<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Araştırma arşivleri - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/kategori/arastirma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/kategori/arastirma/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Aug 2026 09:15:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Dijital Oyunun Dünü, Bugünü</title>
		<link>https://contextdergi.com/dijital-oyunun-dunu-bugunu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/dijital-oyunun-dunu-bugunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Aklan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Aug 2024 08:50:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[amusementdevice]]></category>
		<category><![CDATA[atari]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dijital oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[PC]]></category>
		<category><![CDATA[spacewar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=4789</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Dijital oyunların ortaya çıkış serüveni, 1948’in son çeyreğinde, Cathode Ray-Tube Amusement Device (Eğlence Cihazı) adıyla ilk dijital oyunun ve dijital oyun cihazının patentinin alınmasıyla başladı. Günümüz dijital oyun kavramından olabildiğince uzak olsa da, günümüzden baktığımızda oyun sektöründeki tüm dijital oyunların ve dijital oyun cihazlarının atası olması bu cihazı tarihsel olarak çok önemli  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-oyunun-dunu-bugunu/">Dijital Oyunun Dünü, Bugünü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>-Mustafa Burak Avcı</strong></em></p>
<p>Dijital oyunların ortaya çıkış serüveni, 1948’in son çeyreğinde, Cathode Ray-Tube Amusement Device (Eğlence Cihazı) adıyla ilk dijital oyunun ve dijital oyun cihazının patentinin alınmasıyla başladı. Günümüz dijital oyun kavramından olabildiğince uzak olsa da, günümüzden baktığımızda oyun sektöründeki tüm dijital oyunların ve dijital oyun cihazlarının atası olması bu cihazı tarihsel olarak çok önemli yapıyor. Geliştirildiği ve patenti alındığı zaman bilgisayarların grafik çizme, hareketli imajlar oluşturma gibi işlevleri olmadığından, sabit ekranda gördüğümüz hedefleri, düğmeler aracılığıyla, füzeleri simüle ederek vurmaya çalışıyorduk. Füze simülasyon mekanikleri ve hesaplama sistemi ne kadar hassas olsa bile 1948’de bilgisayar ve elektronik sistemlerin yetersizliği, geliştirilen oyunun fikri potansiyelini ortaya çıkarmasına engel oluyordu.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4812" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement.avif" alt="" width="980" height="734" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement-200x150.avif 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement-300x225.avif 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement-400x300.avif 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement-600x449.avif 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement-768x575.avif 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement-800x599.avif 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/1458934333-crt-amusement.avif 980w" sizes="(max-width: 980px) 100vw, 980px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlk olarak sirklerde ve eğlence yerlerinde çok nadiren yerini alan Amusment Device (Eğlence Cihazı) ilk dijital oyun ve dijital oyun cihazı, prototip aşamasından ileri gitmeyi başaramadı. Fakat 1950-1960 serüveni için ilham verici olmayı başararak arkasından gelen “Bertie The Brain” adıyla ortaya çıkan Tic Tac Toe (XOX), Tennis for Two (İki kişilik Tenis), Bouncing Ball (Zıplayan Top) gibi oyunlar Eğlence Cihazı ışığında geliştirilmeye, akademilerde oyun geliştirme ve üretme hobilerinin edinilmesine aracı olarak, dijital oyun kavramını hayatımıza soktu.</p>
<p>Dijital oyunlar, 1950-1960 yılları arasında akademide ticari amaç güdülmeden deneysel ve hobi olarak geliştiriliyordu. Dijital oyun kavramı ve oyun araçlarını kullanarak oyun oynama kültürü daha halka yayılmamış, insanlar tarafından benimsenmemişti. Hobi olarak geliştirilen bu oyunlar, günümüzde arcade (vur- kır) olarak tanımladığımız; oyunu tecrübe eden kişinin oynadığı oyundan anlık zevk almasını amaçlayan, içerisinde çok fazla derinlik barındırmayan, içinde bulundurduğu liderlik tablosu aracılığıyla kişinin rekabet duygusundan beslenmeyi amaçlayan hızlı tüketilir bir oyun olarak piyasaya çıktı. Bu oyunlardan biri olan Spacewar! da bu dönemde piyasaya sürüldü. Arcade oyunun babası sayılan bu oyun o dönemin şartlarında benzeri görülmemiş bir kalite ile oyuna merak salan herkesi etrafında toplayarak yeni bir çağın kapılarını aralamaya vesile oldu. Spacewar! iki kişinin birlikte oynadığı, ekranın ortasındaki yıldızın, oyuncuları yutmaya çalıştığı, oyuncuların ise çeşitli manevralar ile yıldızdan kaçmaya çalıştığı, günümüzden bakıldığında ilkel ve sıkıcı gözükse bile zamanında çığır açıcı ve devasa kitleleri başına toplayan bir oyun olarak piyasaya sürüldü. Bu dijital oyunu bu kadar tanınır kılan özelliği kalitesinden daha çok zamanında üretilen DEC model bilgisayarlarının içerisinde otomatik olarak yüklü olmasıydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4811 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/spacewar-dogusu.gif" alt="" width="640" height="400" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mükemmel sonuçlar veren bu pazarlama çalışması aracılığıyla oyunu daha önce duymamış hatta dijital oyunlar hakkında fikir sahibi olmayan, daha çok akademik çalışmalarda hesaplama amacıyla kullanılan erken dönem, DEC ve PDP-1 bilgisayarının içinde Spacewar!’ın yüklü olmasıyla kullanıcılar merak duygularına yenik düşerek oyunu deneyimleme şansına eriştiler. Hatta konuya ilgili bazı insanlar Spacewar! oyununu deneyimlemek için bu bilgisayarları satın aldıklarını dahi itiraf ettiler. Spacewar! Oyunun başarılı çıkışının ardından insanlar dijital oyunların ticari potansiyelini keşfetmeye başladı. Dönemin bilgisayarları olan DED ve PDP-1’in satışları çok fazla artmaya, Spacewar!’ı merak eden ve denemek isteyen insanlar, buldukları en yakın bilgisayarlarda oyunu deneyimlemek için sıralara girmeye başladı. Bu ticari potansiyelden fazlasıyla etkilenen, dijital oyun sever Ted Dabney, Nutting  Associates bünyesinde 1971 yılında Spacewar! oyununu makinelere uyarlama fikriyle Computer Space adında bir araç geliştirdi. Computer Space üzerinde bir oyun kolu bulunan, jeton ile çalışan, içinde tek bir oyun ile hizmet veren bu makinelerden 1500 adet üreterek ilk ticari oyun çalışmasını başlattı. Oyunun öğrenme sürecinin zorlu olması sebebiyle, potansiyelinin tamamını kullanamayan bu makine, ticari açıdan büyük bir hüsrana dönüştü. İstediğini elde edemeyen Ted, umudunu kaybetmeyerek yeni bir deneme için kollarını sıvadı. 1972 Yılında Ted’in Bushnell adındaki arkadaşıyla kurduğu ATARI, arcade türünün örneği, günümüzde yeni ve güncel varyantlarını hala gördüğümüz, iki kişinin karşılıklı olarak bir topu birbirine yolladıkları oyun olan PONG oyunun Computer Space gibi makineleştirerek 19 bin adet üretti. ATARI kurulduğu ilk sene büyük bir proje ile yeni yeni var olmaya başlayarak oyun sektörüne hızlı ve güçlü bir şekilde girdi. Gelecekte her köşe başını, restoranları, alışveriş merkezlerini hatta adına kurulmuş olan oyun kafelerini işgal edecek, dijital oyunların ilk, Arcade türünün tek altın çağının kapıları aralanacaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-4810 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-273x300.webp" alt="" width="273" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-200x220.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-273x300.webp 273w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-400x440.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-600x660.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-768x845.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-800x880.webp 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-931x1024.webp 931w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-1200x1320.webp 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-1396x1536.webp 1396w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg-1862x2048.webp 1862w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/Atari_Official_2012_Logo.svg.webp 1920w" sizes="(max-width: 273px) 100vw, 273px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1972 yılında ATARI’nin çıkması ve PONG oyununun başarısının ardından dijital oyun sektöründeki arcade oyunlar altın çağını yaşamaya başladı. 1974 yılına kadar ilgiyi elinde tutan PONG oyunu aynı oyunun defalarca tüketilmeye başlanmasından dolayı etkisini kaybetmiş ve ATARI konsollarını çıkmaza sokmuştu. Dijital oyun sektörü ise yeni inovasyonlarla sektörün büyümesi için hazırlanıyordu. Bu sürecin ilk ürünü 1978 yılında; Japonya da kurulan TAITO şirketinden “Space Invaders” oldu. Space Invaders oyunu “ATARI” oyun konsollarını popüler yapan tekrar oynanabilirlik ve rekabet sağlayan ilk ürün oldu. Bu oyun, ATARI oyunlarına; can kazanma ve kaybettiğin zaman elenme gibi yeni tematik sistemleri entegre ederek, “ATARI” oyun konsollarında yeni içerik üretilebileceğini gösterdi. 1979 yılına kadar sadece Kuzey Amerika’da 60 bin adet üretilen bu oyun makineleri sektörün potansiyelinin keşfedilmesini sağladı. Space Invaders’in bu başarısı Arcade oyunlarının üretilmesi ve piyasaya sunulmasına ön ayak olmuş ve Nintendo, Namco gibi firmaların kurulmasını sağlamıştı. “Astreoids” “Galaxian” Defender gibi dalga dalga hedef vurduğumuz Fixed Shooter ve getirdiği rekabetçi oyun sistemi ile can bazlı olan “PAC-MAN” gibi oyunların fikir babası oldu. Büyüyen oyun sektörü; sürekli aynı oyunların kopyalarının farklı isimlerle piyasaya sürülmesi ve oyun makinelerinin ortaya çıkması gibi olaylar sonucunda 1983’te büyük bir kriz ile çalkalandı. İnsanlar üretilen oyunların kalitesiz ve kendini tekrar eden kopyalar olmasından rahatsız olmuş, oyun makineleri hizmeti veren mekânlarsa sürekli yeni oyun makineleri almaktan sıkılmıştı. Teknolojik atılımlar, oyun konsollarının üretilmesi gibi etkenler oyunların evlerde oynanabilirliğini sağlamaya başladı. Nintendo gibi tekelleşmiş bazı firmalar krize karşın ayakta kalmak için yeni projeler geliştirdi. Bunların en önemlisi olan 8-Bit Familicom (Aile bilgisayarı) konsol oyunculuğunun Japonya’da doğmasını ve Japonya oyun sektörünün bu krizden en az zararla kurtulmasını sağladı. Sega ise 1985 yılında “MARK III” konsolunu Avrupa, Güney Amerika gibi pazarlarda satışa sunarak oyun sektörünün ikinci yükselişini tetikleyen fitili ateşledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/dijital-oyunun-dunu-bugunu/">Dijital Oyunun Dünü, Bugünü</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/dijital-oyunun-dunu-bugunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</title>
		<link>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 12:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geleceğin Sanatı: Oyun Tasarımı Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[can uğur]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[muhabir]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3086</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Eren Kurt Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Can Uğur haber odalarındaki görev paylaşımından günümüz gazetecilik ekosistemine sektöre girmek isteyenler için merak edilenleri yanıtladı. Can Bey öncelikle merhaba. Bize “Ben yazacağım, gazeteci olacağım.” Diye karar verdiğiniz süreçten başlamak isterim. Tabii. İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bitirdim. O dönem siyasetle ilgilendiğim için gazetecilik kavramına, yazma eylemine  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/">Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Eren Kurt</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Can Uğur haber odalarındaki görev paylaşımından günümüz gazetecilik ekosistemine sektöre girmek isteyenler için merak edilenleri yanıtladı.</span></p></blockquote>
<p><strong>Can Bey öncelikle merhaba. Bize “Ben yazacağım, gazeteci olacağım.” Diye karar verdiğiniz süreçten başlamak isterim.</strong></p>
<p>Tabii. İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bitirdim. O dönem siyasetle ilgilendiğim için gazetecilik kavramına, yazma eylemine çok yabancı değildim. Sürekli okuyor ve yazıyordum. İdol olarak benimsediğim isimler de vardı. Uğur Mumcu, İlhan Selçuk bu isimlerin başında. Onların yazılarını okurken gazeteci olmaya çok mu uzağız diye düşünürdüm. Daha sonra Birgün gazetesi ile tanışma fırsatım oldu, gazete o zamanlar yeni kurulmuştu. Gazeteyi politik olarak da gazetecilik, habercilik anlamında da beğendiğim için sürekli okuyordum. Yazarlarıyla okulumuzda yapılan bir etkinlik sırasında tanışma fırsatı buldum ve beni gazeteye davet ettiler. Birgün gazetesinin kapısından ilk kez içeri girdiğimde o kadar etkilenmiştim ki bir daha oradan çıkamadım. Benim için gazetecilik bu şekilde başladı.</p>
<p>Ben işin zanaat kısmının çok önemli olduğunu düşünenlerdenim ve gazetecilik sadece motivasyonla yapılabilecek bir iş değil. Her alanda olduğu gibi büyük bir çalışma ve disiplin gerekiyor. Öğrenilir olan her şey bir disiplinle var edilip, çalışmayla ilerletilebilir. Motivasyonla her zaman olamaz, ülkenin hâli ve kişisel durumlarımız bunu etkileyebilir ama zaten motivasyon işin bence yüzde yirmilik kısmı. Sonuç olarak bu mesleğin hem kurumsal hem pratik bir tarafı var.</p>
<p><strong>Gazetecilik alanında akademik anlamda genel olarak etik tartışmalar ve basın tarihi çalışmaları rağbet görüyor. Ancak gazeteciliğin hakikat, gerçek gibi kavramlar üzerinden felsefi bir anlatısı da var. Bu anlatı Türkiye’de politik durumla da oldukça iç içe. Bu anlamda dengeyi nasıl kuruyorsunuz?</strong></p>
<p>Gazeteciliğin teknik yönleri çok önemli. Mesela ben alaylı olduğum için haber yazım teknikleri konusunda çok ahkâm kesebilecek durumda değilim. Mesleğe ilk başladığımda ise hem okullu hem alaylı olmamam benim için bir handikaptı. Siyaset okumuş olmam içinde bulunduğum disipline farklı bir disiplinle bakmama olanak sağlıyor ve yararları oluyor. Etik kısım çok önemli ve etik dediğimiz şey ise ideolojik siyasetten bağımsız değil. Günlük hayatta yaptığımız en basit eylem bile politik bir durumun yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Siyaset bilimi okuduğum için bir haberde konunun arka planını ve etik tartışmayı görebiliyorum. Bunları fark edebildiğim için o habere bakışım değişiyor. Çünkü arka planı gördüğünüz için olayı yavan bir şekilde vermek yerine, olayın arkasındaki ideolojik yansımaları görebiliyorsunuz. Bu ise habere bakışınızı değiştiriyor. Mesela bir eylem yapılıyor ve polis müdahale ediyor diyelim. Siz bu haberi 5N1K kuralına göre yazıyorsunuz. Habercilik anlamında hiçbir problem yok ama siz bu insanların anayasal olarak toplanma hakkı olduğunu biliyorsunuz. Aslında anayasal hakkın engellenmesinden ortaya çıkan bir gasp var ve insanların hakkını talep etme durumu var. Olayın arka planında bir engellenme ve engellenme sonucunda olan olay var. Böyle baktığınızda olayın ideolojik arka planını görebiliyorsunuz.</p>
<p>İdeolojik olarak bunları anlattığınız takdirde ise başka bir haber ortaya çıkar. Bence gazetecinin biraz olayların arka planına odaklanması gerekiyor. Olguyu net biçimde çekebilirseniz haberi zenginleştirirsiniz.</p>
<p><strong>Birgün gazetesinden sonra Cumhuriyet serüveniniz başlıyor ve haber müdürü oluyorsunuz. Haber müdürü teknik olarak ne iş yapar?</strong></p>
<p>Haber müdürlüğü işin en mutfak kısmı olarak değerlendirilebilir. Haber merkezleri ve bu merkezlere bağlı çalışan muhabirler var. Genellikle herkesin haber alanları var. Haftanın ilk günü masaya oturuyoruz ve ben notlar almış oluyorum. Geçen hafta bu olmuş veya 1 Mayıs yaklaşıyor gibi bir gündemim var. Bu gündemlerle ilgili o alana dair çalışan arkadaşlara “bunu sen yapabilir misin” diye soruyorum. Bence burada en önemli konu bir haber müdürü olarak muhabiri çalıştırabilmek. Aslında biraz teknik direktör gibi düşünmek lazım, siz on numara oynayan birini sol beke koyarsanız takıma yararı olmaz. Haberin baş yaratıcısı da muhabir olduğu için onun özelliklerini bilmek, onun hangi alanda daha iyi haber yapabileceğinin eleştirisini yapmak son derece önemli. Bunu yapabildiğiniz zaman muhabirden verim alıyorsunuz, bu yüzden toplantı yapıldığı zaman onları alanlarına göre dağıtıyorum. Bunun dışında muhabirlerin kendi çalıştıkları özel dosyalar var, bu dosyalar haberin unsurları eksik olduğu için haberleştirilemeyen dosyalar. Mesela devam haberi yapılacaktır ama ulaşılması gereken birine ulaşılamamıştır, bu durumda haberi bekletirsiniz. Muhabirler yapacakları devam haberlerini ve işleri sırayla anlatır. Kendi adıma muhabir bir hafta içerisinde saydığı işlerin yüzden yetmişini yapmışsa iyi bir muhabirdir. Birkaç tane haber çıkarmıştır ve bu haberlerden biri ülkenin gündemini belirlemiştir, bir sorunu ortaya çıkarmıştır. Bir muhabir bunu sağlayabiliyorsa bu da çok önemli.</p>
<h4>“Muhabir bir hafta içerisinde saydığı işlerin yüzden yetmişini yapmışsa iyi bir muhabirdir. Birkaç tane haber çıkarmıştır ve bu haberlerden biri ülkenin gündemini belirlemiştir, bir sorunu ortaya çıkarmıştır.”</h4>
<p>Bir de muhabiri dürtmek, çalıştırmak dediğimiz bir tabir vardır. Muhabir bazen işin içine çok fazla girdiği zaman haberin yan unsurlarını gözden kaçırabiliyor. Burada ise devreye biz giriyoruz ve muhabiri asiste ediyoruz. Mesela farklı dönemde iki yürüyüş olmuştur, biri hilafet yürüyüşü biri de kadınların 8 Mart’ta yaptığı gece yürüyüşü gibi. Bir yürüyüşe izin verilirken diğeri yasaklandı ve bu habere hangi açıdan bakılması gerektiğiyle ilgili insan hakları haberleri yapan muhabirlerimizle konuşuyoruz. Bu haberler birleştirilebilir mi veya bunların arka planında ne var gibi sorulara cevap arıyoruz. Yani farklı alanlarda, muhabirin göremeyeceği alanları muhabirin önüne sunabiliyoruz. Burada en temel koşul muhabirin haber anlamında disipline edilmesidir. Disipline edilmiş bir muhabir, haber müdürünün istediği bir şeydir. Ayrıca muhabiri moral anlamında düştüğü durumlarda motive etmek, haberlerini parlatmak gerekebilir. Gazetecilikte haber parlatma dediğimiz şey haberin içindeki küçük detaylarda gizlidir. O detayı öne çıkarırsak haber bambaşka bir yere gidebilir. Bu sayede haberin temeli değişir ve haber bambaşka bir yere gider. Muhabirden gelen haberi direkt okuyan haber müdürünün işi ise muhabirin gözden kaçırdığı detayı alıp haberin ana ögesi haline getirebilir. Dediğim gibi elinizde olan muhabiri iyi kullanmak, iyi analiz etmek ve gerektiği yerde zorlamak önemlidir. Gelen ajans metinlerini muhabire düzelttirmekten bahsetmiyorum. Bazı haber müdürleri bunu neden ben yapayım diye düşünüyor ama sen o işlerle uğraşırsan, muhabir kendi özel haberine yoğunlaşır ve çok daha güzel bir haber çıkarabilir. Ben burada on dakikalık bir haberi düzeltmeyi tercih ederim, ben haberi düzelteyim sen daha iyi bir haber yap.</p>
<p>Burada insan yönetimi dediğimiz şey devreye giriyor. Kendi adıma söylersem muhabirle hiyerarşik bir ilişki kurma taraftarı değilim. Tabii ki kurumsal hiyerarşi sağlamak lazım yoksa iş yaptıramazsınız ama arkadaş gibi olmak lazım. Çünkü gazetecilik 9-6 yapılacak bir iş değil ve bunu bürokratik bir mekanizmaya indirgediğiniz zaman işin tadı kaçar.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3091" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv.png" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-200x113.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-600x338.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/cumhuriyet-tv.png 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h4>“Gazetecilik 9-6 yapılacak bir iş değil ve bunu bürokratik bir mekanizmaya indirgediğiniz zaman işin tadı kaçar.”</h4>
<p><strong>Haber müdürü, hiyerarşinin neresinde bulunuyor? Bir yayın toplantısında kimlerden sorumludur?</strong></p>
<p>Teknik olarak söyleyeyim haber müdürü, muhabirin üstüdür. Bir de genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü vardır. Yazı işleri müdürü editörlerden sorumludur. Müdürler arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Haber müdürü ise genel yayın yönetmenine bağlıdır. Yazı işleri ile ilişkimiz şöyledir; haberin sayfada görülmesinden, mizanpajına onlar yaptığı için yazı işleri müdürüne haber anlatılır. Yazı işleri ve editörler neyi nereye alacaklarına karar verir, haber müdürü buna karışmaz. Haber müdürü bu haber çok güzel, büyük görürseniz iyi olur diyebilir ama karar yazı işlerine aittir. Mutfak işi bizde yani. Haber müdürü muhabirleri yönlendirir. Ürünü çıkartıp verirsin onlarsa ya alır ya almaz. Fakat fiili olarak söylüyorum, haberin büyüklüğü, küçüklüğü, sağı, solu, ıvırı, zıvırı gibi durumlarda haber müdürü müdahale edebilir.</p>
<p><strong>Haber yayımlarken sizi sınırlayan unsurlar var mı, karar mekanizması bu anlamda nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Her gazetenin kendine ait yayın ilkeleri ve kuralları vardır. Yayın ilkeleri sizin anayasanızdır. Nasıl yaşadığınız ülkede anayasaya aykırı hareket etmek suçsa, gazetecilik anlamında da yayın ilkelerine riayet etmek durumundasınız. Habercilik anlamında ayrımcı, ötekileştirici, cinsiyetçi, pornografik haberler yapmamamız gerekir. Yayın ilkeleri dışında genel gazetecilik ilkelerine de uymamız gerekir. Kendi adıma söylemem gerekirse kadın cinayeti, çocuk istismarı gibi durumlarda üstün yararlılık ilkesini gözeterek haber yapıyoruz. Çocuk, konum itibarıyla hiyerarşik olarak yetişkine kıyasla daha aşağıda olduğu için onun haklarını korumak zorundasınız. Tabii bunun haberin ana olgusunu yok etmeden yapılması lazım. Fakat yine söylüyorum olgu ana meseledir ve siz pozitif ayrımcılık yapacağım diye yalan haber yapamazsınız. Haberin objektif olması lazım.</p>
<h4>“Gazetecilik kurumsal olarak gelişemedi, bireysel olarak gelişti. Sosyal medya da bunu biraz etkiledi. İletişim biraz da imajdır ve kurumlar imaj çağına çok ayak uyduramadı.”</h4>
<p><strong>Yapay zekâya çok kısa değinmek istiyorum. Yapay zekâ ile ilgili çok fazla yazı görmeye başladık. Sizce yapay zekâ gazetecilik üzerinde nasıl bir etki bırakacak?</strong></p>
<p>Yapay zekânın gazeteciliği bitireceğini düşünmüyorum. Sonuç olarak tarihsel olarak makine kırıcılar değiliz ve kendimizi teknolojiyle uyumlu hâle getirmek durumundayız. Ben Türkiye’de yapay zekâ konularının çok geriden geldiğini düşünüyorum. Bakıldığı zaman yapay zekâ tabanlı çalışan kaç internet sitesi veya kurum var ki? Yapay zekâyı kaba bir eksene sıkıştırırsak hata etmiş oluruz. İşimizi elimizden almayacak ama biçimin değişmesini sağlayacak.</p>
<p>Kapitalizmin ilk çıktığı dönemlerde özellikle buharlı makinelerin keşfiyle birlikte o dönemin sol hareketleri makine kırıcılık yapmışlardı. Tarihsel olarak baktığımız zaman ise makinelerin, insanların işlerini ellerinden almadıklarını gördük.</p>
<p>Ben yapay zekâyı çok geç keşfettim. Biz gazeteciliğe ilk başladığımız zamanlarda bu konu çok tartışılıyordu. Yapay zekâ hayatımıza belki 2-3 yıl önce girdi ama bu işle ilgilenen insanlar bunun çok önceden beri konuşulduğunu biliyor. Bu alanda çok değerli işler yapılıyor, biz hep kendimizi kalıplara sıkıştırdık. Düşünün matbaa teknolojisi geliştiği zaman gazetecilerin işi elinden alındı mı, hayır. Gazetecilik bir hikâye anlatma biçimi ve bu hikâyeler mağara resimlerinden, bugün geldiğimiz noktaya kadar hep anlatıldı. Bundan sonra da anlatılacak, çünkü herkesin bir hikâyesi var ve gazetecilik bir hikâye anlatma biçimi. Biz de bunu yaparken neden yapay zekâdan yararlanmayalım, teknolojiyle kavga etmenin bir anlamı yok. Ben bu anlamda yapay zekânın gazeteciliği olumlu ilerletebileceğini düşünüyorum ama bunun bir de ama kısmı var. Kapitalist sistemde, mülkiyet ve sahiplik ilişkisinin bu kadar kesin olduğu yerlerde yapay zekâ elbette bu durumdan etkilenecektir. Burada demokratik bir işleyiş ve teknolojik modelleme olmazsa işte o zaman yapay zekâ hayatımızı zindana çevirebilir.</p>
<p>Teknolojik düzeyde manipülasyonun ne kadar ileri gidebileceğini ve sosyal mecralarda yalan haberin ne kadar hızlı yayıldığını görüyoruz. Mülkiyet ve ezen-ezilen ilişkisinin bu kadar yoğun olduğu bir sistem içinde yapay zekâ da bundan etkilenecektir. Teknolojinin kimin tarafından kullanıldığı burada önemli bir mesele. Bizim yapmamız gereken bu ilişkileri demokratikleştirmek ve herkesin ulaşabileceği kanallar açmak. Mesleki ve etik kodları yapay zekâ ile uyumlu hâle getirmemiz lazım. İnternet haberciliği diye bir alan var ama burada hâlâ etik, meslek ilkeleri yok. Basılı medyaya koyduğumuz normlar internete uymuyor ama bunun üzerine düşünmek istemiyoruz.</p>
<p><strong>Biçimsel olarak değişiklik gösterecek dediniz. Orada kullandığınız biçimsel ifadesini biraz daha açabilir misiniz?</strong></p>
<p>Örneğin bir muhabirin otuz dakikada yazdığı bir haberi yapay zekâ iki dakikadan daha az bir sürede yazabiliyor. Tabii ki yanlışlıklar oluyor ama senin daha uzun sürede yazdığını o daha hızlı yazıyor ve sen kalan vakitte haberde bir sorun varsa onu düzeltmeye çalışıyorsun. Sonuç olarak ise beş dakika içinde bir haber ortaya çıkıyor. Editöryal olarak müdahale etmen gereken haberler çok vaktini alabiliyor. Haber çok önemli değil ama müdahale edilmesi gerekiyor, burada devreye ChatGPT girebilir.</p>
<p>Çok hızlı hareket etmen gerektiği zamanlarda ise yine yapay zekâ ve ses teknolojileri yardımcı oluyor. Örneğin gazetede kullanacağın bir fotoğraf için bile yapay zekâdan hızlıca yardım alabiliyorsun, bu yönden işimiz kolaylaştı. Fakat işin demokratikleşme kısmı var. Ben her şeyi yapay zekâya yaptırabilirim diye bütün editörleri işten atayım demek olmaz. Burada kurallar koymamız gerekiyor. Bu meselenin bambaşka bir boyutu ve bunu inkâr edemeyiz. Yaşadığımız sistemi dikkate almadan, yapay zekâyı sadece sorunlarımızı çözecekmiş gibi ele almayı doğru bulmuyorum. İkisi arasında bir denge kurmamız lazım.</p>
<p>Ayrıca meslek olarak baktığımız zaman yıllardır ipleri elinde tutan tipler var ve bunlar her şeyi tekeline almış. Bir şeylerin artık değişmesi lazım, bunları hiç mi konuşmayacağız? Aradan kaç yıl geçmiş, Ay’a gidilmiş, devrim niteliğinde şeyler olmuş ama bunlarda hâlâ aynı kodlar. Ondan sonra ise Z kuşağı dediğimiz insanların mizah malzemesi oluyorsun.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-3092 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi.png" alt="" width="349" height="349" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-600x599.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-768x767.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi-800x799.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2024/07/dergi.png 869w" sizes="(max-width: 349px) 100vw, 349px" />Türkiye’de okurun medyaya güveni kırılmış durumda. Bu güven ortamı tekrar nasıl sağlanabilir?</strong></p>
<p>Burada iğneyi biraz kendimize batıralım. Tırnak içinde yandaş medya dediğimiz, sadece iktidarın bülteni gibi çalışan bir medya türü çıktı. Tarihin her döneminde iktidarlar borazanlığını yapacaklarını birini isterler. Bizim dönemimizde ise bu biraz daha çirkinleşti ve kabalaştı.</p>
<p>Ben bir gazeteciyim bu yüzden biri politik görüşüme yakın dahi olsa benim iktidarım olmayacak. O gelse onu da eleştireceğim, işim bu. Bir tabir vardır, birilerinin bir yerlerde yazılmasını istemediği şeylere haber denir diye. Geriye kalanlar ise halkla ilişkiler çalışmasıdır. O yüzden biz iktidar kim olursa olsun söylememiz gerekeni söyleyeceğiz. Bu dönemde iktidar medyası dediğimiz medya iktidara iyilik yapmıyor aslında. Seviye düştü ve habercilik bir kaygı taşımadan yapılamıyor. Bunlar olurken biz de işin içindeydik belki kalemimizi satmadık ama o güven yitiminde de bir şey yapmadık. Popstar diye bir tür çıktı ve isimler ön plana çıkmaya başladı. Kurumlar, gazetecilerin öne çıkan isimler kadar öne çıkamadılar. Gazetecilik kurumsal olarak gelişemedi, bireysel olarak gelişti. Sosyal medya da bunu biraz etkiledi. İletişim biraz da imajdır ve kurumlar imaj çağına çok ayak uyduramadı. Ben bunu çok doğru bulmuyorum, gazetecinin ismi tabii ki olmalı ama bu toplumda bir konfor alanı yaratıyor. Gazeteci olayı direkt çözemez o olaya ışık tutar. Toplum ise olayı direkt gazetecinin aydınlatmasını istiyor. Ayrıca bir toplumda gazetecinin bu kadar ön plana çıkması, o toplumda bir şeylerin işlemediğini gösteriyor. Toplum geride dursun, hiçbir şeye karışmasın isteniyor.</p>
<p>Birkaç gazeteci televizyona çıkıyor ve kavga ediyor. Onların anlattıklarını dinliyorsun ve toplum zihinsel anlamda alıklaşıyor. Pasif bir toplumsal alan ortaya çıkıyor. Biz davalara gidiyoruz, yılmadık yazıyoruz ve hoşumuza gidiyor ama bence gazetecilik bu değil. Burada iktidarında suçu var ama topu iktidara atmak bana kolaycılık gibi geliyor. Evet bu dönemde olanları gördün, biliyorsun ama sen niye seçenek olmadın? Bu sadece iktidar kötü demekle olmuyor, bu tek başına yeterli değil. Bu tek başına bir konfor alanı yaratıyor ve bu çok tehlikeli.</p>
<p><strong>Biraz da Cumhuriyet TV’nin Youtube kanalından bahsedebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ben Youtube kanalının haber müdürlüğünü de yapıyorum ve orayı büyütmek istiyoruz. Burası gelir modeli anlamında çok kârlı bir alan. Öte yandan ekipman ve benzeri şeyler çok daha kolay yönetilebiliyor, çok ergonomik bir alan. Biz Youtube hesabını biraz daha büyütmek istiyoruz, şu anda 400 bin abonemiz var. Bir milyona doğru gidiyoruz ve bu süreçte yeni işler yapacağız. Youtube’u tanımlamam gerekirse ne televizyon ne de internet. Televizyonla seviyeli bir birlikteliği var. Arkadaşlarımızın çoğu televizyon başlangıçlı. Gelir kaynağı olarak önemli bir kaynak ve insanlara ulaşma noktasında güzel bir mecra. Toplumumuz okuma anlamında biraz tembel, görsel açıdan biraz daha dikkatli. Bunun bilimsel yönleri de var. Göçebe bir toplum olduğumuz için ve bilgi de yerleşik olduğu için buna hiç ihtiyaç olmamış. Bir şeyi görüyorsun ve başka bir yere gidiyorsun. Anlık ve görsel olaylar daha kritik oluyor. O anlamda Youtube bu alanı dolduruyor. Yeni teknolojiyi yoğun şekilde kullanmaya ve daha fazla hikâye anlatmaya başlayacağız. Biz olayı konuşan yüzler olmaktan çıkararak hikâyeler anlatmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Bu bölümden çok fazla mezun var. Ben de iletişim öğrencisiyim ve bu sektörde yer alacağız. Neleri farklı yapmalıyız?</strong></p>
<p>Ben dâhil kimsenin uzun uzadıya verdikleri tavsiyelere gazeteci arkadaşlarımın çok güvenmemesi lazım. Çünkü her insanın hikâyesi farklıdır ve biz bu hikâyelerin aslına bakıyoruz. Burada önemli olan yapmış olduğun ve yapmaya çalıştığın işi anlaman. Ne istediğini çok iyi anlaman lazım ve bunu soru sorarak, yanıt arayarak yapmak lazım. Çevreye bakıp mesela kendi adıma söylersem ben Can Uğur olmalıyım gibi bir düşünceye girmemek lazım. Çünkü her insanın ayrı bir hikâyesi var. Çünkü senin yapabildiklerin, yeteneklerin, yetersizliklerin başka birininkiyle aynı değil. O yüzden de aynı olmayan iki şeyi üst üste getirmeye çalıştığın zaman hatalı bir durum ortaya çıkıyor. Bireyin kendini işin merkezine koyup ne yapmak istediğine bakması lazım. Ana olay şu, bu meslek sevmeden yapılamaz. Aslında bütün söylediklerimin temel ana fi kri bu olabilir. Bu meslek 9-6 yapılacak bir iş değil, gecesi, gündüzü yok. Yıpranma payın var ve devlet bile bunu anladığı için yıpranma payı veriyor. Hikâye anlatmak, ezberlere takılı kalmamak lazım. Haber böyle yazılır gibi bir durum yok. Açın bakın eski haberlere bugün asla yazılmayacak şeyler, bugün yazılan haber farklıdır. Haber formatları değişecek buradaki öz de iyi hikâye. İyi hikâye, çatışma bulmak gerekir. Hikâyeniz hep bir çatışma üzerine kurulmalı. Kendini haklı-haksız ikiliklerinden kurtar. İki tane haklı veya haksız en güzel şeydir çünkü seni çatışmaya zorlar. Çatışma ögesini haberde hep kullan.</p>
<p><strong>Üniversiteden yeni mezun olmuş birisi Cumhuriyet Gazetesi ekibine nasıl katılabilir?</strong></p>
<p>Buraya tabii Skype başvuruları da oluyor ama bu biraz da network işi. Sevdiğimiz, referansına güvendiğimiz isimler oluyor. Bu arkadaşlarla çalışmak ve onları yetiştirmek istiyoruz. Yani gelip buraya başvurabilirler, mail ile çok olmuyor. Attığınız mailler boşlukta sallanıyor. Bu yüzden buraya gelin, gerekirse üç gün gelin. Bunu sadece burası için değil diğer gazeteler içinde söylüyorum. Gidin ve o işi istediğinizi gösterin. Bir yönetici için o işi istediğini göstermek çok kritik bir şeydir. Buraya gelip, aşağıda görüşmek istediğini söylersen ve kendini ifade edersen bu benim için bir kriterdir. İsteyen kişi geliyor, derdini anlatıyor ama diğeri istemiyor ki gelmiyor. Formel olarak ne yapılması gerektiğini soruyorsan, bizim staj başvurularımız oluyor. Özel veya devlet üniversitesi hiç fark etmiyor ve orada öğrenci arkadaşları çok zorlamıyoruz. Tabii staja gelen birini işi öğretmek için zorluyoruz. Bir de yapmayın dediğim bir durum olabilir. Bir gazeteye gidiyorsanız, oraya gerçekten bilerek gidin. Cumhuriyet gazetesinde hangi yazarı okuyorsunuz dediğimde yanıt veremeyen biri benim için eksidir. Gittiğin, gördüğün yere numaradan da olsa bak. Buraya geliyorsun ve gazeteciyi tanımıyorsun.</p>
<p>Mesela bazen gazetecilik öğrencileri staja geliyor ama gazete okumuyorum diyor. Gazetecilik öğrencisi nasıl gazete okumaz? Mesleki olarak bunu yapacaksan basılı gazete okumama lüksün yok, internetten de olsa okuman lazım. Gazete manşetlerine, gazetelerin siyasi çizgilerine bakın. Bunu kabul edin anlamında söylemiyorum ama gittiğiniz yerde bu sizin için bir artıdır. Bunları takip ediyorum, bunları etmiyorum gibi ifadeler sizi öne geçirir. Fakat dediğim gibi her şeyden önce gittiğin yeri tanıman lazım. Cumhuriyet’e geliyor ama yazılarını bilmiyor. O zaman biz seninle neden çalışalım. Senin yerine burayı daha iyi bilen biriyle çalışmak veya bilmese bile öğrenmek isteyen biriyle çalışmak isterim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/">Can Uğur Anlatıyor: Gazetecilik Sektöründe Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/can-ugur-anlatiyor-gazetecilik-sektorunde-merak-edilenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manaki Kardeşlerden Cumhuriyet Filmine: Türk Sinema Tarihine Bakış</title>
		<link>https://contextdergi.com/manaki-kardeslerden-cumhuriyet-filmine-sinema-tarihine-bakis/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/manaki-kardeslerden-cumhuriyet-filmine-sinema-tarihine-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 10:30:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet filmi]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birkaç saat içinde kamera kullanmayı öğrenen yedek subay Fuat Bey (Uzkınay) abidenin yıkılış anını, diğer bir ifadeyle Türk sinema tarihin başlangıcı olarak kabul kısa belgesel filmi “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” nı çekmiştir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/manaki-kardeslerden-cumhuriyet-filmine-sinema-tarihine-bakis/">Manaki Kardeşlerden Cumhuriyet Filmine: Türk Sinema Tarihine Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Oğuz Makal</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Birkaç saat içinde kamera kullanmayı öğrenen yedek subay Fuat Bey (Uzkınay) abidenin yıkılış anını, diğer bir ifadeyle Türk sinema tarihin başlangıcı olarak kabul kısa belgesel filmi “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” nı çekmiştir.</span></p></blockquote>
<p>Osmanlı’nın ilk sinemacıları Manaki Kardeşler’in çektikleri arasında Osmanlı Sultanı Reşad’ın Manastır ve Selanik ziyareti vardır. Bu çekim sırasında Manaki Kardeşler’in elindeki garip makineyi (kamera) gören padişahın mahiyetindekiler onları engellemek isteyince Sultan Reşad araya girmiş ve tarihe geçen şu sözü söylemiştir: “Bırakın çocuk oynasın!”</p>
<p>Theo Angelopoulos’un Ulis’in Bakışı filmi de Milton ve Yanaki Manaki Kardeşler’in 1905 yılında çektikleri yün eğirmekte olan büyükanneleri Despina’nın görüntüleri ile başlar. Angelopoulos, Odysseus’a yaptığı göndermelerle filmin isminden başlayarak, sadece bütün Balkanların ve sinemanın yüzyıl içindeki yolculuğuyla birleşmesini anlatmaz, aynı zamanda yaşamını “hiç yalan söylemeyen kamerama bağlı kaldım” diyerek özetleyen Manaki Kardeşler’in varlığını da bizlere hatırlatır.</p>
<div id="attachment_2538" style="width: 211px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2538" class="wp-image-2538 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-a-Fuat-Bey-Uzkinay-201x300.jpeg" alt="" width="201" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-a-Fuat-Bey-Uzkinay-200x298.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-a-Fuat-Bey-Uzkinay-201x300.jpeg 201w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-a-Fuat-Bey-Uzkinay-400x596.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-a-Fuat-Bey-Uzkinay-600x894.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-a-Fuat-Bey-Uzkinay.jpeg 660w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" /><p id="caption-attachment-2538" class="wp-caption-text"><em>  Fuat Bey </em></p></div>
<p>1. Dünya Savaşı’na katıldıktan hemen sonra Cihad-ı Ekber ilan eden Osmanlı otuz altı yıl önce Ruslara yenilmiştir. Yeşilköy’e kadar gelen Ruslarla ağır koşullar içeren bir antlaşma imzalanmış, İstanbul işgalden ancak öyle kurtulabilmiştir. Ruslar bu ilerlemeyi hatırlatmak için devasa bir abide yaptırmıştır. 1914’e gelindiğindeyse bu abide için zaman gelmiştir, topçu atışları ile yıkılacak ve yıkılışı da müttefik Avusturya-Macaristan kameramanlarınca filme alınacaktır. Orada bağıra çağıra toplanan halk itiraz etmiş, Müslüman bir kişinin bu anıtın yıkılışını filme almasını istemiştir. Birkaç saat içinde kamera kullanmayı öğrenen yedek subay Fuat Bey (Uzkınay) abidenin yıkılış anını, diğer bir ifadeyle Türk sinema tarihin başlangıcı olarak kabul kısa belgesel filmi “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı&#8221;nı çekmiştir.</p>
<div id="attachment_2539" style="width: 267px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2539" class="wp-image-2539 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-b-Yesilkoy-Ayastefanostaki-Rus-Abidesi-ve-yikilis-ani-e1702364834761-257x300.jpeg" alt="" width="257" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-b-Yesilkoy-Ayastefanostaki-Rus-Abidesi-ve-yikilis-ani-e1702364834761-200x234.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-b-Yesilkoy-Ayastefanostaki-Rus-Abidesi-ve-yikilis-ani-e1702364834761-257x300.jpeg 257w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-b-Yesilkoy-Ayastefanostaki-Rus-Abidesi-ve-yikilis-ani-e1702364834761-400x467.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/2-b-Yesilkoy-Ayastefanostaki-Rus-Abidesi-ve-yikilis-ani-e1702364834761.jpeg 523w" sizes="(max-width: 257px) 100vw, 257px" /><p id="caption-attachment-2539" class="wp-caption-text"><em>Yeşilköy&#8217;deki Rus Abidesi&#8217;nin Yıkılış Anı</em></p></div>
<p>Zaman içerisinde ulusal duygulardan yararlanan çoğunluğu foto roman üslubunda denilebilecek filmler yapılmıştır. 1919’a gelindiğinde savaş bitmiş, Malûl Gaziler Cemiyeti gelir sağlama amaçlı iki film çektirmiştir. Bu cemiyetin yapımcısı olduğu Mürebbiye filminin gösterimi, İstanbul’daki Fransız işgal kuvvetlerinin komutanı General Franchet tarafından, filmde yer alan bir Fransız kadınının küçük düşürüldüğü gerekçesiyle yasaklanmıştır. İşgal günlerini anlatan, hatta bu filmin çekimini de içeren bir filmin yapılması isabetli olabilirdi.</p>
<p>1923 yılına gelindiğinde, Muhsin Ertuğrul ilk film şirketimiz olan Kemal Film’in yapımcılığında, Kurtuluş Savaşı’nı konu alan Halide Edip Adıvar’ın romanı Ateşten Gömlek’i filmleştirmeyi üstlenmiştir. Her ne kadar şirket kötü bir olay nedeniyle kapansa da altı film çekilebilmiştir. İlerleyen yıllarda Muhsin Ertuğrul ise Nazım Hikmet’in yardımıyla Sovyetler Birliği’ne çağrılarak Odessa stüdyolarında Spartaküs (1926) filminin yönetmenliğini yapmıştır. Moskova’da bir araya geldiği Nazım Hikmet onu iki efsane tiyatro adamı Stanislavski ve Meyerhold ile de tanıştırmıştır. Ertuğrul, Nazım Hikmet’in deneysel tarzını çok önemsediği Meyerhold’un yanında bir süre kalmış ve sonrasında yapımcı kuruluş VUFKU (Sovyetler Birliği döneminde Ukrayna’da faaliyet gösteren bir film endüstrisi yönetim organı) yardımıyla Odessa’da çalışmaya başlamıştır. Ardından burada köle ve yoksullardan oluşan ordusuyla Roma İmparatorluğu’nu sarsmış gladyatörün hikâyesi Spartaküs (1926) ve Cezayir kadınlarının hayatlarıyla ilgili Tamilla (1927) adlı filmleri çekmiştir. 1928’de Türkiye’ye ve tiyatroya döndükten sonraysa İpek Film’i kurmuş, yeni film hazırlıklarına başlamıştır.</p>
<div id="attachment_2540" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2540" class="wp-image-2540 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/5-Turkiyenin-Kalbi-Ankara-belgesel-filminin-yonetmeni-Sergey-Yutkevic-300x192.jpeg" alt="" width="300" height="192" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/5-Turkiyenin-Kalbi-Ankara-belgesel-filminin-yonetmeni-Sergey-Yutkevic-200x128.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/5-Turkiyenin-Kalbi-Ankara-belgesel-filminin-yonetmeni-Sergey-Yutkevic-300x192.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/5-Turkiyenin-Kalbi-Ankara-belgesel-filminin-yonetmeni-Sergey-Yutkevic-400x256.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/5-Turkiyenin-Kalbi-Ankara-belgesel-filminin-yonetmeni-Sergey-Yutkevic-600x383.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/5-Turkiyenin-Kalbi-Ankara-belgesel-filminin-yonetmeni-Sergey-Yutkevic-768x491.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/5-Turkiyenin-Kalbi-Ankara-belgesel-filminin-yonetmeni-Sergey-Yutkevic.jpeg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-2540" class="wp-caption-text"><em>Türkiye&#8217;nin Kalbi Ankara belgeselinin yönetmeni Sergey Yutkeviç</em></p></div>
<p>Bu film stüdyosu ve yapım şirketinin kuruluşuyla beraber Muhsin Ertuğrul, Türk Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen ve izleyicinin de çok beğeneceği sessiz film Ankara Postası’nı 1929’da çekerek dikkatlere sunmuştur. Ankara Postası filminin senaryosu François de Curel tarafından yazılmış La Terre Inhumaine &#8211; İnsafsız Toprak oyununun çevirisinden uyarlanmıştır. Filme kısaca değinirsek, Türk Kurtuluş Savaşı’na karşı olan, Kuvay-i İnzibatiye komutanının eşi kurtuluşçularla savaşan kocasını görmek için İstanbul’dan Adapazarı’na gelir. Fakat burada kurtuluşçuların gizli elemanı, Kuvayi Milliyeci Kudret’e âşık olur. Aşkına rağmen onu ele vermek istediğindeyse Kudret’in annesi tarafından öldürülür. Kudret ise başka bir çatışmada yaralanır, görevini kardeşi Osman üstlenir. Muhsin Ertuğrul bu filmden üç yıl sonra, 1932’ye gelindiğindeyse Bir Millet Uyanıyor isimli filmini perdeye aktarmıştır. Ertuğrul, Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı’nda yaşanan dramatik olayları ele alan film, İstanbul’a gizli bir görevle gelen Nesrin’in kahramanca mücadelesi üzerine kuruludur. Ertuğrul, Bir Millet Uyanıyor filminin ardından ise Kurtuluş Savaşı’nı konu alan bir film daha yapmamıştır. Atatürk’ün isteğine rağmen kurmaca bir filmin yapılamamış olması da kaçırılmış bir fırsat olmuştur. Fakat neyse ki 1934’te Türkiye’nin Kalbi Ankara isimli belgesel film bu alana kazandırılmıştır. Sovyet sinemacılar Sergey Yutkeviç ve Lev Arnshtam’ın çektiği bu film, Türk Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü yıllarda Ankara’da görev yapan Sovyetler Birliği Savunma Halk Komiseri Kliment Voroşilov’un (Taksim Anıtı’ndaki kasketli Sovyet generali) başkanlığındaki Sovyet heyetinin vapurla önce İzmir ve sonrasında İstanbul’a gelişleri, coşkulu karşılanış görüntüleriyle başlar. Ardından, onuncu yıl kutlamalarını yaşayan başkent Ankara, kutlanan Cumhuriyet Bayramı töreni ve modern Türkiye görüntüleri ile devam eder.</p>
<p>1937 yılında siyah beyaz olarak perdeye aktarılan, polisin sürekli peşinde olduğu, zaman zaman tutukladığı şair Nazım Hikmet’in İpek Film adına senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı Güneşe Doğru filmi de yukarıda değinilen filmler arasında düşünülebilir mi? Bu filmde, mütareke döneminde belleğini yitiren bir delikanlının 17 yıl boyunca kendisini bu dönemde yaşıyor sandıktan sonra geçirdiği bir ameliyatla iyileşmesi ve kendisini birdenbire Cumhuriyet Türkiye’sinde buluvermesi konu edilir. Fantastik konusu ile ilgi çeken film arşivlerde olmadığı için değerlendirme yapmak mümkün olmasa da filmin Muhsin Ertuğrul filmlerindeki gibi tiyatrovari bir dili olmadığı bilinmektedir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2541 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda-300x185.jpeg" alt="" width="300" height="185" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda-200x123.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda-300x185.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda-400x247.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda-600x370.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda-768x474.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda-800x493.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/6-Zulfu-Livaneli-Veda.jpeg 960w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Günümüze uzandığımızda da ulusal duygulardan yararlanan birkaç filmden söz etmek mümkündür. Örneğin, 1991 yılında Yavuz Özkan, Ateş Üstünde Yürümek ismi ile Kurtuluş Savaşı’nı modern bale anlatımı ile işleyerek aktarmıştır. Cumhuriyet’in 75. yılına armağan olarak Ziya Öztan, Cumhuriyet (1998) filmini çekmiştir. Film, Atatürk’ün İzmir’de yazar Halide Edip’le birlikte daha sonra eşi olacak Latife Hanım’ın davetine icabet etmesiyle başlayıp, Ankara’da mecliste 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde ünlü Nutuk’u okurken ve Cumhuriyetin onuncu yıl tören görüntüleri eşliğinde sona ermektedir. Bir diğer olarak, 2010 yılında müzisyen ve yazar Zülfü Livaneli, Veda filmi ile Atatürk’ün yaşamını işlemiştir. Film, Atatürk’ün çocukluk arkadaşı ve daha sonra yaverliğini yapan Salih Bozok’un anıları üzerine kurulmuştur. Ki Bozok, Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu dakikalarda elini öperek ona veda ettikten sonra başarısız bir intihar girişiminde bulunmuş, oğlu Muzaffer’e ise bir Veda mektubu bırakmıştır.</p>
<p>Bugün, kurtuluş ve bağımsızlık savaşımızın en gönençli sonucu olan 29 Ekim’in 100. Yıl dönümünde Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk üzerine film eksikliğimizin bulunduğu ise açıktır.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/manaki-kardeslerden-cumhuriyet-filmine-sinema-tarihine-bakis/">Manaki Kardeşlerden Cumhuriyet Filmine: Türk Sinema Tarihine Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/manaki-kardeslerden-cumhuriyet-filmine-sinema-tarihine-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
