünden, yerel gazeteciliğin yapısal sorunlarına; gelir modellerinden yapay zekânın gazetecilik üzerindeki etkilerine kadar pek çok başlığı yeni medyadaki gazetecilik perspektifinden ele aldık.</span></p></blockquote>
<p><strong>Aslı Şen: Öncelikle hoş geldiniz. Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için çok mutluyum. Sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Alphan Sabancı:</strong> 2018 yılından bu yana NewsLab Turkey’in kurucularından biriyim. Aynı zamanda eleştirel fütürist ve teknolojist olarak, kendi kurduğum Tuhaf Stüdyo bünyesinde farklı alanlarda çalışmalar yapmaya devam ediyorum. Uzmanlık alanımı kısaca özetlemek gerekirse medya teknolojileri, internet, güncel kültürel akımlar ve trendler üzerine çalışıyorum. Bunun yanı sıra farklı kurum ve kişilere danışmanlık ve eğitim sunuyorum.</p>
<p><strong>A.Ş.: Kendinizi eleştirel fütürist olarak tanımlıyorsunuz. Eleştirel fütürist tam olarak ne anlama geliyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S.:</strong> Hayatımızın her alanında ve her profesyonel ortamda gelecek üzerine düşünmek, bunun üzerine strateji üretmek ve plan yapmak gerekiyor. Ancak özellikle konu gelecek olduğunda, maalesef bunu popülist ve hazır bir pazarlama aracı olarak kullanan çok fazla insan var. Benim yaptığım iş sadece “Bakın böyle olacak, şöyle olacak” diye anlatmak değil; kişilerin daha eleştirel bir bakış açısıyla gelecekteki farklı potansiyelleri kendileri nasıl tartabileceklerini ve bunun üzerine nasıl düşünebileceklerini öğretmek. Gelecekte “şu olacak” diye karşılarına çıkan biri olduğunda; “Niye böyle diyorlar, gerçekten böyle bir şey olabilir mi?” diye sorabilmelerini istiyorum. Kendilerine bir gelecek vadedildiğinde, bunun karşı taraf için ne gibi avantajlar, kendileri açısından ne gibi dezavantajlar yaratabileceğini sorgulamalarına yardımcı oluyorum. İşe biraz daha teorik ve eleştirel tarafı da dahil ettiğimden dolayı böyle ayırıcı, yeni bir unvan kullanmayı tercih ettim.</p>
<p><strong>A.Ş: Tuhaf Stüdyo da bunun özelinde bir çalışma alanı değil mi?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Hem medyada hem de farklı sektörlerde insanlar gelecek üzerine plan yapmak istediklerinde ya da daha uzun vadeli bir şeyler üretmek, bunun üzerine kafa yormak istediklerinde bir nevi yol göstericilik ya da bir asistanlık yapıyorum diyebilirim. Ben hazır paket sunmak yerine, onlarla birlikte gelecek üzerine kafa yoruyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Muhtemelen orada geleceğe dair bir analiz yapıyorsunuz. Analizler nasıl çıkıyor ya da o geleceği yorumlama kısmı nasıl gerçekleşiyor?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Aslında her şey bugünü iyi incelemekle ortaya çıkıyor. Çok fazla medya tüketen bir insanım, işim de bunu gerektiriyor. Şu anda ne olup bittiği, kimlerin ne anlattığı, neler yapmaya çalıştığı aslında geleceğe dair sinyaller veriyor.</p>
<p>Ancak oturup internete veya herhangi bir medya aracına baktığınızda birçok farklı içerik ve haber karşınıza çıkıyor. Benim yaptığım şey, buradaki gürültünün içerisinden anlamı olabilecek, geleceğe dair işaret veren, günümüzde yaşanan birtakım değişimleri anlatan sinyalleri toplamak. Bundan sonrası da farklı metodolojilerle ve bilgi birikimiyle harmanlayarak, karşımıza çıkabilecek gelecek senaryolarını üretmek oluyor. Bu sinyalleri topladığımda da asla tek bir senaryo üretmiyorum. Bunun yerine üç veya dört tane halihazırda var olan durumdan ve geleceğe dair alakalı alanlardan oluşan farklı hikayeleri alıyorum. Buradaki amaç, farklı ihtimallerin oluşabileceğini ve o senaryolarda büyük dönüşümler yaşayabileceğimizi göstererek potansiyelleri açığa çıkarmak.</p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey, Türkiye’de bağımsız ve sürdürülebilir gazetecilik adına alanında önemli bir boşluğu dolduruyor. Bize kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> NewsLab Turkey’nin kuruluşu, Sarphan Uzunoğlu’yla birlikte aşama aşama yaptığımız işlerin bir sonucu gibiydi. 2010’ların başında gazetecilere yönelik eğitimler, atölyeler yapıyorduk. Sarphan, programların tasarımını yaparken ben de teknoloji eğitmenliği yapıyordum. Birçok farklı kurum gazetecilik veya medya üzerine eğitimler verse de bazı eksikler olduğunu görmeye başladık. Bunun üzerine gazetecileri, medya sektörünü daha farklı formatta ve özellikle bağımsız medyayı holistik bir şekilde desteklemek adına NewslabTurkey’i hayata geçirdik. En başta verdiğimiz kuluçka programı ve eğitimler vardı. Burada yaptığımız en temel farklılık, kuluçka programına kabul edilen ve ürün çıkarabilen herkese maddi destek sunabilmeyi öncelik olarak belirledik.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü insanlara sadece bilgiyi verip sonrasında hiçbir şey üretememeleri en büyük sıkıntılardan biriydi. Medya sektörünün ekonomik darlığını da düşününce, insanların bir şeylere başlamasına destek olabilmemiz iyi olur düşüncesiyle yola çıkmıştık. Bunun yanı sıra web sitemiz üzerinden, sektördeki insanların kendilerini geliştirebilecekleri, eğitebilecekleri içerikler üretmeye odaklandık. Zaman içerisinde yazılı içeriklerin yanı sıra söyleşilerle, farklı formatlarla da bu alanlar genişledi. YouTube’da video içerikler ürettik, birkaç farklı şekilde podcast serileri yaptık. Örneğin bunlardan bir tanesinde on bölümlük bir mini seri yapmıştım.</p>
<p>Bir tecrübe aktarımı sağlamak adına Türkiye’de ana akım olarak görülmeyen ama bir şekilde kendini sürdürülebilir kılmış medya girişimcileriyle söyleşiler gerçekleştirmiştim. Diğer yandan haftalık e-posta bültenleri yapıyoruz. Dünyada, medya sektöründe, internette olan bitenin genellikle İngilizce veya farklı dillerde olması sebebiyle Türkiye bu gelişmeleri takip edemiyordu ya da yeni gelişmeleri çok geç öğreniyordu. 2018’de niyetim bu açığı kapatmaktı. O sırada e-bülten formatı yurtdışında popülerdi ancak Türkiye’de yoktu. İnsanlara farklı bir şey gösterelim dedik ve bu sebeple 2018 Ekim’de e-bülten olarak düzenli bir yayın yapmaya başladık. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı. Bizimle hemen hemen aynı zamanlarda Aposto da yayına başladı ve bir anda Türkiye’de herkes e-bülten yayıncılığı yapılabilir gibi bir aydınlanma yaşandı.</p>
<p>Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, NewsLab Turkey’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum, <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab Turkey</a>’de güzel bir şeyin başlangıcını yapabildik. Yıllar içerisinde elimizdeki kaynaklara göre bu ürettiğimiz şeylerin boyutları değişti. Ama hala aynı amaçla, aynı yaklaşımla bağımsız medya ekosistemini desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz. desteklemek için yeni şeyler yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-4298" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/o_1-scaled-e1778493911738-650x1024.png" alt="" width="232" height="366" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sedat Erol:</strong> <strong>E-bülten haberciliği dünyada büyük rağbet görmüştü. Substack ile birlikte bu ekonomi çok büyüdü ve tekrar düşüşe geçti. Sanırım medya ekosisteminde bazen yeni işlere bir anda bir yığılma oluyor. Sürdürülebilirliği de zor olduğundan geriye yine aynı kişiler kalıyor.</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Tabii o dalgalanmalar hep oluyor. Son dalgalanmanın sebebi pandemiyle gelen podcast büyümesiydi. Bir anda hem ekonomik olarak hem de bilinirlik olarak podcast çok daha cazip geldi. Bir de pandemi döneminde yüz yüze etkinlikler yapılamıyordu. Sosyal izolasyon sürecinde insan sesi duymanın, birilerinin sohbetini dinlemenin cazibesi arttı ve podcastin hem ekonomik hem de üretim anlamında büyüdüğünü gördük. Bülten yapanların bir kısmı da ister istemez oraya geçti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E:</strong> <strong>E-bülten haberciliği benim tüketim formatıma çok uygun. İstediğimde geri dönüp bakabiliyorum ve bu bana çok faydalı geliyor. Ancak bu formatta okur ve tüketici kitlesinin kısıtlı olduğu söyleniyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Orada birçok farklı mesele var ve konu dönüp dolaşıp şuraya geliyor: Kendi hitap etmek istediğin kitleyi bulmak ve ona göre üretmek. Herkesin herkese hitap etmesi gibi bir zorunluluk yok. Eğer ben yalnızca yazı okumayı sevenlere, benim gibi her şeyin en derinine dalmayı sevenlere yönelik üretmek istiyorsam, bunu kabul etmem gerekiyor. Burada özellikle medya tarafındaki üreticilerin şunu kabullenmesi önemli; niyetim buysa, kitlem buysa, maksimum sınırım da belli. Buradan elde edebileceğim gelir belli, okur kitlesi belli. Kendimi bir Instagram fenomeniyle ya da YouTube’daki bir kanalla rakam ya da gelir üzerinden kıyaslayamam.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">&#8220;O sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım&#8221; yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</span></p></blockquote>
<p>Bizdeki temel sorunlardan biri de bundan kaynaklanıyor. İnsanlar internetteki her şeyi, her tür medyayı birbirine denkmiş gibi kıyaslama hatasına düşüyor. Bir YouTuber hızla yüz binlerce aboneye ulaşırken bir e-bültenin 3–4 bin abone seviyesinde kalmasına bir sorun gibi bakılıyor. Oysa ürettiğin format ve hitap ettiğin kitle gereği zaten bir tavan sınırın var. Bu kıyaslamayı yaparak neden kendi kendine işkence ediyorsun? Bu konuda çok uyardığım insan oldu, ara ara kendime de bu uyarıyı yapıyorum hâlâ. Çünkü ister istemez insan bazen şunu düşünüyor: Farklı bir şeyler mi denesem, daha fazla insana ulaşmaya mı yönelsem? Ama diğer yandan şunu da bilmem lazım: Ürettiğim şey herkes için değil.</p>
<p>Mesela <a href="https://www.newslabturkey.org/">NewsLab</a> için hazırladığım bülteni düşünelim. Onun hitap ettiği kitle çok net. Ulaşmak istediğim kitle belli, oraya koymak istediğim şeyler belli. Bunu bir YouTube videosu hâline getirebilir miyim? Denesem bir şekilde yaparım ama içeriğin derinliğini kaybederim. Görünür kalabilmek için başka unsurlar eklemek zorunda kalırım. Bu noktada YouTube’un algoritmasını da mutlu etmem gerekir ve sonuçta yapmak istediğim şey bambaşka bir şeye dönüşür. Bu yüzden “o sırada popüler olan ya da en çok tercih edilen format neyse orada da bir şey yapmalıyım” yaklaşımını çok hatalı bir strateji olarak görüyorum. Çünkü ne kazanıp ne kaybedeceğini unutuyorsun. Bunu hesaplayamıyorsun ve çoğu zaman kontrol de sende olmuyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Kuluçka programından bahsettik. Biraz daha detaylandırabilir miyiz? Nedir Kuluçka programı? Nasıl bir içeriği var? Nasıl bir eğitim alıyorlar orada? </strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Yıllar içerisinde bu format değişti ama en temelde önce bir başvuru süreci var. Genellikle her yıl üç haneli sayılara ulaşan başvuru dosyası geçiyor elimize. En baştan itibaren başvuracak kişilerden bir projeyle, bir fi kirle gelmelerini istiyoruz. Sadece “eğitim almak istiyorum” diyerek gelmelerini değil; hayata geçirmek istedikleri bir projeyi, başlatmak istedikleri bir fi kri ya da mevcut projelerini nasıl geliştirmek istediklerini de anlatmalarını bekliyoruz. Ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini ve bunu nasıl yapacaklarına dair bir planları olup olmadığını görmek istiyoruz. Ardından bir jüri süreci oluyor. O yılki bütçemiz ve programın kapsamı ne kadarsa buna göre bir seçim yapıyoruz. Seçimden sonra eğitim süreci başlıyor. Son dönemlerde bu süreci yarı zorunlu, yarı seçmeli bir formatta yürütüyoruz. Bazı eğitimler, medya profesyonellerinin ya da medya girişimcilerinin her durumda ihtiyaç duyacağı temel başlıkları kapsıyor. Bunlar bütçe tasarımı, planlama ya da editöryel konulardaki temel bilgiler gibi alanlar. Bu eğitimleri zorunlu tutuyoruz ve programa kabul edilen herkes bu eğitimleri alıyor.</p>
<p>İkinci grupta ise katılımcıların uzmanlık alanlarına ya da üretecekleri formata göre şekillenen eğitimler yer alıyor. Bunlar iklim gazeteciliği, çocuk odaklı içerikler, teknoloji gazeteciliği gibi konu bazlı alanlar olabiliyor. Aynı zamanda podcast, video ya da editörlük gibi formatlara yönelik, daha teknik bilgi içeren eğitimler de bu aşamada veriliyor. Eğitim sürecinin ardından mentörlük ve üretim aşaması başlıyor. Eğitimler tamamlandıktan sonra, projenin imkânları elveriyorsa katılımcılar için bir üretim takvimi belirliyoruz. Örneğin, bir katılımcı 12 bölümlük bir podcast serisi yapmak istiyorsa, ilk 3 ay içinde en az 3 ya da 4 bölüm üretmesini bekliyoruz. Bu süreçte hem üretimi takip ediyoruz hem de imkânlar dahilindeyse katılımcıların eğitmenlerimizden birebir mentörlük desteği almasını sağlıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4315 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg" alt="" width="427" height="570" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-200x267.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-225x300.jpeg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-400x533.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-600x800.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-768x1024.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-800x1067.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68-1152x1536.jpeg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/newslab-context-68.jpeg 1160w" sizes="(max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p>Maddi desteği ise genellikle üretim başlamadan önce veriyoruz. Çünkü bu destekler çoğunlukla üretime yönelik teknoloji alımı ya da diğer ihtiyaçların karşılanması için kullanılıyor. Destek sağlandıktan sonra üretim süreci başlıyor. En sonunda, projeler tamamlandığında ve teslim tarihine gelindiğinde, mümkünse bir kapanış etkinliğiyle ortaya çıkan projeleri duyuruyoruz. Bunu genellikle web sitemiz üzerinden ya da sosyal medya hesaplarımızdan yayarak mezunlarımızın görünürlüğünü arttırmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>A.Ş: Peki NewsLab Turkey’nin gelir modeli nedir?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Gelir modelimiz ağırlıklı olarak fonlar ve genellikle uluslararası kurumlardan aldığımız proje bazlı destekler üzerinden ilerliyor. Bunun dışında maalesef başka bir gelir kaynağımız yok. Bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz için düzenli bir gelir modeli oluşturmak zaten çok mümkün olmuyor. Bu nedenle şu anda modelimizi, büyük kurumlarla birlikte yürüttüğümüz projeler üzerinden sürdürüyoruz.</p>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2>Yerelden Dijitale Medya Eğitiminde Yeni Bir Yaklaşım</h2>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de eğitim verdiğiniz birçok program var. Bu eğitimlerin Türkiye medya ekosisteminde neden önemli olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Bu soruyu daha net cevaplayabilmek için özel programlarımızdan üçünü özellikle seçerek anlatmak isterim. Bunlardan ilki, en başından bu yana yürüttüğümüz podcast programlarıydı. O dönemde podcast yayılmaya başlıyordu ve gazetecilerle haber üretmek isteyenler bu alana oldukça ilgiliydi. Ancak işin teknik tarafını öğrenmek zor geliyordu; nasıl yapacaklarını, nereden başlayacaklarını bilmiyorlardı. Bu nedenle, bu alanda onları destekleyebilmek için özel bir podcast programı başlattık. İkinci programımız yerel gazetecilik programıydı. Bunu birkaç yıl boyunca yürüttük ve aslında devam ettirmeyi çok isterdik ancak maalesef elimizdeki imkânlar buna yetmedi. Bu programda Türkiye’nin farklı bölgelerinde yerel habercilik yapan kişileri bir araya getirdik ve onlara hem eğitim hem de maddi destek sağlamaya çalıştık. Amacımız, bana kalırsa gazetecilik sektörünün en ciddi sorunlarından biri olan yerel haberciliği destekleyebilmekti. Bu program kapsamında desteklediğimiz kurumlar arasında hala yoluna devam eden, çok başarılı işler yapanlar var. Keşke bu programı daha uzun süre sürdürebilseydik.</p>
<p>Çünkü gelen herkes çok mutlu oluyordu ve eğitimden çok faydalandıklarını söylüyorlardı. Diğer yandan, gazeteciliği ve medyayı desteklemeye yönelik pek çok eğitim ve program genellikle İstanbul, Ankara, İzmir üçgeninde, hatta çoğunlukla yalnızca İstanbul ve Ankara’da sınırlı kalıyor. Bu da yerelde çalışan gazetecilerin bu tür kaynaklara erişimini zorlaştırıyor. Bu nedenle, bu tarz programların yeniden başlatılabilmesi ya da başka yapılar tarafından hayata geçirilebilmesi beni çok mutlu eder. Sonuncusu da, geçtiğimiz dönemde ürünlerini paylaşmaya başladığımız çözüm gazeteciliği programımızdı. Bu program, bana kalırsa gazeteciliğin farklı ve daha faydalı bir şekilde yapılabileceğini göstermek açısından çok değerli.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor.”</span></p></blockquote>
<p>Çünkü günümüzde haber ve habercilikte çoğu zaman yalnızca olan biteni aktarmaya ya da en sansasyonel, en negatif ve en korkutucu şeyi haber olarak görmeye odaklanan bir yaklaşım mevcut. Bu yüzden de biz çözüm gazeteciliğini, bir sorunu anlatırken bunun nasıl çözülebildiğini ya da sadece sorunlara odaklanmayıp bunun çözümlerine ya da daha iyiye dair neler yapıldığını gösterebilecek bir gazetecilik yaklaşımını da desteklemek istedik. Program katılımcılarımız ve mezunlarımız çok güzel işler üretmeye başladı. Bu içerikleri sosyal medya üzerinden paylaşıyoruz, merak edenler hesaplarımıza bakarak görebilir. Umarım bu tür bir gazetecilik anlayışının daha fazla bilinmesine ve ülkemizde yaygınlaşmasına az da olsa katkı sunabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4328 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-200x112.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-600x337.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/7-Soru-7-Cevap-context-1536x864.png 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4327 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/surdurulebilir-gazetecilik-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img decoding="async" class="alignnone wp-image-4329 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/dr-sarphan-uzunoglu-context.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S.E: Yerel gazetecilik meselesi kritik bir noktada duruyor. Yerelde çok güçlü bir hikâye potansiyeli olmasına rağmen bu alanın yeterince işlenememesi, merkezde de bir tür kısır döngü yaratıyor gibi görünüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine gelir modeli sıkıntısından mı kaynaklanıyor sizce?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Biz zaten Türkiye’de gazetecileri sektör olarak yeterince koruyamıyoruz, bu başlı başına ayrı bir dert. Ama yerelde bu durum gerçekten çok daha ağır. Yerel gazetecilik uzun yıllardır kendi haline bırakıldığı için, ulusal düzeydeki baskı ve ekonomik sıkıntılar yerelde on katı, yirmi katı daha ağır yaşanıyor. Çünkü çok net bir gerçek var: Eğer belediyeyle aranı iyi tutmazsan, bir anda şehrin yarısı sana reklam vermeyi kesebiliyor. Belediye kurumları aboneliklerini bırakabiliyor. Üstüne bir de kaynak sıkıntısı eklenince, “Az buçuk bir gelirimiz var, onu da kaybetmeyelim” endişesiyle hareket etmek zorunda kalıyorlar. Sonuçta haber yapabilecekleri bir alan kalmamış vaziyette. Çünkü o alan olmadığı sürece para verilse bile bir şey değişmez. En başta insanlara rahatça yazabilecekleri alan yaratmak gerekiyor. Yani bence en temelde zaten mevzu bu alanı açmaya yönelik bir çaba vermek, bir şey geliştirilecekse, belki bir program üretilecekse böyle bir şey üretmek olabilir. Çünkü o alan olmadığı sürece hani oraya ne kadar kaynak da bulunsa, para da verilse çok bir şey değişmez. Yani öncelikle insanların haber yapabilecekleri, rahatça yazabilecekleri bir alan yaratmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Basın ilan kurumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’deki konumu sizce nasıl?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kendi düşündüğümden önce birçok gazeteciden duyduğum şeyi söyleyeyim: Basın İlan Kurumu gazetecilerden ve haber kurumlarından imkânsızı istiyor. Özellikle yeni gelen düzenlemelerle, ilan alabilmek ya da buradan bir gelir elde edebilmek için çalışan sayısından günlük girilecek haber sayısına, hatta tıklanma sayılarına kadar son derece abartılı talepleri var. Bu talepler öyle bir noktaya gelmiş durumda ki işte örneğin; bir yerel haber sitesi buradan bir şekilde hani yerele yönelik Basın İlan Kurumu’ndan kendi şehriyle alakalı bir şey almak istiyor diyelim. Yanlış hatırlamıyorsam günde 100 ila 120 tane haber girmelerini bekliyorlar bir yerel haber sitesinden. Yani herhangi bir şehirde günde 120 tane haber değeri taşıyan olay olmasına imkân yok. Ama bu şartı sağlamazsanız Basın İlan Kurumu size ilan vermeyi ve buradan gelir elde etmeyi imkânsız hale getiriyor. Durum böyle olunca ne oluyor? Google aramalarında mutlaka karşınıza çıkmıştır, haber sitelerinin ana sayfalarında asla görmediğimiz ama arama sonuçlarında çıkan market indirim katalogları, rüya tabirleri, burç yorumları, yapay zekâyla üretilmiş ünlü biyografileri gibi içerikler vardır.</p>
<p>Bunların sebebi tam olarak bu. Çünkü Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor. Bunun yanında kategori talepleri de var. Örneğin ulusal bir medya sitesiyseniz belli sayıda çalışanınızın olması, şu kadar kategoride editörün olması lazım gibi şartları var. Ancak karşılığında Basın İlan Kurumu’ndan gelecek ilan geliri, bu çalışanların maaşlarının belki ancak beşte birini karşılayabilecek seviyede kalıyor. Dijitale ayak uydurmak amacıyla, Google’dan bile çok daha ekstrem talepleri var. Diğer yandan Türkiye’de dijital medyanın hala reklam ve tıklanma gelirinden başka bir modeli olmadığı için, birçok haber sitesi ve medya kurumu kendisini bu sisteme muhtaç hissediyor ve buna uymak zorundaymış gibi davranıyor.</p>
<p>Bunun sonucunda örneğin bir yerel haber sitesi muhabirini sahaya gönderip haber takip edebilecekken, onu masa başına oturtup 20 tane daha kopya haber gir, Basın İlan Kurumu’nun sınırına yetişelim demek zorunda kalıyor. Yani gazetecilik yapmak yerine, sitenin o limitlerini doldurmaya zaman harcıyorsun. Bugün gelinen noktada Basın İlan Kurumu’nun getirdiği sınırlamalar, haber sitelerini olabildiğince bomboş içeriklerle doldurmaya zorlayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Çünkü ancak bu şekilde ilan alabiliyorsunuz. Üstelik Google bile artık bu kadar acımasız değil. Onlar algoritmalarını daha kaliteli içeriğe doğru kaydırmışken, Basın İlan Kurumu hala 2010’ların başındaki Google gibi hareket ediyor ve Türkiye’deki haber kurumlarından, haber sitelerinden bunu talep ediyor. Bunu sağlamazsan ilan vermeyeceğim diyor ve sen otomatik olarak sistemden düşüyorsun.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Basın İlan Kurumu’nun gazetecilikle, habercilikle bağdaşmayan talepleri var. Günlük tıklanma sayısı istiyor, günlük girilecek haber sayısı istiyor ama gerçekten yaptığın haber mi değil mi bakmıyor.”</span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4342 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-768x513.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-800x534.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1200x801.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/gazete-70-context-1536x1025.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: NewsLab Turkey’de sıkça karşılaştığımız kavramlardan biri sürdürülebilir gazetecilik. Nedir bu sürdürülebilir gazetecilik biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Sürdürülebilirlik, son dönemde iklim krizi ve çevre meseleleriyle birlikte hayatımıza çok farklı bağlamlarda girdi. Orada daha çok doğanın ve gezegenin ayakta kalabilmesi konuşuluyor ama medya için de mantık aynı aslında. Kendi kaynaklarını üretebilen, olabildiğince dışa bağımlı olmayan ve bağımsız bir şekilde hayatta kalabilen bir kurum yaratabilmek. Yerel gazeteler üzerinden düşünürsek, gelirin tamamen belediyeyle olan ilişkine bağlıysa, senin neyi haber yapıp neyi yapamayacağın belirleniyor. Bu durumda kendi başınıza ne kadar ayakta kalabilirseniz, bağımsız hareket edebilme imkânınız da o kadar artıyor. Aynı zamanda sürdürülebilir olmak adına asla tek bir kaynağa bağlı olmamak gerektiğini bize gösteriyor. Çünkü gelir kaynaklarını çeşitlendirmiş, tek bir kaynak yerine birkaç farklı yerden gelir elde ediyorsan, bunlardan birini kaybetmek senin için o kadar büyük bir sorun yaratmayacaktır. Ama kendini tek bir tarafa yasladığında ya da üretim açısından tek bir formatla kendini kısıtlamışsan bir noktada tıkanma yaşanacaktır. Sürdürülebilir olabilmek için gelişmeye, evrilmeye ve çeşitlenmeye açık olman gerekiyor. Çünkü medya sektörü, belki de modayı saymazsak, en hızlı gelişen ve değişen sektörlerin başında geliyor. Durum böyle olunca yeniliğe adapte olabilmek ve kendini geliştirebilmek, sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz haline geliyor. Aksi takdirde, bugün hala eski usul gazetecilikten gelen bazı insanların gazetecilikteki en temel dönüşümlere bile adapte olmakta zorlandığını ya da bununla bir kavga içine girdiğini ve bu yüzden geride kaldığını görüyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4338 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/kamera-70-context-1536x1024.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Değişim ve dönüşümden söz ettik. Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği bir dönemden geçiyoruz. Sizce yapay zekâ, medyada yaşanan bu değişim ve dönüşüme nasıl bir katkı sağlayacak?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben yapay zekânın yaratacağı değişimlerin daha çok olumlu olacağını düşünüyorum. Çünkü insanlar genellikle yeni, farklı ya da yabancı bir şeyle karşılaştıkları zaman tepkileri duygusal oluyor. O duygusal tepkiden çıkıp da daha sakin bir şekilde bakmak çok zor. “Eski olanı kaybedeceğiz, gazetecilik bitecek, sanat elden gidecek, her şeyimizi elimizden alacak” gibi söylemler bu duygusal tepkilerin sonucu.</p>
<p>Burada yapılan en büyük hatalardan bir tanesi, sektörün Sam Altman gibi isimlerin bu duygusallığa oynadığını fark etmemesi. “Yapay zekâ şöyle olacak, AGI beş yıla geliyor, üç yıla şöyle olacak” tarzında söylemler aslında tamamen bir pazarlama taktiği. Evet, teknoloji çok hızlı gelişiyor, buna itirazım yok. Ama bu söylemlerle bilinçli olarak duygusal bir tepki yaratılıyor ve bu tepkinin yarattığı hype üzerinden ilerlemek isteniyor. Gazetecilik sektörü için de, sanatçılar için de bu geçerli. Bunun sonucunda birçok insan aynı duygusallıkla ama bu sefer negatif taraftan tepki veriyor. “Yapay zekâyı asla istemiyoruz, işimizi elimizden alacak, internette doğru bilgi kalmayacak, interneti öldürecek” gibi tamamen bir korku senaryosu, distopya senaryosu yazılıyor. Dönüp baktığımızda, evet, çok büyük bir değişim olacak ama bu değişim bir sabah kalktığımızda her şeyin altüst olması şeklinde gerçekleşmeyecek. Belki fark etmeden attığımız o küçük küçük adımların ardından, beş yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, aslında bambaşka bir yere geldiğimizi göreceğiz. Tam da bu yüzden duygusal tepkiler vermek yerine, sakin bir şekilde oturup “Bununla ne yapılabilir, nelere dikkat etmek gerekir?” diye kafa yormak gerekiyor. Çoğu insan bunu yapmıyor. Bu tepkilerin büyük kısmını neden ciddiye almadığımın en güzel örneklerinden birini bana <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> verdi. Yılın başlarında Disney ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla “Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak” gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı. Şu anda Sora üzerinden, biz Türkiye’de henüz erişemiyor olsak da, Disney karakterleriyle video üretmek serbest artık. Burada yapılan temel hata şu: Büyük şirketlerin sanatçıları, üreticileri ya da bireyleri düşüneceği sanılıyor. Oysa tarihte bunun hiçbir zaman böyle olmadığını gördük. Bu durumun aynısını 2000’lerin başında müzik sektöründe yaşadık. Napster ve korsan MP3’ler konusunda müzisyenler müzik şirketlerine güvenmişti. “Bizi kurtaracaklar yoksa korsan yüzünden aç kalacağız” diyorlardı. Sonuçta ne oldu? Napster bitti. Bunun yerine Spotify gibi platformlara geçildi. Bugün bir sanatçının Spotify’da bir dolar kazanabilmesi için şarkısının en az 5–10 bin kez dinlenmesi gerekiyor. Düşününce, korsan dönem belki de daha iyiydi, en azından bir beklenti yoktu. Burada gerçekten bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bana kalırsa yapay zekânın yaratacağı en büyük şoklardan biri ürettiğimiz şeye dair sahiplik ve bunun ekonomisiyle ilgili bildiğimiz pek çok kavramdan vazgeçmek zorunda kalmamız. Çünkü klasik telif hakkı yaklaşımıyla yapay zekâya baktığımızda, ortada bu sisteme hiç uymayan bir yapı var.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4344 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png" alt="" width="358" height="537" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/disney-71-context.png 1024w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>Çoğu insan bu sistemlerin nasıl çalıştığını hala bilmiyor. Örneğin, “Van Gogh tarzında bir görsel üret” dediğinizde ya da “Bu bilgileri New York Times dilinde haberleştir” dediğinizde, sanki yapay zekânın arkasında Van Gogh’un tablolarını ya da New York Times arşivini açıp okuyan bir kütüphane varmış gibi düşünülüyor. Oysa böyle bir şey yok. Ortada aşırı derecede kompleks biçimde eğitilmiş bir sistem var ve bu sistemin içine girip tek tek hangi veriye eriştiğini görmemiz mümkün değil. Korsan ürün üzerinden gidelim: Korsan müzikte ya da filmde, içeriğin birebir kopyasını indirip bilgisayarımıza koyuyorduk. Yapay zekâda böyle bir şey söz konusu değil. Eğer bunu telif ihlali sayarsak, örneğin ben gitar çalmayı öğrenirken Metallica parçalarını çalıştığımda, onlardan nota öğrendiğimde ya da onlardan esinlenerek benzer bir şey ürettiğimde bu da telif ihlali sayılmalı. Çünkü yasalar gözünde o yapay zekâ modelini eğitmek için bir materyal kullanmakla benim kendimi eğitmek için bir kitap okumam, bir resmi incelemem aynı şey haline gelecek. Burada da karşımıza iki senaryo çıkıyor: Ya telif hakkı kavramını bu şekilde genişleteceğiz ve kendimizi çok daha kısıtlayıcı bir ortamda bulacağız.</p>
<p>Zamanla bildiğimiz telif tanımından vazgeçip tamamen yeni bir konsept üretmemiz gerekecek. Ben kişisel olarak ilkini kesinlikle istemem. Ama telif haklarının tarih boyunca daha çok büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve hep bu doğrultuda güncellendiğini de düşündüğümden, telifin yerine yeni bir şey üretmenin artık bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim. Eğer böyle bir dönüşüm yaşanırsa ve kimse buna hazırlıklı olmazsa, kendimizi oldukça kaotik bir ortamın içinde bulmamız da çok olası. Yani ilkini kesinlikle istemem ben kişisel görüşümü söyleyecek olursam. Diğer yandan, telif haklarının şu ana kadar tarih boyunca sadece büyük şirketleri korumak için kullanıldığını ve sürekli o şekilde güncellendiğini de düşündüğümden dolayı, tamamen telifin yerini alacak yeni bir şey üretmenin artık hani yapay zekâyla birlikte bir zorunluluk haline geleceğini düşünenlerdenim ben. Eğer öyle bir şey olursa hiç kimse buna hazırlıklı olmayacağından dolayı kendimizi çok kaotik bir ortamda bulacağız gibi geliyor bana.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Yılın başlarında <a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Disney</a> ve Universal Studios, Midjourney’e ve OpenAI’a karakterlerini kullanıyorlar diye telif davası açmıştı. O dönem sanatçılar ve medya sektörü büyük bir heyecanla ‘Disney dava açtı, avukatları bunları bitirir, AI balonu patlayacak’ gibi tepkiler vermişti. Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta kadar önce Disney, OpenAI ile 3 milyar dolarlık bir içerik anlaşması yaptı.”</span></p></blockquote>
<p><strong>Umut Yiğit: Peki, telifin yerini alabileceğini söylediğiniz bu yeni konsept somut olarak neye benziyor? Aklınızda veya dünyada tartışılan alternatif bir model var mı?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Birçok şey mümkün ama diğer yandan şöyle bir durum da var: İnsanlığın üretim ve yaratıcılık tarihini düşündüğümüzde telif aslında çok yeni bir kavram. Yani ona bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmamız da gerek yok. Elbette bir karşılık meselesi var ama yaratıcı bir üretimi alıp kullanmanın karşılığını mutlaka telif üzerinden düşünmek zorunda da değiliz. Bunun için farklı mekanizmalar, farklı modeller üretilebilir. Mesela yakın zamanda çok ilginç, deneysel bir projeye denk gelmiştim. Bir yazar dijital olarak bir kitap yayımlamış ve kitabı satın aldığınızda, kaynakçada adı geçen herkese ödediğiniz ücretin yüzde 30’unu paylaştıran bir sistem kurmuş. Yani alıntı yaptığı, referans verdiği isimlere telif ödemek yerine, onları doğrudan satın alma mekanizmasının içine dahil etmiş. Burada mesele sadece telif değil. Durum yaratıcı sektörlerin ve gazeteciliğin tüm ekonomik modelini sil baştan kurgulamayı gerektiren bir noktaya da evrilebilir. Günümüz koşullarında bu alanın ne kadar sıkıntılı olduğunu düşündüğümüzde, zaten bu bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Çünkü kendi üretiminizle, yaratıcılığınızla hayatınızı sürdürebilmek gerçekten hiç kolay değil. Bugün bunu yapabilmek için ya çok büyük bir isim olmanız ya da çok büyük bir şirketin parçası olmanız gerekiyor. Bu yüzden telif tartışmasının da ötesinde alternatif ekonomik yapıları düşünmek ve denemek gibi bir ihtiyaç da söz konusu olacak. Yapay zekâ muhtemelen birçok farklı sebepten dolayı bu süreci hızlandıracak. Bundan bir iki sene önce yapay zekânın gazetecilikte yeni yeni tartışılmaya başlandığı bir dönemde katıldığım bir etkinlikte şunu söylemiştim: Dijital haberciliğin o klasik, tıklanma temelli ekonomik modelinin artık sonuna geldik. Bunun da iki temel sebebi var ve ikisi de yapay zekâ kaynaklı. Birincisi, eğer bu model üzerinden para kazanmak istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz. istiyorsanız, yapay zekâya otomatik olarak haber yazdırarak bir siteyi kolaylıkla doldurabilirsiniz.</p>
<p>Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana Google AdSense kodunu ekledikten sonra da sistem zaten sizin yerinize her şeyi yapacak. Bu da Google ve benzeri platformlar üzerinden gelen otomatik, programatik reklamların değerini iyice düşürecek. Bir noktadan sonra bunların değeri sıfıra yaklaşmaya başlayacaktır. İkincisi de şu: Şu anda tıklanma temelli ekonomiyi ayakta tutan şey, haber sitelerinin yaptığı şahane araştırmacı gazetecilik haberleri falan değil. O tıklamalar genellikle Google’da maç sonucu arayanlardan ya da çok basit bilgileri arayan insanların, arama sonuçlarında en üstte çıkana tıklamasıyla geliyor. İnsanlarda “bu haber sitesine gireyim, okuyayım” alışkanlığını yaratacak düzeyde bir üretim olmadığı için zaten böyle bir şey söz konusu değil. Üstelik insanlar artık bu tür soruları Google’a sormak yerine ChatGPT’ye, Gemini’ye falan soruyor.</p>
<p>Dolayısıyla tıklama ihtiyaçları da kalmıyor. Bunlar yaygınlaşmaya başladıkça tıklanma sayıları da zaten düşmeye başlayacak ve ekonomisini, gelir modelini tamamen buna dayandırmış kurumların ayakta kalma şansı da otomatik olarak bitmiş olacak. Geriye de bir şekilde özgün haber üretenler kalacak; gerçekten farklı bir ürün sunanlar. Yani sadece arama yaptığında market kataloğunu ilk sırada çıkaranlar değil; gerçekten haber verenler, yenilikçi ve farklı şeyler deneyenler. Bunu söylediğimde gazeteci camiasında pek çok kişinin hoşuna gitmiyor ama geriye sadece premium ürün üretenler kalacak. Yani artık salt var olmak yetmiyor, bir ekstranızın olması gerekiyor. Çünkü artık internette her şey fazlasıyla var ve bunların büyük bir kısmı oldukça kalitesiz.</p>
<p>İnsanların dikkatini çekebilmek ve akılda kalabilmek için ortaya net bir kalite farkı koymak gerekiyor. Mesela İngiltere’de dünyaya hitap eden, uluslararası yayın yapan onlarca farklı medya kuruluşu var ama dünyanın neresine giderseniz gidin herkesin bildiği Financial Times’tır, Guardian’dır. Amerika’da da aynı şekilde Washington Post ve New York Times bilinir. Dünya çapında olmanız gerekmiyor belki ama en azından ülkede ayırt edilebilecek bir iş yapmalısınız. Bu saatten sonra ancak bu sayede, internetin o bilgi seli içinde ayakta kalıp sürdürülebilir bir gelecek kurabilirsiniz.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4347 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png" alt="" width="491" height="327" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-200x133.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-300x200.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-400x267.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-600x400.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-768x512.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-800x533.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1024x683.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context-1200x800.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/ads-gorsel-72-context.png 1536w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Peki, Türkiye’de geliştirilen Kumru AI hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi. Bizim kullandığımız ChatGPT, Gemini, Claude ya da açık kaynakların hepsi, ilk eğitimden sonra reinforcement learning dediğimiz ve farklı aşamalardan geçen modeller. Yani ilk ana eğitimden sonra ikincil, üçüncül eğitimlerden geçirilip bizim kullanımımıza sunuluyor. Kumru’da ise test etmemiz için açılan model sadece ana eğitimi tamamlanmış, o ikinci ve üçüncü aşamalardan henüz geçmemiş bir modeldi.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Kumru’yla ilgili benim en büyük şikayetim şu: O versiyon hiçbir şekilde halka açık olmamalıydı. Çünkü açıklama kısmını çoğu insan okumadı. Yayına açılan hali sadece ilk trainingi, yani ilk eğitimi yapılmış bir modeldi.”</span></p></blockquote>
<p>Bunun kimseye açık olmaması gerekiyordu. En fazla belli sektörlerden ya da akademik alandan, test amaçlı sınırlı sayıda insana özel olarak açılıp, ardından bu reinforcement learning aşamalarına girmesi gerekiyordu. Bu hata yapıldığı için de doğal olarak internette büyük bir espri malzemesine dönüştü. Diğer yandan tamamen Türkçe kaynaklarla eğitilmiş bir model görmeyi gerçekten çok istiyorum. Çünkü bu modeller genellikle internetteki her şeyle eğitildikleri için çok daha genel bir bilgi perspektifi ne sahipler.</p>
<p>Tamamen Türkçe ile eğitilmiş bir modelin dil kullanımı çok daha farklı olabilir. Üreteceği sonuçlar, yaklaşımı da çok farklı olabilir. Modelin eğitildiği dile bağlı olarak karakterinin ve kapasitesinin nasıl değişeceğini görmek benim en çok merak ettiğim şeylerden biri. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı ülkelerde bu tür denemeler yapılıyor ama hepsi hala çok erken aşamalarda. Keşke bu kadar aceleye getirilmeseydi de espri malzemesine dönüşmeseydi. Biraz daha beklenip o ikincil ve üçüncül aşamalardan geçmesi sağlansaydı.</p>
<p>Çünkü internet maalesef böyle konularda fi l hafızasına sahip. Daha gelişmiş bir versiyonu geldiğinde bile birçok insan sırf bu yüzden ciddiye almayabilir. Bu da onlar için ciddi bir sıkıntı olur. Bunu ChatGPT’de de gördük. Hata yapma oranı azaltılıp, insanlara yaklaşımına daha fazla moderasyon eklendiği zaman Reddit’te “ChatGPT artık çok soğuk konuşuyor, çok ciddi oldu, bu ne böyle” diye isyanlar çıktı. Hatta “arkadaşımı kaybettim” diye ağlayan postlar bile vardı. Biz insanlık olarak bir yandan kendimizi her şeyin yukarısındaymış zannediyoruz ama bizim gibi konuşan bir yazılımla karşılaştığımızda da aşırı derecede bağlanıyoruz. Kumru düzelip daha düzgün konuşmaya başladığında, “Niye böyle ciddi konuşuyor?” diye Ekşi Sözlük’te şikayetler görürüz. Bundan eminim.</p>
<p><strong>A.Ş:</strong> Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir söyleşiydi.</p>
<p><strong>A.A.S:</strong> Ben de çok teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/">Bağımsız Medya Ekosistemini Desteklemek: NewsLab Turkey</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bagimsiz-medya-ekosistemini-desteklemek-newslab-turkey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Algoritmik Ödül ile Şiddetin Normalleştirilmesi</title>
		<link>https://contextdergi.com/algoritmik-odul-ile-siddetin-normallestirilmesi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/algoritmik-odul-ile-siddetin-normallestirilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Bandura]]></category>
		<category><![CDATA[antisosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Bobo Bebek Deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[Brian Draper]]></category>
		<category><![CDATA[Cassie Jo Stoddart davası]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[içerik üreticileri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet eğilimi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetin normalleştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[suçlu]]></category>
		<category><![CDATA[taklit içgüdüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Torey Michael Adamcik]]></category>
		<category><![CDATA[Violence and American Cinema]]></category>
		<category><![CDATA[viral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4212</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ertuğrul Gök “Dijital platformlara içerik üreten kullanıcılar, yönetmenler, hatta ciltlerce kitap yazan bazı yazarlar; suçluyu veya antisosyal davranışı genellikle ‘sistem karşıtı bir kahraman’ veya ‘iç dünyası anlaşılamamış bir dahi’ kılıfıyla sunar.” İnsan, doğası gereği gözlemleyen ve kopyalayan bir canlıdır. İnsanın bu yapısı onun hayat yolculuğunun büyük bir bölümünde gördüklerini taklit etmesine sebep olur. Bu taklit  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/algoritmik-odul-ile-siddetin-normallestirilmesi/">Algoritmik Ödül ile Şiddetin Normalleştirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Ertuğrul Gök</strong></em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Dijital platformlara içerik üreten kullanıcılar, yönetmenler, hatta ciltlerce kitap yazan bazı yazarlar; suçluyu veya antisosyal davranışı genellikle ‘sistem karşıtı bir kahraman’ veya ‘iç dünyası anlaşılamamış bir dahi’ kılıfıyla sunar.”</span></p></blockquote>
<p>İnsan, doğası gereği gözlemleyen ve kopyalayan bir canlıdır. İnsanın bu yapısı onun hayat yolculuğunun büyük bir bölümünde gördüklerini taklit etmesine sebep olur. Bu taklit etme hâli tarih boyunca süregelmiş hatta evrilmiştir. İletişim araçlarının toplum üzerindeki etkisi de bu basit ama sarsıcı gerçek çevresinde şekillenir. Çünkü bireyin neyi taklit ettiği; karşısına çıkarılan davranışların, anlatıların ve imgelerin nerelerde, ne sıklıkta ve hangi biçimde karşısına çıkarıldığı ile bağlantılıdır.</p>
<p>Bu bağlamda önemli olan noktalardan biri bireyin taklit edeceği unsurun dolaşıma girdiği mecralardır. İletişim mecraları hangi fikirlerin görünürlük kazandığını belirleyen seçici zeminler olmuştur. Nitekim Antik Roma’nın umumi tuvaletleri, şehir meydanları, hamamlar ve kahvehaneler, modern anlamdaki medyadan önce, kamusal etkileşimin gerçekleştiği ve ortak toplumsal gündemin şekillendiği ilk kamusal alanlar olarak işlev görmüştür. Bu sınırlı etkileşim alanlarında ortaya çıkan fikirler, zamanla daha geniş toplumsal dönüşümlerin zeminini hazırlamıştır.</p>
<p>Kimi zaman devrimci düşüncelerin ilk tohumları bu mekânlarda filizlenmiştir. Ancak teknolojinin gelişimiyle birlikte bu mecralar kitleselleşmiş, telgrafla uzaklar yakın olmuş, matbaa, radyo ve televizyon aracılığıyla merkeziyetçi ve geniş ölçekli bir kitle iletişim yapısına bürünmüştür.</p>
<p>Günümüzde internet ve sosyal medya aracılığıyla fikirler, saniyeler içinde geniş kitleler tarafından görünür hale gelmiştir. Üstelik bu dolaşım karşılıklı etkileşim ve anlık geri bildirimlerle de şekillenebilmektedir. Anlatıların ve imgelerin etkileşime açıldığı dijital mecralar yaygınlaştıkça dolaşıma sokulan içeriklerin de çeşitliliği bir o kadar artmıştır. İçeriklerin geniş kitlelere ulaşmasını kolaylaştıran bu yapı haber alma, bilgiye erişim ve farklı fikirlerin dolaşıma girmesi açısından oldukça faydalı bir görev üstlenmektedir. Bu durum her ne kadar iletişim açısından olumlu gibi görünse de dahil olan herkesin içerik üretebildiği bu ortamda, dolaşıma giren her düşüncenin yapıcı ya da sağlıklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Aynı mecralar, sorunlu ve zararlı düşünce biçimlerine de alan açabilmektedir.</p>
<p>Böylesine hızlı ve devasa ölçekli bir etkileşim ortamının bireylerin psikolojisini ve davranış örüntülerini etkilemediğini düşünmek ciddi bir yanılgıya yol açar. İçerikler, bireylerin kopyalama arzusunun nesnesini oluşturacağı için olumsuz davranış kalıpları yaratma riskini de barındırmaktadır. Bu ilişki psikoloji literatüründe de güçlü biçimde karşılık bulmaktadır. Psikolog Albert Bandura’nın 1961 yılında gerçekleştirdiği ve literatürde “Bobo Bebek Deneyi” olarak bilinen çalışma, bireylerin özellikle çocukluk döneminde davranışlarını gözlem yoluyla şekillendirdiğini ortaya koymuştur. Deney kapsamında, agresif bir rol modele maruz kalan çocukların, kısa süre içinde benzer saldırgan davranışları tekrar ettikleri; saldırgan olmayan bir rol modelle etkileşime giren çocukların ise bu tür davranışları neredeyse hiç sergilemedikleri tespit edilmiştir. Psikolog Albert Bandura’ya göre; “İnsanlar gördükleri davranışı taklit eder. Özellikle davranış ödüllendiriliyor ve dikkat çekiyorsa…” Bu durum akıllara dizi ve filmlerde sıklıkla karşılaştığımız şiddet içeriklerine bağışıklık ve kopyalama geliştirebileceğimizi gösterir.</p>
<p>Editörlüğünü J. David Slocum’un üstlendiği, Violence and American Cinema adlı kitabı, soğuk savaş döneminde yayımlanan suç konulu dizi ve filmlerin suç oranlarında artışa sebep olduğu ana fikrini tartışır. İzlediğimiz dizi, film ve sosyal medya içerikleri bireylerin suça olan ilgisini ve eğilimini etkiler. Sosyal medya ve dijital platformlar, birer iletişim kanalı olmanın ötesine geçerek bireyin gerçeklik algısını manipüle edebilme gücüne sahiptir. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri ise 2006’da Amerika’da gerçekleşen Cassie Jo Stoddart davasıdır. Lise arkadaşları olan Brian Draper ve Torey Michael Adamcik, izledikleri şiddet içerikli Çığlık adlı filmden etkilenerek, sınıf arkadaşları olan Cassie’nin hayatına son vermiş ve filmi “deneyimlemek” istediklerini açıkça belirtmişlerdir.</p>
<p>Dijital platformlara içerik üreten kullanıcılar, yönetmenler, hatta ciltlerce kitap yazan bazı yazarlar suçluyu veya antisosyal davranışı genellikle “sistem karşıtı bir kahraman” veya “iç dünyası anlaşılamamış bir dahi” kılıfıyla sunar. Gerçek hikâyeleri konu alan suç belgesellerindeki seri katil anlatılarında görüldüğü üzere; suçun vahşeti, sinematografik bir estetikle örtülür. Bu durum, özellikle aidiyet arayışındaki gençler için şiddeti bir stil ve özenilen bir karakter haline getirebilmektedir.</p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Günümüzde sosyal medya ve dijital platformlar, sadece birer iletişim kanalı olmanın ötesine geçerek bireyin gerçeklik algısını manipüle edebilmektedir. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri ise 2006’da Amerika’da gerçekleşen Cassie Jo Stoddart davasıdır.”</span></p></blockquote>
<p>Sosyal medya, bu estetiği filtreler ve müziklerle süsleyerek suçun ahlaki ağırlığını hafifletir ve geriye sadece havalı bir imaj bırakır. Algoritmaların en çok dikkat çeken, en çok tartışılan içerikleri öne çıkarma eğilimiyle işlemesi de kişiler arasında suç içeriklerinin yayılmasını körükleyen bir başka unsurdur.</p>
<div id="attachment_4213" style="width: 810px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4213" class="wp-image-4213 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/hskzU9ylKEWMjYrz-638750458143500209-1.jpg" alt="" width="800" height="444" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/hskzU9ylKEWMjYrz-638750458143500209-1-200x111.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/hskzU9ylKEWMjYrz-638750458143500209-1-300x167.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/hskzU9ylKEWMjYrz-638750458143500209-1-400x222.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/hskzU9ylKEWMjYrz-638750458143500209-1-600x333.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/hskzU9ylKEWMjYrz-638750458143500209-1-768x426.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/hskzU9ylKEWMjYrz-638750458143500209-1.jpg 800w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><p id="caption-attachment-4213" class="wp-caption-text"><strong>Bobo Bebek Deneyi</strong></p></div>
<p>Şiddet eğilimi taşıyan bireylerin, suç barındıran eylemlerinin sosyal medyada yoğun etkileşimle karşılık bulması, birey tarafından bu davranışların ödüllendirildiği algısını güçlendirebilmektedir. Beğeni, paylaşım ve yorumlar aracılığıyla sağlanan bu geri bildirimler, davranışın pekişmesine ve tekrar edilmesine zemin hazırlayan tehlikeli bir geri besleme döngüsü oluşturabilmektedir.</p>
<p>Sosyal mecralarda sonsuz kaydırma döngüsünde bir cinayet haberi ile bir yemek tarifi videolarını peşpeşe ve saniyeler içinde tüketebiliyoruz. Sürekli karşımıza çıkan şiddeti hatta cinayeti konu alan içeriklere karşı hissizleşmemiz veya sıradan bir içeriğe etkileşim verir gibi rahatlıkla tepki vermemiz de bundan kaynaklanıyor. Bu duyarsızlaşma, şiddeti kopyalama eğilimi olanların önündeki son ahlâki barajın da yıkılmasına sebep oluyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4214 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/04/61PdjtgKHaL-679x1024.jpg" alt="" width="389" height="545" /></p>
<p>Sosyal medya, insan doğasındaki “taklit” içgüdüsünü, tarihte hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde ödül mekanizmasıyla birleştirme potansiyeli taşıyor. Eğer dijital platformlar ve sosyal medya içerisinde kontrolsüz bir şekilde dolaşımda olan bu şiddet ve suç temelli içerikler, kontrol altına alınmazsa şiddet, sadece ekranlarda izlenen bir kurgu olmaktan çıkıp, popülarite uğruna kopyalanan bir performans sanatına dönüşme riski taşır.</p>
<p>Bu nedenle bireylerin bu tür içeriklerle etkileşime girmemeyi tercih etmesi, aynı zamanda kamusal bir sorumluluk olarak da değerlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki bir caninin “viral” olduğu bu dünyada, bir sonraki taklitçinin ortaya çıkması sadece an meselesidir.</p>
<p><strong>İllüstrasyon: Şirvan Kopçuk</strong></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/algoritmik-odul-ile-siddetin-normallestirilmesi/">Algoritmik Ödül ile Şiddetin Normalleştirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/algoritmik-odul-ile-siddetin-normallestirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlik Akımından Küresel Otoriteye TikTok’un Demografik Evrimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/genclik-akimindan-kuresel-otoriteye-tiktokun-demografik-evrimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/genclik-akimindan-kuresel-otoriteye-tiktokun-demografik-evrimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 20:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[DataReportal]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital otorite]]></category>
		<category><![CDATA[Douyin]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[kısa video platformları]]></category>
		<category><![CDATA[küresel medya]]></category>
		<category><![CDATA[platform ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Shopify]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya kullanıcıları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok Shop]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok’un demografik evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Z kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4669</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Sinem Betül Gencer Sosyal medya ekosisteminde kartlar yeniden dağıtılıyor ve bu dönüşümün merkezinde TikTok yer alıyor. Shopify ve DataReportal tarafından yayımlanan Eylül 2025 verileri, platformun 1,9 milyar kullanıcı barajını aşarak küresel bir “topluluk merkezi” hâline geldiğini teyit ediyor. Bu yükseliş, TikTok’un artık yalnızca kısıtlı bir yaş grubuna hitap eden bir “gençlik alanı” olduğu algısını tamamen  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/genclik-akimindan-kuresel-otoriteye-tiktokun-demografik-evrimi/">Gençlik Akımından Küresel Otoriteye TikTok’un Demografik Evrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Sinem Betül Gencer</strong></em></p>
<p>Sosyal medya ekosisteminde kartlar yeniden dağıtılıyor ve bu dönüşümün merkezinde TikTok yer alıyor. Shopify ve DataReportal tarafından yayımlanan Eylül 2025 verileri, platformun 1,9 milyar kullanıcı barajını aşarak küresel bir “topluluk merkezi” hâline geldiğini teyit ediyor. Bu yükseliş, TikTok’un artık yalnızca kısıtlı bir yaş grubuna hitap eden bir “gençlik alanı” olduğu algısını tamamen yıkmış durumda. Pandemi döneminde ivme kazanan büyüme eğrisi, platformun basit bir eğlence aracından sosyal pratiklerin ve performans tiyatrosunun yeniden icat edildiği dijital bir alana evrildiğini gösteriyor. Ancak TikTok’un asıl dönüm noktası sadece içerik sunması değil bireysel satın alma davranışlarını, statü arayışını ve karar verme süreçlerini şekillendiren devasa bir algoritmik güç odağına dönüşmesidir. Platform bugün bilgi, eğlence ve ticaretin iç içe geçtiği, yeni nesil dijital ekonominin kurallarını belirleyen bir otorite konumunda.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024-.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4670" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024--656x1024.png" alt="" width="263" height="410" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024--192x300.png 192w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024--200x312.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024--400x625.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024--600x937.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024--656x1024.png 656w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-global-kullanici-sayisinin-yillara-gore-artisi-2018-2024-.png 680w" sizes="(max-width: 263px) 100vw, 263px" /></a></p>
<p>TikTok&#8217;un demografik yapısındaki genişleme, tüketim alışkanlıklarımızın platform dinamikleriyle ne kadar derin bir ilişki kurduğunun en somut göstergesi. CivicScience tarafından yayımlanan güncel veriler, platformun gençlik etiketini geride bıraktığını kanıtlıyor. 2019’dan bu yana 45 yaş ve üzeri kullanıcı kitlesinde görülen %1200’lük artış, yalnızca teknik bir büyüme değil dijital bir “kültürel göçün” en net kanıtını oluşturuyor. 2019’da bu yaş grubu için yabancı olan TikTok artık ana akım bir takipçi kitlesine ev sahipliği yapmaya başladı. Geçmişte 10-19 yaş grubunun domine ettiği mecra, bugün 35-44 yaş aralığında kaydedilen %529’luk büyüme ile çok kuşaklı bir medya devine dönüştü. Bu “olgunlaşma” süreci, platformun içerik DNA&#8217;sını da kökten dönüştürüyor. Algoritma artık odağını viral danslardan sağlık, finans, seyahat ve nitelikli yaşam tarzı gibi üst yaş gruplarının ilgi alanlarına kaydırmaktadır. Bu stratejik eksen kayması, TikTok&#8217;u basit bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp, ana akım medya için sofistike ve çok katmanlı bir içerik merkezi haline getiriyor.</p>
<p>TikTok&#8217;un dünya çapındaki genişlemesi yalnızca Batı odaklı bir gerçeklik değil aksine dijital yerçekimi merkezinin Doğu&#8217;ya ve gelişmekte olan pazarlara doğru kaydığının en somut kanıtı. Çin azarında “Douyin” markasıyla faaliyet gösteren altyapı, bugün 750 milyondan fazla günlük aktif kullanıcıyı platformda ağırlıyor. Küresel ölçekte ise Endonezya, 180 milyonu aşan kullanıcı sayısıyla ABD&#8217;yi geride bırakarak platformun en büyük tabanını oluşturmuş durumda. Brezilya ve Meksika’daki agresif büyüme stratejileri, TikTok&#8217;u pasif bir içerik besleme platformundan yıllık 33 milyar dolarlık geliriyle küresel bir ticaret devine (TikTok Shop) dönüştürdü. Güncel veriler kullanıcıların yalnızca video tüketmekle kalmadığını, bu içerikler aracılığıyla markalarla günlük rutinler içerisinde doğrudan ve derinlemesine bir etkileşim kurduğunu ortaya koyuyor. TikTok, bu yönüyle eğlenceyi ticari bir işleve tahvil eden “sosyal ticaret” (social commerce) çağının kurallarını yeniden yazmaktadır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025-.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4672" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025--648x1024.png" alt="" width="319" height="504" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025--190x300.png 190w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025--200x316.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025--400x632.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025--600x948.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025--648x1024.png 648w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-un-bolgesel-kullanici-dagilimi-2025-.png 680w" sizes="(max-width: 319px) 100vw, 319px" /></a></p>
<p>TikTok&#8217;un 2020’den 2025’e uzanan kronolojik gelişimi, platformun “geçici bir moda” olmanın çok ötesine geçerek kolektif bir dijital araçlar setine dönüştüğünü kanıtlamaktadır. KOSAM bulguları TikTok’un artık sadece bir “ekran süresi” üreticisi değil, bireysel düşünce ve davranış kalıplarını doğrudan kodlayan, ulusal güvenlik ve siber politika tartışmalarının odağında yer alan küresel bir güç odağı olduğunu teyit etmektedir. Z kuşağının “trend belirleyici” lokomotif rolü etkisini korurken üst yaş gruplarının sisteme kitlesel girişi, TikTok’un kültürel hegemonyasını sarsılmaz bir temele oturtmuştur. Güncel verilerin ortaya koyduğu bu çok boyutlu gerçeği görmezden gelerek TikTok’u hâlâ gençlik uygulaması kategorisinde değerlendirmek dijital dönüşümün yönünü hatalı okumaktır. TikTok artık dijital dünyanın basit bir bileşeni değil; kendi dinamikleriyle dijital dünyayı ve toplumsal pratikleri yeniden tanımlayan öncü bir kuvvettir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/genclik-akimindan-kuresel-otoriteye-tiktokun-demografik-evrimi/">Gençlik Akımından Küresel Otoriteye TikTok’un Demografik Evrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/genclik-akimindan-kuresel-otoriteye-tiktokun-demografik-evrimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital İzleme Kültüründe TikTok Etkisi ve YouTube’un Dönüşümü</title>
		<link>https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 17:41:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital izleme kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[dikey video formatı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat süresi]]></category>
		<category><![CDATA[genç nesil]]></category>
		<category><![CDATA[içerik ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[internet kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa format videolar]]></category>
		<category><![CDATA[kısa içerik trendi]]></category>
		<category><![CDATA[kısa video içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[medya teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[Meta]]></category>
		<category><![CDATA[mobil medya]]></category>
		<category><![CDATA[online video]]></category>
		<category><![CDATA[Snapchat]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya analizi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[video içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[video izleme alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[video platformları]]></category>
		<category><![CDATA[video tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube Shorts]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4703</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Yağmur Çetin Çevrimiçi ortam TikTok’un algoritma temelli ve kısa süreli içerik yapısıyla birlikte köklü bir paradigma değişiminden geçiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise sadece yeni bir platformun yükselişi değil YouTube gibi yerleşik devlerin "uzun formatlı" mirasındaki izleme alışkanlıklarının nasıl bir evrim geçirdiği sorusu yer alıyor. Pandeminin küresel çapta dijital alışkanlıkları tetiklemesiyle başlayan bu süreç, bugün izleme  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/">Dijital İzleme Kültüründe TikTok Etkisi ve YouTube’un Dönüşümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Yağmur Çetin</em></strong></p>
<p>Çevrimiçi ortam TikTok’un algoritma temelli ve kısa süreli içerik yapısıyla birlikte köklü bir paradigma değişiminden geçiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise sadece yeni bir platformun yükselişi değil YouTube gibi yerleşik devlerin &#8220;uzun formatlı&#8221; mirasındaki izleme alışkanlıklarının nasıl bir evrim geçirdiği sorusu yer alıyor. Pandeminin küresel çapta dijital alışkanlıkları tetiklemesiyle başlayan bu süreç, bugün izleme sürelerinden dikkat eşiğine kadar platformların tüm dinamiklerini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4707" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3.png" alt="" width="342" height="452" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-200x264.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-227x300.png 227w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-400x528.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3-600x792.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-3.png 680w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" /></a></p>
<p>Yıllarca çevrimiçi videonun mutlak hakimi olan YouTube, 16:9 geniş ekran formatı, prodüksiyon kalitesi yüksek içerikleri ve sınırsız süre imkanıyla bir dijital kütüphane işlevi gördü. Ancak 2016’da sahneye çıkan TikTok; ham, dikey ve &#8220;doğrudan uygulamada üretilen&#8221; 9:16 formatıyla bu düzeni sarstı. TikTok’un aylık 2,2 milyarı aşan kullanıcı trafiği, izleme kültüründe hız ve yoğunluk odaklı bir devrim başlattı. YouTube geniş bir demografiye hitap eden bir alan sunarken TikTok özellikle genç neslin dikkatini 15 saniye ile 10 dakika arasındaki dinamik kliplerle hapsetti.</p>
<p>Güncel verilere baktığımızda bu iki platformun kullanıcıların günlük rutinlerine nasıl entegre olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. Kullanıcıların %74’ü YouTube’u, %67’si ise TikTok’u günde en az bir kez ziyaret ediyor. Hatta her beş kullanıcıdan biri, bu platformları günde on kezden fazla açarak içerik tüketimi döngüsünü buralardan tamamlıyor. Ancak burada asıl dikkat çeken nokta platformların popülerliği değil, izleme kültürümüzün genetiğinin değişmesidir. Bir tüketici olarak kendi alışkanlıklarıma baktığımda da fark ettiğim üzere kısalan dikkat sürelerimiz ve hayatın hızlanan temposu, bizi 15 saniye ile 1 dakika arasına sığdırılan rafine edilmiş bilgiye yönlendiriyor. Kısa videolar sadece zaman kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanıcıyı içeriğe daha odaklı tutarak öğrenimi basitleştiriyor.</p>
<p>Bu değişim o kadar belirgin bir hal aldı ki YouTube başta olmak üzere Meta ve Snapchat gibi devler, bu dikey ve kısa video akışını kendi ekosistemlerine kopyalamak zorunda kaldı. YouTube Shorts, bu adaptasyon sürecinin en somut meyvesi olarak karşımıza çıkıyor. 2021-2024 yılları arasındaki üretim verileri incelendiğinde Shorts içeriklerinin özellikle 2023 itibarıyla ana akım hâline geldiği görülüyor. 1,5 milyar aylık aktif kullanıcıyı aşan bu servis izleyicinin uzun videolardan ziyade, hızlı tüketilen içeriklere olan iştahını da gösteriyor. BTK’nın 2025 yılı verilerine göre YouTube, Türkiye’deki toplam internet trafiğinin %46’sını, video izleme oranlarının ise %60’ını domine ederek liderliğini koruyor. 57,5 milyonluk bir kullanıcı kitlesine sahip olan YouTube karşısında TikTok, 40,2 milyonluk erişimi ve %3,6’lık veri trafiği payıyla daha çok bir etkileşim ve trend belirleme mecrası olarak konumlanıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4708" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-1024x945.png" alt="" width="339" height="312" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-200x185.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-300x277.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-400x369.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-600x554.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-768x709.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-800x738.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2-1024x945.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-2.png 1064w" sizes="(max-width: 339px) 100vw, 339px" /></a></p>
<p>Grafikler bu dijital dönüşümün boyutlarını somut bir şekilde ortaya koyuyor. Birinci grafiği incelediğimizde; YouTube (%74) ve TikTok (%67) kullanıcılarının büyük çoğunluğunun platformları her gün en az bir kez ziyaret ettiğini, hatta her beş kullanıcıdan birinin gün içinde ondan fazla giriş yaptığını görüyoruz. Bu yüksek frekans, 15 saniye ile 1 dakika arasındaki videoların modern hayatın hızlı temposuna ve kısalan dikkat sürelerine ne kadar uyum sağladığını kanıtlıyor. Bir tüketici olarak ben de zamanı daha verimli kullanmak ve içeriğe daha kolay odaklanabilmek adına bu yeni izleme kültürünü benimsiyorum. Sektörün bu değişime verdiği yanıt ise ikinci grafikte net bir biçimde okunuyor. 2021-2024 yıllarını kapsayan veriler, YouTube Shorts üretiminin özellikle 2023 ve 2024 yıllarında devasa bir ivme kazandığını gösteriyor. Diğer platformların da bu dikey video akışını entegre etmesi, kısa formatın geçici bir heves değil, kalıcı bir standart haline geldiğinin ispatı niteliğinde.</p>
<p>Üçüncü grafik ise kullanıcı talebinin yönünü doğrudan tayin ediyor; nisan-haziran döneminde kısa videoların popülerliği zirve yaparken, 20 dakikalık uzun içeriklerin izlenme oranları daha kısıtlı bir alanda kalıyor. Sonuç olarak vardığımız nokta kullanıcıların YouTube’u terk ederek TikTok’a geçmesi değil, TikTok ile hayatımıza giren tüketim alışkanlıklarını YouTube ve diğer platformlara taşımasıdır. TikTok sektörü temelinden şekillendirse de YouTube’un yerini almak yerine, dijital dünyadaki izleme deneyimini bütünüyle dönüştürmektedir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/">Dijital İzleme Kültüründe TikTok Etkisi ve YouTube’un Dönüşümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dijital-izleme-kulturunde-tiktok-etkisi-ve-youtubeun-donusumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ezel Dizisi Televizyonun Ömrünü Nasıl Yeniden Belirledi?</title>
		<link>https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 19:40:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[çevrim içi içerik]]></category>
		<category><![CDATA[çevrim içi medya]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[dijital izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ezel dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[internet kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[medya analizi]]></category>
		<category><![CDATA[medya dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[medya ekosistemi]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramiz Dayı]]></category>
		<category><![CDATA[reyting]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya algoritmaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[Türk dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[viral içerik]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube izlenmeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4635</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ayşe Sertdemir Günümüzde dijital dönüşüm sadece iletişim biçimlerimizi değil, toplumsal hafızamızın işleyişini de kökten değiştirdi. Çevrim dışı hayatın tüm dinamikleri çevrim içi platformlara taşınırken bir dönemin "dev" mecrası olan televizyon, artık sosyal medyanın yönlendirici gücüyle hayatta kalabildiği hibrit bir evreye geçti. Televizyonun reytinglerindeki düşüş bir gerçek ancak bu düşüş bir yok oluş değil, bir "mecra  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/">Ezel Dizisi Televizyonun Ömrünü Nasıl Yeniden Belirledi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ayşe Sertdemir</em></strong></p>
<p>Günümüzde dijital dönüşüm sadece iletişim biçimlerimizi değil, toplumsal hafızamızın işleyişini de kökten değiştirdi. Çevrim dışı hayatın tüm dinamikleri çevrim içi platformlara taşınırken bir dönemin &#8220;dev&#8221; mecrası olan televizyon, artık sosyal medyanın yönlendirici gücüyle hayatta kalabildiği hibrit bir evreye geçti. Televizyonun reytinglerindeki düşüş bir gerçek ancak bu düşüş bir yok oluş değil, bir &#8220;mecra değişimi&#8221; olarak okunabilir. Bugün televizyon içerikleri, sosyal medyanın o muazzam yayılım gücüyle fragmanlar, kesitler ve popüler replikler üzerinden yeniden dolaşıma girerek, dijital çağın izleyicisinde bir merak uyandırma operasyonu yürütüyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4642" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-1024x593.png" alt="" width="401" height="232" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-200x116.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-300x174.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-400x232.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-600x347.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-768x445.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-800x463.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-1024x593.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri-1200x695.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/televizyon-reytingleri.png 1330w" sizes="(max-width: 401px) 100vw, 401px" /></a></p>
<p>TÜİK’in 2024 verileri, bu kaçınılmaz kaymayı ortaya koyuyor: Çocuklarda internet kullanım oranı %91,3 gibi bir noktaya ulaşmış durumda. Özellikle 11-15 yaş grubunun hafta sonlarını büyük oranda ekran başında geçirmesi ve içerik tüketiminde videoyu (%83,9) ile ilk sıraya koyması, geleneksel televizyon alışkanlığının yeni jenerasyonlar eşliğinde tabutuna çakılan son çivilerden biri. Ancak paradoksal olarak, aynı kitle televizyon yapımlarına yine o çok sevdikleri sosyal medya mecraları üzerinden de maruz kalıyor.</p>
<p>Sosyal medya televizyonu bir ana mecra olmaktan çıkarıp, onun için bir pazarlama aracına dönüştürüyor. Televizyonun altın çağını geride bıraktığı bir dönemde, bazı yapımlar mecra değiştirerek dijital birer hegemonya kurmayı başarıyor. Bunun en somut ve belki de en stratejik örneği: Ezel dizisi olarak karşımıza çıkıyor. Televizyonda yüksek reytinglerle zirveyi gören Ezel, ekran yolculuğunu kanal transferini de ekleyerek tamamladığında aslında dijitaldeki asıl serüveni yeni başlıyordu. Aradan geçen 12 yıla rağmen, ilk bölümün YouTube’da 27 milyon, toplam kanal izlenmesinin ise 2,2 milyar barajını devirmesini sıradan bir nostaljiyle açıklamak güç. Bu durum sosyal medyanın televizyonu zayıflatan bir unsur değil, aksine içeriği &#8216;zamansızlaştıran&#8217; ve reyting etkisini yıllara yayan bir hayat öpücüğü olduğunu kanıtlıyor. Ramiz Dayı repliklerinden Ezel ve Eyşan kliplerine kadar her ay üretilen milyonlarca etkileşim, geleneksel medyanın sosyal medya dolaylı kazandığı bu ikinci baharın en net tescili olabilir. Ezel bize şunu söylüyor: İyi içerik televizyonda doğabilir ama sosyal medyada ölümsüzleşiyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4640 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-1024x660.png" alt="" width="1024" height="660" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-200x129.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-300x193.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-400x258.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-600x387.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-768x495.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-800x516.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-1024x660.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari-1200x773.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-etkisiyle-degisen-youtube-izleme-aliskanliklari.png 1260w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>Bu durumu medya ekosistemindeki bir yer değiştirme olarak tarif etmek yanlış olmayacaktır. Öyle ki televizyonun bir mecra olarak ömrünü tamamlamasından ziyade içeriğin dijital bir varlığa yani farklı bir medya öğesine dönüşme sürecidir. Ezel’in milyarlarca izlenmesini sadece bir nostalji olarak okumak biraz dar bir bakış açısına bizleri hapsedebilir. Karşımızdaki tablo içeriğin artık yayın saatine hapsolmadığı, sosyal medyanın algoritmik gücüyle beslenerek zamansız bir kültür malzemesine dönüştüğü bir medya düzenidir. Bu düzende kazananlar ise televizyonun köklü anlatı gücünü, sosyal medyanın yayılım hızıyla birleştirebilen ve izleyiciyi sadece bir takipçi değil, bu yaşayan ekosistemin bir parçası haline getiren yapılardır. Çünkü dijital çağın katılımcı kültür içeren doğası içeriğin ancak paylaşıldığı, kesitlere ayrıldığı ve yeniden üretildiği sürece hayatta tutabilmektedir.</p>
<p>Bu noktada, Ezel örneği yalnızca bir televizyon programının başarısı olarak değil, aynı zamanda tüm bir endüstrinin dönüşüm haritası olarak okunmalıdır. Televizyon kanalları bugün içerik üretimini yalnızca yayın akışına göre değil, aynı zamanda sosyal medya algoritmalarının doğasına göre de planlamaktadır. Müzik seçimi bile &#8220;kesilebilirlik&#8221; ve &#8220;paylaşılabilirlik&#8221; kriterlerine göre tasarlanmaktadır. Kısacası, reytinglerin yanında görünmez bir ölçüt eklenmiştir: sosyal medyada viral olma potansiyeli. Bir TikTok kullanıcısına sunulan Ramiz Dayı&#8217;nın 20 saniyelik monoloğu, o kişiyi YouTube&#8217;da bölümü izlemeye yönlendirebilir ve ardından diziyi dijital platformlarda aramasına neden olabilir. Bu televizyonun tek yayın modelinin daha karmaşık bir medya deneyimine dönüştüğünü kanıtlamaktadır. Bu nedenle Ezel, sosyal medya çağında bir televizyon yayın hayatının nasıl uzatılabileceğinin canlı bir örneği diyebiliriz.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/">Ezel Dizisi Televizyonun Ömrünü Nasıl Yeniden Belirledi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ezel-televizyonun-omrunu-nasil-yeniden-belirledi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 19:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[canlı yayın]]></category>
		<category><![CDATA[dijital içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[dijital reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[içerik ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik üreticileri]]></category>
		<category><![CDATA[influencer marketing]]></category>
		<category><![CDATA[mikro içerik]]></category>
		<category><![CDATA[müzik endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya platformları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok canlı yayın ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[TikTok canlı yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[viral içerik]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Z kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4627</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Göksu Nil Kayalı &amp; Sena Erarslan Kısa sürede küresel bir fenomene dönüşen TikTok, 2025 itibarıyla dünyanın en baskın sosyal medya platformlarından biri konumuna yükseldi. Bu olağanüstü büyüme, beraberinde geniş bir demografik çeşitliliği de getirdi. Platformun ana kullanıcı kitlesini 25-34 yaş aralığındaki 'genç yetişkinler' oluştururken 18-24 yaş grubunu kapsayan Z kuşağı, yüksek kullanım oranıyla takip etmektedir. DataReportal,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/">Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Göksu Nil Kayalı &amp; Sena Erarslan</em></strong></p>
<p>Kısa sürede küresel bir fenomene dönüşen TikTok, 2025 itibarıyla dünyanın en baskın sosyal medya platformlarından biri konumuna yükseldi. Bu olağanüstü büyüme, beraberinde geniş bir demografik çeşitliliği de getirdi. Platformun ana kullanıcı kitlesini 25-34 yaş aralığındaki &#8216;genç yetişkinler&#8217; oluştururken 18-24 yaş grubunu kapsayan Z kuşağı, yüksek kullanım oranıyla takip etmektedir. DataReportal, Proxidize ve Sound Campaign verileri ise platformun küresel cinsiyet dağılımının %55,7 erkek ve %44,3 kadın dengesinde olduğunu göstermektedir.</p>
<p>TikTok ekosistemi, ağırlıklı olarak “hikâye anlatıcılığı” ve “deneyim odaklı ürün yerleştirmeleri” etrafında kümeleniyor. Özellikle gastronomi ve kozmetik sektörlerine yönelik marka iş birlikleri, platformun içerik mimarisinin temel taşıyıcısı konumunda. Bu ticari entegrasyon, reklam gelirlerinde yıllık %40,5 oranında bir genişlemeyi tetikliyor. Sound Campaign verileri, genç demografik segmentin bu tür “reklam-içerik” hibritlerine olan yüksek eğilimini teyit etmektedir. Öte yandan teknolojik sıçramalarla birlikte üretken yapay zeka (AI) destekli görsel, animasyon ve ses prodüksiyonları, içerik arzında “patlama” yaratıyor. Minimum operasyonel maliyetle üretilen ve kullanıcı dikkatini doğrudan manipüle etmeyi amaçlayan bu “mikro-içerikler”, dijital tüketim alışkanlıklarının merkezine yerleşti. AI tabanlı içerik üretiminin sağladığı finansal getiri ve büyüme, günümüzde küresel medya yatırımları açısından göz ardı edilemeyecek bir eşiğe ulaşıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4630" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1024x951.png" alt="" width="430" height="399" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-200x186.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-300x279.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-400x372.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-600x557.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-768x713.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-800x743.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1024x951.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili-1200x1115.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/tiktok-reklam-kitlesi-demografik-profili.png 1240w" sizes="(max-width: 430px) 100vw, 430px" /></a></p>
<p>Kullanıcı hacmindeki genişleme platformdaki içerik arzında da bir “enflasyon” yaratarak belirli formatların yaygınlığını düşürmüştür. Geleneksel dans akımları, jenerik motivasyon alıntıları ve standardize edilmiş komedi skeçleri gibi türler, kullanıcı nezdinde “içerik doygunluğuna” ulaşmış gözüküyor. Bu durum ise etkileşim oranlarında yapısal bir düşüşü beraberinde getiriyor. TikTok algoritması ise, özgünlüğünü yitirmiş bu konvansiyonel modeller yerine yenilikçi, trend odaklı ve yüksek etkileşim potansiyeli taşıyan “niş” içerikleri önceliklendirme eğilimine girdi. Bu yoğun rekabetçi ortama ve içerik bolluğuna rağmen, düşük maliyetli ancak yüksek duygusal etki yaratan belirli türler viral potansiyelini koruyor. Evcil hayvan videoları gibi rahatlatıcı doğasıyla öne çıkan içerikler ses efektleri kullanıcıyı anlatının içine çekmektedir. Duygusal bağ kurma yeteneği yüksek olan bu içerik türleri, yüksek etkileşim oranları aracılığıyla video başına elde edilen birim geliri artırarak platformun ticari sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktadır.</p>
<p>TikTok kısa video formatının ötesine geçerek müzik endüstrisi ve sanatçılar için de stratejik bir servis sağlayıcı kimliği kazandı. Sound Campaign verileri 2025 yılı itibarıyla Z kuşağının sanatçılar için en yüksek erişim potansiyelinin bu platformda bulunduğunu teyit ediyor Sizin İçin&#8217; (For You) akışı, sanatçının mevcut bilinirliğinden bağımsız olarak binlerce özgün sesi dolaşıma sokarak şarkıların uluslararası ölçekte tanınmasını hedefliyor. Trend olmuş müziklerle desteklenen içerikler, standart paylaşımlara oranla %66 daha yüksek etkileşim oranına ulaşabiliyor. Platformdaki müzik ekosistemi telif hakları ve sanatçılarla gerçekleştirilen ticari iş birlikleri üzerine kurulu devasa bir ekonomiyi gösteriyor. Örneğin, &#8216;Rap ve Hip-Hop&#8217; kategorisi sadece etiket (hashtag) kullanımıyla 190,6 milyar etkileşim barajını aşmış durumda. TikTok, akılda kalıcı nakaratların merkeze alındığı 10 saniyelik mikro-klipler aracılığıyla müzik prodüksiyon süreçlerini doğrudan şekillendiren ve endüstri gelirlerini maksimize eden kritik bir finansal aktör hâline gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4629" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1024x709.png" alt="" width="431" height="299" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-200x138.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-300x208.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-400x277.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-600x415.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-768x531.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-800x554.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1024x709.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri-1200x830.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/izlenme-kategorilerine-gore-canli-yayin-kategorileri.png 1240w" sizes="(max-width: 431px) 100vw, 431px" /></a></p>
<p>2019’da devreye alınan TikTok canlı yayınları ise, kısa sürede YouTube dışındaki tüm rakiplerini geride bırakarak devasa bir “canlı yayın ekonomisi” yarattı. Platformun belirli takipçi eşiğini aşan kullanıcılara sunduğu panda (20 TL), yat (1977 TL) ve araba (6000 TL) gibi maddi karşılığı olan hediye simgeleri doğrudan bir kazanç kapısına dönüştü. Bu alan ağırlıklı olarak &#8216;sohbet&#8217; teması üzerinden ilerlemektedir. Kullanıcıların arka plan aktivitesi olarak başladıkları ancak hızla dâhil oldukları bu alan etkileşimli diyaloglara yer açtı. 2025’in ikinci çeyreğinde ise 4,8 milyar saatlik rekor bir izlenme hacmine ulaştı. Yayınlardaki “takım ruhu” ve ödüllü/cezalı rekabetler, kullanıcıların aidiyet duygusunu tetikleyerek yayıncıya hediye ve etkileşim olarak dönen güçlü bir sempati bağı kuruyor. Sohbetin ardından 1,3 milyar saatlik izlenme ile moda içerikleri ise ikinci sırada yer alıyor. Canlı ürün tanıtımları ve anlık soru-cevap imkânı, geleneksel reklamlara oranla daha yüksek bir güven iklimi yaratarak moda sektöründeki doğrudan satış eğilimini ve gelir oranlarını artırıyor. Bu dikey büyümeyi dış mekân aktiviteleri, yetenek sergileme ve mobil oyun içerikleri gibi yüksek izlenme saatine sahip kategoriler takip ediyor. Tüm bu istatistiklere ve kullanım oranlarına bakılarak TikTok’un hayatımızdaki ekonomik ve sosyal etkilerinin oldukça büyük ve kaçınılmaz olduğu sonucuna varmak yanlış olmayacaktır. Sunduğu farklı içeriklerle TikTok; demografik çeşitliliği yüksek, her kesime ve her yaşa hitap eden, hem bir eğlence hem de oldukça büyük bir gelir kapısı hâline gelmiştir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/">Tiktok: Yeni Nesil Canlı Yayın Ekonomisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/tiktok-yeni-nesil-canli-yayin-ekonomisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Yabancılaşma: Grok, Etik ve Gerçeklik Krizi</title>
		<link>https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 18:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[AI teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[algoritmalar]]></category>
		<category><![CDATA[deepfake]]></category>
		<category><![CDATA[dijital etik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Grok]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya algoritmaları]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[veri güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[veri manipülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[X platformu]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zekâ etiği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4597</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Şilan Metindir Sosyal medya platformları, son on yılda basit birer iletişim aracı olmaktan çıkarak yapay zekâ (YZ) tarafından yönetilen devasa veri merkezlerine dönüşmüştür. Bu teknolojik dönüşümün en güncel ve tartışmalı örneği olan xAI imzalı Grok, X platformunun canlı veri akışına doğrudan erişimiyle, bilginin üretim ve tüketim hızını daha önce görülmemiş bir seviyeye taşımıştır. Ancak bu  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/">Dijital Yabancılaşma: Grok, Etik ve Gerçeklik Krizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Şilan Metindir</em></strong></p>
<p>Sosyal medya platformları, son on yılda basit birer iletişim aracı olmaktan çıkarak yapay zekâ (YZ) tarafından yönetilen devasa veri merkezlerine dönüşmüştür. Bu teknolojik dönüşümün en güncel ve tartışmalı örneği olan xAI imzalı Grok, X platformunun canlı veri akışına doğrudan erişimiyle, bilginin üretim ve tüketim hızını daha önce görülmemiş bir seviyeye taşımıştır. Ancak bu hız beraberinde ciddi bir &#8220;gerçeklik&#8221; krizini ve etik boşluğu da getirmiştir. Metnin temel argümanı ise sosyal medyaya gömülü yapay zekâ sistemlerinin, kullanıcıyı yalnızca bir veri kaynağı olmaktan çıkarıp izinsiz dijital kurguların nesnesi haline getirdiği ve özellikle Grok’un kontrolsüz görsel üretim süreçlerinin, yerleşik dijital etik standartlarını tamamen işlevsiz kıldığıdır.</p>
<p>Grok’un teknolojik üstünlüğü, rakiplerinden farklı olarak X platformundaki saniyelik etkileşimlerle beslenen gerçek zamanlı öğrenme kabiliyetinden kaynaklanmaktadır. Teknoloji raporlarına göre Grok’un güncel olaylara tepki verme ve veri işleme hızı, kapalı devre sistemlerle eğitilen diğer dil modellerine oranla %40 daha yüksektir. Ancak bu teknik başarı, sosyal medyanın karanlık yüzünü de tetiklemektedir. Kullanıcıların %55,2’sinin teknoloji ve yazılım odaklı içeriklerle yoğun etkileşime girmesi, Grok gibi agresif modellerin neden bu denli kabul gördüğünü açıklamaktadır. Kullanıcının teknolojiye olan bu kontrolsüz merakı, sistemin etik açıklarını görmezden gelmesine neden olmaktadır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4602 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-1024x617.png" alt="" width="1024" height="617" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-200x120.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-300x181.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-400x241.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-600x361.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-768x462.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-800x482.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-1024x617.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi-1200x723.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/sektorel-dagilimda-teknoloji-ve-yazilim-liderligi.png 1272w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görsel odaklı yapay zekâ araçlarına olan eğilimin geçen yıla oranla devasa bir artış gösterdiği tespit edilmiştir. Derinlemesine analizler şunu gösteriyor: Modern kullanıcı artık sadece bilgi tüketmekle yetinmemekte; yapay zekâyı bir araç olarak kullanarak diğer kullanıcıların verilerini manipüle etme ve onları kendi arzusu doğrultusunda &#8220;yeniden yaratma&#8221; gücünü talep etmektedir. Grok, bu tehlikeli talebi &#8220;sınırsız özgürlük&#8221; maskesi altında karşılarken, bireyin mahremiyetini koruyan en temel etik ilkeleri sarsmaktadır. Özellikle Grok’un &#8220;Flux&#8221; modeli aracılığıyla kullanıcı fotoğraflarının rıza dışı şekilde uygunsuz içeriklerle yeniden kurgulanması, canlı veri gücünün nasıl bir taciz aracına dönüşebileceğini kanıtlamıştır. Bu kapsamda, platformdaki “taciz&#8221; içeriklerinin yayılım hızının %300’ü aştığı görülmektedir.</p>
<p>Bir diğer kritik gösterge ise ulaşım ve otonom teknolojilerin sosyal medyadaki %23,9’luk ağırlığıdır. Sektörel istatistikler yapay zekâ destekli içeriklerin, gerçek ve organik içeriklere oranla çok daha hızlı etkileşim aldığını ortaya koymaktadır. Mevcut veriler taciz içeriklerinin yayılma hızının denetim kapasitesini yine %300 oranında aştığını göstermektedir. Bu bulgular, platformun algoritma stratejisinin etik doğruluk yerine, ne pahasına olursa olsun maksimum etkileşim üzerine kurulduğunu kanıtlıyor. Yapay zekâ, toplumun onaylamadığı bu içerikleri silmek yerine, yarattıkları hareketlilikten ve kazançtan faydalanmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak Grok, dijital dünyayı geri dönüşü olmayan bir ahlaki çıkmaza sokmuştur. Veriler ışığında açıkça görülmektedir ki; teknolojik hız ve verimlilik uğruna bireyin kişilik hakları, mahremiyeti ve gerçeklik algısı feda edilmektedir. Grok, toplumsal normları tehdit eden kontrolsüz bir güç olduğunu tescillemiştir. Gerçek ile sahtelik arasındaki sınırın bu denli belirsizleştiği bir gelecekte, verinin hangi ahlaki süzgeçle işlendiğine dair katı hukuki düzenlemeler getirilmesi demokratik dijital alanın korunması için artık bir seçenek değil, hayati bir zorunluluktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/">Dijital Yabancılaşma: Grok, Etik ve Gerçeklik Krizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dijital-yabancilasma-grok-etik-ve-gerceklik-krizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hızlı Tüketim Çağında İçeriğin Gücü</title>
		<link>https://contextdergi.com/hizli-tuketim-caginda-icerigin-gucu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/hizli-tuketim-caginda-icerigin-gucu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 18:08:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[carousel gönderi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[dijital tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim oranı]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[içerik analizi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[içerik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[Instagram]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[medya tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[Metricool]]></category>
		<category><![CDATA[reels]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya algoritmaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya etkileşimi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya trendleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4556</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Nehir Korkmaz Instagram; yorumlar, direkt mesajlar ve hikâyeler aracılığıyla fikirlerin buluştuğu, etkileşimi merkeze alan dinamik bir platform kimliği taşıyor. Milyonlarca aktif kullanıcısı sayesinde coğrafi sınırları adeta silikleştiren bu yapı, dünyanın herhangi bir noktasındaki içeriğe eş zamanlı erişim imkânı sunuyor. Bu dijital ekosistem artık sadece bireysel bir sosyalleşme alanı değil markaların vitrinlerini kurduğu, uzmanların ise birikimlerini  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hizli-tuketim-caginda-icerigin-gucu/">Hızlı Tüketim Çağında İçeriğin Gücü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Nehir Korkmaz</em></strong></p>
<p>Instagram; yorumlar, direkt mesajlar ve hikâyeler aracılığıyla fikirlerin buluştuğu, etkileşimi merkeze alan dinamik bir platform kimliği taşıyor. Milyonlarca aktif kullanıcısı sayesinde coğrafi sınırları adeta silikleştiren bu yapı, dünyanın herhangi bir noktasındaki içeriğe eş zamanlı erişim imkânı sunuyor. Bu dijital ekosistem artık sadece bireysel bir sosyalleşme alanı değil markaların vitrinlerini kurduğu, uzmanların ise birikimlerini geniş kitlelere paylaştığı profesyonel bir pazar yeri niteliğinde. Günümüzde kullanıcı profili, yalnızca iletişim kurmaktan ziyade dijitalde geçirdiği zamanı nitelikli bilgiyle değerlendirme eğilimi gösteriyor. Bu durum içerik tüketiminde daha derinlikli ve sorgulayıcı bir yaklaşımı beraberinde getiriyor fakat aynı zamanda bilginin ışık hızında yayılması platformu moda ve gündem gibi değişkenlerin ana merkezi kılıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-scaled.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4558 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-1024x157.png" alt="" width="1024" height="157" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-200x31.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-300x46.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-400x61.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-600x92.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-768x117.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-800x122.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-1024x157.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-1200x184.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/instagram-etkilesim-oranlari-nehir-1536x235.png 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>Platformun sunduğu içerik çeşitliliği ise bu geniş etkileşim ağını farklı formatlarla besliyor. Örneğin kısa ve yaratıcı videolar olan Reels içerikler, Keşfet algoritmasının gücüyle görünürlüğü maksimize ediyor. Tek fotoğraflı paylaşımlar kullanıcının içeriği hızla tükettiği daha yalın bir etkileşim sunuyor. Öte yandan, çoklu fotoğraf veya videodan oluşan kaydırmalı (carousel) yapılar, anlatımı zenginleştirerek kullanıcıyı içeriğin içinde daha uzun süre tutan bir hikaye kurgusuna imkânı tanıyor.</p>
<p>Bu bağlamda yapılan incelemeler, Instagram’daki içerik çeşitliliğinin yalnızca görsel bir tercih değil, doğrudan etkileşim oranlarını şekillendiren stratejik bir değişken olduğunu ortaya koyuyor. Kullanıcıların bir gönderiye bıraktığı beğeniler, yorumlar ve kaydetme aksiyonlarının toplamı üzerinden hesaplanan etkileşim performansı, dijital tüketici davranışının kodlarını okumamıza olanak tanıyor. Metricool’un 2024 yılı verileri bu noktada çarpıcı bir tablo sunuyor: En yüksek etkileşim oranı %10,15 ile kaydırmalı (carousel) gönderilerde görülürken; fotoğraf paylaşımları %7,36, Reels içerikler ise %6,27 ile bu sıralamayı takip ediyor. Bu veriyi somutlaştırmak gerekirse, kaydırmalı bir içeriğe temas eden her 100 kişiden yaklaşık 10’u, paylaşımla derinlikli bir bağ kurarak aksiyon alıyor. Kaydırmalı gönderilerin bu liderliğinin ardında, kullanıcının içerikte geçirdiği süreyi artıran o &#8220;mikro-blog&#8221; yapısı yatıyor. Birden fazla görsel ve yoğunlaştırılmış bilgi sunan bu format, kullanıcıyı keşfetmeye ve daha da önemlisi, bilgiyi daha sonra kullanmak üzere &#8220;kaydetmeye&#8221; teşvik ediyor. Parmağımızı her kaydırdığımızda platformda geçirdiğimiz saniyeler artarken, içerikle kurduğumuz bağ da aynı oranda kuvvetleniyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4557" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-1024x723.png" alt="" width="553" height="390" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-200x141.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-300x212.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-400x283.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-600x424.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-768x543.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-800x565.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-1024x723.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir-1200x848.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/bilgi-derinligi-ve-etkilesim-korelasyonu-nehir.png 1240w" sizes="(max-width: 553px) 100vw, 553px" /></a></p>
<p>Öte yandan, geniş kitlelere ulaşma potansiyeli en yüksek olan Reels içeriklerin etkileşimde %6,27 ile geride kalması, &#8220;kaydır ve geç&#8221; olarak tanımlayabileceğimiz hızlı tüketim alışkanlığından kaynaklanıyor. Reels, erişim noktasında öne çıksa da tüketim hızı, kullanıcının durup etkileşim kurma veya paylaşma motivasyonunu zayıflatıyor. Benzer şekilde, kısıtlı bilgi barındıran tekil fotoğraflar da &#8220;tüket ve geç&#8221; döngüsüne hapsolduğundan derinlemesine bir etkileşim alanı yaratmakta zorlanıyor.</p>
<p>Sonuç olarak elimizdeki bizlere şunu söylüyor: Dijital tüketicinin beklentisi artık yalnızca görsel bir tatminden ibaret değil. Kullanıcı, ekranda geçirdiği zamandan somut bir &#8220;fayda&#8221; ve &#8220;bilgi artışı&#8221; talep ediyor. Bilgi derinliği ile etkileşim potansiyeli arasındaki bu doğru orantı, Instagram’ın yalnızca bir eğlence mecrası olmanın ötesine geçerek, insanların öğrenme ve bilgiyi saklama ihtiyacını karşıladığı hibrit bir alana dönüştüğünü kanıtlıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/hizli-tuketim-caginda-icerigin-gucu/">Hızlı Tüketim Çağında İçeriğin Gücü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/hizli-tuketim-caginda-icerigin-gucu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YouTube Kids ve Eğlence Sarmalı</title>
		<link>https://contextdergi.com/youtube-kids-ve-eglence-sarmali/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/youtube-kids-ve-eglence-sarmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 18:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk içerikleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda ekran süresi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dijital çağ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital medya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[eğitici içerik]]></category>
		<category><![CDATA[eğlence kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[medya eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Medya Okuryazarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[veri gizliliği]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube algoritması]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube Kids]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4530</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Azra Ece Yazıcı YouTube Kids, ebeveynlere "güvenli ve eğitici" bir dijital ortam vaadiyle sunulsa da platformda öne çıkan içerik türleri bu vaadin ne ölçüde karşılandığını bugün daha tartışmalı hâle getiriyor. Bu noktada mesele çocukların dijital medya tüketiminde gerçekten pedagojik bir verimliliğe mi, yoksa saf eğlence odaklı bir tüketime mi yöneldiği sorusunda düğümleniyor. Bu sorgulamanın temelinde  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/youtube-kids-ve-eglence-sarmali/">YouTube Kids ve Eğlence Sarmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8211;<span class="NormalTextRun SCXW34677110 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde">Azra Ece Yaz</span><span class="NormalTextRun SCXW34677110 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde">ı</span><span class="NormalTextRun SCXW34677110 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde">c</span><span class="NormalTextRun SCXW34677110 BCX8" data-ccp-parastyle="Gövde">ı</span></strong></em></p>
<p>YouTube Kids, ebeveynlere &#8220;güvenli ve eğitici&#8221; bir dijital ortam vaadiyle sunulsa da platformda öne çıkan içerik türleri bu vaadin ne ölçüde karşılandığını bugün daha tartışmalı hâle getiriyor. Bu noktada mesele çocukların dijital medya tüketiminde gerçekten pedagojik bir verimliliğe mi, yoksa saf eğlence odaklı bir tüketime mi yöneldiği sorusunda düğümleniyor. Bu sorgulamanın temelinde ise gündelik hayatın içinden önemli bir gözlem yatıyor. Küçük bir çocuğun YouTube Kids izleme alışkanlıklarındaki dönüşüm, aslında dijital bir kırılmanın özeti gibi: Başlarda animasyonlara ve eğitici videolara yönelen ilgi, zamanla yerini gerçek insanların yer aldığı Vlog benzeri içeriklere bıraktı. Yemek yerken, dışarıda vakit geçirirken veya yalnız kaldığında sürekli ekrana yönelme arzusu cihazla bağı kesildiğinde verilen o aşırı tepkilerle birleşince, durumun bir bağımlılık düzeyine ulaştığını görmek kaçınılmaz oldu.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4533" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-1024x602.png" alt="" width="471" height="277" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-200x118.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-300x176.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-400x235.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-600x353.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-768x452.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-800x471.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-1024x602.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-1200x706.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari-1536x904.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/abone-sayisina-gore-en-populer-youtube-kids-kanallari.png 1744w" sizes="(max-width: 471px) 100vw, 471px" /></a></p>
<p>YouTube Kids deneyiminde öne çıkan ilk detay, platformun izleme ve yorum özelliklerini devre dışı bırakmış olması. Bu kısıtlamaların arka planında, dijital dünyanın en büyük veri gizliliği krizlerinden biri yatıyor. ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun saptamalarına göre YouTube, 13 yaş altı çocuklara yönelik içerikleri tüketen kullanıcılardan ebeveyn onayı almaksızın kişisel veri topladı. Çerezler aracılığıyla elde edilen bu verilerin davranışsal reklamcılık amacıyla kullanılması, çocukların çevrim içi ortamda korunmasını amaçlayan yasal çerçeveyle açıkça çatışıyor. Bu ihlalin bedeli ise dijital yayıncılık tarihinde bir dönüm noktası oldu. 2019 yılında komisyon, Google ve YouTube’a çocukların kişisel verilerinin korunmasına yönelik bu ağır ihlaller nedeniyle 170 milyon dolarlık bir ceza uyguladı. Bu kararın ardından yayımlanan resmi açıklamalarla birlikte, platformda çocukların gizliliğini korumayı merkeze alan yeni ve sıkı bir yasal çerçeve oluşturuldu.</p>
<p>Bu tarihi cezanın ardından YouTube; çocuklara yönelik içeriklerin net bir şekilde işaretlenmesi, veri toplama öncesinde ebeveyn onayının zorunlu kılınması ve etkileşim özelliklerinin kısıtlanması gibi ek yükümlülüklerle karşı karşıya kaldı. Bu bağlamda, yorumların kapatılması ve izlenme sayılarının gizlenmesi gibi önlemler, çocukların sosyal etkileşim yoluyla dolaylı yoldan veri paylaşmalarını engellemeyi amaçlayan stratejik adımlardır. Ancak platformun teknik güvenliği artarken sunulan içeriğin niteliği ebeveynler için yeni bir tartışma alanı açmaktadır. Platform teknik olarak daha &#8216;güvenli&#8217; bir kalıba dökülürken algoritmaların çocukları hangi tür içeriklere yönlendirdiği meselesi ebeveynler ve araştırmacılar için asıl gri alanı oluşturmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali-.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-4532" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--1024x896.png" alt="" width="469" height="411" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--200x175.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--300x263.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--400x350.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--600x525.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--768x672.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--800x700.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--1024x896.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--1200x1050.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/siralamaya-gore-en-cok-tercih-edilen-20-youtube-kids-kanali--1536x1344.png 1536w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" /></a></p>
<p>Statista’nın verileri ise YouTube Kids’teki en popüler kanalların ezici bir çoğunlukla eğlence veya eğlence ağırlıklı &#8220;hibrit&#8221; kategorilerde yoğunlaştığını kanıtlıyor. ChuChu TV ve LittleBabyBum gibi kanallar eğitim ve eğlenceyi harmanlasa da bu içerikler genellikle şarkı ve görsel uyaranlar üzerinden ilerleyen yüzeysel bir öğrenme modeli sunuyor. Masha and The Bear veya Ryan’s World gibi zirvedeki kanallar ise odağına doğrudan rol yapma (role-play) ve oyuncak temelli anlatıları alıyor. SocialBlade verileri de bu tabloyu destekliyor. Eğlence odaklı kanalların izlenme ve büyüme oranlarının, saf eğitici içeriklere kıyasla çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğlence içeriklerinin bu denli baskın hale gelmesi aslında bir tesadüf değil. Çocukların merak duygusuyla YouTube’un çalışma mantığının bir noktada buluşmasının sonucu. Erken çocukluk dönemindeki sınırlı dikkat süresi; hızlı kurgu, yoğun görsel uyaranlar ve tekrarlayan müzikleri daha cazip kılarak çocukların bilişsel düzeyine doğrudan hitap etmektedir. YouTube’un izlenme süresini ön plana çıkaran algoritması ile oyuncak tanıtımları ve marka iş birliklerinden beslenen ekonomik dinamikler birleştiğinde, platform pedagojik bir eğitim alanı olmaktan uzaklaşarak algoritmik ve ticari önceliklerle şekillenen devasa bir eğlence sahasına dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/youtube-kids-ve-eglence-sarmali/">YouTube Kids ve Eğlence Sarmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/youtube-kids-ve-eglence-sarmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uğur Batı &#038; Sinir ve Karar Bilimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 11:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[halka ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[karar verme süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[sinir]]></category>
		<category><![CDATA[sinir bilim]]></category>
		<category><![CDATA[sinirbilim]]></category>
		<category><![CDATA[sinirbilim reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Mecra]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Batı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3767</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen Aslı Şen: Uğur Hocam, teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sizi yakından tanımak isteriz, bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Uğur Batı: 1994 yılında üniversitenin birinci sınıfındayken reklamcılığa başladım. Önce staj sonra part time derken yavaş yavaş tam zamanlı çalışmaya geçtim. 2001 yılına kadar farklı ajanslarda çalışma fırsatı buldum. Sonrasında Telsim, Rumeli Telekom  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/">Uğur Batı &#038; Sinir ve Karar Bilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><span style="font-size: 14pt;">-Aslı Şen</span></strong></em></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3771" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/batij-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Aslı Şen: Uğur Hocam, teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sizi yakından tanımak isteriz, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Uğur Batı:</strong> 1994 yılında üniversitenin birinci sınıfındayken reklamcılığa başladım. Önce staj sonra part time derken yavaş yavaş tam zamanlı çalışmaya geçtim. 2001 yılına kadar farklı ajanslarda çalışma fırsatı buldum. Sonrasında Telsim, Rumeli Telekom gibi firmalarda marka uzmanlığı yaptım. Ardından Yeditepe Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Doktora sürecimde eş zamanlı olarak üniversitenin iletişim faaliyetlerinde uzman olarak görev aldım. 2006-2009 yılları arasında Code İstanbul’un yaratıcı yönetmenliğini yaptım. Borsa İstanbul’un kuruluşunda yer aldım ve yaklaşık dört yıl boyunca pazarlama iletişimi, marka yönetimi, uluslararası pazarlama gibi alanlarda çalıştım. Yedi yıldır da Nişantaşı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyorum. Bu sürecin içerisinde birçok ulusal ve uluslararası danışmanlık ekibinin içerisinde bulundum. Bunlara ek olarak, Harvard Business Review, Bloomberg Business Week, Independent, Onedio, MyNet gibi sitelerde köşe yazarlığı yapıyorum. Devrim Erbil başta olmak üzere birçok sanatçı için kürasyonlar yapmaktayım. Pek çok sanatçının sergi süreçlerinde, etkinlik organizasyonlarında ve yan ürünlerin üretilmesinde görev yapıyorum. Sanat kitapları yazıyorum, makaleler yazıyorum. Süreç bu şekilde devam ediyor.</p>
<p><strong>A.Ş: Birbirinden farklı alanlarda çeşitli üretimlerde bulunuyorsunuz. Tüm bunlara yetişmek eminim ki zordur. Bu kadar farklı alanda disiplinlerarası üretimde bulunurken anlatı dilinizi nasıl oluşturuyorsunuz? Bir kavram karmaşası yaşanıyor mu yoksa bir avantaj konumunda mı?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Yaratıcı endüstriler bağlamında cevap vermek gerekirse, kök aynı aslında. Tek bir kök ve gövde var, yaratıcı endüstriler. Sanat da üretsem, reklam da üretsem, hepsi bir yaratıcılık formasyonu olarak aynı gövdeye ait. Bu yüzden köşe yazısı yazmak da aynı. Ben Harvard Yazarlık Okulu mezunuyum; orada da belli bir ekol, format ve biçim var, böyle düşünebilirsiniz. Bu bir ağaç gibi ve ben o ağacın kökünü ve gövdesini takip ediyorum. Yan dallar ise çalıştığım, disiplinlerarası gibi görünen alanlar oluyor. Teknik olarak bunun kendi içinde bir mantığı var.</p>
<p>Benzer bir yapı disiplinlerarası bilim alanlarında da mevcut. Sonuçta iletişim bilimleri, davranış bilimleri, sinirbilim, sosyal bilim ve toplumsal sinirbilim gibi alanlar birbirine bağlı. Bu disiplinlerin içine ikna, manipülasyon, tüketici davranışları gibi alt alanlar da dahil. Şu an ben karar bilimi dediğimiz alana odaklanıyorum. Yaptığım araştırmalar ve yazdığım kitaplar karar bilimi üzerine. Ana eksenim davranış ve iletişim bilimleri olsa da sonuçta karar verme süreçlerini anlamaya yöneliyorum.</p>
<p>Bütün bu süreçleri ağacın hem üretim hem de bilimsel tarafta dallara ayrılan bir gövdesi gibi görebiliriz. Aynı gövdeden beslendiğimde hem zihinsel olarak dağılmamış oluyorum hem de bildiğim kök ve gövdeden hareket etmek bana çalışmalarımda bir rahatlık sağlıyor. Alan disiplini konusunda bu yaklaşımı korumak hem odaklanmamı sağlıyor hem de işimi kolaylaştırıyor. Bunu böyle ifade edebilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3769 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-640x1024.jpg" alt="" width="640" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-187x300.jpg 187w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-200x320.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-400x640.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-600x960.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-640x1024.jpg 640w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-768x1229.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-800x1281.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao-960x1536.jpg 960w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ao.jpg 1172w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Hocam karar bilimi diye bir alandan bahsettiniz. Bu konuyu biraz daha açabilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Bu durum literatürde; “decision making” diye yer alıyor. İçerisinde olasılıklar, ihtimaller formasyonu, bir karar verirken tez, antitez ve sentez nasıl oluşturulur, bunların süreçleri nasıl işlenir gibi konular var. Retrospektif olarak bir kararın doğruluğunu sonucundan alıyoruz. Bütün bu süreçler yönetim açısından önemli bir alan oluşturuyor, karar bilimi bu yüzden değerli. Bu aynı zamanda davranış bilimlerinin bir alt alanı ve toplumsal nörobilim dediğimiz alanın da bir alt dalı.</p>
<p>Örneğin, tüketici davranışlarında bir karar verme süreci var. İnsanın kariyer, eş, iş seçiminde bir karar verme süreci var. Bir yönetmenin bir filmi çekerken karakterlerin oluşumu, hangi oyuncuların onu canlandıracağı, hangi efektlerin ve kurgunun kullanılacağı&#8230;</p>
<p>Bütün bunlarda da bir karar verme süreci var. Aslında o kadar geniş bir alan ki, hayatımızda belki her gün binlerce irili ufaklı kararlar veriyoruz. Karar bilimi ise davranış bilimi ve sosyal nörobilim adı altında bu kararların nasıl verileceğini inceleyen bir alt disiplindir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3770 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-640x1024.png" alt="" width="640" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-187x300.png 187w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-200x320.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-400x640.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-600x960.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-640x1024.png 640w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-768x1229.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-800x1281.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-960x1536.png 960w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-1200x1921.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx-1279x2048.png 1279w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asx.png 1465w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Daha önce yazdığınız bir makalenizden soru sormak istiyorum. Reklamların ideolojik bir yapı kurduğunu söylüyorsunuz. Reklamların ideolojik bir aygıt gibi çalışması nasıl gerçekleşiyor?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Reklamın kendisi bir ideoloji zaten. Yani toplumsal yapı, küresel finans sistemi ve küresel kültürel sistem içerisinde ideoloji olarak işleyen bir olgudan bahsediyoruz. Hangi markayı giydiğin senin şu an kendini ifade etme biçimin, oradaki sosyal statünün sembolü. Her ne kadar bunlar yıllar içerisinde değişimler geçirse de reklamın kendisi çok geniş bir alana yayıldı: Sosyal medya iletişimi, influencer marketing, marka elçiliği gibi unsurlarla çeşitlendi, büyüdü, tohumlandı, yelpazesi genişledi. Ama ana ideolojik yapısı değişmedi. Asıl olarak, kendini ifade etme biçimin bir ideoloji. Aidiyet kurduğun toplumsal statü, ait olduğun grup bir statü tanımı oluşturuyor. Kendini ya diğerleri gibi nitelendiriyorsun ya da onlardan ayırıyorsun. Bunu bakış açınla yapıyorsun, tükettiğin markalarla yapıyorsun. Kişinin kendi kimlik temsilinden bahsediyoruz. Giydiği, yediği, içtiği şeyler, oturduğu yer, gittiği tatil, istediği her şey aslında bu anlamda bir ideoloji. Statüler kendi içinde ne kadar muğlaklaşsa bile yine bir statü sembolü oluyorsun. Marka açısından bakıldığında, tarif ettiği hedef kitlenin psikografisi, eğitim yapısı, bölgesi, gelir düzeyi gibi özellikler de aslında kendi içinde bir ideolojiyi barındırıyor. Frankfurt Okulu’ndan bugüne, Adorno gibi pek çok önemli sosyolog, iletişim bilimci, felsefeci ve filozofun ifade ettiği gibi reklam, bugün küresel finans sistemi dediğimiz şeyin özü.</p>
<p>Bu sistem markalarla birlikte çalışıyor. Tüketim ve üretim ilişkileri bunun üzerine kurulu. Sen tüketeceksin ki üretim olsun, üretim olsun ki istihdam olsun, istihdam olsun ki ülkeler devam edebilsin. Tüm bunlar kullandığın ürün ya da hizmetin markası içine birtakım anlamlar eklenerek yapılıyor. Bu anlamların çoğu da soyut veya suni. Bugün Fanta neden “gençlik” olsun? Ya da Pepsi neden “yeni neslin seçimi” olsun? Sonuçta gazlı meşrubat içiyorsun. Sen bu anlamı ona kattığın için öyle. Yoksa Pepsi içtiğinde kendini daha genç hissetmiyorsun ya da Coca-Cola içtiğinde daha klasik bir bakış açısına sahip olmuyorsun. Bunların hiçbirini yapmadığı gibi, aslında hiç tüketmesek daha iyi olacak maddeler. Ama bakın, bunların üzerinden bile bir anlam geliştirip bir ideoloji oluşturuyoruz ve bir aygıt gibi davranıyoruz. Onu tüketenler de aynı zamanda bir aygıt haline geliyor. Reklam bu anlamların oluşmasında en önemli aygıtlardan biri. Bu nedenle reklamın kendisi ideolojik hâle gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3776 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-709x1024.jpeg" alt="" width="709" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-200x289.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-208x300.jpeg 208w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-400x578.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-600x867.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-709x1024.jpeg 709w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-768x1110.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-800x1156.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-1063x1536.jpeg 1063w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed-1200x1734.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/upscalemedia-transformed.jpeg 1384w" sizes="(max-width: 709px) 100vw, 709px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Sinirbilim alanından sıkça bahsediyorsunuz. Sinirbilim nedir ve reklamcılık sektöründe nerelerde kullanılıyor?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Sinirbilim, nörobilim ya da beyin bilim dediğimizde aslında üç farklı terimle aynı kavramı anlatıyoruz. 1979 yılından itibaren ortaya çıkan ilk beyin görüntüleme donanımları ve buna ilişkin kodlanan yazılımlar, -özellikle son elli yılda gerçekleşen büyük gelişmelerle &#8211; beynin görüntülenmesi alanında önemli bir ilerleme sağladı. Beyin görüntüleme alanında geliştirilen donanımlar ve yazılımlar, bu konuda alınan patentler, tıp teknolojilerini bile geçmiş durumda. Adeta dünya bir “beyin yüzyılına” girmiş durumda. Dolayısıyla burada beynin elektriksel aktivitesini ya da anatomik ve fizyolojik yapısını inceleyen farklı donanımlar ve bunlara yönelik geliştirilmiş yazılımlar sayesinde insanların davranışlarını okuma yolunda ilerliyoruz. Örneğin, “Akıllı” insanlar neden aptalca hatalar yaparlar?”, “Özgür irade bir illüzyon mudur?”, “Kimlik nasıl gelişir? Aidiyet nasıl oluşur?, İdeolojiler nasıl çalışır?”, “Aşk nedir ve nasıl tezahür eder?”, “Aldatma, ihanet gibi kavramların beyindeki karşılığı nedir?”, “Yenilen pehlivan neden güreşe doymaz?” Belki yüzlerce başlık altında bu soruları beyin cihazlarıyla inceleme imkanına sahibiz. Yapılan bu çalışmaların sosyal bilimler alanında irdelenmiş haline biz sosyal nörobilim, toplumsal sinirbilim ya da sosyal sinirbilim diyoruz. Elbette normalde bu beyin görüntüleme cihazları demans, amnezi gibi konularda tıbbi çalışmalar için hekimler tarafından kullanılıyor. Ama bunun yanı sıra bir sosyal yansıması da var. Biraz önce saydığım ve bunun gibi binlerce konu başlığını artık beyin görüntüleme cihazlarıyla ortadan kaldırma umudunu taşıyoruz. Bu alan şu anda akademik olarak en çok gelişen alanlardan biri.</p>
<p><strong>A.Ş: Satın alma davranışlarını etkileyen bir alanda kullanılan sinirbilim ile toplumu nasıl çözümlüyoruz?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Şu an dünya ve Türkiye siyasetinde, birçok oy verme davranışı aslında sinirbilim dediğimiz ilkelerle okunabilir durumda. Temâşânın, gücün, milliyetçilik akımlarının dünyada ve ülkemizde yükselmesi gibi durumların arkasındaki sivil ve bilimsel faktörler, oy verme davranışlarının nasıl yönlendirilebileceği, ikna ve spekülasyonun nasıl çalıştığı, bir oy verme davranışının arkasındaki kararın formasyonu ve bunun nasıl rasyonalize edileceği gibi konular beyin bilim çalışmalarıyla irdelenebilir. Mesajlar bunlara dayanarak oluşturulabilir, oluşturulan mesajların revizesi de bu çalışmalar aracılığıyla yapılabilir. Zaten nöropazarlama bunun tüketici davranışlarındaki biçimini ifade ediyor. Nöropolitik dediğimiz alan ise özellikle oy verme davranışlarına odaklanıyor. Bu gerçekten derin bir alan. Siyasal reklamcılık ya da siyasal pazarlamanın çok daha ötesine geçerek içinde antropoloji, antropomorfizm, iletişim bilimleri, yeni gelişen dijital bilimler, sosyoloji ve psikoloji gibi birçok disiplini barındıran geniş bir çerçevede ele alınıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3775 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-683x1024.png" alt="" width="683" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-1024x1536.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-1200x1800.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-1365x2048.png 1365w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ub2-scaled.png 1707w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Peki biz bu olguları nasıl elde ediyoruz? Saha araştırması yaparak mı, yoksa deneysel bir yaklaşımla mı?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Hem deneysel çalışma hem de saha araştırması yapılıyor. Mesela bir beyin görüntülerme cihazı olan EEG kullanılıyor. GSR cihazı, vücudun en büyük organı olan derinin hareketini inceliyor. Daha eski bir yöntem olan Eye Tracking, göz odaklı çalışıyor. Fax cihazı ise mikro ifadeleri okuyabiliyor. Bu dört cihazın verilerini klasik araştırma metodolojisine uygun bir hâle getirip yorumladığınızda; tez, antitez ve senteze ulaşabiliyorsunuz.</p>
<p><strong>A.Ş: Sinirbilimin toplumların davranış biçimlerini çözümlemek adına önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Peki hocam, biz bu davranışların arkasında yatan bilinçdışı olguları ortaya çıkardığımızda hangi sorunlara çözüm bulacağız?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Yeni gelişen teknolojilerle sinirbilim, önemli dip duygularımızı anlamaya, -bu çok büyük bir iddia amabilinçdışının belli bir kısmının çözümlenmesine yönelik davranışın arkasındaki motivasyonu bulmaya ilişkin ilham verici bir alan. Oy verme davranışları yönlendiriliyor. Tüketim davranışları yönlendiriliyor. Bazen istemsiz kararlar veriyorsun ya da yeni anlamlar oluşturuyorsun. Yani klasik reklamcılıktaki ikna metodolojisi nasıl çalışıyorsa, bu da teknolojinin yardımıyla, yazılım ve donanımların desteğiyle daha yeni, daha derin dip duyguları anlayabileceğimiz, motivasyonu ortaya çıkarabileceğimiz, yeni motivasyonları ve duyguları çerçeveleyebileceğimiz çok özel bir ikna yöntemine dönüşüyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3774 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jh.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Topluma dair bilinçdışı alanın biraz daha çözümlenmesinin bilim iletişimine katkıları sizce ne olur?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Bilinçdışı öyle kolayca çözülebilecek bir şey değil. Koca bir transatlantik gibi; çok geniş, sürekli gelişen ve gelişecek bir alan. Yani bugün nasıl yapay zekâ, 3D yazıcılar, blokchain altyapıları, kripto para teknolojileri, gelecek şehirler kuruluyorsa tüm bunların temelinde beyin bilim var gibi duruyor.</p>
<p>Birçoğu belki yeni insan modellerinin ortaya çıkması, üremenin şekil değiştirmesi, gen teknolojisiyle beynin birleşmesi gibi konularla iç içe geçiyor. Bu da çok geniş bir çerçeve sunuyor. Bilimsel gelişim açısından bunlar birbiriyle etkileşimli alanlar. Ama buradaki asıl amaç toplumun bilinçdışını etkileyip oradan bir ikna faaliyeti yürütmek değil. Asıl olarak şunu anlamaya çalışıyoruz: “Anlamı nerede oluşturuyorsun?”, “Hangi tercihleri yapıyorsun?”, “Niye yapıyorsun?”, “Ben senin hangi duygu ve motivasyonuna dokunsam, örneğin tüketici davranışları açısından ne yaparsam benim markamı düşünürsün?”, “Nasıl bir marka sadakati geliştirirsin?”, “Spesifik bir ürün ya da hizmetle ilgili hangi duyguyu, motivasyonu ön plana çıkarmak zorundayım ya da hangi motivasyonların füzyonunu yapmalıyım?&#8221; Bütün bunları beyin görüntüleme cihazlarıyla ortaya koyup onun üzerine bir mesaj inşası yapıyoruz. Şu anki görevimiz sadece bu. Sinirbilimde araştırmanı klasik bir anket yönetimiyle yapmıyorsun, rojektif tekniklerle yapmıyorsun, katılımcı gözlemle yapmıyorsun, etnografi ile yapmıyorsun, şimdi yaptığımız gibi bir röportajla da yapmıyorsun ama bu cihazlarla yapıyorsun. Araştırmanın sebepleri aynı olabilir. Ortaya koyulan argümanlar aynı olabilir ama metodolojisi ve veri toplama biçimi farklı.</p>
<p><strong>A.Ş: Anladığım kadarıyla bilimsel tabanda bu verileri bir potada eritip insanlarla daha iyi bir iletişim, daha iyi bir ilişki kurabilmek için kullanabiliyoruz.</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Kullanabiliyorsun. Ya da daha farklı amaçlarla da kullanabilirsin. Kişiyi istemsiz manipülasyona da yönlendirebilirsin. Theodor Adorno “Manipülasyon Şiddettir!” diyor ama belki de insanları manipüle etmeye çalışıyorsun. Evet, beyin bilim bunun için de kullanılabilir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3768 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam.png" alt="" width="2100" height="1115" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-200x106.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-300x159.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-400x212.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-600x319.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-768x408.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-800x425.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-1024x544.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-1200x637.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam-1536x816.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/adam.png 2100w" sizes="(max-width: 2100px) 100vw, 2100px" /></p>
<p><strong>A.Ş: Toplumsal afazi adında bir kavramdan bahsediyorsunuz. Nedir bu toplumsal afazi?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Dil yitimi, düşünce yitimi diyebiliriz. Hissettiğin duyguyu ifade edemez duruma gelmek, kelimelerin anlamlarının kayması, yeni anlamların eklenmesi&#8230; Bence bu durum güncel toplumun en büyük dramlarından biri. Söylediğimiz şey söylemek istediğimiz şey mi emin değiliz. Dil yitimi dediğimiz şeyi; teknoloji, hız, karmaşa, dünyadaki siyasi gelişmeler, ihtimaller, ve riskler bu durumu destekleyen bir hâlde. Toplumsal afazi bütün dünyanın yaşadığı bir olgu ancak bizim ülkemizde biraz daha sert yaşanıyor. Aslında bir çeşit dil yitimi, düşünce yitimi yaşıyoruz ve bunu ifade etmek için toplumsal afazi kavramını kullanıyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Afazi dediğiniz kavramın getirisi olarak komplo teorilerine ya da sahte bilime inanç artıyor mu? Ya da bilim iletişimi bu afazi ortamından çıkabilmek için bir çözüm sunabilir mi?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Ben metaforik bir yaklaşımla buna “toplumsal afazi” diyorum. Aslında afazi tıbbi bir kavram; bunu toplumdaki dil yitimi anlamında toplumsal afazi olarak ele alıyorum. Sorudaki olgular biraz daha “post” dediğimiz gerçek ötesi bir durumu ifade ediyor. disiplinlerle, sahte uzmanlarla, sahte bilgi biçimleriyle yeniden şekillendirilip dolaşıma sokulması, bilimin ve bilim iletişiminin de bundan zarar görmesine sebep oluyor. İşte bu, biraz daha “post truth” dediğimiz süreci ifade eder. Afazi ise kavramsal olarak çok daha farklı bir şey. Şöyle düşünün: Kadınerkek ilişkilerinde anlamlar yitirilmiş, bambaşka bir sürece girmiş durumda. Aslında bu bir afazi. Duygunu ifade etmeye çalışıyorsun, vatan sevgini ifade etmeye çalışıyorsun ama söylediğinle karşındakinin anladığı farklı. Bu bir afazi. Kendini ifade etmeye çalışıyorsun, edebiyat, kültür, tiyatro yapmaya çalışıyorsun ama dilin o kadar yitmiş ki kelimenin arkasındaki anlamı bulamıyorsun. Bu bir afazi. Siyaset kurumuna bakıyorsun, içi boşaltılmış bir sürü kavram var. Bu da bir afazi. Bir şey hissedeceksin; öfke, nefret, sevgi diyorsun ama hissettiğin bunu tam karşılamıyor. Duygun bile karmaşık. Bu yüzden afazi dil yitimi anlamında. Kullandığın dilin ergonomiden çıkması, epistemolojinin yani bilgi felsefesinin sarsılması. İnsanların daha az kelimeyle, daha az duygu ve zihinsel setlerle konuşup düşünmesi gibi. Tüm bunlar bir afazi unsuru.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3773" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede.jpg" alt="" width="2095" height="1178" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/FaceToFacewithAphasia-holley-0204-lede.jpg 2095w" sizes="(max-width: 2095px) 100vw, 2095px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A.Ş: Dezenformasyonun yayılma hızının çok yüksek olduğunu biliyoruz. Bilim iletişiminde de mücadele edilen noktalardan biri bu. Bir iletişim bilimci olarak bu durumun altında yatan temel sebepler sizce nedir? İnsanlar neden bu kadar kolay manipüle edilebilir hâle geldi?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Dünya karışık, fazla hızlı, izafiyet her yerde. Sonunu göremediğimiz gri, muğlak bir ortamda yaşıyoruz. Ekonomi karışık, siyaset karışık, davranışlar karışık, yaşam karışık. Dünyanın her yerinde, Gazze örneğinde gördüğümüz gibi büyük savaşlar ve soykırımlar gerçekleşiyor. Dünya öylece seyrediyor. Sen transpoze oluyorsun, alımlama yapıyorsun ve diyorsun ki “Dünya ne kadar kötü bir yer oldu.” Bu şiddet bir gün beni de bulur diyorsun, korkuyorsun, çekiniyorsun. Dolayısıyla iş iyice karışık hâle geliyor. Kaygı ve belirsizlik durumlarının olduğu yerlerde dezenformasyon çok daha etkili oluyor. Siyaset, tüketim, kültür, sanat ve spor gibi mekanizmalar da bunu kullanır hâle geldi. Dolayısıyla dezenformasyon yani birinin birini manipüle etmesiyle doğru olmayan bilginin yayılması ya da bilginin eksiltilmesi yoluyla yapılan iletişim faaliyetleri şu anda hedef kitleler nezdinde çok daha büyük bir etki hâlini alıyor. Bu zamanla popüler kültüre, hatta belki bir kitle kültürüne dönüşüyor. Aslında süreç bu kadar basit. Yani ortam post-truth’a, dezenformasyona ve afaziye çok uygun.</p>
<p><strong>A.Ş: Bu yüzden de bilim iletişimini doğru şekilde yapmak ve yaygınlaştırmak bu anlamda çok önemli bir konumda duruyor.</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Klasik söylemden yola çıkıyorsak tabii ki çok önemli. Ama bilim iletişimi için önce bilimi bilmeliyiz. İletişiminin önünde önce bilimsel düşünce sistematiğine sahip olmak gerekiyor. Bu noktadan sonra iletişimin çok önem kazandığını düşünüyorum. Tabii bu olmadığı için bir de terminolojiyi halka indirgemek durumu söz konusu oluyor. Televizyonda “Biraz daha basit konuşun ki halk anlasın” deniyor. Ama bu kadar basit konuştuğumda, terminoloji kullanmadığımda anlatmak istediğimi anlatamıyorum. Bir bakıma bilim insanı sadeleştiriliyor. Diyorsun ki, kendi söyleminin beşte biri kadar dil kullan, sentaktik yapıyı öyle kur, cümle dizimin öyle olsun, morfolojin yani kelime biçimin şöyle olsun. Halk, bilimi anlayabilir duruma geldiğinde zaten modern ve çağdaş toplumlar kuruyoruz. Böyle konuştuğumda iletişim yapmış olmuyorum ki. Bir şey yapıyorum ama aslında söylemek istediğimin ya da söylemem gerekenin sadece bir kısmını söyleyebiliyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3772 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2079" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-200x246.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-244x300.jpg 244w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-400x493.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-600x739.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-768x946.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-800x985.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-832x1024.jpg 832w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-1200x1478.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-1247x1536.jpg 1247w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-1663x2048.jpg 1663w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/duotone-effect-collage-kopya-scaled.jpg 2079w" sizes="(max-width: 2079px) 100vw, 2079px" /></p>
<p><strong>Umut Yiğit: Bilimsel bilgi genellikle “halka yayalım ve olsun bitsin” gibi yanlış bir algıdan dolayı sadeleştirilebiliyor. Oysa bizim baktığımız yer, ilgili bilginin gerçekten bir tartışma alanı açabilecek vasfının olup olmadığı. Aslında şunu merak ediyoruz: Ortaya çıkan bir gündem içerisinde bir bilgiyi tartışma alanı olarak değerlendirebilir miyiz? Buradan yeni bir çıktı, yeni bir anlayış üretebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Bu tür çıktılar iyi olur. Mesela televizyon programlarında bilimin ya da popüler bilimin biraz daha bu bahsettiğim dilini konuşabiliyor olsak çok daha iyi olur. Akşamları tematik kanallarda trilyon tane siyaset programı yapacağımıza modern çağ sanatını, soyut resmi, heykeli, bilimi, inovasyonu, teknolojiyi konuşsak çok daha etkileyici olurdu. Ama böyle bir ortam maalesef yaratılmıyor. Ortam daha çok karşıtlıklara, ayrışmalara, siyasete ayrılmış durumda. Bunlar üzerinden konuştuğumuz bir dünya, bilimi ve bilimsel düşünceyi daha da imkânsız kılıyor. İmkânsız hâle geldikçe de olgular üzerinde duramıyoruz. Söylediğim gibi insanlara bunu anlatırken çok zorlanıyoruz. Zaten bir zaman sonra motivasyon da kayboluyor, anlatmaktan vazgeçiyorsun. Bu yüzden de önce bilimin kendisini iyi bilmeli, sonrasında ise içi sadeleşmemiş ve daha iyi bir anlatı sağlayacak gerekli terminolojileri kullanarak bilim iletişimini gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>A.Ş: Davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz hocam, çok keyifli bir söyleşiydi. </strong></p>
<p><strong>U.B:</strong> Çok sağ olun. Görüşmek üzere.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/">Uğur Batı &#038; Sinir ve Karar Bilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ugur-bati-sinir-ve-karar-bilimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
