<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/icerik/yeni-paradigma-yapay-zeka/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/icerik/yeni-paradigma-yapay-zeka/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 12:48:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</title>
		<link>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 11:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Satranç]]></category>
		<category><![CDATA[Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3553</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Tarihin en eski ve prestijli oyunlarından biri olan satranç, dijital çağa platformlar aracılığıyla uyum sağlamayı başarabildi. Bu uyum sayesinde satranç ve satranç yayıncılığı, sosyal mecralarda içerik üretimine uygun bir alan yaratarak kendine has, niş bir kitle kazandı. Türkiye’de satranç yayıncılığının öncülerinden biri olan Sabri Can Onay Yontar, bugün Chess.com’un sosyal medya dikey  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/">Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı</span></em></span></span></h1>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3559" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1380" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-200x108.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-300x162.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-400x216.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-600x323.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-768x414.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-800x431.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1024x552.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1200x647.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-1536x828.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabojpg-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p>Tarihin en eski ve prestijli oyunlarından biri olan satranç, dijital çağa platformlar aracılığıyla uyum sağlamayı başarabildi. Bu uyum sayesinde satranç ve satranç yayıncılığı, sosyal mecralarda içerik üretimine uygun bir alan yaratarak kendine has, niş bir kitle kazandı. Türkiye’de satranç yayıncılığının öncülerinden biri olan Sabri Can Onay Yontar, bugün Chess.com’un sosyal medya dikey format içerik üretim ekibini yöneterek global arenada, satranç için son derece önemli bir figüre dönüştü. Peki, uzay mühendisliğinden satranç yayıncılığına uzanan bu yolculuk nasıl başladı?</p></blockquote>
<p><b><i> Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Merhaba, bu güzel etkinlikte bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Tanımayanlar için öncelikle kendinizi tanıtır mısınız acaba?</b></p>
<p><b><i>Sabri Can Onay Yontar:</i></b> Merhaba, ben Sabri Can Onay Yontar. Satranç Yayıncılığı yapıyorum. Chess.com’un sosyal medyasında içerik üreticisiyim aynı zamanda.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Nasıl başladınız satranç yayıncılığına?</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Daha öncesinde uzay mühendisliği okuyordum. Fakat orada girdiğim iş bana biraz sıkıcı geldi. Hep düşünüyordum, dokuz-altı çalışmak yerine; acaba hayatımda başka bir şey yapabilir miyim ya da bir işletme sahibi olabilir miyim? diye.</p>
<p>Sonrasında Youtube alanın baya bir ilerlediğini fark ettim. Dedim ki kendi kendime, acaba bir şeyler deneyebilir miyim?<span class="Apple-converted-space">  </span>Tabii o zamanlar da bugün gibi en fazla vakit geçirdiğim şey satrançtı. Dolayısıyla Youtube’ye satranç yayıncılığı yaparak girdim. Sonrasında kanal daha kişisel bir şeye dönüşebilir mi diye düşündüm aslında. Youtube’de ürettiğimiz içerikler yavaş yavaş izlenmeye başladığı sırada ben de uçak mühendisliğine yeni başlamıştım. Yani kaderin cilvesi,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ürettiğim bütün içerikler tam da o anda normalden çok daha fazla izlenmeye başladı. Pazartesi günü işbaşı yaptım. Tam o hafta günlük en az dört yüz beş yüz abone gelmeye başladı. Dedim ki tamam bu iş galiba oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İşe başladıktan bir sene geçtikten sonra işimden istifa ettim. Sonrasında ise Youtube kanalım beni tamamen içine çekmeye başladı. Pandemi döneminden hemen önce Chess24 firması ile görüşmeye başladım. Globalde onların Türkçe tarafına pandemide sürekli yayın yaparken, Chess24 İngilizce kanalına tavsiyeler veriyordum. Onlar da dediler ki çok biliyorsan gel sen yap. Sonra bana bir klip kanalı açıldı. Klip kanalını bana verdiler. Orada da aylık üç-beş bin dolar civarında para kazandırmaya başladım şirkete. Chess24’ün o zamanlar maddi problemleri vardı. O arada Chess.com, Chess24’ü satın almak istedi. Eğer mali olarak kötü durumda olan bir şirketteyseniz, sizi satın alan şirket de size sonsuz güven duymuyor. Şu an Chess.com’da üretilen tüm kısa içerikleri ben ve ekibim yapıyoruz. Instagram reels’ları, Youtube shorts’ları ya da TikTok’da gördüğünüz herhangi bir vertikal içerik tamamen bizden çıkıyor.</p>
<p>Sonra Magnus’un Garcia’nın kanalını bana verdiler. Derken yavaş yavaş rolüm değişti ve Barselona’ya taşındım. Ama tabi Türkçe kısmında da çalışıyorum. Ben onları da her zaman söylüyordum, ben Türkçe kısmını asla bırakamam. Şu an halimden gayet memnunum. Tabii globale üretilen işlerin yankısı Türkiye’de daha farklı oluyor. Globalde yaptığım içerik genelde Türkiye’de tutuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3556 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM.png" alt="" width="600" height="212" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-200x71.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-300x106.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM-400x141.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/phpwnLapM.png 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b><i>Emir Gülşen:</i></b> <b>Siz içerik üretmeye başladığınız zaman Türkiye’de Satranç yayıncılığının durumu nasıldı? Böyle bir izleyici kitlesi ya da bu kadar çok üretici var mıydı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Bugünle kıyaslamak mümkün değil. Tabii içerik üretenler vardı. Çok net hatırladıklarım; Satranç diye bir kanal vardı. Hatta şey demiştim, ne kadar güzel bir isim almış. 10.000’e yakın abonesi falan vardı o zaman galiba. Nazmi Can Doğan vardı. O da içerik üretiyordu ve onun içerikleri sürekli Ekşi Sözlük’te falan paylaşılıyordu. Yaptığı işler sürekli ana sayfaya düşüyordu. Fakat benim yaptığım, yapmaya çalıştığın şey birazcık daha satranç analizinden farklı olarak satrancı hiç bilmeyen insanlara hitap etmesini arzuladığım biraz daha eğlenceli bir dille iş üretmeye çalışmaktı. Böyle olunca da insanlar daha ilgi çekici bulmaya başladı. Yaptığımız işler biraz daha ortamı, hazırladı denilebilir çünkü bizim iş yapmaya başladığımız satranç ortamı elitti.</p>
<p>Yani ben yayıncılığa başladığım zaman bana; sen büyük usta değilsin, uluslararası usta değilsin, bir unvanın yok nasıl bize bir şey anlatabilirsin, analiz yapabilirsin gibi bir tepki vardı. Bu algının kırılması üç dört seneyi buldu.Şu anda çok güzel bir yerde olduğumu söyleyebilirim. Yani geçmişe kıyasla artık satranç herkese kucak açan, halka inen bir şeye dönüştü. Aslında Youtube kanalımızda; satranç taşlarının hareketini çok fazla bilmeseniz bile sizi eleştiren bir imaj değil, yardım eden, “gel bak böyle öğrenebilirsin diyen”, bir imaj yaratmaya çalıştık.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Peki gelecek için neler planlıyorsunuz? Neler<span class="Apple-converted-space"> </span></b><b>yapmak istiyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Satranç konusunda bugün, hedeflediğim yerden çok daha iyi bir yere geldik. Kendi açımdan da en azından başarılı olduğumu düşünüyorum.</p>
<p>Yaptığım işlerden oldukça<span class="Apple-converted-space"> </span>memnunum. Satranç alanına da bir noktada katkım dokundu bence. Farklı alanlarda da içerik üretmek istiyorum.Mesela bu Formula olabilir, tenis olabilir, belki e-spor olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span>Açıkçası farklı şeyler de denemek istiyorum. Fakat asla Satranç yayıncılığını bırakmayı düşünmüyorum. Çünkü para kazandığım asıl iş Chess.com olduğu için Youtube kanalım sanki benim hobi alanım gibi geliyor bana. Bu sebepten ötürü başka bir sektörde iş yapsam dahi yine bu kanalda satranç yayıncılığı yapmaya devam etmek istiyorum. Fakat farklı bir alandan teklif gelirse denemek şansımı denemek isterim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Az önce satrancın halk inmesinde bu kadar yaygınlaşmasında yayıncılığın çok etkisi olduğundan bahsettiniz. Bunu biraz daha açar mısınız acaba? Arkasındaki sebepler, ortamın hazırlanması f</b><b>alan nasıl gelişti bu süreç?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Youtube de satranç videoları izliyor artık insanlar. İnteraktif aplikasyonlar da çok yaygınlaştı. Herkesin elinde telefonlar. Sadece Chess.com değil, birkaç tane daha var çok bilinmeyen, daha tekelleşmemiş ama onların da eminim çok etkisi oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3555 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos.jpg" alt="" width="508" height="269" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-200x106.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-300x159.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos-400x212.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/lolos.jpg 508w" sizes="(max-width: 508px) 100vw, 508px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Bu aplikasyonlardan biraz daha bahseder misiniz? Birbirlerine göre ne gibi farkları var?</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Pandemi döneminde Chess24’ten yayın yapıyorduk ve 24’ün oyun alanı diğer aplikasyonlara nazaran daha zayıf kalıyordu. Aplikasyon eksikti açıkçası. Açıkçası bu durum benim biraz canımı sıkıyordu. Yani içerik üretirken sınırlı kalıyorduk.</p>
<p>Ama Chess.com’da böyle bir durum yok. Lichess de keza öyle. Fakat Chess.com da özellikle hoşuma giden şeylerden bir tanesi influencer havuzu olması. Aslında bir noktada para kazanacak bir alan oluşturuyor. Aynı zamanda bir ajans gibi platformla sözleşme yapabiliyorsunuz.</p>
<p>Tabi benim yayıncı sözleşmem yok ama yayıncılara tanıdığı imkanlar diğer aplikasyonlara göre çok daha fazla. O yüzden o noktada Chess.com’u fazlasıyla seviyorum, tercih ediyorum. Kullanıcıların ya da izleyicilerin düşüncelerini, fikirlerini, şikayetlerini tabii ki hep dinliyorum.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Chess.com’da mı oynuyorsunuz, Lichess’te mi oynuyorsunuz siz?</b> <b>Ben Lichess’i tercih ediyorum.</b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Evet Lichess de çok tercih ediliyor. Ayrıca bir dernek olduğu için herhangi bir para vermeden oynayabiliyorsun. Ama bu sektörde, bence bir şekilde, bir yerlerden paranın girmesi gerekiyor ve ticari Chess.com bile şu an Türkiye’de çok çok komik rakamlara üyelik satıyor. Chess.com gerçekten çok çok ucuz.</p>
<p>Ben sadece Chess.com’da oynuyorum. Fakat insanlarda Lichess ya da başka platformlardan puzzle gönderdiğinde, oynadıkları oyunları gönderdiklerinde mutlu oluyorum. Ne kadar fazla kişi satranç oynarsa o kadar iyi. Bu ister Lichess olsun ister Chess.com olsun farketmez.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A:</i> İnsanların Lichess ve Chess.com arasında ELO sistemini farklı bulduklarını, Lichess’in puan sisteminde yükselmenin daha zor olduğunu duymuştum. Gerçekten böyle bir şey var mı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y:</i></b> Aslında iki platformda da satranç oynayan oyuncuların Lichess puanı genelde Chess.com puanından yüksek oluyor. Çünkü Lichess’i birazcık daha süper amatör seviyesindeki oyuncular keşfediyorlar.<span class="Apple-converted-space">  </span>Gidin bir insana sorun satranç biliyor musun? A evet, biliyorum.</p>
<p>Chess.com’da oynuyorum diyor. Dolayısıyla Chess.com ticari kaygılarla herkese ulaştığı için çok fazla yeni kullanıcı girişi oluyor. Fakat Lichess’te bu birazcık daha farklı. Lichess’te oynamaya başladığında 1400-1600 arasında bir puana sahip oluyorsunuz. Chess.com’da ise başlangıç puanı 1200. Bu yüzden ortalama reyting sapıyor. İstatistikler de farklılık gösteriyor. Fakat genel olarak baktığımızda Chess.com yeni başlayanlara hitap ederken, Lichess daha çok orta seviye oyunculara hitap ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3554 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/basa.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Fakat son dönemde ünvanlı oyuncuların genelde Chess.com’da daha aktif olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. </b><b>Chess.com’un yayıncılarla sözleşme yapmasının bununla bir alâkası var mı?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Tabii ki var. Ayrıca Chess.com’un ciddi bütçeler ayırarak düzenlediği turnuvalar var. Bütçelerinin önemli bir kısmını turnuvalara ayırıyor ve bu parayı dağıtmayı da seviyorlar. Dolayısıyla ünvanlı oyuncular gelip Chess.com’da oynuyor.</p>
<p>Bir de izleyiciye yayıncıyla etkileşime geçme şansı tanıyor. Mesela beni izliyorsunuz ve benimle oynamak istediğinizi varsayalım. Aynı turnuvada rekabet ediyorsak, illa denk geliyorsunuz. O yüzden bu durum da birçok satranç severi etkiliyor. Yani herkesi etkilemez belki ama en azından benimle oynamak isteyen beni izlemek isteyen kitleyi etkiliyordur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>En azından şu an Chess.com’la rekabet edecek, onun kadar büyük ve güçlü bir marka yok. Neden yeni markalar, ticari siteler ya da aplikasyonlar üretemiyorlar?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Evet bence de şu an yok. Bir Lichess var o da bağışla dönen bir organizasyon. Ticari bir kaygı olmadığı için rekabet ortamı oluşamıyor. Hani ben mesela Chess.com’un tekel olmasını asla istemem. Çünkü ne kadar fazla rekabet o kadar fazla gelişim olur. Aynı şey satranç yayıncılığında da var. Yani ne kadar fazla Türkçe satranç Youtube kanalı olursa hem kişiler kendini o kadar geliştirecek, hem de daha fazla insan satrancı sevecek, satrançla tanışacak. Dolayısıyla aplikasyonlarda da tekel iyi değil, Youtube’ta da tekel iyi değil. Birilerinin bu sektöre girip yatırım yapması lazım. Ama ne zaman gelecek bilmiyorum. Fakat yine de Chess.com markası hep önemli bir konumda olacak. Adamların adı bir kere Satranç.com, herhangi bir arama motoruna satranç yazıp çıkan ilk siteyi tıklamak büyük bir rahatlık. O yüzden zaten bu kadar çok yeni oyuncu girişi oluyor. Başka aplikasyonları özel olarak aramanız hiç bilmeden bulmanız çok zor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3557 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo.jpg" alt="" width="937" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-200x219.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-275x300.jpg 275w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-400x437.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-600x656.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-768x839.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo-800x874.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo.jpg 937w" sizes="(max-width: 937px) 100vw, 937px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Chess.com’un satranç bağlamında yarattığı yeni mini oyunlar var. Chess Boom, Chess960, Minion Wave gibi. Bunların satrancın sanatsal değerini düşürdüğü, düşünsel altyapısını bozduğu gibi çok fazla eleştiri de var. Siz ne düşünüyorsunuz? Bu uygulamalar satranca bir renk, yenilik ya da katkı sağlayabilecek mi?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Yakınzamanda Djokovic’in bir röportajını izledim. Padel tenisin yerini alacak mı? Padel’i daha fazla oynamak istiyor insanlar gibi sorular alıyordu. Fakat satranç konusu tam olarak böyle değil. Bu tarz yeni mini oyunlar satrancın yerini alabilecek potansiyele sahip değil. Açıkçası çok daha keyifli gözükmüyor. Çünkü Padel, tenis ya da belki futbol izlediğiniz zaman anlayabildiğiniz oyunlar ancak satranç öyle değil.</p>
<p>Yani satranca baktığınız zaman konumu önce bir anlamalısınız ki o at fedasını izlemenin keyfini ancak o zaman alabilirsiniz. Olay size anlatılsa dahi önce bir konuma bakıp anlamanız, görmeniz analiz etmeniz lazım ki at fedasına götüren varyantları size anlattığında anlayabilesiniz.</p>
<p>Şimdi böyle olunca Chess960’da taşların dizilimini değiştirdiğiniz zaman oyuncu zaten anlamıyordu bu sefer hiç anlamıyor. Yani özellikle satranç tahtasındaki taşına ilk defa dokunan bir arkadaş için anlaması da oynaması da normal satrançtan çok daha zor. Dolayısıyla ben mini oyunların normal satrancı geçme ihtimalini mantıklı görmüyorum.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>En son dünya şampiyonasında bir problem oldu, Magnus ben oynamam zamanı azaltın falan gibi bir çıkış yaptı. Ya da interaktif aplikasyonlarda normal oyunlara göre zaman tercihlerinin ciddi manada değiştiğini, hızlı oyunların çok çok daha fazla tercih edildiğini görüyoruz. Aynı zamanda içinde olduğumuz hızlı tüketim kültürü de alışkanlıklarımızı değiştiriyor. Sizce satranç turnuvalarının ya da satranç oyununun zaman konusundaki bakışı değişecek mi?</b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Tabii ki alışkanlıklarımızın değiştiği gibi hayattaki her şey de değişiyor. Mesela TikTok, Instagram Reels ya da Youtube Shorts’a baktığımız zaman günden güne bir dakikalık sınırın da daha da aşağıya indiğini görüyoruz. Yani bugün bir dakikalık videolar bile acaba daha da mı kısaltılsa gibi gündemlerle tartışılıyor. Satrançta da aynı durum var. 90 dakikalık bir oyunu insanların izlemesi, hatta futbolda bile bu tartışmalar var. Uzun özet izlemek ya da belki de kısaca maça bakmak daha mantıklı geliyor insanlara. Bu bende bile var. Ama bu benim satrancı sevmediğimden değil. Ama devir değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Ekran süremiz değişiyor.</p>
<p>Telefonumuzda bir sürü aplikasyon var. Ben bir yayıncıyı izlerken bile o arada Whatsapp’tan bir mesaj geldiği zaman ya da bir uygulamadan bildirim aldığım zaman benim için izlediğim yayından bazen daha çekici gelebiliyor. Ya da Instagram’dan bir bildirim geldiği zaman, ben durdurup videoyu o mesaja girebiliyorum. Dolayısıyla o kadar dikkat dağıtıcı unsur var ki, ben satrancın 120 dakika ya da 90 dakika kalabileceğini hiç düşünmüyorum. Hani üç dakika olur mu bilmiyorum ama şu anda 15 dakikalık ya da 10 dakikalık oyunlar turnuvalarda yer bulabiliyor.</p>
<p>Belki bu röportajı bir iki sene sonra yapsak, belki bu soruya diyeceğim ki; ya on dakika da artık insanları sıkmaya başladı. Bu durum tüketim alışkanlıklarımızla alâkalı. 6-8 dakikalık videolar 2018’de çok popülerdi insanlar hemen izleyip gitmek istiyordu. Ama bugün bu videolar çekici değil. Fakat buna rağmen 30 dakikalık videolar çekici. Çünkü artık televizyona koyuyorsunuz onu. Siz bir işle uğraşırken ya da telefonunuzda Instagram’a bakarken otuz dakika boyunca arkada oynayan videoya arada bir göz gezdiriyorsunuz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3558 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/sabo1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Bir de pandemide karşımıza çıkan bir durum var, hatırlarsınız insanlar çok fazla tepki gösterip çok sinirlendiler. “Turnuvalarda hile mi yapılıyor? İnteraktif turnuvalarda destek alındı mı?” gibi sorular soruldu, analiz videoları çekildi. Sizce interaktif turnuvalar devam edecek mi, hile yapıldı mı?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Evet, bu herkesin aslında dilinde olan bir problem. Şu anda özellikle internette hile yapacaksanız illa tüm maçı destek alarak oynamanıza gerek yok. Çok önemli bir pozisyonda size herhangi bir arkadaşınız gelip, burada bence şu taşa bir bak dese bile, bu durum oyunun kaderini değiştirebilir. Kayıp olan bir pozisyon kazanılabilir. Bütün oyunun aslında yapısı baştan aşağıya değişiyor. O yüzden buna karşı koymak ne kadar mümkün bilmiyorum. Hatta belki biliyorsunuzdur son dönemde Meta ve Rayba’nın beraber çıkardığı bir gözlük var. Ben de denemek için satın aldım. Gözlük, etik problemler yarattığı için dilediğinizce insanları kameraya kaydetmenize müsaade etmiyor. Bir ışık ile insanları sansürlüyor. Ama şuna eminim ki çok kolay bir şekilde sansürsüz ya da daha minimal hatta seneler sonra insana entegre edilebilecek hali illaki geliştirilecektir.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Ya da lenslerden bahsediyorlar mesela, onlara nasıl çözüm bulacaklar?<span class="Apple-converted-space">  </span>Yapay Zekâ ile fotoğraflar değiştiriliyor mesela. Bir de bir fotoğrafın yapay zekâyla değiştirilip değiştirilmediğini tespit eden anti yapay zekâlar var. </b><b>Bunun da tam tersi çıkabilecek mi? Bu tür aygıtları tespit edebilecek bir şey çıkacak mı?</b></p>
<p>O da ayrı bir sektör tabii. İlla çözülür. Tabii ilk çıkan aygıtları deneyen, kötü niyetli insanlar olacaklar. Çünkü kötü niyetli hile yapabilme potansiyeli olan maalesef çok fazla insan var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Peki siz satrancın şu anki şu an kendinden memnun musunuz? Ya da geleneksel kalsın ister misiniz? Elitist ve gelenekselci bir yaklaşımı mı benimsiyorsunuz yoksa bir şeyler değişiyor, iyi ki de değişiyor mu diyorsunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>S.Y: </i></b>Ben tabii ki değişimden yanayım. Zaten 2017’den hep değişime ön ayak olanlardan yana oldum. Satrancın sosyalleşmek için bir araç olmasını çok istiyorum. İnsanların gelip, turnuvalarda, satranç masalarında sohbet ettiği, birbirleriyle tanıştığı bir ortam için çabalıyorum. Satrancın herkese hitap edecek potansiyeli var. Ben bu potansiyelin limitlerini zorlamak istiyorum. O yüzden daha yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Ama şu anda yaşanan değişim ve gidişat çok iyi. Bugünü 2017 ile kıyaslarsanız satranç inanılmaz değişti. Genel olarak halka yayılma anlamında baktığımızda; son beş sene de yaşanan değişim belki de son yüzyılda yaşanan değişim ve gelişimden çok daha etkiliydi. Çünkü her insan şu anda satranca elinin altındaki telefonlardan erişebiliyor.</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span><b><i>M.B.A: </i>Satranç dünyasının en cana yakın insanlarından Sabri Can Onay Yontar bizimleydi. Çok teşekkür ederiz.</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/">Satrancın Sesi: Sabri Can Onay Yontar</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/satrancin-sesi-sabri-can-onay-yontar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</title>
		<link>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 14:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Kesal]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[UrlaDam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3538</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Çağla Miray Alhan Hekim, hikâye anlatıcısı, gözlemci, taşranın ruhunu İstanbul’a taşıyan yazar ve yaşamı okumayı bilen bir oyuncu, Ercan Kesal. Belirli bir üne kavuşmuş olsa da uzunca bir süre devam ettirdiği hekimlik görevi hikâyelerini beslemiş, bu süreçte öykünün değerini kavramış. Hem popüler kültürün tanınan simalarından hem de arthouse sinemada meraklı gözlerle aranan bir isim. Sinemaya biraz  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/">Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><em><span class="Apple-converted-space"><span style="color: #000000; font-family: georgia, palatino, serif; font-size: medium;">-Çağla <span style="caret-color: #000000;">Miray</span> </span></span></em><span style="color: #000000; font-family: georgia, palatino, serif; font-size: medium;"><span style="caret-color: #000000;"><i>Alhan</i></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3540 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184.jpg" alt="" width="1933" height="1775" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-200x184.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-300x275.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-400x367.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-600x551.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-768x705.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-800x735.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1024x940.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1200x1102.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184-1536x1410.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ERCAN-KESAL-09-scaled-e1754053651184.jpg 1933w" sizes="(max-width: 1933px) 100vw, 1933px" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Hekim, hikâye anlatıcısı, gözlemci, taşranın ruhunu İstanbul’a taşıyan yazar ve yaşamı okumayı bilen bir oyuncu, Ercan Kesal. Belirli bir üne kavuşmuş olsa da uzunca bir süre devam ettirdiği hekimlik görevi hikâyelerini beslemiş, bu süreçte öykünün değerini kavramış. Hem popüler kültürün tanınan simalarından hem de arthouse sinemada meraklı gözlerle aranan bir isim. Sinemaya biraz bile ilgisi olan kişiler için ise “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde sergilediği muhtar performansı unutması ile halen akıllarda. Bugünlerde ise UrlaDam projesiyle sinema için çabalıyor. Sinema ve yaratıcı üretim hayaliyle yanıp tutuşanlara ışık oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Ercan Kesal ile mesleki yaşamından Türk sinemasına, UrlaDam projesinden yeni film projesine dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</span></p></blockquote>
<p><b><i>Çağla Miray Alhan:</i></b> <b>Öykü, roman ve sinema gibi pek çok alanda eser verdiniz. Kendinizi hangi alanda daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ercan Kesal:</i></b> Hepsinde de ortak olan şey “yazmak eylemi.” Ne yazarsam yazayım benzer bir haz aldığım aşikâr. Ama öykü galiba benim için her şeyin başlangıcı. Hepsinin anası öykü, o doğuruyor. Roman da ondan yol alıyor, büyüyor, senaryo da ona yaslanıyor kendi matematiğini buluyor. Bir hikâyeye başlamak en güzeli…</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Daha önce yaşadıklarınızı, gördüklerinizi ve okuduklarınızı ‘yeniden icat ederek’ yazdığınızı söylemiştiniz. Bu yeniden icat etme süreci, geçmişe yönelik bir yüzleşme mi, yoksa onu dönüştürerek yeniden var etme çabası mı?</b></p>
<p><b><i>E.K:</i></b> Yeniden icat etmek, bir şeyi anlatmakla ilgili seçtiğim bir eylem. Gerçeği ancak bozarak yani deforme ederek anlatabilirim, yani farkındalığı ancak dönüştürerek sağlayabilirim. Llosa’nın roman yazmayı tersten striptiz yapmaya benzetmesi gibi. Yüzleşme ise kaçınılmaz biçimde başıma gelen şey. Bu yola çıkmışsam kendimle karşılaşmamam zaten mümkün değil.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Günümüz Türk sineması hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeni nesil yönetmenleri ve projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Dünya sinemasından azade değil. Ekonomik küreselleşme, kültürel bir değişimi de beraberinde getirdi. Yeryüzü tek bir ülkeye dönüştü sanki. Bu çağın sakinlerinin seyretme alışkanlıkları değişti. Artık sadece eleştirmenler ya da küratörler değil algoritmalar da var hayatımızda. Kameranın arkasında, mutfakta iş yapan biri olarak bunları yok saymam veya görmezden gelmem mümkün değil. Anlaşılan, dijitalleşme hayatımızdaki yerini daha da sağlamlaştıracak. Fakat esas olan hikâye anlatmak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Oğlunuz Poyraz, Z kuşağının bir üyesi olarak dijital çağın içinde büyüyen bir neslin temsilcisi. Hızlı erişim ve sürekli değişimle şekillenen bu neslin hayata, edebiyata ve sanata bakış açısını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu nesile göstermek istediğiniz en önemli şey ne olurdu?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Hikâyenin kıymetini, anın önemini, dinlemenin ve okumanın insanın ferasetini nasıl bileylediğini, bu çağın toksik dayatmaları karşısında direnebilmenin yolunun buralardan geçtiğini göstermek isterdim.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Eşiniz Nazan Kesal’ın “Yaralarım Aşktandır” performansı izleyenler üzerinde derin izler bırakan bir oyun oldu. Kadının toplumdaki varoluş mücadelesini anlatan bu oyunda sizi en çok etkileyen ne oldu? Bu oyunda Nazan Kesal’ın sahneyle kurduğu güçlü bağ hakkında neler düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Nazo tiyatroya aşık, ona iman etmiş ve hakkını veren biri. Onun tiyatroyla kurduğu ilişkinin benzersiz olduğunu biliyorum. Elindeki metni sahnede bu hale getirebilmek olağanüstü bir çabayı ve içselleştirmeyi şart koşar. Nazo da bunu yapıyor. Furuğ’un temsil ettiği şeyin bu kadar etkili olmasının sebebinin, sadece genç bir kadın sanatçının ölümünü anlatmanın ötesinde bir itiraz, isyan, karşı çıkış ve sarkastik bir anlatıya dönüşmesinde rol oynadığını düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3541 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light.png" alt="" width="600" height="482" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-200x161.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-300x241.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light-400x321.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/urldam-logo-light.png 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Hekimlik ve klinik psikologluk yaptığınız dönemden gelen, insana dair deneyim ve gözlemlerinizin yazarlık ve oyunculuk kariyerinize etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Elbette oldu, hem de çok fazla. Bu yüzden hep şanslı olduğumu söylerim. Bana bu hikâyeleri bağışlayan hastalarımdır. Hem onlara yardım edebilme fırsatım oldu hem de onların sır kâtibi olma şansını yakaladım. Her hastam kendi öznel dünyasını cömertçe sundu bana.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Okmeydanı hastanesini işlettiğiniz süreçte mahalle sakinleriyle ilişkileriniz nasıldı? Bu süreç sizin edebiyat ve sinema gibi alanlardaki üretiminize nasıl yansıdı?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>İnsan yaşadığı yere benzer. Ataşahir’deydi evimiz. 25 yıl boyunca her günümü ve çoğu gecelerimi Okmeydanı’nda, Beyoğlu’nun bilinmeyen mahallelerinde ve kendi mahallem olan Piyalepaşa Mahallesi’nde geçirdim. Doktorları olmanın ötesinde, abileri, komşuları ve esnaf arkadaşları oldum. Bu yüzden Tapu alma komisyonu başkanlığı da yaptım, Piyalepaşa Spor Kulübü başkanlığı da. Yön Radyo programcılığı yapmak da işlerin arasındaydı, hastane yönetim kurulu başkanlığı da. Cemevine de gittim, camiye de. Gitmediğim, sohbet etmediğim köy yardımlaşma derneği kalmamıştır. İddia edebilirim. Davet edildiğim hiçbir düğüne ya da cenazeye katılmadığım olmamıştır. Ailemden çok onlarla yaşadım.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Nuri Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan’la senaryo yazdınız. Birlikte çalıştınız. Bu projeler sizi nasıl besledi, sizde neleri değiştirdi?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Yönetmenle ortak senaryo yazmak büyük şanstır ve mutlaka verimli bir sonuca götürür zaten. “Üç Maymun” ve “Bir Zamanlar Anadolu’da” nın başarısı biraz da buradan geliyor. Yönetmen, senaryo yazım süreci boyunca zaten filmi de yavaş yavaş kafasında çeker. Boşa zaman kayıpları azdır. Daha verimli bir süreç yaşanır.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>Proje teklifi aldığınızda eşinizle birlikte istişare ediyor musunuz? Birbirinizin yer aldığı fakat yer almasını eleştirdiğiniz durumlarla karşı karşıya kaldınız mı?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Birbirimize danışmadan iş yapmayız. İkimizin de ustalaştığı alanlar var. Ona gelen tüm işlerin senaryosunu mutlaka okurum. O da sektörde benden çok eski olduğu için muktesebātı daha zengindir. Yapım dünyasını o daha iyi bilir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3539" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/zeynep1-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Zeynep Aydınhan</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>UrlaDam’ı kurarken “ticari bir mekânın ötesinde bir okul” olmasını istediğinizi ifade etmiştiniz. UrlaDam’da şimdiye kadar sizi gururlandıran veya derinden etkileyen bir etkinlik oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>İlk etkinliğimiz aynı zamanda sponsoru da olduğumuz Antakya Medeniyetler Korosu konseri oldu. İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi’yle protokol yaptık. Yakında Ekonomi Üniversitesi’yle de benzer bir ilişki tesis edeceğiz. Gençlere açık çek veriyoruz. Yaptığımız her iş kalıcı ve ses getiren işler olsun istiyoruz. Geçen yaz yaptığımız Urla Kitap Festivali’nde, trafiği bir süreliğine felç ettik. Resmi yerlerden aradılar. Orada ne oluyor, daha önce böyle bir şey görmedik diye. İlk gün iki binin üzerinde insan gelmişti, çok keyiflendiğimi hatırlıyorum bu telefon konuşmasına.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>UrlaDam için “Her yaştan insanın bitmeyen öğrenciliğine uygun bir mekân” demiştiniz. Bu çerçevede, UrlaDam’da farklı nesillerin bir araya gelerek birbirlerinden bir şeyler öğrendiğini gözlemlediğiniz oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Olmaz mı? Her yaş grubundan, sertifika ya da diploma vadetmeyen, müfredatsız, sınavsız bir eğitim süreci. Umarım beceririz.</p>
<p><b><i>Ç.M.A: </i>2025’te film çekeceğinizi duyduk. Şu an hangi aşamadasınız? Projeniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>E.K: </i></b>Evet. Mehmet Can Mertoğlu ile birlikte senaryosunu yazdık. Urla, Dikili, Kuşadası civarında çekeceğimiz bir film olacak. Bakanlık destek başvurusunu yaptık. İşler yolunda gider umarım. Arkasından Eurimages desteği alabilmeyi arzu ediyoruz. 2025 Ekim’de sette oluruz inşallah.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/">Ercan Kesal ile Hikâyenin İzinde: Sinema, Edebiyat ve Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ercan-kesal-ile-hikayenin-izinde-sinema-edebiyat-ve-hayat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</title>
		<link>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 13:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Gazeteciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Medyada Gazetecilik Perspektifleri]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3524</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen Gazetecilik, değişen medya dinamikleriyle birlikte yeni anlatım biçimlerine evriliyor. Geleneksel haber anlayışının yanı sıra, çözüm odaklı ve yavaş gazetecilik gibi yaklaşımlar da giderek daha fazla önem kazanıyor. Neyran Elden, uluslararası medya kuruluşlarıyla yürüttüğü çalışmalarda hem belgesel hem de haber formatlarında üretken bir isim olarak öne çıkıyor. YouTube ve geleneksel medya arasındaki farklardan, çözüm  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/">Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3534 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1707" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-1536x1024.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/neyrineldin-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p>Gazetecilik, değişen medya dinamikleriyle birlikte yeni anlatım biçimlerine evriliyor. Geleneksel haber anlayışının yanı sıra, çözüm odaklı ve yavaş gazetecilik gibi yaklaşımlar da giderek daha fazla önem kazanıyor. Neyran Elden, uluslararası medya kuruluşlarıyla yürüttüğü çalışmalarda hem belgesel hem de haber formatlarında üretken bir isim olarak öne çıkıyor. YouTube ve geleneksel medya arasındaki farklardan, çözüm gazeteciliğinin önemine ve bağımsız gazeteciliğin zorluklarına kadar pek çok konuyu ele aldığımız bu söyleşide, gazeteciliğin geleceğine dair farklı bir perspektif sunuyor. Bu dönüşümü ve anlatının gücünü Elden’in deneyimleriyle keşfediyoruz.</p></blockquote>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Neyran Hanım, öncelikle davetimizi kabul edip geldiğiniz için teşekkür ederiz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b><i>Neyran Elden: </i></b>Ben de davetiniz için teşekkür ederim, hoş bulduk. Ben Neyran Elden. İzmirliyim. Galatasaray Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum. Daha sonra ise Fransa’da gazetecilik okudum. 2014 yılından bu yana Türkiye’de yerli ve yabancı uluslararası medya ile çalışıyorum. Bir süre kadrolu çalıştığım da oldu ama genellikle freelance çalışıyorum. Son dönemde ise daha çok belgesel alanında üretken olmaya çalışıyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Aslında birçok alanda ürün veriyorsunuz. Belgesel, video haberciliği, gazetecilik… Uluslararası platformlarda da işler yapıyorsunuz. Bu işlerinizde izleyiciye ve okura geçen çok akıcı bir anlatı diliniz var. Bu dili geliştirmek için nerelerden besleniyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çok teşekkürler. Aslında sorunuza birkaç şekilde cevap verebilirim. Uluslararası medyada yaptığım, prodüktörlüğünü ve yapımcılığını üstlendiğim belgeseller var. Buraların çalışma biçimi oldukça farklı oluyor. Televizyona bir belgesel yaptığımızda katı kurallarla, uzun metraj veya kısa metraj fark etmeksizin gazetecilik ilkeleriyle ilerleyerek, geleneksel yöntemlerle çalışıyoruz. YouTube’daki gibi çok fazla özgürlük alanımız olmuyor. Ama son dönemde hepimiz YouTube’a merak saldık. Birkaç sene uluslararası ajanslarda televizyon bölümünde çalıştıktan sonra BBC Türkçe’deki görevimde, YouTube’a haber üretiyordum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Belgeselcilikte ve habercilikte beni besleyen şey, bu mesleğe karşı olan tutkum. Küçük yaşlardan itibaren kendimi gazeteci olarak hayal etmiştim. Uluslararası ilişkiler okudum orası ayrı bir konu ama bu alana yönelik anlama ve anlatmaya yönelik tutkum beni besliyor.</p>
<p>O yüzden çok fazla değişik konuda habercilik yapıyorum. Maalesef ki Türkiye’de uzmanlaşma gibi bir durum çok mümkün olmuyor. Çünkü bir medya kuruluşu birçok konuda sizden haber yapmanızı isteyebiliyor. Ben sadece sağlık haberi yapacağım, eğitim haberi yapacağım diyen gazetecilerin sayısı çok azaldı. Uzmanlaşınca her şey daha kolay olabiliyor. Ben haberlerimde beni daha çok etkileyen ve toplumda da etki uyandıracağını düşündüğüm konuları ele almaya çalışıyorum. En ufak bir etki gördüğümde buradan besleniyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3531 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-scaled.png" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/iPhone_Mockup_1-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>YouTube’da ve geleneksel formatta farklı anlatı biçimleri olduğunu herkes görüyor ama net bir tasviri ortada yok. Siz geleneksel formatla, YouTube formatı arasındaki farkı nasıl tasvir edersiniz? Nasıl bir ilişki ve farklılıklar var?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Aslında iki açıdan fark var. Teknik anlamda baktığım zaman, geleneksel televizyona kamera operatörü olarak çalıştığım da oldu. Böyle durumlarda teknik açıdan bizim için önemli olan şeyler şunlar: Görüntülerin çok temiz olması, tripod kullanımı ve açı değişimlerinin kesinlikle olmaması. Sağdan çekiyorsak o insanı hep sağdan çekeceğiz. Kamera takiplerinin çok fazla olmaması gerekiyor ki televizyon başındaki insanlar salonlarında otururken kafaları, mideleri bulanmasın. Teknik açıdan bu çok önemli. İçerikte ise muhabir çıkıyor, akademik ya da teorik bilgiler veriyor. Baştan sona belirlenmiş bir düzen var ve bunun dışına çıkılmıyor. YouTube’da ise izleyici odaklı ve yaratıcılığınızı konuşturabileceğiniz bir alan yaratıyor. Bir videoya istediğiniz şekilde başlayıp istediğiniz gibi bitirebilirsiniz. Gelenekselde biraz daha kuralcı. YouTube çok özgür bir alan olduğu için orada her şeyi yaratıcılığınıza göre şekillendirebiliyorsunuz. Bu gibi farklılıklardan bahsedebilirim.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Siz bu işleri yaparken belirli bir kuruma çalışıyorsunuz. Bu işlerin yapımcısısınız ama yukarıda da başka bir yapı var. Oradan teknik açıdan çeşitli kısıtlamalar veya briefler geliyor mu?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Tabii geliyor. Ben televizyon eğitimi veren bir okuldan mezun olduğum için televizyon çekimlerine hakimim. Yani, açı böyle olacak, ışık şöyle kullanılacak gibi. Mesela en son ARTE’ye çektiğim bir haberde teknik açıdan hiçbir problem olmadı, çünkü ne istediklerini biliyorum. Adam kapıdan giriyor çekiyorum, oturuyor sekans oluşturmak için hemen yakın plana alıyorum. Fransızlar bu konuda çok kuralcı. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’daki Suriye Konsolosluğu’nda bayrak değişmişti. Biz bir görüntüyü çekmemişiz, bu tarz durumlarda televizyon daha katı. Editöryel anlamda daha çok brief geliyor: ‘’Bunu dediysen bunu da diyeceksin.’’ gibi. Televizyonda böyle durumlar çok olasıyken, YouTube ve sosyal medya haberciliğinde o sırada çekimlerimizden elimizde ne varsa onu kullanıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3535 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/salya.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Gazeteci olmak isteyen biri olarak şunu merak ediyorum: BBC, Deutsche Welle, CGTN (Çin Küresel Televizyon Ağı) gibi birçok uluslararası kanallarda çalıştınız. Sizin yollarınız bu kanallarla nasıl kesişti?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben üniversiteden mezun olduktan sonra, gazeteci olarak çalışmak için çok uzun süre kadrolu iş aradım. Çünkü ailem ‘’Nasıl yani böyle mi çalışacaksın? İşsiz mi kalacaksın?’’ gibi şeyler söylüyorlardı. Ama aslında freelance çalışıyoruz. Zaten gazeteci olacağım dediğimde beni televizyonda göreceklerini, haber sunacağımı falan düşünmüşlerdi; sonra evde büyük hayal kırıklığı yaşandı. Şöyle oldu aslında, mesleğin ilk yıllarında bir yerde çalışmaya başladıktan sonra portfolyo oluşturmaya başladım. Uluslararası alanda freelance gazetecilerin işlerini yükledikleri birkaç platform var. Ben de burada kendi sitemi yapmıştım, oradan tanıyorlardı. Bu şekilde çevre oluşturdum. Çoğu zaman ben onlara konu öneriyordum, böyle bir konuda içerik üretmek isterim şeklinde. Deutsche Welle ile iletişime geçmem de böyle olmuştu. Ben bu haberi size yapmak istiyorum dedim, onlar da tamam dediler ve çalışmaya başladık.</p>
<p>6 Şubat deprem görevime giderken de böyle oldu. Haberi alır almaz uyandık ve çantamı hazırlamaya başladım. Kime çalışacağımı bilmiyorum ama oraya gitmem lazım. Arabaya bindim ve yolda birkaç kişiyle konuştum. CGTN ile iletişime geçtik, onların da birine ihtiyaçları varmış, böylece onlarla çalışmaya başladık. Aslında, böyle sıcak haber durumlarında yolda zaten bir kanalla iletişime geçiyorsunuz ve hemen onlarla çalışmaya başlayabiliyorsunuz. Eğer sizin yetenekleriniz onların isteklerini karşılıyorsa.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3530" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1024x768.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1200x900.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-1536x1152.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/IMG_3714-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Medyanın içerisinde bulunmak isteyen çok sayıda insan var. Mesela Deutsche Welle +90’a projesi var ama onlara ulaşamıyor. Böyle bir ağın parçası mı olmak gerekiyor?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>İlk kez iletişime geçmek zor, evet. Ama onu kırdıktan sonra ve işinizi onlar da beğenip bir gazeteci olarak size güvendikten sonra daha rahat ilerleyebiliyor. Evet, burada bir ağ var gerçekten. Küçük bir topluluk var hatta. Ben mesleğe ilk başladığımda çok başarılı bulduğum bir kameraman arkadaşım vardı. Bana şey demişti: ‘’Sen bir oraya gir, ondan sonrası kolay. Sen bir iş çek, göster. Yayınlamasalar bile sen oralarda bulun”. Ben de onu yaptım yani orada. Benim için de çok iyi oldu. Sonuçta ekonominizi de idare etmek zorundasınız, zorluk yaşadığım süreçler de oldu. Ama evet, maalesef “Ben CV’mi atayım da ben de dahil olayım” gibi bir süreç olmuyor yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i> Uluslararası kanallarda çalışmanın avantajlarından ve dezavantajlarından bahseder misiniz? Türkiye’deki habercilikten farkı var mıdır?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çalışma biçimi anlamında avantaj ve dezavantajı hemen hemen eşit. Aynı etik değerlerle ve aynı özenle iş yapıyoruz. Benim için, Türkiye’de Türkçe yayın yapan bir mecrayla çalışmanın avantajı; izleyiciye hitap etmek ve dönüşleri hemen alabilmek. Türkçe bir haber yaptığım zaman, X hesabımdan bile olsa bir yerlerden yazıyorlar. Ya da bir akademisyen görüyor, konuyla ilgili bir şey yazıyor, arıyor, soruyor. Bu etkileşimi görebilmek benim için çok önemli.</p>
<p>Uluslararası mecraya bir şey yaptığınız zaman direkt geri dönüş alamıyorsunuz. Bence gazeteciyi besleyen en önemli şeyler izleyiciyle, okurla bağ kurmak. Uluslararası medyayla çalışırken bunun eksikliğini yaşıyorsunuz. Avantajı da var tabii ki. Bazı konularda bizden bir tık daha ileriden gidiyorlar. Editoryal anlamda çok daha sıkı çalışıyorlar. Oradan da çok şey öğreniyoruz.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Aslında birçok ulusa farklı haber içeriği üretiyorsunuz. Farklı farklı persona yaratmak gerektiğini düşünüyorum çünkü her toplumun değerleri, kültürü çok farklı. Türkiye’de haber yaparken, Fransa kanalına da haber yapıyorsunuz. Kendinizi diğer kültürlerden ayrıştırıyor<span class="Apple-converted-space">  </span>musunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Aslında izleyici kitlesine göre ayrıştırıyorum. Onlara önereceğim haberler genelde Türkiye’deki izleyici için bazen çoktan zamanı geçmiş ya ilgilenmeyecekleri bir şey olurken; Fransa’daki izleyicinin dikkatini çeken bir konu olabiliyor. Çok yönlü düşünmek gerek. Bu da freelance çalışmanın bir getirisi. BBC Türkçe’de kadrolu çalıştığım dönemde sadece Türkiye izleyicisinin ihtiyaçlarını ve isteklerini düşünüyorduk. Bazen dünya servisine çalıştığımız olsa da genel anlamda kendi izleyicimiz, okur kitlemiz ekseninde daha fazla kişiye nasıl ulaşabiliriz şeklinde düşünüyorduk. Freelance çalışırken hep iki türlü düşünüyoruz: Bu Amerikalıların hoşuna gider mi? Oradaki beklentiyi karşılar mı? Bu da aslında beni zinde tuttuğu için seviyorum, yoksa diğer türlü bir tarafa yönelmiş ve orada kalmış oluyorsunuz.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Yakın bir dönemde +90 kanalı ile YouTube’da Çözüm Gazeteciliği serisine başladınız. Biraz temelden bir soru sormak istiyorum. Nedir bu çözüm gazeteciliği?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Tabii ki. Çok teşekkür ederim bu sorunuz için. Çözüm gazeteciliği benim tutku ile bağlandığım, çok değer verdiğim ve önemsediğim bir alan. Türkiye’de de yaygınlaşmasını istiyorum. Çözüm gazeteciliği, 90’lı yıllarda ortaya çıkan yapıcı gazetecilikle benzerlikler gösteren bir kavram aslında. 2000’lerde Amerika’da oldukça yaygınlaşıyor. 2010’lara gelindiğinde de kamu kuruluşları ve yayıncıları tarafından iyice benimsenmeye başlıyor. Bir olayın ya da durumun sadece kötü ve olumsuz yönlerini verip, bundan etkilenen insanlarla konuşmak yerine -tabii ki bunu da yapıyoruz- sorunu tespit edip yapıcı çözümlere odaklandığımız bir alan. Bu çözüm önerilerini tamamen kanıtlara dayalı bir şekilde, izleyici ile buluşturmak ve eleştirisini de vermek. Yani burada sadece soruna odaklanmaktan ziyade, çözümleri ile iletiyoruz. Reuters’ın son raporuna göre, haberden uzaklaşma oranı 2011 yılına nazaran ciddi seviyelere yükselmiş. Toplumun %37 gibi bir kesimi haberden uzaklaştığını söylüyor. Çünkü sürekli olarak haberin olumsuz yönlerini görmekteyiz. Çözüm gazeteciliğinin bu uzaklaşmayı kırabileceği düşünülüyor.</p>
<p>Çözüm gazeteciliğinin dört temel yapı taşı var. Birincisi, sorun tespiti. Sorundan haberin başında çok küçük bir kısımda bahsediyoruz. İkinci olarak, içgörüler veriyoruz. Çeşitli uzmanlarla konuşuyoruz ve benzer bir durumu yaşayan insanlarla konuşuyoruz. Ne gibi çözümler bulduklarını soruyoruz. Neler yapılabileceğini ve nasıl çözümler bulunabileceğini konuşuyoruz. Üçüncü aşamada ise ortaya veri koymaya çalışıyoruz. Bilimsel makaleler ve metotlardan yararlanarak sunulan çözümlerin ne kadar işe yaradığını rakamlar veya veri olarak ortaya koymaya çalışıyoruz.</p>
<p>Yani çözümün uygulanabilirliğini araştırıyoruz. Dördüncü bölüm: Çözümün eleştirisini araştırıyoruz. Her iyi çözüm yöntemi eleştirel bir bakış açısıyla ele alınabilir. Mesela eğitim sistemi ile ilgili herhangi bir çözüm getirdiğimizi düşünelim. Örneğin eğitimciler ile ilgili şöyle bir revizyona gidelim ya da eğitim sistemini şöyle değiştirelim dediğimizde bütçesel bir eleştiri oluyor. Zaman açısından bir eleştirisi oluyor. Böyle böyle aslında çözüm yöntemlerini de gazeteciliğin bütün ilkelerini ele alarak ortaya koyuyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3532 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault.jpg" alt="" width="1778" height="1000" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/maxresdefault.jpg 1778w" sizes="(max-width: 1778px) 100vw, 1778px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki bu konular arasında bir önem sırası var mı? Neye göre belirleniyor ya da siz neye göre belirliyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Konuları ben öneriyorum ama belirleyici değilim. Editörlerimiz başka işlerle çakışmaması ya da tekrarlanmaması adına düşünerek karara bağlıyorlar. Ben ise daha çok toplumun genelini ilgilendiren, genel izleyici kitlesine uyan ve özellikle çözüm metotlarını uygulayabileceğim bir konuya yönelmek istiyorum. Bunun da bazı zorlukları var.</p>
<p>İstediğiniz her konuyu yapamıyorsunuz mesela. Çözüm gazeteciliğinde sokak hayvanları konusunu ele almak istedim. Maalesef neresinden tutarsak elimizde kalan bir konuya dönüştü şu an. Bu konunun çözüm gazeteciliğini yapabilecek durumda olmadığımızı fark ettik. Bazı konularda linç korkusu da olabiliyor. Özellikle hassas konularda. Ama genel anlamda toplumun gereksinimlerine ve çözümlerine bağlı olarak gelişiyor aslında.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Çözüm gazeteciliği Türkiye’de artış gösterir mi? Geleneksel habercilikle daha entegre bir biçimde izler miyiz çözüm gazeteciliğini?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Geleneksel habercilik deyince aklımıza televizyon geliyor. Şu an için orada yapılabilir mi bilemiyorum. Keşke yapılsa tabii. Çözüm gazeteciliğinin abonelik sistemli platformlarda kesinlikle bir yer bulabileceğini düşünüyorum. YouTube bunlardan bir tanesi. Çünkü şu anda yavaş gazeteciliği benimseyerek çalışan birçok platform görüyoruz. Çözüm gazeteciliğinin de böyle filizlenip yaygınlaşabileceği bir alan olarak görüyorum orayı açıkçası.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki yavaş gazeteciliğin, çözüm gazeteciliği ile ortak yanları var mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Evet, aslında yavaş gazetecilik son dönemde tık kaygısı taşıyan, daha çok izlenmeye yönelik ve bundan gelir elde eden gazeteciliğine karşı olarak, araştırmacı gazetecilikte, yapıcı gazetecilikte olduğu gibi daha derinlemesine bir anlayışın ve “konstraktif journalism” in bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yani aslında hepsini geniş bir başlık altında, daha yavaş ve daha sürdürülebilir gazetecilik başlığı ile ele almak mümkün. Benim de aslında kariyerimi yönlendirmeye çalışmam bu yönde şahsen.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Teknolojik araçların kompakt hale gelmesi ve ucuzlamasıyla gazetecilik mesleği de mobilize imkanlara kavuştu gibi görünüyor. Sorum şu; bizim zamanımızda gazetecilik ekonomi, spor, polis-adliye gibi alanlara bölünürken bir yandan da işin görece felsefi odaklı alanlara doğru ilerlediğini görüyorduk. Barış gazeteciliği, iliştirilmiş gazetecilik gibi. Teorik temelleri daha sağlam görünen alanlar bunlar. Sizce yeni dönem gazeteciliğin imkânlarıyla bu durum nasıl gelişir?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Türkiye’de bunu verebilecek eğitmenlerin sayısı çoğaltılabilir. Bizim +90’da yaptığımız çözüm gazeteciliği belgeseli şimdiye kadar bir ilk aslında.</p>
<p>Yazılı bir seriye de henüz rastlamadım. Keşke olsa tabii ama şöyle bir sorun olabilir: Türkiye’deki medya buna hazır mı? Bunu fonlayabilecek, gazetecinin telifini karşılayabilecek bir medya formu var mı? Ondan çok emin değilim. Çünkü önümüzde ciddi bir emek ve vakit harcanan bir konu var.</p>
<p>Öyle iki günde yazayım, bir günde çıksın şeklinde yapabileceğimiz bir araştırma değil. Çok emek istiyor. Gazeteciyi finansal olarak zorlayacak bir şey. Bir de kanal içerisinde yeterli izleyici kitlesine ulaşabilecek mi? Özellikle abonelik sistemli ya da bir fonla desteklenmeyen profiller için sürdürülebilir olup olmadığından emin değilim açıkçası.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Literatürde çözüm gazeteciliğine dair az şey var. Size bu konuyla ilgili akademiden daha önce bir davet geldi mi? Konuya ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Hiç yaşanmadı. İlk siz aradınız açıkçası. Ben de çok yeniyim bu konuda. Çözüm gazeteciliği serisine yeni başladım, eğitimlerim hala devam ediyor. Aslında bu konularda çalışma yapılmasını çok isterim. Açıkçası ben de kendimi biraz daha geliştirmek istiyorum bu konuda. Daha öncesinde BBC’de yaptığım bir iş ama bu kadar derinlemesine yeni çalışmaya başladım. Ben yaygınlaşmasını çok istiyorum. Türkiye’deki bu tıkanıklığın yapıcı çözümlerle aşılabileceğine yönelik umudum var.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3529 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1373" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-200x107.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-300x161.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-400x215.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-600x322.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-768x412.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-800x429.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1024x549.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1200x644.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-1536x824.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cokneyran-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b>Musatfa Burak Avcı:</b> <b>Yaptığınız işte sonuç olarak, bir probleme çözüm üretiyorsunuz. Peki, bu çözümlere olumsuz tepkiler geldiği oluyor mu? Meslek içinde böyle durumlarla karşılaşılıyor mu ya da siz hiç böyle bir şey yaşadınız mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Bizim çözüm gazeteciliği yaptığımız seride böyle bir şey hiç olmadı. Ama eleştiriler gelecektir. Bu güzel bir şey çünkü toplumda bir tartışma yarattığını gösterir. Açıkçası, ben çözüm önerilerinin eleştirilmesini, konuşulmasını müthiş bir şey olarak görüyorum. Çünkü konuştukça bir şeyler belki bir yerlere ulaşabilir. Beni çok heyecanlandıran bir konu bu. Bazen çözüm gazeteciliğinde gerçekten çözüm getiren durumlarla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Mesela 2000-2001’de Rozenberg isimli bir gazeteci New York Times’da yaptığı makalesinde, AIDS ilaçları çok pahalı olduğu için Brezilya örneğini sunmuş ve gerçekten buna ilişkin bir fon kurulmuş. Brezilya’nın uyguladığı model örnek alınmış. Bazen kurumlar bu tarz önerileri, iyi örnekleri dikkate alabiliyorlar. Gazeteciliğin en tatmin edici taraflarından bir tanesi. Biz de şimdi Avrupa’da işe yarayan örneklere bakıyoruz, “Türkiye’de işe yarar mı?” sorusunu tartışıyoruz. Kim bilir, belki birinin dikkatini çeker.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Çözüm gazeteciliğinin temelde yapmaya çalıştığı şey, toplumsal fayda sağlamak. Ama aynı zamanda yavaş gazetecilikle de temas ediyor, bir hikâye ve anlatı yönü var. Peki, çözüm gazeteciliği için içerik üretme sürecinde istediğiniz işi her zaman yapabiliyor musunuz? Her şeye fon sağlıyorlar mı? Sürdürülebilir mi bu üretim süreci?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben çözüm gazeteciliğini bir kamu yayıncısı için yapıyorum. Onlar da benim önerilerimden uygun gördüklerini kabul ediyorlar. Çözüm gazeteciliği aslında daha çok hibelerle, fonlarla ve abonelik sistemleriyle desteklenen bir yöntem. Konuya göre kurumlar kabul eder veya etmez, bilemiyorum. Ama freelance bir gazetecinin tek başına yapması bu aşamada mümkün olmayabilir. Belki bir burs, bireysel bir fon imkânı ile olabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Sektöre yeni girecekler için de öneriler verebilir misiniz? Çözüm gazeteciliğine nasıl başlayabilirler? Bu işi bağımsız bir şekilde yapmak mümkün mü?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Çözüm gazeteciliği BBC World’de freelance yapımcı olarak çalıştığım bir dönemde rastlantısal olarak tanıştığım bir alan. Türkiye’de bir ekiple birlikte hem radyoya hem televizyona çözüm gazeteciliği yaptık; kadınların spora nasıl daha fazla entegre olduğu konusunda. Ben ilk orada tanıştım. Sonrasında Türkiye’de çözüm gazeteciliği bir daha karşıma çıkmadı. BBC Türkçe’de de buna yönelmedik. Bana bu fikirle +90 geldi açıkçası. Orada çözüm gazeteciliği konusunda deneyimli ve eğitimli çalışma arkadaşımız vardı. Beraber yürüttük projeyi. Çözüm gazeteciliği formatını biraz öğrenmek gerekiyor. Sektöre girecek yeni arkadaşlar için bunu söyleyebilirim. Öyle sadece izleyerek kolayca yapılabilecek bir şey değil. Eğitim vesilesi ile birileriyle beraber çalışmalarını ve bu formatı destekleyecek medya platformlarına gitmelerini tavsiye ederim. Solution Journalism Network var ve orada bir sürü ücretsiz eğitim bulunmakta. Webinar, makaleler, yazılar gibi online video eğitimleri veriyorlar.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Gazeteciliği ve belgeseli bir arada götürüyorsunuz aslında. Haber belgesel olan birçok işinizi de izledik. Bu iki alan birbirini besliyor mu?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Belgesel deyince benim aklıma haber formatında ama daha detaylı işler geliyor. BBC Türkçe’de yaptığımız işler buna çok benziyordu. Pandemi döneminde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gittik, uzun uzadıya konuşarak göstermeye çalıştık. Marmara Denizi’ni kaplayan müsilaj için farklı bir bakış açısı katalım dedik ve denize daldık. Durumu derinlemesine aktarabilecek bir akademisyen ile konuyu anlattık. Yani aslında çözüm gazeteciliğinde yaptığım belgeselcilik gündemden bir tık daha farklı. Konuyu gerçekten derinlemesine işlemeye çalışıyoruz; her şeyin arka planını araştırıp, eleştirel bir gözle baktığımız, birden fazla uzmana danıştığımız bir format. Belgeselde çalışma biçimi de çok farklı. Ben önce araştırma yapıyorum, sonrasında bölümleri detaylı yazıyorum. Belgesel planlama gerektiriyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3536 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ytthumb-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Birlikte iş yaptığım bir arkadaşım belgesel konusunda çok sezgisel ilerliyor. Onun işlerinin içeriği sahada belli oluyor genellikle. Sizde nasıl oluyor? Çünkü bazen belgeseller kâğıt üstünde yazana çok uymayabiliyor.</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Yok, uymuyor. Sokağa çıkınca her şey değişiyor. İdeal senaryo yapıyoruz. Senaryo diyorum ama kurgusal bir şey değil. Biz neler konuşmak istiyoruz, araştırmayı önden yaptığımız için anlatmamız gereken yerleri biliyoruz. Ama benim spot çektiğim belgesellerde daha farklı oluyor.</p>
<p>Tam da dediğiniz gibi. Deprem bölgesinde Gain platformuna yaptığım Kırık Dökük belgeselinde tam olarak böyle oldu. Ben Hatay merkezde bir ailenin depremden sonraki günlerini çekmeye çalışıyordum. Bir aileye gideceğim, beni kabul ederlerse onlarla beraber kalacağım. Ne yapıyorlar, nasıl geçiyor günleri, kendilerine yeni bir yaşamı nasıl kurmaya çalışıyorlar? Ama içimden bir ses bana Samandağ’a git diyor.</p>
<p>Belgeselde uzun zaman geçirdiğim aile ile orada tanıştım. O ailenin yaşadığı süreci anlattık, kitap kalem olmadan. Sezgisel şeyleri kâğıda yazamıyorsunuz. Hatta biz çekim sırasındayken deprem oldu. Büyük depremden 15 gün sonraydı ve yaklaşık 6 şiddetindeydi. Ben de o sırada bir aile ile çadırdaydım. Kendi evimde yaşadığım gibi bir deprem değildi. O korkuyu çok daha şiddetli bir şekilde yaşamış ve evlerini kaybetmiş<span class="Apple-converted-space">  </span>insanlarla yaşadığım için inanılmaz bir panik hali olmuştu. Büyük bir deprem daha yaşanmış, gidip görmek ve kayıt altına almak istiyorsun. Çünkü o sırada birkaç gazeteciden biri, belki de tek gazeteci ben olabilirdim. Deprem bölgesinde olan çoğu gazetecide de bu olduğuna eminim “Benim bunu anlatmam lazım” içgüdüsü.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Peki belgesellerinizde kurgusal çekimler kullanıyor musunuz? Olayı aktarabilmek için gerçek olmayan bir sahne canlandırıldı mı mesela?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Hiç kullanmadım. Aslında onun farklı bir metodu var. Gelecekte yapmak da isterim. Ama çok önceden planlama gerektiren bir şey ve izleyicinin de bunun kurgusal olduğunu bir yerde biliyor olması lazım. Yani kurgusal olduğunu hissettiriyor olmanız lazım. Yapımcı olarak çalıştığım bir Kapadokya belgeseli vardı, yine Arte kanalında yayınlanan. Orada kurgusal elemanlar kullanmıştık. Konuştuğumuz birine kilden peri bacaları yaptırdık, orada bir müzik çaldı. Böyle şeyler benim çok ilgimi çekiyor. Şu an için çok hakim olmadığım ama ileride yapmak istediğim bir konu.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Tüm bunların yanında, hayatınızın büyük bir bölümünü kapsayan bisiklet sporcusu kimliğiniz var. </b><b>Biraz da sporculuk kariyerinizden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Bisiklete 2021 yılının sonlarına doğru başladım. Bisiklet sürmeyi zaten severdim. Bir gün sahilde yol bisikleti süren ilkokul arkadaşımı gördüm. Sabahın 5.30’unda mesaiye gitmeden önce grup halinde sürüyorlardı. Çok hoşuma gitti. Ben de böyle bir şey arıyorum dedim ve sonrasında başladım. Bisiklet aldım, kıyafet, özel ayakkabılarımız oluyor, onları edindim. Sonrasında, arkadaş grubumun içerisinde hızlı ilerledim. Yeni başlamama rağmen erkeklerle sürüyorum. Ve ilk ay içerisinde 100 km sürebilmeye başladım. Ya dedim bu iyiymiş. Bir de güçlüsün falan diyorlar, beni biraz gaza getirdiler. Ben de yarışlara katılmaya başladım. Tabii hobi olarak amatör yarışlara katılıyordum. Baktım amatör yarışları iyi gidiyor, sonra Türkiye’deki elit sporcuların katıldığı federasyon yarışlarına katıldım. İlk sene Türkiye üçüncüsü oldum ve milli takıma seçildim. Geçen sene de Türkiye Şampiyonu oldum. Oradan Avrupa Şampiyonasına, Dünya Şampiyonasına gittik. Şimdi ise Portekizli bir takıma dahil oldum. Yani dediğiniz gibi hem bisikleti hem gazeteciliği ortak götürüyorum. Bisiklet para kazanmadığım ancak profesyonel olarak yapmaya çalıştığım bir spor. Ciddi bir motivasyon istiyor. Evden çalışıyor olmamın getirdiği bir avantaj var. Ofise gidiyor olsam kesinlikle bu kadar antrenman yapamazdım. Mesela yedide kalkıyorum, çift antrenmanım olsa bile dışarıya çıkıyorum veya evde sürüyorum, sonrasında çalışıyorum. Dışarı çekime bile çıksam döndüğümde bir veya iki saat bazen üç, dört… Çok ciddi beslenme, uyku ve diyet gerekiyor. Psikolojik ve fiziksel stresiniz de oluyor tabii. Bir de Türkiye’de antrenör olmak istiyorum aslında. İlerleyen yıllarda bisikletin içinde de yer almak istiyorum yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i> 2022 yılında başlayıp ve çok kısa bir sürede Türkiye şampiyonu olmanız inanılmaz bir başarı, çok tebrik ediyorum. Peki, Türkiye’nin bisiklet sporuna bakış açısı nasıl?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Kanayan bir yarama bastınız şu anda. Aslında Türkiye Bisiklet Federasyonu var. Güzel çalışmalar da yapıyorlar. Fakat genel anlamda futbol, basketbol, voleybol gibi branşlara göre çok daha düşük bütçelerin ayrıldığı bir spor. Tüm Dünyada durum böyle aslında. Tabii ki Türkiye’ye göre Avrupa’da çok daha gelişmiş halde. Sporcuları değer görüyor, maaşlı çalışıyor fakat yine de dediğim gibi, popüler branşlara göre daha düşük bütçelerle yapılıyor. Bir de çok ciddi ekipman ve bütçeye ihtiyaç olan bir branş. Markalarla, ciddi bütçelerle çalışmak gerekiyor. Bir yandan Fransa gibi ülkelerde çok izleyicisi olmasına rağmen genel olarak baktığımızda pek fazla rağbet görmüyor. Bu yüzden dünyada da sorunları olan, özellikle kadın bisikletinde sorunları olan bir spor dalı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Türkiye’de de durum şu şekilde: Antrenör anlamında eksiğimiz olduğunu düşünüyorum. Yani bisiklet konusunda bilimsel anlamda bir eksiğimiz var. Federasyon tarafında da eksikler olduğunu düşünüyorum. Özellikle Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye yönelik ciddi çalışmaları var. Evet, bunu biliyoruz ama federasyonlar biraz daha özerk olduğu için onlara çok fazla karışamıyorlar.</p>
<p>Mesela geçen sene ben bir kaza yaptım, sonrasında bütün kadın yarışları iptal oldu. Uluslararası kadın yarışları olmasına rağmen, Türkiye’de sadece üç kadın yarışı yapılabildi. Bu sene takvime bakıyoruz, çok fazla sayıda erkek yarışları var; Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu gibi ve bütçeleri inanılmaz yüksek. Ama bakıyoruz ki yine uluslararası kadın yarışı yok. Burada kadın erkek eşitsizliğinin söz konusu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3527 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet.jpg" alt="" width="2056" height="1840" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-200x179.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-300x268.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-400x358.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-600x537.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-768x687.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-800x716.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1024x916.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1200x1074.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet-1536x1375.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bisiklet.jpg 2056w" sizes="(max-width: 2056px) 100vw, 2056px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Kadın erkek eşitsizliğinden bahsettiniz birçok yazınız da bulunmakta. Kadın Özlük Hakları gibi. Bisiklet sporunda da böyle bir ayrımın söz konusu olduğu aşikâr. Biraz daha açabilir misiniz, ne gibi eşitsizlikler var?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Diğer bir konuya gelecek olursam; yarışlara katılan kadın sayısı her zaman daha az oluyor. Bu konuda antrenörler ciddi mücadeleler veriyor. Çünkü kadın bisikletinde dünya çapında başarılı olma ihtimali daha yüksek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ben de dünya şampiyonasına, avrupa şampiyonasına gittiğimde kendi alanımda rekabet edebildim. Belki de birkaç yıl daha tecrübe edinecek durumda olsak, arkadan gelenlere iyi fırsatlar verilse daha iyiye gidebileceğiz. Erkekler tarafında rekabet çok olduğu için bu daha zor oluyor. Kadınlara biraz daha bütçe ve emek verilse belki ülkeye madalya getireceğiz yani.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Bildiğim kadarıyla spor kariyerinizi gazetecilik kariyerinizle birleştirmek istemiyorsunuz. Gelecek planlarınızda spor kariyerinizden edindiğiniz bilgileri, belgesel veya haber konuları için kullanmak var mı?</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Sizin de dediğiniz gibi işimle çok birleştirmek istemiyorum. Yoksa bisiklet ile yapılacak haberler çok fazla. Trafikte bisikletçi ölümleri çok fazla, ciddi kazalar yaşanıyor. Benim en büyük korkumdur. Kimsenin olmadığı yollarda ya da evde sürüyorum. Belki ileride Türkiye’de bisiklet sporunun tarihi gibi, kadın bisikletinin neden gelişmediği gibi veya Türkiye’deki bisikletin dünyadaki konumu ile alakalı bir şeyler yapmak isterim. Ama şu an için iki alanı birleştirmek istemiyorum.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Belki gelecek dönemlerde çözüm gazeteciği serinize bisiklet sporundaki eşitsizlikleri ele alarak bir çözüm getirirsiniz. Görmeyi de çok isteriz. Türkiye’nin bu konuda daha da bilinçlenmesini ve farklı alanlara açılmasını da çok isteriz. Sizden çok değerli bilgiler aldık. Tekrardan çok teşekkür ederiz. İyi ki geldiniz.</b></p>
<p><b><i>N.E: </i></b>Ben teşekkür ederim. Çok keyifliydi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/">Neyran Elden ile Çözüm Gazeteciliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/neyran-elden-ile-cozum-gazeteciligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</title>
		<link>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 12:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[ChatGPT]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Youtube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3513</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen, Melisa Güven Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.   Melisa Güven: Elif  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen, Melisa Güven</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3520 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ekf.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<blockquote><p>Yapay zekâ sadece bir araç mı yoksa iletişimin yeni bir aktörü mü? Dijital dönüşüm, akademik üretimden günlük yaşama kadar her alanı şekillendirirken, insan ve makine arasındaki ilişki nasıl evriliyor? Dr. Öğr. Üyesi Elif Karakoç Keskin ile yapay zekânın iletişim süreçlerine etkilerini, etik sorunlarını ve gelecekteki rolünü konuştuk.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Melisa Güven:</i></b> <b>Elif Hocam öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.</b></p>
<p><b><i>Elif Karakoç Keskin:</i></b> Elbette. Merhabalar, hoş buldum. Ben Doktor Öğretim Üyesi Elif Karakoç Keskin. Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısıyım ve Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğretim üyesiyim. Aynı zamanda da Yapay Zekâ Politikaları Derneği’nde (AIPA) Medya ve İletişim Komisyonu Başkan Yardımcısıyım. Yeni medya, dijital iletişim, insan ve makine iletişimi gibi çalışma alanlarında akademik yayın ve faaliyetlerimi sürdürüyorum.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>İletişim alanında çalışmalar yapan bir akademisyensiniz aynı zamanda. Son yıllarda </b><b>yapay zekâ ile ilgili gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? </b><b>Yapay zekânın akademik alana etkilerini sormak isteriz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabii, aslında pek çok etkiden bahsedebiliriz. Fakat benim aklıma ilk olarak bilimsel yayıncılık sürecinde bilgiye erişim noktasındaki etkileri geliyor. Çünkü artık akademi hiç olmadığı kadar hızlı bir bilimsel metin üretme, düzenleme ve dil bariyerine takılmadan bu süreci yönetebilme seviyesinde. Araştırma sürecinin en temel parçalarından olan; literatür tarama, ulaşma, üretme, özetleme hatta yazma noktasında yapay zekâ alternatifleri bulunmakta. Sadece literatürü araştırırken değil, veri analiz sürecinde de yapay zekâ araçlarından söz etmek mümkün. Akademik anlamda bilimsel yayın üretim sürecindeki o rutin görevler neredeyse tamamen otomatize hale gelmeye başladı. Bununla bağlantılı olarak son yıllarda öğrenme ve öğretme süreçlerinde yapay zekâ ile ilişkili metotlar kullanıldığını görmekteyiz. Ders içeriklerinin, materyallerinin oluşturulması akla gelen ilk örneklerden birkaçı. Bunlar akademide hızlı üretim açısından faydalanılabilir yönleri. Bu olumlu yönlerin beraberinde getirdiği bazı olumsuz taraflar da mevcut. Akademik üretimi hızlandırıyor, ancak intihal sorunu başlıyor. Akademik dürüstlük ihlal ediliyor ve yeni araştırma alanları, yeni araştırma konuları getiriyor; “Yapay Zekâ Etiği” gibi. İletişim alanında yeni bir iletişim kategorisi var artık: “Makinelerle iletişim” ya da “İnsan-makine iletişimi”. Bu iletişim kategorisini yaratan şey ne? Klasik iletişim sürecinin dönüşüme uğraması. Nasıl dönüşüme uğruyor? Nedir klasik iletişim süreci? Bir gönderici vardır, bir de alıcı. Birbirlerine mesaj gönderirler ve aslında bir anlam üretirler. Çünkü iletişim bir anlam üretme işidir. Biz burada teknolojiyi mesajların gönderilmesine aracı olarak konumlandırıyorduk. Fakat bugün kullandığımız ChatGPT gibi, diyalog kurduğumuz iletişimsel yapay zekâ araçları ile anlam üretme süreci bireyler ile makineler arasında gerçekleşmeye başladı. Dolayısıyla “Yapay zekâ sadece bir araç değil de iletişimin aktif bir katılımcısı haline mi geldi?” gibi sorular, akademide üzerinde durduğumuz yeni alanlar ve yeni araştırma konuları haline gelmiş durumda. Hem riskler hem fırsatlar açısından çok çeşitli etkilerden söz etmemiz mümkün.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3515 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png" alt="" width="2000" height="597" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-200x60.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-300x90.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-400x119.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-600x179.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-768x229.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-800x239.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1024x306.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1200x358.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa-1536x458.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/appa.png 2000w" sizes="(max-width: 2000px) 100vw, 2000px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i> İletişim fakülteleri genelde mesaj üretme ve ileti tasarımı üzerinden ilerliyor. Bir taraftan da televizyondan beridir araç olmaları tartışılıyor. Bence yapay zekâ araç konumunda fakat bir geri bildirim alma durumu söz konusu. Sizce iletişim sürecinde yapay zekâ nerede konumlanıyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çok farklı yaklaşımlar bulunmakta. Ama uzun yıllardır “insan ve makine iletişimi” dediğimiz bir kategorinin var olduğundan söz edebiliriz. İletişim kurduğumuz makine ile aslında gerçek bir dünya etkileşimi kurmuyoruz; tamamen sanal bir etkileşim. Ama o sanal iletişimde de bir anlam üretme süreci söz konusu. Dolayısıyla makinelerle yeni bir iletişim kategorisinin var olduğunu söyleyen araştırmacılar, bu fikre katılıyorlar. Yani artık makinenin (yapay zekânın), iletişim sürecinin gerçek katılımcısı (birey) tarafından bir aktör olarak konumlandığını söylüyorlar.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani paradigma değişti.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Aynen öyle. Yani o iletişim sürecinin değiştiği yönünde fikir beyan eden araştırmacılar var.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>O zaman orada da yeni bir çatışma türeyecek.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bizim için yeni bir tartışma alanı, daha doğrusu yeni araştırma konuları doğuran bir süreç. Elbette özü itibariyle bu makinenin bir bilinci yok, empati yapamaz. Biz onunla duygusal bir etkileşim kuramayız. İnsani değerlerden yoksun bir makine. Ancak gerçekleştirilen bazı araştırmalar, o iletişimsel yapay zekâyı kullanan bireylerin kurdukları etkileşimden tatmin oldukları ve hatta bu etkileşimi gerçek dünya etkileşimine tercih ettiğini bildiren sonuçlar var.</p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Hocam aslında sizler yapay zekâyı akademide literatür araştırması gibi sebepler ile kullanmaktasınız. Ben ve lisans eğitimi gören birçok öğrenci arkadaşım, ChatCPT gibi sohbet botlarını kullanmaktayız. Öğrencilerin kendilerini gösterebileceği bir alan olan proje ve sınav gibi önemli süreçlerde yapay zekâyı kullanmalarının olumlu veya olumsuz yönleri nelerdir? Öğrenciler tarafından fazlaca kullanılması hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Ben kullanılması taraftarıyım. Yani daha doğrusu kullanılmasının karşıtı değilim. Kendimden örnek vereyim. Nasıl yaklaşıyorum bu duruma ve öğrencilerimin nasıl yaklaşmasını istiyorum: Önce herhangi bir konu hakkında ChatGPT’ye essay yazdırmalarını istiyorum. Daha sonra bu yazıları sınıfa getiriyorlar ve üzerine tartışıyoruz. Biliyorsunuz, iletişimciler olarak hikâye üretme, yaratma kısmında da varız. Bizim yaratıcı ve özgün içerikler ortaya koymamız lazım. Dolayısıyla bu tartışma ortamı sınıfta yaratıldıkça aslında öğrenciler, ChatGPT’nin verdiği metinlerin özgün olmadığını ve öğrenilmiş kalıplarla o metni oluşturduğunu görmeye başlıyor. Örneğin, bir senaryo yazdırmalarını istiyorum.</p>
<p>Çünkü çok temel, basit fikirlerle yazıyor. Anlam üretme, duygusal etkileşim, kültürle beslenme ve benzeri yetilere sahip değil. Böyle olunca öğrenciler bunu görebiliyor. Bunun yanı sıra çok rutin işler varsa onları da yaptırmalarını söylüyorum. Sunum Becerileri dersinde özellikle yapay zekâya yaptırmalarını istiyorum. Ama o metnin içeriği, anlatımı, sınıfta tartışılması tamamen onlara ait. Kısacası yardımcı olacak işleri, operasyonel işleri hızlandırmak için kullanabiliyorlar. Fakat daha çok tartışma, sözel olarak ifade etme, fikir üretme, eleştirme işine daha fazla ağırlık verdiğimi söyleyebilirim ki bence zaten buna ihtiyacımız var. Artık metin yazmak çok kolay. Ama o metni anlatabilme becerisi, o fikri ifade edebilme becerisi çok daha önem kazanmış durumda. Ben de derslerimde bu alanı daha fazla artırdım diyebilirim.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Yani bir özne olarak o etkileşim sürecine bağlı olmasını sağlıyorsunuz.</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Çünkü kontrol mekanizması sensin aslında, o değil. Yapay zekânın zaten risklerinin temelinde bir karar mekanizması olarak işlemesi var. Yani kişinin artık kendi karar yetkisini algoritmalara bırakma süreci var. Bizim amacımız bunu değiştirmek. Karar mekanizması sensin, kontrol mekanizması sensin. Onu sadece bir araç olarak kullanman gerekiyor. Oradan aldığın metni bana aynen getiremezsin. O yüzden kaçınmaktansa birlikte etkileşim halinde üretimi gerçekleştirmelerini sağlamak daha doğru geliyor.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Ekonomi, eğitim, hukuk ve insan hakları, afet yönetimi, sağlık gibi pek çok alanda yapay zekânın geliştiğini görüyoruz. Bu konular hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce bize gelecekte ne tür fırsatlar yaratabilir ya da hangi risklerle karşı karşıya kalabiliriz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bahsettiğiniz tüm alanlarda çok kapsamlı fırsatlar var. Mesela, sağlık alanında hastalıkların hızlı teşhis edilmesi ya da kişilere özel tedavi yöntemlerinin bulunması. Eğitimde yine bu kişiselleştirme durumu son derece önemli. Her öğrencinin ihtiyacına göre kişiselleştirme metotları kullanılması gündemde. Hukukta, belgelerin okunması, analizi, hatta belki de davaların takibi noktasında verimli olabilir. Ekonomide de yine, sektörün verimliliğini artıracak yenilikçi çözümler sunabilir. Afet yönetiminde, afet öncesi, sırası ve sonrasında o yönetimsel süreçte kaynakların hızlı kullanımı noktasında etkili olabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bunlar yarattığı fırsatlar. Ama bu faydalanabilir yönlerin dışında bir takım riskler de var. Gündemde en çok yer kaplayan konu ise şu: Yapay zekâ işsizlik oranını artıracak, insanları işsiz bırakacak. Yıllar geçtikçe bu gündem durulmaya başladı. Çünkü insanlar şunu fark etmeye başladılar: Yapay zekâ sadece insanları işsiz bırakmakla kalmayacak; insan hakları, eşitsizlikler, insani değerler gibi bir takım sorunları daha da derinleştirecek. Nedir bu sorunların kaynağı? Algoritmalar. Yapay zekâyı oluşturan algoritmalar yanlı sonuçlar doğurabiliyor, önyargıları yeniden üretebiliyorlar. Bunun oluşmasının temel sebebi yapay zekânın çalışma prensibi. Yapay zekâ makine öğrenmesi denen bir prensiple çalışıyor. Veri setlerinden öğrenerek bir çıktı veriyor. Peki bu veri ne? Veri her şey aslında. Bizim kişisel verilerimiz, sosyal medyadaki dijital izlerimiz, bir ekranı görüntüleme süremiz ve benzeri gibi. ChatGPT’nin son versiyonun duyurulması ile birlikle bir yapay zekâ uygulamaları üretimi furyası ortaya çıktı. Neden bu kadar fazla var? Çünkü, milyarlarca internet kullanıcısı var ve bu milyarlarca internet kullanıcısının milyarlarca veri sirkülasyonu var. Dolayısıyla yapay zekânın besleneceği çok fazla veri bulunmakta. Bu veriler ile beslenme durumu da yanlılık noktasında son derece önemli. Eğer herhangi bir yapay zekânın eğitildiği veri seti bir takım yanlı gruplardan beslenirse, eğitim verisi sorunlu olduğundan yapay zekânın sunduğu çıktılar da sorunlu olacak. En bilinen örneklerden bir tanesi Amazon’un işe alım uygulaması. Çok fazla başvuru olduğundan işe alımlar için CV’leri analiz edecek bir yapay zekâ üretiyor. Fakat bu yapay zekânın eğitim verisi daha çok erkek adayların CV’leriyle eğitildiğinden, kadın adayların CV’leri daha düşük puan alıyor ya da onları görmezden geliyor. Haliyle tepkiler gelmeye başlıyor ve yanlış sonuçlar nedeniyle bu yapay zekâ uygulaması ortadan kaldırılıyor. Bir de, o makine öğrenmesi sürekli devam eden bir süreç. ChatGPT’ye bir prompt girdiğimizde onu eğitmeye devam ediyoruz. Bu cinsiyet ya da farklı ötekileştirme durumlarında gördüğümüz temsil sorunları, yapay zekâyı geliştirenin önyargılarını taşıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>İnsan müdahalesi sorunsalı.</p>
<p>Biz bugün algoritmalar üzerinden bunu tartışıyoruz ama insanın kendisi zaten önyargılara sahip bir varlık.<span class="Apple-converted-space">  </span>Peki nasıl çözebiliriz bu durumu? Farkındalığı sağlamak, yani önyargılı sonuçlar elde edeceğini bile bile o yapay zekâyı kullanmamak, uzak durmak ya da algoritma geliştiricilerin bu konuda daha sorumlu ve daha etik davranmaları için bir takım regülasyonlara yol açacak regülasyonlara yönlendiren çalışmalar yapmak önemli.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3517 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png" alt="" width="805" height="420" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-200x104.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-300x157.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-400x209.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-600x313.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-768x401.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma-800x417.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/paradigma.png 805w" sizes="(max-width: 805px) 100vw, 805px" /></p>
<p><b><i>Cem Çalışkan:</i></b> <b>Algoritma geliştiricilerinin önyargıları asıl problem gibi görünüyor. Çok demokratik bir algoritma geliştiricisi düşünelim. Eşcinsellik hastalıktır gibi bir veri seti girilirse, yine çoğunlukçu normali üretme riski taşımaz mı?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Bu tartışma Siri, Alexa, Google Assistant gibi sanal asistanlarla başladı aslında. Hepsinde kullanılan ses bir kadına ait. Bir çalışma görmüştüm ve katılımcılara “Alexa’yı hayal edin” diyorlardı. Tüm fikirler alındıktan sonra, toplumda idealize edilmiş bütün güzellik anlayışlarının hepsi Alexa’da toplandığı görülmüş. Kadının aslında güven veren bir varlık olduğunu ve kullanıcılar tarafından verilen görevleri yerine getirmesi için harika bir çerçeve sunduğu gibi argümanlarla toplumsal cinsiyet kodlarını yeniden ürettiğine yönelik bir takım tatışmalar bulunmakta.</p>
<p>Bu da literatürde yeni düşünceler doğurdu: Queer yapay zekâlar ve sanal asistanlar olabilir mi? Danimarka’da bir reklam ajansı bununla ilgili çalışma yapıyor. Queer yani cinsiyetsiz bir yapay zekâ geliştiriyorlar. Kadın ve erkek seslerini birleştirerek, cinsiyeti olmayan bir ses ortaya çıkarıyorlar. Ürettikleri sanal asistanı Apple Store, Google Play Store’da kullanıcılara sunuyorlar. Fakat o kadar az talep görüyor ki bir süre sonra bu sanal asistanı kaldırmak zorunda kalıyorlar. Toplum zaten o kodlara o kadar entegre ki navigasyonu tarif eden bir kadın olması onu rahatsız etmiyor. Sanal asistanların tartışma yaratmasının nedeni de o dönem bu tür yapay zekâ araçlarını geliştiren kişilerin ağırlık olarak toplumsal cinsiyet kodlarını benimseyen erkekler olmasıydı. Sonrasında kadın kodlayıcıların sayıları arttı.</p>
<p>Fakat yapay zekânın geliştirilmesi noktasında; çok demokratik, cinsiyetçi kodlardan ve ötekileştirici yaklaşımlardan uzak duran biri bile olsa, neye talep varsa ona yönelmek durumunda kalıyor. Çünkü ekosistemde platform kapitalizmi var. Onu gerçekleştirmek zorunda. Kendi bağımsız bir yapay zekâ geliştiriyorsa o demokratik ve eşitlikçi düşünce yapısını kendi algoritmalarına yansıtabilir. Ama o noktada da işi kimin yönettiği, nereye yapıldığı önemli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekâ birçok alanda çeşitli fırsatlar sunmakta. Peki bu konuda sivil toplum kuruluşlarının nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Açıkçası çok önemli buluyorum. Yapay zekânın fırsatları ve riskleri hakkında toplumun pek çok kesiminin faydalanabilmesi ve bilinçlendirilmesi alanında çalışmalar yapabilirler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bununla da kalmayıp, üniversitelerle, özel sektörle, başka sivil toplum kuruluşlarıyla, kamu kurumlarıyla iş birliği yaparak, bir takım çalışmalar yürüterek yapay zekâ ile ilişkili kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlama potansiyeline sahipler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Üyesi olduğunuz Yapay Zekâ Politikaları Derneği (AIPA) bu konuda söz ettiğimiz faaliyetleri gösteren ilk kuruluşlardan biri. Bize biraz AIPA’dan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Tabi, sizin de bahsettiğiniz gibi AIPA, Yapay Zekâ Politikaları Derneği. Türkiye’de yapay zekâ konusunda faaliyet göstermek üzere kurulmuş ilk sivil toplum kuruluşlarından bir tanesi. Bu alanda 2021 yılından beri faaliyet gösteriyor. AIPA’nın kuruluş amaçlarından bahsedecek olursak; Türk toplumunu yapay zekâ ile ilgili bilinçlendirmek, yapay zekâya yönelik farkındalık kazandırmak. Aynı zamanda üniversite, özel sektör, diğer sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarıyla ortaklıklar kurup çalışmalar gerçekleştirerek yapay zekânın gelişimine ve kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamak temel amaçları arasında. Bu alanda pek çok çalışma gerçekleştirildi. Seksenin üzerinde Tomorrow Meetings yapıldı, yetmişin üzerinde Tomorrow Talks yapıldı. Geçtiğimiz Kasım ayında RTÜK Birliği’nde büyük bir Yeni Medya Zirvesi gerçekleştirildi. Uluslararası yapay zekâ alanında medya zirvesi ve birden fazla oturumda yapay zekâ ile ilgili pek çok konu tartışıldı, değerlendirildi. Bunun dışında, AIPA bilimsel araştırmalara da çok önem veren bir dernek. Örneğin, 2021 yılından beri ulusal ve uluslararası nitelikte dört tane kitap yayınlandı. Yine yakın zamanda “International Journal on AI” adında AIPA’ın uluslararası hakemli dergisi yayın hayatına başladı. Sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği politika belgeleri yayımlamak da önemli faaliyetlerden bir tanesi. Ben Medya ve İletişim Komisyonu üyesiyim. Dernek başkanımız Zafer Küçükşabanoğlu ve bizim komisyon başkanımız</p>
<p>Doç. Dr. Derya Gül Ünlü’nün planları dahilinde politika belgesi hazırlanması gündemde. Medya ve iletişim çalışmaları için oldukça önemli bir adım. Bizim<span class="Apple-converted-space">  </span>komisyonumuz dışında yirmiye yakın çalışma alanı var. Ekonomiden göçe, hukuktan güvenlik ve dış politikaya uzanan; alanında uzman, akademisyenlerin ve sektör temsilcilerinin bulunduğu komisyonlar var ve her bir alanda çeşitli çalışmalar sürdürülmekte.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3518 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/otel.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki AIPA, Türkiye ekosistemine ne tür katkılar sağlıyor?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ekosistemi açısından, AIPA gibi diğer sivil toplum kuruluşlarının da<span class="Apple-converted-space">  </span>faaliyetleri aslında çok önemli. RTÜK’le birlikte yapılan zirveye, hem Türkiye’den hem de dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyenler katıldı. Burada sıkça eleştirdiğimiz veri toplama süreçlerinde aktif rol oynayan, kişisel verilerimizi toplayarak bize geri satan ya da sosyal medya ve dijital platformlarda kalmamız için sürekli içerikler pompalayan; Netflix, BluTV, Exxen, gibi platformların temsilcileri ile istişare etme fırsatı bulduk. Risk olarak tanımladığımız şeylerin ne olduğunu aktarma şansı bulduk ve neler yapılabilir diye konuştuk. Yine RTÜK’ün, Türkiye genelinde yaptığı Yapay Zekâ Farkındalığı araştırması kamuoyuyla ilk defa paylaşıldı. Araştırmadaki farkındalık düzeyleri bize gerçekten bu konu ile ilgili toplumda yapay zekâ okuryazarlığı hakkında çalışmalar yapmamız gerektiğini gösterdi ve bunu sadece eğitimciler yapamaz. Sektörden, sivil toplumdan, kamu kurumlarından paydaşlara ihtiyacımız var. Medya ve iletişim araçlarına yerel ve ulusal farkındalığı, yapay zekâ okuryazarlık bilincini artırabilmemiz için de ihtiyacımız var. Bu alanda ortaklıklar kurulması açısından adımlar atıldı. Geçen gün Resmi Gazete’de gördüm. Mecliste yapay zekâ araştırma komisyonu kuruldu. Bizim gerçekten ülke olarak çok daha fazla şey yapmamız gerekiyor diyebilirim. Bu önemli bir adım.</p>
<p><b><i>M.G:</i></b> <b>Yapay zekânın gelişmesi ile birlikte hayatımızda da birçok şey değişiyor. Chatbotları giderek daha sık kullanmaya ve onlarla daha derin etkileşimler kurmaya başlıyoruz. Bir süre önce “Yapay zekâ ilk kurşunu sıktı!” başlıklı haberler görmüştük. Yapay zekâ ile etkileşimin artması bir yalnızlaşma durumunu da beraberinde getirecek mi?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Yapay zekâ ile kurduğumuz iletişimde, aslında temel amaç fayda sağlamak. İşlerimizi daha hızlı yapmamızı, fikir almamızı sağlıyor ve bize bir konfor alanı yaratıyor. Ve dolayısıyla bizim o konfor alanında çok daha hızlı karar vermemizi kolaylaştırıyor. Sosyal bir izolasyona neden olur mu yapay zekâ? Evet, olabilir. Fakat insan, tabiatı itibariyle gerçek sosyal etkileşime ihtiyaç duyar. Yapay zekâyı işlerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullansa da bu durum insanları tamamen yalnızlığa itmez. Ama bence buradaki yalnızlaşmaktan öte en önemli risk bu sohbet robotlarının yani iletişimsel yapay zekânın çok fazla kullanılmasının, öz yeterlik ve bağımsız düşünme gibi noktalarda risk yaratıyor olması. Yapay zekâ birçok iş için kullanılıyor. Örneğin, mail atarken ChatGPT’ye yazdırmak, bir makaleyi ona yazdırmak, arkadaşınıza çok dağınık bir mesaj yazdınız, toplanması için yine yardım almak. Bir noktada artık bireyin gölgesi gibi hareket eder hale geldiği için öz yeterliliği, bağımsız düşünmeyi etkilediğini düşünüyorum. Bana göre yalnızlaşmaktan ziyade bence daha riskli olan şey bu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3519 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg" alt="" width="848" height="1001" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-200x236.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-254x300.jpg 254w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-400x472.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-600x708.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-768x907.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc-800x944.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/elif-karakoc.jpg 848w" sizes="(max-width: 848px) 100vw, 848px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Yas ve Melankolide Sanal Gerçekliğin Duygusal Boyutu” başlıklı makalenizden bir soru sormak istiyorum. Bir annenin hayatını kaybeden kızı ile sanal gerçeklik aracılığıyla tekrardan buluşması ve bir gün boyunca zaman geçirmesini, Freud’un yas ve melankoli teorisi üzerinden ele alıyorsunuz. Bizler yıllar geçtikçe yapay zekâ üretimi çıktıların, VR teknolojilerinin gerçekçiliğinin arttığını görmekteyiz. Yapay zekânın ve sanal gerçeklik teknolojilerinin gelişmesi duygusal ve gerçeklik algısında bir bozulmaya yol açıyor mu, toplumsal etkileri nasıl oluyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Sanal gerçeklik üzerine çalışan bir ajans, yıllar önce kızını kaybetmiş bir anne ile kızını tekrar buluşturabileceklerini söylüyorlar. Kızı bugün yaşasaydı nasıl görünürdü gibi ayrıntılar üzerinde çalışıyorlar ve VR gözlüğü ile anne ve kızı buluşturuyorlar. Freud şunu söylüyor: “Yas dediğimiz şey yaşanıp biten bir süreçtir. Eğer yas tekrar edilirse ya da bitmezse o zaman patolojik bir evre olan melankoliye girer.”<span class="Apple-converted-space">  </span>Melankoli yastan çok daha uzun bir süreçtir ve bireyin gündelik hayatına devam etmesini derinden etkileyen bir durumdur. Burada teknoloji ile bireyin kaybının yeniden yaşatılması ve yas sürecinin tekrar canlandırması söz konusu. Kısa vadede, ChatGPT’den bir metin almak gibi konfor alanı yaratabilir. O sevgiyi belki tekrar hissedeceksin ama aslında onun hayatta olmadığıyla tekrardan yüzleştiğinde, duygusal manipülasyonla da yüzleşmiş olacaksın.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>“Oyun mu İş mi? Youtube Kidfluencerları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz” adlı makaleniz de çok etkileyiciydi. Çocukların korunması açısından sosyal medyada büyük bir açık söz konusu. Bu çocukların dijital ortamlarda çocuk işçi rolüne büründürülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.K.K: </i></b>Kidfluencer demek çocuk ünlü demek. Bu çocuklar ebeveynleri tarafından veri ekosistemine sunulan canlılar haline gelmiş durumda. Mahremiyeti sergileniyor, unutulma hakları tamamen gözardı edilerek gündelik hayatları paylaşılıyor. Bu konuda benim için yas ve melankolide olduğu gibi bir sorunsaldan yola çıktı. Çünkü durum bir çeşit dijital çocuk işçiliği formu. Makalede örneklemlerimden biri, Türkiye’de en fazla kazanan çocuk influencer olan Prenses Elif kanalına dairdi. Her gün içerik yayınlıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bu bloglardan bazılarında Elif kırk derece ateşli ama içerik üretmesi gerektiği için o halde çekiliyor. Elif duş alırken, çizgi film izlerken, ders çalışırken yani bütün günlük hayat rutini çocuğun ebeveynleri tarafından sosyal medyaya sunuluyor. Buna da “sharenting” deniliyor. Çocukların dijital reşitlik yaşı var. BTK’ya göre bu yaş on üç. Bu yaşın altındaki çocukların hesapları ebeveynleri tarafından yürütülüyor. Prenses Elif’in anne ve babasının yaptığı röportajlarda şunları okudum: “Biz çok memnunuz, evimizi, arabamızı aldık, tatillere gidiyoruz. Elif de bu durumdan çok mutlu.” Ama küçük kızın bir karar mekanizması yok, onun sorumluluğu sana ait. Dolayısıyla temel tartışma influencer olan çocukların, dijital platform kapitalizminin olduğu alana dahil edilmesi oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kidfluencer ile ilgili bir başka makale daha yazmıştım. Bu kez orada Postman’ın “Minyatür Yetişkinlik” kavramından ilerledim. Ne yazık ki daha önce de konuştuğumuz, toplumun bir takım güzellik standartlarına yönelik beklentileri bu alanda da mevcut. Sosyal medyanın sunduğu bu çerçeve, çocuklar için de bir takım güzellik standartlarını gerektiyor biliyor musunuz? Sekiz, dokuz yaşındaki çocuklara takma tırnaklar takılıyor. Leopar desenli kıyafetler giydiriliyor. Yani minyatür yetişkin formuna sokuluyorlar. Postman 90’larda televizyon reklamları üzerinden söylüyor bunu. Bugün o kavram, platform kapitalizmine ve ekosisteminde minyatür yetişkinliklerden söz etmemize neden oluyor. Böyle bir dönüşüm içerisindeyiz. Bence bu gelinen nokta çok daha tehlikeli bir boyuta ulaşmış durumda diye düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3514" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg" alt="" width="781" height="1200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-195x300.jpg 195w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-200x307.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-400x615.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-600x922.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-666x1024.jpg 666w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13-768x1180.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/freud13.jpg 781w" sizes="(max-width: 781px) 100vw, 781px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hocam bakış açınızı çok sevdim. Tamam problem var ama umut da var, demek çözümün öncülü oluyor sonuçta.</b></p>
<p><b><i>E.K.K:</i></b> Rica ediyorum hocam, şöyle bir durum var: Bu sorunlar oldukça yapısal ve bizim çözebileceğimiz türden değil. Bunun farkındayım. Ancak iletişim süreçlerinde hep söylediğim bir şey var: Etkili iletişim kurmak istiyorsanız, hem içsel hem de bireysel olarak şunu aklımızda tutmalıyız: Önyargılarımızı kontrol edebilmek ve onlarla mücadele edebilmek için önce kendimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Kendimizin farkında olabilmemiz için insanlarla kurduğumuz ilişkilerin, dijital süreçlerde kurduğumuz bağların ya da makinelerle olan ilişkilerimizin farkında olmak zorundayız. Mervin Minsky’nin bir sözünü çok seviyorum. Kendisi bir bilgisayar bilimci ve yapay zekâ çalışmalarına büyük katkıları olmuş bir isim. Yıllar önce şöyle bir şey söylemiş: “Hiçbir bilgisayar, ne yaptığının farkında olarak tasarlanmadı. Ama biz de kimi zaman ne yaptığımızın farkında olmuyoruz.” Fakat biz, yapay zekânın aksine bilince sahip canlılar olarak farkındalık geliştirebilecek varlıklarız. Bu yüzden önceliğimiz, bireysel değerlerimiz olmalı. Sonrasında ise insanlarla kurduğumuz iletişimdeki değerler. Duygusal etkileşimler, gerçek dünya bağları, empati, şeffaflık… Algoritmalar ve yapay zekâ ile ilgili en çok tartıştığımız şey de bu değil mi? Hesap verebilirlik, şeffaflık bunların yoksunluğu. Dolayısıyla biz, eğer bu değerleri hayatımızda önceler, farkındalıkla yaşar ve kendimizden başlayarak çevremizdekilere bu anlayışı entegre etmeye çalışırsak, kurduğumuz ilişkilerde anlamlı bir şeyler yapıyor olduğumuzu hissedebiliriz. Örneğin, “Ben, beni duygusal olarak manipüle edecek ya da yasımı tekrar yaşatacak bir aracı kullanmak istemiyorum. Bunu reddediyorum.” diyorsak bu da bir farkındalıktır.</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Hocam bize çok değerli bilgiler kattınız. Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz…</b></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/">Elif Karakoç Keskin: Yapay Zekâ ve Akademi İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/elif-karakoc-keskin-yapay-zeka-ve-akademi-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</title>
		<link>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 11:45:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Storytelling]]></category>
		<category><![CDATA[Substack]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3501</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Aslı Şen   Hikâyeler, insanlığın en eski mirası; bilgiyi, duyguyu ve hakikati taşıyan köprüler… Gazeteci Çağla Üren, bilim ve teknolojiyi gazeteciliğin incelikleriyle harmanlayarak, karmaşık konuları herkes için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Dijital çağın hızla akan bilgi selinde, anlatının gücünü korumanın ve anlam yaratmanın peşinde.   Aslı Şen: Çağla Hanım öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/">Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Aslı Şen</span></em></span></span></h1>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3502 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cagla-uren-1-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Hikâyeler, insanlığın en eski mirası; bilgiyi, duyguyu ve hakikati taşıyan köprüler… Gazeteci Çağla Üren, bilim ve teknolojiyi gazeteciliğin incelikleriyle harmanlayarak, karmaşık konuları herkes için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Dijital çağın hızla akan bilgi selinde, anlatının gücünü korumanın ve anlam yaratmanın peşinde.</span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>Çağla Hanım öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.</b></p>
<p><b><i>Çağla Üren:</i></b> Ben Çağla Üren. 2018’de Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat bölümünden mezun oldum. Yaklaşık bir sene freelance kitap çevirmenliği yaptıktan sonra Independent Türkçe’de dış haber editörü olarak çalışmaya başladım. Dış haber editörlüğü hep aklımda olan ve istediğim bir işti. 2011’de Suriye Savaşı başladığında ilgimi çekmişti. Dış haber editörü olarak mutluydum ama medyaya girince uzmanlaşma ihtiyacı hissettim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üniversitedeyken popüler bilime ilgim olduğundan, evrim, kozmoloji gibi dersler almıştım. Bu alana her zaman ilgim vardı. Çalışma arkadaşlarım bilim-teknoloji haberlerinden biraz uzaktı ancak benim hoşuma gidiyordu. Kariyerime o yönde devam etmeye karar verdim. Böylece bugünkü bilim ve teknoloji habercisi konumuma ulaştım. Bunda pandeminin de etkisinin olduğunu söylemeliyim. Pandemi başlangıcında henüz kimse böyle bir deneyim yaşamadığı için büyük bir şaşkınlık hali vardı. Çok ilginç bilgiler dolaşıma giriyordu. Herkesin telaşlı ve korku dolu olduğu o karantina dönemini hatırlarsınız. Her şey çok acayipti, film gibiydi gerçekten. İşte o dönemde bilimsel makaleleri çevirerek bir fark yaratmaya çalıştık. O zamanlar Independent Türkçe’de çalışıyordum. Aşılar üretilmeye başladığından önemli toplumsal konular gündeme gelmeye başladı. Aşı karşıtlığı, şüphecilik gibi vesilelerle görece ılımlı fakat ne yapacağını bilemeyen kitleler ortaya çıkmıştı. Bu da aşıların çok hızlı biçimde piyasaya sürülmesinden kaynaklıydı. Bu alanda bir boşluk, bir ihtiyaç olduğunu gördük medyada. Oraya yöneldiğimizde çok güzel karşılıklar aldık. Daha ilk hazırladığımız dosyalarla bizi tıp fakültelerine çağırıp konuşma yaptırdılar. Koskoca tıpçılar konuşmacı olarak bizi çağırıyorlardı. Yani bu alanda, ana akımda bulunan boşluğu fark ettikten sonra buradan devam etmeliyim dedim. Hem kendi ilgim alanımdı hem de okurdan dönüş alabilme ve sesimi duyurabilme olanağım vardı. Böylece sağlıkla ilişkili yazılarım sonrasında bilim ve teknolojiye açılarak devam etti. Benim için güzel bir yolculuk oldu. Şimdi Euronews Türkçe’de çalışıyorum. Burada da bilim-teknoloji ağırlıklı dış haber editörlüğü yapıyorum. Bir yandan da her pazar günü okurlara gönderdiğim bilim ve teknoloji e-posta bültenim var.</p>
<p>Aslında son dönemde biraz aksattım ama bu yeni yılda umuyorum daha düzenli bir hale getireceğim. Güzel bir yolculuk benim için. Çok da sevdiğim bir iş.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Edebiyat, bilim, sanat, sağlık gibi birbirinden farklı konularda yazıyorsunuz. Edebi bir dil kullanarak hikâye anlatıcılığını çok güzel yapıyorsunuz. Okura teknoloji ve bilim haberini anlaşılır şekilde verebilmek gerçekten zor. Bu bağlamda hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Ya da Edebiyat Fakültesi mezunu olmanız sizi bu noktada besliyor mu?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Tabii ki de besledi. Ama başlamadan bir psikoloji araştırmasından bahsetmek istiyorum: Bilim ve psikiyatri araştırmacıları, insanın hayatta doyuma ulaşması ve mutlu yaşaması için bir araştırma yapmış. Sonucunda ise “Storytelling”e ulaşmışlar. Gündelik hayatında storytelling yapan insanlar daha mutlu ve doygun bir yaşam sürüyorlarmış. Şöyle düşünün: Dedikodu yapan bir türüz. Harari’ye göre dedikodu yapabildiğimiz için, homo sapiensler olarak örgütlenebilmiş ve neandertaller yok olurken biz hayatta kalmışız. İşte temelde storytelling var. Sosyal ve iletişime muhtaç canlılarız. Yapay zekâ konusundaki en büyük risklerden biri bu bence. Kişisel hayatımızda doyuma ulaşabilmek için sosyalliği ve storytellingi öldürmeden yaşamamız gerekiyor. Sorduğunuz soruya gelecek olursam, iltifatlarınız için çok teşekkür ederim. Çevremden de bunu duyuyorum, çok sade ve akıcı yazıyorsun diyorlar. Bu benim için çok önemli.<span class="Apple-converted-space">  </span>Benim hayatta bir gayem varsa o da kurmacaya yönelip kurmaca bir şeyler yazmak. O yüzden storytellingi çok önemsiyorum. Bir yandan edebiyat fakültesi mezunu olmamın da getirisi çok yüksek. Basit bir insanımdır ve istediğim şey bellidir. Küçüklüğümde çok kitap okurdum ve o zamanlardan beri edebiyat okumak istiyordum. Lisede edebiyata ilgim devam etti ve üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okudum.</p>
<p>Boğaziçi gerçekten öğrenciyi ne kadar zenginleştirebiliriz diye düşünen bir okul. Benim 12-13 tane zorunlu seçmeli dersim vardı. Psikoloji, sosyoloji, bilim, reklamcılık gibi birçok ders alabiliyorsunuz. Ben bilim ve sinema dersleri alıyordum. İkisine de ilgim çok yoğundu. Okulun bitmesine yakın ise bir sürü staj yapmak zorunda hissettim. Çünkü mezun olunca ne iş yapacağım gibi streslerim vardı. Bir yandan okuldan beslenebildiğim kadar beslenip diğer yandan nerede staj yapacak bir yer bulursam oraya giriyordum. Gazete, dergi, edebiyat yayıncılığı gibi alanlarda stajlar yaptım. Mezun olurken de edebiyat yayıncısı olmayı düşünüyordum. Bir dönem freelance kitap çeviri editörlüğü yaptım. Ama sonra ekonomik sebepler başta olmak üzere vazgeçtim. Çünkü önüme bazı çeviri kitapları geliyordu ama çok kötü çevirilmiş kitaplardı ve hepsi de yayınevlerinin para vermek istememesinden kaynaklanıyordu. Deneyimsiz öğrencilere popüler bilim kitapları çevirisi yaptırıp bana gönderiyorlardı ve sonrasında ben hepsini tekrardan çeviriyordum. Ben ömür boyu bunu yapmak istemiyorum diyerek karar verdim. Öyle olunca medyaya açıldım. 2014’te Sol Haber Portalı’nda staj yapmıştım. O dönemde ingilizcem çok iyi olmadığı için dış haber stajım çok başarılı geçmemişti. Biraz korkuyordum da yapabilir miyim ben bu işi diye. Sonra baktım yapıyorum, devam dedim. Daha önce de dediğim gibi arkadaşlarım bilim ve teknoloji haberlerinden kaçmasından, benim çok sevmemden kaynaklı bu alanda yazmaya başladım. Okurlardan çok iyi dönütler alınca, pandemi döneminde dışarıdan röportaj istekleri gelmeye başlayınca ben kendimi işin göbeğinde buldum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3504 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/farekli.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>İlgi alanınızı teknoloji ile bulduğunuz noktada “Hafıza Kartı” adında e-posta bültenine başladınız. </b><b>O süreçten de biraz bahsedebilir miyiz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Çocukken de ilgim vardı ancak matematikle aram hiç iyi değildir. Onun dışındaki bilim dalları fizik ve özellikle biyolojiye çok merağım vardı. İşe ilk başladığım zamanlarda astrofizik haberleri olurdu. En çok okunan haberler kategorisinde hep üstte yer alır ve genelde yalan yanlış girilerek sunarlar haberleri. Ne yazık ki medyada “Uzaylı Görüldü” yazıldığında daha çok okunacak sanıyorlar. Ben buna katılmıyorum. Düzgün bir haber girdiğinizde de okunuyor. Türkiye okuru, bilime çok meraklı ve açık kafalı bir okur. Independent Türkçe döneminde, The Independent’dan haberler geliyordu. Onları freelance çevirmenlere çevirtip copy edit yapıp yayınlıyorduk. Sonra dedim ki bu böyle kalmamalı, bir şeyler eklemeliyim. Tam 2021- 2022 yılları, bültenlerin çıktığı dönemde ben de bir iki bültene aboneydim. Türkiye’ye daha yeni yeni geliyordu bunlar ve çok hoşuma gitti formatları. Ben biraz yazı tarafındayım, sevmiyorum kurgu işlerini. Zaten pek yeteneğimin de olduğu söylenemez. YouTube’a içerik üretmek istesem onun için süslen, evi düzgün dekore et, videosunu çek, kurgusunu yap… Vakit kaybediyorum hissine kapılıyorum. Yazı tarafında hızlıca derleyip toplayabildiğimden tamam dedim ben bülten yapacağım.</p>
<p>Ama ne bülteni yapacağım? Biz Independent Türkçe’de sadece dış haber alıyoruz. Genelde Türkiye’de yayılmış olan içerikleri tercih etmiyor orijinal haberler arayıp bulmaya çalışıyorduk. Öyle olunca çok fazla haber görüyordum ve çoğunu alıp değerlendiremiyordum. Ben de onları yayınlarım düşüncesiyle bir Telegram kanalı açtım. Baktım kanal bayağı tuttu. Telegram çok kişinin olmadığı bir yer. 2000 abone iyi bir rakam. Sonrasında herkes Telegram, Twitter, Instagram gibi sosyal medyaları kullanmayabilir ama herkesin Gmail’i vardır ve maillerini az çok kontrol eder diyerek bu işi haftalık bir bültene dönüştürmeye karar verdim. Sonra NewsLab Turkey’e bülten için başvurdum ve seçildi. 2022 Ağustos ayı boyunca medya eğitimi gördük. Ses kurgusu, algoritmalar, sosyal medya, bülten eğitimleri gibi birçok alanda güzel bir eğitim süreci oldu. Bilmediğim alanları öğrenmiş ve pratik yapmış oldum. Benim için güzel bir giriş oldu. Eğitimi tamamladıktan hemen sonra Hafıza Kartı’nın ilk sayısını çıkardım.</p>
<p>İki yıl hiç bırakmadan devam ettim. 2024’te Independent Türkçe’den ayrıldım. 9 ay kadar, yapay zekâ/sosyal medya girişimi olan bir Startup’ta çalıştım. İşin mutfağını öğrenmemde çok yardımcı oldu. Biraz da girişimcilik ekosistemini öğrenmiş oldum. Fakat gazeteciliği özlemiştim ve bir arkadaşım Euronews Türkçe’de çalışıyordu, sağ olsun beni önermiş. Euronews Türkçe çok iyi okunuyor, iyi tıkları var. Biraz kendimi göstermem için iyi olur diye düşündüm. Çünkü bugüne kadar hep haberimi okutayım diye kendim uğraştım. Euronews Türkçe onun rahatlığını çok sağlıyor bana. Bir haber giriyorum, milyonlarca insan okuyor. Benim için gerçekten çok güzel bir deneyim. Öyle olunca ben Startup’ı bıraktım tabii. Son aylarda Hafıza Kartını sağlık problemlerim dolayısıyla biraz aksatsam da çok güzel bir okur kitlesi oluştuğunu fark ettim. “Hafıza Kartı nerede, neden göndermiyorsunuz?” gibi mailler alıyorum ve beni çok mutlu ediyor. Bültenler gerçekten çok güzel bir dünya. Hafıza kartının 5000 küsur abonesi var, işi daha iyi bilenler çok iyi olduğunu söylüyor. Umarım bu sayı önümüzdeki yıllarda artar.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3505 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/daledondsle.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Bu e-posta bültenleri Substack gibi platformlarla popülerlik kazandı aslında. Bunun biraz daha teknik yönlerinden bahsedebilir miyiz? Ya da biz de bu bültenlerden aracılığıyla haberler girmek istesek nasıl bir yol izlememiz lazım? Biraz bahsedebilir misiniz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Substack, bültenlerin yaygınlaşmasında öncü oldu. Ücretsiz olması, bülten yapmak isteyen her insanın maddi durumu olmasa bile üretim yapabilecekleri bir alan sağladı. Fakat ben NewsLab Turkey’den Ahmet Alihan Sabancı Hocamın tavsiyeleri üzerine “Inbox” adında bir platform kullanıyorum. Türkiye menşeili ve KVKK uyumlu. Biraz pahalı bir bülten aracı, her ay iki bin küsür lira ödüyorum. Bu yüzden Substack’in ücretsiz olması yeni başlayanlar için çok kullanışlı. Fakat oltama, reklam gibi amaçlarla kullanılabiliyor ve işlem dışı e-posta gönderme olasılığı da çok fazla. Google bu sorunu aşmak için bir denetime gitti ve bu sebeplerden dolayı Substack üzerinden gönderilen mailler spama düşüyor. Öyle olunca ben kendimi garantiye almak istedim ve Inbox’la başladım. NewsLab Turkey’den de aldığımız bir ödenek vardı, beni bir süre bülten ödemelerimde idare etti. Sonrasında kendi cebimden ödemeye başladım. Ama eşim ve bir arkadaşım Substack üzerinden haftalık dış haber bülteni yapıyorlar. Pek düzenli değiller ama onların spama düştüklerini görmedim. Öğrenciyseniz, Substack üzerinden yapmak daha mantıklı gözüküyor. Bülten oluşturma konusuna değinecek olursam, mail üzerinden haber üretmeye karar verdikten sonra en önemlisi içeriği belirlemek.</p>
<p>Ben ana akım medyada bulunan bir boşluğu doldurmak istedim. Edebiyatta şöyle bir şey vardır: Her eser, her yazar kendi okur kitlesini yaratır. Bu düşünce ile hedef kitle belirlemektense, içeriğimi ve hangi boşluğu dolduracağımı buldum. Seçtiğiniz alanda içerik ürettiğinizde, hem edebiyatta hem gazetecilikte kendi okur kitlenizi yaratıyorsunuz. Araştırmacı gazetecilik kökeninden gelen isimlere baktığımızda da bunu görüyoruz. İsmail Saymaz, Serdar Kuzuloğlu gibi isimler kendi okur kitlelerini kendileri yarattılar. Neye yeteneğiniz olduğuna, neyi yapmak istediğinize daha çok vakit harcayın. Çünkü yeteneğiniz olmayan bir alanı sırf popüler diye yapmaya başladığınızda hem tükenirsiniz, hem o alanın üstüne bir şey koyamazsınız. Ben biraz buna odaklandım bülten yapma zamanım geldiğinde. Halihazırda zaten bilim haberciliği yapıyorum. Her sabah ve akşam haber tarıyorum, notlarımı alıyorum. Bu sayede zaten günde 12-13 haberi yapıyor oluyorum. Böyle olunca malzeme zaten elimde oluyor ve bunu sadece bültende yazıya dökmek kalıyor. Inbox’un güzel taraflarından biri de WordPress paneline benzer bir panel vererek size kendi şablonunuzu seçme şansı tanıyor. Ben şu şekilde oluşturdum: Sağlık, bilim, teknoloji, sektör diye dört konu başlığı belirledim. Hepsine ayrı kutucuk açtım ve farklı görseller belirledim. Hafıza Kartı’nı öne çıkaran hususlardan birinin de tasarım olduğunu düşünüyorum. Çünkü genelde bültenlerde haberler paragraf şeklinde diziliyor, okur göz gezdirmek istiyor ve göz gezdirirken uzun yazılardaki ayrıntıları görmek çok zor. Ben bunu aşmak için klasik bir yöntem kullanıyorum, her paragrafın ve haberin kendi başlığı var. Sağlık, teknolji ve bilim ana başlıkları altında konunun başlıkları yer alıyor. Okur göz gezdirdiği sırada kendi ilgi alanında yönelebiliyor. Mesela hazırladığım bülten genellikle 13 sayfa sürüyor ve bu kadar sayfayı okutmak çok zor. Öyle olunca göz gezdirebilme olanağı sağlamak gerekiyor. Dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer alan ise yaratıcı başlıklar. Her yerde olduğu gibi bültenlerde de çok etkili, okuru kolaylıkla yakalayabiliyor. Her şeyin düzenli olmasına, okurun ilk bakışta neyin nerede olduğunu anlayabilmesine fazlaca odaklanıyorum.</p>
<p>Tasarım konusuda özen gösteriyorum. Görseller ekliyorum Pixabay, Unsplash gibi ücretsiz sitelerden sıklıkla yararlanıyorum. O an aboneliğim varsa MidJourney kullanıyorum. Fazla olmamasına da dikkat etmek gerek, bazen görsellerden dolayı sayfa yüklenemiyor, kasma durumları yaşanıyor. İnternet davranışlarında site açılımı uzun sürüyorsa okurun kaçma olasılığı daha yüksek, o yüzden. Olabildiğince sade ve hızlı bir tasarım olması önemli. Ben genelde bu tür şeylere dikkat ediyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3507 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5.png" alt="" width="867" height="1875" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-139x300.png 139w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-200x433.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-400x865.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-473x1024.png 473w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-600x1298.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-710x1536.png 710w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-768x1661.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5-800x1730.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/substack5.png 867w" sizes="(max-width: 867px) 100vw, 867px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Hafıza Kartı gibi e-bültenler salt bir gelir modeline dönüşebilir mi? Siz bir gelir kaynağına dönüştürebildiniz mi?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Hafıza Kartı şu an gelir sağladığım bir alan değil. Bu biraz da benim tercihim, halihazırda çalıştığım için gerek duymadım. Ama bültenler dünya çapında ve Türkiye’de rağbet gören ve gelişen bir alan. Özellikle Aposto bu alanda öncü bir ekip. Haftalık reklam tanıtımları, sponsorluklar, bu hafta bize destek olan firma gibi içeriklerle bültencilik yapılabiliyor. Reklamveren firmalar için avantajları çok fazla. Çünkü bültenle direkt niş bir kitleye ulaşabiliyor oluyorsunuz. Eskiden Facebook hedefli reklamlar çıkarırdı. Şimdi ise Avrupa Birliği’nin çabalarıyla hedefli reklam olayının sonuna geliyoruz ve “Kitlemizi nasıl bulacağız?” sorusu ortaya çıkıyor. Bültenler de işte burada önemli bir rol oynuyor. Benim teknoloji bültenim var, bu kadar okurum ve takipçim var dediğinizde artık teknolojiyle ilgilenen insan arayıp bulmasına gerek kalmıyor. Ben Hafıza Kartı’nı tek başıma çıkarıyorum ve reklam almıyorum. Fakat sponsorluk veya reklam almak için tüzel bir şirket kurmak ve vergisini ödemek gerekiyor. Genelde bülten işinde çalışan insanlar gelirlerini bu şekilde sağlıyorlar. Tabii olası çıkar çatışmaları da var. Teknoloji alanında eleştirel bir şeylerden bahsediyorsanız, o insanlardan reklam almak aynı zamanda çıkar çatışması yaratabiliyor. Mesela ben teknopolitik bir yere parmak bastığımda, reklam aldığım şirket benimle ilişkisini kesecek mi? Ne kadarını söylememe izin verecek? Reklamveren şunu diyebilir: Tamam ben sana reklam veriyorum ama beni bu sayıda eleştirme. Bu tarz tartışmalı süreçler olabiliyor. Ben özellikle sağlık konusunda reklam almayı hiç düşünmedim. Diyelim ki oksijen ölçer reklamı aldım. Okurlarımdan birinin aldığı alet bozuk çıkarsa kendimi sorumlu hissederim. Gazetecilikte biraz tartışmalı konular gerçekten, ama sektör oraya doğru gidiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Şu anda reklamı gazetecilikle ayırmaya yönelik çalışmalar yapan video odaklı şirketler var; 140 Journos, Fayn, Ilgaz’ın Scrolli’si gibi. Bu insanlar reklam ve sponsorluklar için şirketlerine reklam tarafı kuruyorlar. Ne gibi? Kurgu, video, kamera hizmeti vs. Tabii oradan gelen gelir medya içeriğini de döndürüyor. Reklamı, reklam klasmanında tutmak gazeteciliğe karıştırmaktan bence daha etik. Ama tabii ki ben de ileride çalışamaz veya iş bulamazsam Hafıza Kartı’na sponsor bulmaya çalışabilirim. Fakat bu da başlı başına bir iş. Tek tek gidiyorsunuz, firmaları bağlıyorsunuz, her hafta reklam verecek birini buluyorunuz. Hem gazetecilik faaliyetlerinin kendisi hem de sponsor bulma faaliyetiyle beraber yürütmek kolay değil. O yüzden ortaklıklar yapılabilir. Mesela biri gazetecilik kısmında, ortağı ise para bulma kısmında gibi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3508 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg.jpg" alt="" width="1140" height="570" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-200x100.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-300x150.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-400x200.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-600x300.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-768x384.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-800x400.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg-1024x512.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cipeg.jpg 1140w" sizes="(max-width: 1140px) 100vw, 1140px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Globalde yapay zekânın bir haber içeriği platformu geliştirmesi bekleniyor. Siz haberlerinizi yazarken bu tür yapay zekâ destekli uygulamalardan faydalanıyor musunuz? Yoksa sadece görsel oluşturma konusunda mı yardım alıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Evet görsel oluşturmada yapay zekâdan çok yararlanıyorum. Onun dışında genellikle arama motoru olarak ChatGPT’yi sıklıkla kullanıyorum. Google deryasında gezinip aradığın şeyi bulabilmek zor. Dijitalde de hızlı olmak zorundasınız, yapay zekâ sizi hızlandırabilecek bir araç. Örneğin bir bilim haberi yazarken içerisinde “hominin” diye bir kelime geçiyor. Ne demek olduğunu içgüdüsel olarak biliyorum ama nasıl dile getireceğim konusunda sıkıntı yaşadığımda Google’a giriyorum. Wikipedia, Evrim Ağacı birçok sitede bazı tanımlar oluyor ama bana karmaşık geliyor. Yazılarımın storyteling’e uyması da bu yüzden aslında. Ben bilim kökenli olmadığımdan, okura anlaşılabilir verebilmem için önce benim anlamam lazım. Çünkü aslında bir noktada benim okurdan farkım yok. Tabii ki belli açılardan var. Ama bir noktada ben de okur kadar mesafeliyim o alana. O yüzden kendi anlayabileceğim dilden anlatmaya çok özen gösteriyorum. Teknoloji alanında da terimler karmaşık olabiliyor; blok zinciri, kripto terimleri gibi… İlgili konuda üniversitede ders alan öğrenciler o tanımı anlayabilir ama bilmeyen okura da anlaşılır bir şekilde verebilmek çok önemli. Böyle olunca CharGPT işime çok yarıyor. Çünkü üslup özelliği var ve basitçe anlat derseniz anlaşılır bir şekilde veriyor bilgiyi. Tabii teyit etmek çok önemli çünkü bazen yanlış bilgiler de verebiliyor. En çok yararlandığım nokta bu. İşlerimi oldukça hızlandırıyor. Haber kanallarının yapay zekâyı entegre etmeleri konusuna gelecek olursak, bu gibi denemelere ben olumsuz bakmıyorum. Otomatize edilebilecek şeyler edilmeli. Gerisi hükümetlere kalmış, yapay zekânın yeteneği belli otomasyon. İstihdamı çözmek medya patronlarının ve hükümetin işi. Ben şu açıdan yaralı görüyorum: Medya dünyada ve Türkiye’de bir sıkışıklık içerisinde. Çünkü dijitale geçiş yanlış yorumlandı, düzgün bir gelir modeli oluşturulamadı. Medya patronları dijitale geçerken reklam alanının genişleyeceğini düşünüp sermaye olarak gördüler. Ne kadar tıklanma gelirse o kadar para getirecek gibi. Böyle yorumladıkları için de basılı gazetelerdeki gibi geniş bir çalışan kadrosuna ihtiyaç duymadılar ve sektörde bir daralma oldu. Eskiden okura iyi bilgi vermezseniz okur sizin gazetenizi almazdı. Şimdilerde ise medya patronları okurları tık olarak gösteriyor ve artık okura karşı sorumlu değiliz, reklam verene karşı sorumluyuz gibi bir yapı oluşuyor. Reklamcılığın iç içe geçmesi, gazeteciliği ele geçirmesi de biraz böyle başlıyor. Mesela geçenlerde Google algoritmaları düzenledi ve bu yönde habercilik yapan siteler çöktüler. Bir milyonlardan yüz binlere düştü tıkları. Bu onlar için ciddi bir gelir kaybı demek. Ne yazık ki meslektaşlarım için de çok kötü bir tablo. Ama büyük tabloya bakınca, bana son tahlilde olumlu geliyor. Çünkü bunun değişmesi lazım. Google’dan gelecek reklama bel bağlayıp okuru tık olarak gördüğünüzde kopyala-yapıştır haber yapıyorsunuz. Son dakika haberlerini girelim, sitemizde bütün haberler olsun derken bu işler yeni mezun çocuklara yüklenmeye başladı. Diyor ki: Sen bütün gün ajanslardan düşen haberleri dakika dakika kopyala-yapıştır, elli tane haber gir.</p>
<p>O çocuk işin gazetecilik kısmını öğrenemiyor, uzmanlık imkânı yakalayamıyor. Ne yazık ki medyada böyle bir kadro oluşuyor. Bunun gazetecilikle ilintili bir yanı yok.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üzerine çok ciddi bir ucuz iş gücü oluşuyor. İşte bu ucuz iş gücünün otomasyona bağlanması lazım. Öğrendikleri bir şey yok, tutunabildikleri bir şey de. Birde üstüne ucuza çalışıyorlar böyle bir istihdam olmasa da olur diye düşünüyorum. Yapay zekâ henüz bu açıdan pek gelişmiş olmasa da gelecekte böyle bir yapıya bürünebilir ama her zaman bir teyit mekanizmasına ihtiyaç duyulacak. Ben bu insanların teyit mekanizması olarak çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bilgiye erişimin kolaylaşması bir avantaj, bu da hızlı haber çıkmayı kolaylaştırıyor. Bunun üzerine koyulabilecek şey, gazetecilerin istihdam edilmesi ve “Tamam bugün 50 haber girdim yeter”den ziyade “Bugün ne yaptım? Ortaya ne çıkardım? Ne koydum? Ne karşılık aldım? Orijinal ne yaptım?” gibi sorgulamaların güçlenmesi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3506 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/DALL·E-2025-02-03-16.40.31-A-digital-illustration-in-a-hand-drawn-pencil-sketch-style-with-intentional-rough-textures.-The-scene-depicts-a-grand-city-square-at-night-with-a-ma.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Yapay zekâ araçlarının haber üretim sistemine girmesi ve açık kaynaklardan yararlanıyor olması bir takım problemleri doğurdu. Geçtiğimiz dönemde ChatGPT ile </b><b>New York Times telif hakları üzerine davalık oldular. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Telif hakkı sorunları çıkacak mı ortaya?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Tabii çıkar. Dijital medyada daha önce de bahsettiğimiz gibi bir gelir modeli sorunu var. Bazı şirketler OpenAI ile yapılan telif anlaşmalarını bir çeşit gelir modeli olarak görmeye başladı. Bu da aslında medya açısından sürdürebilir değil. Çünkü bir sonu var. New York Times telif sözleşmesi imzalamak yerine mahkemelik olmayı tercih etti. Abonelik sistemleri var biliyorsunuz, daha okur odaklı gelir modeli benimsemiş bir şirket. Böyle olunca içeriklerinin ortaya saçılması onlar için olumlu bir şey değil. Okur aynı içeriğe ChatGPT’den ulaşabildiğinde öbür taraftaki abonelik modeli boşa düşüyor. Yapay zekâyı da abonelik temelli gelir modellerine yönelik bir tehdit olarak görüyorlar. Fakat bu durum gelir modeli abonelik sistemine dayanmayan diğer gazeteler tarafından da bir fırsat olarak görüldü ve hemen telif sözleşmeleri imzalamaya başladılar. Rupert Murdoch’un News Corporation şirketi çok ciddi bir paraya telif sözleşmesi imzaladı. Yeni oluşan telif pazarındaki en büyük payı yine büyük şirketler alıyor. Beraberinde gelir eşitsizliği durumu söz konusu oluyor. Şimdi burada bağımsız bir yayıncı için Google, algoritmalar ile fişini çekmiş, okunurluğunu düşürmüş, ChatGPT de büyük payı Rupert Murdoch krallığına vermiş. “Sana bir milyon verecek halim yok, al on bin dolar” diyor. Böyle olunca bağımsız yayıncı açısından yine bir gelir eşitsizliği doğuyor.</p>
<p>Açık kaynak meselesinde de OpenAI bu telif sözleşmelerini imzalamak zorunda. Bazı analistler yapay zekâ eğitim sektörünün ciddi bir krize doğru yaklaştığını söylüyor. Çünkü internette bulunabilecek kaliteli veri kullanımının sonuna geldiler. Hatta bir araştırma 2028’de yapay zekâyı beslemek için kullanılan kaliteli veri setinin tamamen tükeneceğini iddia ediyordu. Böyle olunca da tabii bir kriz doğuyor. Yapay zekâyı bundan sonra nasıl ilerleteceğiz, nasıl geliştireceğiz? Çünkü onu besleyeceğimiz kaliteli veri tükeniyor. Bu yüzden de sentetik veri dediğimiz bir çalışma alanı oluştu. Nedir bu sentetik veri? Kısaca, yapay zekânın kendi eğitimi için kendisine veri üretmesi ve diğer modellerin yapay zekâ üretimi verilerle beslenerek ilerletilmesi diye tanımlayabiliriz. OpenAI bununla ilgili olarak direkt sentetik veri üretmeye yönelik bir model geliştirdi. “Strawberry” diye biliniyor. 2024 sonunda iki yüz dolar gibi fahiş bir fiyata abonelik paketi ile sürdüler. Bunu yeni gelecek açık kaynak veri tüketen ChatGPT’leri geliştirmek üzere eğitim verisi olması için ürettiler. Özel teknoloji haberleri yayımlanan bir sitede, OpenAI’ın &#8211; “Orion O4” adında olması lazım-, Strawberry ile besledikleri yeni bir modelin piyasaya sürüleceği haberi vardı. Bu model beklentiyi karşılayamadı diye sızıntı bir bilgi var. Strawberry yani sentetik veri ile eğittikleri model şu anda kullandığımız ChatGPT 4’ten hallice imiş.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu yüzden OpenAI “Temeller Birimi” diye bir birim kurmuş. Şirket gelecek dönemlerde bu sentetik veri olayına odaklanacak. Onun dışında sektörde eğitim verisi bulma sıkıntısı yaşanacak gibi duruyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3509 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm.jpg" alt="" width="1600" height="2184" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-200x273.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-220x300.jpg 220w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-400x546.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-600x819.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-750x1024.jpg 750w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-768x1048.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-800x1092.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1125x1536.jpg 1125w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1200x1638.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm-1500x2048.jpg 1500w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/benm.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Peki son olarak da şunu soralım. Gelecekte geliştirmeyi düşündüğünüz bir proje var mı? Hafıza Kartı gibi başka nitelikli bir alanda da sizi görecek miyiz?</b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Böyle bir gazetecilik çok yoğun bir faaliyet gerçekten. Tabii ki bu alanda kendimi daha da geliştirmek istiyorum. Daha dişe dokunur işler yapmak istiyorum. Türkiye’de teknoloji alanında eksiklikler var. Çünkü mevcut teknoloji ekosistemi çok siyasi angajmanlı. Birçok şirket de öyle. Ama yurt dışında böyle değil, teknoloji alanında çok güzel araştırmacı gazetecilik işleri oluyor. Türkiye’de yurt dışına nazaran pek olmasa da ifşaat dediğimiz kültür de çok yaygın. Yani ne oluyor? Bir gün Facebook’tan biri çıkıyor “Ben ifşa ediyorum” diyor. Diğer bir gün OpenAI’dan biri yapıyor, belgeleri sızdırıyor, hemen teknoloji gazetecileri bir araya geliyor ve bir konsorsiyum kuruyorlar. O belgeleri tek tek inceleyip, skandalları haberleştiriyorlar. Tabii böyle özendiğim çok şey var. Ben de gazeteciliğe dair bu tür haberler yapmayı çok isterim.</p>
<p>Yurt dışına gitme gibi bir niyetim de yok bu arada çünkü ana dilimi çok seviyorum, kendi okurumu çok seviyorum. O yüzden yurt dışında olan tartışmaları buraya taşımak ya da Türkiye’de BTK ile ilgili skandal, veri sızıntıları olduğu zaman bu konulara dahil olup yazmak istiyorum. Gazetecilik dışında her zaman en büyük hayalim kurmaca bir kitap yazmaktı. Yaşım daha fazla geçmeden onu denemek istiyorum. Belki vakit bulabilirsem bu alandan tamamen bağımsız bir işe girişebilirim, tabii Hafıza Kartı’nı devam ettirmek öncelikli hedefim. Ve bir yandan işimi yapmak yani. Çok büyük hedefler güzel ama sürdürülebilirliğe gerçekten çok dikkat etmek gerekiyor…</p>
<p><b><i>A.Ş:</i></b> <b>Çağla Hanım umarım hayallerinizi gerçekleştirirsiniz, geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir sohbetti. Çok teşekkür ederiz.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>Ç.Ü: </i></b>Ben teşekkür ederim.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3503 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/asli-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<h1></h1>
<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;"> </span></em></span></span></h1>
<p><a href="https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/">Bilim Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Çağla Üren</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bilim-teknoloji-ve-hikayenin-pesinde-cagla-uren/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Scrolli&#8217;nin Kurucu Ortağı Ilgaz Fakıoğlu ile Yeni Nesil Gazetecilik</title>
		<link>https://contextdergi.com/scrollinin-kurucu-ortagi-ilgaz-fakioglu-ile-yeni-nesil-gazetecilik/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/scrollinin-kurucu-ortagi-ilgaz-fakioglu-ile-yeni-nesil-gazetecilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 11:30:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3488</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Mustafa Burak Avcı Gelenekselden dijitale dönüşüm, gazetecilik dünyasında değişimler yaratıyor. “Scrollytelling” “360 Habercilik” gibi anlatı teknikleriyle şekillenen bu yeni nesil habercilik anlayışı, kullanıcı odaklı, derinlikli öyküsel deneyimler vadediyor. Scrolli’nin kurucu ortağı Ilgaz Fakıoğlu, scrollytelling gibi etki yaratım tekniklerini, medyada yapay zekânın rolünü ve etki odaklı gazeteciliğin nasıl sürdürülebilir hale getirilebileceğini anlatıyor.   Mustafa Burak Avcı:  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/scrollinin-kurucu-ortagi-ilgaz-fakioglu-ile-yeni-nesil-gazetecilik/">Scrolli&#8217;nin Kurucu Ortağı Ilgaz Fakıoğlu ile Yeni Nesil Gazetecilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Mustafa Burak Avcı</span></em></span></span></h1>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3490" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1428" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-300x167.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-400x223.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-600x335.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-768x428.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-800x446.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-1024x571.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-1200x670.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-1536x857.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ifo-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<blockquote><p>Gelenekselden dijitale dönüşüm, gazetecilik dünyasında değişimler yaratıyor. “Scrollytelling” “360 Habercilik” gibi anlatı teknikleriyle şekillenen bu yeni nesil habercilik anlayışı, kullanıcı odaklı, derinlikli öyküsel deneyimler vadediyor. Scrolli’nin kurucu ortağı Ilgaz Fakıoğlu, scrollytelling gibi etki yaratım tekniklerini, medyada yapay zekânın rolünü ve etki odaklı gazeteciliğin nasıl sürdürülebilir hale getirilebileceğini anlatıyor.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i> Merhaba hoş geldiniz. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?</b></p>
<p><b><i>Ilgaz Fakıoğlu:</i></b> Merhaba ben Ilgaz Fakıoğlu. 1991 yılında İzmir’de doğdum, sonra İstanbul’a geldim. Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı Galatasaray Üniversitesi’nde yaptım. Sektöre de klasik bir girişim oldu. İşe muhabir olarak başladım. Muhabirlikten sonra dijital gazetecilik tarafına geçtim. Sözcü Gazetesi’nde dijital editörlük deneyimi kazandım. Sonrasında Sputnik Türkiye, Cumhuriyet Gazetesi gibi yerlerde editör, yönetici gibi pozisyonlarda çalıştım. Şu anda ise derinlemesine yeni medya deneyimi sağlamayı amaçlayan Scrolli’nin kurucu ortağıyım.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Şu an kurucu ortağı olduğunuz Scrolli nedir? Fikir olarak nasıl gelişti, nasıl ortaya çıktı?</b></p>
<p>Scrolli, biz daha Sözcü Gazetesi’nin Plus stüdyolarında çalışırken bile aklımızda olan bir projeydi. Özellikle long-form yani derinlemesine gazeteciliği nasıl yapabiliriz, nasıl interaktif haber üretebiliriz ve bunu nasıl bir gelir modeline dönüştürebiliriz gibi sorularımın pratik karşılığı olduğu söylenebilir Scrolli için. Daha sonra Demirören Medya’da üç sene çalıştım. Bu süre içerisinde “Brandon Stories” stüdyosunda markalar için interaktif deneyimler sağlayan işler yaptık. Global örnekleri takip ettik. Baktık ki New York Times gibi gazeteler 2014-2015 yıllarında<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>long-form içerik üretimine geçmiş. Gelir modeli olarak da abonelik modeli tercih edip geliştirmişler. Biz de “Türkiye’de bu iş için neler yapılabilir, neler yapılamaz, Türkiye şartlarında nasıl CMS (içerik yönetim sistemi) ile gazeteciliği birleştirebiliriz?” gibi sorular üzerinden strateji geliştirmeye başladık. Scrolli’nin yaratım süreci 2019-2021 seneleri arasında başladı diyebilirim. Projeye başlarken her şey kafamızda hazırdı zaten. Fakat fikri işleme koyup oluşturma tarafı biraz pandemi sonrasına kaldı. Platformu ekip çalışmasıyla ortaya çıkardık.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Globalin üretmeyi tercih ettiği, gittiği yön dediğiniz bu scrollytelling, interaktif habercilik, long-form haber anlatı teknikleri nedir? Nasıl yapılıyor bu iş?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>I.F: </i></b>Kurucu ortağı olduğum Scrolli’nin fikri altyapısını oluşturan scrollytelling mantığı uzun-dikey gazetecilik hikâyelerini, “scroll” ile kaydırma derinliği kullanılarak çalışıyor. Kaydırma derinliği belirli kürasyon teknikleriyle biçimlendirilip, uzun okuma deneyimi oluşturmayı amaçlayan tekniğe verilen isim. Bu hem bir tasarım tekniği hem de bir anlatı tekniği. Kaydırdıkça hikâyenin animatif öğelerle zenginleştirilmesi, aslında kullanıcıyı daha fazla kaydırmaya teşvik etmek için yapılıyor. Yani okuyucuyu hikâye içerisinde tutmayı amaçlarken oluşan bir teknik. Biz Scrolli’de bunu uyguluyoruz. Scrollytelling tarihsel olarak marka ögelerinin sunum biçimi olarak ortaya çıktı. Özellikle 2012-2013 yılları civarında.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Fakat bunun gazetecilikle buluşması New York Times sayesinde oldu. Sonrasında bakıyorlar ki bu hikâyelerden abonelik devşirilebiliyor ve kullanıcıların oturum süresi artıyor, abonelik temelli çoğu gazete bu yönteme geçiyor. Bunların içinde Financial Times, Wall Street Journal, Washington Post ve New York Times da var. Bizim dijital gazetecilikte en büyükler dediklerimiz hep bu noktadalar. Eğer dosyaları derinlemesine inceliyorsanız ve bu dosyalardan hikâyeler yaratıyorsanız Türkiye’de alışageldiğimiz seri gündem bildiriminden farklı bir işlev üstleniyorsunuz. Bizde sürekli haber üretelim, gündem bildirimi yapalım gibi bir durum yok. Açıkçası biz haberi bildiren tarafta değiliz. Bizim kaygımız haberi daha anlamlı hale getirmek, derinleştirmek ve kullanıcıya konu hakkında derinlikli bilgi sağlamak.</p>
<p>Seçtiğimiz dosya konuları üzerinden özellikle premium hikâyeler yaratmaya çalışıyoruz. Gelir modelimiz olan abonelik sistemi de buradan besleniyor. Bizim genel olarak dikkate aldığımız, hikâyenin başarısını veya başarısızlığını ölçen şey, ortalama oturum süresi ve kaydırma derinliği oluyor. Şu anda Türkiye’nin en iyi oturum süresine sahip platformlarından biriyiz.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3496 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/scrollilogo.jpg" alt="" width="332" height="118" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/scrollilogo-200x71.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/scrollilogo-300x107.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/scrollilogo.jpg 332w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" /></p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Anladığım kadarıyla hem long-form hikâyeleşmiş haberler hem de premium diye ayırdığınız özel haberler yayımlıyorsunuz. Haberin niteliği neye göre belirleniyor, aradaki farklar neler?</b></p>
<p><b><i>I.F: </i></b>Eğer hikâyeleştirmek için seçilen konu veri açısından zenginse ve özellikle kürasyona uygunsa onu premium haber olarak yayımlıyoruz. Daha kısa ve dinamik nitelikteyse portre inceleme formatında, ücretsiz içerik olarak yayımlıyoruz.</p>
<p>Bu model ilk kez bizim ürettiğimiz bir şey değil. Amerika’daki gazeteciliğin ortaya koyduğu bir mantık. Ürettiğimiz işleri premium ve ücretsiz içerik olarak ayırmamız biraz da bununla ilişkili.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Daha öncesinde haber üretim sürecinde ya da dijital gazetecilikte nasıl bir eksiklik vardı da scrollytelling, interaktif habercilik, 360 habercilik gibi yöntemler gelişti?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>I.F: </i></b>Aslında hangi avantajı sağlıyor diye sormak daha doğru olur. Performansa baktığımızda, metrikleri derinlemesine incelediğimizde, haber-okuyucu etkileşimini arttırdığını ve gelir modeli olarak abonelik sistemini teşvik ettiğini çok rahat görebilirsiniz. Türkiye’de kullanıcı başına ortalama oturum süresi çok düşük. Çünkü tamamen son dakika, kısa erimli içerikler tüketen bir haber okuma kültürümüz var.<b> </b>Diğer yandan ise kaydırma derinliği dediğimiz “scroll depth” meselesi var. Bir okurun iki ay içinde ne kadar kaydırdığıyla alakalı bir metrik. Şu anda Amerika’daki yapının bu kadar öne çıkmasının sebebi okurla uzun vadeli iletişim kurabilmeleri.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Dan Green’in de dediği gibi kümülatif medya etkisi oluşturmak aslında. İki sene önce Kahramanmaraş depremleri oldu. Deprem sürecinde haber akışı çok yoğundu. O dönemki haberleri kim hatırlıyor? Haberleri kimin yazdığını da muhtemelen sadece konuya çok ilgili olan insanlar hatırlar. Deprem sonrasında deprem çantası hazırlayabildik mi? Diyelim ki bir olay var. Bu haberin etkisi ne? Okuyucuya kısa vadeli mi verilecek uzun vadeli mi? Kısa vadeli bir işse nasıl bir albenisi var?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Beğeni, görüntülenme, izlenme, paylaşılma biraz daha etkileşime bağlı. Fakat kümülatif medya etkisine bakıldığında; davranış değiştirme, topluluk oluşturma ve doğrudan kamuoyunda gündem oluşturma gibi üzerinde çalışılması gereken konular var. Bu da medyada etki teorileriyle alâkalı bir konu aslında. Şimdi dijital ekonomide bu medya etkisini yaratmak için gerçekten güçlü hikâyeler ve güçlü yapılar üretmeniz lazım. O yüzden Scrolli’nin hedefi Amerikan basınında bu işi butik yapan çok fazla insana dokunalım, kısa süreli bir etki sağlayalım, etkileşimle büyüyelim, sansasyonla, viralle büyüyelim amacında olan gazeteler gibi değil. Bu mantıktan ziyade Scrolli’nin odak bir kitlede kümülatif medya etkisini hedefleyen, kitlesiyle abonelik ilişkisi kuran ve onlara daha güçlü, dünyayı anlayabilecekleri hikâyeler sağlayan bir noktadan etki üretme çabası var. Hikâyeyi okuduktan sonra size deprem çantasını hazırlatabilecek haberi üretmeye çalışıyoruz. Eğer sorarsanız bu sistemi oturtmak için ne yapmak lazım diye; bunu kısa bir haberle, bir fotoğrafla, bir videoyla ya da habere konu olan olayı olduğu gibi vererek yapamazsınız. İyi hikâyeleştirmeniz, iyi kürasyon yapmanız lazım. Herkesin hatırlayacağı haberlere örnek olarak Financial Times’ın yaptığı Kahramanmaraş depremleri haberi gösterilebilir. New York Times’ın Rönesans Rezidans ile alâkalı yaptığı haber.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span>Bu haberi en ince detaylarıyla hatırlıyoruz. Neden? Çünkü kürasyonu çok güçlü. İnsanların gerçekten halâ hatırlayabileceği, hatırlanabilirlik oranı yüksek içerikler bunlar. Bu da hikâye akışının merkezinde zaten. Şu anda doğru bir odak kitleyle uzun vadeli bir ilişki kuracaksanız bunun için iyi bir hikâye anlatıcısı olmanız lazım. Scrollytelling de bunların içerisinde sadece bir araç aslında. Temel merkez ürün değil. Uzun vadede toplumsal fayda amacı da var. Sonuçta yaptığımız iş gazetecilik. Sosyal etki odaklı bir iş. Burada bir ihtiyaç yaratmanız lazım. Türkiye de bu iş için zor bir pazar. Çünkü derinlikli bilgiye yönelik bir ihtiyaç yok insanlara baktığınızda. Ama burada doğru problematik yaratabiliyor musunuz?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bence gazetecinin iç güdüsü bu olmalı. Gazeteci aslında toplum için bir problematik yaratmalı. Buna göre davranmalı, doğru ihtiyacı yaratmalı. Bizim Scrolli’de yaptığımız biraz da bu, doğru ihtiyacı yaratmak.</p>
<p><b><i>Sedat Erol:</i> Biraz önce bahsettiğiniz Rönesans Rezidans haberinden yola çıkarak bir soru yöneltmek istiyorum. </b><b>Bizde benzer kapsamda yapılan derinlikli haberler </b><b>pek fazla olmadı. Ama Financial Times geldi ve burada çok kapsamlı bir haber yaptı. Acaba eksiğimiz bu noktada olabilir mi? İşin her noktasında farklı bir uzman var. Hikâyeleştiren de belki Türkiye’den bir gazeteci. Ama teknik altyapısı falan derken nerdeyse on kişinin bir içeriği derinlemesine çalışarak bir üretimde bulunması ve aralarındaki ilişkiler ağı. Siz mecra olarak burada yaşanan sorunları belki bize anlatabilirsiniz.</b></p>
<p><b><i>I.F: </i></b>O ekip çalışmasına dair söyledikleriniz çok doğru. Yani bu işler stüdyo işi. Güçlü hikâyeleri kişilerden ziyade stüdyolar yaratır. İşte dediğiniz gibi; Rönesans Rezidans haberinin bir kısmını webciler yapıyor. Başka biri ise gidiyor metne katkı sağlıyor. Biri haritalı kısmını yapıyor. Mbox entegre ediyor. İşin görselleştirme tarafını ise başka biri yapıyor. Hikâyeyi bir gazeteci toparlıyor, kürasyonu yapılıyor, nerede nasıl yerleştirileceğine bakılıyor. Bu bir ekip işi. Ama Türkiye’de stüdyo dinamiğinden beslenen gazete yapısı az. Bizde haber odası mimarisi baskın. Hemen hepsine gidip bakın. Hep son dakika bazlı. Bir şekilde ajanslardan alınan metinlere takla attırılarak, haber olarak girilen metinler dolaşımda. Bu yüzden Türkiye şartlarında stüdyo ortamlarının yaşaması zor. Ben bu kurumlarda da çalıştım. Stüdyo taraflarında da çalıştım. Türkiye’de de girişimler yapıldı bununla alâkalı. Ama burada bu işin tabiatından kaynaklanan zorluklar var. Bir kere Türkiye’deki haber odalarında son dakika haber baskısı çok yüksek. Bunun dayandığı programatik reklam gelirleri var, farklı gelirler var. İstihdam genelde buraya kanalize ediliyor.</p>
<p>Bu alanda gerçekten yavaşlayalım, derinleşelim, yavaş gazetecilik mimarisiyle hareket eden bir stüdyo düzeni oturtalım demeniz için bir kere güçlü figürlerle çalışmanız lazım. Bu koşullarda ya teknik altyapı bu şekilde haber üretmeye uygun olmuyor ya da CMS buna uygun olmuyor. Şu anda nicel olarak büyüyen fakat insanlara katma değer sağlamayan bir haber odası mimarisi var. Bunu kabul etmek lazım. Bir kere en başta kurumların yayın sistemlerini değiştirmesi lazım. Son dakika haber baskısının azalması gerekiyor. Editörlerin farklı yerlere kanalize edilmesi lazım. Bu tarz sorunlar var. Bir şeylerin değişmesi için Scrolli gibi daha küçük, butik oyuncuların bir şeyler yapması gerekiyor. Bu dönüşümün tepeden başlaması lazım, Amerika’daki gibi. Bunun için de para yakmanız lazım.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yapılan işlere baktığınızda 50’lerin 60’ların 70’lerin gazeteciliğini görüyorsunuz. Daha özenli işler, dergicilikten beslenen işler, hikâyeniz, mizanpajınız…<span class="Apple-converted-space">  </span>Dediğimiz şey 1950’lerden başlayan bir gazetecilik kültürü. Çok yeni bir teknik değil. Yani evet, başkalaştı. Daha güçlü. Dijital hikâyecilik gibi tekniklere evrildi. Ama bunlar 2010 sonrası ortaya çıkmış teknikler değil. Bir ihtiyacın sonucunda doğan işler. Amerika’da haberle tüketicinin kurduğu ilişkiyi sağlamlaştıran bir model. Bu araçlardan bir tanesi de long-form. Scrolli de öyle. Ama yapılan şey yine gazetecilik.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3492 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli.png" alt="" width="894" height="1586" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-169x300.png 169w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-200x355.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-400x710.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-577x1024.png 577w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-600x1064.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-768x1362.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-800x1419.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli-866x1536.png 866w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/wscroolli.png 894w" sizes="(max-width: 894px) 100vw, 894px" /></p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Özellikle Amerika’da son zamanlarda haber ajanslarının aynı zamanda medya ajanslarına döndüğünü, sponsorlu işler yapıldığını, işbirliği barındıran içerikler ürettiklerini görüyoruz. Scrolli de ScrolliCollab markasıyla sanırım böyle bir noktada. Bugün haber ajansları neden medya ajanslarına dönüşmeye başlıyor?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Biz ScrolliCollab’i aslında markalı içerik stüdyosu olarak</p>
<p>tasarladık. Yani bir yandan haber faaliyetlerine ya da dosya faaliyetlerine devam eden bir Scrolli var. Diğer yandan tamamen işin reklam ve medya tarafıyla alâkalı çalışan ScrolliCollab var. Bizimle çalışan bazı markalara Instagram hizmeti veriyor. Kreatif çözümler sağlıyor. Belirli markalara Bluesky’da yayınlanacak içerikler üretiyor. Bazı yerlerde daha büyük projelere içerik pazarlaması yapıyor. Bunu yapmamızın nedeni çok basit. Bize düzenli olarak gelir sağlıyor. Odak bir kitleyle daha uzun süreli bir ilişki kurmaya çalışıyoruz. Bizim gücümüz hikâye anlatma gücü.</p>
<p>Mesela native reklam, Sözcü ve Hürriyet Gazetesi’nde doğdu. Biz bunun biraz daha butik versiyonunu yapıyoruz. Şu anda yapmak zorundayız. Çünkü ajans geliri olmadan bu tarz girişimlerin -eğer teknoloji üretmiyorsa- ilk senesinden sürdürülebilir gelir modeli oluşturması çok zor. Teknoloji üretmenin çok iyi bir gelir modeli olduğunu düşünüyorum. New York Times mesela kendi ürünlerini tasarlıyor. Araştırma ve geliştirme ekibi sürekli olarak ürün geliştiriyor. Bunların pazar değeri çok daha büyük. Çünkü teknoloji üretenler aynı zamanda teknolojiyi kontrol ediyor. Medya ve gazetecilik havuzunda şu an kapatılması gereken çok ciddi teknolojik boşluklar var. Mesela bizim ürünümüz Alara AI’ın “news aggregator” tarafı haberleri toplayıp nötralize ederek yayın yapıyor. Basit bir matematiği var. Ama bunu sadece bir teknoloji üreticisi üretebilir.<br />
<img decoding="async" class="alignnone wp-image-3491 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801.jpg" alt="" width="2560" height="486" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-200x38.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-300x57.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-400x76.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-600x114.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-768x146.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-800x152.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-1024x194.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-1200x228.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801-1536x292.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/hava-scaled-e1754047426801.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Bahsettiğiniz ürününüz Alara AI nedir? </b><b>Ne işe yarıyor?</b></p>
<p><b><span class="Apple-converted-space"> </span></b><b><i>I.F:</i></b> Alara AI bir dijital yapay zekâ personası. Adını eski Türkçe’de “güneşin doğuşu” anlamına gelen alaradan alıyor. Gün doğumunda haberleri veren bir model gibi olsun istedik. Farklı araçları birleştirdiğimiz bir yapay zekâ senaryosu diyebiliriz. Haberleri alan, toplayan, özetleyen, haberlerin doğruluğuna, zaman ölçüsüne bakan, farklı yapılarla birlikte hangi kaynak neyi söylüyor, doğru mu değil mi kontrol eden bir yapay zekâ çalışma mantığı aslında. Biz bunu ayrıca mail bültenine uyarladık. Kendine özel bir bülteni var. 29 Ocak’ta da “Scrolli Plus” abonelerine özel olarak denemeye açacağız. Kullanıma açacağımız modelde son dakika gündem akışı sistemi yarattık. Özetle Alara AI için genel olarak yapay zekâ destekli haber oluşturma, haber özetleme, haber kürasyon aracı diyebiliriz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3494 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence.jpg" alt="" width="1014" height="320" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence-200x63.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence-300x95.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence-400x126.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence-600x189.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence-768x242.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence-800x252.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/bence.jpg 1014w" sizes="(max-width: 1014px) 100vw, 1014px" /></p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Şu an Alara AI üretim sürecinde destekleyici bir araç olarak mı kullanılıyor yoksa gerçekten kendi başına haber üreten, haberlerin kürasyonunu yapan, otonom bir şekilde haber üretebilen bir yapay zekâ mı?</b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Geldiğimiz noktada Alara AI sayısız kaynaktan haber çekip tek başına bütün haberleri neredeyse hiç hata olmayacak bir seviyede hazırlayıp yayımlayabiliyor. Hatta sosyal medya postunu bile atabiliyor. Aynı zamanda podcast oluşturuyor. Haberlerin transkriptinden bağımsız, derinlemesine sesli podcastler. Ama biz Alara’ya bir eşik koyduk. Çünkü iş gazetecilik işi. Yayın kararında ya da yayının kendisinde sorunların olmaması için önlem olarak. Ya da Alara’nın yaptığı haberleri ifşalıyoruz. “Bu haber yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur” diyerek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Peki Alara AI sadece hızlı tüketim haberler mi üretiyor yoksa gerçekten derinlemesine haber yapabiliyor mu? Alara AI’dan Suriye’de ne oluyor, küresel ısınma gibi haberler görebilir miyiz şu anda?</b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Dosya konusu olan long-form haber yapmak için ne gerekiyor? Mesela bir gazeteci gidiyor, farklı kaynaklardan verilere bakıyor, derleme ve bağlam kurma işini yapıyor. Hepsini yapabiliyor. Yani bir ara başlık çıkarıyor haberi vermek, habere uzantı yaratmak için. İşte geçmişte ne olmuştu, içeriğin başında süreci anlatıyor, demeçleri tarıyor, ara başlıklar üretiyor. Bizim belirlediğimiz sınırlara uygun hareket ediyor. Diyoruz ki sen sadece olayı ver. Biraz derinlemesine arkaplan bilgisi ver ama çok açma. Alara AI’a direkt şöyle de diyebilirsiniz: Bana şu konuyla alâkalı long-form niteliğinde bir dosya yap. Ardından yapılan eklemelerle scrollytelling formatında yayımlayabilirsiniz. Tabii şu anda bizim için yapay zekâ modeli merkez ürün değil. Bizim merkez ürünümüz long-from scrollytelling. İşi gerçekten insan odaklı hikâyelerde tutmak. Alara AI’ı bize abone olursanız istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Bir ürün de sağlıyoruz, sadece içerik sunmuyoruz dememizin sebebi bu aslında.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Farklı haber ajanslarının, farklı gazetelerin, farklı içeriklerin en nihayetinde siyasi bir tutumu, politik bir bakışı ya da ideolojik bir çizgisi oluyor. Peki bu ideolojik dili nasıl sıfırlayabiliyor? Scrolli’nin ideolojik bir çizgisi varsa bunu nasıl toparlayıp düzenleyebiliyor? <span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Bu bizim çok kafa yorduğumuz bir konu oldu. Bu arada yani AI’ın çalışma mantığını regresyon temelli oluşturmak çok ciddi bir pazar. Bir son dakika haberini düşünün, on beş kişinin haber odasında yaptığı bir şeyi bir yapay zekâ yapıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Şu an istesek dolaşıma günde beş yüz haber sokabiliriz. Ama dediğim gibi bizim merkez ürünümüz bu değil. Mesela politik bir haber, Gazze konusu. Tüm taraflarıyla alıp, konunun nötralize edilmesi ve gerçekten işin insanlık tarafında kalması “logic” kurmaktan daha zor. Çünkü New York Times’a göre ya da Washington Post’a göre İsrail’in yaptığı bir operasyon olabiliyor. Politik bir taraftan çok daha farklı bir dille hem doğru bilgi vermek hem insanlıktan yana bir taraf tutmak yapay zekâ için çok zor. Mesela orada biz çok sağlam bir altyapı geliştirdik. Scrolli’nin yayın diline ve yayın merkezine uygun bir yerdi. Ama mesela daha kolay konular da var. Bunlardan çok daha politik dil de kullanan, politik angajmanı yüksek olan gazetelerden aldığı haberleri tek taraftan değil onun tam zıttı taraftan da alıyor ve genel yapıda nötralize ediyor. Mesela altmış haberi topluyor, hepsini kullanarak nötralize edilmiş bir dil oluşturuyor. Yani alınan şeyleri komple derleyip özetleme işini insanın yaptığından çok daha iyi yaptığını söyleyebilirim. Daha iyi bir kürasyon oluşturarak, haberi daha rahat bir şekilde okutuyor.</p>
<p>Aynı zamanda işi emek maliyetinden bağımsız yapmış oluyorsunuz. Yani bana soracak olursanız “logic” tarafını yapmak mı daha zor, altyapı tarafını oluşturmak mı? Evet, ikisi de gerçekten zor ama altyapısı çok daha zor. Yani iyi bir gazetecilik mimarına bırakmak lazım. Burada etik, algoritma gibi kavramlar devreye giriyor. Türkiye’de bizim örnek alabileceğimiz çok yapı görmedim. Hatta biz yapay zekâ ürün yönergesi yapan ilk platformlardan birisiyiz. O yönerge doğrultusunda hareket ediyoruz. Onu da oluştururken ilhamı genelde Avrupa’daki merkez medyalardan alıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3493 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu.jpg" alt="" width="1842" height="1512" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-200x164.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-300x246.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-400x328.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-600x493.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-768x630.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-800x657.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-1024x841.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-1200x985.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu-1536x1261.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/jpegyokmu.jpg 1842w" sizes="(max-width: 1842px) 100vw, 1842px" /></p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Yönergenizin vizyon kısmında yanılmıyorsam kişiselleştirilmiş haber de vardı. Alara AI’ya “bu konuyla ilgili bana bir haber üret, bu konuyla ilgili bana bir anlatı yarat” diyebilecek miyim?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Evet diyebileceksiniz. O da Nisan ayı gibi gelecek. Bu yayımlandıktan sonra 2025’in Nisan ayına kadar böyle bir deneme periyoduna gireceğiz. Bir yandan siz abone olarak girdiğinizde daha önce beğendiğiniz, seçtiğiniz haberleri size getiren, zamanla kişiselleşen bir haber akışı algoritması olacak.</p>
<p><b><i>M.B.A: </i>Peki spesifik olarak talebime özel haber alabilecek miyim?<br />
</b></p>
<p><b><span class="Apple-converted-space"><i>I.F: </i></span></b>Mesela girdin, “Asgari ücret ne kadar oldu?” diye sordun. Alara AI gündem analizi yapıp sana geri dönecek, senin için haber yaratacak. Amaç olarak buna yakın bir yapı diyebilirim. Arama motoru mantığını orada göreceğiz. Yani soruya göre sistemi kontrol edip bilgi veren bu yapıda sana özel gündem akışın olacak. Diyeceksiniz ki globaldeki vizyonu yakalayan bir iş mi? Vizyon olarak aynı doğrultuda. Türkiye’deki büyük yapıların daha büyük işler ortaya koyması lazım. Umarım yaparlar.<span class="Apple-converted-space"> </span>Platformda yapay zekânın ürettiği bir haber yayımlanacak olsa bile editörler onu kontrol edecek.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Kişiye özel haber talep ettiğim zaman, etik olarak haberin doğruluğunu teyit edebilecek herhangi bir organ, bir araç olacak mı? <span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Data doğruluğu var orada. Yani bizim kendi onayladığımız veri havuzundan çekecek bilgiyi. Biz oraya bir eşik bekçisi koyduk. Mesela yanlışlık ya da halüsinasyon içeren bir haberde yayımlamama kararını bir insana bırakıyoruz. Biz hiçbir zaman AI’yı serbest bırakmıyoruz. Şu an sistemdeki her şeyi direkt yayımlıyor. Ama biz bir insan da koyuyoruz başına. Mesela haberleri toplayıp yayın kararını bir eşik bekçisine soruyor gibi düşünülebilir. Biri bakıyor ve onaylıyor. Bunu yapmak zorunda değiliz aslında. Ama işin hem etik hem de sürdürülebilirlik boyutundan bakıldığında modelin büyümesini sağlayacak olanın bu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Peki bir noktadan sonra gelir modelinin omurgasını Alara AI oluşturacak gibi bir hedef var mı? Hatta yanılmıyorsam “İnteraktif habercilik yapan platformlara ScrolliCollab üzerinden finansal destek sağlayacağız, yapay zekâyı haberciliğin temeline oturtacağız” gibi bir durum vardı. Attığınız adımların neresindesiniz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Ana ürünümüz hiçbir zaman Alara AI olmayacak. Yani ben gazetecilikte yapay zekâyı stratejik iş yönetimini daha sürdürülebilir kılan bir araç olarak görüyorum. Fakat Türkiye’deki gazetecilik anlayışı haber odası mimarisinden besleniyor. Peki mantığı nedir? Ajanslardan gelen metni haber formatında okuyucuya sunarak tık almak. Bunu yapay zekâ ile de yapabiliyorsun. “Gazetecilik için yapılması gereken esas iş bu mu?” sorusu ortaya çıkıyor. Bence değil. Çünkü biraz önce bahsettiğim etki teorilerine göre bu tarz haberler ancak kısa süreli olarak etki yaratabiliyor. Bence kürasyonu iyi, güçlü hikâyelerle daha büyük dosyalar oluşturmak esas ürün olmalı. O yüzden bizim de esas ürünümüz ismimizdeki gibi scrollable Long-form içerikler.</p>
<p><b><i>Selin Koramaz:</i> Bugünün medya dünyasında bağımsız gazetecilik mümkün mü?</b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Bu soru “gazetecilik tarafsız olmalı mı?” sorusu gibi çok geniş bir soru. Yani “bağımsız gazetecilik mümkün mü?” neye göre olduğuna bağlı. Yani ben bağımsız gazeteciliği şöyle değerlendiriyorum. Mesela sen tek bir kişisin. Kendi yeteneklerini kullanarak bir proje oluşturdun. Bir gelir modeli yarattın. Sponsorlu işler yaptın. Kimseye bağlı değilsin. Bence bu iyi bir model. Bir iş modeli oluşturabiliyorsun kendi üzerinden. Bence bağımsız gazetecilik böyle mümkün. Gazeteci kendi yetenek yapısının genişliğiyle kendi iş hacmini ölçekleyebiliyor mu? Üretkenliğini artırabiliyor mu? Bunları yapabiliyorsanız, bence bağımsız gazetecilik mümkün.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kurumlar üzerinden bakacak olursak değil zaten. Medya endüstrileri ya belirli gruplara ya da siyasi örgütlere bağlı. Reklam pastası da büyük değil. Bu arada siyaset açısından, iktidar ve muhalefet hepsi için konuşuyorum. Herkesin aslında arka bahçesi olan bir habercilik sektörü var. Bağımsız değil kurumsal tarafta. Ama kurumlar bağımsız olmadıktan sonra bir şeylerin değişmesi zor. Yani bireylerin bağımsızlığı bence birçok şeyi çözemez.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3495 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/ALAE.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><b><i>Eren Kurt:</i> Scrolli’nin buradaki duruşu ne? Yani tarafsızlığını koruyacak mı ya da bir noktadan sonra taraf olmaya başlayacak mı? Siz bu gidişatta nasıl bir pozisyonda yer alacaksınız?</b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Yani açıkçası bu işe girerken Scrolli’yi kurarken aklıma biz ne tarafta olacağız gibi bir soru gelmedi. Benim gazetecilikle ilgili ilk içgörüm, insanların hayatlarına dokunup, “Ya evet, gazetecilikte böyle bir alternatif varmış” dedirtebiliyor olmak. Güçlü bir iş yapıp insanların hayatına dokunmak benim temel içgörüm oldu. Biraz önce konuştuğumuz Financial Times’ın yayımladığı deprem hikâyesini Türkiye’de biz yapmalıyız aslında. Gerçekten sosyal etkisi yüksek, sizin gibi düşünen insanlara dokunmak. Sizin gibi insanlar mecrayı sahipleniyor, belli ölçeklerde gelir de elde edebiliyorsunuz. Benim temel amacım buydu. Ama böyle ideolojik bir taraftan baktığımızda Scrolli, çağdaş toplum düşüncesine uygun bir noktada diyebilirim. Cumhuriyetin kurucu ilkeleriyle örtüşüyor. Ama her görüşten dosya alıyoruz. Sosyalist bir kişi gelip Kuzey Kore dosyası da yazabilir. Liberal görüşte olan biri de bir iş yapabiliyor. Burada önemli olan şey, ezber bilgi mi veriyor, derinlikli bilgi mi veriyor, gerçekten güçlü bir dosya mı yapıyor olduğu.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i> Bu dosya konusu meselesine biz de çok önem veriyoruz. Siz bu dosya konusu mantığını nasıl bir yerden alıyorsunuz? Nasıl bir yapı ya da işleyiş oluşturuyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>I.F:</i></b> Scrolli’deki dosya mantığı şu şekilde; bir iç ekip kararıyla oluşturulan dosyalar oluyor, bir de dış paydaşlardan gelen dosyalar oluyor. Sırf trend olması için değil de gerçekten derinlik sağlayacak dosya bence daha kalıcı. Yazalım kalsın gibi şeyler. Yani ben bugün beş sene önce yayımlanmış, güzel hazırlanmış bir kripto dosyası okuyorum. Beni halâ besleyebiliyor. Ama tabii ki trendlerden de besleniyoruz. Mesela dün Güney Kore ile alakalı bir şey oldu. Benim elim trendlere gitti. “Squid Game Gibi Ülke” başlığıyla, Güney Kore’yi anlatan siyasi gündemle, güncel trendi de yakalayan bir konu yapalım diye düşünüyoruz.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i> Sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz. Hem yapay zekâ hem de habercilik adına bilgilendirici bir söyleşi oldu.</b></p>
<p><b><i>I.F:</i> </b>Ben teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i> </i></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/scrollinin-kurucu-ortagi-ilgaz-fakioglu-ile-yeni-nesil-gazetecilik/">Scrolli&#8217;nin Kurucu Ortağı Ilgaz Fakıoğlu ile Yeni Nesil Gazetecilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/scrollinin-kurucu-ortagi-ilgaz-fakioglu-ile-yeni-nesil-gazetecilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih Kadir Akın Anlatıyor: Açık Kaynak Kültürü ve Yapay Zekâ</title>
		<link>https://contextdergi.com/fatih-kadir-akin-anlatiyor-acik-kaynak-kulturu-ve-yapay-zeka/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/fatih-kadir-akin-anlatiyor-acik-kaynak-kulturu-ve-yapay-zeka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 13:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Prompt Sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün yapay zekâ; içerik üretimi, kodlama ve görsel sanatlar gibi farklı alanlarda yaşanabilecek köklü değişimlerin sinyallerini veriyor. Peki, bu dönüşüm süreci yazılım dünyasını nasıl etkiliyor? Yazılımcılar için ne gibi fırsatlar sunuyor? On beş yılı aşkın süredir yazılım üzerine çalışan ve şu anda Teknasyon’da Geliştirici İlişkileri Uzmanlığı yapan Fatih Kadir Akın sorularımızı yanıtladı.   Sedat Erol:  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/fatih-kadir-akin-anlatiyor-acik-kaynak-kulturu-ve-yapay-zeka/">Fatih Kadir Akın Anlatıyor: Açık Kaynak Kültürü ve Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3455" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fatihka.jpg" alt="" width="1920" height="1080" /></i></b></p>
<blockquote><p>Bugün yapay zekâ; içerik üretimi, kodlama ve görsel sanatlar gibi farklı alanlarda yaşanabilecek köklü değişimlerin sinyallerini veriyor. Peki, bu dönüşüm süreci yazılım dünyasını nasıl etkiliyor? Yazılımcılar için ne gibi fırsatlar sunuyor? On beş yılı aşkın süredir yazılım üzerine çalışan ve şu anda Teknasyon’da Geliştirici İlişkileri Uzmanlığı yapan Fatih Kadir Akın sorularımızı yanıtladı.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Sedat Erol:</i></b> <b>Fatih Bey, hoş geldiniz. Öncelikle sizi tanıyarak başlamak istiyoruz, biraz kendinizden ve mesleğinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b><i>Fatih Kadir Akın:</i></b> Tabii ki, ismim Fatih Kadir Akın. Web yazılımcıyım ve on beş yıldır bu sektörde çalışıyorum. Benim ilk başladığım zamanlarda yazılımcılık bu kadar popüler bir meslek değildi. Şu anda mesleğime yazılımcı olarak devam ediyorum ve Teknasyon’da Geliştirici İlişkileri Uzmanı olarak çalışıyorum. Yapay zekâ uzmanı olmasam da son yıllarda yapay zekânın hayatımıza girmesiyle bu alanda oldukça zaman geçirmeye başladım. Bir yazılımcı ve kullanıcı olarak yapay zekâyı hayatıma nasıl entegre edebileceğimi keşfetmeye çalışıyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>S.E:</i></b> <b>Çalışmalarınızı incelerken en çok dikkatimizi çeken, geçtiğimiz yıl yapay zekâ ve onunla ilişkili açık kaynak olarak yayımladığınız kitaplar oldu. Aslında başlangıç aşamasında bir kılavuz oluşturdunuz. Bu süreci ve deneyimlerinizi anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><b><i>F.K.A:</i></b> ChatGPT ilk çıktığı zamanlarda çok ilgimi çekti ve internetin bulunması gibi devrimsel bir nitelikte olduğunu düşündüm. İlk yayımlandığı zamanlarda gün boyu başından kalkamadım. Sonrasında ise X’te deneyimlerimi ve yazdığım promptları paylaşmaya başladım. ChatGPT ilk çıktığı zaman şu anki gibi sohbet edemiyordu. İnsanlar bana, “Nasıl yazıyorsun, işlerini yaptırabilmek için ne yapıyorsun?” diye sormaya başladılar. Benim için doğal ve prompt yazarken zorlanmadığım bir süreçti. Bu durumun iletişim becerisiyle alâkalı olduğunu düşünüyorum. Derdini iyi anlatabilmenin yapay zekâ üzerinde de etkisi olduğunu gözlemledim. Doğru prompt giremeyen insanlar bu süreci merak etmeye başladılar.</p>
<p>İlk aşamada bir GitHub reposu oluşturdum ve yazdığım promptları burada biriktirmeye başladım. İnsanlar da buna katkı sağlamaya başladılar ve dünya çapında “Awesome ChatGPT Prompt” adında iki repo ortaya çıktı. OpenAI’ın Co-founderlarından birisi harika bir kaynak diyerek bunu X hesabından paylaştı. Repo bir anda dünya çapında bir üne kavuştu ve şu anda Türkiye’deki en çok star almış repo diyebiliriz. En son 117 bin starı olduğunu hatırlıyorum. Böyle bir etkileşimden sonra, yurt dışından para ile prompt yazmam için teklifler gelmeye başladı. Bu tabii ki benim uzmanlık alanım değil ve bunu para karşılığı yapacak kadar kendime güvenmiyorum. Bu süreçte “İnsanlar neden yazmıyor?” diye düşündüm ve sonra aklıma bir kılavuz yazma fikri geldi. Bir kılavuzla insanlara nasıl prompt yazılacağını anlatmayı düşündüm ve Gumroad üzerinden bir e-kitap yazmaya başladım. Bu süreçte, özellikle İngilizce çeviri kısmında ChatGPT’den yardım aldım. Yazdım ve çok beklentim olmadan paylaştım. Birileri sorarsa böyle bir şey yazdım diye referans veririm diye düşünüyordum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kitap büyük bir ilgi gördü ve şimdilerde yüz binden fazla indirmesi var. Çok yakın zamana kadar ücretsizdi ama şu anda 1-2 dolar gibi küçük bir meblağ ile satılıyor. Bununla ilgili çok küçük bir anım var. Netflix senaristlerinden biri beni X’ten takip etti. X’i Türkçe kullandığım için böyle bir şey beklemiyordum ama baktığımda gerçekten bir dizinin senarist ekibindendi. Ben de kendisine mesaj attım ve “Niçin takip ettiğinizi merak ettim.” diye sordum. Bana “Kitabını aldım ve çok hoşuma gitti. Bu yüzden takip ettim.” diye bir geri bildirimde bulundu. Güzel geri dönüşler alıyorum ama beğenmeyenler de oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Herkes aynı noktada değil ama faydalanan çok insan oluyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3462" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-scaled.png" alt="" width="2560" height="510" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-200x40.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-300x60.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-400x80.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-600x119.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-768x153.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-800x159.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-1024x204.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-1200x239.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-1536x306.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/fka-yazi-kapaklar-2-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><b><i>S.E:</i></b> <b>Sanırım sadece ChatGPT değil, MidJourney için de aynı şekilde prompt önerileriniz vardı.</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Toplamda üç kitap yazdım. Bir tanesi MidJourney, iki tanesi ChatGPT ile alakalıydı. MidJourney’i de aynı şekilde kullanmaya başladım ama prompt tarafında ChatGPT kadar rahat ilerleyemedim. MidJourney daha farklı bir yapıya sahip ve prompt haricinde de komutlar kullanmak gerekiyor. Aslında ana amacım fotoğraf kalitesinde çıktılar üretmekti ama ilk başlarda MidJourney’de bunu yapmak zordu. Şu an ise çok kolay, özellikle X’in Grok’u inanılmaz seviyelere geldi. İlk zamanlarda bu kalitede çıktılar almak zordu, kaliteli çıktılar almak için ısrarla farklı promptlar yazıyordum. Sonra ise bunu öğrendim ve bunu da paylaşayım dedim. MidJourney’i yazması daha uzun sürdü, örneklerle anlatmak gerekiyordu. Bu sürecin çıkış noktası da bu oldu ve böyle gelişti. Şu an daha çok ChatGPT’nin DALL-E’sini ve Grok’u kullanıyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ozan Günel</i></b>: <b>Araştırma Görevlisi olduğum dönemde fark ettiğim bir şey vardı: Google’da doğru arama yapabilmek bile bir yeti. Üniversite bana bunu gösterdi. Bu benim için her zaman yapılabilen ve kolay bir şeydi. Sanırım yapay zekâda da bunu görüyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Google örneği kesinlikle yerinde bir örnek oldu. Google’da arama yapmayı bilen insan için bu çok doğal bir süreç ama bilmeyen insan gerçekten bulamıyor. Google’da arayabilmek bir yeti ve yapay zekâda da benzer bir süreç var. Herkes aynı yeteneğe sahip olamayabiliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Daha önce Ethem Onur Bilgiç ile de konuşmuştuk. Üretilen görsellerde bazı temel gerçekliklerin ortaya çıktığını gözlemliyorum. Özellikle kadın bedeninin kullanımı, estetik ve güler yüzler gibi. Bu konuda uzman olmadığınızı söylüyorsunuz ama yıllardır bu konular üzerinde düşünen birisiniz. Sizce yapay zekâ ürettiklerini, insanların bunları sevdiğini bildiği için mi üretiyor, yoksa arkada piyasa koşulu olduğunu bilen bir kodlama mı var?</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Yapay zekânın verdiği sonuçlarda genelde estetik kaygı hissediliyor. Modelin nerelerden eğitildiği çok önemli, dolayısıyla önyargı meselesi var. Mesela ChatGPT 2.0’da çok fazla önyargı varmış ve bazı düzeltmeler yapılmak zorunda kalınmış. Görsel modellerde de bu sorun mevcut.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>“Güzel bir kadın çiz” dediğiniz zaman ürettiği çıktı kime göre güzel? Eğitildiği veri setinde güzel olarak tanımlananı güzel olarak kabul ediyor. Güzel olduğunu düşündüğü için değil, veriler o şekilde girildiği için o çıktıyı veriyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>Yapay zekânın dil bariyerini kaldıracağı konuşuluyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Özellikle iş çevresinde dil bariyeri büyük oranda kalkıyor. Yabancı biriyle mailleşirken ChatGPT’yi kullanıyorum. Bazen anlamadığım ifadeler oluyor ve maili hızlıca ChatGPT’ye çevirtiyorum. Çok iyi çeviriler yapabiliyorsunuz, çevirmenler de bu konuda biraz endişelenmeye başlamışlar. Zaten direkt olarak “Large Language Model” adı verilen bir dil modeli. Böyle olunca da iyi anlıyor, iyi çeviriyor. Yine de tamamen ortadan kalkmadı. Sosyal bir hayat var, kafeye gidiyorsunuz, yabancı arkadaşlarınız var ve orada dil bariyerine takılabiliyorsunuz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>S.E:</i></b> <b>ChatGPT ilk yaygınlaştığı zamanlarda prompt mühendisliği çok konuşulan bir meslekti ve geleceğin mesleği deniliyordu. Sizce mesleğe dönüşmesi söz konusu mu?</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Modeller geliştikçe görece anlama kabiliyetleri daha iyi hâle geliyor. ChatGPT’nin ilk popüler olduğu zamanlarda prompt mühendisliği çok önemli diye konuşuluyordu.</p>
<p>O kavram aslında vektör uzayında, vektörü oluşturabilme kabiliyeti oluyor. Bu model geliştikçe ve bizi daha iyi anlamaya başladıkça, gereksinimi düşen bir alan durumuna geliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ChatGPT O1 modelini çıkardı. Bu model, yazdığınız promptu ne demek istediğinize göre düzenliyor. Düşünür gibi yapıyor ve promptunuzu genişletip, ‘Bunu mu demek istiyorsun?’ diye çıktı veriyor. Gelecekte bu durum leb demeden leblebiyi anlayacak bir duruma geleceğini gösteriyor. Bir yandan da bellek özelliği geldi. Yapay zekâ ile etkileşime geçtikçe bizi daha iyi anlamaya başlıyor. İlk zamanlar derdimizi iyi anlatmamız gerekiyordu ama şimdi normal bir konuşmada iyi çıktılar verebiliyor.</p>
<p>Dolayısıyla prompt mühendisliğinin bir geleceği olacağını zannetmiyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3459 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis.jpg" alt="" width="1422" height="1067" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-1024x768.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis-1200x900.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/p-muhendis.jpg 1422w" sizes="(max-width: 1422px) 100vw, 1422px" /></p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Birkaç sene içinde yapay zekâ ile ilgili kurslar çıkar mı, ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Birçok anlamda halka inmiş durumda. ChatGPT’yi herkes indirip kullanabiliyor, sadece insanların haberi yok. Yavaş yavaş yayılıyor ve gün geçtikçe daha fazla kişi tarafından kullanılmaya başlanıyor. Benim eşim ortaokul öğretmenliği yapıyor. Geçen okuluna gittim, bir veli toplantısı vardı. Eşimin yanına oturdum ve öğretmenlerin sürekli yapay zekâ hakkında konuştuklarını duydum. Bu çok hoşuma gitti, normalde teknolojiyle çok ilgili olmuyorlar. Word’de sınav hazırlamanın dışında pek fazla deneyimleri yok. Şu anda ise mevcut duruma adapte olmuşlar. Öğrenciler zaten “Ödevleri buna nasıl yaptırırız?” noktasında hızlıca adapte oluyorlar. Bir noktada bu belediye kurslarına inecek seviyeye gelebilir. İnsanlar “Daha hızlı nasıl adapte oluruz, daha iyi nasıl kullanırız?” sorularını sormaya başlayacak. Çok fazla eğitim almamış insanlar da şu an prompt yazabiliyor, artık o seviyede bir anlama kabiliyeti var. Özellikle iyi modelleri kullanıyorlarsa gayet iyi sonuçlar alabiliyorlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>S.E:</i></b> <b>ChatGPT’nin kod yazılım süreçlerine çok fazla katkı verdiğini görüyoruz. Sizin meslek pratiğiniz bu anlamda nasıl dönüştü? Mesleğe bakınca ne öngörüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Bu tartışılan bir konu, yazılımcılar içerisinde de bir kriz var. Son gelişmelerde, Anthropic’in Claude 3.5 Sonnet modeli ortaya çıktı ve gerçekten çok iyi kod yazıyor. Tabii ki tamamen özgür değil ama diğer alanlardan olduğu gibi ezberlediklerini yazıyor. Neticede biz de birçok şeyi ezberden ve reflekslerimizle yazıyoruz. Bu nedenle, üzerimizden belli bir oranda yük kalkıyor. En azından ben kendi adıma söyleyebilirim ama yaratıcı çözümleri sağlayamıyor. O noktada<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>da yine bizim desteğimize ihtiyaç duyuyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Veri listeleme, tablo listeleme ya da görselleştirme gibi rutin görevleri çok hızlı çalışıyor. Bu da bizim için büyük bir avantaj oluyor. Normalde 1-2 gün sürecek işleri birkaç saate indiriyor ve iyi kod yazıyor. Tabii saçmaladığı kısımlar da oluyor ama onu yönlendirmelerle düzeltebiliyoruz ya da kendimiz yazıyoruz. Netice itibarıyla, benim işimi hallettiği için ben çok memnunum. ChatGPT’yi kullanarak bazı şeyler yazıyorduk ama şu an bir projenin tamamını anlar noktaya geldik. Özellikle yeni çıkan editörlerle, projedeki kod yapısını anlıyor ve ne yapmak istediğimizi, hangi dosyayı nereye koymak istediğimizi çok daha iyi belirliyor. Hatta bug varsa düzeltiyor. Bu noktada bizim mesleği daha pozitif etkileyeceğini düşünüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3419 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot.png" alt="" width="1422" height="1067" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/elonrobot.png 1422w" sizes="(max-width: 1422px) 100vw, 1422px" /></p>
<p><b><i>Aslı Şen:</i></b> <b>İki ayrı kişi farklı zamanlarda aynı promptu girerek bir uygulama kodu yazmak isteseler, ikisine de aynı çıktıyı verir mi?</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Yakın sonuçlar olabilir ama aynı sonucu vermez. Bu sizin promptu nasıl keskinleştirdiğinizle alâkalı bir durum. Çok net tanımlar yaparsanız, çok net çıktılar verecektir. Aynı promptu yazsak bile çıktısının aynı olacağının garantisi yok. Çünkü LLM, “Bir sonraki token ne olacak?” diye hesap yapmaya çalışır. Konferanslarda verdiğim gibi bir örnekle açıklamak istiyorum. En sevdiğim canlı “K” diye bir cümle yazarsam, model sonraki token’ı bulmaya çalışır. %20 ihtimalle E, %18 ihtimalle Ö, %9 ihtimalle A olabilir gibi bir listesi var.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bu noktada “Temperature” (sıcaklık) ve “Top P” gibi parametreler devreye giriyor. Top P, “Üst sıradaki kaç ihtimal arasından seçeyim?” sorusuna yanıt verir.</p>
<p>Temperature ise rasgelelik seviyesini kontrol eder. Örneğin, bir şiir yazdırmak istiyorsanız Temperature değerini yüksek yapmalısınız. Bu sayede rasgelelik artar. Doğru bir bilgi üretmek istiyorsanız, Temperature’ı düşük yapmalısınız ki model, daha yüksek ihtimalleri seçerek yanılma payını azaltsın. Örneğe dönersek, en sevdiğim canlı “K” yazdım ve model “E” seçerek “Kedi” kelimesini oluştudu. Aynı cümlenin başına “Eve kulübe aldım, çünkü en sevdiğim hayvan ‘K’ ”<span class="Apple-converted-space">  </span>yazarsam modelin ihtimalleri değişir. Model, kulübe ve köpek kelimesinin vektör uzayında yan yana geçtiğini bildiği için “Köpek” tahmini olası duruma gelir. Temperature artırılırsa, “kedi” deme ihtimali yeniden ortaya çıkar. Temperature düşürülürse, daha kesin bir şekilde “köpek” diyecektir. Bu süreçte, promptun akışını kontrol etmek için yazarken bu tür detayları dikkate alıyoruz. Modelin yaptığı şey, “next token prediction” (bir sonraki token tahmini). Bu süreç, eğitilmiş veri setleri üzerinden çalışır. Örneğin, arka planda kod yazan bir araç düşünelim. Bu araç, kendisine öğretilen kodlarla istatistik yaparak çalışır. Genellikle belirli bir koddan sonra hangi token’ın geleceğini bilir ve bu doğrultuda bir tahmin yapar. Ancak bu tahminler, temperature ve promptun netliğine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Görsel kısımdan bir soru sormak istiyorum. Grok çok fazla kulladığım bir platform ve gerçekten başarılı çıktılar veriyor. Ahlaki açıdan bir skalası ise yok. Bu durumun etkilerini merak ediyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Grok, sektöre radikal bir noktadan ve hızlıca giriş yaptı. Diğerleri ünlülerin yüzlerini ve seslerini kullanmamayı tercih ederken Elon Musk, kendine olan güveniyle modellerini doğrudan bunun üzerine eğitti. MidJourney’e “ünlülerin yüzü”<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>bile yazamıyorduk, Grok ise “Ben her şeyi yapabilen bir yapay zekâyım.” diye çıktı. Tabii bu konular etik tartışmaları doğuruyor. Ben, Çin gibi devletlerin herhangi bir kısıtlama olmadan çalışan yapay zekâ ile rekabete girmek için teknolojiler geliştireceklerini veya mevcut olan yapay zekâlardaki regülasyonları gevşetmek zorunda kalacaklarını düşünüyorum. Rekabetten geri kalmak isteyeceklerini düşünmüyorum. Etik tarafından birer tuğla çekecekler ve devam edecekler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Öğrenciler artık arama motoruna yazmaktan ziyade yapay zekâyı kullanmaya başladılar. Gelecekte, insanlar kendi alanlarına özel yapay zekâlar üretmeye başlayabilirler mi? Custom GPT’lerle birlikte kendinize özel alanlar oluşturabiliyorsunuz. Sadece girilen konularda eğitimliymiş gibi davranan bir yapı. Aslında üzerine bir katman koyuyorsunuz ama bu benim çok bilmediğim, öngörü yapmaktan kaçındığım bir alan. Yine de bunda büyük bir potansiyel görüyorum. Ben olaya karamsar bakmak yerine daha pozitif bakmayı tercih ediyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>İnsanoğlu tembel bir varlık ve tembelliğimiz arttıkça başka uğraşlar buluyoruz. Sürekli verdiğim bir örnek var. Bundan 2 bin yıl önce avlanmak, aç kalmamak için temel bir ihtiyaçtı. Günümüzde ise etrafımda avlanarak beslenen kimseyi tanımıyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hepimiz gidiyoruz ve marketten alıyoruz. Bu da aslında benzer bir süreç. Avlanmak istememişiz, tehlikeli olduğunu, zarar görebileceğimizi düşünmüşüz ve bunu endüstriyel hâle getirmişiz. Şimdi ise endüstrileşen başka şeyler var. Eskiden üzerine uzun vakitler harcadığımız şeyler, yavaş yavaş daha otomatize hale geliyor. Bu noktada, “Biz yine uğraşacak bir şeyler buluruz, boşta kalmayız.” diye düşünüyorum. Eğer bir şey otomatize olabiliyorsa, bırakın otomatize olsun. Biz de otomatize olmayan başka bir alana yöneliriz.</p>
<p><b><i>S.E:</i> Biraz yapay zekâdan uzaklaşıp, oldukça aktif olduğunuz X platformundan soru sormak istiyorum. Birçok kişi Mastadon, Bluesky gibi başka platformlara yelken açtı. Bu durumda X’in geleceği nasıl olur?</b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Bluesky, alternatif olarak büyük bir iddiayla geldi ama ben uzun zamandır Twitter kullanıyorum. Facebook, FriendFeed’i satın alıp kapattıktan sonra biz de Twitter’a geçtik. Diğer sosyal medya mecralarını pek kullanmıyorum. Instagram’a da kafamı dağıtmak için günde yarım saat bakıyorum. Sosyal medyada vaktimin çoğunu X’te geçiriyorum, batana kadar burada kalmaya devam ederim diye düşünüyorum.</p>
<p>Bluesky’a girince canım sıkılıyor, orası çok boş. Sadece Ekşi Sözlük’ün kurucusu SSG (Sedat Kaplanoğlu) var, onun dışında pek kimseyi görmüyorum. Bluesky veya Mastodon gibi platformlarda daha çok teknik konular konuşuluyor. Teknik insanlar için faydalı olabilir ama benim için X şu an hâlâ en etkili yer. Kısacası, X uzun bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Çok teşekkür ediyoruz. Fatih Kadir Akın bizlerleydi. Harika bir söyleşi oldu. </b></p>
<p><b><i>F.K.A: </i></b>Davetiniz için ben teşekkür ederim.</p>
<p><b><i> </i></b></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/fatih-kadir-akin-anlatiyor-acik-kaynak-kulturu-ve-yapay-zeka/">Fatih Kadir Akın Anlatıyor: Açık Kaynak Kültürü ve Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/fatih-kadir-akin-anlatiyor-acik-kaynak-kulturu-ve-yapay-zeka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ethem Onur Bilgiç: Yapay Zekâ Çağında Özgünlük</title>
		<link>https://contextdergi.com/ethem-onur-bilgic-yapay-zeka-caginda-ozgunluk/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ethem-onur-bilgic-yapay-zeka-caginda-ozgunluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 10:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Onur Bilgiç]]></category>
		<category><![CDATA[İllüstrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağda sanat ve tasarım tartışma konusuyken, yapay zekâ bu dönüşümün neresinde kalıyor? Teknoloji, sanatçının özgünlüğünü tehdit mi ediyor, yoksa yeni kapılar mı açıyor? “The Illustrator – 100 Best From Around the World” adlı kitapta dünyanın en iyi yüz illüstrasyon sanatçısından biri olarak gösterilen Ethem Onur Bilgiç ile popüler kültürden nasıl beslendiğini, illüstrasyonun sanattaki yerini  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ethem-onur-bilgic-yapay-zeka-caginda-ozgunluk/">Ethem Onur Bilgiç: Yapay Zekâ Çağında Özgünlük</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i><br />
<img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3439" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/00022.00_32_35_22.Still003.jpg" alt="" width="1920" height="1080" /><br />
</i></b></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Dijital çağda sanat ve tasarım tartışma konusuyken, yapay zekâ bu dönüşümün neresinde kalıyor? Teknoloji, sanatçının özgünlüğünü tehdit mi ediyor, yoksa yeni kapılar mı açıyor?</span></p></blockquote>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“The Illustrator – 100 Best From Around the World” adlı kitapta dünyanın en iyi yüz illüstrasyon sanatçısından biri olarak gösterilen Ethem Onur Bilgiç ile popüler kültürden nasıl beslendiğini, illüstrasyonun sanattaki yerini ve yapay zekânın üretim süreçlerine etkisini konuştuk. Batman ve Joker gibi ikonik karakterleri yeniden yorumlayan Bilgiç, bizlere yeni perspektifler sundu.</span>&nbsp;</p></blockquote>
<p><b><i>Ozan Günel:</i> Öncelikle bizi kırmayıp geldiğiniz için teşekkür ederiz, hoş geldiniz. İllüstratör denildiğinde akla ilk gelen isimlerdensiniz, bu yüzden ilk olarak yaratım sürecinize dair bir soru sormak istiyorum. Popüler kültür yaratım sürecinizi nasıl etkiliyor? Çizgi romanları, filmleri vb. tüketmek eserlerinizde nasıl bir fark yaratıyor?</b></p>
<p><b><i>Ethem Onur Bilgiç:</i></b> Tabii ki besleniyorum. İyi bir film izlediğimde, hikâyesinden bağımsız olsa da başka şeyler öğreniyorum. Veya iyi bir oyun oynadığımda da kafamda farklı şeyler canlanabiliyor. O yüzden elimden geldiğince kitap okurum, film izlerim, çizgi roman takip ederim. Şu sıralar ana akım işlerden koparak daha özgün olduğunu düşündüğüm tek ciltlik çizgi romanlara yöneldim. Ama fırsat buldukça hepsini takip etmeye çalışıyorum. Beni besleyen şeyler aslında işimle aynı yörüngede ve bu durum hoşuma gidiyor.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Artık</b> <b>çok fazla içerik üretiliyor ve bu noktada farklılaşma sağlayanın sevgiden öte bir şey olduğunu düşünüyorum. Sizce farklı olmayı sağlayan yetenek mi emek mi?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Kendi adıma konuşacak olursam, bir tasarım gözünün olması bu alanda bir şeyler üretebilmek ya da sunabilmek için önemli. Örneğin hayatınız boyunca afiş üreterek para kazanmak istiyorsanız, hâlihazırda afiş üretebiliyor olmanız lazım. Belki maddi getirisi olmayan işler yapabilirsiniz. Mesela sevdiğiniz yönetmenler için iş üretirsiniz, yollarsınız. Yönetmen değer verir veya vermez, önemli olan sizin kendi işinize değer vermeniz. Sürekli üretmek, iş üretme pratiği kazandırır ve bu tasarım alanında çok önemli. Çünkü bizim gözümüzü eğiten, üretimlerimize gelen yorumlar. Birileri sizi yorumladıkça kendinizi geliştirirsiniz. Okuldan bir hocam, “En iyi iş, bitmiş iş.” derdi. Çünkü bitirirsen o fikir kafandan çıkar. Ben kendi arkadaşlarımda da görüyorum, herkes bir şeyler yapmak istiyor ama hiçbir şey yapmıyor.İyi veya kötü bitirebiliriz ama gün sonunda her işin ustalık eserimiz olamayacağının farkında olabilmeliyiz.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Sizi çok etkileyen, “Sinema, çizgi roman böyle bir şeymiş” dedirten işler nelerdir?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Sinema olarak Stanley Kubrick’in bütün işleri denilebilir. Özellikle “Eyes Wide Shut” filmi. Böyle zor bir hikâyenin bu şekilde anlatılması beni çok etkiledi. Akira Kurosawa’nın “Seven Samurai” ve “Run” filmleri benim için bambaşka bir seviyede. Suspiria’nın yeniden çekilmiş hâli anlattığı mitoloji ve akıcılığıyla kafa açıcı. Çizgi romanlarda da Güngezgini’ni çok seviyorum. Gipi’nin bütün çizgi romanlarını severim. Otomo’dan “Akira” benim için başka bir seviyede. Moebius’un çoğu işini seviyorum. Saydıklarım çok klasik ama yeni işleri de takip ediyorum.</p>
<p><b><i>Deniz Benzer:</i></b> <b>İllüstratörler arasından sizi neyin ayırt ettiğini düşündüğümde aklıma gerçekçi ve lekesel çalışmalarınız geliyor. O lekelerin arka planı, kullandığınız uyumlu renkler gerçekçiliği yansıtış biçiminiz. Sizce afiş işlerinizin ön plana çıkma sebebi daha gerçekçi bir çizim tarzına sahip olmanız mı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Ben rahat hissettiğim ve gözüme güzel gelen işler yapıyorum. Kariyerimin bir yere gelmesinin sebebi düzenli iş üretiyor olmam. İnsanlar, senin için rahatça “Bu işi Ethem yapabilir” diyebilmeli. Bir işi yapabileceğini göstermeden kimse sana iş vermez. Gerçekçi çizme konusunda da ne kadar gerçekçi çiziyorum bilmem ama desenimi geliştirmek için çabaladım. Gerçeklik desenin getirdiği bir şey. Yaptığın bir işi bozabiliyor olmak da desen gerektirir. Sedat Girgin adında deforme iş yapan bir arkadaşım var. Deforme bir stil kullanır ama deseni çok iyidir ve bazen bilerek bozar. Bir çizerin yaptığı işi bilmeden bozduğunu ben anlayabiliyorum. İşimizi seviyorsak bunları geliştirmeliyiz, sonra istediğin stile gidebilirsin.</p>
<p>Dağınıklılık ve lekeler konusunda da, ben öyle bir insanım, temiz iş yapamam. Okul döneminde de temel sanat ödevlerinde temiz geçişi yapamıyordum. Öyle bir eğitimim, disiplinim yok. Elim bir şeye çarpar, fırçadan bir şeyler damlar ve ben bunun üzerine gitmeye çabalarım. Zaten fırçadan bir şey damladığında ekstra bir fırça daha vururum ki daha da dağılsın ve bir tarza dönüşsün. Biris baktığı zaman “Bu bir hata değil, kendisi istemiş.” diyebilsin. Üretim sürecinde temiz olamıyorum, dağınıklığı seviyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3441 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200.jpg" alt="" width="514" height="686" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/f09c28e2-e291-4464-b673-65f77af2439c_rw_1200.jpg 900w" sizes="(max-width: 514px) 100vw, 514px" /></p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Teknoloji geliştikçe dijital kalemler üretilmeye başlandı, illüstrasyon uygulamalarına her geçen gün yeni araçlar ekleniyor. Teknoloji geliştikçe bu dağınıklık tek tuşla temizlenebilir duruma geldi. Bu anlamda cihaz/çizim teknolojilerinin yaratıcılığı kısıtladığını düşünüyor musunuz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Bu kişiyle alakalı bir durum. Bazıları temiz sevebilir. Bazılarıysa teknik çizim yapabilir. Şahsen ekspresyonist insanlardan çok etkileniyorum. Mesela Vincent van Gogh kendi döneminde değer görmüyordu ama şu an hepimiz değer veriyoruz. Çünkü zihni, fırça darbeleri çok güçlü ve bize yansıyan rahatlığı hoşumuza gidiyor. Diğer türlü kasmaya başlıyorsun. Benim teknik çizim gibi yaptığım reklam, ajans işleri var. İllüstratörüm ve iş geldiği zaman böyle işler de yapıyorum ama sıkılıyorum. Rahat çizmek daha ben olmamı sağlıyor. O yüzden bu kişiyle alakalı bir durum ve ortaya çıkan işe bakmak lazım.</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Çizime yeni başlayan, tarzı oturmamış öğrenciler için bu araçlar avantaj mı dezavantaj mı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Bence bu bir avantaj. Teknolojiyi takip etmek gerekiyor. İşini hızlandırıyorsa ve daha doğru yapmanı sağlıyorsa takip edilmeli. Ben de bazen Procreate kullanıyorum. Perspektif çizerken oranı hesaplamak için toolları kullanıyorum. Bu beni hızlandırıyor ve günümüzde hızlanmak önemli. Ne kadar hızlanırsan, o kadar üretebiliyorsun. O yüzden bana ruhu öldürüyor gibi gelmiyor ki zaten ruhu senin katman gerekiyor. Herkes Procreate’de iki perspektif noktasını koyup, çizgiler atabilir. Önemli olan ona ruh katmak ve bu noktada kendini eğitmek. Bu yüzden ressamlara, geçmişe bakmak gerekiyor. İyi çiziyorum artık bitti gibi bir şey yok. Yıllar içinde çizimim de kullandığım malzemeler de çok değişti.</p>
<p><b><i>Sıla Gündüz:</i></b> <b>Sanat eserlerinizi incelerken “Ölümden Sonsuzluğa” ve “Salkım Söğüt” eserlerinizi gördüm. Tarzınızın yıllar içerisinde değiştiği çok rahat bir şekilde gözle görülüyor. Bu değişim ve gelişim sürecinde ürettiğiniz eserlerden hangilerini benimsediniz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Tabii ki de sevdiğim işlerim var. Söylediklerini de seviyorum.“Salkım Söğüt” kısa bir animasyon, onu da seviyorum ama onu bugün yapacak olsam bambaşka yapardım. Yıllar içinde değişiyorum. Mesela, Asya’da yapılmış bir “Ölüm Maskesi” görmüştüm ve ondan etkilenip “Ölümden Sonsuzluğa” işini yaptım. Görüyorum, merak ediyorum, araştırıyorum ve üretiyorum. Gelecekte ne yapacağımı da bilmiyorum. Bu yüzden bir sanatçının “Bu işim tam anlamıyla oldu” demesi bana doğru gelmiyor. Çünkü her işimde kendimden daha fazla şey veriyorum ve öğreniyorum. O yüzden sevdiğim ama ustalık işim diyebileceğim bir işim yok.</p>
<p><b><i>S.G:</i></b> <b>Çizim karakterinizi oturturken nasıl bir süreçten geçtiniz ve bu değişimlerin nasıl farkına varıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Eskiden kâğıda çiziyordum sonra Wacom ile çizmeye başladım. Photoshop’ta farklı fırçalarım vardı. Bir ara bilgisayarım çöktü, hepsi gitti. Ardından ben yeni brush seti oluşturdum. Sonra iPad’e geçtim. Onun fırçalarını kullanmaya başladım. Bu şekilde değişebiliyor. Kimse yanlış anlamasın. Bazen piyasaya bakıyorum ve kendim gibi işler görüyorum. O zaman kullandığım şeyin kullanıldığını ve yeni bir şey bulmam gerektiğini anlıyorum. Farklı bir noktaya gitmek için çabalıyorum. Mesela bazı dergilerin kapaklarını yapıyordum ama zamanla hep aynı şeyi yapıyorum gibi hissettim. Bu yüzden dergi sahibini arayıp “Artık çalışamam, ben burada kendimi öldürdüğümü düşünüyorum.” dedim. Belki birkaç günlük iş ama yaratıcılık yok. O zaman rahat hissetmiyorum ve başka şeyler denemeye başlıyorum. Bir tasarımcı, konfor alanında durmamalı. Konfor alanı seni öldürür, aynı işleri yapmaya başlarsın. Günümüzde çok iyi çizerler, tasarımcılar var.</p>
<p>Hayatını konfor alanında geçirirsen eskirsin.</p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>2016 senesi civarlarında Hababam Sınıfı’ndan Şener Şen’in “Ben bu yaz neredeydim?” repliğini kullanarak bir tasarım yapmıştınız ve bu çizim Twitter’da dönüyordu. Çizim tişörtlere ve kupalara basılmıştı ve siz de bunlara tek tek cevap veriyordunuz. Telif konusundaki düşüncelerinizi sormak istiyorum.</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> O dönemler çok boş vaktim vardı ve Twitter’ı insanlarla iletişim kurup derdimi anlatacağım bir yer sanıyordum ama öyle değilmiş. Bu yüzden herkese cevap vermeyi bıraktım. Telif meselelerinde ise anlaşılmayan durumlar var. Birinin işimi alması, basması beni mutlu eder ama işimi alıp benden habersiz bir şekilde kupaya basmışsa bu hoş olmaz. Ben işi bunun için yapmadım ve sen işi metalaştırıp, para kazanıyorsun. İnsanlar da “Şener Şen’den izin aldın mı?” diyor ama bu bambaşka bir tartışma. Twitter bu tartışmalar esnasında benim için çok öğretici oldu. Twitter’da herkes aynı puntoda yazıyor ama kimsenin uzmanlığı yazmıyor. Mesleki bir tartışma olduğu zaman tartışalım tabii ki bu değerli olur ama en sonunda “Sen de Şener Şen’den izin aldın mı?” sorusu gelince neyi tartışıyoruz diyorum. O tartışmaları insanlar bilinçlensin diye götürmeye çalışıyordum ama artık bunu yapmıyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3442" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-scaled.jpg" alt="" width="2038" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-200x251.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-239x300.jpg 239w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-400x503.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-600x754.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-768x965.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-800x1005.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-815x1024.jpg 815w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-1200x1508.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-1223x1536.jpg 1223w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-1630x2048.jpg 1630w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/eob-scaled.jpg 2038w" sizes="(max-width: 2038px) 100vw, 2038px" /></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>O dönem size “Siz de ne yapıyorsunuz, foto manipülasyon yapıyorsunuz” gibi yorumlar geliyordu. Bu yorumlar hâlâ geliyor mu yoksa konu kapandı mı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Ekşi Sözlük, Twitter gibi mecralarda hakkımda bir şeyler yazan hep var. Bunları görmemek gibi bir şansım yok. Nefret var ve hep olacak. Tarih boyunca büyük isimlere neler söylenmiş. Onların yanında söylenenler gayet iyi kalıyor. Bir iş üretirsen herkes yorum yapar. O yüzden yorumları takmayı bıraktım. Ben işimi yapayım, değer verilir veya verilmez. Kendimi anlatma gereği duymuyorum. Bu tür tartışmalar da genelde sağlıklı bir yere gitmiyor.</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Sizce İllüstrasyon bir sanat mı yoksa tasarım mı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Tasarım değil ama tasarım elemanı. Direkt tasarım olarak kullanabiliriz ama sanat demek bana açıkçası garip geliyor. Ressam bir resim çizer ve sen ona sanat dersen o sanat ürünü olur. Mesela Van Gogh, yaşadığı dönemde hiçbir eseri sanat adı altında yayımlanmadı ama o öldükten yüzyıllar sonra sanat eseri oldu. Bence bu senin yapamayacağın, birilerinin sana atfetmesi gereken bir şey. Fotoğraf, illüstrasyon, tipografi hepsi benim için tasarım elemanı.</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>İllüstrasyon mesaj vermesi gerektiği ve reklam sektöründe kullanıldığı için sanattan daha ayrı bir yere koyuyorlar ama bir yandan da sanattakine benzer bir estetik, üretim süreci görüyoruz.</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Çok iç içe geçmiş kavramlar. “İllüstrasyon nedir?” diye çok soruluyor. İllüstrasyon bir metnin görselleştirilmesidir. Bir tipografik düzenleme yaparsan bu da bir illüstrasyondur. Kafalar karışık ve neyi sanat diye tasvir edeceğimizi bilmiyoruz. Ressamlar da çizim yapıyor, sonra uzunca yazarak anlatıyor. Örneğin Yurdaer Altıntaş’ın yaptığı işler, orijinallerini asarsak ben sanat eseri derim ama o sanat eseri olarak yapmadı. O yüzden net şeyler söyleyemem.</p>
<p><b><i>D.B:</i> Resmin ve grafiğin bölümleri var ama illüstrasyona dair bir kurumsallaşma yok. Grafik tasarım mezunu olarak eğitim hayatınızda böyle bir bölümün olmaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce illüstrasyon adı altında bir bölüm kurulmalı mı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> İllüstrasyonda bir şeyi görüp görselleştirebiliyorsan bunu herhangi bir tarzda yapabilirsin. İyi bir desenin ve tasarım bilgin varsa illüstratör olursun. Bunun için dört yıllık bir bölüme gerek yok. Göz terbiyesinin iyi bir seviyede olması yeterli. Mesela Sedat Girgin ve Furkan Nuka Birgün. Onlar, endüstriyel tasarım mezunları ama tasarım bilgileri oldukça iyi olduğundan ötürü çok iyi kompozisyonlar kurabiliyorlar. O yüzden net bir bölüm olsun demiyorum ama bir tasarım eğitimi alınmalı. Mimar Sinan’a ilk girdiğimde ilk projem “self-promotion” projesiydi. Yaptığımda üst sınıflar gelip “Hocalarımıza illüstrasyonu nasıl kabul ettirdin?” dedi. Çünkü bu bir önyargıydı. Herkes hocalar nasıl iş yapıyorsa ben de öyle yapmalıyım diye düşünüyordu. Ben ilk kez illüstrasyon yaptığım için çok şaşırmışlardı. Günümüzde ise öyle değil, daha popüler. Dünyada ve ülkemizde çok iyi iş yapan insanlar var. Bu yüzden bir şeyi seviyorsan orada kendi tarzını bulmalı ve buna devam etmelisin. Bu son derece önemli bir husus.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3443 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob.jpg" alt="" width="592" height="882" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob-200x298.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob-201x300.jpg 201w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob-400x596.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob-600x894.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob-687x1024.jpg 687w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob-768x1145.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob-800x1193.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/batman-eob.jpg 860w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" /></p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Sizce bugün, grafik alanında illüstrasyon biraz daha mı kabul görüyor?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Eskiden stok görseller vardı. Bu görseller tasarımın birçok yerinde sıkça görülebiliyordu. Böyle tehlikeler vardı. Benim iş yaptığım dönemde bütün markalar özel görsel çizilsin istiyordu. Fotoğraf kullanmak istemiyorlardı. Özel bir arayış vardı. Bu durum da illüstrasyonu geliştirdi. Günümüzde ise yapay zekâ ile çok fazla üretim yapabiliyorsun. İyi bir illüstratör, iyi bir göz terbiyesine sahip olduğu için yapay zekâ ile bir şeyler üretebilir. Bu her dönem değişiyor. Gelecekte ne olacak bilmiyorum. Buna uyum sağlayıp ona göre iş yapmamız gerekiyor.</p>
<p><b><i>Nihal Akbudak:</i></b> <b>Artful Living ile “Tatlı Kabuslar” serginiz için yapmış olduğunuz bir röportajda; bir seminere gittiğinizi ve orada Ralph Steadman ile tanıştığınızı söylemiştiniz. Orada nasıl bir konuşma gerçekleştirdiniz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Bana özel bir şey demedi. Kendi sunumunu yapıyordu. “Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması” kapsamında gelmişti. Biz okuldayken yemeğe iniyorduk ve bölüm başkanımız bizi gördü. Kimse söyleşiye gitmemişti. Hocamız da bizi zorla götürdü. Ben kimin söyleşisi olduğunu bilmiyordum. Ralph Steadman’da büyük bir illüstratör. Şans eseri gittim ve dinledim. Sunumda illüstrasyonun ne olduğunu anlatıyordu. Onu dinlerken “Benim aradığım, içimde olan buymuş aslında.” diye düşündüm. Hikâye anlatımı ve çizgisi beni çok etkiledi. Söyleşiden çıktıktan sonra eve gidip mürekkeple çizimler yapmaya başladım. Bu durum bir anda kafamın açılmasını sağladı. Üretime farklı bir motivasyonla devam ettim.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Çizgi roman dünyasında Spider-Man, Batman gibi karakterler uzun yıllardır tekrar tekrar çiziliyor. Sürekli çizilen ve süresizleşen bir karakteri farklı hallerde üretebilmek nasıl bir motivasyonla geliyor?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Batman o kadar farklı mı bilmiyorum. Sonuçta günümüzde geçen bir hikâye ve ben kendimce en sevdiğim Batman’i çizmeye çalıştım. Joker’de daha farklı bir durum vardı. Joker, 19. yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Karaköy’de geçiyordu, o yüzden tasarımı bambaşka olmak zorundaydı. Orada tarih bilgimle, o dönemde yaşayabilecek bir tiyatrocu çizmeye çalıştım. Ne kadar olduğu ise okuyucuların takdiri. Mesela Metin Akdülger yazdı. Ertan Ergil Türkiye baskısını yapacaktı. Çizdim, yolladım ve bizim aradığımız karakter bu dediler. Bazen içinizden geldiği gibi yapmak iyi geliyor.</p>
<p><b><i>Baran Sönmez:</i></b> <b>DC Label, Comics Label adı altında Alex Ross, Dan Mora ve George Menes gibi adamlar farklı yerlerden ve aktivitelerden ilham alıyorlar. Özellikle DC Comics’e çizgi roman illüstrasyonları yaparken süreci nasıl gerçekleştiriyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> İki karakterin hikâyesini de ben yazmadım. Mesela Batman The World’te o kadar çok araştırma yapmadım ama İstanbul’daki mekânları gezdim. Joker’in hikâyesi de Karaköy’de geçiyordu ve çok iyi bildiğim bir konum. Orayı da dolaştım ve detaylara baktım. Gerçek bir yerden bahsettiğimiz için bu tür araştırmalar çok önemli. Süreç bu şekilde ilerledi.</p>
<p><b><i>Batuhan Korkusuz:</i></b> <b>Bir briefin değerinin tasarıma katkı sunması açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Öğrencilerde bazen briefi anlamama ve reddederek kendi yaratıcılığını koyma durumu var. Bazen de brief yetersizliği gibi durumlar var. Bu sorunu aşabilmek ve brief yetersizse müşteriyi de doğru yönlendirebilmek için nasıl bir yaklaşım gerekiyor?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Biz tasarımcıyız, sanatçı değiliz. O yüzden briefi reddettim demek bence yanlış bir yaklaşım. Belki öğrenciyken daha rahat yapıyoruz ama iş hayatında yapamazsın. Bir insan sana bu yüzden geliyor ve bunun karşılığında para veriyor. Ne yapacağımızı en başından bilmeli, en iyi veriyi almalıyız. Tasarım tam olarak bu oluyor. Veriyi alırsın, sorunu görürsün, çözümü üretirsin. Aslında bunu iyi yönlendiren birini bulup senin yapman gerekiyor. Ben insanlara detaylandırarak fikir sunuyorum ve karşımdakini anlamaya çalışıyorum. Yurt dışında çalışırken iş dosya dosya detaylandırılmış gelirdi. Adamlar bir şeyi biliyor ve bir editör buna çalışıyor. Türkiye’de bunun için bir editör çalışmıyor. Mesela dergiler röportaj yapıyorlar, öz geçmiş göndermemi istiyorlar. Aslında onun araştırması lazım, o zaman bir değeri olur. Yoksa ben bütün bilgileri kopyala-yapıştır yapıyorum.</p>
<p>TASCHEN’de en önemli 100 illüstratör arasına girdim ama kimse bana bu konu hakkında bir şey sormadı. Yurt dışında Türkçe verdiğim röportajlardan bile çeviri alanlar vardı. Türkiye’de kolaya kaçılıyor ve bunun olmaması lazım.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3444" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn.png" alt="" width="1944" height="1094" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-200x113.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-600x338.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-1200x675.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn-1536x864.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/btmn.png 1944w" sizes="(max-width: 1944px) 100vw, 1944px" /></p>
<p><b><i>B.K:</i></b> <b>Sanatçı ve Tasarımcı olarak iki farklı kimliğiniz vardır diye düşünüyorum. Peki bu kimlikleriniz ve tercileriniz arasında bir ayrım var mı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Birinde kendime hesap verirken, birinde müşterilerime hesap vermek zorundayım. Tasarım yapıyoruz ve revizyon gelmesi kötü değil. Aldığım brief dışı bambaşka bir şey istendiğinde sinir olurum tabii ama diğer türlü revizelerde bir sözüm olmaz. Benim alanıma girmeyen bir revize verilmesi beni bozmaz. Bizim işimiz hesap vermeye ve ikna etmeye dayalı. Bazen afişin karşındakinin aklına yatmadığı için kabul edilmez ve senin orada işini anlatman gerekir.Tasarım yaparken her noktanın hesabını vermemiz gerekiyor. Çizim yaparken ise kendime hesap veriyorum.</p>
<p>Orada daha özgürüm ve daha katı olabiliyorum. O yüzden kendime yaptığım işlerle dışarıya yaptığım işlerin farkını hissedebiliyorum.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Günümüzde herkes her şey için yapay zekâ kullanıyor. Peki, kıyamet geldi mi yoksa bu sadece bir araç mı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B: </i></b>Bir araç tabii ki. Mesela geçen bir yayınevinin kapağını gördüm, kapak Midjourney tarafından yapılmıştır diyor. Peki buna kim prompt girdi, kim tipografi yazdı? Bunun söylenmesi çok saygısızca, sonuçta bunu kullanan biri var. Bir tasarımı iyi yapan sadece illüstrasyon değildir; tipografiyle uyumu, kompozisyonun uyum içinde olması da son derece önemlidir. O yüzden yapay zekâ işleri çok hızlandıracak ama bunların hepsi sadece araç. Sen algoritma giriyorsun, o da dataya göre hesaplama yapıyor. Yani senin düşünmediğin ve ona vermediğin datayı tamamlıyorsa bence yapay zekâ vardır. Diğer türlü yazılım, sistemden ibarettir.</p>
<p><b><i>Mustafa Burak Avcı:</i></b> <b>Kitap okumak, film izlemek, oyun oynamak gibi şeylerin sizi etkilediğini ve beslediğini söylemiştiniz. Yapay zekâ ile üretilmiş bir iş görmek üreteceğiniz illüstrasyonu etkiliyor mu? Fark etmeden yapay zekâdaki görsele kaydığınız oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> O kadar çok işimin ve çizimimin içine sokmadım ama kısa bir animasyon yapmayı düşünüyoruz, onun için yapay zekâya prompt girdim. Onun bana sunduklarını gördükten sonra tasarımlarım daha farklı bir yere gitti. Çünkü bu daha iyi bir anlatım diye düşündüm ve beni yakaladı. Çizimde kullanabileceğim bir gün gelebilir ama şu an o seviyede değil. Çünkü kusurlu ve bir devamlılık yok. Yaptığın işlerde bir devamlılığının olması lazım. Yapay zekâ günümüzde bu devamlılığı yakalayamıyor ama fikir verme anlamında destek sağlıyor.</p>
<p>Bu yüzden prompt girerim ve ne verebileceğine bakarım, sonuçta bunu da ben giriyorum. Dediğim gibi işimin içine katmadım ama belki bir seviyede katarım.</p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Yakın zamanda özellikle yazı konusunda yapay zekâ hakkında bir “telif hakkı” tartışması ortaya çıktı. Mesela Midjourney’e gidip “Ethem Onur Bilgiç’in şu eserini yeniden üret” dediğimde gerçeğine çok benzer bir eser sunabiliyor. Çizim noktasında üretilen işlerde telif sorunu yaşanacağını düşünüyor musunuz? Birilerinin sadece prompt girerek sizin bir işinizi elde etmesine nasıl bakıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Yani alabiliyorsa alsın, bunun önüne geçemem. Önüne geçemeyeceğim bir konuda da dert edinmem. Muhtemelen telif sorunu olacak ve belli yasaklar gelecek. Geçenlerde bir DC çizeri birisinin yapay zekâ ile kendi işini ürettiğini görmüş. Aynı iş değil ama onun kompozisyonunda çekilmiş ve başka şeyler eklenmiş. Bunların tabii ki engellenmesi lazım ama karşısında da durmaya gerek yok. Yani gelen bir durum var, buna çok düşman olmamak lazım.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Bir filmde “O kadar çok görüyoruz ve bakıyoruz ki düşünmeye vaktimiz kalmıyor. İmajların da bir anlamı kalmıyor” diye bir söylem vardı. Bu sözden yola çıkarak sizce yapay zekâ ürünleri toplumsal alanda bir estetik anlayışı olur mu?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> 1998’de Photoshop’u ilk açtığında oradaki filtre kısmında fotoğrafına baktığında çok etkileniyordun, şimdi oraya bakmazsın. Her şey değişiyor ve gelişiyor. Yapay zekâ iş üretiyor ama dediğim gibi doğru şeyi seçebiliyor musun? Geçen bir yönetmen arkadaşımız yapay zekâ ile filmine sahne yapmış, kullanabilir miyim diye düşünüyordu. Bazen baktığında sorunu göremiyorsun ama yapay olduğu anlıyorsun. Bir şeyi iyi yapan şey mantığı kurabilmen, sahneyi beğenebilmendir. Bu da zaman alan ve eğitim isteyen bir süreçtir. Mesela bir müzeye gittiğimde resimlerdeki fırça darbelerine, çizimdeki detaylara bakarım. Bunlar beni besler ve etkiler. Yapay zekâ bu noktada hep sorunlu kalacak ve insanın üretime dokunması gerekecek.</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Yapay zekâlara her geçen gün yeni özellikler ve toollar ekleniyor. Yapay zekâlar da artık Adobe programları gibi gelişmiş ve bir noktadan sonra uzmanlık isteyecek programlar olmaya doğru gidiyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Uzmanlığa doğru gidecek. Senin ne istediğini bilmen ve onu seçebiliyor olman lazım. Mesela “Cyberpunk Warrior” yazarsam bir görsel elde ederim ama bu istediğim şekilde mi olur? Birbirinin benzeri işler çıkıyor ve bu bir noktadan sonra tatmin etmiyor. Dediğim gibi belli işlerde devamlılığın olmak zorunda, hikâye anlatman gerekiyor. Bu da tek görselle yapabileceğin bir iş değil. Tek bir görselde herkes mutlu ama onu filme dönüştürmek bambaşka bir olay. O devamlılığı sağlamayı başarırsan zaman kazanır, ucuza iş üretmiş olursun.</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Freelance işler hakkında neler düşünüyorsunuz? Genel olarak belli başlı isimler var ve siz de onlardan birisiniz. İyi para kazandırabiliyor ama sömürüye de açık bir alan. Siz bu alanda iş yapmaya nasıl başladınız? Güncel koşulları nasıl görüyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Bence her meslek için aynı durum var. İş yaptıkça tanınır ve bir gelir etmeye başlarsınız. Benim de çok ucuza, çok kısa zamanlarda çok çalıştığım oldu. Sömürüldüğümü düşünmüyorum. Mesela büyük bütçeli bir işi hiçbir zaman bedavaya yapmadım ama hiç parası olmayan bir tiyatroya inandığım için bedava afiş tasarladım. İş üretmemiz, pratik yapmamız lazım ki tanınalım.</p>
<p>Ben hep freelance çalışmadım. Bir şirket/marka altında iki kere çalıştım. İkisinde de freelance halledebileceğim bir iş için her gün ofise gitmek çok saçma geldi. Ben o değilim ve bu yüzden freelance çalışmaya geri döndüm. Zaten üretim yaptıkça sizi buluyorlar, ayrıca her zaman yer olur. Mesela benim deneyimime güvenerek fazla bütçe istediğim bir işi yeni başlayan biri daha düşük bütçeyle halledebilir. O yüzden freelance iş bitmez.</p>
<p><b><i>U.Y:</i> Sektörde belirli bir çevre var ama bu çevre dışında da potansiyeli, yeteneği olan çocuklar var. Sayı ve kapasite olarak yeterli alan olduğunu düşünüyor musun?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Konya’dan geldim ve İstanbul’a geldiğimde çevrem yoktu. Bu zamanla, ürettikçe oluşan bir şey. Sektörden insanlara kendini tanıttıkça oluşuyor. Mesela çevremle muhabbetimiz sardığı için arkadaş olmuşuzdur. Yoksa tanımadığım bir sürü illüstratör var. Gerçekten zamanla oluşan bir durum. Tabii biraz şans da var, zaman lazım. Bir de insanlar sürekli iş yaptığımızı sanıyor ama benim de iş yapmadığım veya az iş yaptığım dönemler var. Öğrencilerin böyle ortamlara girmesi lazım ki insanlarla tanışsınlar. Mesleki anlamda atik, insanlarla tanışmaya açık olmak lazım.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3446" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob.jpg" alt="" width="800" height="1075" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob-200x269.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob-223x300.jpg 223w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob-400x538.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob-600x806.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob-762x1024.jpg 762w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob-768x1032.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/cybreob.jpg 800w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><b><i>M.B.A:</i></b> <b>Size geldiğine çok şaşırdığınız ve sevindiğiniz bir iş oldu mu?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Batman geldiğinde olmayacak gibi geliyordu. Metal Gear Solid gelmişti, o proje olmadı ama çok heyecanlandıran bir işti. Büyük markalarla çalıştım. Turkcell ile “Futbol ne güzel şey” projesini yaptık. Büyük bir projeydi, tüm Türkiye’ye afişler asıldı. O proje beni o kadar heyecanlandırmadı. İyi para kazanacağın için mutlu oluyorsun ama Batman veya Joker gibi değildi. Bir noktadan sonra bütün paralı işler heyecanlandırmıyor. İşim ilk kez “Bant” dergisine basıldığında heyecandan kimseye söyleyemedim. O başka bir heyecandı ama zamanla biraz duruluyorsun.</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Bant dergisi illüstratörleri neden bu kadar heyecanlandırıyor? Nasıl bir yapısı var?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Bahsettiğim yıl 2007 civarı. O dönem genelde dergiler fotoğraf kullanıyordu. İllüstrasyon kullanan dergi yoktu. İyi çizerler Bant dergisine çiziyordu. Ben de sanıyordum ki Bant dergisinde çizdiğimde kira, fatura gibi şeyleri dert etmeye gerek kalmayacak. Öyle değil tabii ama o dönem gördüğümüz tek mecra olduğu ve iyi çizerler de orada çizdiği için gözümde ayrı bir yerdeydi. Tek iş başvurusunda bulunduğum yerdi. Bant’ta çizmeye başladıktan sonra da başka dergiler beni gördü ve istemeye başladı. Böylece portfolyom oluştu.</p>
<p><b><i>B.K:</i></b> <b>Peki Galatasaray’a “GS Store” için iş yapmak nasıldı?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Güzeldi, işin başlangıcı daha komik. Turkcell’e iş yaptığım dönem Milli Takımlar için iş yapmıştım. O dönemde de Milli Takımın başında Fatih Terim vardı. Önde formalar arkada Fatih Terim olan bir portre yapmıştım. Galatasaray Kulübü web sitemizden bu görseli almış, üzerine kötü bir font ile “Doğum Günün Kutlu Olsun İmparator” yazarak paylaşmışlar. Ben bunu görünce “Keşke benden isteseydiniz, size kaliteli halini atardım. Niye benim işimin üzerine böyle kötü kötü dokular attınız” gibi bir serzenişte bulundum ve inanılmaz bir linç yedim. Sonra beni Sokrates’ten aradılar ve Galatasaray’ın bana ulaşmak istediğini söylediler. Meğerse ben tweet atmadan önce iş teklif etmek için bana ulaşmaya çalışıyorlarmış. Kulüple konuştum, beni stadyuma davet ettiler. Gittim görüştüm ve iş birliği sağladık. Sonrasında başka işler de yaptım. En son “Mauro İcardi” çalışmasını yaptım. Manchester United maçı için yaptığım iş de şöyle oldu. Cumartesi gece Sokrates’ten arkadaşım Fatih aradı. “Pazar günü bir çizimi yapman lazım, Pazartesi takım uçakla gidecek, takıma motivasyon olsun diye uçağa koyulacak yapacağın çizim.” dedi. “Fatih bu iş yetişmez, ne yapacağız?” dedim. Sonra hızlı revizelerle en iyi şekilde yetiştirmeye çalıştım ve güzel oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3447" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200.png" alt="" width="1000" height="776" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200-200x155.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200-300x233.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200-400x310.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200-600x466.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200-768x596.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200-800x621.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/456da6bf-e6c7-4199-a80a-b186c5af5f11_rw_1200.png 1000w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p><b><i>N.A:</i></b> <b>Desen eğitimi aldığımızda her şey çok realistik ilerliyor ve belli bir kalıba sıkıştırılıyoruz. İllüstrasyon tarzına yönelmeye başladığımızda da belirli bir şey deforme etmekte zorlanıyoruz. Bu durumu aşamada nasıl bir şey önerebilirsiniz?</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Ben tersini düşünüyorum. İyi bir desenin, gölge, anatomi bilgin olursa daha doğru deforme edersin. Mesela Sedat Girgin, çok iyi bir deseni ve sanat bilgisi var. Aynı zamanda araştırmayı sever. Dediğim gibi iyi bir desenin varsa estetik bir deformasyon yaratırsın. Daha işin başındasın devam ettikçe kendi yolunu bulacaksın. Olmasa bile bir şeyleri boz ve toparla, tekrar dene. Mesela havaya çizme, sevdiğin yönetmenler için iş yap. O zaman yaptıklarını bir zemine oturtursun.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Geldiğiniz için teşekkür ederiz.</b></p>
<p><b><i>E.O.B:</i></b> Davetiniz için ben teşekkür ederim.</p>
<p><b><i> </i></b></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ethem-onur-bilgic-yapay-zeka-caginda-ozgunluk/">Ethem Onur Bilgiç: Yapay Zekâ Çağında Özgünlük</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ethem-onur-bilgic-yapay-zeka-caginda-ozgunluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</title>
		<link>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 10:12:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Can Öz]]></category>
		<category><![CDATA[Sam Altman]]></category>
		<category><![CDATA[Socrates Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Alan]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<category><![CDATA[YeniMedya451]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ hayatın her alanında tıpkı bir altyapı teknolojisi gibi hızla yayılıyor; medya, hukuk, eğitim ve iş dünyasında köklü değişimler yaratıyor. Can Yayınları YK Başkanı &amp; Socrates Dergi Genel Müdürü Can Öz ve Gazeteci-Yazar Ümit Alan ile yapay zekânın işleyişinden etik tartışmalarına, yaratması muhtemel fırsatlardan risklere kadar pek çok konuyu ele aldık. Teknolojinin kontrolü bizde  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/">Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Yapay zekâ hayatın her alanında tıpkı bir altyapı teknolojisi gibi hızla yayılıyor; medya, hukuk, eğitim ve iş dünyasında köklü değişimler yaratıyor. Can Yayınları YK Başkanı &amp; Socrates Dergi Genel Müdürü Can Öz ve Gazeteci-Yazar Ümit Alan ile yapay zekânın işleyişinden etik tartışmalarına, yaratması muhtemel fırsatlardan risklere kadar pek çok konuyu ele aldık. Teknolojinin kontrolü bizde mi, yoksa biz mi ona teslim oluyoruz? Algoritmalar nasıl öğreniyor, nasıl karar veriyor? İş dünyası ve eğitim nasıl dönüşecek? Yapay zekânın hayatımıza etkilerini derinlemesine konuştuğumuz bu söyleşide, yapay zekânın geleceğine dair önemli soruların yanıtlarını arıyoruz.</span></span></p></blockquote>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3418" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/co1.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p><b><i>Umut Yiğit:</i></b> <b>Bugün yapay zekâ üzerine konuşmak istiyoruz. Öncelikle aklıma kazınan, Cem Say hocanın önermesiyle söyleşiye başlamak istiyorum. Yapay zekâyı bir altyapı teknolojisi olarak tıpkı bir elektrik gibi bir yerde konumlandırıyordu. Bu sürekli sizin de tekrarladığınız bir önerme olarak karşımıza çıkıyor. Bu kısmı açarak başlasak, gündelik hayatın içinde yapay zekâyı nasıl konumlandırıyorsunuz?</b></p>
<p><b><i>Can Öz:</i></b> Öncelikle çok teşekkür ederim davetiniz için. Çok tatlı bir topluluksunuz. Şimdi izleyenler kameranın arka tarafındaki kalabalığı, gülümseyen suratları maalesef görmüyor. Çok teşekkürler davetiniz ve bu güzel etkinlik için. Bizim aslında yapay zekâya dair bir uzmanlığımız yok. Ama “Yeni Medya 451” adlı podcastte içerik üretirken, yapay zekânın gündemini yakından takip ediyoruz. Dolayısıyla size aslında yapay zekâ üzerine edindiğimiz tecrübelerimizden yola çıkarak bir şey anlatamayacağımızı net olarak söylemek isterim.</p>
<p>Ama tabii ki iyi gelişmeleri takip ettiğimiz için üzerine sohbet edebiliriz. Bu notu düştükten sonra pası atayım sana Ümit.</p>
<p><b><i>Ümit Alan:</i></b> Şimdi yapay zekâ hakikaten hem elektrik gibi hem internet gibi bir altyapı teknolojisi. Olaylar oraya doğru gidiyor zaten. Şu anda adına yapay zekâ diyoruz ama Sam Altman’ın bir blog yazısı vardı. “Zekâ çağı” demişti. Direkt “yapay” kısmını atmış. Ama “Yapay kısmının atılması aşamalarına karşı uyanık olmalıyız. Çünkü sorumluluktan kaçmakla aynı anlama gelir.” diyerek yorumlamıştım ben bu olayı yazımda.</p>
<p>Mesela en son Mark Zuckerberg çıktı dedi ki “Artık topluluk notlarına emanet ediyorum içeriği, kaldırıyorum doğrulama programını.” Ama kullandığımız her şeyin içerisinde yapay zekânın olacağı bir yere doğru gidiyoruz. Şu anda bile var aslında. Sadece biz üretken yapay zekâ perspektifinden baktığımız için bize her yerde değilmiş gibi geliyor. Geçenlerde bir toplantının ortasında telefonum deli gibi bildirim göndermeye başladı. Bir baktım, evdeki buzdolabı mesaj atıyor, “Soğutucunun kapağı açık kaldı” diye bildirim geliyor sürekli. Hemen evi aradım. Evde de yedi yaşında kızım var. Meğer bizimkisi Kinder Sürpriz araklarken anneannesinden gizlice, kapağı kapatmayı unutmuş. Aslında bu da bir yapay zekâ örneği. Nesnelerin interneti.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bunu normal bir şey gibi konuşuyoruz. Şimdi mesela yirmi sene önceki bir insanın izlediğini düşün. Bir yerdeydim ve buzdolabımdan bana mesaj geldi. O kadar sürreal ki bir taraftan. Ama bu sürrealliklere de alışıyoruz işte. Yapay dediğin kısım da aslında bunun parçası. Yapay zekâ ile çalışan bir araba kaza yaptığında o kazanın sorumlusu kim? Önemli bir soru.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>“Sigorta şirketi para verecek mi?” falan gibi mevzuatlar olduğu gibi; diğer yandan bize bunu kabul ettirmek için de insanlaştırmaya çalışıyorlar yapay zekâyı zaten. Yapay zekânın yaptığı hatalara halüsinasyon deniyor. Hata o. Halüsinasyon sözcüğü özel olarak seçilmiş. Çünkü halüsinasyon dediğiniz şey insana özgü bir yanılsama. Dolayısıyla kötü niyet barındırmadan, yapay zekânın yapmış olduğu bir hata bu ve bunu insanlaştırmaya çalışıyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Sam Altman’ın da yapmaya çalıştığı aslında bu. Yani insan gibi görmemiz ve kabul etmemizi sağlamaya çalışıyorlar. Tabii bu bir taraftan çok da tehlikeli.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çok doğru bir yerden bağladın olayı. Yani biz interneti bizim yaşamımızda gördük. İnternet icat edildiğinde ve kullanılmaya başladığında on yedi yaşındaydım. Algımızın en açık olduğu çağda. Ama şu geçişi gördük. Biz internete sadece masaya oturduğumuz zaman bağlanıyorduk. Masadan kalktığımız zaman offline oluyorduk tekrardan. Ama sonra bir anda yirmi dört saat internete bağlı hale geldik. Anlayamadık bile o geçişi. Şu an çok normal geliyor bize. Aynı yapay zekâda da o süreci yaşadık, yaşıyoruz. Birkaç sene sonra belki yapay lafı bile kalkacak.</p>
<p><b><i>C.Ö: </i></b>Sen bu sözün veya bu fikrin sahibini hatırlıyor musun? “İnsanın on beş yaşına kadar karşılaştığı şeyler aslında hayatın doğal parçasıdır. Dolayısıyla onlarla yetişirler. On beş, otuz beş yaş arası karşılaştığı şeyler devrim niteliğinde yeniliklerdir, bunlara adapte olurlar ve bunlar üzerinden bir kariyer üretebilirler. Otuz beş yaşından sonra karşılaştığı yenilikler ise kesinlikle gerçekleşmemesi gereken alışkanlıkları, hayatı, düzeni bozan günah sayılabilecek korkunç şeylerdir.”</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Galiba alanlar değiştikçe buna bakış açımız da değişiyor. Alanlar arası zaten çok geçişkenlik var. Ama zekâ demek veya yapay zekâ demek; edebiyat alanına girildiğinde başka bir şey, bilgisayar alanına girildiğinde başka bir şey. Sanırım felsefi olarak da bir problem ortaya çıkıyor.</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çocuk büyüten insanlar aslında o ayrımı daha iyi yapabilir. Murat Gülsoy’un söylediği ayrımı. Geçen sene bir veli toplantısına gittim. Öğretmeni dedi ki benim kızım hakkında; “Çocuk çok değişik bir Türkçe kullanıyor.” Yani bu kuşağın, jenerasyonunun kullanmadığı kelimeleri kullanıyor. Onlarla, yani ne bileyim “Mütemadiyen” falan diyormuş. Çünkü ben evde öyle konuşuyorum onunla. Ona okuduğum kitaplar öyle. Çocuğun zekâsı onu öğrenerek gelişmiş. Aslında yapay zekânın öğrenmesinden çok farklı olarak&#8230;</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Peki ne diyor öğretmen buna yani? Bu<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>bir problem olarak mı görüyor?</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Yok bunu üstünlük olarak söylüyor. “Çok fazla kelimesi var bu çocuğun” diyor. Yani sınıftaki diğer çocuklardan çok daha fazla kelimeyle konuşuyor. “Bunu nasıl yaptınız?” dedi. Ben de “konuştuk, kitap okuduk” dedim. Büyüdüğü evle, öğrendiği ortamla çok alâkalı bir durum bu. Bu da Murat Hoca’nın yapay zekâ tezini destekleyen bir şey.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3417 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451.jpeg" alt="" width="640" height="640" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-66x66.jpeg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-150x150.jpeg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-200x200.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-300x300.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-400x400.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451-600x600.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/yeni-medya-451.jpeg 640w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Murat Hoca da demişti. Psikologlar kendilerini tedavi edemezler. Kendi sektörüne dair insanların koyduğu yorumlar, biraz daha şüpheyle yaklaşılması gereken şeyler bence.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Çünkü iş ister istemez oraya doğru gidiyor. Margaret Atwood da benzer bir şey söylüyor mesela. Ahlak konusuna gidiyor iş. Etik değerler acaba sahiplenebilecek mi? Eninde sonunda işin bağlandığı bir tane tartışma var: “Yapay zekânın her şeyi yapabilen, insanla aynen davranabilen, insanla aynı reaksiyonları verebilen ve insandan çok daha hızlı düşünebilen hali insan mıdır?” Cevapsız. Yani eğer zekâyı, duyguları, davranışları hepsini simüle edebiliyorsanız bu “insan mıdır, değil midir?” sorusunun cevabı aslında teknolojik bir soru değil bence. Dini bir soru bu. Çünkü sonuçta biz insanın davranışlarının simülasyon olup olmadığını bile bilmiyoruz ama yorumlayabiliyoruz. İş ister istemez ruh tartışmasına doğru gidiyor. Bu konu ilerledikçe, yapay zekâlar geliştikçe, şeyi eminim çok göreceğiz. Hani “bunlar insanlar gibi davranamıyor, bunlar aptal, bunlar tehlikeliden çok bunların ruhu yok, o yüzden güvenemeyiz” iddialarını çok göreceğimizi düşünüyorum. Yani çok dini bir yere gideceğini düşünüyorum konunun. Daha teolojik tartışmaya gidileceğini düşünüyorum.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hipergerçeklik çağında yaşıyoruz. İnsanlar da duygular da aşırılıklar içeriyor. Medya araçları, görsel, işitsel duyguların hepsini yakalıyor bir şekilde ve aşırı hassas bir yere çekiyor. Diğer taraftan yapay zekânın bir duygu üretmemesi neden problem olsun gibi bir yere gidiyor konu.</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Biz hep yapay zekânın yapaylığından bahsediyoruz da Instagram’a girip baktınız mı? Hayattaki ne kadar çok şeyin yapay olduğunu, insanların davranışlarının, alışkanlıklarının ne kadar çevreden kopyalanarak öğrenilmiş olduğunu görüyor muyuz? Mesela çok basit tartışmalar içinde yetişen topluluklar; “Alfa mı, beta mı?” falan gibi aptal aptal tartışmalarda. Ne kadar geniş bir spektrum. İşte iyi mi, kötü mü? İşte “efendi mi, piç mi?” Hep aynı tartışmalar. İkilemle herhangi bir tartışmanın içinden çıkmamız mümkün mü? İnsanlık tarihi boyunca aydınlatamadığımız derinlikte bir karakterden bahsediyoruz biz. Ama bu ilkel dikotomi; bütün tartışmaları, toplumun vardığı işte o yapay entelektüel birikimi oluşturmaya başlıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Biz yapayız zaten abi. Hepimiz yapayız. Yani kim oluyoruz? Ama kim oluyoruz yani? Hakikaten insanlık olarak biz hepimiz çok otantiğiz, özgünüz de işte yapay zekâ, yapay olduğu için bizim gibi olmayacak gibi bir suçlamayla veyahut da ayrıştırmayla onu tanımlayabiliyoruz. Ama bu dediğim gibi çok felsefi bir tartışma ve tartışmaların büyük çoğunluğunda olduğu gibi konu bir noktaya gelecek ve tıkanacak herhalde.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3420 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1.png" alt="" width="444" height="333" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-200x150.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-300x225.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-400x300.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-600x450.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-768x576.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-800x600.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1024x768.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1200x900.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1-1536x1152.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/Sam-altman-sf1.png 2133w" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" /></p>
<p><b><i>Deniz Benzer:</i></b> <b>Bugünkü yapay zekâ ile olan iletişimimize, özellikle bu dil modelleri ile olan iletişimimize baktığımızda kimisi burada komut girmek olarak bahsediyor, kimisi promptlardan bahsediyor. Aradaki etkileşim biçimini bu ifadeler sizce etkiliyor mu? Biz makineye karşı aktif bir yerde miyiz edilgen bir yerde mi?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Yani başlangıcında promptun çok önemli olduğu söylendi. Komut dediğimiz şey birazcık bilgisayar programlama diliyle ilgili bir şeydi. Onun için bir teknik birikim, bir eğitim gerekiyordu. Mesela ben herhangi bir programlama dili bilmiyorum. O tarz bir komut veremezdim. Ama internet arayüzleriyle birlikte onu kullanabilen insanlar arasına girdim.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Fakat yapay zekâ geldiğinde dendi ki prompt mühendisliği çok önemli bir meslek olacak. İşte ben de yazı yazmıştım. Bilmem kaç bin dolar maaşla eleman arıyorlar, bulamıyorlar diye. Fakat şu anda o heyecan çok sönümlendi. Geçen gün ben yanlışlıkla entera bastım. Yani bir konu hakkında bir şey soracaktım ChatGPT’ye. Sadece konunun kendisini yazdım. Bana şey diye sordu hemen: “Bunu bir podcast içeriği için mi istiyorsun? Yoksa köşe yazısıyla ilgili bir şey için mi istiyorsun?” diye. Çünkü benim kullanımımdan öğrenerek artık, beni o kadar benimsemiş ki, benim herhangi bir şeyin devamını unutmam durumunda tamamlıyor. Çünkü ben diyorum ki “Şu konuda bir köşe yazısı yazacağım. Bana nasıl bir şey tavsiye edersin?” diye soruyorum bazen. Bazen de kendi notlarımı Word dosyasına yüklüyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Mesela iki yüz sayfa notum oluyor. İki yüz sayfa notu oraya yüklüyorum. Kendi aldığım notları. Bu notları bana derleyip toplar mısın diyorum. Bence prompt işi artık mühendislik olayından çıkmış. Beni tanıyor. Benim ne isteyeceğimi biliyor. Kişiselleştiriyor olayı. O yüzden istem mühendisliği olayı muhakkak çok profesyonel işler de olacaktır. İşte görsel üretmekle ilgili, video kurgusuyla ilgili ama o da yavaş yavaş gidiyor. Doğal insan diline geçecekler. Çünkü bunlar bir dil modeli ve öğreniyorlar. Dil de gelişiyor.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Ama bu prompt mühendisliği işi bitmez canım. Sonuçta komutla prompt arasındaki temel fark şu ya mesela; bir milyar düğme var diyelim. Bir tanesine basmak komut.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ona bastığında her zaman aynı sonucu alırsın. Herkes basabilir. Prompt dediğin bir milyar düğmeden, hiç kimsenin daha önce basmadığı birkaç düğmeye aynı anda basarak başka bir iş çıkartma hikâyesi ya. Dolayısıyla o zaten yaratıcı insanlar için. Bu eğitimi alan insanlar için. Her zaman hiç hayal edilemeyen seçenekler yaratacak bir şey. Sonsuz bir dünya. O birazcık sanırım hafızaya da bağlı. Karşımızdaki makinenin hafızası da bence bizim ilişkimizi etkiliyor. Hani burada o bağlam penceresi diyorlardı ya ChatGPT için. Bir noktadan sonra hafıza kaybı yaşıyor gibi. O hatırladıkça bizi, biz onu tanıdıkça ve bildikçe bizim de ona karşı belki istemlerimiz ve komutlarımız değişecek.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Kişiselleştirme ayarları kapatılabiliyor isterseniz. Hafızayı kapatma seçeneği var ChatGPT’de. Ben insanlara kapatmasını önerdim, kapatın bunu dedim. Yapay zekâ çok acayip şeyler öğreniyor hakkınızda. Ama kendim kullanırken kapatmıyorum test etmek için. Geçenlerde “Ümit Alan kimdir?” diye sordum, kendimi. O kadar özel şeyler söyledi ki. İşte arada bir bilgisayarı kızı Leyla kullanmaktadır. Leyla, Harry Potter’ı çok sever. Arada bir onun bilgisayarını kullanır. Ümit şöyle yapar. Sonra şey diye sordum: “Bunları başkalarına söylemiyorsun değil mi?” dedim yani. Başkası “Ümit Alan kimdir?” diye sorunca. “Hayır sadece aramızda” yazmış yani. O hafıza oraları rahatlatmaya çalışıyor falan ama duruyor orada yani. O yüzden birçok kişiye diyorum ki bunun kişiselleştirme ayarlarını kapatın. Kendim şu anda teslim olmuş durumdayım ve hafıza ile korkutucu bir ilişkisi var.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3421 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748.png" alt="" width="284" height="440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-194x300.png 194w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-200x310.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-400x619.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-600x929.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748-661x1024.png 661w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/umit-alan-saka-scaled-e1751536286748.png 717w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" /></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Google’ın neler öğrendiği sizinle ilgili. 2011 falan.</p>
<p>O civarda olması lazım. O da inanılmaz bir konuşma. Şeyi anlatıyordu. Yani Google’ın, ki bu bilgi daha yeniydi bizde, Google’ın işte bir noktada kadınların hamile olduğunu anladığı. Çünkü birtakım kadınlara, hamilelik ile ilgili birtakım reklamlar gitmeye başlıyor. Sonra işte öfkeyle arıyorlar: “Hamile değiliz. Hamilelik yok. Bu ne? Ne yapıyorsunuz siz?” falan diye. Sonra hamile olduğunu öğrenen bir insan çıkıyor. Yani Google bu insanlar kendileri hamile olduğunu öğrenmeden önce onlara hamile reklamı basmaya başlıyor. Şimdi buradan tabi devasa komplo teorileri çıkıyor. İşte birtakım şeyler. Ama işin aslı öğrenen algoritma; hamile olan insanların kendileri bunu öğrenmeden bile değişen davranış kalıplarının, o ürünlerle ilişkili olduğunu tespit etmiş. Aynı davranışı gösterenlere de aynı ürünleri gösteriyor. Ortalık birbirine girmişti. Baba deliriyordu. Arayıp “Siz benim kızıma hamile muamelesi mi yapıyorsunuz?” falan diyordu. Sonra da kızın hamile olduğu ortaya çıkıyordu. Bunun gibi bir sürü vaka ortaya çıkıyordu sonra. Bütün bu sistemler zaten aslında bizim davranışlarımızı öğrenerek gelişen sistemler. Biz hep yapay zekâya çok yeni bir tartışmaymış gibi bakıyoruz. Yapay zekâ dediğimiz şeyin zaten kullanan algoritmaların birazcık daha gelişmiş hali olduğunu bilmek lazım.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Üretken yapay zekâ dediğin de yeni bir şey değil aslında. Yani hani birtakım fotoğrafları alıp görselleri montajlamak veyahut bir metinden çıkarım yapması, learning modeller falan, bunların hiçbiri yeni değil. Tabii kamuya açıldığı için gelişme hızı arttı. Moore’un modeli donanımlarda olduğu gibi yazılımlarda da geçerli aslında. Ama önünde sonunda bir süreklilik arz eden bir süreç. Biz bir dönemi böyle çerçeveleyip ayrıştırdık ve her şeyi onunla ilişkili tanımlıyoruz. Oysaki bütün hikâye zaten başından beri böyle dönüyor. Yani biz, yapay zekâdan bağımsız olarak yıllardır bunu konuşmuyor muyuz? Hani “Biz iki tane telefon konuşması yaptık, bunun reklamları geldi bana” falan diye.</p>
<p><b><i>Ozan Günel:</i></b> <b>Geçen sene Umut Hoca’yla verdiğimiz dersler sonucunda başka öğrencilerin de verilerini havuzda görmeye başladık. Acaba bizim oradan çıkan verilerimiz ile topluma dair bir şey söyleyebilir miyiz?<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Yapay zekâların herhangi birisine gidip mesela şey yazın: “Saat 9’a 5 kala görünen bir saatle bana bir video yap, fotoğraf yap” deyin. 10’u 10 geçe çıkar. “Saat 6’yı 35 geçeyi gösteren bir saatten bana yirmi tane aynı ekranda göster” deyin. Stable Diffusion’a falan girip deneyebilirsiniz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bütün saatler 10’u 10 geçe çıkar. Girin “Sol elle resim yapan bir ressam yapın” deyin. Sağ elle çıkar. Çünkü kullandığı verinin büyük çoğunluğu bu tip görsellerden oluşuyor. Bilmiyor herif. Yani reklam olarak da tanıtım olarak da insana satın almayı en kolay tetikleten, en seksi görüntü akreple yelkovanın böyle konumlanması olduğu için, internette bulduğunuz saatlerin %95’inden fazlası 10’u 10 geçe görünüyor. Dolayısıyla yapay zekâ bütün saatleri zaten saat 10’u 10 geçe gibi tanıyor. Ama bunlar zamanla tabii ki düzelecek şeyler. Şu an internetteki ortalamanın ürünü bu ve karşılarına çıkan en büyük sıkıntı da bu. Yani internette gördüğümüz şeylerle, internetteki ortalamayla, internetteki bu tüketim kültürünün ürünü diyebiliriz yapay zekâ üretimi için. Ama bugünün kültürünün ürünü olan içeriklerden, insanlık kültürüne cevap veren bir birikim tanımlamaya çalışıyorlar yapay zekâya. Tabii çok kafa karıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3422 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam.jpg" alt="" width="505" height="505" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sol-nel-ressam.jpg 1024w" sizes="(max-width: 505px) 100vw, 505px" /></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Şu an o konuda bir kriz de yaşıyor zaten. Öğrenebileceği veri tükenmek üzere. Hatta tükendi gibi internette ve artık yapay veriyle, yani makineyle üretilen veriyle öğrenmeye çalışıyor yapay zekâ. Daha da kötüleşmeye başlıyor. Yani insanların, kalabalıkların bilgeliği diye bir şey vardır ya. İnsanlardan aldığı veri ne kadar kötü de olsa ne kadar kirli de olsa ne kadar manipülasyona açık da olsa, aslında daha sağlıklı veri. O bittiği zaman yaşanacak kriz, yapay zekânın toplumun bir yansıması olacağını da gösteriyor bize.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Hep aynı tartışma aslında vardığımız yer yine. Yani birçok farklı alanda tartışıyoruz ama eninde sonunda tartıştığımız şey şu ya; “Bizim lehimize mi olacak babacım bu, aleyhimize mi olacak?”</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Peki bu yapay zekânın veri tüketim sürecinin neyi lehimize, neyi aleyhimize olacak?</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> İşin tıkandığı nokta bence o. Mesela yapay zekâdan korkulan, en çok gösterilen, en popüler örneklerden bir tanesi Skynet’tir ya. Bu çok zekileşip bağımsız olursa bize zarar verir. Böyle bir sürü hikâye var. Hep böyle yapay zekâ dediğimiz şey, bizden bağımsız olarak gelişecek ve bize rağmen gelişecek. Bir yere varacak. Bizim edilgen olduğumuz bir hikâye olacak. Hikâye gibi tartışıyoruz. İyi mi olacak, kötü mü olacak? Başımıza ne gelecek diye. Oysaki korkunç olan şey zaten bunu kullanacak olan insanlar. Yani bizim bu çağda karşılaştırdığımızda elektrik tartışması da işin içine giriyor. Bir taraftan elektrik, evet. Birçok savaşı da tetikledi. Birçok krizi de tetikledi dünyada. Birçok şeyi değiştirdi. Ama diğer yandan da uygarlaştırdı dünyayı. Bir yüzyıl önceye göre daha az insan ölüyor. Daha az insanın hakkına giriliyor. Ama şimdi insanlık o kadar kötü oldu ki. Bu insanlığın eline ne kadar daha gelişmiş enstrüman verirsen, daha kötü bir yere varacaksınız.</p>
<p>O yüzden yapay zekâ ile ilgili sorulması gereken soru “Yapay zekâ bağımsız olup, kendi başına o düğmeye basar mı?” sorusundan çok “Zaten bu gelişen olağanüstü, gelişmiş, güçlü teknolojiye sahip olan insanlar, dünyayı daha ne kadar kendi bireysel çıkarları için kullanıp dünyanın geri kalanını esir edecekler?” Ama yapay zekâ olmasa da bu oluyor zaten. Yani bizim yapay zekâ ile ilgili tartıştığımız şeylerin çoğu aslında insanlıkla ilgili. İnsanlığın aldığı kararlarla ilgili.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Orada da aslında internetin gelişim çizgisini referans alabiliriz. Yapay zekânın gittiği ve tıkandığı yön konusunda. Tim Berners’ı işte. Bu http protokolünün mucidi olan, internetin vaftiz babalarından biri. Onun hayal kırıklığı her şeyi gösteriyor. Biz interneti tamamıyla merkezileşmeden uzaklaşmak için icat etmiştik. Internet fikri zaten soğuk savaş sırasında Amerika’da merkezlerin dağıtılması fikri üzerinden doğmuş bir şey. Çünkü eğer Rusya bir veri merkezine,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>bir iletişim merkezine nükleer saldırı yaparsa bütün sistem çökecek. O yüzden bizim bunu dağıtmamız lazım diyerek interneti icat etmişler. Merkezi dağıtmak. Bir askeri güvenlik teknolojisi aslında. Bu http protokolü internette, bu merkezleri dağıtma fikri üzerine kuruluyor. Fakat bugün geldiği nokta tamamıyla; herkes Facebook’ta, Twitter’da, Google’da. Yani bir merkez haline geldi ticaretin etkisiyle aslında. İnternet ticarileştirince böyle oldu. Böyle olunca da bozulmaya başladı. Şu anda da işte tam tersi bir sürece doğru gidiyoruz.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> İnternet trafiğinin yüzde doksandan fazlası yirmi site üstünden dönüyor. İşte bu ticaretin istediği bir şeydi. Yapay zekâda da tehlike daha büyük. İnternet, devlet kontrolünde geliştirilmiş bir teknolojiydi. Devletler vardı internet anlaşmasında. Yapay zekâ ise tamamıyla ticaret. Özel sektörle gelişiyor. İnternette yaşadığımız hayal kırıklığının daha da büyüğünü belli bir süre sonra yapay zekâ konusunda da görebiliriz.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Derslerde de biz proje ödevi istiyoruz. Bu ödevlerin çok büyük bir oranı ChatGPT 3.5 ile yazılmış metinler oluyor. Metni de tam olarak doğrulama gibi bir imkânımız da yok. Belli bir olasılıkla tarayan siteler var bunu ama tam olarak çalışmıyor. Aslında geliştirmeleri gereken bir işlevi yapay zekâya devrediyorlar çocuklar böyle yaparken. Üretken yapay zekâ için söylüyorum. McLuhan demiş ya “Araç insanın uzantısıdır” diye. Yapay zekâ başka bir yönden ve sanki bir uzuv gibi, bir uzantı gibi belirli işlevleri aslında devrettiğimiz bir şeye dönüştü.</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Sokrates, yazının keşfinden sonra aslında hepimizin belleğimizi ve belleğimizle beraber kendimizi anlatma becerilerimizi de kaybedeceğimizi, bunun bir felaket olduğunu anlatmıştı. Bu tabii demek değil ki Sokrates böyle dedi böyle çıkmadı. Bundan sonraki bütün teknolojik gelişmelerin hepsi tamamen yararımıza olacak. Yazı gibi. Kesinlikle böyle düşünmüyorum. Bugünkü gelişmeleri kullanan, enstrümantalize eden kişilere artık neoliberal de denemez.</p>
<p>Bu dönemin sisteminin adının konması gerekiyor. Çok kutuplu, çok öfkeli, çok nefretli, çok hızlı değişen; yarı korporatokrasi, yarı karmakarışık bir sistem var. Tek bir adı yok.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Belki hepimizin mutabık olduğu bir isim bulabiliriz bir gün. Ama bu içinde bulunduğumuz korkunç dünya düzeninin ürünü olarak, bunun da korkunç sonuçlar vereceğine şüphe yok. Ama bunun yapay zekâ ile ilgisi olduğunu düşünmüyorum ben. Yani yapay zekâ dediğiniz eninde sonunda elektrik gibi bir şey. Ama elektriği, milletin kafasına elektrik vermek için mi kullanacağız? Yoksa hakikaten insanların evine su, yemek gitmesini sağlayacak sistemleri geliştirmek için mi kullanacağız? Artık öyle gitmiyor dünya. Baksanıza Kaliforniya’daki yangına; su kaynaklarına birileri el koyduğu için eyalet yandı. Böyle bir ülkede, böyle bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Bir yandan da Kaliforniya’daki yangını üç ay öncesinden öngörebilen yapay zekâ teknolojileri var. Bu çağda oluyor bu yangın. Ama bu yapay zekâ teknolojileri her şeyi bir şekilde öngörüyor abi zaten de hangileri dolu çıkıyor?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3423" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-scaled.jpg" alt="" width="2195" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-200x233.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-257x300.jpg 257w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-400x467.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-600x700.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-768x896.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-800x933.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-878x1024.jpg 878w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1200x1400.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1317x1536.jpg 1317w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-1756x2048.jpg 1756w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/sila-scaled.jpg 2195w" sizes="(max-width: 2195px) 100vw, 2195px" /></p>
<p>İllüstrasyon: Sıla Gündüz</p>
<p><b><i>D.B:</i></b> <b>Bir de bunları konuşuyoruz ama, biraz sanki tekno şovenizm de olabilir mi bu yapay zekâ ile ilgili? Yani sürekli bir ütopyalar ve distopyalar arasında gidip geliyoruz. Sürekli böyle tematik başlıklar oluyor. Bu durum altı, yedi yıl önce bir post-truth ile başladı. Arkasından blockchainler geldi. Onun arkasından bir NFT sanatı değiştiriyor falan derken. Yani Meta çıkacak, Metaverse çıkacak&#8230;</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Çok balonla karşılaştık değil mi? Yapay zekâda da bir balonluk var mı? Abi bak aslında hiçbiri balon değil bunların. Yani NFT de balon değil. Kripto da balon değildi.Aslında dot.net balonu dediğimiz de kurumsal olarak bir balon değildi. Metaverse de fikren balon değil. Ama bu teorik fikirleri birileri trending topic olduğu anda satmaya çalıştığı için ortaya balonlar çıkıyor. Bugün yapay zekânın tartışılan konusu; gittiği yer. işte Nvidia’nın yakın zamanda çıkarttığını açıkladığı Blackwell çipler, bunların rolleri ne olacak? İşte Çin ile ABD arasında server farm’lar konusunda yaşanan gerilimler. Diğer yandan ChatGPT’nin, OpenAI’ın tamamen ticari kanalını geliştirmeye başlaması. Acayip otomatik araç teknolojileri geliyor. Gerçekten bir şey var, çok büyük. Ama daha teknolojinin üretim süreci tamamlanmadan satmaya çalışıyorlar. Mesela en dandik aplikasyona gir, hemen kenarında AI var. AI’ya basıyorsun. Soru soruyorsun cevap veriyor. Fikri kolay tüketiyor piyasalar, kolay satıldığı için. NFT’de de aynı şey oluyor. NFT aslında iyi bir fikir. Yani sonuçta bir dijital ürünün özgün kodunun bir kişi tarafından sahiplenilmesi teoride iyi bir fikir. Ama bu fikir dünyayı değiştirecek, bütün sanatçılar burada, herkes gelsin falan diye. Bir anda orası pazar yerine dönüşünce; balon ortaya çıkıyor. Yani abi durun daha teknolojinin oraya gelmesi, internetin bütünsel çalışabilecek noktaya gelebilecek protokollere sahip olması, hızlara sahip olması belki on sene yirmi seneki işken, adam firmanın adını Metaverse diye değiştirdi. Çünkü Facebook batmaya gidiyordu. Ama Metaverse diye bir şey yok şu an. Balon. Aynı şeyi yapay zekâ ile de yaşıyoruz. 2023 Mayıs’ta galiba, Goldman Sachs bir rapor hazırladı. Hazırladığı raporda şunu diyordu: Generative AI, üretken yapay zekâ, şu an vadettiklerini gerçekleştirirse, on sene içinde batı dünyasındaki insanların dörtte biri işini kaybedecek. Yapılan işlerin de artık yüzde yetmişden fazlası yapay zekâ ile yapılmıyorsa bile, yapay zekâ desteğine muhtaç olacak. Bununla beraber bütün bu ülkelerin gayri safi milli hâsılası yani GDP’leri yüzde sekiz oranında bir zıplama gerçekleştirecek.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-3426 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178.jpg" alt="" width="392" height="392" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178-1536x1536.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/7748178.jpg 2000w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></p>
<p>Bu kurumlar verimlilik artışını takiben, herkesin işsiz kaldığı senaryoyu verimlilik artışı diye tanımlıyor. Böylelikle çok daha ferah bir döneme girecek dünya. İşte buradan sonra da şey tartışmaları çıktı zaten. Çok insan işsiz kalacak ama çok para olacak. Evrensel temel gelir tartışmasını tetikleyen de zaten bu teori. Metaverse konusunda da Özgür Mumcu bir tweet atmıştı hatırlıyor musun Ümit? “Bu Metaverse işinin Mecidiyeköy’den arsa almaya döneceğini hiç tahmin etmemiştim” diye. Gerçekten&#8230;</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Evet, satın alanlar şu anda battı. Yine de bir şey daha var, o da Amerika’da. Onunla ilgili yazmıştım. Amerika’da, felaket senaryolarını sürekli kongrede konuşan bir lobi grubu tespit ediyorlar. Sonra arkasında kimlerin olduğuna bakınca ortaya en büyük oyuncular, OpenAI’lar çıkıyor. Yapay zekâyı icat eden adamlar, “Neden felaket senaryolarına bu kadar yatırım yapıyorlar.” diye konuşuyorlar. Araştırıldığında ise bir düzenleme istendiği ortaya çıkıyor. Küçük oyuncuların sektöre girmesinin belli ölçüde engellenmesini ve sadece büyük oyuncuların sahada kalmasını istiyorlar. Amaç ise rekabetin azaltılması. Bunun için icat edenler bile felaket senaryolarına yatırım yapar hale gelmeye başlıyor. Bu noktada da insanlığın sonunun gelmeye başladığını görüyoruz.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bununla beraber korkunç durumu öngöremeyiz. Dünyada, her şeyi değiştirebilecek ve kırılabilir bir dönemden geçiyoruz. Mesela siyasi olarak. Dünya on sene sonra daha mı sağcı olacak, yoksa yükselen muhafazakâr dalga bir noktada başarısız olup patlayacak mı? Ne olacağını bilmiyoruz ve bunlar her şeyi çok etkileyecek. Ayrıca, Çin-ABD arasındaki gerilimin gerçekten bir kazananı olacak mı? Çin’de bir taraftan her şey çok iyi gidiyor gibi görünürken diğer yandan bankacılık sistemi batıyor ve bunun sonuçlarını bilmiyoruz. Diğer taraftan ciddi nüfus daralması yaşayan Batı ülkelerinin aksine, daha sefil ve göç almaya müsait toplumlara sahip ülkelerde olağanüstü nüfus artışları yaşanıyor. Dünyada gıda sıkıntıları, küresel ısınma gibi olağan senaryolar var ama bunların hiçbirinin olacağını bilmiyoruz. Bu kadar çok belirsiz değişkenin olduğu ve insanların bu değişkenlerin sonuçlarını kendilerinin belirleyeceği bir dönemde, tahminde bulunmak zor. Tahminde bulunmak zor olunca sigortacıya gidersin. Bilmiyorsan risk gözünde büyür. Mesela çocuğunun nerede olduğunu bilmiyorsan aklına kötü senaryolar gelir. Dünyanın geleceği için bu kadar belirsizlik, bizi daha kötü senaryolara hazırlanmaya itiyor.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Yani, 90’larda kim 2020’lere geldiğimizde Avrupa’nın bu kadar gerileyeceğini öngörebilirdi ki? Şu anda Avrupa, her alanda Çin’den ve Amerika’dan geri kalmış durumda ama Avrupa 90’larda bunu göstermiyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3428" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla.jpg" alt="" width="1792" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-200x114.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-300x171.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-400x229.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-600x343.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-768x439.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-800x457.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1024x585.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1200x686.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla-1536x878.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/dla.jpg 1792w" sizes="(max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></p>
<p><b><i>D.B: </i>Bir gün yapay zekânın dünyayı ele geçirebileceğini söylüyorlar. Eğer böyle bir senaryo gerçekleşirse bunu yapan yapay zekânın kendisi mi olur, yoksa arkasında bir insanın yazdığı yapay zekâ mı bulunur?</b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Zaten hep aynı konu tartışılıyor, muktedir yapay zekâdan korkuyoruz. Bütün dünyadaki her şeye ulaşabilen yapay zekâ, tıpkı Person of Interest’te anlatıldığı gibi ya da Skynet gibi. Dünyadaki her şey ulaşabilen, bütün bankalara transfer yapabilen, anında sahte kimlik üretebilen, interneti istediği gibi manipüle eden ve sunucuların fişini çeksen bile yok edilemeyen bir yapay zekâdan korkuluyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Böyle şeyleri yapabilen ve yok edilemeyen bir enstrüman varsa, asıl korkutucu olan bunu kullanacak insandır. Biz insanların yapabileceklerini es geçiyoruz ve teorik bir Skynet’ten korkuyoruz. Hâlbuki insanlar o kadar korkunç ki, bu korktuklarımız gerçekleşecek. Yapay zekâ modellemelerini iyi kullanan ülkeler, fiilen savaşmadan pazarlık masasına oturacak. Bu simülasyonun sonuçlarını kullanarak, savaş yapmadan da istedikleri avantajları elde edebilecekler. Böyle bir geleceğin bizi beklediğini okumuşsunuzdur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Uzlaştıran bir yapay zekâ var, MIT’de çalışıldı. İki tarafı uzlaştırabilen ve bütün argümanları herkesin kazanabileceği noktaya getiren bir diplomat yapay zekâ.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Biz yapay zekâdan korktuğumuzu konuşuyoruz ama insanın ne kadar korkunç olduğunu unutuyoruz. Korktuğumuz her şeyi insanların yapacağını düşünüyorum. Yapay zekânın tek başına bağımsız bir şekilde karar vermesine gerek yok,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>her şeye muktedir. Bunu sosyal medyalarda görüyoruz ve sonuçlar korkunç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Meşhur bir ataş deneyi vardır yapay zekâ ile ilgili, biliyorsunuzdur. Bilgisayara emir veriyorsun ve “Üretilebilecek maksimum sayıda ataş yap” diyorsun. Bunu söylediğinde her şeyi yok ederek ataş yapmaya başlıyor. Aslında komut yine insandan geliyor.</p>
<p><b><i>O.G:</i></b> <b>Çok uzun yıllar boyunca insanlar, canavarlardan ve bilmedikleri şeylerden korktular. Popüler kültür ürünlerinin çıkmasından sonra ise canavarları ve robotları dostumuz ilan ettik. Belki de insanın korkularıyla yüzleşememesinin sebeplerinden biri de budur. Oyunlarda herkes ben robotların veya canavarların yanında yer aldım diyor. Belki de insan, varoluşsal olarak karşılaşmaya hazır olmadığı için korkusunu farklı tarafa yönlendiriyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Benim bir saattir anlatmaya çalıştığım hikâyeyi çok basit ve güzel şekilde özetlediniz. Tabii yapay zekânın korkulacak şeyleri olduğunu da not etmek lazım.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Sedat Erol:</i> Bazı alanlarda yapay zekâ modelleri çok daha uzman durumda, özellikle veri analizi alanlarında. Başlangıç seviyesinde olan bir insanın, herhangi bir uzmanlık alanında aldığı fayda 1x ise orta düzeyde uzman bunu 10x faydaya götürebiliyor. Geçmişte bir insanın tek bir alanda uzman olması yeterliyken gelecekte birden fazla uzmanlık mı gerekecek?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> David Autor isimli bir yazar, Noema dergisinde bu konuyla ilgili çok güzel bir makale yazmıştı. Her zaman yapay zekânın bütün işleri ele geçireceğinden, işsizlik sorunu yaratacağından konuşuyoruz. Baktığımızda Sanayi Devriminden sonra toplumun kötüye gitmesine neden olanlardan biri de elit uzmanlıklardı. Doktorluk, mühendislik gibi bazı uzmanlıklar elit hale gelmişti. Bunun için ya zengin ya da zeki olmak gerekiyordu. Yapay zekâ ile bu uzmanlıklar daha az eğitimle yapılabilir duruma gelecek. Böyle olunca da orta sınıf, toplumda daha tabana yayılacak. Orta sınıf daraldı, elit uzmanlık modelleri durumu buraya getirdi. Neden bu duruma kötü bakıyoruz? Belki de elit uzmanlıkları orta sınıfa yaydığı için insanlar daha az eğitimle daha iyi yerlere gelecekti. Bence bunun en çarpıcı örneği, bugün çocuğumun ya da başka çocukların aldığı eğitimin büyük bir kısmının dil eğitimi üzerine kurulu olması. Özellikle Türkiye gibi İngilizce konuşmayan ülkelerde bu o kadar büyük bir zaman kaybı ki. Yapay zekâ dil eğitimini neredeyse gereksiz hale getirmek üzere. Apple’ın CEO’su Tim Cook, Fransa’da yazılımcılarla konuşuyor. Böyle bir konferans ortamında, “ Bırakın İngilizce öğrenmeyi, dil öğrenmenize gerek yok. Siz yazılımınıza odaklanın, ileride yabancı dil diye bir şey kalmayacak.” diyor. Türkiye’de eğitime harcanan bütçeler inanılmaz, bu bütçe ve zaman demek. Belki de daha az eğitimle daha iyi işler yapılabilecek. Bu da toplumda beklendiği gibi kötü değil, olumlu etkiler yaratabilir. Doğal senaryoda yapay zekâ bütün işleri ele geçirecek, insanlar yapacak iş bulamayacak. Bir senaryo daha var, daha az eğitimle daha nitelikli işler yapılabilir. Bu sayede ise çok para kazanması gereken ve şu an aşağılanan, el becerisine dayanan işler yükselebilir. Yapay zekânın vaftiz babası dedikleri Geoffrey Hinton, bu sene Nobel aldı. Ona bir konferansta “Gençlere ne önerirsiniz?” diye soruluyor. O ise “Sıhhi tesisatçı olmalarını önerebilirim.” diyor. Çünkü bunlar yapay zekânın kolay yapamayacağı, ele becerileri gerektiren işler.</p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Noah Harari’nin “21. yüzyılda en iyi meslek, öğrenmektir.” diye bir sözü var. Zuckerberg’e katıldığı programda yapay zekâ ile ilgili Facebook’taki gelişmeleri soruyorlar. O da birkaç seneye yazılım mühendislerinin yapabileceği her şeyi yapay zekâların yapabileceğini söylüyor. Yani personelin büyük bir kısmının işten çıkarılacağını söylüyor.</p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Sıhhi tesisatçı diye bir meslek var. Eğer benim evimde bir soruna müdahale etmezse evimi su, lağım basar. O zaman, neden benim mesleğim olan yazarlık onun yaptığı işten daha üstün görülüyor. Aslında daha çok ihtiyaç var. Şu anda belki de bu meslekler tam tersine döner ve daha eşit bir perspektiften bakılabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Yapay zekâdan korkmamak gerekiyor. Bizim ve beraber çalıştığımız insanların temel çıkış noktası bu. Edebiyat yayıncılığında çevirmenler, yayıncılıkta metin yazarları, videograflar, editörler benzer bir korku yaşıyorlar. Yapay zekâ işleri kolaylaştıracak ama bunların hepsi birer araç.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İşin sonunda hepimiz sürekli öğrenmek zorundayız, dünya bizi buraya getiriyor. Bunu sadece işçiler veya üniversiteden mezun olmuş meslek sahipleri için söylemiyorum. Bu her aşamada, mevki ve pozisyonda zorunluluk haline geldi. Buna pandemide bir reaksiyon gösterdik. Boş durmak yerine üretken olmakla ilgili birçok şeye maruz kaldık. Gittiğimiz dünya böyle ve bunu kabullenmek zorundayız. Sokrates’teki herkes Sokrates’te yetişti ve gelişti. Buraya gelmiş olanların bile başladığı günle bugün arasındaki görev tanımları tamamen farklı. Ayrı görev, farklı şekillerde yapılmak zorunda ve hayatınıza sürekli yenilikler giriyor. Bu yenilikler göz korkutmasın, bir sabah uyandığınızda her şey farklı olmuyor. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Diyelim ki videographer olarak çalışıyorsunuz, yaptığınız işte daha gelişmiş bir şey çıkıyor. Onu kullanmaya başlıyorsunuz. Sonra sosyal medya paylaşımları ve alt metinleri yazmak için kullanacağınız gelişmiş yapay zekâ modelleri çıkıyor. Onu kullanarak, daha hızlı yapmaya başlıyorsunuz ve yeni bir şeyler öğreniyorsunuz. Hiçbir şey öğrenmeseniz bile, bir sene sonra arkanıza dönüp baktığınızda hayatın hızlı geçtiğini görüyorsunuz. Böyle bir tehlike var ama bundan korkmak gerektiğini düşünmüyorum. Bunu, üniversiteden mezun olan ve yapay zekâ benim kariyerimi etkileyecek diye korkan insanlar için söylüyorum.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Ben daha çok eğitimin kişiselleşeceğini söylüyorum. Müfredat diye bir şey var. Özellikle ortaöğretimde daha baskın ve farklı sosyoekonomik gruplardan farklı öğrenme hızı olan milyonlarca çocuk var. Bu çocukların, aynı şekilde öğrenebileceğini öngören ve genelleştirilmiş bir müfredat var. Müfredattan ziyade belirleyici olan çocuğun öğrenme hızı, ilgi alanı ve sosyoekonomik şartları. Çocukların bir yapay zekâ tarafından daha iyi eğitilebileceğini düşünüyorum. Burada da eğitimciler ve öğretmenler daha çok yönlendirici pozisyona geçecek, bilgiye hangi yollardan ulaşabileceğini vermeleri gerekecek. Kişiselleştirilmiş eğitim çok önemli. Mevzu, bazı konularda uzmanlaşıyor olmak ve o konulara kendinden bir şeyler katmak. Olay, kendi üslubunu ortaya koyduğundan daha iyi bir yere gidecek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Herkes her şeyi yapabilir hale geldiğinde belirli bir vasatlıkla eşitlendi. Benim yazılarımın şekli de yapay zekâ çağında bir şekilde değişti. Artık daha kişiselleştirilmiş hikâyeler anlatıyorum ve yazının başına, konudan çok alâkasız görünen hikâyeler anlatarak başlıyorum. Ondan sonra ise doğru bilgiye bağlıyorum. Artık doğru bilgi vermenin bir anlamı yok, bilgi herkesin ulaşabileceği noktada. Ben, insanların bilgiyi daha kolay içselleştirebileceği hale getirmekle yazarlık yapabiliyorum. Hem başında hem sonunda kişiselleştirmeye yönelik unsurlar, konuyu eğlenceli ve anlaşılabilir hale getiriyor. Yapay zekânın yapamayacağı, insan faktörünü ortaya koyan bir iş çıkıyor. Geçenlerde beta kuşağı üzerine bir yazı yazmıştım.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Bu arada kuşaklar ile ilgili ne düşündüğünüzü merak ediyorum.</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Bu biraz ticaretle ve tüketimle ilgili. Biz analog çağında doğduk, televizyon vardı ama internet yoktu. Bizden sonrakiler internetin içinde doğdu ama ondan sonrakiler de sosyal medyanın içinde doğdu. Şu anda doğanlar ise yapay zekânın içine doğuyorlar. Teknolojiye baktığımız zaman çok daha farklı. Mesela ehliyet sınavına girince motor ile ilgili sorular cevaplamak zorundaydık. Şu anda hiçbir arabanın nasıl çalıştığını ve nasıl tamir edileceğini bilmiyoruz. Hepsi devrelerden oluşan bilgisayarlar ve uzmanlık istiyorlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>O çağda yetişen, motorun nasıl çalıştığını öğrenmekle yükümlü olan çocukla; şu anda bunun karmaşık bir makine olduğu bir yerde büyüyen çocuk aynı olmayacak. Kuşaklara, tüketim alışkanlıkları üzerinden değil de teknoloji üzerinden bakmak daha mantıklı. 1 Ocak 2025 tarihinde beta kuşağı doğdu ve alfa kuşağı da bitti. Ondan önce ise Z kuşağı vardı. Beta kuşağının en büyük özelliği ise kendisinin bir makineden farklı olduğunu anlatabilmek. Daha iyimser yerden bakan bir neslin gelebileceğine ilişkin bir iyimserliğim var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Böyle bir şey gerçekten olacak mı? İnsani bir yerden bakan bir nesil hayali gerçekleşecek mi? Çok düşük bir ihtimal.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> Çok umutsuz olmamak lazım. İnsanların üzerinde uzlaştığı gerçekliğin tarihi yüz elli yıl falan. Fransız Devrimi olurken otuz kilometre ilerideki kasabada kimsenin bundan haberi yoktu. Şu anda bu iletişimle ve teknolojiyle ortaya çıkan bir şey. Sonradan yavaş yavaş yayılıyor ve aynı yavaşlığa dönmemiz lazım. Tarihe not düşmek değerli. Ceza Mahkemesinin bir davada Netanyahu’ya “Sen suçlusun” demesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek, biliyoruz. İstanbul’da İkinci Körfez Savaşı zamanında sembolik bir mahkeme kuruldu ama kimsenin işine yaramadı. Nazi döneminde Sophie Scholl’ün “Slyde” deyip, iki gün sonra idam edilmesi hiçbir işe yaramadı. Kazanmaktan öte belki de bu hikâyede not düşmek üzerinden gidilmeli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Biraz hukuk kısmına gelmek istiyorum. Sizin “Uluslarüstü Yapay Zekâ Düzenleme Komitesi” diye bir söyleminiz vardı. Hatta Cumhuriyet’te ondan bahsetmiştiniz. Sizce öyle bir yerden düzenleme yapılabilir mi?</b></p>
<p><b><i>Ü.A:</i></b> O da düzenleyici bir kurum gibi aslında, regülasyonla ilgili. Tarihte ne zaman bir teknoloji veya yenilik gelmişse, peşinden bir kaos gelmiş. Gromofon ve müzik okuma makineleri icat edildiğinde enstrüman satıcıları, “Bundan sonra hiç kimse enstrüman almayacak çünkü zaten herkesin evinde gramofon olacak. Enstrümana ne ihtiyaç var?” diye düşünmüşler. Fakat müziğe ilgi iyice artmış ve müzisyenler “Kimse artık konser dinlemeye gelmeyecek, biz nereden para kazanacağız?” demişler. Bunun üzerine plak teknolojisi çıkmış, plak satmışlar ve para kazanmışlar. Aynı olay MP3 çıktığı zaman da oldu. 2000’lerin başında müzik sektörünün battığı söyleniyordu. Geçen gün Ferdi Tayfur vefat etti, aylık üç milyon lira dijital telif geliri olduğu söyleniyor. Sabredince düzenleniyor ve bu yapay zekâ için de geçerli.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Biz, Yeni Medya 451’de yapay zekâ ve hukuk diye bir bölüm yapmıştık. Orada yapay zekâ üzerine birçok davayı incelemiştik. Çalışması çok keyifliydi, yapay zekânın karar verdiği birçok şeyde bizim itiraz hakkımız olacak. Kredi talebimizi insanlar reddetmiyor. Bir bilgisayar, bankacılık sistemindeki bir yapay zekâ aracı karar veriyor.</p>
<p>O zaman kime dava açacağız?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yapay zekâya dava açmamız gerekiyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Amerika’da bununla ilgili birçok dava var. Şartlı tahliyelerde yapay zekâ, ırklara göre önyargı gösterebiliyor. Bunlar hep olacak, önce bir kaos çıkıyor<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>ve ardından tartışmalar geliyor. Tartışmaların ardından düzenleme ve normalleştirme geliyor. Sonra işte başka bir yenilik, başka bir kaos.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b><i><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3429" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el.jpg" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/el.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></i></b></p>
<p>U.Y: <b>Telif meselesine gelmek istiyorum. Karikatür dergilerinin yaşadığı sıkıntı, karikatürlerin serbest dolaşımından kaynaklanıyordu. Bu işler sosyal mecralarda çok kolay paylaşılabilir halde. <span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><b><i>C.Ö:</i></b> Bunlar aşılacak. ABD’de emsal oluşturacak bir dava dönüyor, “Class Action Lawsuit” kamu davası. Bu kamu davası birçok bireyi ilgilendiriyor. Yani bir kamu davası açıyorsunuz ama mağdurların hepsi adına aynı anda açıyorsunuz. Dolayısıyla o davayı kazanırsanız, sizin adına dava açtığınız herkes tazminattan payını alıyor. Şimdi Stable Diffusion’a açılmış büyük bir dava var. İnternetten çekilerek sisteme entegre edildiği için çekilen görsellerin hepsinin telif sahipleri adına açılmış. Bu davanın sonucu çok belirleyici olacak. Orada adil kullanım diye bir tanım var. “Bu adil kullanıma girecek mi, girmeyecek mi?” sorusunun tartışması yaşanıyor. Midjourney, Stable Diffusion’un sahibi olan adam ise “Esinlenmeden, temel almadan hangi sanat eseri olabilir ki?” diyor.</p>
<p>Bir yandan da kopyalanan, antrenman<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>için kullanılan görsellerin; yapay zekânın kendi ürettiği görsellerde de tekrar ettiğini görüyoruz. Mesela GetImages filigranı olan görselleri aldığı için bazı görsellerinde sağda, bazılarında solda GetImages logosu çıkıyor. Böyle olunca GetImages de davaya giriyor. Bu dava, dünyayı demokrasiye nispeten önem verdiğini söyleyen bir tarafın mı yönettiğini belirleyecek. Davayı Stable Diffusion, Midjourney kaybederse, yapay zekâlar internetten antrenman ve entegre için çekecekleri verilerin hepsine telif ödemek zorunda kalacaklar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu sadece Batı dünyasında geçerli olacaktır ve Çin’i durduramayacaktır. Dolayısıyla yapay zekâ sahipleri, internetteki bütün içerikler için para ve telif ödemek zorunda kalacaklar. Bu durum çok adil ve hak edilen bir durum. Kafana göre milletin resmini kullanıp, sistem geliştirip, para basamazsın. Bir yandan da telif yasası anlaşmalarına dâhil olmayan ülkelerin sistemlerini geliştirdiklerini, geliştirmek için kullandıkları algoritmaların veri toplayarak yapay zekâ konusunda ön plana çıktığını görebiliriz. Aynı şey silah, savaş ve bütün alanlarda kullanılacak yapay zekâlar için de geçerli. Bir ikilemle karşı karşıyayız. Çin’in dünyayı ve bizi yönetmesinden korkuyorsak, demokrasiden maalesef vazgeçmek zorundayız gibi görünüyor.</p>
<p><b><i>U.Y:</i></b> <b>Hem yeni medya-toplum ilişkilerini hem de yapay zekâ-insan ilişkilerini derinlemesine tartıştığımız bir söyleşi oldu. Vakit ayırdığınız ve dosya konumuza katkı sağladığınız için çok teşekkür ederiz. İyi ki bizi kırmadınız, geldiniz.</b></p>
<p><b><i>Can Öz &amp; Ümit Alan:</i></b> Bütün soruların erkekler tarafından sorulup, bütün cevapların erkekler tarafından verildiği programın sonu da hakikaten çok güzel oldu. Çok güzel sorular sordunuz, teşekkür ederiz. (Gülerek)</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3431" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1440" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-200x112.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-600x337.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/07/toplucas-scaled.jpg 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><a href="https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/">Can Öz ve Ümit Alan ile Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/can-oz-ve-umit-alan-ile-yapay-zeka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Brainrot: Dijital Çağın Sessiz Tehdidi</title>
		<link>https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 11:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Paradigma: Yapay Zekâ Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin çürümesi]]></category>
		<category><![CDATA[brainrot]]></category>
		<category><![CDATA[FairOfMissingOut]]></category>
		<category><![CDATA[Instagram]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tiktok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=3412</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Nihal Akbudak İllüstrasyon: Nihal Akbudak   Tarihin köklü üniversitelerinden biri olan Oxford Üniversitesi her yılın sonunda; o yıl en çok kullanılan kelimeleri, halka açık bir şekilde oylayarak yılın kelimesini seçiyor. 2024 yılında da 37 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen oylamada yılın kelimesi olarak beyin çürümesi anlamına gelen “brain rot” seçildi. Peki nedir bu brain rot?  Dijital  [...]</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/">Brainrot: Dijital Çağın Sessiz Tehdidi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><span style="color: #339966;"><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"><em><span class="Apple-converted-space" style="font-size: 12pt; color: #000000;">-Nihal Akbudak</span></em></span></span></strong><span style="color: #339966;"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3413" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/Rot-Nnn-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></span></h1>
<p>İllüstrasyon: Nihal Akbudak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tarihin köklü üniversitelerinden biri olan Oxford Üniversitesi her yılın sonunda; o yıl en çok kullanılan kelimeleri, halka açık bir şekilde oylayarak yılın kelimesini seçiyor. 2024 yılında da 37 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen oylamada yılın kelimesi olarak beyin çürümesi anlamına gelen “brain rot” seçildi. Peki nedir bu brain rot?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Dijital çağın sessiz tehdidi olarak görülen sosyal medyanın insan üzerindeki olumsuz etkisini tanımlayan bu kavram, hızlı tüketilebilir biçimlerde karşımıza çıkan niteliksiz ve derinlikten yoksun içeriklere sürekli maruz kalınması sonucunda zihinlerimizin adeta çürüdüğünü betimlemek için kullanılıyor. Popüler sosyal mecraların gelir modellerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan sonsuz içerik havuzu kullanıcılarda “bir şey kaçırmamalıyım” duygusu yaratıyor. Bu duygu bizleri sürekli olarak içerik akışında tutuyor. Aynı zamanda uygulamaların attığı bildirimler, bizde merak duygusu uyandırmayı amaçlıyor. Bir şey kaçırmamak için akışta kalıyoruz ama gerçek hayatın akışını kaçırıyoruz. Bu duygu durumu da tüketim çılgınlığının zihinleri bir nevi kuşatmasına zemin hazırlıyor. Zihinlerimiz tüketmeye devam ettikçe bulanıklaşıyor, odaklanma becerilerimiz de gitgide köreliyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Sosyal mecralarda, içerik üreticilerinin yayımladığı deneyim aktaran kısa anlatılar, günden güne daha popüler hale geliyor. Bu tür içerikler izleyiciyi herhangi bir düşünceye yönlendirmektense haz odaklı kesitler sunarak izleyici pasif alıcı olarak konumlandırıyor. Zihinsel bulanıklığa sebep olan en büyük etkenlerden bir diğeri de platform çeşitliliğinin her geçen gün artması ve sosyal mecralara erişimin, insan sağlığına zarar verici boyutta olmasına karşın herhangi bir regülasyondan uzak olması durumu. Dijital platformlara erişimin sınırsızlığı kullanıcı sayısının artmasına sebep olurken “brain rot”un etki alanını genişletiyor ve gün geçtikçe toplumsal olarak daha yıkıcı ve çığ gibi büyüyen bir sorun haline geliyor.</p>
<p>Sosyal medya bağımlılığıysa küresel ölçekte daha ciddi bir probleme dönüşüyor. Etkilerini sosyal mecraları kullanan milyonlarca insan hissederken birçok bilimsel çalışmanın da gösterdiği üzere sosyal mecralar depresyon riskini daha fazla arttırıyor. Ayrıca Michigan Üniversitesi’nin 2023 yılında yaptığı <i>Victims of Social Media’s</i> adlı araştırmasına göre Z kuşağının yaklaşık olarak yüzde 70’inin Instagram ve TikTok gibi sosyal medya platformlarına bağımlı olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Bu durumun temel sebeplerinden biri de platformlarının ticari kaygıları. Çünkü mecraların gelir modeli kullanıcı verilerinin kullanımına dayanıyor. Bu yüzden kullanıcıların aktif katılımına muhtaç bir durumda. Bu yüzden mecralar kullanıcıları aktif tutmak için sürekli olarak güncelleme yayınlıyor ve birbirlerinden besleniyor. Bunun en güncel örneklerinden biri yakın zamanda Instagram’ın TikTok tarafından geliştirilen içerik biçimini Reels adıyla kendi mecrasına entegre etmesi.</p>
<p>Hızlı ve sürekli bilgi akışına maruz kalırken, adeta “her an, her yerde ve her zaman diliminde olmak” mümkünmüş gibi hissettiren sosyal mecralar 24 saatlik zaman akışını kısa zaman dilimlerine sıkıştırarak zaman-mekân sıkışmasına sebep oluyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Parfümün icadından, Amazon’un balta girmemiş ormanlarına kadar farklı zaman dilimlerini ve farklı mekânları sadece birkaç saniye içerisinde arka arkaya karşımıza çıkararak, zihinsel çürümeden beslenen bir illüzyon yaratıyor. Bu durumsa algılama biçimimizi dönüştürüp gerçek hayattan kopmamıza neden oluyor.</p>
<p>2024 yılının ekim ayında <i>We Are Social</i>’ın yaptığı araştırmalara göre 5.22 milyar sosyal medya hesabı mevcut. Bu oran dünya nüfusunun yüzde 63,8’ini karşılıyor. Ortalama ekran süresi ise</p>
<p>12 saat 19 dakikayı buluyor. Ayrıca yapılan bu araştırma verileri sadece 18 yaş ve üzerindeki sosyal medya kullanıcılarını kapsıyor.</p>
<p>Türkiye’ de ise bu süre 2 saat 54 dakikaya kadar çıkıyor. İstatistiklerin de gösterdiği üzere, sosyal medya mecraları gün geçtikçe daha fazla zamanımızı alarak tüketim alışkanlıklarımızı hızlandırıyor. Sosyal mecralar; insanların ortak kanaatlerini oluşturuyor, yaptıkları bilinçli ya da bilinçsiz çıkarımları belirliyor hatta neyi önemli bulup, nasıl davranmaları gerektiğini etkileyerek bizleri yönetiyor.</p>
<p>Bunun güncel örneklerinden biri de 2016 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçiminde Donald Trump’ın Facebook aracılığıyla seçimi manipüle ettiği iddialarıydı. Bu araçlar bizleri kuşatıyor, içine çekiyor hatta veri erişim tercihlerini suistimal ederek pazarlama faaliyetleri için strateji geliştiriyor. Nitekim bu mecraların varoluşu için en temel gereksinimler de bunlar. Gün geçtikçe fiziksel olarak çürümesek bile farkına varmadan maruz kaldığımız sosyal medya içerikleri yüzünden zihinsel olarak çürüyoruz. Bu yüzden bu yıla “Brain Rot” kavramı damga vuruyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3414 aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-scaled.png" alt="" width="2560" height="2560" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-66x66.png 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-150x150.png 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-200x200.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-300x300.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-400x400.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-600x600.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-768x768.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-800x800.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-1024x1024.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-1200x1200.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-1536x1536.png 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2025/06/OFOOFFFF-scaled.png 2560w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><br />
İllüstrasyon: Nihal Akbudak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>“Brain Rot’un Karakteristiği”</i></b></p>
<p>ChatGPT’ye soruyoruz, eğer “Brain Rot” kavramı bir insan olsaydı, nasıl biri olurdu, neye benzerdi?</p>
<p>“Bu kişiye üzülürdüm, çünkü bu kişi; modern dünyanın temposuna ve dijital akışına yenilmiş, sürekli tükenen bir enerjiyle yaşıyor gibi olurdu. Derinlemesine düşünmekten uzak, sürekli bir şeyler tüketen ama hiçbir zaman gerçekten tatmin olmayan bir halde olurdu. Kendini bulmaya çalışıyor gibi görünse de aslında her geçen gün daha da kaybolurdu.</p>
<p>Aynı zamanda biraz endişelenirdim. Çünkü bu kişi, çevresindeki insanlara da aynı yorgunluğu ve dikkatsizliği bulaştırma potansiyeline sahip olurdu. Bu kişi hem kendi hayatından hem de çevresindekilerden bir şeyler çalıyormuş gibi hissederdim.</p>
<p>Ama belki de en çok şunu merak ederdim: Bu kişi gerçekten durup, bir nefes almayı ve kendi zihin sessizliğini dinlemeyi deneyebilir mi? Brain rot, biraz cesaretle o boşluğu doldurabilir mi? Yoksa bu tüketim döngüsü onun sonsuza kadar sürecek yaşam tarzı mı olurdu? Hem trajik hem de düşündürücü olurdu bu insanı izlemek.”</p>
<p>Metin Yazarının Ağzından; Yer yer eleştirdiğimiz teknolojinin, bizi eleştirmesine alan açmanın ironik olduğunu farkındayım. Nihayetinde kendi geliştirdiğimiz bir teknoloji tarafından küçümseniyor sayılırız.</p>
<p>Yapay zekânın bize sorduğu soruları ben de şimdi size soruyorum. Bu tüketim döngüsü hayatımızın sonuna dek bizleri sahte mutluluklara kuşatacak, beynimizi çürütmeye devam edecek mi?</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/">Brainrot: Dijital Çağın Sessiz Tehdidi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/brainrot-dijital-cagin-sessiz-tehdidi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
