<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>korku arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/korku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/korku/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 12:44:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Risk Toplumunda Bilim İletişimi</title>
		<link>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 11:03:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstri Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ulrich Beck]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3626</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen İllüstrasyonlar: Sıla Gündüz Günümüzde karşılaştığımız risklerin yaratabileceği tahribatın ne kadar farkındayız? Tehlikede miyiz? Korkuyor muyuz? En önemlisi, gerçekten emniyette miyiz? 1944’te Almanya’da doğan Ünlü Sosyolog Ulrich Beck’e göre yaşadığımız toplum, geçmiş yüzyıllardaki toplumsal yapılardan farklı olarak “korku” ve “bilinmezlik” duygusunun egemen olduğu bir döneme evrilmiş durumdadır. Beck, bu dönüşümü “risk toplumu” olarak adlandırır  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/">Risk Toplumunda Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></strong></h1>
<h1><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-3644 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1-scaled.jpg" alt="" width="1829" height="2560" /></h1>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyonlar: Sıla Gündüz</em></p>
<p>Günümüzde karşılaştığımız risklerin yaratabileceği tahribatın ne kadar farkındayız? Tehlikede miyiz? Korkuyor muyuz? En önemlisi, gerçekten emniyette miyiz? 1944’te Almanya’da doğan Ünlü Sosyolog Ulrich Beck’e göre yaşadığımız toplum, geçmiş yüzyıllardaki toplumsal yapılardan farklı olarak “korku” ve “bilinmezlik” duygusunun egemen olduğu bir döneme evrilmiş durumdadır. Beck, bu dönüşümü “risk toplumu” olarak adlandırır ve 1989’da yayımladığı kitabıyla bu kavramı derinlemesine anlatır.</p>
<p>Beck’in yaklaşımına göre modernleşme tek bir dönemden ibaret değildir. Nasıl ki 19. yüzyılda modernleşme, kemikleşmiş tarım toplumunu tasfiye edip sanayi toplumunu ortaya çıkardıysa, bugün de sanayi toplumu modernliğin sürekliliği dahilinde başka bir biçime, yani risk toplumuna dönüşmektedir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Beck tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin ilk yarısını “klasik sanayi toplumu” olarak adlandırır. İkinci yarısının ise modernleşme, bilim ve teknolojik gelişmelerin hızlı bir şekilde ilerlemesi ile “risk toplumuna” dönüştüğünü söyler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Risk her dönemde vardı ancak Beck’e göre sanayi toplumuyla birlikte risklerin boyutu, içeriği ve etkileri tamamen değişti. Tarım toplumunda karşılaşılan riskler genellikle yerel, sınırlı ve öngörülebilirdi. O dönemde insanlar açlıkla veya kıtlıkla mücadele ediyordu. Bugün ise düzenli endüstriyel üretim, açlığı azaltırken yerini küresel çapta sorun teşkil eden daha tehlikeli belirsizliklere bıraktı.</p>
<p>Sanayi toplumuyla birlikte maddi refah artışı, kapitalizmin büyüyen sermayesi ve teknolojinin hızı, çok boyutlu ve öngörülemez riskleri de beraberinde getiriyor. Bu riskler yalnızca bireyleri değil, tüm insanlığı etkileyen küresel sonuçlar doğurabilecek, saatli bir bomba gibi kapımızda bekliyor.</p>
<p>Christoph Kolomb’un Amerika’ya yaptığı keşif yolculuğunda aldığı risk sadece kendisini ve mürettebatını ilgilendiriyordu. Ancak günümüzde nükleer bir kazanın, radyoaktif bir sızıntının, biyogenetik bir müdahâlenin sonuçları yalnızca bir ülkeyi değil, tüm dünyayı geri dönülmez şekilde etkileyebilecek bir güce ulaşmış durumda. Teknolojinin hızlı ve kontrolsüz gelişimi, üretimin artışı ve medyanın toplumlar üzerindeki etkisi, riskleri bireysel olmaktan çıkarıp küresel bir tehlike haline getiriyor. Kanada’daki bir felaket İskandinavya’yı etkileyebiliyor, atmosfere yayılan çeşitli kimyasal gazlar, asit yağmurları hâlinde geri döndüğünde tüm dünya tehlike altına girebiliyor. Sanayi toplumunun üretim süreçleri yalnızca mal üretmiyor, aynı zamanda risk de üretiyor.</p>
<p>Beck’e göre modern toplumda yaşamak artık başlı başına riskli bir kavramdır. Çünkü klasik sanayi toplumunun tahmin edilebilir ve düzenli yapısının yerini belirsiz bir dünya alıyor. Bu belirsizlik içinde yaşamak, insanlarda korku ve endişeyi büyütürken güvende olma ihtiyacını da artırıyor. Tıpkı teknolojik gelişmelerin yarattığı tehlikeler gibi bilimin büyüsü de böyle bozuluyor. Risk toplumunda, bilim insanları da ürettikleri bilginin doğurabileceği tehlikeleri denetleyemez hâle geliyor. Örneğin biyoteknoloji, hastalıkların tedavisi için çığır açıcı çözümler üretirken aynı zamanda genetiği değiştirilmiş organizmaların ekolojik dengeyi bozma riski veya biyolojik silahların geliştirilmesi gibi ciddi tehditleri de beraberinde getiriyor. Beck, risk toplumunda bilimin paradoksunu şöyle açıklar: “Modern toplum, riskleri üretirken aynı zamanda onları denetleme vaadinde bulunur; ama bu riskler öngörülemez ve kontrol edilemez hâle gelir.”</p>
<p>2015 yılında hayatını kaybeden Ulrich Beck, belirsizlikler ile baş başa kalan risk toplumu insanlarının, geçmiş yıllarda yaşadığı pandemi sürecine şahit olamamış ancak ortaya attığı “risk toplumu’’ kavramı ile kendisi sık sık atıfta bulunulan bir isim olmuştu. 2019’da Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan, tüm dünyanın etkilendiği ve 7.010.681 hastanın hayatını kaybettiği Koronavirüs pandemisi, yakın zamanda küresel çapta yaşadığımız en büyük virüs salgınıydı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>21. yüzyılın başında bilim ve teknolojinin sağladığı ilerlemeler, sağlık alanında büyük umutlar vaat ediyordu. Antibiyotikler, aşılar, genetik mühendislik… Tüm bunlar hastalıkları yok edebileceğimizi düşündürüyordu. Ancak bir virüsün Çin’in bir şehrindeki hayvan pazarından çıkıp, haftalar içinde dünyanın dört bir yanına yayılması, küreselleşmenin ve modern teknolojilerin ulaştığı risk boyutunu gözler önüne sermişti. Haftalarca evlerimize kapandığımız, yakınlarımızı kaybettiğimiz bu zorlu süreçte bilim insanları tedavi, aşı ve bilgi üretmek için mükemmel bir hızda çalışıyorlardı. Hepimiz televizyon karşısında olan biteni dinliyor, korku ve endişe ile yazılı medya ve sosyal medyadan süreç hakkında bilgi almaya çalışıyorduk. Ancak medyada sık sık değişen açıklamalar, dezenformasyonun artması ile doğru bilgiye ulaşımın zorlaşması, evrimleşen virüs haberleri, çelişkili önlemler, halkın gözünde bilimsel bilginin istikrarlı ve güvenilir imajını zedeledi. Pandemi sürecinde bilim insanlarına ve kurumlara duyulan güven dünya genelinde sarsıldı. İnsanlar aşıların etkili olup olmadığına, virüsün nereden çıktığına, alınan önlemlerin işe yarayıp yaramadığına dair derin bir şüpheyle karşı karşıya kaldı. Fakat resme büyük çerçeveden bakıldığında, bilim her ne kadar riskleri üretse de bu riskleri fark edebilmemiz ve yönetebilmemiz için yine bilimin kendisine ihtiyaç duyuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3645 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-17-Tem-2025-16_03_38-kopya.jpg" alt="" width="1536" height="1024" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir <i>Yin Yang</i> gibi sorunu da çözümünü de içerisinde barındıran bu durumun üstesinden gelebilmek için ise bilim iletişimi her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Risk toplumunda iletişim ne kadar şeffaf yapılır ve toplumla arasındaki mesafe empati yoluyla kapatılırsa, karşılaşabileceğimiz belirsiz tehlikelerle baş etme yöntemlerimizi de o kadar hızlı ve etkili geliştirebiliriz. Riskler her dönemde var olmuştur ve var olmaya devam edecektir; bu sebeple bilim iletişiminde hem risklerin kendisi hem de bu risklere karşı alınabilecek önlemler topluma açık ve anlaşılır bir şekilde aktarılmalıdır. Örneğin; nükleer enerji, modern toplumlara önemli katkılar sunarken aynı zamanda ciddi riskler de barındırır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Düşük karbon salımı iklim değişikliğiyle mücadelede bir araç olarak öne çıkar ve kesintisiz, yüksek miktarda elektrik üreterek modern yaşamın ihtiyaçlarını karşılar. Ancak dezavantajlarına gelindiğinde 39 yıl önce yaşanan Çernobil Faciasından bahsetmek daha doğru olacaktır: 26 Nisan 1986’da Sovyetler Birliği’nde, Ukrayna’nın Pripyat kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlama dünyanın en büyük nükleer kazalarından biriydi. Reaktör patlaması sonucu oluşan radyoaktif serpinti yalnızca Sovyetler Birliği’ni değil, Avrupa’nın büyük bölümünü etkileyerek yüz binlerce insanın tahliye edilmesine ve çevresel kirliliğe yol açtı. Yıllar süren sağlık taramaları ve araştırmalar, özellikle tiroid kanseri başta olmak üzere radyasyona bağlı hastalıklarda yıllarca etken rol oynamıştı. Nükleer enerji ve hayatımızda öngörülemeyen tüm risk kaynaklarının yararları ve tehlikeleri konusunda şeffaf bir iletişim yürütmek, halkın karar alma süreçlerine katılımını güçlendirir ve güven ortamını pekiştirecektir.</p>
<p>Bilimsel yöntemler bugün riskleri tümüyle ortadan kaldırmakta zorlanıyor olabilir; ancak bu risklerin fark edilmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi yine bilimsel düşünce ve etkin bilim iletişimi sayesinde mümkün olacaktır. Dünya nüfusu hızla artarken beslenme, sağlık, enerji ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için bilim ve teknolojinin gelişmesi bir zorunluluktur. Tarımsal verimlilikten modern tıbba, yenilenebilir enerji kaynaklarından iletişim teknolojilerine kadar pek çok yenilik, insanlığın artan ihtiyaçlarını karşılamak için gereklidir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bilim iletişimi, toplumla bilim arasındaki mesafeyi azaltırken bizlere düşen en büyük görev ise medya okuryazarlığıdır; çünkü toplumun doğru bilgiye erişebilmesi, kaynakları eleştirel süzgeçten geçirebilmesi ve yanlış ya da eksik bilgilere karşı direnç geliştirebilmesi, bilim iletişiminin etkili olmasını ve toplumsal güven ortamının oluşmasını sağlar. Bu ortamın oluşmadığı senaryo ise risk toplumunda karşı karşıya olduğumuz tehlikelerin getirilerinden daha büyük olcaktır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bilim ile toplum arasındaki mesafenin artması yalnızca bireysel belirsizlikleri değil, toplumsal düzeyde korkuyu, sahte bilimi ve komplo teorilerini besleyerek daha büyük risklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu nedenle bilim iletişimi yalnızca bilgiyi aktarmak değil, toplumu ortak bir paydada buluşturarak risk toplumunda gerçek bir emniyet duygusu yaratmak adına en güçlü araçtır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/">Risk Toplumunda Bilim İletişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/risk-toplumunda-bilim-iletisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Brainrot: Dijital Çağın Sessiz Tehdidi</title>
		<link>https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 11:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin çürümesi]]></category>
		<category><![CDATA[brainrot]]></category>
		<category><![CDATA[FairOfMissingOut]]></category>
		<category><![CDATA[Instagram]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3412</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Nihal Akbudak İllüstrasyon: Nihal Akbudak   Tarihin köklü üniversitelerinden biri olan Oxford Üniversitesi her yılın sonunda; o yıl en çok kullanılan kelimeleri, halka açık bir şekilde oylayarak yılın kelimesini seçiyor. 2024 yılında da 37 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen oylamada yılın kelimesi olarak beyin çürümesi anlamına gelen “brain rot” seçildi. Peki nedir bu brain rot?  Dijital  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/">Brainrot: Dijital Çağın Sessiz Tehdidi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Nihal Akbudak</span></em></span></span></strong><span style="color: #339966;"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3413" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></span></h1>
<p>İllüstrasyon: Nihal Akbudak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tarihin köklü üniversitelerinden biri olan Oxford Üniversitesi her yılın sonunda; o yıl en çok kullanılan kelimeleri, halka açık bir şekilde oylayarak yılın kelimesini seçiyor. 2024 yılında da 37 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen oylamada yılın kelimesi olarak beyin çürümesi anlamına gelen “brain rot” seçildi. Peki nedir bu brain rot?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Dijital çağın sessiz tehdidi olarak görülen sosyal medyanın insan üzerindeki olumsuz etkisini tanımlayan bu kavram, hızlı tüketilebilir biçimlerde karşımıza çıkan niteliksiz ve derinlikten yoksun içeriklere sürekli maruz kalınması sonucunda zihinlerimizin adeta çürüdüğünü betimlemek için kullanılıyor. Popüler sosyal mecraların gelir modellerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan sonsuz içerik havuzu kullanıcılarda “bir şey kaçırmamalıyım” duygusu yaratıyor. Bu duygu bizleri sürekli olarak içerik akışında tutuyor. Aynı zamanda uygulamaların attığı bildirimler, bizde merak duygusu uyandırmayı amaçlıyor. Bir şey kaçırmamak için akışta kalıyoruz ama gerçek hayatın akışını kaçırıyoruz. Bu duygu durumu da tüketim çılgınlığının zihinleri bir nevi kuşatmasına zemin hazırlıyor. Zihinlerimiz tüketmeye devam ettikçe bulanıklaşıyor, odaklanma becerilerimiz de gitgide köreliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Sosyal mecralarda, içerik üreticilerinin yayımladığı deneyim aktaran kısa anlatılar, günden güne daha popüler hale geliyor. Bu tür içerikler izleyiciyi herhangi bir düşünceye yönlendirmektense haz odaklı kesitler sunarak izleyici pasif alıcı olarak konumlandırıyor. Zihinsel bulanıklığa sebep olan en büyük etkenlerden bir diğeri de platform çeşitliliğinin her geçen gün artması ve sosyal mecralara erişimin, insan sağlığına zarar verici boyutta olmasına karşın herhangi bir regülasyondan uzak olması durumu. Dijital platformlara erişimin sınırsızlığı kullanıcı sayısının artmasına sebep olurken “brain rot”un etki alanını genişletiyor ve gün geçtikçe toplumsal olarak daha yıkıcı ve çığ gibi büyüyen bir sorun haline geliyor.</p>
<p>Sosyal medya bağımlılığıysa küresel ölçekte daha ciddi bir probleme dönüşüyor. Etkilerini sosyal mecraları kullanan milyonlarca insan hissederken birçok bilimsel çalışmanın da gösterdiği üzere sosyal mecralar depresyon riskini daha fazla arttırıyor. Ayrıca Michigan Üniversitesi’nin 2023 yılında yaptığı <i>Victims of Social Media’s</i> adlı araştırmasına göre Z kuşağının yaklaşık olarak yüzde 70’inin Instagram ve TikTok gibi sosyal medya platformlarına bağımlı olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Bu durumun temel sebeplerinden biri de platformlarının ticari kaygıları. Çünkü mecraların gelir modeli kullanıcı verilerinin kullanımına dayanıyor. Bu yüzden kullanıcıların aktif katılımına muhtaç bir durumda. Bu yüzden mecralar kullanıcıları aktif tutmak için sürekli olarak güncelleme yayınlıyor ve birbirlerinden besleniyor. Bunun en güncel örneklerinden biri yakın zamanda Instagram’ın TikTok tarafından geliştirilen içerik biçimini Reels adıyla kendi mecrasına entegre etmesi.</p>
<p>Hızlı ve sürekli bilgi akışına maruz kalırken, adeta “her an, her yerde ve her zaman diliminde olmak” mümkünmüş gibi hissettiren sosyal mecralar 24 saatlik zaman akışını kısa zaman dilimlerine sıkıştırarak zaman-mekân sıkışmasına sebep oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Parfümün icadından, Amazon’un balta girmemiş ormanlarına kadar farklı zaman dilimlerini ve farklı mekânları sadece birkaç saniye içerisinde arka arkaya karşımıza çıkararak, zihinsel çürümeden beslenen bir illüzyon yaratıyor. Bu durumsa algılama biçimimizi dönüştürüp gerçek hayattan kopmamıza neden oluyor.</p>
<p>2024 yılının ekim ayında <i>We Are Social</i>’ın yaptığı araştırmalara göre 5.22 milyar sosyal medya hesabı mevcut. Bu oran dünya nüfusunun yüzde 63,8’ini karşılıyor. Ortalama ekran süresi ise</p>
<p>12 saat 19 dakikayı buluyor. Ayrıca yapılan bu araştırma verileri sadece 18 yaş ve üzerindeki sosyal medya kullanıcılarını kapsıyor.</p>
<p>Türkiye’ de ise bu süre 2 saat 54 dakikaya kadar çıkıyor. İstatistiklerin de gösterdiği üzere, sosyal medya mecraları gün geçtikçe daha fazla zamanımızı alarak tüketim alışkanlıklarımızı hızlandırıyor. Sosyal mecralar; insanların ortak kanaatlerini oluşturuyor, yaptıkları bilinçli ya da bilinçsiz çıkarımları belirliyor hatta neyi önemli bulup, nasıl davranmaları gerektiğini etkileyerek bizleri yönetiyor.</p>
<p>Bunun güncel örneklerinden biri de 2016 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçiminde Donald Trump’ın Facebook aracılığıyla seçimi manipüle ettiği iddialarıydı. Bu araçlar bizleri kuşatıyor, içine çekiyor hatta veri erişim tercihlerini suistimal ederek pazarlama faaliyetleri için strateji geliştiriyor. Nitekim bu mecraların varoluşu için en temel gereksinimler de bunlar. Gün geçtikçe fiziksel olarak çürümesek bile farkına varmadan maruz kaldığımız sosyal medya içerikleri yüzünden zihinsel olarak çürüyoruz. Bu yüzden bu yıla “Brain Rot” kavramı damga vuruyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3414 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><br />
İllüstrasyon: Nihal Akbudak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>“Brain Rot’un Karakteristiği”</i></b></p>
<p>ChatGPT’ye soruyoruz, eğer “Brain Rot” kavramı bir insan olsaydı, nasıl biri olurdu, neye benzerdi?</p>
<p>“Bu kişiye üzülürdüm, çünkü bu kişi; modern dünyanın temposuna ve dijital akışına yenilmiş, sürekli tükenen bir enerjiyle yaşıyor gibi olurdu. Derinlemesine düşünmekten uzak, sürekli bir şeyler tüketen ama hiçbir zaman gerçekten tatmin olmayan bir halde olurdu. Kendini bulmaya çalışıyor gibi görünse de aslında her geçen gün daha da kaybolurdu.</p>
<p>Aynı zamanda biraz endişelenirdim. Çünkü bu kişi, çevresindeki insanlara da aynı yorgunluğu ve dikkatsizliği bulaştırma potansiyeline sahip olurdu. Bu kişi hem kendi hayatından hem de çevresindekilerden bir şeyler çalıyormuş gibi hissederdim.</p>
<p>Ama belki de en çok şunu merak ederdim: Bu kişi gerçekten durup, bir nefes almayı ve kendi zihin sessizliğini dinlemeyi deneyebilir mi? Brain rot, biraz cesaretle o boşluğu doldurabilir mi? Yoksa bu tüketim döngüsü onun sonsuza kadar sürecek yaşam tarzı mı olurdu? Hem trajik hem de düşündürücü olurdu bu insanı izlemek.”</p>
<p>Metin Yazarının Ağzından; Yer yer eleştirdiğimiz teknolojinin, bizi eleştirmesine alan açmanın ironik olduğunu farkındayım. Nihayetinde kendi geliştirdiğimiz bir teknoloji tarafından küçümseniyor sayılırız.</p>
<p>Yapay zekânın bize sorduğu soruları ben de şimdi size soruyorum. Bu tüketim döngüsü hayatımızın sonuna dek bizleri sahte mutluluklara kuşatacak, beynimizi çürütmeye devam edecek mi?</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/">Brainrot: Dijital Çağın Sessiz Tehdidi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
