<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim iletişimi arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/bilim-iletisimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/bilim-iletisimi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 08:31:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>
	<item>
		<title>Ufuk Eriş: Yapay Zekâ Toplumu İnsansızlaştırıyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 12:36:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirel düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insansızlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[söylem]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[ufuk eriş]]></category>
		<category><![CDATA[videolu söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3740</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Mustafa Burak Avcı: Ufuk Hocam hoş geldiniz. İletişim alanında yaptığınız araştırmalarınızda son zamanlarda yapay zekâ ile ilgili olan çalışmalarınız öne çıkıyor. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ufuk Eriş: Son zamanlar dememiz çok da doğru olmaz. Çünkü doktorada o konuyu önerdiğim zaman 2002’ydi. Ben bilgisayarlı bir evde doğmadım. İlk kez tanışmam ise 1996’da  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/">Ufuk Eriş: Yapay Zekâ Toplumu İnsansızlaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Mustafa Burak Avcı</strong></em></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3746" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1287" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-200x101.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-300x151.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-400x201.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-600x302.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-768x386.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-800x402.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-1024x515.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-1200x603.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-1536x772.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ue-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Mustafa Burak Avcı: Ufuk Hocam hoş geldiniz. İletişim alanında yaptığınız araştırmalarınızda son zamanlarda yapay zekâ ile ilgili olan çalışmalarınız öne çıkıyor. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Ufuk Eriş:</strong> Son zamanlar dememiz çok da doğru olmaz. Çünkü doktorada o konuyu önerdiğim zaman 2002’ydi. Ben bilgisayarlı bir evde doğmadım. İlk kez tanışmam ise 1996’da Bilgisayar Araştırma Uygulama Merkezi’nde oldu. Orada IRC (Internet Relay Chat) ile Amerika’da yaşayan bir insanla yazışmıştım ve karşımdakinin asla gerçek bir insan olduğuna inanmamıştım. Sonra yıllar geçti, teknolojinin insanın bakışını, düşünme formatını nasıl değiştirdiğini gördüm. 2002 yılında doktora önerisinde Türkiye’de Hacker Kültürü konusunu ele almak istedim. O dönemlerde Türkiye’de hacker oldukça azdı ve bilinen sadece Tamer Şahin vardı. “Pijamalı Hacker” diye gazetelere çıkmıştı. Osmanlı bankasını hacklediği yazılıyordu ancak o dönemler hacker varsa da kıracak fazla bir yer yoktu. O yüzden jüride de çok sıkıntı çektik. Bu konu ile ilgili olan birini bulmak oldukça zordu. Sosyolog vardı, insan kaynaklarından biri, endüstri mühendisi, iletişimci vardı. Onlara derdimi anlatmak çok zor oldu. Hacker denilen birileri var ve şurayı kırabilir dediğimde “Kırsın ne olacak” diyorlardı. Kanunlarımız bile buna hazır değildi. Birinin bilgisayarına uzaktan bağlandığınız zaman hırsızlık suçu üzerinden değerlendiriliyordu. Hırsızlık suçunda bir malı alırsınız ve o mal artık orada yoktur ama bir veri tabanından kopyasını aldığınız bir şey hâlâ orada duruyor, sadece kopyasını alıyorsunuz. Hukukta da böyle ciddi bir dönüşüme şahit oldum.</p>
<p><strong>Deniz Benzer: 20 yıl önce doktora konunuzu söylediğinizde yaşanan durum bugün yapay zekâ için yaşanıyor. Siz doktora tezinizi yazdığınız dönemdeki o yabancılık ve heyecanla, bugün insanların yapay zekâya baktığı heyecan arasında ne tür benzerlikler ya da farklılıklar görüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Her yeni teknoloji, düşünce insanlarını ya da bu konuda kafa yoranları heyecanlandırır. Sebebi ise her zaman dertlerimizin olması. Karl Marx’a baktığınızda yaşadığı toplumu inceleyip, bir şeyler iyi gitmiyor demiş. İnsanların mutsuz olduğunu görmüş, sebebini araştırıp toplumları çözümleme yöntemi önermiş. Ama derdi ne; hayatta çok mutlu değiliz, etraf mutlu değil. Bugünlerde de her yeni teknolojinin üzerine yazan, konuşan insanlar acaba çare olur mu düşüncesinde. Bence hackerları konuşma döneminden farklı olarak, yapay zekâ döneminde insanlar sadece magazinsel boyutuyla ilgileniyorlar. Kimse hangi derdimize deva olur demiyor. Sadece yapay zekânın daha fazla neler yapabileceği ile ilgileniyorlar. Mesela bir yapay zekâ bale yapabiliyor olsun, bale kültürü ile hiç alakası bulunmayan biri neden buna heyecanlansın? Magazinsel yaklaşımın saptırıcı bir etkisi var. Şunu net olarak söyleyebilirim ki tarihin hiçbir döneminde insanlar gelecek jenerasyonlar için bu kadar umutsuz olmamış ve umutlarını insan olmayan bir şeye bağlamamışlardır. Bir düşünün, İsa gelecek demişler, o da insandı… Gelecek jenerasyon böyle yapacak demişler, onlar da insandı… Her zaman kendi türümüzün ileride güzel bir şeyler yapacağına dair inancımız vardı. Şimdilerde bu inancımız bitmiş ki gelecekte yapay zekâ şunu yapıyor olacak, yapay zekâ böyle olacakları konuşuyoruz. Hayatımızda yaşadığımız problemlerin çözümünü ona yüklemeye çalışıyoruz ki bu tekno şovenist bir yaklaşıma doğru gidiyor. Şoven olarak bahsettiğim savunmak aslında. Dertlerimiz daha az teknoloji yüzündenmiş gibi ve fazlası olursa dertlerimiz azalacak diye düşünüyoruz. Bu gittikçe bir garip dehumanization (insansızlaştırma) süreci oluyor. Oysa dünyada ne yapılmış ve yapılacaksa bir insan tarafından, yine insan için yapılıyor. Bunu unutmamamız lazım.</p>
<div id="attachment_3744" style="width: 2570px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3744" class="size-full wp-image-3744" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8186-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-3744" class="wp-caption-text"><em><strong>İllüstrasyonlar: Sanam Maghrebi</strong></em></p></div>
<p><strong>M.B.A: Bir de işin içinde yapay zekâ aracını insansılaştırma çabası var. Acaba yapay zekâ bir birey olarak insandan daha zeki olur mu ya da insanla denk olsa ona insan der miyiz gibi garip felsefi sorular çıkıyor ortaya.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Kendi başına insanla yarışabilecek bir zekâ düzeyinin olası ihtimali konuşulan bir zamanda, bu kadar gelişmiş teknolojiler üretilirken hâlâ boşandığı eşini öldüren erkeklerin haber olduğu bir dünya bize şunu düşündürmeli: Gerçekten dertlerimiz yapay zekânın ne yapabileceği mi olmalı? Bu kültürün teknolojiye teslim oluşudur. Eskiden kültür, teknolojinin kullanımını belirliyor ve sınırlıyordu. Samuray kılıcı örneğini verebiliriz. Herkes bunu takamaz, taktığın zaman da belirli etik kodlara uymak zorundasın. Bizim türkülerden biri ne güzel söylüyor: “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.” Çünkü tüfeği kullanmak için yıllarca samuray disiplinine ve kültürüne sahip olmana gerek yok. Tüfeği satın aldığında tetiğe basman yeterli. Her mesleğin kendine ait kültür kodları var, artık böyle bir şey kalmıyor. Bir kalemi alabilmek için eğitime veya etik koda sahip olmana gerek yok. Parayı verdiğin zaman bilgisayarını alır, istediğin gibi de kullanırsın.</p>
<p><strong>M.B.A: Bugün yeteneğe bile gerek kalmadı, komut yazıyorsun herhangi bir şeyi çizdirebiliyorsun.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Bana yapay zekâ diye konuştuğumuz şey hakkında pek bir şey bilmiyoruz gibi geliyor. Güçlüsü var güçsüzü de. Üstüne konuştuklarımız birer ütopya gibi. Ben hep şöyle derim “Ütopyalar tersine çevrildiğinde bugün yaşadığımız dertleri anlatır.” Diyelim ki evine temizlik yapmaya gelen hanıma soruyorsun “Eğer imkanların olsa nasıl bir hayat düşünürdün, nasıl bir ütopyan var?” Kadının cevabı “İçmeyen bir kocam olsun isterdim, çocuklarımı dövmesin mesela.” oluyor. Sen kadın ile ilgili gündelik hayatına dair derdini hemen anlamış oluyorsun işte. Şimdi yapay zekâ hakkındaki ütopya söylemlerine bakarak söylenenleri tersine çevirip okursanız ve insanların ondan ne beklediklerine bakarsanız, bugün gerçek hayatta ne gibi sorunlar yaşadıklarını görürsünüz. “Yapay zekâ şunu yapacak mı?” diye birisi merak ediyorsa onunla ilgili gündelik hayatında yaşadığı bir problem vardır. Eskiden savaşlar olur biterdi, şimdi uzayan ve bir türlü bitmeyen, düşük yoğunlukta savaş durumları yaşanıyor. İnsanlar yine ölüyor. Dijital çağdayız, bugün yapay zekâ robotu Sofia, Suudi Arabistan’dan vatandaşlık alıyor. Sana veya bana vermez. Bu yüzden sorulması gereken, “Yapay zekâ insanlar arasındaki eşitsizliğe bir çözüm getirecek mi?” olmalı. Aslında robotlar üzerine geliştirilen ahlaki panikleri değerlendirdiğimizde bunun kimin korkusu olduğunu da anlarsınız. İlk olarak robot kelimesini Karel Čapek’in “Rossum’s Universal Robots” adlı oyununda görüyoruz. Kelime anlamı olarak Slav dillerde köle ya da zorla çalıştırılan anlamına geliyor. Hikâyede robotlar isyan ediyor ve insanları bastırıyor. “Robotlar insanları ele geçirecek mi?” sorusunun altında aslında isyan eden köleler kavramı var. Bütün mesele bunları yönetenlerin bir gün robot imgesi altında olsun veya olmasın her kimi çok daha az bir ücrete zorla çalıştırıyorlarsa, onların ayaklanma korkusu var. Robot ayaklanması ya da yapay zekâ insanları böyle yapacak mı gibi düşüncelerin temel güdüsü bu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3742 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg.webp" alt="" width="800" height="450" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-200x113.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-300x169.webp 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-400x225.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-600x338.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg-768x432.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/image-w1280.jpg.webp 800w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>M.B.A: Yapay zekâ ile ilgili sürekli bir gündem var. Peki kültürel anlamda etkileri nedir?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Kültür artık eskisi gibi insanın doğal olarak ürettiği bir şey değil. Zaten kültür yozlaşması dediğimiz şey, Anadolu’da üreme  yeteneğini kaybeden hayvanlara “Yoz” denmesinden geliyor. Yozlaşmış kültür, kendi kendini yenileme ve üretme yeteneğini kaybetmiş oluyor. O zaman ne oluyor, şeker hastasının insülin üretememesi gibi dışarıdan insülin iğnesi vurmaya başlıyorsun. Bir süre sonra bağımlı oluyorsun ve üretebilme yeteneğini kaybediyorsun. Herkes eskiden sevdiği kıza ama iyi ama kötü bir türkü yakıyor, şiir yazıyormuş. Fakat artık şiirleri, şarkıları dışarıdan almaya başlayınca kendini ifade etme yeteneğini de kaybetmeye başlıyorsun. Bunun sebebi ise Frankfurt Okulu’nun söylediği kadarıyla Kültür Endüstrisi. İnternetin ortaya çıkışına kadar kaybolduğu düşünülen halktan gelen organik kültürel üretimin, internet ile tekrardan ortaya çıkacağı düşünülmüştü. Dijitalleşme ve internet ilk ortaya çıktığında kültür endüstrisinin burada olmayacağını düşünen insanlar, internetin ifade özgürlüğü ile istediklerini söyleyebilecekleri bir yer olacağına inanıyorlardı. Gratefull Dead grubunun söz yazarının bu konu hakkında bir manifestosu var: “Siber alan bizim alanımız, siz buraya giremezsiniz.” diyor. Fakat girilmedik yer kalmadı. Sonuçta metalaşma sürecinden kaçamadı.</p>
<p><strong>M.B.A: Bugün alışkanlıklar değişti, tüketim hızlandı, üretim biçimleri değişti. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Toplumsallık değişti, toplumsal yaklaşım değişti. Örnek verecek olursam; Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” eseri bir yarışmaya katılıyor. O zamanın jürisinde Yaşar Kemal gibi çok meşhur romancılar var. Fakat eser yarışmayı kazanamıyor. Toplumcu yazarlar olarak “Bu burjuvanın kendi kendine hallenmeleri, bir dertten veya yoksulluktan bahsetmiyor.” diyorlar. Bugün baktığımızda Yusuf Atılgan’ın Aylak Adamı eserini neredeyse herkes biliyor. Seksenlerden sonra popülerleşmeye başlıyor. Çünkü artık bireysellik oluşmaya başlıyor, hatta bir bakıma birey “Müşteri” oluyor. Turgut Özal başkanlığından sonra satın alma düşüncemiz bile değişiyor. Eskiden televizyon almak için bir süre para biriktirirlerdi, taksit diye bir kavramı bilmiyorlardı. Şu an insanlar taksit diye bir kavramı nasıl bilmezler diye düşünebilirler çünkü yaşadığımız şeye hemen alışıyoruz ve sanki çok uzun zamandır böyleymiş gibi geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3745 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8188-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>M.B.A: Aslında tüketimin çok fazla hızlanması ile biriktirmeyi de kaybettik.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Biriktirmek gerekmiyor diye düşünüyor şimdi insanlar. Biriktirip ne olacak diyor. Ben eskiden şarkıları internet üzerinden indirip MP3 çalardan dinliyordum. Şimdi yeğenim bana “niye bunları indiriyorsun ki bulutta var zaten” diyor. Eskiden araba satın alındığında evladiyelik alınırdı, isim koyarlardı. Şimdi ise arabayı sık sık değiştirmem lazım deniyor. Ama bu bizim dünya ve nesnelerle aramızdaki mesafeyi açıyor. Kirada oturan insanlar evine bir çivi dahi çakmak istemiyor çünkü benimsemiyor. Eğer benimsersen kopmakta zorlanırsın, o yüzden hemen yeni bir şey satın alman lazım. Mesela her içtiğin kola kutusunu hemen atıyorsun ama kaybettiğin bir arkadaşınla ya da sevgilin olan kişi ile içtiğin son kola kutusunu kolay kolay atamazsın. Oraya bir insan bulaşmış olur ve atamazsın. Ama bu durum sistem için tehlikelidir, atamazsan yenisini almazsın. Kısacası hayatın genelinde böyle sorunlar varken yapay zekâ buna ne cevap veriyor ona bakmak lazım. Bunu piyasada hiç görmüyoruz, gündelik hayattaki insan yapay zekânın gerçekten insana yakın bir zekâ olduğunu düşünüyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3743 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_8183-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>D.B: Hocam aslında Alan Turing’in testi de bu bağlamda çok önemli, biraz bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Turing testinde bir tarafa insan oturtuyor, karşısına ise yapay zekâ veya robot geçiyor. İnsan makineye sorular soruyor. Eğer verdiği cevaplarda yapay zekâ olmadığını düşündürürse Turing Testini geçmiş oluyor. Ama buna karşı olarak John Searle’nin Çin Odası örneği vardır. Orada ise tek bir penceresi olan kapalı bir oda var. İçeride bazı tabelalar ve yönerge var. Ona pencereden hangi tabela gösterilirse, yönergeden hangisinin karşılık geldiğini bulup göstereceksin deniyor. Dışarıda Çinli bir adam var ve Çince yazılı bir soru gösteriyor. Çince bilmeyen odadaki kişi ise soruya karşılık gelen tabelayı bulup kaldırıyor. İçeride bu tabelaları kaldıran adam Çince biliyor mu? Hayır, sadece yönergeyi takip ediyor. Şimdilerde tüm bunlar için eskide kaldı deniyor. Ancak yeni olan havada durmuyor, bir zeminden geliyor. Burjuva, işçi sınıfı, sınıf çatışmalarını Karl Marx söyleyince mi ortaya çıktı? Mağara döneminde bile güçlü ile güçsüz olanın arasında bir çatışma vardı.</p>
<p><strong>D.B: Yapay zekâ da sonuçta bize bilgi veriyor ve biz de onun ne kadar zeki olduğunu ölçmeye çalışıyoruz. O yapay zekânın, zekâ düzeyi nedir? Onu sizce neden zekâ olarak tanımlıyoruz? Yapay zekânın bize verdiği bilgiler, bilgi hiyerarşisinde hangi noktada bulunuyor?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Zekâ diye belirtilen IQ’da sıfır noktası yoktur mesela. IQ testinde, bir kişi problemi ne kadar sürede çözebildiği ya da amaç ile araç arasındaki optimum zaman ve uyumluluğu ne kadar sürede bulabildiği ölçülür. Frankfurt Okulu buna “öznel akıl&#8221; veya “araçsal akıl” diyor. Bu insan aklının bir niteliğidir ama tümü değildir. Araçsal akıl sadece amaçlar ve araçlar arasında ilişki kurmaya bakar. Bir de nesnel akıl vardır, sadece amaç ve araç arasındaki ilişkiyi kurmak yerine amacı da sorgular. Araçsal akıl karşımıza Hitler döneminde çıkar mesela. İnsanlara çeşitli işkenceler yapan subaylar Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılanırken “Biz sadece emri yerine getirdik.” demişlerdir. Orada hem araç hem de amaç vardı. Denileni yaptın da yapmama tercihi sende değil mi? Bunun amacını hiç mi sorgulamadın? Şu anda en çok bu aranan akıl araçsal akıl, dediğini çok hızlı ve verimli bir şekilde yapacak fakat “Onu niye yapıyorum?” diyen aklı yüceltmiyoruz. Aslında sorgulayan akıl insanları anlamlandıran ve ona göre kendimizi de konumlandırdığımız, gerçeği algılatan bir şey.</p>
<div id="attachment_3741" style="width: 1966px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3741" class="size-full wp-image-3741" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya.jpg" alt="" width="1956" height="1356" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-200x139.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-300x208.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-400x277.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-600x416.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-768x532.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-800x555.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-1024x710.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-1200x832.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya-1536x1065.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/AP96021701227-kopya.jpg 1956w" sizes="(max-width: 1956px) 100vw, 1956px" /><p id="caption-attachment-3741" class="wp-caption-text">Kasparov, 1996&#8217;da IBM&#8217;in Deep Blue bilgisayarına karşı.</p></div>
<p><strong>D.B: O zaman yapay zekânın zekâsını araçsal akıl olarak mı tanımlamalıyız?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Elbette. Sürekli yapay zekâ diyoruz, bilmeyen için çok sansasyonel bir kelime. Aslında yapay zekânın anlatılan hali ile laboratuvardaki hali arasında uçurum bir fark var. Her yeni teknoloji “İnsan nedir?” Sorusunu bize tekrar sordurup kendimizi bir adım ileri atmamıza neden olabilir. Nietzsche de “Üst insan” derken, kendisiyle mücadele eden insanı kasteder. Anka kuşu gibi, önce yanıp sonra küllerinden yeni bir şey doğması. Nesnel akıl oyun içerisinde sadece ne kadar hızlı ve kaç tane gol atabilirim diye bakıyor. Ama hileli bir oyunu kazanman çok zor. Hakem taraflı ve rüşvet verilmiş. Onları oyun üstüne düşünmediğin için fark etmiyorsun ve sen başaramadığın zaman suçu kendine yüklüyorsun. Sorunun kişisel olduğunu düşündüğün gibi.</p>
<p><strong>M.B.A: Aslında yapay zekânın beslendiği veri, toplum üretiminin bir çıktısı. Zaten insanların ürettiği şeylerin sonucunda gelişen bir veri algoritması var. Uzaydan besleniyormuş gibi davranıyorlar.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Asla. Hatta yapay zekâ büyük oranda çöpten, internetin bedava olan veri tabanlarından besleniyor. Bu da şuna geliyor; yapay zekâ düşünebilir ama sadece bir iş yapabilir. Sonra öbür işe geçebilir. Biz de hayata artık böyle bakmaya başladığımız için diğer tarafı kaybediyoruz. Deep Blue, Kasparov’u satrançta yendi ama kalkıp bir bardak su getiremiyor. Evet, belki tavlada da yener ama yendiğinde ne mutlu olur, ne üzülür. Biz yapay zekâya dünyadaki sorunları çözdürmeye çalışıyoruz. Savaşları bitirsin, eşitsizliği çözsün, suçları engellesin. Halbuki savaşma, vurma. Sen niye sorumluluğu kendi üzerine almıyorsun? Ona her şeyi yaptırabileceğimiz fikriyle yaşarken insani yönümüzü kaybediyoruz. Geçenlerde yapay zekâ Sophia’ya “Dünyanın geleceği hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordular. Demek ki insan, zekâsı konusunda artık kendinden emin değil. Çok tedirginleşmeye başladı insanlar. Yapay zekâ neyi elimizden alırsa biz olmaktan çıkarır diye korkuyoruz. O yüzden de sürekli ona “bunu da yapar mı?” diye soruyoruz. Basit bir şekilde anlatmak gerekirse; bir sevgilin var, o herkes değil ve onu seçmen için ayırt edici bir özelliği var. O özelliği ondan aldığın anda herkes gibi oluyor. O sevgili vücut olarak orada dursa bile o artık herkestir. Sevgilinin varoluşu ortadan kalkmıştır. O yüzden teknolojinin bize sordurduğu en temel sorulardan biri “Neyimizi bizden alırlarsa biz olmaktan çıkacağız?” oluyor. Bir yandan da bunu çok merak ettiğimiz için ona sürekli bizim yaptığımız şeyleri yaptırmaya çalışıyoruz. “İnsan nedir?” Bunu anlamaya çalışıyoruz sürekli ve artık bir araç olarak düşünüp asıl sorunlarımızı çözebilecek niteliğe büründürmek yerine, oturup magazinsel boyutunu konuşuyoruz.</p>
<p><strong>D.B: Bugün hem internete hem yapay zekâya baktığımızda özgürlük alanı kayboldu mu sizce?</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Bence büyük oranda kayboluyor. Ama nasıl yaparsak öyle olacak. Mesela en son sosyal medya için kullanılan kelime “brain rot” beyin çürüttü deniyor. Bundan elli yıl önce de televizyona “aptal kutusu” diyorlardı. “Old wine in a new bottle” dedikleri şey işte. “Eski şarap, yeni şişe” aslında bir şey değişmiyor. Halbuki sosyal medya için “Beşinci güç” diyorduk. Dördüncü kuvvet olan medyadan sonra gelen beşinci kuvvet. Sözde demokrasinin kalitesini artıracaktı. Ama biz onu nasıl kullanırsak, hâlâ o potansiyele sahip olabilir diye düşünüyorum. İnsanların yapay zekâya kendi fail oldukları işleri devretmelerinin sebebine bakmak lazım.</p>
<p>İnsan neden karar alma mekanizmalarında geri çekiliyor? Çünkü daha doğru kararı yapay zekânın alacağını düşünülüyor. Yatırım konusunda hatta belki ilerleyen zamanlarda siyasal tercihte bile… Neden? O daha verimli ve kârlı olanı seçer. Ama insan için her zaman doğruluk, verimlilik ve kârlılık aynı tarafta olmayabilir. Bu bizim ülkemizin kuruluşunda bile geçerlidir. Atatürk ve silah arkadaşlarının kalkıştığı işe yapay zekâ kalkışmazdı. Olacak bir iş değil. Çarık var ayakta, o da delik. Yemek yok, silah yok. Kaç tane yerden saldırılmış. Cehâlet var. Eğitimlilerin çoğu ölmüş. Ordu yorgun. Yapay zekâya kalsa Amerikan mandası kabul edilmeliydi. En mantıklısı, en verimli ve kârlısı buydu. Ama biz öyle seçmedik. Kişisel hayattan örnek verecek olursam, o çok aşık olduğunuz insanı büyük ihtimalle yapay zekâ size büyük önermezdi. Muhtemelen ona göre en yanında durmamanız gereken insandır. Bu yüzden gerçek sorunlarımızı görelim ve bunları yapay zekâ ile nasıl çözüleceğine bakmak yerine fail olalım. Bir soru sorulacaksa da yeni neslin, “İnsanlar arasındaki eşitsizliği nasıl sonlandırırız? Dağıttığımız doğayı nasıl toparlayabiliriz? Benden başkasını nasıl mutlu edebilirim?” diye sormalı diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>M.B.A: Geldiğiniz ve bize kıymetli bilgiler verdiğiniz için çok teşekkür ederiz hocam.</strong></p>
<p><strong>U.E:</strong> Çok teşekkürler hepinize. Beni dinlemeye kıymet verdiniz.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/">Ufuk Eriş: Yapay Zekâ Toplumu İnsansızlaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ufuk-eris-yapay-zeka-toplumu-insansizlastiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimsel Anlatının Tasarımla İlişkisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 11:26:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolojik Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Çizim]]></category>
		<category><![CDATA[El Çizimi]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçılık]]></category>
		<category><![CDATA[İllüstrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Matbaa]]></category>
		<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvla]]></category>
		<category><![CDATA[Veri Sanatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3716</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Alper Akkaya Bilgiyi aktarmanın, anlaşılır ve etkili bir biçimde sunmanın birçok yöntemi vardır. Bu yöntemler arasında metinsel anlatım genellikle ilk sırada yer alsa da tasarım, bilgi transferinde etkili, verimli ve çok yönlü bir iletişim aracı olarak özel bir yere sahiptir. Özellikle soyut ve karmaşık kavramları yapılandıran, somutlaştıran ve anlamı anlaşılır hâle getiren tasarımın, enformasyonun iletilmesi  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/">Bilimsel Anlatının Tasarımla İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><em>-Alper Akkaya</em></strong></p>
<p>Bilgiyi aktarmanın, anlaşılır ve etkili bir biçimde sunmanın birçok yöntemi vardır. Bu yöntemler arasında metinsel anlatım genellikle ilk sırada yer alsa da tasarım, bilgi transferinde etkili, verimli ve çok yönlü bir iletişim aracı olarak özel bir yere sahiptir. Özellikle soyut ve karmaşık kavramları yapılandıran, somutlaştıran ve anlamı anlaşılır hâle getiren tasarımın, enformasyonun iletilmesi ve kavranması sürecinde sağladığı kolaylıklar tartışmaya değerdir.</p>
<p>İnsan beyni, sözel olana kıyasla görsel verileri hızlı ve etkili bir şekilde algılayacak biçimde evrimleşmiştir. Bu evrimsel süreçte, çevresel tehditleri algılamak, yiyecek bulmak gibi iç güdülerimiz oldukça önemli rol oynamıştır. Beynimizin neredeyse yarısı, doğrudan ya da dolaylı olarak görselleri işleyecek şekilde çalışmaktadır. Bu çalışma prensibi, gördüklerimizi kolayca anlamamıza ve yorumlamamıza olanak tanır. MİT’de yapılan bir araştırma beynimizin bir görseli 13 milisaniyede tanıyabileceğini gösteriyor. Bu görsel işlem gücü, bilgiyi kavramayı kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda öğrenilenlerin kalıcı hafızaya yerleşmesini sağlar.</p>
<p>Tasarım dendiğinde genellikle ilk akla gelen estetik kaygılardır. Oysa Louis Sullivan’ın ünlü “Form follows function” (Biçim işlevi takip eder) sözü, tasarımın asıl amacının işlevsellik olduğuna işaret eder. Sullivan’ın bu yaklaşımı yalnızca mimarlık alanı ile sınırlı değildir; grafi k tasarım, endüstriyel tasarım ve dijital içerik üretimine kadar pek çok alan için de geçerlidir. İster bir gökdelen ister bir sosyal medya paylaşımı tasarlanıyor olsun, her tasarım işlevselliği merkeze alarak şekillenir. Bu nedenle tasarımcılar; renk, oran, boyut gibi çeşitli görsel araçlarla çalışırken, yalnızca estetik arzulardan değil, davranışsal psikoloji ya da göstergebilim gibi disiplinlerden de beslenirler. Nihayetinde amaç, kullanıcı için daha anlaşılır ve işlevsel bir deneyim sunmaktır.</p>
<p>Tüm bu noktalar, tasarımın yalnızca estetik ve sanatsal sunum amaçlayan görsel bir düzenleme değil, bilgi aktarımında etkili bir araç olduğunu ortaya koyar. Tasarım, özellikle bilimsel bilgilerin geniş kitlelere ulaştırılmasında görselleştirme sadeleştirme ve anlaşılır kılma gibi özellikleriyle önemli bir rol üstlenir. Bu yönüyle tasarım bilim iletişimi ile oldukça yakın bir ilişki içerisindedir. Bilim iletişiminin temel amacı bilimsel keşif ve kuramları toplumla buluşturmaktır. Alanında uzman bilim insanları tarafından üretilen bilgiyi toplumun genelinin anlayacağı şekilde sadeleştirerek paylaşmaktır. Bilim iletişiminin temelleri 17. yüzyılda Voltaire ve Diderot gibi düşünürler tarafından atılmıştır. Bu isimler, yaşadıkları dönemde bilginin yaygınlaştırılması gerektiğini savunmuşlardır. Ancak bu fikir 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile birlikte hayata geçirilebilmiştir. Bu dönemde kâğıt üretimi ucuzlaması, buharlı matbaa icat edilmesi ile birlikle bilginin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi mümkün hâle gelmiştir.</p>
<p>Basılı yayınlarla başlayan bu ilişki, zaman içerisinde neredeyse tüm farklı tasarım alanlarına yayılarak devam etmiştir. Teknoloji geliştikçe ve tasarım mecraları çeşitlendikçe bilim iletişimi bu mecralarda kendine yer bulmuştur. Şimdi, tarihsel süreçte, farklı dönemlerde tasarımın bilim iletişimine nasıl katkı sunduğunu birlikte inceleyelim.</p>
<h3><img decoding="async" class="size-full wp-image-3719 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-01_04_40.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></h3>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>Sanat ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p>Bilim ve tasarımın bu denli iç içe geçmiş olmasının, sanat dünyasına da çeşitli yansımaları olmuştur. Rönesanstan bu yana sanatçılar bilimi hem ilham kaynağı hem de bir araç olarak kullanmışlardır. Rönesans sanatçıları, eserlerinin gerçekçiliğine büyük önem vermiş ve çoğu anatomiyle yakından ilgilenmiştir. Örneğin Michelangelo’nun ünlü eseri Davut Heykeli, anatomik doğruluğu ile dikkat çeker. Rönesansla birlikte başlayan bu bilim-sanat etkileşimi, zamanla daha da güçlenmiştir. Öyle ki, biyolojik sanat ve veri sanatı gibi bazı modern sanat akımları bilimle tamamen bütünleşmiştir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3720 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/delk.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>Fotoğraf ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p>Hem basılı hem de dijital mecralarda kullanılan bir diğer tasarımsal yöntem ise fotoğrafçılıktır. Anlatılmak istenen öznenin veya konunun görsel bir temsil aracılığıyla doğrudan izleyiciyle buluşmasını sağlayan bu iletişim aracı, zamanla, yalnızca gündelik yaşamın değil, evrenin en uzak köşelerinin de kaydını tutabilecek güce ulaşmıştır. 20. yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler ile birlikte, dünyayı uzaydan fotoğrafl amak mümkün hâle gelmiştir. Bu gelişmeler, yalnızca teknik bir ilerleme olmakla kalmamış; aynı zamanda bilimsel keşifl erin görsel olarak paylaşılmasını ve geniş kitlelere ulaştırılmasını da mümkün kılmıştır. Örneğin, 2019 yılında milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki M87 kara deliğinin fotoğrafı çekilmiştir. Bu fotoğraf, kamuoyunun büyük ilgisini toplamış ve görelilik gibi teorilerin sınanmasına olanak sağlamıştır.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3718 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ASLIYA.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>Video ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p>Videolar tasarımcıya hareket ve ses gibi unsurları kullanarak bir süreci anlatma imkânı sunar. Bu özellikleri sayesinde videolar, özellikle karmaşık bilimsel konuların sadeleştirilerek anlatılmasında etkili bir araç hâline gelmiştir. İnternetin ve sosyal mecraların yaygınlaşması ile video tüketim alışkanlıklarını tamamen değiştirmiştir. Sosyal medya video tüketimini günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline getirmiştir. Günümüzde video denince akla ilk gelen platform ise YouTube. YouTube’da, izlenme sayıları milyonları aşan bilim iletişimi içerikleri bulunuyor. Üstelik bu sayılara ulaşan Türkçe içerikler de mevcut.</p>
<p>Bu yönüyle YouTube, tasarımın bilim iletişimiyle nasıl buluştuğunu gösteren güzel bir örnektir. Bu alanda tasarımın gücünü etkili biçimde kullanan örneklerden biri Kurzgesagt kanalıdır. Bu kanalda bilimsel konular, animasyon formatında kısa ve öz bir şekilde anlatılır. Örneğin, kara delikler hakkında hazırlanan bir videoda, anlatıma füzyon reaksiyonuyla başlanır; ardından yıldızların oluşumu, çöküşü ve karadeliğin doğuşu gibi adımlar takip edilir. Böylece, milyarlarca yıllık bir süreç yalnızca beş dakikada herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde özetlenir. Günümüzde YouTube ve muhtelif dijital mecralarda, Kurzgesagt gibi içerik üreticileri bilimsel bilgileri görsel tasarım, kurgu ve hikâye anlatımı gibi tekniklerle harmanlayarak geniş kitlelere ulaştırmakta, yani bilim iletişimi yapmaktadır. Görüldüğü üzere, sosyal medyanın popülerliği bilimi yaygınlaştırmak için uygun koşullar oluşturmaktadır.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3722 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zamanyok.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><strong><i>İllüstrasyon ve </i><i>Bilim İletişimi</i></strong></h3>
<p class="p1">Basılı mecralarda en yaygın kullanılan tasarım yöntemlerinden biri illüstrasyondur. Bir konunun tamamını görsel olarak anlatmak veya bir metni desteklemek amacıyla tercih edilen bu çizimler, içeriği daha dikkat çekici hâle getirerek daha kolay kavranmasını sağlamaktadır. Anatomi, biyoloji gibi canlıları inceleyen bilim dalları, bilim iletişimi tarihi boyunca illüstrasyondan özellikle beslenmiştir. Bu alanlarda incelenen nesnenin fiziki bir varlık olması, görselleştirme için oldukça uygun bir zemin oluşturmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, sadece canlıları inceleyen biyolojik bilimlerle sınırlı kalmadan, teorik disiplinlerde de görselleştirmenin önemli bir rolü olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin, Einstein’ın genel görelilik kuramını yalnızca matematiksel formüllerle anlatmak zordur. Ancak bu konu uygun şekilde görselleştirildiğinde, matematik bilgisi olmayan birinin bile kütlenin uzay-zaman düzlemine etkisini kolayca kavraması olanaklı hâle gelebilir. Çünkü üç boyutlu düzlemlerdeki değişimi görsel olarak algılamak, soyut matematiksel ifadelerden çok daha kolaydır.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3717 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asa.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 style="text-align: center;"><i>Biyolojik </i><i>Sanat</i></h3>
<p>Bilimle çok güçlü bağlar kurmuş olan sanat akımlarından biri biyolojik sanattır. Bu akım, canlıların genetiğiyle oynayarak onları sanat eserine dönüştürmek veya canlı objeleri malzeme olarak kullanmak gibi yöntemler içerir. Sanatçılar eserlerini laboratuvarlarda bilim insanlarıyla birlikte çalışarak üretmektedir. Laboratuvar ortamında canlıların DNA dizilimini değiştirmek ya da tek hücreli canlılardan bakteri kültürleri oluşturmak başvurulan üretim metotlarındandır. Doğrudan canlılar üzerinde yapılan bu çalışmalar, etik tartışmalara da yol açmıştır. Eduardo Kac’ın “GFP Bunny” adlı eseri, bu akımın en öne çıkan örneklerinden biridir. Ancak tıpkı diğer biyolojik sanat örneklerinde olduğu gibi, bu eserde de etik tartışmalar çoğu zaman eserin önüne geçmiştir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3721 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore.png" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-200x300.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-400x600.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-600x900.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-683x1024.png 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-768x1152.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore-800x1200.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/matadore.png 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3 class="p1" style="text-align: center;"><i>Veri Sanatı</i></h3>
<p>Bilimle yoğun etkileşim içinde olan bir diğer sanat akımı ise veri sanatıdır. Bu sanat anlayışında sanatçılar, büyük veri setlerini algoritmalar aracılığıyla işleyerek görsel veya işitsel eserlere dönüştürmektedir. Yapısı gereği, veri sanatı üretimleri genellikle dijital ortamlarda gerçekleştirilir. Akımın genel anlayışının aksine veriyi analog olarak görselleştirmeyi tercih eden sanatçılar da vardır. Stefanie Posavec ve Giorgia Lupi’nin “Dear Data” projesi akımın en dikkat çekici örneklerinden biridir. Günlük hayattan elde edilen veriler ışığında üretilen eserler kitaplaştırılarak MoMA koleksiyonuna girmiştir.</p>
<p>Veri sanatıyla ilgili en dikkat çekici noktalardan biri, izleyicilerden anlık olarak veri toplayabilme özelliğine sahip olmasıdır. İzleyicinin vücut ısısı, nefes alışverişi veya salondaki hareketleri gibi veriler gerçek zamanlı olarak işlenerek sanat eserlerine dönüştürülebilmektedir. Böylece, her izleyiciye özgü ve kişiselleşen sanat eserleri ve sergiler ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/">Bilimsel Anlatının Tasarımla İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilimsel-anlatinin-tasarimla-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Topluluklar ve Katılımlı Bilim</title>
		<link>https://contextdergi.com/dijital-topluluklar-ve-katilimli-bilim/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dijital-topluluklar-ve-katilimli-bilim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmacı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim iletişimcisi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[kıtlımlı bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Reddit]]></category>
		<category><![CDATA[reddit kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[reddit topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[redditte bilim]]></category>
		<category><![CDATA[topluluklar]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3693</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ulaş Bardakçı   İnternet, hemen her alanda olduğu gibi bilginin yayılmasını ve paylaşılmasını da kökten değiştirdi. Artık bilimsel makaleler, araştırmalar ve akademik kaynaklar yalnızca uzman çevrelerin değil, çok daha geniş kitlelerin erişimine açık. Bu gelişme, bir yandan bilginin demokratikleşmesini sağlarken diğer yandan toplumun katılımcı ve sorgulayıcı bir kültüre evrilmesine de zemin hazırlıyor. Günümüzde ResearchGate, Academia.edu,  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-topluluklar-ve-katilimli-bilim/">Dijital Topluluklar ve Katılımlı Bilim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="font-size: 14pt;">-Ulaş Bardakçı</span></em></strong></p>
<h1><img decoding="async" class="size-full wp-image-3694 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya.jpg" alt="" width="1536" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-22_17_33-kopya.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></h1>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnternet, hemen her alanda olduğu gibi bilginin yayılmasını ve paylaşılmasını da kökten değiştirdi. Artık bilimsel makaleler, araştırmalar ve akademik kaynaklar yalnızca uzman çevrelerin değil, çok daha geniş kitlelerin erişimine açık. Bu gelişme, bir yandan bilginin demokratikleşmesini sağlarken diğer yandan toplumun katılımcı ve sorgulayıcı bir kültüre evrilmesine de zemin hazırlıyor.</p>
<p>Günümüzde ResearchGate, Academia.edu, gibi platformlar sayesinde birçok akademik yayın, birkaç saniye içinde dünyanın dört bir yanındaki okuyuculara ulaşabiliyor. Örneğin ResearchGate, 20 milyondan fazla üyesiyle bilim insanlarının makalelerini paylaşmasına, sorular sorarak doğrudan meslektaşlarıyla iletişim kurmasına imkân tanıyor. Yine Academia.edu, araştırmacıların CV’lerini ve çalışmalarını yükleyip hem okunma sayılarını hem de akademik ağlarını geliştirebilecekleri bir ortam sağlıyor. LibGen (Library Genesis) ve PirateBay gibi daha tartışmalı paylaşım ağları ise telif hakları tartışmalarına rağmen milyonlarca akademik kaynağı ücretsiz erişime açarak bilgiye fırsat eşitliği sunmaya çalışıyor. Ancak bu ağlar genelde arşiv odaklı kaldığından, kullanıcıların doğrudan iletişimini ve tartışma ortamını yeterince besleyemiyor.</p>
<p>Tam bu noktada devreye katılımcı kültür giriyor. İnternet sayesinde insanlar artık edilgen bir izleyici olmak yerine, üretici, sorgulayıcı ve paylaşımcı olabiliyor. Böylece bilimle halk arasındaki etkileşimi güçlendiren yeni dijital topluluklar oluşuyor. Bu dijital toplulukların yer aldığı en etkili platformlardan biri kuşkusuz Reddit. Farklı kültürlerden, farklı ilgi alanlarından milyonlarca kullanıcıyı buluşturan Reddit, içerik paylaşımı, fi kir alışverişi ve tartışma zemini oluşturarak adeta bir dijital kamusal alan işlevi görüyor. Kullanıcılar subreddit adı verilen alt başlıklarda paylaşım yapabiliyor, sorular sorabiliyor ve tartışmalara katılabiliyor. Örneğin r/science subreddit’i, 30 milyondan fazla üyesiyle güncel bilimsel gelişmeleri anlık olarak değerlendiren dev bir topluluk hâline gelmiş durumda. Bu subreddit’te, hakemli makalelerin popülerleştirilmesi, yeni bilimsel bulguların kamuoyuna aktarılması ve alanında uzman kişilerin doğrudan açıklamalarda bulunması gibi faaliyetler yürütülüyor. Kullanıcılar, yayımlanan bir makaleyi kısa özetleriyle birlikte tartışabiliyor; böylece hem eleştirel okuma pratikleri gelişiyor hem de akademik araştırmalar daha geniş bir kitleye ulaşıyor. Reddit’in öne çıkan bir diğer özelliği ise Ask Me Anything (AMA) oturumları. Bu etkinliklerde bilim insanları ya da alanında uzman kişiler, topluluğun sorularına doğrudan yanıt veriyor.</p>
<p>Örneğin 2023’te astrofi zikçi Dr. Katie Mack, evrenin sonu hakkında gelen soruları yanıtlamış, kara deliklerin uzun dönem etkilerinden vakum bozunmasına kadar pek çok güncel teoriyi sadeleştirerek açıklamış, yanlış bilgileri düzeltmiş ve kullanıcıları güvenilir akademik kaynaklara yönlendirmişti. Benzer şekilde genetik mühendisleri, tıp araştırmacıları, iklim bilimcileri ya da NASA çalışanları da AMA oturumlarına katılarak halkla doğrudan bir bağ kuruyor. Bu sayede insanların bilimsel konularda merak ettikleri soruları birinci ağızdan öğrenebilmesi, bilime olan güvenin artmasını destekliyor. Örneğin 2021’de mRNA aşılarının geliştirilmesine katkı sunan bir ekip, AMA oturumunda aşıların bağışıklık üzerindeki etkilerini detaylı biçimde anlatarak aşı tereddüdü yaşayan katılımcıların sorularını yanıtlamıştı. Bu yalnızca bilgi aktarımı değil, aynı zamanda toplumsal kaygıların bilimsel temelde tartışılabilmesine imkân tanıması açısından çok değerliydi.</p>
<p>Akademik literatürde bu tür katılımcı iletişim ortamlarının, halkla bilim arasındaki güveni güçlendirdiği ve bilimsel otoritenin şeffafl aşmasına katkı sağladığı savunuluyor. Reddit’in içerik akışını düzenleyen upvote sistemi de platforma özgü bir özellik. Paylaşımlar topluluğun oylarıyla öne çıkarılıyor, yani hangi başlığın görünür olacağı kullanıcıların kolektif ilgisine bağlı. Bu mekanizma, bilgi akışını demokratikleştirirken bir yandan da yanlış ya da çarpıtılmış bilgilerin popülerlik nedeniyle öne çıkmasına yol açabiliyor. Örneğin 2022’de r/Coronavirus subreddit’inde “mRNA aşıları DNA’yı değiştiriyor” iddiası, saatlerce üst sıralarda kalmış ve milyonlara ulaşabilmişti.</p>
<h1><img decoding="async" class="size-full wp-image-3695 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-scaled.png" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></h1>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uzmanların hızlı müdahâlesiyle yanıtlar düzeltildi ama bu olay, internet ortamında bilginin ne kadar hızlı ve bazen zararlı şekilde yayılabileceğini gösterdi. Reddit’teki farklı subredditler, toplumdaki görüş ayrılıklarının da aynası gibi çalışıyor. Örneğin r/climateskeptics topluluğu, iklim değişikliğinin abartıldığını savunarak bilimsel raporları sorgularken, r/environment kullanıcıları verilerin güvenilirliğini ve çevre korumanın aciliyetini savunuyor. Benzer bir karşıtlık sağlıkta da görülebiliyor. r/ vaccines subreddit’i aşıların etkilerini bilimsel verilerle savunurken r/conspiracy gibi topluluklarda aşıların dünya nüfusunu kontrol etmek için üretildiği gibi iddialar yayılabiliyor. Hatta r/FlatEarth gibi topluluklarda bile “Dünya aslında düz” iddiaları on binlerce yorum alabiliyor ve komplo teorileri yaygınlaşabiliyor. Görselde yer alan örnek diyalog Öte yandan Reddit, bu risklerin farkında olarak bazı önlemler geliştirmiş durumda. Flair sistemi, doktoralı ya da akademik olarak onaylanmış kullanıcıların profi llerini tanımlayabilmelerini sağlıyor. Böylece bu kişilerin verdiği yanıtlar, topluluk içinde daha güvenilir kabul ediliyor. Ayrıca moderasyon ekipleri, özellikle pandemi, iklim krizi ya da sağlık konularında daha sıkı içerik denetimi yaparak dezenformasyonu azaltmaya çabalıyor. Reddit’in moderasyon sistemi ise klasik forum yapılarından ayrışıyor. Örneğin Physics Forums gibi geleneksel bir forumda kuantum mekaniğiyle ilgili bir başlık, moderatörler tarafından sıkı bir şekilde akademik referanslarla desteklenirken yürütülürken; Reddit’in r/Physics topluluğunda aynı konu çok daha özgür, amatör ya da profesyonel katkılarla geniş bir perspektifte tartışılabiliyor.</p>
<p>Bu durum hem disiplinlerarası fikir alışverişini kolaylaştırıyor hem de zaman zaman bilgi kalitesinin düşmesine neden olabiliyor. Benzer şekilde r/psychology subreddit’inde psikolojiyle ilgili popüler konular hem uzmanların hem sıradan kullanıcıların bakış açılarıyla ele alınıyor. Örneğin depresyon tedavileri, psikoterapi yaklaşımları ya da nörolojik temelli bozukluklar hakkında yapılan tartışmalar, kişisel deneyimlerle profesyonel bilgilerin iç içe geçmesine yol açabiliyor. Bu esneklik, tartışma kültürüne çeşitlilik kazandırırken, aynı zamanda hatalı ya da eksik bilgilerin yayılma riskini de beraberinde getiriyor. Bunlara rağmen Reddit, bilimin halkla buluştuğu yeni bir öğrenme ve tartışma ortamı olarak değerlendirilebilir. Özellikle AMA oturumları, halkın merak ettiği soruları doğrudan uzmanına sorma fırsatı sunduğu için bilim iletişimi açısından oldukça değerli. Katılımcı iletişim modeli, yalnızca bilgiyi aktarmak değil, aynı zamanda bilimsel güveni inşa etmek ve hatalı algıları düzeltmek açısından da büyük bir kazanım. Reddit’in farklı alt başlıklarında bilimin her alanından çeşitli konular görmek mümkün.</p>
<p>Örneğin r/Space topluluğunda, Mars araştırmaları, uzay teknolojileri ya da yeni keşifl er üzerine yapılan tartışmalar milyonlarca kişiye anlık bilgi aktarabiliyor. 2022’de James Webb Teleskobu’nun ilk görüntülerinin yayımlanması, r/Space içinde büyük bir tartışma başlatmış ve teleskobun bulguları üzerine yüz binlerce yorum yapılmıştı. Yine r/medication gibi sağlık odaklı gruplar, tedavi süreçleri hakkında bilgi paylaşırken kişisel deneyimlerin de gündeme gelmesi sayesinde daha samimi bir iletişim ortamı sunuyor. Bütün bunlar, Reddit’in aslında yalnızca bir forum değil, dinamik bir dijital kamusal alan hâline geldiğini gösteriyor. Burada bilgiye erişmek, sorular sormak, eleştirmek ve yeniden şekillendirmek mümkün. Ancak aynı zamanda algoritmalara, toplumsal önyargılara ve popülerlik etkisine bağlı olarak doğru bilgi paylaşımlarında dalgalanmalar yaşanabileceği de bir gerçek. Sonuç olarak Reddit ve benzeri dijital platformlar, bilimin topluma daha yakınlaşmasında ve kamusal alanda canlanmasında çok önemli bir rol oynuyor. Bu platformlar; farklı seviyede bilgisi olan bireyleri buluşturuyor, yeni fi kirlerin ortaya çıkmasına olanak sağlıyor ve uzmanların halkla doğrudan iletişim kurabilmesine imkn tanıyor. Bununla birlikte komplo teorileri, toksik tartışmalar, doğrulama eksikliği ve algoritmik önyargı gibi zorlukların farkında olunması, çevrimiçi bilim topluluklarının etkili şekilde işlemesi açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-topluluklar-ve-katilimli-bilim/">Dijital Topluluklar ve Katılımlı Bilim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dijital-topluluklar-ve-katilimli-bilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilginin Algoritmik Ölümü</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilginin-algoritmik-olumu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilginin-algoritmik-olumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[algoritmik ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[etik boyut]]></category>
		<category><![CDATA[etik sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[mecra]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal mecralar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3629</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslıhan Balcı İllüstrasyon: Beyza Büyük Günümüzde bilgiye erişmek bir “tık” kadar yakın görünürken doğru bilgiye ulaşmak ise giderek zorlaşıyor. Teknolojik adaptasyonun geliştiği, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda bilim iletişiminin sosyal medya platformlarındaki rolü her geçen gün daha kritikleşiyor. Sosyal medya artık sadece “sosyal” bir paylaşım alanı değil; kullanıcıların önemli olaylarda haberleştiği, tartıştığı ve bilgi aradığı  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilginin-algoritmik-olumu/">Bilginin Algoritmik Ölümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslıhan Balcı</span></em></span></span></strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3688 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1442" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-800x451.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-1024x577.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-1200x676.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-1536x865.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma_1-kopyasi-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p>
<p>Günümüzde bilgiye erişmek bir “tık” kadar yakın görünürken doğru bilgiye ulaşmak ise giderek zorlaşıyor. Teknolojik adaptasyonun geliştiği, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda bilim iletişiminin sosyal medya platformlarındaki rolü her geçen gün daha kritikleşiyor. Sosyal medya artık sadece “sosyal” bir paylaşım alanı değil; kullanıcıların önemli olaylarda haberleştiği, tartıştığı ve bilgi aradığı bir mecraya dönüşmüş durumda. Ancak sosyal medyanın beğeni, paylaşım ve yorum odaklı çalışan algoritmaları, bilimsel içeriklerin görünürlüğünü büyük ölçüde etkiliyor. Yüksek etkileşim alan içerikler, algoritmalar tarafından öne çıkarılırken doğruluğu yüksek ancak daha az dikkat çeken bilimsel içerikler görünmez kalabiliyor.</p>
<p>Örneğin, 23 Nisan 2025’te İstanbul’da yaşanan büyük depremde halk ilk olarak sosyal medyaya yöneldi. Bu platformlarda deprem uzmanlarının açıklamaları, sansasyonel haberler ve paniğe kapılan kullanıcıların yorumları birbirine karıştı. Ortaya çıkan kargaşada doğru bilgiye ulaşmak için daha fazla araştırma yapmak gerekiyordu. Bu durum, sosyal medya algoritmalarının bilim iletişimini nasıl şekillendirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Çünkü sistemde ön plana çıkan, bilimsel içerik değil; en fazla etkileşimi alan içerik oluyor.</p>
<p>Pandemi döneminde de benzer bir tablo yaşandı. Koronavirüs aşılarına karşı çıkan kişilerin sosyal medya platformlarında yaydığı yanlış bilgiler ve bazı haber sitelerinin bu içerikleri desteklemesi, paylaşılan bilgilere duyulan güveni etkiledi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu yanlış bilgilerin, algoritmalar sayesinde geniş kitlelere ulaşması sadece halk sağlığını değil, bilimsel otoritenin dijital güvenilirliğini de olumsuz etkiledi. Bilimsel bilginin görünürlüğü sadece sosyal medyayla sınırlı da değil. İnternette herhangi bir konuda araştırma yaptığımızda, Wikipedia her seferinde sanki ana bir kaynakmış gibi karşımıza çıkıyor. Ancak bu platformun herkes tarafından düzenlenebilir olması, güvenilirlik konusunda çeşitli tartışmaları da beraberinde getiriyor. Harvard Üniversitesi’nin hazırladığı resmi rehberde de vurgulandığı gibi, Wikipedia’nın açık düzenleme sistemi özellikle uzmanlık gerektiren konularda yanlış ya da eksik bilgilerin yayılma riskini artırıyor. Buradaki bilgilerin, bir yazar ya da uzman ekip tarafından değil, kolektif ve kontrolsüz biçimde oluşturulabildiği belirtiliyor.</p>
<div id="attachment_3689" style="width: 1930px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3689" class="size-full wp-image-3689" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-scaled.jpg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-1152x1536.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-1200x1600.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-1536x2048.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Algoritma2-kopya-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><p id="caption-attachment-3689" class="wp-caption-text"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p></div>
<p>Bu durum, bilginin herkes tarafından erişilebilir olmasını sağlarken, aynı zamanda bilimin güvenilirliğini zayıflatabiliyor. Wikipedia’da yer alan içerikler insanların aklına şu soruları getiriyor: “Bu bilgi ne kadar doğru?”, “Kim yazdı, kim kontrol etti?” Katılımcı bir yapıyı temsil eden bu platform, özellikle bilimsel içeriklerde hata ve yanlış bilginin dolaşıma girme riskini yükseltiyor. Dolayısıyla, burada yer alan bilgilerin doğruluğunu kontrol ederek paylaşmak, kamuoyunu güvenilir bilgiye yönlendirmek açısından büyük önem taşıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Son dönemde yapay zekâ, yalnızca teknolojik bir yenilik değil, bilgi üretimi ve yayılımı açısından da yepyeni bir dönemin kapısını araladı. Fakat bu yeni dönem doğruluk ve denetim konusunda önemli sorunları da beraberinde getiriyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Örneğin 2023’te yapılan bir araştırmada, yapay zekâ destekli 49 haber sitesinin sağlık, siyaset ve afet konularında yanlış bilgi paylaştığı ortaya çıkmıştı. Bu içerikler, arama motorlarında üst sıralarda yer bularak geniş kitlelere ulaştı ve böylece yanlış bilgilerin yayılmasına neden oldu. Benzer şekilde prestijli bir yayın kuruluşu, finans haberlerini yapay zekâya yazdırdığı gerekçesiyle gündeme gelmişti. Bu haberlerde yapay zekânın ciddi hatalar yaptığı ortaya çıktı. Bu örnekler, yapay zekânın içerik üretiminde denetimsiz kullanıldığında ne kadar riskli olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Sosyal medya algoritmalarının etkileşim odaklı çalışması, bilimsel bilginin görünürlüğünü azaltırken yanlış bilgilerin yayılmasına olanak tanıyor. Nitekim 2018 yılında Science dergisinde yayımlanan araştırmada yanlış bilgilerin sosyal medya platformlarında doğru bilgilere kıyasla çok daha hızlı bir şekilde yayıldığı ortaya çıkmıştı. Yapay zekânın içerik üretim süreçlerinde daha aktif kullanılmasıysa bu sorunu daha karmaşık ve denetimsiz bir hâle getirebiliyor. Bu durum, bilim iletişimine hem stratejik hem de etik anlamda yeni sorumluluklar doğuruyor.</p>
<p>Bu yüzden iletişimciler sadece içerik üretmekle kalmamalı. Üretilen içeriği hedef kitleye uygun, sade, dikkat çekici ve bilimsel doğruluktan sapmadan sunabilmelidir. Çünkü sosyal medya platformlarında içeriklerin görünürlüğü çoğu zaman etkileşimin düzeyine bağlı oluyor. Bu denetimsiz iletişim ortamında bilim iletişimi; güven, şeffaflık ve anlayış geliştirme süreci olarak iletişim dünyamıza katkı sağlayabilir. Yeni medya çağında iletişimciler; infografikler, kısa videolar, hikâyeleştirme ve dijital etkileşim gibi yaratıcı yöntemlerle bilimsel bilgiyi sadeleştirerek anlatabilir. Bunu yaparken hem etik kurallara hem de dijital mecraların algoritmik doğasına dikkat etmelidir. Bilimsel içerikler yalnızca görünür değil, aynı zamanda güvenilir ve erişilebilir de olmalıdır.</p>
<p>Sosyal medya platformları bugün yalnızca kişisel paylaşımların yapıldığı yerler değil; bilgiye ulaşmanın, algıların ve kamuoyunun şekillendiği temel araçlar hâline gelmektedir. Ancak bu araçlar aracılığıyla erişim, sanıldığı kadar tarafsız değildir. Platformların arka planındaki algoritmalar, kullanıcılara hangi içeriğin gösterileceğine karar verirken genelde etkileşim kriterlerini öne çıkarır. Bu da doğruluğu yüksek bilimsel içeriklerin yeterince görünür olmamasına, buna karşılık duygusal ve sansasyonel içeriklerin geniş kitlelere ulaşmasına yol açar.</p>
<p>Bu algoritmalar aslında sadece bir sıralama sistemi değil, aynı zamanda bilgi dolaşımını şekillendiren güçlü bir filtre gibi de çalışır. Kişiye özel içerik akışları, kullanıcıları zamanla benzer görüşlerin yankılandığı “yankı odalarına” sürükler. Yani, insanlar çoğunlukla kendi düşüncelerini destekleyen içeriklerle karşılaşır ve farklı bakış açılarını görme ihtimalleri azalır. Bu durum, tüketicinin düşüncelerinden farklı olabilecek bilimsel bilgiye ulaşma ihtimalini de azaltır. Burada şu soruyu sormak gerekir: Algoritmalar gerçeği mi gösteriyor, yoksa sadece en çok etkileşim alan içerikleri mi? Pandemi ya da doğal afetler gibi kriz anlarında, insanlar bilgiye ulaşmak için ilk olarak sosyal medyaya sarılıyor. Ancak algoritmalar ,etkileşim alan içerikleri öne çıkardığı için toplumsal panik, yanlış yönlendirilme ve bilgi kirliliği tetikleniyor.</p>
<p>Yapay zekâ destekli öneri sistemlerinin yaygınlaşmasıyla bu sorun daha da büyüyor. Google, TikTok, Instagram ve X gibi platformlarda kullanıcı davranışlarını analiz eden algoritmalar, içerik akışını şekillendirirken doğru bilgiyi çoğu zaman geri plana atıyor.</p>
<p>Bu yüzden sosyal medya algoritmalarının nasıl işlediğini anlamak ve bilimsel içeriklerin bu ortamda nasıl daha görünür hâle getirileceğine dair yeni iletişim modelleri geliştirmek yalnızca iletişimcilerin değil; bilim insanlarının, platformların ve eğitim kurumlarının da ortak gayesi olmalıdır. Aksi takdirde dijital ortamda habere ulaşmak kolay görünse de doğru bilgiye ulaşmak her geçen gün daha zor olacaktır. Bilim insanları, gazeteciler, dijital içerik üreticileri ve iletişimciler ortak bir etik anlayışla hareket ederek algoritmaların nasıl çalıştığını kavramalı ve bilimsel içeriğin görünürlüğünü artırmalıdır. Aksi hâlde yalnızca yanlış bilgi yayılmakla kalmaz; toplumun bilime ve bilimsel düşünceye olan güveni de sarsılır. Bu yüzden bilim iletişimi, dijital çağın en önemli kamusal sorumluluk alanlarından biri hâline gelmiştir.</p>
<p><b><i>Yararlanılan Kaynaklar:</i></b></p>
<p><i>The science of fake news</i>. Science, 1094–1096.</p>
<p><i>A systematic review of scholarly research on the content of Wikipedia</i>. Journal of the Association for Information Science and Technology, 219–245.</p>
<p><i>Defining “fake news”: A typology of scholarly definitions</i>. Digital Journalism, 137–153.</p>
<p><i>The spread of true and false news online</i>. Science,<span class="Apple-converted-space">  </span>1146–1151.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilginin-algoritmik-olumu/">Bilginin Algoritmik Ölümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilginin-algoritmik-olumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimin Toplumda Yankısı:&#8221;Kamusal Algı&#8221;</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:41:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[A. Logan]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirel düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[geri bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal algı]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal katılım]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun bilim algısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3628</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Ali Gülbetekin İllüstrasyon: Beyza Büyük   Bilim İletişimi Nedir? Bilim iletişimi en genel tanımıyla bilimsel bilginin, araştırmaların, keşiflerin ve bilimsel süreçlerin bu konular hakkında uzmanlığı olmayan topluluklara aktarılması sürecini ifade eder. Bu aktarım süreci ise bilim insanları ile toplum arasında köprü kurması açısından bir hayli önem taşır. Bilim iletişimi alanı akademik çerçevesiyle bilimin toplumsal değerler  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/">Bilimin Toplumda Yankısı:&#8221;Kamusal Algı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Ali Gülbetekin</span></em></span></span></strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3682 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-scaled.jpg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-1152x1536.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-1200x1600.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-1536x2048.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/beyzabir-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Beyza Büyük</p>
<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;"> </span></em></span></span></h1>
<p><b>Bilim İletişimi Nedir?</b></p>
<p>Bilim iletişimi en genel tanımıyla bilimsel bilginin, araştırmaların, keşiflerin ve bilimsel süreçlerin bu konular hakkında uzmanlığı olmayan topluluklara aktarılması sürecini ifade eder. Bu aktarım süreci ise bilim insanları ile toplum arasında köprü kurması açısından bir hayli önem taşır. Bilim iletişimi alanı akademik çerçevesiyle bilimin toplumsal değerler ile ilişkisini, hangi kültürel ve politik bağlamlarda şekillendiğini ve kamuoyu tarafından nasıl anlamlandırıldığını da sorgulamayı amaçlar. Bu niteliğiyle değerlendirildiğinde toplumun bilimsel konulara yönelik farkındalığını ve bilgisini artırmayı ve dezenformasyonu ortadan kaldırmayı hedeflediği de söylenebilir. Elbette bu durum bilim temelli karar alma süreçlerini güçlendirmeyi, bilimin meşruiyetini pekiştirmeyi ve bilimsel bilgiyi demokratikleştirmeyi de hedefler. Peki neden bugün bilim iletişimi alanı gittikçe popüler hale geliyor?</p>
<p>Bilim iletişimi günümüz medya ekosisteminde farklı iletişim araçları ve mecraları yoluyla yürütülebilir durumdadır. Klasik kitle iletişim araçları olan gazete, dergi, televizyon ve bu araçlarda yer alan televizyon programları ve belgesellerin yanı sıra; bilim müzeleri, sergiler, söyleşiler, sosyal medya platformları, bloglar ve podcast yayınları da bilim iletişiminin araçlarıdır. Ayrıca vatandaş bilimi projeleri gibi kamuoyunun doğrudan katkı sunduğu katılımcı modeller de bilim iletişiminin kapsamını genişletmektedir.</p>
<p>Günümüzde bilim iletişimi yalnızca bilimi anlatmak değil; toplumla diyalog kurmak, toplumun sorularını dinlemek, birlikte düşünmek ve gerektiğinde bilgi üretim sürecine kamuoyunu dahil etmeyi de kapsar. Bilimsel anlatının etik boyutlarını, kültürel çeşitliliği, toplumsal cinsiyet yaklaşımını, güç ilişkilerini ve dijital dönüşümü de hesaba katması, bilim iletişimini daha kapsayıcı ve adil hâle getirir. Böylece bilim iletişimi yalnızca bir duyuru faaliyetinin ötesine geçerek, ortak akıl yürütmenin ve demokratik tartışmanın temel unsurlarından biri haline gelir.</p>
<p>Çünkü bilimsel bilgiyi anlamlandırmak için ilgili konunun terminolojisine hâkim olmak gerekir. Bu noktada bilim iletişimi faaliyetleri devreye girer. Bilim iletişimi, yetkinlik gerektiren belirli uzmanlık alanlarında yayımlanmış çalışmaları gündelik yaşamın bir parçasına dönüştürebilir. Bu durum toplumun bilimsel bilgiyi tartışabildiği ortamları oluşturur. Hem bilginin niteliği hem de hedef kitlenin özellikleri farklılaştıkça, aktarılan içeriklerin şekli, dili ve ortam farklılaşır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu noktada hikâye devreye girer. Hikâyeler ve anlatının sadeleşmesi toplum nezdinde bilimsel bilgiyi daha anlaşılabilir kılar. Bu sayede oluşan bu ortamlar bilimsel bilginin demokratikleşmesini sağlarken toplumda da karşılık bulmasını amaçlar. Bu durum bilimsel bilginin üretilmesine bir temel oluşturur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ancak Bilim iletişimi, tek bir biçim ya da tek bir yöntemle yürütülebilecek kadar basit bir süreç değildir. Bu sebeple bilimi hikâyeleştirmek, anlatıyı değerli kılmaya çalışmak, etkin anlatı yöntemleri kullanmayı gerektirir. Toplum içindeki farklı grupların bilimle kurduğu ilişki, bilimden beklentileri, bilime dair kaygıları ve deneyimleri farklılık gösterebilir. Buna karşılık tek tip bir iletişim yöntemi bu çeşitliliği karşılayamaz. Ayrıca bilimin kendisi de değişen koşullara göre yeni sorumluluklar üstlenir. Örneğin çevre krizleri, salgınlar veya etik tartışmalar gibi alanlarda klasik ve tek yönlü anlatıların yetersiz kaldığı görülür.</p>
<p>Kısacası hikâyeler ve anlatı teknikleri, bilimin kamuoyuyla paylaşılmasında daha esnek, daha duyarlı ve daha etkili yollar geliştirebilmeyi sağlar. Toplumun katılımını, güvenini ve ilgisini güçlendirmek, yalnızca bilgi aktarmakla değil; bu bilgiyi nasıl sunacağımızı, nasıl demokratikleştireceğimizi ve nasıl dönüştürebileceğimizi planlamakla mümkündür.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3685 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1706" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-1024x682.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-1536x1024.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Rgb-kaydetti-degistirirsin-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b>Bilginin Eksikliği ve Geri Bildirim</b></p>
<p>Gazeteci Robert A. Logan’a göre; özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilim, tüm dünyada büyük bir hızla ilerledi. Atom çekirdeğinin parçalanması, antibiyotiklerin keşfi, uzay araştırmalarının başlaması gibi devrim niteliğindeki gelişmeler, bilim insanları arasında heyecan yarattı. Ancak bu ilerlemeler kamuoyunda aynı oranda etki uyandıramadı. Robert A. Logan bu durumu bilim insanlarının kamuoyuna doğru bir şekilde anlatamamasına dayandırdı. Bu nedenle bilim insanlarının sahip olduğu bilgilerin, halka daha anlaşılır ve açık biçimde aktarılması gerektiği düşüncesine vardı. BBC’nin Horizon belgeselleri üzerinden Logan’ın önerisi tartışmaya açılabilir. Çünkü bu belgesellerde bilimsel bilgi anlaşılır bir biçimde aktarılır. Ancak bu yaklaşımın da kamuoyunda ne kadar karşılığı olduğu şüphelidir. Çünkü bu tür belgeseller bilgi aktarımı bakımından faydalı olarak düşünülse de kamuoyu ile ilişki tek yönlü olur. Örneğin İngiltere’de nükleer serpinti sonrasında yapılan bir araştırmada çiftçilerin hayvanlarına dair gözlemleri, bilim insanlarının öngörülerinden daha doğru çıkmıştı. Bu durum bilim insanlarının da yanılabileceğini, halkın deneyimlerinin ise küçümsenmemesi gerektiğini ve onların deneyimlerinin dikkate alınması gerektiğini ortaya koydu.</p>
<p><b>Anlatıyı İkna ile Temellendirmek</b></p>
<p>Gazeteci Robert A. Logan’a göre Soğuk Savaş’ın ardından ortaya çıkan ekolojik, sosyolojik problemler ve getirdiği krizler bilime duyulan güveni ciddi bir biçimde sarstı. CFC gazlarının ozon tabakasına verdiği zarar, küresel ısınma, salgınlar gibi olaylar halkın bilimsel otoritelere yönelik şüpheciliğini artırdı. Bu dönemde tek yönlü bilgi aktarımının yeterli olmayacağı artık gün yüzüne çıktı. Robert A. Logan, bunun yerine ikna temelli anlatı tekniklerinin gerekliliğinden bahsetti. Robert A. Logan, bilim iletişimini sadece bilgi aktarımı ile değil, aynı zamanda ikna süreci olarak tanımladı.<span class="Apple-converted-space">  </span>26 Nisan 1986’da Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santrali patladı. Radyoaktif bulutlar Karadeniz bölgesine kadar ulaştı. Avrupa ülkeleri sebze-meyve tüketimi konusunda uyarılar yaparken, Türkiye’de dönemin yetkilileri, radyasyon tehlikesini küçümsedi. Dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral, televizyonda çay içerek “Bakın hiçbir şey yok” mesajı verdi. Hiçbir bilimsel veri paylaşılmadan yapılan bu “ikna çabası” halkta bilimsel otoritelere karşı kalıcı bir güvensizlik oluşturdu.</p>
<p>Türkiye’de de pandemi sırasında aşı ve maske kullanımı, yalnızca bireysel koruma aracı değil, aynı zamanda vatani bir görev olarak sunuldu. Ancak iletişimin ikna temelli yapısı, kimi zaman bilim iletişiminin şeffaflığını zedelediği ve pazarlama teknikleriyle iç içe geçtiği gerekçesiyle eleştirildi. Tüm bu örnekler bilim iletişiminin bilime karşı olan toplumsal kabül ile ilişkisini göstermektedir. Bilim iletişimi için kullanılan araçların etik açıdan ve yöntemin niteliği bakımından gözden geçirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><b>Kamusal Katılım</b></p>
<p>2000’li yıllara gelindiğinde bilim iletişimi, halkla çok daha etkileşimli bir zemine kaymaya başladı. Alan Irwin &amp; Brian Wynne tarafından kaleme alınan<i> Misunderstanding Science? </i>eserinde, kamusal katılımı sağlamaya çalışmanın bir gereklilik olduğu; halk ve bilim insanları arasında çift yönlü bir iletişim ortamı kurulmasının gerekliliği savunulur. Burada kilit kavram kamusal katılımdır. Bilim, artık yalnızca anlatılan bir olgu değil, tartışılan, sorular sorulan, ortaklaşa anlam inşa edilen bir süreç halini almıştır. Birleşik Krallık’ta düzenlenen <i>GM Nation?</i> adlı bilimsel etkinlik, bu yaklaşımın etkili bir örneğidir. GDO’larla ilgili kararlar alınmadan önce binlerce yurttaşın görüşü toplanmış, sadece veriler değil kamuoyunun kaygıları ve önerileri de dikkate alınmıştır. Türkiye’deki bilim şenlikleri, bilim kafeleri, TÜBİTAK Bilim Söyleşileri de kamusal katılımın yerel yansımalarını oluşturur. Böylece bilimsel bilginin meşruiyeti, halkın gözünde güç kazanırken, toplumsal güven de pekiştirilmektedir.</p>
<p><b>Katılımcılarla Anlamlandırmak</b></p>
<p>Birçok akademisyenin ortak çalışmalarıyla, JCOM’da yayımlanan <i>Participatory Science Communication for Transformation</i> (Dönüşüm için Katılımlı Bilim İletişimi )makalesine göre bilim iletişimi, yalnızca bilgi sunmakla sınırlı kalmamalı; aynı zamanda bilim üretiminin bir parçası haline gelmelidir. Katılımlı bilim modeli de, tam olarak bu anlayışla anlam kazanır. Bu modelde, kamuoyunun aktif katılımı ve katkısı önemlidir. Bilimin sınırlarını tanıyan ve farklı bilgi türlerine açık bir tutum sergileyen bu yaklaşımdan hareketle yürütülen Galaxy Zoo projesinde, binlerce gönüllü galaksileri sınıflandırarak bilimsel veri üretimine katkıda bulunmuştur. Buna bir başka örnek olarak Michigan’ın Flint kentinde su krizi verilebilir. Halk, resmî açıklamalara rağmen kendi musluk sularını analiz ederek kurşun kirliliğini ortaya çıkarmış, bu sayede bilimsel bilginin savunma amaçlı kullanılabileceğini göstermiştir. Türkiye’de kadınların ekolojik uygulamalara katıldığı projeler de bu katılımcı anlayışın yerel bir örneğidir. Son olarak toplumumuzu derinden yaralayan Güneydoğu Depremleri sırasında kamuoyunun açık platformlar aracılığıyla harita bilimcilerine konum verisi konusunda destek olmaları da güncel örnek olarak verilebilir.</p>
<div id="attachment_3686" style="width: 1717px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3686" class="wp-image-3686 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-scaled.jpg" alt="" width="1707" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-200x300.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-400x600.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-600x900.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-683x1024.jpg 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-768x1152.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-800x1200.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-1024x1536.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-1200x1799.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-1366x2048.jpg 1366w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bk-scaled.jpg 1707w" sizes="(max-width: 1707px) 100vw, 1707px" /><p id="caption-attachment-3686" class="wp-caption-text"><strong><span style="font-size: 12pt;"><em>Kolaj: Ege Pelin</em></span></strong></p></div>
<p><b>Bilimin Toplumsal Dönüşümü</b></p>
<p>Sosyal Antropolojist Melissa Leach ve Ian Scoones’in ortak çalışması olan <i>Mobilising citizens: social movements and the politics of knowledge (Vatandaşı Seferber Etmek: Toplumsal Hareketler &amp; Bilgi Politikaları)</i><b> </b>eserinde bilim iletişiminin yalnızca bilgi akışını düzenleyen bir kanal değil, aynı zamanda etik ve epistemolojik bir sorgulama süreci olarak düşünülmesi gerektiği söylenmiştir. Bunun için bilimin toplumsal dönüşümü destekleyen bir mekanizma olması gerektiğini savunur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Örneğin Güney Afrika’daki “Sıtmayla Mücadele” projelerinde, hastalık yalnızca biyolojik bir mesele olarak değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir sorun olarak ele alınmıştır. Yerel şifacılarla iş birliği yapılması, hastaların tedaviye katılımını güçlendirmiştir. Bu gibi durumlarda teknolojik araçların hemen kullanılması değil, sosyal bağlamı dikkate alarak yavaşlatılmış bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğinden bahsedilir. Böylece aceleci inovasyonun doğurabileceği eşitsizlikler ve yabancılaşma riski en aza indirilir. Tarım teknolojilerinin, yerel üreticilerin deneyimleriyle bütünleştirilmesi buna iyi bir örnektir. Bugüne dek tanıtılan bilim iletişimi modelleri, çoğu zaman Batı-merkezli bir bakış açısıyla geliştirilmiştir. Bu durum, yerel bilgi sistemlerini ikincil gören, hatta yok sayan bir anlayışa dönüşebilmektedir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Özellikle sömürge geçmişine sahip ülkelerde, halkın bilgi birikimlerinin küçümsenmesi, bilim iletişimine olan güveni de zayıflatır. Bilimin sömürgeci etkilerden arındırılması yani dekolonizasyonu ise farklı kültürlerin, deneyimlerin ve bilgilerin birlikte çalışabileceği, daha adil ve yerelleşmiş bir bilim iletişimini mümkün kılar.</p>
<p><b>Peki Bugün?</b></p>
<p>Dijitalleşmenin yükselişi, bilim iletişimini köklü biçimde değiştirmiştir. TikTok, YouTube, Instagram gibi platformlar bilimsel bilginin yayılmasını hızlandırırken, aynı zamanda yanlış veya çarpıtılmış bilgilerin de büyük kitlelere ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Bu ortamda algoritmaların tık temelli çalışması, güvenilir bilimsel içeriğin görünürlüğünü azaltabilir.Bu nedenle bilim iletişimi, dijital okuryazarlık becerilerini geliştirmekle birlikte, platformların algoritmik dinamiklerini de dikkate almak zorundadır. Uzun süre bilim iletişimi yalnızca bilgi aktarımı olarak düşünülmüş, halkın duygusal motivasyonları ihmal edilmiştir. Oysa korku, umut, belirsizlik gibi duygular, bilimsel mesajların algılanmasında kritik rol oynar. Örneğin COVID-19 pandemisi sürecinde korku temelli mesajların kısa vadede etkili olduğu, ancak uzun vadede güvensizlik yarattığı görülmüştür. Bilim iletişiminin empati temelli bir anlatı kurması, halkla bağ kurmayı kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Bilim iletişiminin şekillenmesinde ticari kaygılar da önemli rol oynar. Örneğin ilaç firmaları veya teknoloji devleri, kamu yararı gözeten mesajları, kâr odaklı stratejilerle gölgeleyebilir. Bilimin pazarlanması, kamusal güveni sarsabileceği için bu süreçlerin şeffaflığı mutlaka sorgulanmalıdır. Bilim iletişimi yalnızca ne söylendiğiyle değil, kim tarafından ve hangi çıkar çerçevesinde söylendiğiyle de ilgilenmelidir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<div id="attachment_3684" style="width: 2570px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-3684" class="wp-image-3684 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-scaled.png" alt="" width="2560" height="1529" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-200x119.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-300x179.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-400x239.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-600x358.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-768x459.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-800x478.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-1024x612.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-1200x717.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-1536x917.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/herkesicinbilim2-2-kopya-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-3684" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 10pt;">İllüstrasyon: Beyza Büyük</span></p></div>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/">Bilimin Toplumda Yankısı:&#8221;Kamusal Algı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilin-iletisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seda Öğretir &#038; Geleneksel Medyada Zincirleme Bilim</title>
		<link>https://contextdergi.com/seda-ogretir-geleneksel-medyada-zincirleme-bilim/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/seda-ogretir-geleneksel-medyada-zincirleme-bilim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 11:32:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya ve Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[NTV]]></category>
		<category><![CDATA[Zincirleme Reaksiyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3599</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Yaren Şenyurt Ekran önünde olduğu kadar kamera arkasındaki birikimiyle de meslek hayatında önemli bir isim haline gelen, çocuk edebiyatından televizyon programcılığına kadar üretimin her alanında bulunan Seda Öğretir, haberciliğe ve bilim iletişimine dair görüşlerini bizlerle paylaştı. NTV ekranlarında uzun yıllardır ana haber bültenini sunan, aynı zamanda “Zincirleme Reaksiyon” programıyla güncel meseleleri farklı açılardan ele alan Öğretir  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/seda-ogretir-geleneksel-medyada-zincirleme-bilim/">Seda Öğretir &#038; Geleneksel Medyada Zincirleme Bilim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Yaren </span></em></span></span><span style="color: #000000; font-family: georgia, palatino, serif; font-size: medium;"><span style="caret-color: #000000;"><i>Şenyurt</i></span></span></strong></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3609" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir.jpg" alt="" width="2175" height="1178" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-200x108.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-300x162.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-400x217.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-600x325.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-768x416.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-800x433.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-1024x555.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-1200x650.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir-1536x832.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda-ogretir.jpg 2175w" sizes="(max-width: 2175px) 100vw, 2175px" /></p>
<blockquote><p>Ekran önünde olduğu kadar kamera arkasındaki birikimiyle de meslek hayatında önemli bir isim haline gelen, çocuk edebiyatından televizyon programcılığına kadar üretimin her alanında bulunan Seda Öğretir, haberciliğe ve bilim iletişimine dair görüşlerini bizlerle paylaştı. NTV ekranlarında uzun yıllardır ana haber bültenini sunan, aynı zamanda “Zincirleme Reaksiyon” programıyla güncel meseleleri farklı açılardan ele alan Öğretir ile geleneksel habercilikten, topluma bilimsel içerik sunmanın yollarına kadar birçok konudan bahsetti.</p></blockquote>
<p><b><i>Yaren Şenyurt:</i></b> <b>Öncelikle davetimizi kırmayıp geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Okurlarımız elbette sizi ekran yüzü olarak tanıyordur ama ekranın dışında da alanda işler yapıyorsunuz. Bu yüzden sizi biraz daha detaylı tanımak isteriz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b><i>Seda Öğretir:</i></b>  Son 15 yıldır NTV’de, onun öncesinde on yıl kadar başka kanallarda çalışmış bir televizyon habercisiyim. 8-9 yıl kadar önce yazma çizme işinin başka bir boyutunu daha deneyimlemeye başladım. O boyut da çocuk edebiyatı oldu. Şu sıralar hayatımda epey büyük bir yer tutuyor. Şimdiye kadar yedi çocuk kitabım yayımlandı. Bu kitaplar daha çok ilkokul çağındaki çocuklarına yönelikti. Çocuk edebiyatının ve çocuk kitabı yazarlığının olmazsa olmaz dediğim, çok önem verdiğim bir alan olduğunu söyleyebilirim. Yazarlıkla birlikte çocuklar için yaptığım etkinlikler beni oldukça besledi. Özetle bir televizyon habercisi ve çocuk kitabı yazarıyım.</p>
<p><b><i>Y.Ş:</i></b> <b>Mezun olduktan sonra Beyaz Show’da kamera arkası görevlerde çalışmışsınız. Sonrasında Mehmet Ali Birand ile çalışma şansı yakalamışsınız. Kendisi, sizin muhabirlik kariyerine başlamanıza katkı sağlamış. Biraz bu deneyimlerinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b>S.Ö:</b> RTS’den mezun olduktan sonra işe kamera arkasında çalışarak başladım. Yapım birimlerinde, teknik, reji, yapım asistanlığı, stüdyo şefliği gibi birçok alanda çalıştım. Bu dönem çalıştığım kanalın sezonluk işlerinde, nerede ne ihtiyaç varsa orada görev aldığım bir dönemdi.<span class="Apple-converted-space"> </span>O yüzden başlarda belirli bir görev tanımım yoktu. Örneğin bir ara rejide yayına telefon bağlıyordum. Sonradan bu işlerin bana bir dolu şey öğrettiğini fark ettim. O zamanlar işin editöryal kısmı ön planda değildi. Ben hep okumayı seven bir insandım ama televizyonculuğa işin daha çok teknik kısımlarında görev alarak başladım. O dönem çalıştığım programda konuk araştırma işlerine yöneldim. O zamanlarda da internetteki kaynaklar yetersizdi ve biz konuklarımızı araştırırken yakınlarıyla iletişim kurardık. Konuklarımız hakkında uzun telefon görüşmeleriyle ailesinden, eşinden, dostundan bilgiler alırdık. İşimi keyifle yapıyordum. Sonra hasbelkader bir şeyler oldu. Medya sektöründe pek çok kişinin başına gelen bir durumu yaşadım. Kovuldum. Sonrasında işsiz kaldığım bir süreç oldu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bir zaman sonra ayrıldığım kanala kurumsal ilişkiler departmanındaki bir iş ilanı için tekrar görüşmeye gittim. İş aradığınız süreçte kafanız “Bir iletişim fakültesi mezunu ne iş yapabilir?” “Ben televizyoncuyum ama şu anda televizyonculukla ilgili bir iş fırsatı yok, o zaman başka ne yapabilirim?” gibi sorularla meşgul oluyor. Kanalla gerçekleştirdiğim görüşmede “Biz seni arayacağız” cevabını aldım. Aslında aranmayacağımı bildiğim bir görüşmeydi. Görüşme çıkışında eskiden çalıştığım bir yönetmenle karşılaştım. Selamlaştıktan sonra beni çay içmeye davet ederek, odasına götürdü. Odasını görünce şaşırdım. Çünkü onunla çalıştığım süreçte kendine ait bir odası yoktu. Ben ayrıldıktan bir süre sonra kendisi program müdürü olmuştu. Odasının ve koltuğunun zamanında beni işten çıkartan kişiye ait olması da kaderin tatlı bir cilvesiydi sanırım. Hemen tebrik ettim kendisini. Sonrasında neden geldiğimi sordu, ben de kurumsal iletişimle görüşmek için geldiğimi söyledim. O da bana “Yayıncısın sen, kurumsal iletişimde ne işin var?” dedi. Sonrasında bana Mehmet Ali Birand’ın kanala geldiğini, haber merkezini sıfırdan kurduğunu söyledi. “Kalemin kuvvetli, çok da deneyimlisin. Sen de bu ekipte olmak ister misin?” diye sordu. “İstemez miyim? Ama o beni ister mi?” dedim. “Gel gidelim” dedi. Randevusuz, aracısız bir şekilde kendimi Birand’ın kapısında buldum. Oturup uzun bir görüşme yapmadık, her şeyi ayakta konuştuk. Arkadaşım: “Seda’yı değerlendirmek ister misiniz?” diye sordu. Bana kim olduğumu sordu ben de okulumdan bahsettim ve yaptığım işleri saydım. Sadece kamera önünde bulunmadığımı söyledim. İlgili bir şekilde hepsini dinledikten sonra “Yeni bir ekip kuruyorum, eğer gönlün varsa seni de muhabir yapmak isterim. Ama önce bir deneme alıp ne yapabildiğine bir bakalım.” dedi.</p>
<p>Ben de hemen kabul ettim tabii. Sonra bana “Karşıda bir kadın oturuyor. Ona git ve ne derse yap.” dedi. Bahsettiği kişi Ayşenur Arslan’dı. O dönem çok güçlü bir haber merkezi ekibi vardı. Belli bir yaşın üstündekiler çok iyi hatırlayacaktır; Deniz Arman, Ayşenur Arslan, Uygar Eremektar’dan oluştan efsane bir ekipti. Orada habercilik açısından bir komando eğitimi aldığımı söyleyebilirim. Sonrasında her şey güzel ilerledi. Haberciliği ve muhabirliği çok sevdim. Televizyon programcılığı ve haber bambaşka alanlar.Dolayısıyla orada da yeniden bir öğrenme sürecine girmiş oldum. Bu süreçte haber kameramanları bana çok yardımcı oldular. Habercilikle ilgili her şeyi o dönem haber kameramanlarından öğrendim. Çünkü ilk zamanlarda sudan çıkmış balık gibi ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Deneyimli bir kameraman, çok iyi bir muhabir yetiştirebiliyormuş, onu anladım. Sonrasında da habercilik maceram devam etti.Haber sunma kısmına gelince, bir muhabir tabii ki canlı yayın yapar. Mehmet Ali Birand’a bağlanıyordum. Gittiğim haberlerde canlı bağlantı olmasa bile haber anonslarını çekip haber paketinin içine kurguyla yerleştiriyorduk. Dolayısıyla muhabirken de mikrofon ve kamera önü deneyimi edinmiştim. Bu işler hep böyle gelişiyor.</p>
<p>Örneğin, eşim Cem Öğretir’in de ekrana ilk çıkışı anlık gelişmiştir. O gün kendisi haber merkezindeyken haber spikerinin gözüne kan oturduğu ve bültenin sunulması gerektiği için ekrana çıkmış ve haber spikerliği kariyeri böyle başlamıştır.Benim için de durum biraz böyleydi. Mehmet Ali Birand yazları tatil yapıyordu, Deniz Arman onun yerine hafta içi bültenini sunuyordu. Birand, bana da hafta sonu bültenlerini sunmamı teklif etti ve bu vesileyle haber sunmaya başladım. Gerçi ilk haftalardaki halimi görsem, ben bile kendimi bir daha ekrana çıkarmazdım. Ama Mehmet Ali Bey yine de öngörülü davranmış “Bir şans daha verelim bu kıza” demiş. O yayınların kayıtları elimde yok. Keşke olsaydı, eğlenirdik. Birand’ı rahmetle ve sevgiyle anıyorum. İyi bir gözü vardı, iyi seçebiliyordu. Sen kendini bilmezken o senden bir şeyler çıkarabileceğini ve seni yoğurabileceğini biliyordu. Yani kimi yetiştirebileceğini çok iyi biliyordu. O da başka bir yetenek. Herhâlde yetiştirmeyi seçtiği son kişilerden biri olduğumu söyleyebilirim. Benim dışımda ekibinden şu anda ekran yüzü olarak NTV’de beraber çalıştığım Ahmet Arpat ve Fatih Portakal vardır. Üçümüz de onun ekibindeki muhabirlerin arasındaydık. Herhâlde son seçtiği haberciler biz olduk.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3607 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini.jpg" alt="" width="1580" height="1577" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-400x399.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-600x599.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-768x767.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-800x798.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-1024x1022.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-1200x1198.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini-1536x1533.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/nomini.jpg 1580w" sizes="(max-width: 1580px) 100vw, 1580px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>Üniversitede genelde öğrenciler bölüm seçerken “Ben spiker olmak, kamera önünde bulunmak istiyorum bu yüzden televizyon haberciliği bölümüne gitmeliyim.” şeklinde düşünebiliyor. Tabii biz de bize danışanlara bunun böyle mümkün olamayacağını belirtiyoruz. O kameranın önüne bir anda geçilmiyor. Yani bunun öncesinde bir süreç ve saha deneyimi var. Bu durum göz ardı edilerek diksiyon eğitimleri, iletişim akademileri gibi yeni alanlar açılıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? </b><b>Bu işin böyle olmadığı nasıl anlatılmalı?</b></p>
<p><b><i>S.Ö:</i></b> Kamera önü, işin görünen kısmı olduğundan genel olarak bu istekleri doğal karşılıyorum. Çok da anlaşılabilir bir talep, çünkü bu onlar için görünen bir iş. Ama bazen de kişi, işin içine girdiği zaman kendini daha iyi ifade edebileceği başka bir alanın da var olduğunu fark edebiliyor. Örneğin, kendini yazarak daha iyi ifade ettiğini fark edebiliyor ve sonrasında “Ben editör olmak istiyorum.” diyebiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ya da yaratıcılığını haber prodüktörü olarak kullanabiliyor. Kişi bunu ancak deneyimleyerek görebiliyor. Belki de bilmediği için aklına diğer seçenekler gelmiyordur. Televizyonu açtığı an tek gördüğü şey ekrandaki yüzler oluyor. Ben kamera arkasında çalışmanın çok avantajını yaşadım. Ekran karşısına çıkıldığında o yollar yürünmediyse veya kısa yoldan varıldıysa uzun soluklu olmayabiliyor. Kamera arkasını deneyimlemek önemli. Bana kalırsa kalıcı olmak için o yolların yürünmesi gerekiyor.</p>
<p>Diksiyon eğitimleri gibi eğitimlerin ise gerekli olduğunu düşünüyorum. Bence ekrandaki kişinin iyi bir Türkçesinin olması lâzım. En azından konuşmasında temel bazı sorunların olmaması ya da bu sorunları aşması gerekiyor. Bazı haberciler bunun çok da önemli olduğunu olmadığını düşünürler. “Diksiyona çok da gerek yok önemli olan haberin kendisi” gibi bir düşünce de hâkim. Bu düşünceye Mehmet Ali Birand da biraz sahipti. Nasıl konuşulduğunu çok önemsemezdi. Onun ekolünden gelen bir grup haberci de böyle davrandı. Bence doğru olmayan bir yöntem. Hem iyi bir haberci olup hem de iyi konuşabilirsiniz. Bana kalırsa zaten olması gereken de budur.<span class="Apple-converted-space"><br />
</span></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Televizyona takım elbiseyle çıkan yüzleri YouTube’da tişörtle görüyoruz. Bazıları için televizyon; iyi saç, görünüm, diksiyon paketiyle oluşturulmuş bir müsamere alanı gibi görülüyor. Sizce televizyon böyle bir illüzyon mu yaratıyor?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Doğru ama bu, bizim YouTube formatını gördükten sonra kurduğumuz bir bakış açısı. YouTube’dan önce zaten bu kalıplar kabul görüyordu. Ben ana akım medyada hâlen çalışan bir insan olarak döpiyesle yaşıyorum. Belki genç arkadaşlarım bilmeyebilir, döpiyes: etek ve ceketten oluşan ikili takımdır. Ben döpiyes ve topuklu ayakkabı giyerek haber sunuyorum. Gündelik saçımla haber sunmuyorum. Görünüm noktasında bazı ilke ve inkılâplarımız var. Duruş, görünüş, saç, makyaj, konuşma, bunların hepsi aslında televizyon sahnesinde bulunması gereken bir paket. Özellikle de haber kısmında. Çünkü önemli bir şey anlatıyoruz insanlara, bu yüzden şık giyinerek izleyicinin karşısında onlara duyduğumuz saygıyı da göstermeliyiz. Fakat bu şıklığı abartmadan, haberin önüne geçmeden oluşturmak gerekir. Çok dar, seksi bir kıyafetle, şampuan reklamındaki gibi havalı saçlarla, hiçbir zaman kamera karşısına çıkmadım. Çünkü biz “hiçbir şey haberin önüne geçemez” düşüncesiyle yetiştik. “Saçınla da makyajınla da kıyafetinle de dikkat çekme. Ceketinde bir pul, düğme, taş olmasın çünkü göz oraya gider. Sen aracısın, aynasın sadece. Özne olma, aktarıcı ol.” gibi bir düşünceyle yayınlara giriyoruz. Fakat şimdi iş öyle çığırından çıktı ki, YouTube’daki tişört ve spor ayakkabı rahatlığıyla televizyon ekranlarında haber sunan meslektaşlarım var. İki tarafın da radikalleştiğini söyleyebiliriz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3614" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg.webp" alt="" width="1344" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-200x286.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-210x300.webp 210w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-400x571.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-600x857.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-717x1024.webp 717w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-768x1097.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-800x1143.webp 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-1075x1536.webp 1075w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg-1200x1714.webp 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/title_7x10.jpg.webp 1344w" sizes="(max-width: 1344px) 100vw, 1344px" /></p>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>“Ekran karşısında düzgün görünmek veya dikkat çekmeyecek kıyafetler giymek&#8230;” gibi kalıplar bir talepten mi doğuyor yoksa bu durum bir televizyon kültürü haline geldiği için mi devam ettiriyorsunuz?</b></p>
<p><b> </b><b><i>S.Ö: </i></b>Yani bu dediklerim haber dünyası için olması gerekenler. Bir eğlence programı için geçerli olmayabilir. Oralarda görsel olarak daha esnek olabiliriz belki ama haberin bazı kuralları var. Bu noktada belki de ben çok muhafazakârımdır. Haber formatında esnek olmayı kabullenemiyorum. İzleyiciden böyle bir talep var mı diye sorarsak, bence yok. İzleyiciler çok da takılmıyorlar çünkü herkes istediği formata istediği şekilde ulaşabiliyor artık. Beni döpiyesle ve büyük bir ciddiyetle izlemek isteyenler izliyor. Farklısını talep edenler de onu açıp izliyor.</p>
<p><b><i>U.Y: </i>Haberin ciddiyetini ve önemini aktarabilmek için bunların olması lazım yani. Konuşma şeklinizle, ciddiyetinizle, haberin önüne geçmeyecek giyiminizle bir kilit nokta oluşturuyorsunuz aslında.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Şu an sadece görünümü konuştuk farkındaysanız, konuşma tarzlarına ve yorumculuğa hiç girmiyorum bile. Çünkü o konuda da epey bir muhafazakârım. İzleyicinin “Benim adıma konuşan, benim sesim olan birini izlemek istiyorum.” şeklinde düşündüğünü söylüyorlar ve ona göre yayın yapıyorlar. Bazı haber spikerleri de haberin başında sonunda çeşitli yorumlar yapıyor. Benim aldığım eğitimde öyle bir format yok.</p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Aslında bunların hepsi sizin deneyimlerle kazandığınız bir bilgi birikim süreci. Artık kendi programını yapan başarılı bir programcısınız. Halâ yayın hayatına devam eden ve yüz bölümü aşan programınız <i>Zincirleme Reaksiyon’a </i>devam ediyorsunuz. Televizyondaki rekabeti düşündüğümüzde bu oldukça büyük bir başarı. Bize biraz programın formatından ve hikâyesinden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b><i>Zincirleme Reaksiyon</i> benim gerçekten kalbimi koyduğum bir program oldu. Az önce de konuştuğumuz gibi, haber ciddi bir iştir. Haber çoğu zaman karanlık, sivri köşeleri olan, sert bir şey. Zaten  Türkiye’de haberlerin çoğunu siyasi haberler oluşturur, geri kalan kısımda da biraz adli vakâ haberleri vardır. Yer bulabildiğin zamanda da günlük hayattan, yaşam öyküleri olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span>Tabii bu öyküler genelde çok rağbet görmüyor. Haberin bu yönü bir müddet sonra insanda bir yıpranmaya sebep oluyor ve ekranda başka bir şeyler yapmak istiyor insan.<span class="Apple-converted-space"> </span>Çok uzun süre ekranda sadece haber bülteni sundum. Bunun dışında yaptığım programlar da haberin konuşulup analiz edildiği programlardı. Dolayısıyla benim de o noktada bir yeniliğe ihtiyacım vardı.  Çocuk kitapları yazma meselemin de kaynağı aslında biraz haberin anlattığım özelliklerinden kaynaklanıyor. İnsan kendine kaçış yolları arıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Nitekim <i>Zincirleme Reaksiyon</i> zaten var olan bir formattı. Benim yolum kesişti. BBO yapım firmasının bir formatıydı. Programda bir ana çatımız kuruyoruz. Her bölümün bir meselesi oluyor, o meseleyi bir cümle, bazen iki üç kelimeyle tanımlıyoruz.  Sonra da ana başlıkla bağlantılı ama farklı noktaları işaret eden altı konu belirliyoruz. Konuları oturup birbirine bağlamaya çalışıyoruz. Bazen beyin fırtınası yaparken konular birbiriyle bağlantılı hâle geliyor. Çeşitli oyunlarla o altı parçayı bir arada tutmaya çalışıyor ve bir zincir haline getiriyoruz. Sonra da adı üstünde, bir reaksiyon oluşturmaya çalışıyoruz.</p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Programımızdaki konulardan bahsettik. Peki bunları nasıl belirliyorsunuz? Konu belirleme süreci nasıl işliyor?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Öncelikle programımız benzerlerinden canlı yayınlanması sebebiyle ayrışıyor. Yayın boyunca en az on konuk ağırlıyoruz. Bazen bir ana konuğumuz oluyor ve benimle beraber programın sonuna kadar gidip gelen diğer konuklara da eşlik ediyor. Bu konuk genelde diğer konuklardan daha tanınmış bir kişi oluyor. Popüler bir karakter olmasına özen gösteriyoruz.  Bazen bir oyuncu, bir şarkıcı veya sporcu olabiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ama genel olarak kamuoyunda daha çok tanınan bir isim oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Bazı bölümlerde ise böyle isimler olmuyor. Bu konuda programımızın formatının biraz esnek olduğunu söyleyebilirim. Peki biz bu altı konuyu nasıl belirliyoruz? Bahsettiğim üzere bir çatı konu belirliyoruz. Bu noktada gündemden kopmuyoruz.</p>
<p>Bu bir haber programı değil ama haberle de iç içe bir program. Örneğin, geçen yıl birçok kez farklı pencerelerden “akran zorbalığı” konusunu işledik. Bu gibi önemli konular haber bültenlerinde bir süre yer alıyor ve kayboluyor. Biz istiyoruz bu mesele üzerine kafa yormak istiyoruz. Konuklarımız bu sorunun çözümüyle ilgili bize bir şeyler anlatsın, sadece haber olarak kalmasın. Bazen de Türkiye’de veya dünyada önemli bir mesele tartışılıyorsa o konuyu da işleyebiliyoruz. Bir dönem tüm dünyada “zayıflama iğnelerinin insan vücudundaki etkileri” üzerine bir gündem oluşmuştu. Biz bu gündemi hekimlerle konuşarak her açıdan ele almaya çalışmıştık.</p>
<p><b><i>U.Y: </i>Konuk koordinasyonu sürecini nasıl yönetiyorsunuz? Televizyonda olmak avantaj sağlıyor mu?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Önce konuları belirliyoruz. Sonra da “Kim bize ne anlatabilir?” sorusunun peşine düşüyoruz. Bu süreçte her yerde olan konukları tercih etmemeye çalışıyoruz. Bu sebeple de bazen riske girebiliyoruz. Çünkü hiçbir yerde konuşmamış bir konuk, canlı yayında size hoş olmayan şeyler yaşatabilir. Bu yüzden iyi bir araştırma yapmak gerekiyor. Bu noktada internetten faydalanıyoruz. Bu insan ne yazmış? Nasıl makaleleri var? Nerelerde çalışmış? Hangi yayınlara katılmış?</p>
<p>Ama en çok baktığımız şey konuğun kendini ifade edebilmesi oluyor. Çünkü programda her bir konuğun 15 dakika süresi var. Bu da zamanı iyi kullanacak konuklar seçmeyi gerektiriyor. Bir televizyon konuğunun zaten belirli özellikleri taşıması gerekiyor ama <i>Zincirleme Reaksiyon’</i>da bunlara ek bazı özelliklere sahip olmak da gerekiyor. Öncelikle konuğun gönüllü olması lazım. Yani biz o konuğu çok isteyebiliriz belki ama her konuk programa katılmak istemeyebilir. Mesela bazı konuklar televizyona çıkmaktan hoşlanmayabiliyor, kamera veya ekran korkusu yaşayabiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bakıyorsunuz amfilerde yıllar boyu, binlerce öğrenciye ders vermiş. Makaleleri, yayınları dolu dolu olan efsane bir hoca ama kamera kaygısından dolayı canlı yayına gelemiyor. Böyle bir kaygısı yoktur diye düşündüğümüz kişiler bile bunu yaşayabiliyor. Bu yüzden hem gönüllü olacak hem de bu tarz sıkıntıları olmayacak bir konuk seçmek gerekiyor.Bazı akademisyenler ise televizyonda olmayı kendilerine yakıştırmıyorlar. “Ben bilim insanıyım, televizyondan daha önemli işlerim var.” az da olsa böyle düşünen hocalarımız da var. Onları da eliyoruz. Dolayısıyla konuk kısmı biraz sıkıntılı, bazen severek davet ettiğimiz konuklarımızı tekrar başka bir konu için de çağırabiliyoruz. Çünkü o hocalarımızın 15 dakikayı iyi kullandıklarını biliyoruz. Bazı hocalar konuşmaya “Dünya, bir toz ve gaz bulutuydu&#8230;” diyerek başlamayı seviyor ama bu tarz bizim formatıımıza hiç uymuyor. O konukların karşısında “manşet ararken kıvranan bir Seda” haline geliyorum. Onları da çok iyi anlıyorum. Çünkü bir bağlam içinde anlatmaya çok alışkınlar. “Senin bunu anlaman için sana önce bağlamı anlatmam lazım. Bak bu nereden geliyor? Hangi şartlar bunu var ediyor? Önce bunu konuşmamız lazım.” diyebiliyorlar. Fakat ne televizyonun ne de bizim programımızın öyle bir imkânı ve alanı yok.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3606 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><b><i>Y.Ş:</i></b> <b>Konuklarınızı genelde daha niş, isimleri duyulmamış hocalardan seçtiğinizi belirttiniz. Genelde televizyon ekranlarına baktığımızda belirli konularda, genelde aynı isimlerin ön plana çıktığını görüyoruz. Sizce bilim programlarında bir tekelleşmeden söz edebilir miyiz?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Sorunuzu dinlerken aklıma pandemi dönemi geldi. O dönemde uzun süren bir OHAL yayıncılığı yapmıştık ve sayısız hekim ekrana çıkmıştı. Bu süreçte bazıları kamuoyunda kendilerine daha fazla güvenilirlik sağladılar. Vatandaşlar bazı hekimler için “onun söylediğine daha çok ikna oldum, onun ağzından duyunca daha çok inandım.” demeye başlamışlardı. Hâl böyle olunca yayıncılar da kendilerinden böyle söz edilen hekimleri ağırlamak istediler. Onların peşinde röportaj ve davet için daha çok koşturdular. Bana kalırsa bu durum alanında iyi bir hocanın topluma sağlamış olduğu inanılırlık ve güvenilirliğine bağlı.</p>
<p>Tekelleşme yerine “hocalarımızın kamuoyundaki karşılığının, yayıncıların onların peşine düşmesiyle oluşması” demek daha doğru olur. Bu noktada da bir yayıncı olarak şunu söyleyebilirim ki oradaki skalayı genişletmemiz gerekiyor. Yapılan biraz kolaycılığa kaçmaktan kaynaklanabiliyor. “Güvenilir bir konuk, toplumda karşılığı da var, kendini iyi ifade ediyor, sorulara net, kısa ve anlaşılır cevaplar veriyor.” O konuk bize kolaylık sağlayabiliyor. <i>Zincirleme Reaksiyon’</i>da bu durumu biraz kırmak adına yeni yüzleri ekranla buluşturmaya çalışıyoruz.</p>
<p><b>Y.Ş:</b> <b>Programınızla toplumu değerlendirip bilimsel bilgi aktarımı yapıyorsunuz. Peki televizyon programlarını geneline baktığımızda içerikleri veya programları yeterli görüyor musunuz? Çünkü izleyici ve televizyon programcıları arasında bir polemik var. İzleyiciler televizyonun içeriği boş, çeşitliliği az programlar sunmasından yakınıyor. Televizyon programcılığı yapanlar ise bunun tam tersi olduğunu, bu durumun bir “arz- talep” şeklinde gerçekleştiğini, izleyicinin talebi bu yönde olduğu için daha çeşitli işler üretilmediğini söylüyorlar. Siz bu duruma nasıl bakıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>S.Ö:</i></b> <i>Zincirleme Reaksiyon</i>’u yapmaya başladıktan sonra fark ettim ki aslında insanlar bu tarz konuları merak ediyorlar. Bu konulara ilgili ciddi bir kitle de var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yıllarca haber sunarken pek çok kişiden gelen soru hep “Ne olacak bu memleketin hâli?” olmuştur. Program başladıktan sonra hiç beklemediğim şekilde hem mesaj yoluyla hem de yüzyüze olmak üzere çok iyi geri dönüşler aldım. Bu da beni çok heyecanlandırdı. Program cuma akşamları saat 21.00’de yayınlanıyor. Genellikle cuma akşamları dinlenilir veya dışarı çıkılır. Zaten televizyon seyretme oranları da düşük. Ana haber bittikten sonra prime time dediğimiz zaman dilimi başlıyor. Kanallar da 20.00 itibariyle drama kuşağı yayınlıyor. Çok büyük bütçeli, reytingleri altüst eden yapımlar bunlar.</p>
<p>Ben aynı saatlerde bir astrofizikçiyle konuşurken diğer kanallarda, türlü türlü dramalar yayınlanıyor. Dolayısıyla karşılaştırdığımız zaman kitleler arasında nicelik olarak büyük bir fark olduğunu söyleyebiliriz. Ama bir kitle de ne yaparsan yap o dizileri değil, <i>Zincirleme Reaksiyon</i> programını izliyor. Ya da YouTube’dan takip ediyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu noktada yayıncılar “vatandaş bunu istiyor.” demek yerine “vatandaşın istediklerini de yapalım ama farklı bir içerik de sunalım.” demeli. Biz sunduk, istediklerini de gördük. O zaman yapabiliriz.</p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>İçeriklerde farklılık arayan insanların günün sonunda YouTube, Netflix gibi dijital platformlara yöneldiklerini görüyoruz. Bir dijital göç durumu var. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? YouTube ile kıyasladığınızda televizyonda ne gibi artı ve eksiler görüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Biz televizyoncular da bu dönüşümün içine girdik. Benim yayınım da YouTube’a yükleniyor. Cuma akşamı televizyonda yayınımı yapıyorum, pazartesi itibariyle sosyal medyamda YouTube linkini paylaşabiliyorum. Haber kanalları da sosyal medya kullanımında kendilerini geliştirdiler. Televizyonda yayınlanan bir haberi, yayınlanacak sosyal mecraya göre dönüştürüyorlar. Sonuçta X platformunda dikkat çeken metin başka, Instagram’daki görsel başka. Yani sorunun özüne gelecek olursam, televizyon bir şekilde dijitalde var olmayı sürdürüyor.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>YouTube “ben işimi televizyonda istediğim gibi yapamazsan YouTube’da yaparım.” gibi bir güven vaat ediyor mu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Takip ettiğim YouTube kanalları var tabii. Şahsen ben “Burada yapamazsam, YouTube’da yaparım nasılsa” diye hiç düşünmedim. Ama neden olmasın? Böyle bir mecranın varlığı güzel. Ekonomik olarak sürdürülebilir mi? Bir YouTube yayıncısı olmadığım için bu sorunun cevabına pek hâkim değilim. Dijital yayıncılıkta teknik sorunların çözümü artık çok basit. Yayın yapmak için bir telefon yeterli. Televizyondaki gibi ışığa, stüdyoya, ses ekipmanlarına, kamera ekipmanlarına gerek duyulmuyor. Baktığınızda YouTube’da her şey çok basit ve izlenme sayıları teknik imkânlarla bağlantılı değil. Dolayısıyla böyle bir mecranın olması her yayıncı için iyi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3601" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1369" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-200x107.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-300x160.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-400x214.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-600x321.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-768x411.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-800x428.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-1024x547.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-1200x642.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-1536x821.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-13-03.53-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Televizyon dünyasının dışına çıktığımızda, sohbetimizin başında da belirttiğiniz gibi yazarlık alanında üretimler veriyorsunuz. Yakın zamanda çıkmış olan bir çocuk kitabınız var. Biraz da bu yazarlık kimliğinizden bahsedebilir misiniz? Nasıl başladı bu hikâye sizin için?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Benim için yazarlık, haberciliğin katı ve sert dünyasından uzaklaşma arzusunun sonucuydu.  Çünkü çocuklar meraklılar, heyecanlılar, heves duyuyorlar ve bütün bu duyguları çok yüksekte yaşıyorlar. Biz büyüdükçe ne yazık ki bazı heveslerimizi, heyecanlarımızı hayret edişlerimizi geride bırakıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Böyle olunca hayat daha renksiz bir yer haline geliyor.  Ben de kendimde bu duyguları yeniden canlandırmak adına çocuklar için yazmaya başladım. Yazma işinin en güzel yanı çocuklarla temas kurmak. Onlardan çok besleniyorum. Yeni kitap ve hikâye fikirlerimi hep çocuklarla yaptığım söyleşilerden alıyorum. Hayat enerjimi de onlardan alıyorum. Yazmak hep sevdiğim bir şeydi. Ömrüm boyunca hep bir şeyler yazdım, kimseyle paylaşmadığım yazılarım var ama çocuklar için yazmak başka bir şeymiş. Bunu 7-8 yıldır deneyimliyorum, çok da memnunum.</p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Kitaplarınızda genelde iklim krizi gibi konuları ele alıyorsunuz.  İmza günleri ve söyleşilerde çocuklarla bir araya geliyorsunuz. Onların kitaplarınıza geri bildirimleri, yeni neslin bilime karşı ilgisi ve tutumu nasıl sizce?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Bir defa  soru soruyorlar ve meraklılar, bu çok güzel bir şey.  Ne yazık ki zamanla eğitim sisteminin içinde köreliyorlar. İlerleyen dönemlerde merak duyguları azalıyor. Ne yazık ki daha az konuşan, içine kapanık, kendini ifade etmekten çekinen gençlere ve yetişkinlere dönüşüyorlar. Bunu çok net gözleyebiliyorum. İlkokul çocuklarıyla etkinliğe gittiğimde büyük bir heyecan ve neşeli bir kaosla karşılaşıyorum. Herkes bir şeyler söylemek, konuşmak, fikrini anlatmak istiyor. Beni çok acımasızca ve çok doğru şekilde eleştiriyorlar. Nasıl eleştirmesi gerekiyorsa, doğru bildiğini söyleyerek eleştiriyorlar. Dolayısıyla maskesiz, sansürsüz, gürül gürül çağlayan gibi bir ortam mevcut. İki sene öncesine kadar bir üniversitenin iletişim fakültesinde ders veriyordum. Sınıfta derin bir sessizlik hâkimdi.</p>
<p>Göz teması kurmak istemeyen, “Aman hoca bana bir şey demesin.” diye başka şeylerle ilgileniyormuş gibi yapan öğrencilerle karşılaştım. Peki o arada bu çocuklara ne oldu? Yani parmaklarının havalarda uçuştuğu o meraklı çocukları kaybetmişiz. Ortaokul &#8211; lise döneminde bir şeyler olmuş olmalı. Bir üniversite öğrencisi, üstelik iletişim fakültesi öğrencisi, hocasıyla konuşmaya çekiniyor. O aradaki süreçte bir şeyler kayboluyor, bu benim için çok üzücü. Etkinliklerde çocuklarla bu etkileşimi yakalayabildiğim için çok mutluyum. <i>Sünger Şehir</i> adlı bir kitap yazdım. Kitabın adı Çinlilerin sel olmasın diye geliştirmiş olduğu bir şehircilik kavramından geliyor. Hatta ilk sünger şehir Wuhan’da hayata geçiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bazı parkların altlarına yaptıkları geçirgen bir betondan söz ediyorlar. Bir bölgede çok yağış oluyorsa binalarla yağmur hasadı yaparak, bütün çatıları teras bahçe dönüştürerek seli engelliyorlar. Bir yandan da sudan tasarruf etmiş oluyorlar. Bu projeyi haber olarak gördüğümde çok heyecanlandım. O dönemde Kastamonu’da korkunç bir sel felaketi olmuştu. Can kayıpları, helikopterle kurtarılan insanlar, hayvanlar&#8230;<span class="Apple-converted-space">  </span>İstanbul için çok geç olsa da “Neden başka yerlerde olmasın?” diyerek bu kavramın peşine düştüm. Sonra çocuklar için “Sünger Şehir” kavramını ele alan bir kitap yazdım. Kitabın etkinliklerine o kadar güzel önerilerle geldiler ki çocuklar&#8230; Yağmur hasadı yapılan evlerin maketlerini yapanlar bile vardı. Nefisti. “Elektrikten nasıl tasarruf edebiliriz”, “Güneş panellerini nasıl kullanabiliriz?” gibi sorulara cevap arıyorlardı.</p>
<p><b><i>U.Y: </i>Çocukların ufkunu açan, hedef kitlesi farklı olan bir bilim iletişimi etkinliği örneği olmuş. </b><b>Bu bahsettiğiniz etkinlik tam olarak nerede, nasıl gerçekleşti?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Şöyle ki, “sünger şehir”, iklim krizi kavramının içinde tartışılan bir konu. İklim krizi müfredatta mevcut ve çocuklar artık bunu öğreniyorlar. Fakat konu ders içinde düz ve monoton bir anlatıyla aktarıldığından konuya sadece “ders” olarak bakıyor. Aynı çocuk <i>Sünger Şehir</i> kitabını okuduğunda iklim kriziyle ilgili olan birçok bilgiyi fark etmeden kurgunun içinde öğrenmiş oluyor. Çünkü kurgu içinde çocuk karakterler var, bir macera yaşıyorlar ve bu yolla iklim kriziyle ilgili fikir sahibi oluyorlar. Dolayısıyla bazı okullar da kitabı yardımcı kaynak olarak düşünüp derslerinde okutabiliyorlar. Kitaplarımı okuyan okullar yayınevini arayıp<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>“Yazarınızı davet etmek istiyoruz, okulumuzda bir etkinlik düzenleyebilir miyiz?” diye soruyorlar. Bana “Şu okul sizin şu kitabınızı okumuş. Gitmek ister misiniz?” diye sorulduğunda koşa koşa gidiyorum. Sonra o manzarayla karşılaşıyorum. Kitabı okumuş üzerine kafa yormuşlar, öğretmenleriyle çalışmışlar, projeler geliştirmişler. Sonra bana anlatıyolar, böyle olunca da benden mutlusu olmuyor tabii.</p>
<p><b><i><img decoding="async" class="size-full wp-image-3604 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA.jpg" alt="" width="1476" height="1475" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-768x767.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-800x799.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA-1200x1199.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/MAMMA.jpg 1476w" sizes="(max-width: 1476px) 100vw, 1476px" /><br />
U.Y: </i>“Ortaokul &#8211; lise döneminde neler oluyor?” Sorusu gerçekten çok önemli. Derslerde etkileşim yaratabilmek için kılı kırk yardığımız bir dönemdeyiz. Zamanla ilginin daha da azaldığını fark ediyorum. Sizce ne oluyor bu bahsettiğimiz kısımda? Neler kayboluyor? Var mı bir fikriniz?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Eğitim sistemimizde bir sıkıntı var. Bununla birlikte akran zorbalığı da çok etkiliyor. Bu birbirlerine karşı yaptıkları bir şey olduğu için çocuklar bir müddet sonra kendini ifade etme ya da ön plana çıkmayla ilgili korkular ve kaygılar geliştiriyor diye tahmin ediyorum. Konuşma şekilleriyle, şiveleriyle, bir şeyi yanlış ifade etmeleriyle dalga geçiliyor. Bu gibi yaşanmışlıklar birikince de çocuklar birbirlerini olumsuz etkiliyorlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bana kalırsa bu sorunun küçük  bir parçası.  Çünkü çocuğu konuşmaya teşvik edecek bir eğitim sistemine sahip değiliz. Bu durumu düzeltmek adına bir bakış açısı geliştiren eğitmenlerimiz, öğretmenlerimiz çok az sayıda. Ne yazık ki eğitimcilerin yöntemleri çoğunlukla kalabalık sınıflarda sessizliği sağlamak üzerine. Onları da anlıyorum, başka çareleri yok. Sonra iş “Hadi bakalım, çiçek olun” demeye geliyor.  Çiçek olmasını beklediğin çocuklar, üniversiteye geldiklerinde bir fikir beyan edemiyorlar.  Bunlar dışında bence, eğitim sisteminin içinde de kendini ifade etmeye yönelik akademik nitelikte bir ders yok.</p>
<p>Bir dönem eğitim fakültesi öğretmenleriyle “diksiyon eğitimi” gerçekleştirmiştim. Öğretmenler sunum yapmayı kendi kendilerine öğrendiklerini ifade ettiler. İlkokuldan liseye kadar öğrencilere sunum yapma ve kendilerini ifade etme üzerine dersler veriliyor mu, merak ediyorum. Sunumda işin içine eleştirilme kaygısı dâhil oluyor. Bu da bir süre sonra gençlerde bir kırılmaya ve kapanmaya sebep oluyor. Böylece bu çocukları kaybediyoruz. Yetişkin olduklarında da kendini ifade etme, diksiyon gibi eğitimlerin kapısını çalıyorlar. Halbuki ilkokulda çocuklar gürül gürül akan bir çağlayan gibi. Bu hâle gelmeleri çok acıklı.</p>
<p><b><i>U.Y: </i>Maalesef öğrenciler, yapay zekâ gibi dijital teknolojilere artık yazma gibi temel işlevlerini de devretmeye başladı. Sizce yazmayla olan ilişkileri de bu duruma bir etken midir? Yazmıyorlar çünkü.</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Yazmıyorlar da okumuyorlar da, bunlar da birbirini besleyen eylemler. Yapay zekâyla beraber bu durum; “yazmıyorlar, okumuyorlar, düşünmüyorlar” gibi kompleks bir hâle geldi. Bazı fütüristler de insanların “yapay zekâ benim yerime düşünür” diyerek bu pratiklerini de kaybedeceğini düşünüyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3608 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Seda-ogretir-sunger-sehir-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyon: Şirvan Kopçuk</em></p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Peki siz ileride çocuklara veya gençlere yönelik bir program yapmayı düşünüyor musunuz? Zincirleme Reaksiyon gibi&#8230;</b></p>
<p><b><i>S.Ö:</i></b> Çocuklar için yazmanın keyfini ve çocuklar üzerindeki etkisini fark ettikten sonra televizyonda da çocuklarla ilgili bir şeyler yapmayı isterim.  Ama <i>Zincirleme Reaksiyon</i>’da yaptığım işten çok memnunum. Tüm hazırlık ve yayın sürecinden çok şey öğreniyorum. Çünkü oradaki o altı konu için pazartesiden cumaya kadar çalışmaya, araştırmaya devam ediyorum Programın adı gibi zincirleme şekilde kazıdıkça kazıyorum. Her program benim için çok şey öğrendiğim bir arkeoloji çalışmasına dönüşüyor.  Bu programlarda öğrendiklerimin hepsi bana kâr, bazılarını çocuklar için kullanmak üzere bir kenarda biriktiriyorum. Zaten bizim programın güzel tarafı da o, bana sonrası için ilham oluyor. Yeni bir konuk çağırıyorum, biriyle konuşuyorum ve bana çocuklarla ilgili yazacağım bir kitapla ilgili ilham oluyor, zihnimde bir ışık yakıyor. Bunu izleyiciye de yapıyor olması, çok değerli, çok anlamlı.</p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Her hafta bambaşka konuları, altı farklı bakış açısıyla ve konunun uzmanlarıyla ele alıyorsunuz. Peki siz bir sunucu olarak bu konu ve konuklara nasıl hazırlanıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Her pazartesi bir toplantı yapıyoruz. Genelde bu toplantıda konu iskeletimiz ortaya çıkıyor. Sonra okumaya ve izlemeye başlıyorum. Gerçekten epey bir zaman alıyor. Bu süreçte akşamları NTV’deki Ana Haber Bülteni akışına da devam ediyorum. Hafta içi her gün akşam saat 20.00’deki gündem için hazırlanmam gerekiyor. Neyse ki çok uyuyan bir insan değilim ve sabahları erken kalkıyorum. Kısa bir yürüyüşten sonra hemen program için belirlediğimiz altı konuyu araştırmaya başlıyorum. Önce temel araştırmalar yapıyorum, sonra derine inerek konuklarımın katıldığı programları ve söylemlerini inceliyorum. Aynı şeyleri söylememesi için söylediklerinden farklı bir soru çıkarmaya çalışıyorum. Daha sonrasında perşembe günü bir toplantı daha yapıyoruz ve o toplantıda program içinde neleri konuşabileceğimizden bahsediyoruz. Bir editörüm var, o da benimle birlikte aynı şekilde pazartesiden itibaren çalışıyor. Sonrasında bir toplantı yapıp eteğimizdeki taşları döküyoruz. Elimizde çok fazla konu olduğundan bir filtreleme yapıyoruz. O konuyu 15 dakikaya sığdırmamız gerektiği için bulduklarımızın bazılarını üzülerek elemek durumunda kalıyoruz. Genellikle en çarpıcı ve en dikkat çekici olanları seçip 15 dakikaya onları yerleştirmeye çalışıyoruz. Çoğu zaman yayına girmeden önce “ya yeterince çalıştım mı?” duygusu yükleniyor. Sanki hakkıyla çalışamamışım gibi. Ama sonra diyorum ki “şimdi öğrenme zamanı.” “Onlar anlatacaklar, biz buraya öğrenmeye geliyoruz diyorum.” Hem biz hem de izleyicilerimiz için aynı şey geçerli.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3611 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2.jpg" alt="" width="1852" height="1854" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-600x601.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-768x769.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-800x801.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-1200x1201.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2-1534x1536.jpg 1534w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/seda2.jpg 1852w" sizes="(max-width: 1852px) 100vw, 1852px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>U.Y: </i>15 dakika bir konuyu anlatmak için her zaman yeterli oluyor mu? Bir konuyu keşke daha fazla işleyebilseydik dediğiniz oluyor mu?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Televizyonda izlediğim yayınlara bakınca, bizim kadar hızlı bir akışa sahip olanını daha önce görmedim.  Yani bir konuğun sadece 15 dakika için bir stüdyoya geldiği, sonra gittiği ve sonra yeni konuğun geldiği, 15 dakikada bir konunun değiştiği, toplam bir buçuk saatlik bir yayın yapıyoruz. Televizyonda daha kısası da zaten olamaz, minimumu 15 dakika herhâlde. Bazen üzülerek keşke şu an daha fazla süre olsaydı ve konuğum daha çok konuşabilseydi dediğim zamanlar oluyor. “Ne kadar güzel geldi bu konuk ama on beş dakika yazık değil mi?” dediğim çok zaman oluyor.</p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Peki sizce bir sunucu olarak bilgi aktarımı noktasında rolünüz ne olmalı?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Ben orada sorgucuyum,  soru makinesiyim. “İyi soru sormalıyım ki, konuk doyurucu bir cevap versin.” misyonum bu. Programda bana düşen görev anlatmak veya ders aktarmak değil, bilim insanları gelmişken sorabildiğimiz kadar soru sormak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Program sürecinde aklınızda kalan bölüm, konu ya da bir konuk var mı?</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Aklıma Canan Dağdeviren hocamız geldi. Onun hikâyesi beni çok etkiler. Teyzesi yanılmıyorsam meme kanserinden dolayı hayatını kaybediyor. Canan Hoca da bundan yola çıkarak bir elektronik sütyen icat ediyor. Kadınlar bu sayede erken meme kanseri teşhisi yapılabilecek. Bir bilim insanı ve kendinden yola çıktığı bir hikâyesi var. Bu bizim televizyoncular, haberciler olarak da üstüne atladığımız bir hikâye. Çünkü çok gerçek, herkesin ilgisini çekebilecek türden bir hikâye. O yüzden böyle bilim insanları bulduğumuzda hemen yayınımıza davet ediyoruz, mikrofon uzatıyoruz.</p>
<p><b><i>Y.Ş: </i>Seda hanım bizimle çok değerli bilgiler paylaştınız, geldiğiniz için çok teşekkür ederiz.</b></p>
<p><b><i>S.Ö: </i></b>Ben teşekkür ediyorum, sağ olun.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/seda-ogretir-geleneksel-medyada-zincirleme-bilim/">Seda Öğretir &#038; Geleneksel Medyada Zincirleme Bilim</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/seda-ogretir-geleneksel-medyada-zincirleme-bilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıldızların Çocuğu: Carl Sagan</title>
		<link>https://contextdergi.com/yildizlarin-cocugu-carl-sagan/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/yildizlarin-cocugu-carl-sagan/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 11:05:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Astrofizik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Carl Sagan]]></category>
		<category><![CDATA[Evren]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Yıldızı]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[Soluk Mavi Nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3593</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Zülaysu Altındal İllüstrasyon: Beyza Büyük 9 Kasım 1934’te New York, Brooklyn’ de doğdu. Düşük gelirli bir ailenin tek erkek çocuğuydu. Hayat görüşleri bakımından birbirinin aksi olan ebeveynlerin göz bebeği olarak büyüdü. Annesi ne kadar dogmalara önem veren biriyse babası da tam zıttıydı. Carl rasyonel bir babanın ve dogmalarda kaybolan bir annenin meyvesiydi. Okul hayatı boyunca  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yildizlarin-cocugu-carl-sagan/">Yıldızların Çocuğu: Carl Sagan</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Zülaysu Altındal</span></em></span></span></strong></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3595" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_revize-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p>
<p>9 Kasım 1934’te New York, Brooklyn’ de doğdu. Düşük gelirli bir ailenin tek erkek çocuğuydu. Hayat görüşleri bakımından birbirinin aksi olan ebeveynlerin göz bebeği olarak büyüdü. Annesi ne kadar dogmalara önem veren biriyse babası da tam zıttıydı. Carl rasyonel bir babanın ve dogmalarda kaybolan bir annenin meyvesiydi. Okul hayatı boyunca sınıf arkadaşlarından ayrışan bir öğrenciydi. Zekiydi, meraklıydı, bilginin peşinden koşmak istiyordu. Ancak öğretmenleri ve gördüğü dersler ilgisini çekmiyor, onda heyecan duygusu yaratmıyordu. Okul müdürü ailesini okula davet etmiş, Carl’da olağanüstü bir şeyler olduğunu söylemişti. Müdüre göre Carl’ın daha iyi bir okulda okuması gerekiyordu. Ancak ailesinin ekonomik durumu buna müsade etmiyordu. Carl, okul birinciliğiyle mezun olacağı lisenin kimya laboratuvarının başına geçti. Ailesi öğrenimine destek olabilmek için evlerine küçük bir laboratuvar kurdu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>16 yaşında olduğundan ötürü onu kabul eden okul sayısı pek azdı. Bu yüzden Chicago Üniversitesine gitmek zorunda kaldı. Onur programı, lisans öğrencisi olarak öğrenim hayatına başladı. Eğitim süreci boyunca pek çok kıymetli bilim insanıyla çalıştı. Birden fazla alanda, onur belgeleriyle Fizik bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını Fizik, doktorasını Astronomi ve Astrofizik üzerine yaptı. Mezuniyetinden sonra Stanford ve Berkeley Üniversitelerinde iki sene araştırmacı olarak çalıştı. Sonrasında Harvard Üniversitesinde Yardımcı Doçent pozisyonunda çalıştı. Meslektaşlarıyla kendisi arasındaki farkın ortaya çıktığı okul ise Harvard oldu. Fizikle uğraşanlar, özellikle de yeni bir keşif uğruna bilim üretenler, ürettikleri bilimsel çıktıyı toplumla paylaşmak isterler. Ancak çok azı teorik bilgiyi doğru üslubu yakalayarak halka anlatabilmeyi başarır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Gazetecilerin bitmek tükenmek bilmeyen sorularını yanıtlayan ya da kamera karşısına çıkanlar ise sadece bu fizikçilerden birkaçı olur. İşte Carl Sagan da toplumda böyle karşılık buldu. Harvard’daki altı senelik görev hayatı boyunca akademik çevrede popülerlik kazandı. Ününün, Nobel Ödüllü akademisyenlerin dahi önüne geçmesi, akademide hoş karşılanmadı. Meslektaşlarıyla yaşadığı fikir çatışmaları, Harvard günlerinin sona ermesine sebep oldu.</p>
<p>Bu sebeple Cornell Üniversitesine zorunlu geçiş yaptı. Harvard’da gördüğü tavrın aksine Cornell’de hoşgörüyle karşılandı. Burada önce Doçent, ardından Profesör unvanına layık görüldü. Akademik hayatı boyunca sayısız kez NASA ile iş birliği yaptı. Pioneer, Mariner, Viking, Voyager ve Galileo gibi önemli uzay sondası projelerinde çalıştı. Pek çok bilimsel deneye liderlik etti. Bu deneyler sonucunda anlatmak istediği şeyler atmosferi aşacaktı. Evrende yalnız olmadığımıza inanıyordu. Çocukluğundan aldığı ilhamla Dünya dışı akıllı varlıkların anlayabileceği evrensel bir dil geliştirdi. Bu dili dünya dışı yaşam formlarına ulaştırmak için uzay sondalarına plaklar yerleştirdi. İlk plak Pioneer isimli galaksiler arası bir uzay sondasıyla atmosferden çıktı. Daha gelişmişi ise Voyager sondalarıyla gönderilen “Voyager Altın Plakları” oldu. Plaklar toplamda 116 görüntü, sörf, rüzgâr, gök gürültüsü ve hayvan gibi çeşitli sesleri ve görselleri; insan seslerini, kahkaha ve ayak seslerini, 55 eski ve modern dilde selamlamaları, etnik dansları ve bunların haricinde Güneş Sistemini, gezegenlerini, DNA’yı insan anatomisini, bitki ve böcek anatomileri gibi yaşadığımız dünyayı tanımlayacak bilimsel verileri barındırıyordu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Çok uzun zaman sonra Disney ve Pixar’ın ortak yapımı çocuk bilim kurgu türüne ait animasyon filmi <i>Vol-i</i>’de altın plaklara gönderme yapıldı. 1977’de <i>Cennetin Ejderleri</i> kitabıyla Pulitzer ödülünü kazandı. Kullandığı sade dil ve çalışmalarıyla “en çok satan bilim yazarı” oldu. Bu dönemde büyük bir popülarite kazandı. 1979’da yazdığı <i>Broca’nın Beyni: Bilimin Romantizmine Yansımalar</i> adlı kitabında; evrenin sırlarını keşfetmek istiyorsak, bilimin kötüye kullanılmasının önüne geçmemiz gerektiğini, bunun için bilginlerin görüşlerini herkesin anlayabileceği bir biçimde toplumla paylaşmamız gerektiğini ifade ediyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3594 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693.jpg" alt="" width="1750" height="1076" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-200x123.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-300x184.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-400x246.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-600x369.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-768x472.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-800x492.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-1024x630.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-1200x738.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693-1536x944.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/carlsagan-_uzaysondasi-kopya-e1754564179693.jpg 1750w" sizes="(max-width: 1750px) 100vw, 1750px" /></p>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p>
<p>En başından beri fikirleri konusunda netti. İnsanlar yalnızca gündelik yaşantının bir parçası olmamalı Dünya’yı ve evreni anlamalıydı. Fikirlerinin meyvesiyse 1990 yılına kadar Amerikan Kamu Televizyonu tarihini kasıp kavuran, döneminin en çok izlenen dizilerden biri <i>Kozmos: Kişisel Bir Yolculuk</i> adlı 13 bölümlük ödüllü belgesel dizisiydi. Her bölümünde belirli bir konu ve kişiye odaklanarak evreni ve Dünyamızı inceledi. Sagan, bu projesinde eğitim sistemi nedeniyle bilime olan ilgisini kaybettiğini düşündüğü özel bir izleyici kitlesini hedefliyordu. Sagan’ın düşüncelerini ifade etmekteki yeteneği pek çok insanın evreni anlamasını kolaylaştırdı. Ayrıca eleştirilere rağmen savunduğu fikirlerde ısrarcılığını koruyordu. Belgesel 60 ülkede 500 milyondan fazla kez izlendi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Programın formatı BBC’nin popüler belgesellerine benzese de hem çekim tekniği hem de konu bakımından özgündü. <i>The New York Times</i>’tan dönemin ünlü yazarı David Itzkoff; bu diziyi <i>“Bilim temalı televizyon programcılığı için bir dönüm noktası”</i> olarak tanımladı. Belgesel geçmişteki Amerikan Kamu Televizyonu belgesellerine benzese de çekim tekniği ile ayrışıyordu. İç sahneler ve özel efektleri için video kaset kullanılırken, dış çekimleri için sinema teknikleri kullanıldı.<span class="Apple-converted-space"> </span>Bu video-film formatı İngiliz televizyon içeriklerinde yaygınken, belgesellerde nadir görülen bir teknikti. Belgesel, Sagan’ın tam boyutlu setlerin aksine model olan ortamlarda, yani sahne dekorunun kullanılabildiği ortamlarda, yürümesine izin veren; döneminde çığır açmış özel efekt kullanımıyla öne çıktı.<span class="Apple-converted-space"> </span>Gösterim iki Emmy ve bir Peabody ödülü kazandı. <i>Time</i> dergisi, belgeselden sonra Sagan için bir kapak yayımladı ve kapakta “şovun yaratıcısı, baş yazarı, sunucusu ve anlatıcısı” diyerek ona atıfta bulundu. Belgesel 2009’a kadar Amerikan Kamu Televizyonunun en çok izlenen dizisi oldu. Emsaller yarattı. Yayın hakları birden fazla kez el değiştirdi. Carl’ın ölümünden sonra dahi yoğun talep olduğu görülünce devamı çekildi.</p>
<p>2014 yılında <i>Cosmos: A Spacetime Odyssey adıyla çekilen yeni belgeseli </i>astrofizikçi Neil deGrasse Tyson tarafından sunarken, Steven Soter ve Ann Druyan yazıp yönetmişti. Aynı ekipten başka bir devam dizisi <i>Cosmos: Possible Worlds</i>’ün ilk gösterimi ise 2020’de National Geographic’te yapıldı. Sagan ise devam dizisiyle aynı ismi taşıyan kitabında şu sözlere yer veriyordu: “<i>DNA’mızdaki azot, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.</i>”<span class="Apple-converted-space"> </span>Carl Sagan insanlara ne kadar özel olduklarını anlatmaya çalışırken, insanlığa da evrenin neresinde olduğumuzu göstermek istiyordu. <i>Kozmos</i> ile yalnızca evrenin boyutlarını değil aynı zamanda insan ırkının evrene kıyasla ne denli küçük ve önemsiz olduğunu da vurgulamıştı. Sagan 1994 senesinde yayımladığı <i>Soluk Mavi Nokta</i> kitabında bu durumu şu şekilde açıklamıştı:<span class="Apple-converted-space"> </span>“<i>Üzerinde, şimdiye kadar duyduğunuz herkes&#8230;<span class="Apple-converted-space"> </span></i></p>
<p><i><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3597" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/CarlSagan_Yildiztozu-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></i></p>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p>
<p><i><br />
Tüm sevinçlerimizin ve acılarımızın toplamı, binlerce kendine güvenen din, ideoloji ve ekonomik doktrin, her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet yaratıcısı ve yıkıcısı, her kral ve köylü, aşık her genç çift, her umutlu çocuk, her anne ve baba, her mucit ve kâşif, her ahlâk öğretmeni, her yozlaşmış politikacı, her süper star, her yüce lider, türümüzün tarihindeki her aziz ve günahkar, orada bir toz zerresi üzerinde, bir güneş ışınında asılı olarak yaşadılar&#8230; Tüm o generaller ve imparatorların, şan ve zafer içinde bir noktanın bir kısmının geçici efendileri olabilmek için döktükleri kan nehirlerini düşünün</i>.”<span class="Apple-converted-space"> </span>Voyager 1’in altı milyar kilometre öteden çektiği fotoğraf üzerine bu cümleleri kuran Carl aslında bir fotoğrafın küçücük bir pikseli olduğumuzu vurguluyordu. Peşine düştüğümüz tüm o unvanların, dertlerin, tasaların aslında ne kadar da küçük olduğunu göstermek istemişti.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu pikselde adını pek çok şeye altın harflerle yazdırdı. Meslek hayatında bazı suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Bu suçlamalardan bir tanesi de kendi popülaritesi için başkalarının fikirlerinden yararlandığıydı. Bir bilim iletişimcisi ve açıklayıcısı olarak görevinin kötü yanlarının olduğunu ve mümkün olduğunca kaynak belirtmeye çalıştığını söyleyerek karşılık verdi. Hem hayattayken hem de vefatının ardından eleştiriler almaya devam etti.Kimi eleştirmenler onun çalışmalarını hayali, özensiz ve ukalaca olarak nitelendirdi. Çalışmaları toplumda büyük bir hayranlık uyandırsa da bilim dünyasında muhalifi çoktu. Sagan’ın en sert eleştirmenlerinden olan Harold Urey, Sagan’ın bir bilim insanı için fazla göz önünde bulunduğunu ve bazı bilimsel teorileri gelişigüzel ele aldığını söylüyordu.</p>
<p>Günün sonunda, iyisiyle kötüsüyle bir bilim iletişimcisi olarak Carl Sagan’ın kazandığı popülarite, beraberinde ciddi tepkileri de getirdi. Akademik çevrelerde dışlandı, varlığı rahatsızlık yarattı, sıkça sorgulandı. Ancak tüm bunlara rağmen, en sert eleştirmenleri üzerinde bile inkâr edilemeyecek bir etki bıraktı. Sayısız insana ilham kaynağı oldu. Kendisinden sonra gelen tüm bilim iletişimcileri için bir Kuzey Yıldızı oldu. Onun izleri, tıpkı evrenin sonsuz boşluğunda süzülen yıldız tozları gibi hâlâ bizimle. <i>Kozmos</i> ve <i>Mümkün Dünyalar </i>kitaplarında ifade ettiği gibi, bir yerlerden bizleri izliyor; sesi, ölümünün üzerinden neredeyse otuz yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ yıldızlardan yapıldığımızı fısıldamaya devam ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3596" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-scaled.png" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Carlsagan_uzaylilar-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p style="text-align: right;"><em>İllüstrasyon: Beyza Büyük</em></p>
<h1 style="text-align: center;"></h1>
<p><a href="https://contextdergi.com/yildizlarin-cocugu-carl-sagan/">Yıldızların Çocuğu: Carl Sagan</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/yildizlarin-cocugu-carl-sagan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Okuryazarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Ağcaı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3579</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı, Alper Akkaya</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3591" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg" alt="" width="2167" height="1086" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-600x301.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-768x385.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-800x401.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1024x513.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1200x601.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci-1536x770.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/evrim-agaci.jpg 2167w" sizes="(max-width: 2167px) 100vw, 2167px" /></p>
<blockquote><p>Türkiye’de bilim iletişimi denince akla gelen en güçlü platformlardan biri hiç kuşkusuz Evrim Ağacı. Yıllar önce ODTÜ’de bir öğrenci insiyatifi olarak doğan bu oluşum, bugün milyonlarca kişiye ulaşan, güvenilir ve kapsamlı bir bilim iletişimi mecrasına dönüşmüş durumda. Evrim Ağacı’nın ortaya çıkış serüveninden içerik üretim süreçlerine, bilim iletişiminden sürdürülebilirlik modellerine kadar pek çok konunun yanı sıra, bilimi halk için anlaşılır kılma çabasının Türkiye’deki en güçlü temsilcilerinden biri Çağrı Mert Bakırcı anlatıyor.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nın hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz? Hangi ihtiyaçtan doğdu? Nasıl bir serüveni var?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Çağrı Mert Bakırcı:</i></b> Evrim Ağacı, benim ODTÜ yıllarımda başlayan bir serüven. Ben orta sınıf bir ailede büyüdüm. Aydın ve ilerici bir aileydik. Bu benim için bir avantajdı. Ailem bana ilgimi çeken her türlü kitabı aldı ve sağlam bir okuma kültürü aşıladılar. Sadece çekirdek ailem de değil, uzak akrabalarımın birçoğu da eğitimli ve aydın kişilerdi. Örneğin eniştem bana sürekli TÜBİTAK kitapları alıyordu ve bilimkurgu filmlerine götürüyordu. Böyle bir ortamda yetiştiğim için, 2007’de ODTÜ’ye girdiğimde “evrim” konusu benim için sıradan bir bilimsel olguydu. Hakkında bir tartışma olduğundan pek de haberdar değildim. Bu konunun bilim camiasında cam kadar berrak olmasına rağmen halk arasında çok tartışmalı olduğunu gördüm ve ilk kez evrim-karşıtı kültlerle tanıştım. O noktada bir şeyler yapılması gerektiğine kanaat getirdim. Birkaç topluluk kurma ve yönetme girişimimden sonra ODTÜ Biyoloji Bölümü’ndeki arkadaşlarımla Evrim Ağacı’nı kurduk.</p>
<p>Bu arada ben ODTÜ’de Makina Mühendisliği okuyordum ama gönlümden geçen hep biyoloji olduğu için biyoloji bölümünden de dersler almaya başlamıştım. Önceleri birbirimizi biyoloji sınavlarına hazırladığımız bir öğrenci topluluğu olan Evrim Ağacı, sonrasında Türkiye’nin dört bir yanındaki liselerde ücretsiz eğitimler veren ve sosyal medyada insanların bilime dair sorularına sağlam cevaplar üretebilen bir mecraya dönüştü. Bir bakıma açılan bilim boşluğunu dolduruyorduk.<span class="Apple-converted-space">  </span>Süreç boyunca ben nereye gittiysem Evrim Ağacı da oraya geldi. Doktora için Texas’a gittiğimde, internet sitemizi büyütme fırsatı buldum. Burada eşimle tanıştıktan sonra bir yol ayrımına geldik. Ya ikimiz de doktoralarımız bittiğinde akademide kalacak ve Evrim Ağacı’nı yarı yolda bırakacaktık ya da Evrim Ağacı’nı meslek edinecek ve akademik kariyerden vazgeçecektik. O noktada sekiz yıldır sürdürdüğüm ve Türkiye’ye çok büyük faydalar sağladığını bizzat gördüğüm bir proje olduğu için Evrim Ağacı’nda devam etmede karar kıldık. İkimiz de bu işi büyütmek için çabalamaya başladık.<span class="Apple-converted-space"> </span>Aradan geçen 15 seneden sonra Evrim Ağacı; Türkiye’nin en çok ziyaret edilen, en bilindik, en güvenilir bilim iletişimi platformuna dönüştü. Tabii bu aşırı kısaltılmış bir özet, süreç boyunca sayısız kitap yazdık, etkinlik yaptık, dallarımızı kimsenin ulaşamadığı yerlere ulaştırdık. Değişen dünya şartlarına adapte olarak yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Günümüzde bilimsel araştırmalara ücretsiz bir şekilde ulaşmak zorlaşıyor. Siz bilimsel verileri hangi yöntemlerle topluyorsunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B:</i></b> Bildiğim bütün yolları kullanarak ulaşmaya çalışıyorum. Bazen arkadaşlarımın akademik e-postaları üzerinden erişim sağlamam gerekebiliyor. Birçoğunu Google Scholar’da kendi hesabımdan da okuyabiliyorum. Şu ana kadar hiçbir makaleye para ödemedim, asla ödemem. Böylesi bir akademik sömürü düzenine tek kuruş kaptırılmamalı. Başka yollar var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3585 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Evrim_Agaci_Kirmizi-Beyaz_Logosu-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Alper Akkaya:</i></b> <b>Sci-Hub, Libgen, Unpaywall gibi gri alanlara düşen kaynakların kullanılması etik açıdan uygun mu? Korsan ve fikri mülkiyetler hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, uygun. “Eğer satın aldığın şeylerin sahibi olamıyorsan, korsan kullandığın şeylerin de hırsızı değilsin.” diye bir söz var. Burada biraz bu geçerli, biraz da başka faktörler&#8230; Çünkü dergilerin makale başına aldığı absürt miktarlar, o makaleye sadece dijital bir erişim hakkı sağlıyor. Bu ciddi miktarları tekil araştırmacıların cebinden çıkarıp ödemesi imkânsız. Bakın zor demiyorum, imkânsız. Evrim Ağacı’nda biz bir ayda belki 500 kadar makaleden faydalanıyoruz. Bunların her birine 40-50 dolar ödeyecek olsak bir ayda batardık. “Ee o makaleler kolay çıkmıyor, tabii ödeme yapılacak.” diye düşünen varsa, düşünmesin. Birincisi, o araştırmaların yüzde 50’sinden fazlası vergilerimizden ayrılan fonlarla yapılıyor. Ben ABD’de de vergi ödediğim için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Dolayısıyla ödeme duvarlarının ardına saklanması yasadışı. İkincisi, para akademisyenlere veya o makaleleri yayından önce değerlendiren hakemlere gidecek olsa anlardım. Sonuçta Netflix gibi araçlar gelip de zengin bir içerik koleksiyonu için makul bir fiyat sunduğunda herkes korsandan uzaklaştı, aylık ödemeyi kabullendi. Çünkü ortalama insan bu alışverişin değerini anlayacak kapasitede. Ama akademik dergilere ödenen paralar, akademisyenlere veya hakemlere değil, o dergilerin yöneticilerine gidiyor. Bu yöneticilerin görünürde birçok görevi var ama asıl görevleri, insanların makalelere erişimini suni olarak kısıtlayarak bu maddi ödeme duvarını korumak.<span class="Apple-converted-space"> </span>Dolayısıyla bahsettiğiniz araçlar, insanlığa o akademik dergilerden -en azından yöneticilerinden- trilyonlarca kat daha faydalı siteler. Bilgi güçse ve o bilgi, halkın vergileriyle üretiliyorsa, halkın bilgiye zorla olsa da erişmesi, desteklenmesi gereken devrimci bir harekettir bana göre.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A: </i>Bilimsel bilgiyi kamuya ulaştırırken teknik dili sadeleştirmek nitelik kaybı yaşanmasına sebep oluyor mu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Nitelikten kastımızın ne olduğuna bağlı. Eğer ki “nitelik” derken kastettiğimiz anlatılan şeyin bilimsel derinliği ise, evet. Tanımı gereği popüler bilim, akademik bilime nazaran nitelik kaybına neden olur. Ama akademik bilimin söylediğini anlayamadıktan sonra, halk için değeri nedir ki? Dolayısıyla eğer ki “nitelik”, ortalamada, daha fazla kişinin o bilgileri kavrayabilmesiyse, gençleri bir sonraki nesil bilim insanlarına dönüştürecek yakıt görevi görmesiyse, hayır. Tam tersine, popüler bilim akademik bilimin niteliğini artırır. Eğer popüler bilimi “isabetsiz akademik bilim” olarak göreceksek, doktora-öncesi eğitimin tamamı çöpe gider. Çünkü lisede öğretilenlerin yüzde 90’ından fazlası, üniversitede öğretilen şeylerinse yüzde 30-40’ından fazlası isabetsiz anlatımlardan ibaret. Burada önemli olan, “öğrenme”nin bir süreç olduğunu anlamakta. Popüler bilim, sıradan bir insanı akademik bilgiye eriştirmek ve akademisyenleri fildişi kalelerinden indirmek konusunda en hayati basamaklardan biri. O meşhur sözü dönüştürecek olursak: “Akademisiz popüler bilim kör, popüler bilimsiz akademi topaldır.”<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de Evrim Ağacı’nda akademiyi olabildiğince doğru ama anlaşılır şekilde halka aktarmak konusunda edindiğimiz sorumluluğu layıkıyla ve Dünya standartlarının bile ötesinde yerine getirmeye çalışıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3581 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg" alt="" width="1080" height="1342" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-200x249.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-241x300.jpg 241w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-400x497.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-600x746.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-768x954.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-800x994.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya-824x1024.jpg 824w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ege-kopya.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Algoritma barajını nasıl aşıyorsunuz? Bu durumda köklü bir mecra olmanızın bir etkisi var mı? Yeni bilim iletişim mecralarının kitlelere erişmesinde algoritma bir bariyer oluşturuyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Sosyal medya “gurularına” sorsanız size sabah akşam algoritma anlatırlar. Ama sosyal medyada kaliteli içerik üretmenin bir numaralı kuralı, algoritmayı çok fazla kafaya takmamaktır. Çünkü İngilizcede “Content is king.” denen bir şiar var. Anlattığınız hikâye ve onu nasıl anlattığınız, sonucun yüzde 95 kadarını belirliyor. Geri kalan yüzde 5 de spesifik sosyal medyaların ihtiyaçları. Mesela YouTube’da video kapağı ve başlık gibi şeyleri düzgün yapıp yapmadığınız. Bir de insanların anlamadığı veya anlasa da takip edemediği en büyük nokta istikrar. Evrim Ağacı durup dururken “köklü” olmadı, istikrarlı olduğu için “köklü” hâle geldi. Benim bu konudaki kuzey yıldızım, bir bilim iletişimcisi değil, bir vlogger; hatta “vlog” denen şeyi büyük oranda icat edip ana-akımlaştıran videograf: Casey Neistat. Casey’nin verdiği en önemli mesaj 3 kelimeden ibaret: “Just keep uploading.” Yani “Yüklemeye devam et.” Bu yazı için de geçerli, video için de geçerli. Eğer sürekli “Neden okunmadı, neden izlenmedi, neden böyle kötü yorum yazdılar?” diye kafaya takarsan, hatta daha fenası, kimse sana kötü bir şey yazmadan, sırf birkaç basit metrikten yola çıkarak karamsarlığa kapılırsan, kesinlikle kaybedersin. Ben algoritmayı bu perspektiften görüyorum. Algoritma denen şeyin içerik üreticisiyle alâkası bile yok. Algoritma, kullanıcıya -izleyiciye veya okura- en çok uyacak içeriği bulmak konusunda özelleşmiş bir yazılım. Dolayısıyla olay kullanıcıda bitiyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İçerik üreticileri olarak bizim görevimiz, en kaliteli ürünü ortaya koyup beklemek. Zaten algoritma bir yerden sonra onu o “niş” denen kitleye ulaştıracak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Zaten bilim kulağa “niş” gibi gelse de eğer ki yılda 500 milyon kere izleniyorsanız, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ilk birkaç yüz sitesinden biriyseniz, sanıyorum niş olmadığınızı söyleyebilirsiniz. Bu sayılar algoritmayı umursamadan yapılan işlerle oluyorsa, belki de bu tavsiyeye kulak vermekte fayda vardır. Her içerikte kendinize sorun: Bu, bu içerik için yapabileceğimin en iyisi mi? Cevap evet ise, bitmiştir. Hayır ise, yapacağınızı biliyorsunuz.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>A.A: </i>Türkiye gündemi sürekli değişiyor. Siz bu değişen gündeme dair içerikler de üretiyorsunuz. Sürekli değişen gündeme yönelik içerik üretmek pratik anlamda sorun yaratıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Türkiye’nin gündemi çok değişiyor, doğru. Ama bu bizi çok fazla etkilemiyor, çünkü bizim gündemle ilişkimiz daha ziyade “konu fikri” noktasında oluyor. Yani “Aa gündemde bu var, bunu çekelim, yazalım.” diye bir dürtümüz yok. Daha ziyade, “İster istemez gündeme baktığımda gördüm ki böyle bir konu da varmış ve insanlar ilgileniyorlar, belki onları bu konuda bilgilendirmek iyi olur.” diyoruz. Yani gündemi o kadar da yakından takip etmiyoruz. Tabii ki gündem de konu kaynaklarımızdan biri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı güncel bilimsel gelişmeleri sunarken, bu olayları kuramsal arka planıyla nasıl bağlam kuruyor? Bilim haberciliği ve bilim iletişimi arasındaki pratik farkı nasıl yaratıyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bilim haberciliği, magazin haberciliğiyle benzeştirilebilir: “Bilmem kim ünlüsü, bilmem nerede görüntülendi!” ile “Bilmem ne parçacığı, bilmem kaç enerji seviyesinde görüntülendi!” arasında pek bir fark yok. Ama bilim haberciliğini bilim iletişimi yapan şey, aslında gazeteciliğin de özünde var olması gereken “bağlam” bilgisi. Mesela ben magazinden anlıyor olsaydım, öyle bir bağlam bilgisi verirdim ki, o bilmem kim ünlüsünün bilmem nerede görüntülenmesinin ne anlama geldiğini okura, izleyiciye tam olarak aktarabilirdim. -sanırım bunu yapan bazı içerik üreticileri var.-<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bizim gazetelerde de bu sorun çok fazla var. Batılı ve Doğulu emsallerine baktığınızda, haberlerin arka plan detaylarının, haberin kendisi kadar derin olduğunu görüyorsunuz ama bizde köklü bir gazetecilik kültürü olmadığı için, üzerine bir de modern dünyanın kolay tüketim dürtüleri bindiğinde berbat bir “gündemizm” oluşuyor. Benim içeriklerimde duyduğum en yaygın negatif eleştiri, “konuyu çok uzattığım” oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Halbuki anlattığım her şey, o 2-3 dakikada bahsedeceğim “Bu arada bu da oldu.” cümlesini beslemeye yarayan arterler. Okur veya izleyici bu yolu benimle birlikte kat ettiğinde, iki dakika sonra unutacağı bir haber başlığından öteye geçmiş oluyor. Keşfedilen o yeni şeyin nasıl keşfedildiğini, neden önemli olduğunu ve kendisiyle ilişkisinin ne olabileceğini kavrıyor. “Öğrenmek” denen şey budur; olguları ezberlemek değil.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı, YouTube, Instagram, podcast gibi çoklu mecraları kullanarak bilim iletişimi yaparken her mecra için ayrı bir içerik yöntemi mi geliştiriyor? Hangi mecra, hangi bilimsel içerik türü için daha etkili oluyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Açıkçası her mecra için o mecraya uygun içerik üretilmeli ki biz de buna özen göstermeye çalışmalıyız. Ama bizde ciddi bir işgücü eksikliği var. Yani Evrim Ağacı’nın şu anki kapsamında rahatlıkla yüz küsür kişilik bir ekip olması gerekirdi. Ama sadece dördü çekirdek olmak üzere sadece on kişiden oluşan bir ekibiz. Tek işi video çıkarmak olan meşhur bilim iletişimcilerinin bile 30-60 kişiden oluşan ekipleri, videografları, editörleri, araştırmacı yazarları, teknisyenleri var. Biz iki kişi video çıkarıyoruz, öyle düşünün. Ama yine de elimizden geldiğince içeriklerimizi mecraya adapte etmeye çalışıyoruz. Video şu anda en popüler mecra ama öğrenme sadece okuyarak mümkün. Dolayısıyla insanlık pek de iyi bir yöne gitmiyor. Bilginin sonsuz, bilenin çok az olduğu bir yöne gidiyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3587 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Hedef kitlenize dair veri var mı? Hangi kitle sizi takip ediyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Çok yakından takip etmiyoruz bunu ama sorduğunuz için YouTube istatistiklerimize baktım. Son bir yılda izleyicilerimizin yüzde 70’i erkek, yüzde 83’ü 18-44 yaş aralığında, yüzde 85’i ise Türkiye’den. Bu bize çok fazla bilgi vermiyor tabii ama genel bir çerçeve çizebilir.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İzleyicilerden gelen yorumlar, sorular ve geri bildirimler yayın politikanızı ve üretim sürecinizi etkiliyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Biraz etkiliyor ancak kısıtlı. Çünkü en nihayetinde Evrim Ağacı’nı kendi ilkelerimizle, kendi politikalarımızla sürdürmeye çalışıyoruz. Mesela takip ettiğimiz ilkeler son on beş yılda hiç değişmedi. Bu, bize entelektüel bir istikrar sağlıyor. Ama tabii ki belli konular talep edildiğinde veya belli noktalarda tekrar eden eleştiriler oluştuğunda, oraları nasıl geliştirebiliriz diye düşünüyoruz. Ama vakaların yüzde 99’unda bu problemleri biz geri bildirim gelmeden fark edip çözüyoruz veya gelen geri bildirimler, sebepleri düzgün bilmeden ya da değerlendirmeden gelen geri bildirimler olduğu için değişimi tetiklemiyor.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Video içerisinde ya da açıklama sırasında kullanılan kaynaklar sadece bilgiyi desteklemek için mi gösteriliyor, yoksa izleyiciye bilimsel yöntemi, kanıt zincirini ve çıkarım sürecini de anlatmaya çalışıyor mu? Sizce bu durum katılımlı bilimi pekiştiriyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Kendimizi kandırmanın anlamı yok. Okurlarda bu oran belki biraz daha az olsa da video izleyicilerinin yüzde 99,99’undan fazlası kaynakları umursamıyor ve bir tanesini bile açıp okumuyor. Kaynak gösterimi bundan daha ziyade akademik bir refleks ve olması gereken de bu. Ola ki biri kaynağı merak edip kontrol etmek veya daha derinlemesine okumak isterse kaynak erişilebilir olmalı. Sitemizdeki makalelerimiz her zaman tam kaynaklı oluyor. Videolar da çoğunlukla makalelerimizden beslendiği için kaynakları videoya daha kısıtlı ekliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ancak talep edildiğinde hepsini verebileceğimiz bir veri tabanımız bulunuyor. Bizim güvenilir kaynaklar kullanma nedenimiz, biri sorarsa hazırda bulunsun diye değil yaptığımız işe saygımızdan. Bizim işimiz, akademide olan biteni halka etkili bir şekilde aktarmak; bunu birincil ve ekstrem güvenilirlikteki ikincil kaynaklar üzerinden yapmıyorsak, doğru bir iş yaptığımızı söyleyemeyiz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>“Küçük bağışçılar” modeli ve Youtube gelirleri sürdürülebilirliği sağlamaya yetiyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Bağış modeli sürdürülebilirliğe yetmiyor. Sadece dalgalanan reklam gelirleri için bir “sigorta” görevi görüyor. YouTube gelirleri Evrim Ağacı’nı büyütme konusunda en büyük kaynağımıza dönüştü. Bunda tüketici alışkanlıklarının okumadan izlemeye kaymasının da YouTube’un üretici dostu politikalarının da etkisi büyük. Ama sürdürülebilirlik için çok kaynaklı bir model şart; özellikle de bizim büyüklüğümüzde kanallar için. Daha küçük üreticiler için küçük bağışçılar modeli sponsorlu içeriklerle birleştiğinde gayet güzel çalışabiliyor. Ama büyüdükçe, gelir kaynaklarını da zenginleştirmek gerekiyor. Bunu ilkelerden şaşmadan yapabilmek hayati bir öneme sahip. Biz buna çok özen gösteriyoruz. Destekçilerimiz de sağ olsunlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Yani Evrim Ağacı büyük kolektif bir çabanın eseri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Potansiyel sponsorların bilimsel yayın politikanızla uyumlu olup olmadığı nasıl ölçülüyor? Bu bir kriter mi? Potansiyel sponsorlar ekonomik gelir modelinin nasıl bir kısmını oluşturuyor?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, belli kriterlerimiz var. Bize gelen sponsorların yarısından fazlasını reddediyoruz. Çünkü bizim kullanacağımız ürünler sunmuyorlar veya okurlarımıza ve izleyicilerimize zarar verebilecek ürünlere sahip oluyorlar. Bu demek değil ki kabul ettiğimiz markaların hepsi sütten çıkmış ak kaşık.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Öyle bir marka var mı, kaldı mı? Ama biliyorsunuz bazı markalar var ki, eşelediğinizde illa ki altlarından sorunlar çıkacak olsa da halk nezdinde artık kabul görmüşler. Mümkün olduğunca onlardan sponsorluk almaya çalışıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Orada devreye ne mesaj vermeye çalıştıkları giriyor. Eğer ki bir otel, sunduğu tatil hizmetinden ziyade, iklim değişikliğiyle nasıl “mücadele” ettiğini anlattığı bir mesaj vermeye çalışıyorsa, yani yaptıklarını güvenilir metriklerle bize gösteremiyorsa ve sadece lafta kalıyorsa, o otel ne kadar güvenilir olsa da mesajlarını reddediyoruz. Zaten biz öyle eğlence içerikli bir “influencer” olmadığımız için, bize gelen de az oluyor. Dolayısıyla, sponsorlu içerikler de bizim gelirlerimizin çok azını oluşturuyor. O nedenle kimsenin parasına boyun eğmek zorunda kalmıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3588 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1-kopya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Evrim Ağacı’nda Kreosus üzerinden gelen kullanıcı desteği, içerik planlamasını hangi ölçüde etkiliyor? Destekçilerin ilgisine göre içerik yöneliminde (örneğin evrim, iklim, kuantum) ağırlık kaymaları yaşanıyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Hayır, pek sayılmaz. Sadece belli seviyelerde destek olanlar video içerik taleplerinde bulunabiliyorlar ama bunlara da kısıtlı şekilde öncelik veriyoruz. Bu noktada destekçilerimizle aramızda çok özel bir bağ var ki Patreon gibi “çıkar-amaçlı” modellerin aksine, Kreosus’u da tam olarak bu bağ üzerine inşa ettik. Destekçilerimizin yüzde 99,9’u bizden özel bir şey bekleyerek bize destek olmuyorlar. Evrim Ağacı’nın ilkelerine, misyonuna, vizyonuna, yaptıklarına değer verdikleri için ve bu sürecin bir parçası olmak istedikleri için destek oluyorlar. Bu sayede destekçilerimize sunduğumuz avantajlar oldukça yüzeysel ve göstermelik oluyor. O özel bağı korumaya özen gösteriyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Kreosus modelinde, kullanıcıların uzun vadeli destekçisi kalmasını sağlamak için ne tür aidiyet stratejileri uygulanıyor? Topluluk hissinin bu stratejiye bir katkısı var mı?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Tabii. Dediğim gibi, çok özel bir şey yapmıyoruz. Destekçilerimizin ezici çoğunluğuna “Evrim Ağacı’na yardım etmiş olmak” yetiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Biz de onların desteklerini, en iyi yaptığımız işi daha da iyi yapabilmek içi kullanıyor, onlara tam olarak istediklerini vermiş oluyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Hep söylediğimiz bir şey var: Bizim için destekçilerimizin finansal sağlığı her şeyin önünde geliyor. Eğer ki bir kişinin bize destek olması kendi finansal sağlığına zarar verecekse, o desteği asla istemiyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Videoyu veya yazıyı tüketsinler, paylaşsınlar, beğensinler bize yeter. Ama okurlarımız ve izleyicilerimiz arasında bize rahatlıkla destek olup gücümüze güç katabilecek çok fazla insan olduğunu da biliyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span>Eğer ki içeriklerimiz onları destek olmaya motive ediyorsa ne âlâ. Etmiyorsa da canları sağ olsun. Biz elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3584" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1401" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-200x109.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-300x164.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-400x219.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-600x328.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-768x420.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-800x438.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1024x561.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1200x657.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-1536x841.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/Ekran-Resmi-2025-07-12-15.40.36-kopya-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>İnternet sitesinde üye olan hemen hemen herkes içerik üretebiliyor, içeriklerle etkileşime geçebiliyor mu? İnternet sitesinin ortaya çıkışında katılımlı bilim perspektifi etkili oldu mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.M.B: </i></b>Evet, üyelerin hepsi Evrim Ağacı Sosyal’de birbiriyle ve içeriklerimizle etkileşmeye başlayabiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Orada modern ve ilerici bir sosyal medya felsefesi izliyoruz. Tartışmaya, gerilime, negativiteye dayalı değil; değer yaratmaya, bilgiye, kültüre dayalı bir sosyal mecra inşa ediyoruz. Bu yolun çok başındayız ve yapay zekâ sitemizi tamamen öldürmezse, uzun bir yolumuz var. Ama Evrim Ağacı’nda yaptığımız her şey gibi, bu konuda da biz kısa mesafe koşucusu değil,<span class="Apple-converted-space"> </span>maraton koşucusuyuz. Üretmeye devam edeceğiz. Sevgiler, teşekkürler.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/">Bilimin Popüler Yüzü: Evrim Ağacı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilimin-populer-yuzu-evrim-agaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çiğdem Savaşçıoğlu ile Bilimi Toplumla Buluşturmak</title>
		<link>https://contextdergi.com/cigdem-savascioglu-ile-bilimi-toplumla-bulusturmak/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/cigdem-savascioglu-ile-bilimi-toplumla-bulusturmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 11:50:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akademiden Topluma: Bilim İletişimi Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[#GerçeğinTaKendisi]]></category>
		<category><![CDATA[#HerkesBilsin]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[BilimVatan]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3561</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı   Mustafa Burak Avcı: Merhaba, öncelikle geldiğiniz için çok teşekkür ederiz, hoş geldiniz. Çiğdem Savaşçıoğlu: Davetiniz için ben teşekkür ederim. M.B.A: Temel bir soruyla başlamak istiyorum. Yakın zamanda Türkiye’deki üniversitelerde bilim iletişimi hareketi başladı. Peki bilim iletişimi kavramının tasvirini bir de sizden dinleyebilir miyiz? Ç.S: Bilim iletişimi en basit tanımıyla üretilen bilimsel  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/cigdem-savascioglu-ile-bilimi-toplumla-bulusturmak/">Çiğdem Savaşçıoğlu ile Bilimi Toplumla Buluşturmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3564 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya.jpg" alt="" width="2169" height="1083" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-600x300.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-768x383.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-800x399.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-1024x511.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-1200x599.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya-1536x767.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cigdem-savascioglu-kopya.jpg 2169w" sizes="(max-width: 2169px) 100vw, 2169px" /></p>
<blockquote><p>&nbsp;</p></blockquote>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Merhaba, öncelikle geldiğiniz için çok teşekkür ederiz, hoş geldiniz.</b></p>
<p><b><i>Çiğdem Savaşçıoğlu:</i></b> Davetiniz için ben teşekkür ederim.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Temel bir soruyla başlamak istiyorum. Yakın zamanda Türkiye’deki üniversitelerde bilim iletişimi hareketi başladı. Peki bilim iletişimi kavramının tasvirini bir de sizden dinleyebilir miyiz?</b></p>
<p><b><i>Ç.S:</i></b> Bilim iletişimi en basit tanımıyla üretilen bilimsel bilginin toapluma en kolay anlaşılabilir biçimde aktarılmasıdır. Aslında 19. Yüzyıldan bu yana etkisi artarak, gelişen bir kavram. Bilim İletişimi hareketini 17 Şubat 2025 tarihinde bütün üniversitelerimizi bir araya getirip gerçekleştirdiğimiz bir buluşmayla başlattık. Bu buluşmada, üniversitelerimizde üretilen bilimi toplumla buluşturmak adına bilim iletişimi ofisleri kurma planımızı dile getirdik. Bilim üretmek adına çalışırken, üretilen bilimi insanlarla buluşturmayı hedefliyoruz. Çünkü bilim üniversite kampüsleriyle sınırlı kaldığı sürece toplumla arasında bir mesafe oluşuyor, anlaşılmaz hale geliyor. Ancak bilim insanı toplumla bir araya gelebileceği mekanlara gidip, herkesin anlayabileceği bir dilde iletişim kurduğu takdirde, vatandaş için bilimsel bilgi daha anlaşılır hale geliyor. Bilim iletişimi alanındaki çalışmaları kademe kademe gerçekleştiriyoruz. Öncelikle lansmanlar düzenliyoruz. Sonrasında üniversitelerimiz vatandaşlarımızın ayağına gidiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bulundukları şehirlerde vatandaşların en çok merak ettikleri ve ilgilendikleri konuyu bulup, aktarıyorlar. Kimi tarlada tarımsal üretim alanında bilgi veriyor, kimi vapurda sosyal bir projeyi anlatıyor, kimi hayvancılıkla ilgili bilgi veriyor, kimi gelecek yıllarda yaşanacak krizlere hazırlık niteliğinde bilimsel bilgileri paylaşıyor. Kısacası bilim insanlarımız toplumun ihtiyaç duyduğu bilimsel bilgiyi aktarıyorlar. Bu sayede bilimsel bilgi daha anlaşılır hâle gelerek üniversite kampüslerini aşmış oluyor.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Bilim iletişimi hareketinin arka planında eminim ki bir hikâye vardır. Bu fikir nasıl ortaya çıktı, bu süreç nasıl başladı bize biraz anlatır mısınız?</b></p>
<p><b><i>Ç.S:</i></b> Yüksek Öğretim Kurulu Başkanımız ile birlikte üniversitelerimizi ziyaret ediyoruz. Şimdiye kadar 208 üniversitenin neredeyse 200’ünü ziyaret ettik. Gittiğimizde görüyoruz ki, müthiş çalışmalar yapılıyor. Mesela geçenlerde Malatya İnönü Üniversitesi’ne gittiğimizde Tıp Fakültesi hocamız Prof. Dr. Sezai Yılmaz’ın aynı gün çapraz nakil operasyonu gerçekleştireceğini öğrendik. Kaçlı yapacaksınız diye sorduğumda “yedili” dediler. Bu bir dünya rekoru. Beşlisi yok, altılısı yok, yedilisi hiç yok. Bunu dünyada Türkiye’den başka yapan bir de ülke yok. O gün apar topar haber yapıp servis ettik. Türkiye’de yankılandı. Aslında ilham veren çalışmalar bunlar. Tüm bunların aktarılmaya, vatandaşlarımız tarafından bilinmeye ihtiyacı var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hikâyemiz de tam olarak buradan çıkıyor. Gerçeğin ta kendisinden. Müthiş bir bilimsel kapasiteye sahibiz. “O şehirde neden üniversite var” diyorlar, işte bu yüzden var. Bu hikâyeleri anlatmamız lâzım. Doğu’daki bir üniversiteye gidiyoruz, yüzde 52 oranında kız çocuklarının tercih ettiği bir okul. Orada yaşayan kız çocukları eğitimlerini yaşadıkları şehirlerde alabiliyorlar. Şehirde üniversite olmasa belki de bu çocuklar okuyamayacak, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi olmasa yedili çapraz nakil operasyonu yapılamayacak. Tüm üniversitelerimiz şehirlerinin Kutup Yıldızı konumunda. Bunlar ilham veren hikâyeler. Her hikâyenin anlatılmaya, anlaşılmaya ve duyurulmaya ihtiyacı var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3562 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya.jpg" alt="" width="1024" height="1536" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya-200x300.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya-400x600.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya-600x900.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya-683x1024.jpg 683w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya-768x1152.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya-800x1200.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ChatGPT-Image-29-Haz-2025-23_46_18-kopya.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Her köyde, her tarlada bilim var olacak dediniz. Peki bu süreç toplumu ve ülkeyi nasıl etkileyecek? Neler değişecek?</b></p>
<p><b><i>Ç.S:</i></b> Aslında bunun çok şeyi değiştireceğine inanıyoruz. Yurtdışında ülkemizin marka bilinirliğini de etkileyecek. Türkiye bilimsel üretimiyle öne çıkacak, üniversitelerimizin itibarı açısından çok şey değişecek. Çünkü toplum bilecek ki, benim üniversitemde bu var ve bunlar yapılıyor. Üniversite toplumla buluştuğunda insanımızın bilimle ve üniversite ile arasındaki mesafe kapanacak. Önümüzdeki yıllarda beklenen bazı krizler var; iklim, çevre, sağlık krizleri gibi. Biz bütün bu zorluklara; birlik içinde, hazır ve dirençli bir toplum yaratacağız. Hurafelerden uzak duran, bilimsel düşüncenin hâkim olduğu bir toplum yaratacağız. Bilim okuryazarlığı kazandırarak, bilimi sevdireceğiz.</p>
<p>Dedeler, babaanneler, büyüklerimiz gelecek o toplantılara, onlar torunlarına hikâyelerini anlatacaklar. Onların anlattığı hikâyelerde de bilim olacak. Çocukları ve torunları ile kurdukları köprüyü güçlendireceğiz. Konuştukları meselelerin, hikâyelerin içinde bilim olacak. Gelecekte vizim hayal ettiğimizden daha büyük hedeflerin olacağına inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde özellikle öğrenci arkadaşlarımızın desteği ile yeni diller ve mecralar oluşturacağız, bilimi anlatmanın yeni yollarını bulacağız. Sizden toplumla bilimi buluşturmada, aradaki mesafeleri kısaltmada; yeni iletişim modelleri ve yeni öneriler bekliyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>#BilimVatan’a benzer yeni modeller de var mı? Farklı bilim iletişimi yöntemleri, farklı pratiklere dair planlarınız var mı?</b></p>
<p><b><i>Ç.S:</i></b> Evet üzerine çalıştığımız yeni modeller var. Önümüzdeki günlerde konferans aramaları gerçekleştirerek bizim bildiklerimizin dışında sizlerin neler üreteceğinizi, iletişimci hocalarımızın fikirlerini ve bilim insanlarımızı dinleyeceğiz. Ortak akılla çalışacağız. Makaleleri, toplumun kolay anlayabileceği bir hâle getirmek üzere videolaştırma gibi çalışmalarımız var. Özellikle Instagram ve X’in bilim iletişiminde etkili mecralar olacağını düşünüyoruz. Bunların yanı sıra, toplumla etkileşime geçmek adına etkinlikler gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Ana akım medyada ve tematik kanallarda daha çok bilim haberlerinin yayımlanması adına yeni formatlar ve içerikler geliştiriyoruz. Yapım şirketleri ile iletişime geçerek, dizilerin içerisine bilim insanı karakterler yazdırmaya çalışıyoruz. Ortak fikirler üretmek temel gayemiz, lütfen bu fikirlerin bir parçası da siz olun arkadaşlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bize katılın, ofislerimiz aracılığıyla fikirlerinizi ulaştırın. Sizin okulunuzdaki bilim iletişimi ofisi, herhangi bir üniversitemizin ofisi ile birlikte çalışıyor. Bir ağ kurduk aslında ve bu bütünsel ağın çok daha fazla güçleneceğine inanıyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Üniversite yapısı gereği akademinin yanında öğrencilerin de paydaşı olduğu bir kurum. Bilim ofisleri açılacağını belirttiniz, peki öğrencilerin bu ofislerin çalışmalarına katılımı nasıl sağlanacak, temas nasıl gerçekleşecek?</b></p>
<p><b><i>Ç.S:</i></b> Tam göbeğinde siz (öğrenciler) olacaksınız arkadaşlar. Çünkü bu iletişim sürecini en iyi gerçekleştirecek olan sizlersiniz. Biz belki çatısını oluşturup yolunu açacağız ama bu iletişimi hocalarınız ile birlikte sizler gerçekleştireceksiniz. Hocalarınızdan hikâyelerini dinlemeli ve fikirlerinizi anlatmalısınız. Bu sizin belki üniversiteniz dışındaki ilk iletişim çalışmalarınız olacak. Oraya katkı sağlayacaksınız, içeriklerini üretecek, haberlerini yazacaksınız ve aslında bu ofislerin bel kemiği sizler olacaksınız. Özellikle de iletişim fakültesi öğrenicileri bu konuda çok önemli bir konumda.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Konuğumuz olduğunuz için çok mutluyuz. Özellikle böyle nitelikli bir projenin temsilinde ve geliştirme sürecinde bulunduğunuz için ayrıca teşekkür ederiz.</b></p>
<p><b><i>Ç.S:</i></b> Davetiniz için ben teşekkür ederim. Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı Sayın Erol Özvar’ın vizyonuyla harakete geçmiş olan bu projenin bir parçası olmaktan hepimiz çok mutluyuz. Sizler de bu önemli projenin en önemli ve en değerli parçalarısınız. Çalışmalarınızı heyecanla bekliyor ve izliyoruz.</p>
<p>Özellikle sizlere hashtag’lerimizden bahsetmek istiyorum:”#BilimVatan”, dünyanın her yerinden Türk bilim insanlarını kapsayarak bir araya getirmeyi amaçlayan bir envanter üzerinde çalışıyoruz,“#HerkesBilsin” çünkü bilim iletişiminde en temel düşünce; “Herkesin bilmesine ihtiyacımız var”. Diğer bir hashtagimiz ise “#GerçeğinTaKendisi” çünkü bilim mükemmel çıktıları olan bir alan. Herkesi hashtagleri sık sık kullanmaya ve aramızda olmaya davet ediyoruz.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/cigdem-savascioglu-ile-bilimi-toplumla-bulusturmak/">Çiğdem Savaşçıoğlu ile Bilimi Toplumla Buluşturmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/cigdem-savascioglu-ile-bilimi-toplumla-bulusturmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
