<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ikna arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/ikna/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/ikna/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:24:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>
	<item>
		<title>Bilimin Toplumda Yankısı:&#8221;Kamusal Algı&#8221;</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:41:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[A. Logan]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirel düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[geri bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal algı]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal katılım]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun bilim algısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3628</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ali Gülbetekin İllüstrasyon: Beyza Büyük   Bilim İletişimi Nedir? Bilim iletişimi en genel tanımıyla bilimsel bilginin, araştırmaların, keşiflerin ve bilimsel süreçlerin bu konular hakkında uzmanlığı olmayan topluluklara aktarılması sürecini ifade eder. Bu aktarım süreci ise bilim insanları ile toplum arasında köprü kurması açısından bir hayli önem taşır. Bilim iletişimi alanı akademik çerçevesiyle bilimin toplumsal değerler  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/">Bilimin Toplumda Yankısı:&#8221;Kamusal Algı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Ali Gülbetekin</span></em></span></span></strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-3682 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-scaled.jpg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-1152x1536.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-1200x1600.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-1536x2048.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Beyza Büyük</p>
<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;"> </span></em></span></span></h1>
<p><b>Bilim İletişimi Nedir?</b></p>
<p>Bilim iletişimi en genel tanımıyla bilimsel bilginin, araştırmaların, keşiflerin ve bilimsel süreçlerin bu konular hakkında uzmanlığı olmayan topluluklara aktarılması sürecini ifade eder. Bu aktarım süreci ise bilim insanları ile toplum arasında köprü kurması açısından bir hayli önem taşır. Bilim iletişimi alanı akademik çerçevesiyle bilimin toplumsal değerler ile ilişkisini, hangi kültürel ve politik bağlamlarda şekillendiğini ve kamuoyu tarafından nasıl anlamlandırıldığını da sorgulamayı amaçlar. Bu niteliğiyle değerlendirildiğinde toplumun bilimsel konulara yönelik farkındalığını ve bilgisini artırmayı ve dezenformasyonu ortadan kaldırmayı hedeflediği de söylenebilir. Elbette bu durum bilim temelli karar alma süreçlerini güçlendirmeyi, bilimin meşruiyetini pekiştirmeyi ve bilimsel bilgiyi demokratikleştirmeyi de hedefler. Peki neden bugün bilim iletişimi alanı gittikçe popüler hale geliyor?</p>
<p>Bilim iletişimi günümüz medya ekosisteminde farklı iletişim araçları ve mecraları yoluyla yürütülebilir durumdadır. Klasik kitle iletişim araçları olan gazete, dergi, televizyon ve bu araçlarda yer alan televizyon programları ve belgesellerin yanı sıra; bilim müzeleri, sergiler, söyleşiler, sosyal medya platformları, bloglar ve podcast yayınları da bilim iletişiminin araçlarıdır. Ayrıca vatandaş bilimi projeleri gibi kamuoyunun doğrudan katkı sunduğu katılımcı modeller de bilim iletişiminin kapsamını genişletmektedir.</p>
<p>Günümüzde bilim iletişimi yalnızca bilimi anlatmak değil; toplumla diyalog kurmak, toplumun sorularını dinlemek, birlikte düşünmek ve gerektiğinde bilgi üretim sürecine kamuoyunu dahil etmeyi de kapsar. Bilimsel anlatının etik boyutlarını, kültürel çeşitliliği, toplumsal cinsiyet yaklaşımını, güç ilişkilerini ve dijital dönüşümü de hesaba katması, bilim iletişimini daha kapsayıcı ve adil hâle getirir. Böylece bilim iletişimi yalnızca bir duyuru faaliyetinin ötesine geçerek, ortak akıl yürütmenin ve demokratik tartışmanın temel unsurlarından biri haline gelir.</p>
<p>Çünkü bilimsel bilgiyi anlamlandırmak için ilgili konunun terminolojisine hâkim olmak gerekir. Bu noktada bilim iletişimi faaliyetleri devreye girer. Bilim iletişimi, yetkinlik gerektiren belirli uzmanlık alanlarında yayımlanmış çalışmaları gündelik yaşamın bir parçasına dönüştürebilir. Bu durum toplumun bilimsel bilgiyi tartışabildiği ortamları oluşturur. Hem bilginin niteliği hem de hedef kitlenin özellikleri farklılaştıkça, aktarılan içeriklerin şekli, dili ve ortam farklılaşır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu noktada hikâye devreye girer. Hikâyeler ve anlatının sadeleşmesi toplum nezdinde bilimsel bilgiyi daha anlaşılabilir kılar. Bu sayede oluşan bu ortamlar bilimsel bilginin demokratikleşmesini sağlarken toplumda da karşılık bulmasını amaçlar. Bu durum bilimsel bilginin üretilmesine bir temel oluşturur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ancak Bilim iletişimi, tek bir biçim ya da tek bir yöntemle yürütülebilecek kadar basit bir süreç değildir. Bu sebeple bilimi hikâyeleştirmek, anlatıyı değerli kılmaya çalışmak, etkin anlatı yöntemleri kullanmayı gerektirir. Toplum içindeki farklı grupların bilimle kurduğu ilişki, bilimden beklentileri, bilime dair kaygıları ve deneyimleri farklılık gösterebilir. Buna karşılık tek tip bir iletişim yöntemi bu çeşitliliği karşılayamaz. Ayrıca bilimin kendisi de değişen koşullara göre yeni sorumluluklar üstlenir. Örneğin çevre krizleri, salgınlar veya etik tartışmalar gibi alanlarda klasik ve tek yönlü anlatıların yetersiz kaldığı görülür.</p>
<p>Kısacası hikâyeler ve anlatı teknikleri, bilimin kamuoyuyla paylaşılmasında daha esnek, daha duyarlı ve daha etkili yollar geliştirebilmeyi sağlar. Toplumun katılımını, güvenini ve ilgisini güçlendirmek, yalnızca bilgi aktarmakla değil; bu bilgiyi nasıl sunacağımızı, nasıl demokratikleştireceğimizi ve nasıl dönüştürebileceğimizi planlamakla mümkündür.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3685 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1706" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-1024x682.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-1536x1024.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b>Bilginin Eksikliği ve Geri Bildirim</b></p>
<p>Gazeteci Robert A. Logan’a göre; özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilim, tüm dünyada büyük bir hızla ilerledi. Atom çekirdeğinin parçalanması, antibiyotiklerin keşfi, uzay araştırmalarının başlaması gibi devrim niteliğindeki gelişmeler, bilim insanları arasında heyecan yarattı. Ancak bu ilerlemeler kamuoyunda aynı oranda etki uyandıramadı. Robert A. Logan bu durumu bilim insanlarının kamuoyuna doğru bir şekilde anlatamamasına dayandırdı. Bu nedenle bilim insanlarının sahip olduğu bilgilerin, halka daha anlaşılır ve açık biçimde aktarılması gerektiği düşüncesine vardı. BBC’nin Horizon belgeselleri üzerinden Logan’ın önerisi tartışmaya açılabilir. Çünkü bu belgesellerde bilimsel bilgi anlaşılır bir biçimde aktarılır. Ancak bu yaklaşımın da kamuoyunda ne kadar karşılığı olduğu şüphelidir. Çünkü bu tür belgeseller bilgi aktarımı bakımından faydalı olarak düşünülse de kamuoyu ile ilişki tek yönlü olur. Örneğin İngiltere’de nükleer serpinti sonrasında yapılan bir araştırmada çiftçilerin hayvanlarına dair gözlemleri, bilim insanlarının öngörülerinden daha doğru çıkmıştı. Bu durum bilim insanlarının da yanılabileceğini, halkın deneyimlerinin ise küçümsenmemesi gerektiğini ve onların deneyimlerinin dikkate alınması gerektiğini ortaya koydu.</p>
<p><b>Anlatıyı İkna ile Temellendirmek</b></p>
<p>Gazeteci Robert A. Logan’a göre Soğuk Savaş’ın ardından ortaya çıkan ekolojik, sosyolojik problemler ve getirdiği krizler bilime duyulan güveni ciddi bir biçimde sarstı. CFC gazlarının ozon tabakasına verdiği zarar, küresel ısınma, salgınlar gibi olaylar halkın bilimsel otoritelere yönelik şüpheciliğini artırdı. Bu dönemde tek yönlü bilgi aktarımının yeterli olmayacağı artık gün yüzüne çıktı. Robert A. Logan, bunun yerine ikna temelli anlatı tekniklerinin gerekliliğinden bahsetti. Robert A. Logan, bilim iletişimini sadece bilgi aktarımı ile değil, aynı zamanda ikna süreci olarak tanımladı.<span class="Apple-converted-space">  </span>26 Nisan 1986’da Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santrali patladı. Radyoaktif bulutlar Karadeniz bölgesine kadar ulaştı. Avrupa ülkeleri sebze-meyve tüketimi konusunda uyarılar yaparken, Türkiye’de dönemin yetkilileri, radyasyon tehlikesini küçümsedi. Dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral, televizyonda çay içerek “Bakın hiçbir şey yok” mesajı verdi. Hiçbir bilimsel veri paylaşılmadan yapılan bu “ikna çabası” halkta bilimsel otoritelere karşı kalıcı bir güvensizlik oluşturdu.</p>
<p>Türkiye’de de pandemi sırasında aşı ve maske kullanımı, yalnızca bireysel koruma aracı değil, aynı zamanda vatani bir görev olarak sunuldu. Ancak iletişimin ikna temelli yapısı, kimi zaman bilim iletişiminin şeffaflığını zedelediği ve pazarlama teknikleriyle iç içe geçtiği gerekçesiyle eleştirildi. Tüm bu örnekler bilim iletişiminin bilime karşı olan toplumsal kabül ile ilişkisini göstermektedir. Bilim iletişimi için kullanılan araçların etik açıdan ve yöntemin niteliği bakımından gözden geçirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><b>Kamusal Katılım</b></p>
<p>2000’li yıllara gelindiğinde bilim iletişimi, halkla çok daha etkileşimli bir zemine kaymaya başladı. Alan Irwin &amp; Brian Wynne tarafından kaleme alınan<i> Misunderstanding Science? </i>eserinde, kamusal katılımı sağlamaya çalışmanın bir gereklilik olduğu; halk ve bilim insanları arasında çift yönlü bir iletişim ortamı kurulmasının gerekliliği savunulur. Burada kilit kavram kamusal katılımdır. Bilim, artık yalnızca anlatılan bir olgu değil, tartışılan, sorular sorulan, ortaklaşa anlam inşa edilen bir süreç halini almıştır. Birleşik Krallık’ta düzenlenen <i>GM Nation?</i> adlı bilimsel etkinlik, bu yaklaşımın etkili bir örneğidir. GDO’larla ilgili kararlar alınmadan önce binlerce yurttaşın görüşü toplanmış, sadece veriler değil kamuoyunun kaygıları ve önerileri de dikkate alınmıştır. Türkiye’deki bilim şenlikleri, bilim kafeleri, TÜBİTAK Bilim Söyleşileri de kamusal katılımın yerel yansımalarını oluşturur. Böylece bilimsel bilginin meşruiyeti, halkın gözünde güç kazanırken, toplumsal güven de pekiştirilmektedir.</p>
<p><b>Katılımcılarla Anlamlandırmak</b></p>
<p>Birçok akademisyenin ortak çalışmalarıyla, JCOM’da yayımlanan <i>Participatory Science Communication for Transformation</i> (Dönüşüm için Katılımlı Bilim İletişimi )makalesine göre bilim iletişimi, yalnızca bilgi sunmakla sınırlı kalmamalı; aynı zamanda bilim üretiminin bir parçası haline gelmelidir. Katılımlı bilim modeli de, tam olarak bu anlayışla anlam kazanır. Bu modelde, kamuoyunun aktif katılımı ve katkısı önemlidir. Bilimin sınırlarını tanıyan ve farklı bilgi türlerine açık bir tutum sergileyen bu yaklaşımdan hareketle yürütülen Galaxy Zoo projesinde, binlerce gönüllü galaksileri sınıflandırarak bilimsel veri üretimine katkıda bulunmuştur. Buna bir başka örnek olarak Michigan’ın Flint kentinde su krizi verilebilir. Halk, resmî açıklamalara rağmen kendi musluk sularını analiz ederek kurşun kirliliğini ortaya çıkarmış, bu sayede bilimsel bilginin savunma amaçlı kullanılabileceğini göstermiştir. Türkiye’de kadınların ekolojik uygulamalara katıldığı projeler de bu katılımcı anlayışın yerel bir örneğidir. Son olarak toplumumuzu derinden yaralayan Güneydoğu Depremleri sırasında kamuoyunun açık platformlar aracılığıyla harita bilimcilerine konum verisi konusunda destek olmaları da güncel örnek olarak verilebilir.</p>
<div id="attachment_3686" style="width: 1717px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3686" class="wp-image-3686 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-scaled.jpg" alt="" width="1707" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-200x300.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-400x600.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-600x900.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-683x1024.jpg 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-768x1152.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-800x1200.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-1024x1536.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-1200x1799.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-1366x2048.jpg 1366w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-scaled.jpg 1707w" sizes="(max-width: 1707px) 100vw, 1707px" /><p id="caption-attachment-3686" class="wp-caption-text"><strong><span style="font-size: 12pt;"><em>Kolaj: Ege Pelin</em></span></strong></p></div>
<p><b>Bilimin Toplumsal Dönüşümü</b></p>
<p>Sosyal Antropolojist Melissa Leach ve Ian Scoones’in ortak çalışması olan <i>Mobilising citizens: social movements and the politics of knowledge (Vatandaşı Seferber Etmek: Toplumsal Hareketler &amp; Bilgi Politikaları)</i><b> </b>eserinde bilim iletişiminin yalnızca bilgi akışını düzenleyen bir kanal değil, aynı zamanda etik ve epistemolojik bir sorgulama süreci olarak düşünülmesi gerektiği söylenmiştir. Bunun için bilimin toplumsal dönüşümü destekleyen bir mekanizma olması gerektiğini savunur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Örneğin Güney Afrika’daki “Sıtmayla Mücadele” projelerinde, hastalık yalnızca biyolojik bir mesele olarak değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir sorun olarak ele alınmıştır. Yerel şifacılarla iş birliği yapılması, hastaların tedaviye katılımını güçlendirmiştir. Bu gibi durumlarda teknolojik araçların hemen kullanılması değil, sosyal bağlamı dikkate alarak yavaşlatılmış bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğinden bahsedilir. Böylece aceleci inovasyonun doğurabileceği eşitsizlikler ve yabancılaşma riski en aza indirilir. Tarım teknolojilerinin, yerel üreticilerin deneyimleriyle bütünleştirilmesi buna iyi bir örnektir. Bugüne dek tanıtılan bilim iletişimi modelleri, çoğu zaman Batı-merkezli bir bakış açısıyla geliştirilmiştir. Bu durum, yerel bilgi sistemlerini ikincil gören, hatta yok sayan bir anlayışa dönüşebilmektedir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Özellikle sömürge geçmişine sahip ülkelerde, halkın bilgi birikimlerinin küçümsenmesi, bilim iletişimine olan güveni de zayıflatır. Bilimin sömürgeci etkilerden arındırılması yani dekolonizasyonu ise farklı kültürlerin, deneyimlerin ve bilgilerin birlikte çalışabileceği, daha adil ve yerelleşmiş bir bilim iletişimini mümkün kılar.</p>
<p><b>Peki Bugün?</b></p>
<p>Dijitalleşmenin yükselişi, bilim iletişimini köklü biçimde değiştirmiştir. TikTok, YouTube, Instagram gibi platformlar bilimsel bilginin yayılmasını hızlandırırken, aynı zamanda yanlış veya çarpıtılmış bilgilerin de büyük kitlelere ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Bu ortamda algoritmaların tık temelli çalışması, güvenilir bilimsel içeriğin görünürlüğünü azaltabilir.Bu nedenle bilim iletişimi, dijital okuryazarlık becerilerini geliştirmekle birlikte, platformların algoritmik dinamiklerini de dikkate almak zorundadır. Uzun süre bilim iletişimi yalnızca bilgi aktarımı olarak düşünülmüş, halkın duygusal motivasyonları ihmal edilmiştir. Oysa korku, umut, belirsizlik gibi duygular, bilimsel mesajların algılanmasında kritik rol oynar. Örneğin COVID-19 pandemisi sürecinde korku temelli mesajların kısa vadede etkili olduğu, ancak uzun vadede güvensizlik yarattığı görülmüştür. Bilim iletişiminin empati temelli bir anlatı kurması, halkla bağ kurmayı kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Bilim iletişiminin şekillenmesinde ticari kaygılar da önemli rol oynar. Örneğin ilaç firmaları veya teknoloji devleri, kamu yararı gözeten mesajları, kâr odaklı stratejilerle gölgeleyebilir. Bilimin pazarlanması, kamusal güveni sarsabileceği için bu süreçlerin şeffaflığı mutlaka sorgulanmalıdır. Bilim iletişimi yalnızca ne söylendiğiyle değil, kim tarafından ve hangi çıkar çerçevesinde söylendiğiyle de ilgilenmelidir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<div id="attachment_3684" style="width: 2570px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3684" class="wp-image-3684 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-scaled.png" alt="" width="2560" height="1529" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-200x119.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-300x179.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-400x239.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-600x358.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-768x459.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-800x478.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-1024x612.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-1200x717.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-1536x917.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-3684" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 10pt;">İllüstrasyon: Beyza Büyük</span></p></div>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/">Bilimin Toplumda Yankısı:&#8221;Kamusal Algı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</title>
		<link>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2023 09:30:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Hava Reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Getir’in “Risk Alma Getir’den Al” reklam filmini hepimiz izledik değil mi? Hani İbrahim Büyükak’ın oynadığı ve seri halinde sürekli gördüğümüz reklam filmleri. Mizah eşliğinde bizlere evde kalmamız, güvende olmamız mesajı iletildi. Pandemi döneminde, korku ve endişe içindeyken medyanın bize sundukları da korku, tükenmişlik duygularıydı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/">Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yasemin Ulu, Alaaddin Çörekçioğlu, Ömer Sarı, İsmailcan Demirci</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Getir’in “Risk Alma Getir’den Al” reklam filmini hepimiz izledik değil mi? Hani İbrahim Büyükak’ın oynadığı ve seri halinde sürekli gördüğümüz reklam filmleri. Mizah eşliğinde bizlere evde kalmamız, güvende olmamız mesajı iletildi. Pandemi döneminde, korku ve endişe içindeyken medyanın bize sundukları da korku, tükenmişlik duygularıydı. Fakat bazı pazarlamacılar bu algıdan çıkarak gerek mizahı gerek duygudaşlığı ve sempatiyi devreye sokarak pandemi döneminde zarardan çok kâra geçmeyi başardılar. Peki, sizce bunu nasıl yaptılar? İpucu verelim, ikna.</span></p></blockquote>
<p>Gerek kitlelerin ikna edilmesi gerekse de bireyin ikna edilmesi üzerine geçmişten günümüze birçok araştırma yapıldı. Bu konular üzerine makaleler yazıldı, yeni kuramlar geliştirildi. Kitleyi ikna sürecinde ismi başarıyla anılan ama gerçekte bir zalim olan Hitler’in propagandasını en azından her birimiz bir kere de olsa işitmişizdir. Algı yönetimi, ikna ve propaganda için önce Hitler’i sonrasında perde arkasına saklanmış Goebbels’i tanıdık. Bahsettiğimiz gibi medyayı kullanarak algıları yönetmek, hatta doğruları değiştirerek kitleleri ikna edilir. Ancak etik olmayan yollarla, yani biraz da Goebbels’in algı yönetimiyle gerçekleştirdiği gibi. İsterseniz önce ikna nedir, teknikleri nelerdir ondan bahsedelim. Daha sonra ise süper güce sahip olma hissini veren kitlelerin ikna sürecine tekrar değinebiliriz.</p>
<h4><span style="color: #000000;">Gündelik hayatta her birimizin karşısına çıkan iletişim şekli: İkna</span></h4>
<p>İkna, bir bireyin veya kitlenin tutum ve davranışlarının zorlama olmadan değiştirilmeye çalışılmasıdır. Aslında, günlük hayatta her birimizin deneyimlediği iletişim yöntemidir. İkna tekniklerinin başlıkları; kapıyı aralama, kapıyı kapatma, giderek artan ricalar, sadece “o” değil, evet- evet, acaba değil hangisi, soruya soru ile cevap verme, yer etme, borca sokma, önce ver sonra geri al teknikleri şeklinde karşımıza çıkar.</p>
<h4><span style="color: #000000;"><strong>Pazarlamacıların ilk amacı hedef kitlenin zihninde yer edinmek</strong></span></h4>
<p>Kullanılabilecek tekniklerin çokluğu sayesinde pazarlamacılar kendi ürünlerine, markalarına uygun tekniği seçebilirler. Bu konuda da şanslı olan pazarlamacıların günümüzde en çok uyguladığı tekniklerden bir tanesi yer etme tekniğidir. Bu teknikte iknacının yani pazarlamacının amacı, ikna etmek istediği kitlenin beş duyu organından en az birine hitap etmesidir. Bu sayede ikna edilmek istenilen kitle üzerinde bir yer edinme ve dolayısıyla ürününü anımsatma gerçekleşir. Örneğin, bir reklamda kullanılan cıngılı tekrar başka bir yerde duyduğumuzda ya da ona benzer bir müzik duyduğumuzda direkt o ürünü anımsarız. Pazarlamacıların buradaki ilk amacı hedef kitlesinin zihninde yer edinmektir.</p>
<div class="page" title="Page 74">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Önce büyük istek sunulur daha sonra küçük isteklerle süreç devam ettirilir</h4>
<p>Kapıyı aralama tekniği, pazarlamacıların kullanmaktan çekinmediği bir diğer tekniktir. Önce küçük ricalar ile başlayan iletişim sürecinin devamında büyük ricalar ikna edilmek istenilen kitleye sunulur.</p>
<p>İlk küçük isteği kabul eden bireyin, daha sonra gelen büyük isteklere hayır diyememesinin sebebi tutarlılık ve benlik algısından dolayıdır. Kısaca, ilk başta söylediğimiz evet kelimesine sadık kalmak isteriz. Kapıyı kapama tekniği ise tam tersidir. İkna eden önce büyük isteğini sunar ve daha sonrasında küçük istek ile süreci devam ettirir. Bu tekniği ilk duyduğumuzda nasıl ve neden çalışıyor diye sorgulayabiliriz.</p>
<p>Şöyle ki bu tekniğin çalışmasının nedenlerinden biri zıtlık etkisi, algıda karşıtlık. İkna edenin sunduğu ilk istek aslında ulaşmak istediği hedefi değildir. İkna edilmesi istenilen bireyin küçük isteği kabul etmesi beklenir. Reklamlarda kullanılması zor bir ikna tekniği olarak aktarılabilir. Bu tekniğe örnek vermek istersek, herkesin başına gelmiş olması muhtemel bir durumdan bahsedebiliriz.</p>
<p>Mesela yolda sizi çeviren bir satış görevlisinin aylık abonelik teklifine hayır cevabını verdiniz. Daha sonra sizi bırakmadı ve daha küçük bir ricada bulundu. Bu sefer de hayır cevabını vermenin size uygun olamayacağını düşünmeniz çok normal. Böyle hissetmenizin nedenlerinden biri de karşınızdaki görevlinin teklifini küçültmesiyle kendinden ödün vermesini belirginleştirmesinden dolayıdır. Satış görevlisi kendinden ödün vermişken sizin de kendinizden ödün vermenizi bekler. Ve evet cevabını verirsiniz. Yolda karşınıza çıkan satış görevlilerine hayır diyemiyorsanız kendinizi eleştirmenize hiç gerek yok.</p>
<p>Artık uyguladıkları tekniği biliyorsunuz.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2447 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir.jpg 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Soruya soruyla cevap verme tekniği</h4>
<p>Sizin fikirleriniz neler sorusu eşliğinde, soruya soru ile cevap verme tekniğine değinebiliriz. Bir pazarlamacının sosyal medya reklamlarında sık kullandığı yöntemlerden biri, soruya soru ile cevap verme tekniğidir. Bu tekniğin çevrimiçi reklamlarda nasıl kullanıldığını açıklamak için önce içerik üreticileri, yaygın ismi ile influencerları tanıtmak gerekir. Influencerlar, sosyal ağlar aracılığıyla aktif içerik üreterek takipçilerini etkileyen kişilerdir. Aslında, her birimiz aynı zamanda potansiyel influencer sayılmaktayız. Bu konuda yapılan çalışmalar, bir tweeti retweet etmemizin bile bizi içerik üreticisi olarak adlandırmaya yetebileceğini gösteriyor. Tabii ki sadece bir retweet sayesinde birçok takipçiye ulaşmamız, hitap etmemiz beklenebilir bir şey değildir. Bu şekilde başarıya ulaşan influencer olsa bile yol biraz daha uzuyor. Soruya soru ile cevap verme tekniği influencer pazarlaması aracılığı ile yapılmaktadır. Sevdiğimiz, takip ettiğimiz bir içerik üreticisinin kullandığı ürünü tanıtmasının ardından siz kullandınız mı, kullanmak ister misiniz, sizin fikirlerinizi bekliyorum gibi cümleler eşliğinde bu teknik uygulanmaya çalışır.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="wp-image-2124 size-medium alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-300x174.jpg" alt="" width="300" height="174" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-200x116.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-300x174.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-400x232.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-600x348.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-768x446.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-800x464.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-1024x594.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-1200x696.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor.jpg 1327w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Önce ver sonra geri al</h4>
<p>Bir başka ilginç teknik, yaygınca kullanılan ve her gün karşımıza çıkabilen tuzak bir yaklaşım olarak belirir. Önce ver sonra geri al tekniğinde, ürün ilk etapta çok iyi bir şekilde tanıtılır. Bütün özellikleri açıklanır. Genellikle satışa yüksek fiyattan başlanır. Daha sonra ürünün özellikleri düştüğü gibi fiyatı da düşer. Siz ikna eden kişiyi dinlersiniz tekrar dinlersiniz ve en sonunda onun size satmak istediği ürünü satın alırsınız. Bu tekniğin çalışmasında kabulleniş etkindir. Aslında ikna edenin size sunduğu fiyat, ürün için istediği hedefidir. Tekniğin kullanımı oldukça yaygındır. İknanın psikolojisi kitabında üzerinde durulan “klik-pırr” etkisi, bireyleri ve belli bir hedef kitleyi ikna etmekte çok önemli bir rol oynamaktadır. Hayvanlarda otomatikleşen bazı davranışlar bulunduğu gibi insan davranışlarında da otomatikleşen; tutumlar, davranışlar mevcuttur. İknanın psikolojisi kitabında da insanların bu davranışları “klik-pırr” etkisi yaklaşımıyla inceleniyor.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2448 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell.jpg 1380w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Kendini güvende hissetme duygusu</h4>
<p>Şimdi en başa dönecek olursak kitleleri ikna etme sürecinde, günümüz siyasetinden örnek vermek yerine dijital pazarlama üzerinden tartışmayı tercih ediyoruz. Siyaset, maalesef tehlike arz edebiliyor değil mi? Maslow’a göre insanların belli ihtiyaçları vardır. Bunlardan bir tanesi de Maslow’un piramidinde kendine yer bulan güvende hissetme duygusudur. Pazarlamacıların, pandemi döneminde kullandığı en yaygın teknik de budur. Başlıkların çoğunun; evde kal, sağlıklı, güvende kal şeklinde oluşturulmasının bir nedeni olarak bu durumu gösterebiliriz.</p>
<p>Getir, Trendyol, Turkcell, Ikea vb. şirketlerin kullandığı reklam stratejilerinde duygulara yer verilir. Kitleleri ikna edebilmek açısından bazen mizah bazen sempati bazen de algıda seçicilik unsurları kullanılmıştır. Bu kullanılan duygular eşliğinde, kitle ile aralarında bağ oluşturan markalar, pandemi dönemini makul sorunlarla atlatabilmiş hatta markalarının bilinirliğini de epeyce yükseltmiştir. Bu başarıların sırrı ise reklam filmlerinde kullandıkları müzikler, dikkat çekici görsellerin yanı sıra hedef kitle ile aralarında duygusal bağ oluşturmalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Ürün daha çok, pazarlamacılar daha fazla</h4>
<p>Eğer karşılaştırmamız gerekirse; kitleleri ikna sürecinde Goebbels’in uyguladığı propaganda teknikleri yerine Aristo’nun retorik kuramı daha etik sayılabilir. Tutarlı, yalansız ve güzel söyleme önem verilen bu kuramda etos, patos, logos kavramları yer alır. Duygusal çekicilik olarak adlandırılan patos, pandemi döneminde kullanılan ve bazı markaları başarıya ulaştıran ikna yoludur. Kitle ile arasında duygusal bağı sağlayabileceğine inandığı temel duygulardan birini seçerek bunu da başarıyla reklam kampanyalarına yerleştiren markalar, rekabetten en az zararla ayrılmayı başaranlar olmuştur.</p>
<p>Pazarlamacıların aktif olarak kullandığı ikna tekniklerinden kaçınabilmek maalesef ki günümüzde imkânsız. Çünkü artık ürün daha çok, pazarlamacılar ise oldukça fazla. İkna etmek isteyenler için ise rekabetten sıyrılmanın en önemli püf noktalarından biri hedef kitlenin ihtiyacını bilmekten ve ihtiyacına göre karşı koyamayacağı ikna tekniği ile iletişim sürecini başlatmaktan geçiyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/">Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
