<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı - Context Dergi</title>
	<atom:link href="https://contextdergi.com/icerik/medyanin-sairi-halit-kivanc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://contextdergi.com/icerik/medyanin-sairi-halit-kivanc/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 13:09:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>
	<item>
		<title>Keçeli Kalemden Yapay Zekâya: Anlatının Araçları</title>
		<link>https://contextdergi.com/keceli-kalemden-yapay-zekaya-anlatinin-araclari/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/keceli-kalemden-yapay-zekaya-anlatinin-araclari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jan 2024 09:10:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[1. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2167</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleneksel yöntemlerle haber peşinde koşarken “kapı-kapı” dolaşmak her zaman değerlidir. Ancak günümüzde, güncel bilgiyi ararken ve habere dönüştürülebilecek bilginin peşinde koşarken tek seçeneğimiz bu olmayabilir.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/keceli-kalemden-yapay-zekaya-anlatinin-araclari/">Keçeli Kalemden Yapay Zekâya: Anlatının Araçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Sedat Erol </em></strong></p>
<div class="page" title="Page 46">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Geleneksel yöntemlerle haber peşinde koşarken “kapı-kapı” dolaşmak her zaman değerlidir. Ancak günümüzde, güncel bilgiyi ararken ve habere dönüştürülebilecek bilginin peşinde koşarken tek seçeneğimiz bu olmayabilir.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 46">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Context Dergi’nin ilk kapak dosyasını radyo ve televizyon haberciliğinin duayeni, hikâye anlatımının üstadı olarak tanıdığımız Halit Kıvanç’a ayırdık. Yazarlık, editörlük, sunuculuk, spikerlik, çevirmenlik, anlatıcılık, radyoculuk ve gazetecilik gibi birçok alanda uzmanlığa sahip Halit Kıvanç’ı; onunla birlikte çalışanlardan dinlerken en sık duyduğumuz, hikâyeyi aktarmadan önce tekrarladığı rutinleri üzerineydi. Kıvanç’ın çalışma arkadaşları, onun hazırlık sürecinde detaylıca toparladığı notları, titiz yaklaşımını ve çalışkanlığını bizlere anlatıyordu.</p>
<p>Halit Kıvanç’ı bu sıfatlarla tanıtan ve çalışma rutinini tarif eden Mert Aydın, dergiye yaptığımız röportaj sırasında İlker Yasin ve Halit Kıvanç arasında geçen “keçeli kalem” anısını aktarmıştı. İlker Yasin’in dünya kupası canlı yayın anlatımı öncesi hazırlık notlarını keçeli kalem ile aldığını gören Halit Kıvanç, onu uyararak keçeli kalem ile not almamasını söylemiş. İlker Yasin ise onu dinlememeyi tercih etmiş. Fakat yağmur yağınca tüm notlarını kaybeden İlker Yasin, Kıvanç’ı dinlemediğine pişman olduğunu aktarmış.</p>
<p>Halit Kıvanç’ın araçlar üzerine detaycılığı benim de ilgimi çekmişti. Ercan Taner ise; Halit Kıvanç’ın dünya kupası zamanlarında takımların kamplarını dolaşarak, yabancı kaynaklarla birebir iletişim kurup Türkiye’de kimsenin ulaşamadığı bilgilere sahip oluşuna değiniyordu. Bunu duyduğum zaman aklıma Amerikan gazeteciliğinin geleneksel bilgi toplama metodu “shoe-leather-reporting” geldi. Bu tarif habercilerin kapı kapı dolaşırken deri ayakkabılarından gelen seslerden türemişti.</p>
</div>
<div class="column">
<p>Geleneksel yöntemlerle haber peşinde koşarken “kapı-kapı” dolaşmak her zaman değerlidir. Ancak günümüzde, güncel bilgiyi ararken ve habere dönüştürülebilecek bilginin peşinde koşarken tek seçeneğimiz bu olmayabilir. Hatta notlarımızı alırken hangi kalemi kullanacağımıza dair deneyimle edinilmiş bilgiye de ihtiyacımız olmayabilir. Fakat bilgiye nerelerden erişebileceğimize ve hangi araçlara başvuracağımıza dair bilgiye ayrıca bu süreçte Halit Kıvanç’ta olduğu gibi tutkuya, hazırlığa ve titizliğe ihtiyacımız var. Günümüzün anlatı oluşturma sürecinde işe yarayabilecek araçları ve sosyal ağlardaki gelişmeleri aktardığım, bloğumda yer alan içeriklerden derlediğim kısa notlarımı paylaşmadan önce Halit Kıvanç’ın anılarını da tekrar hatırlatmak istedim.</p>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-2653 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--300x283.png" alt="" width="332" height="313" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--200x189.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--300x283.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--400x377.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--600x566.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--768x725.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--800x755.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--1024x966.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--1200x1132.png 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Gazeteciler-icin-Kodlama-Programlama-ve-Grafik-Olusturma--1536x1449.png 1536w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" />Gazeteciler için Kodlama, Programlama ve Grafik Oluşturma</h4>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Başlangıçta da değindiğim gibi, günümüzde haber anlatılarında akışı zenginleştirmek ve anlatıyı güçlendirmek için; sosyal ağlardan veri çekmek, verileri düzenlemek ve onları görselleştirmek gibi yöntemlere sıklıkla başvurulmaktadır. Bu konuda, R Programlama Dili ve Python yaygın olarak kullanılan iki programlama dilidir. Fakat uygulamada aralarında çeşitli farklar da bulunmaktadır. Paylaştığımız linkin yönlendirdiği yazıda, her iki dilin kütüphaneleri karşılaştırarak değerlendiriliyor.</p>
<div class="video-shortcode">
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="SFzpKgdygB"><p><a href="https://www.r-bloggers.com/2022/10/team-collaboration-in-r-and-python-made-easy/">Team Collaboration in R and Python Made Easy</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Team Collaboration in R and Python Made Easy&#8221; &#8212; R-bloggers" src="https://www.r-bloggers.com/2022/10/team-collaboration-in-r-and-python-made-easy/embed/#?secret=SFzpKgdygB" data-secret="SFzpKgdygB" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></div>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Seçim sonuçlarının aktarımında dinamik, etkileşimli veri görselleştirme çalışmalarına sıklıkla başvuruluyor. Reuters ve Bloomberg gibi köklü haber kuruluşları, grafik arayüzleri ve seçimin görsel anlatıları için kodlama sürecini kısaltması ve kolaylaştırması ile ön plana çıkan Svelte’yi kullanıyor. Svelte’nin kullanım yöntemine dair başlangıç videosunu link aracılığıyla paylaşıyorum</p>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>R Programlama Dilinde genellikle API aracılığıyla sosyal ağlardan veri çekmenin yöntemlerine dair yol haritaları içeren yazıları paylaşıyordum. Elbette API kullanmadan da R üzerinde “rvest kütüphanesiyle, web sitelerinden kolaylıkla metin verileri edinilebilir. Veri kazıma olarak adlandırılan bu işlemi gerçekleştirmek için yol gösterilebilecek yazıyı ekliyorum.</p>
<p>https://statsandr.com/blog/web-scraping-in-r/</p>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Dinamik ve etkileşimli veri görsellerini, kodlama yapmadan en basit yoluyla hazırlamak için başvurulabilecek araçların başında -geçtiğimiz yıl Canva bünyesine geçen- Flourish geliyor. Flourish aracılığıyla hazırlanan çalışmalar, aracın kullanımıyla neler yapılabileceğine dair fikir veriyor. İlgili çalışmaların yer aldığı içeriği incelemek için linke başvurabilirsiniz.</p>
<p>https://flourish.studio/blog/animated-charts/?utm_medium=email&#038;utm_source=newsletter&#038;utm_campaign=newsletter_45</p>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Telegram ve Gazetecilik</h4>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class=" wp-image-2657 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-277x300.png" alt="" width="185" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-200x216.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-277x300.png 277w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-400x433.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-600x649.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-768x831.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-800x866.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon-946x1024.png 946w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/telegram-icon.png 958w" sizes="(max-width: 185px) 100vw, 185px" />Telegram uygulaması gazeteciler için önemli bir araca dönüşüyor. Bu bağlamda uygulamanın kullanımına dair bir söyleşi ve işe yarayabilecek içeriklerin yer aldığı yazıyı ekliyorum.</p>
<p>https://mediamanipulation.org/research/telegram-101-journalists?utm_source=substack&#038;utm_medium=email</p>
<h4>Kısa Videoların Yükselişi</h4>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Sosyal ağlarda milyonlarca kullanıcı tarafından kolaylıkla oluşturulması ve paylaşılmasıyla yaygınlaşan ve artık adını çekinmeden koyabileceğimiz video çağına geri dönülmez bir biçimde girdiğimizi söyleyebiliriz. YouTube ile dev bir adım atılan süreç, TikTok ile birlikte zirveye ulaştı ve diğer sosyal medya platformları da video ile zaman akışlarını öne çıkarıyor. Peki, bu videoları nasıl işleyebilir ya da nasıl analiz edebilir, araştırmaya ve anlatıya dönüştürebiliriz? Elimizdeki araç ve tekniklerin kapasitesi ve yapay zekânın sürece desteği üzerine düşünce egzersizi başlatabilecek yazıyı incelemek için linke bakabilirsiniz.</p>
<p>https://www.theatlantic.com/technology/archive/2022/11/tiktok-instagram-video-feeds-ai-algorithm/672002/?utm_source=feed&#038;utm_medium=email</p>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Video çağını vurgulamışken kısa video platformu TikTok’un, özellikle Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmalarda da deneyimlendiği üzere savaş haberciliğinde bir araç olarak önem kazandığına dikkat çekmeliyim. Bu sebeple TikTok’ta araştırma yapmak ve aynı zamanda TikTok’ta yapılan paylaşımları da analiz etmek için yol gösterebilecek içerikleri vurgulamak istedim.</p>
<p>https://www.adweek.com/media/tiktok-reveals-plans-for-more-accountability-and-transparency-initiatives/</p>
<div class="page" title="Page 47">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>TikTok, araştırma API’si erken sürümünün denemeye hazır olduğunu duyurdu. Bu girişim öncesi TikTok’ta araştırma yapabilmek ve proje yürütebilmek için kullanıcı verilerine kolaylıkla erişmenin bir yolu yoktu. Uygulama Programlama Arayüzü (API); TikTok’ta yer alan içerikler ile ilgili halka açık ve anonimleştirilmiş verilerin, araştırmacının kullandığı programa entegrasyonuna olanak sağlıyor. Böylelikle yanlış bilgi, nefret ve şiddet gibi başlıca sorunlar bununla birlikte kitlelerin davranışları, ilgi gören akım ve müzikler araştırmacılar tarafından nispeten daha kısa sürelerde ve derinlemesine analiz edilebiliyor. Bu içerikleri araştırmaya ve anlatıya dönüştürmek için ilgili gelişmeyi ekliyorum.</p>
<p>https://www.adweek.com/media/tiktok-reveals-plans-for-more-accountability-and-transparency-initiatives/</p>
<div class="page" title="Page 48">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Deepfake Teknolojisinde Dikkate Değer Gelişme</h4>
<div class="page" title="Page 48">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="wp-image-2658 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme-300x210.jpg" alt="" width="366" height="256" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme-200x140.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme-300x210.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme-400x279.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme-600x419.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme-768x537.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme-800x559.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Deepfake-Teknolojisinde-Dikkate-Deger-Gelisme.jpg 856w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" />Deepfake, dijital ortamlarda bir kişinin yüz yapısı ve ifadelerini başka bir kişiyle değiştirmek için kullanılan yapay zekâya dayalı yöntemi anlatmak için kullanılıyor. Obama için oluşturulan deepfake içeriğiyle konuşulmaya başlanan teknoloji, gerçekçiliği ile seçim manipülasyonlarından türlü sahtekârlıklara, yanlış bilgilerle meydana gelebilecek kaoslara kadar geleceğe dair karanlık senaryolar çizilmesinin önünü açmıştı. Yeni oluşturulan FactChecker platformu bu endişelerin dinmesini sağlayabilir: Intel şirketinin ve projenin başında yer alan İlke Demir’in öncülüğünde kurulan FactChecker platformu, deepfake içeriklerini %96 doğruluk oranıyla tespit edebilen dedektör oluşturdu. FakeCatcher, yayılan video içeriğin piksellerindeki ayrıntılara odaklanarak bir videonun gerçek mi yoksa sahte mi olduğunu tespit edebiliyor. Bu tip araçları incelemek, gazeteci ve araştırmacılar için yararlı olacaktır.</p>
<p>https://www.intel.com/content/www/us/en/newsroom/news/intel-introduces-real-time-deepfake-detector.html#gs.o16s2w</p>
</div>
</div>
</div>
<h4>Yapay Zekâ Gündemi ve Haber Üretim Sürecine Katkıları</h4>
<div class="page" title="Page 48">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Geçtiğimiz yılın sonundan itibaren en çok konuşulan araçlardan biri yapay zekâ destekli sohbet botu ChatGPT oldu. ChatGPT’nin en etkileyici özelliklerinden biri, yazılım ve programlama dilleri ile ilgili karmaşık olmayan kodlama süreçlerini anlayarak işlem aşamasının tamamlanmasını sağlayacak kodları aktarmasıydı. ChatGPT’nin hızı ve yeteneği, başlangıç seviyesindeki geliştirici ve araştırmacılar için belli ki çok faydalı olacak ve ayrıca araştırma süreci tamamlanıp benzeri botların sık kullanılmasıyla bu kişilerin, Stack Overflow gibi bloglarda geçirdiği süreleri kısaltmasına da yol açacak. ChatGPT’nin makine öğrenmesi, algoritma ve veri bilimi gibi alanlarda uzmanlaşan kişilere nasıl yardımcı olabileceğine dair yol gösterebilecek yazıyı bu seriye ekliyorum.</p>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 48">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>https://mashable.com/article/cnet-pauses-ai-bot</p>
<p>Büyük dil modellerine dayalı gündem devam ederken aynı zamanda bu modelleri temel alarak geliştirilen araçlarla da karşılaşma sıklığımız artıyor. Geçtiğimiz Nisan ayında yayına alınan Elicit’i yakın zamanda inceleme fırsatı buldum. ChatGPT’nin özellikle sorun yaşadığı, ürettiği yanıtların kaynağını paylaşma konusunda Elicit oldukça aşama kaydetmiş görünüyor. Ayrıca çalışmayı düşündüğünüz alanla ilgili araştırma sorularının, daha önce ele alınıp alınmadığını tespit etme sürecine de katkı sağlayabilir.</p>
</div>
<p>https://elicit.com/?redirected=true</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 48">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>ChatGPT’nin R Dilinde özellikle basit sorgular ve kodlamalarda faydalı olabileceğine değinmiştim. GPTStudio kütüphanesini eğer R Studio’ya eklerseniz çeviri, kod yorumları ve basit kodlama süreçlerini tek ekrandan sürdürebilirsiniz. Bir diğer yöntem ise API aracılığıyla iki uygulama arasında köprü oluşturmak.</p>
</div>
<p>ChatGPT medya araştırmacılarına nasıl katkı verebilir? Kısa bir özetle ChatGPT; çıktıları sınıflandırma ve kategorize etme konusunda, mevzuata dayalı bilgiye kolay erişimde, yeni bilgileri ortaya çıkarma potansiyeli ile ve ayrıca literatür taramalarında analiz sürecini hızlandırarak katkı verebilir. Bu öneriler karekod aracılığıyla paylaştığım yazıda yer alıyor.</p>
<div class="video-shortcode">
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="P3CNuFMpBX"><p><a href="https://nordmedianetwork.org/latest/news/will-chatgpt-also-revolutionise-media-research/">Will ChatGPT also Revolutionise Media Research?</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Will ChatGPT also Revolutionise Media Research?&#8221; &#8212; NordMedia Network" src="https://nordmedianetwork.org/latest/news/will-chatgpt-also-revolutionise-media-research/embed/#?secret=VNYwqP0tak#?secret=P3CNuFMpBX" data-secret="P3CNuFMpBX" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 48">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Teknoloji odaklı haberler yayımlayan CNET, kendi oluşturduğu yapay zekâ destekli botu aracılığıyla haberler yayımlamaya başlamıştı. Bu bot aracılığıyla SEO içerikler üreterek gelir yaratmayı planlayan CNET, içeriklerinde yer alan hatalar ve intihaller ile birlikte büyük tepki topladı. Haberlerine önce düzeltme yapan platform, tepkiler dinmeyince planlarına ara verdiğini açıkladı. Bu araçların haber odasında nasıl yer bulduğuna dair bu gelişmeyi incelemek için ilgili yazıyı inceleyebilirsiniz.</p>
<p>https://mashable.com/article/cnet-pauses-ai-bot</p>
<h4>Çevrimiçi, Yüksek Etkileşimli ve Dinamik Haberler</h4>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Guardian’da yer alan ve slot makinelerinin bağımlılık yapan doğasına odaklanan haber, son zamanlarda örnekleriyle karşılaştığımız web altyapısının tüm imkânlarını kullanan unsurlara sahip. Oyunlaştırılarak aktarılan haberde, kazanma olasılıkları dinamik grafikler ve yüksek etkileşimli oyunlarla destekleniyor ve ayrıca oyuncuların makinelerde geçirdiği süreyi uzatmak için onların psikolojilerini etkileyen etmenler uzmanlar tarafından açıklanıyor. Günümüz anlatılarını kavramak adına önemli bir okuma/deneyim olabilir.</p>
<p>https://www.theguardian.com/australia-news/datablog/ng-interactive/2017/sep/28/hooked-how-pokies-are-designed-to-be-addictive?utm_source=dlvr.it&#038;utm_medium=twitter</p>
</div>
<h4>Deprem Felaketinde Veri Gazeteciliği ve Veri Odaklı Çalışmaların Önemi</h4>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Uluslararası basında afet bölgesinde yaşanan yıkımın boyutlarını aktarmak için Maxar, Planet Labs ve Google Maps’in uydu verilerine, deprem öncesi ve sonrası karşılaştırmalı olarak paylaşılmak üzere sıklıkla başvuruldu. Bu örnekleri incelemek için ilgili habere linkle ulaşabilirsiniz.</p>
<p>https://www.nytimes.com/live/2023/02/07/world/turkey-syria-earthquake?</p>
</div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Depremin hemen ardından ilk saatlerde uluslararası gazetelerde, depremin merkezini ve etki alanını vurgulayan basit harita görselleştirme çalışmaları yer aldı.</p>
<p>https://blog.datawrapper.de/data-vis-dispatch-february-7-2023/</p>
</div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bu çalışmaların, Datawrapper aracılığıyla nasıl gerçekleştirileceğini görmek için linke eklediğim tweet serisini de incelemek faydalı olacaktır.</p>
<div class="video-shortcode">
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="550" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Harita 101 &#8211; Deprem haritası nasıl hazırlanır?<br />Bu tweet serisinde, ücretsiz bir servis (<a href="https://twitter.com/Datawrapper?ref_src=twsrc%5Etfw">@Datawrapper</a>) ile hızlıca deprem haritası oluşturuyoruz. Deprem ile ilgili bilgileri Kandilli Rasathanesi&#39;nde (<a href="https://twitter.com/Kandilli_info?ref_src=twsrc%5Etfw">@Kandilli_info</a>) bulmak mümkün. <a href="https://t.co/NtsxO1wSl8">pic.twitter.com/NtsxO1wSl8</a></p>
<p>&mdash; Mesut Ersöz (@mesutersoz) <a href="https://twitter.com/mesutersoz/status/1507650728474595334?ref_src=twsrc%5Etfw">March 26, 2022</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>The Wall Street Journal’da yayımlanan haberde; bölgeye erişimde yararlı olabilecek, hasarlı veya açık ulaşım yöntemlerine dair bilgi veren harita görselleştirme çalışmaları aktarıldı. Ayrıca, neredeyse hepimizin artık temel jeoloji kavramlarına aşina olmasının önünü açan teknik bilgiler, basit görseller ile okuyucularla paylaşıldı. Bu görselleştirmeler tektonik hareketlilik yönüne, zemin sıvılaşmasının nedenlerine, majör depremlerde derinlik faktörlerine odaklandı. Bu veri gazeteciliği tekniğini incelemek için ilgili haberi ekliyorum.</p>
<p>https://www.wsj.com/articles/earthquakes-in-turkey-and-syria-a-guide-in-maps-and-graphics-11675710154?mod=e2twg</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2661 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-300x177.jpg" alt="" width="300" height="177" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-200x118.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-300x177.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-400x236.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-600x354.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-768x453.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-800x472.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-1024x604.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist-1200x708.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/economist.jpg 1419w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>The Economist’in Ollie Ballinger imzalı bir haberine ve Ballinger’ın oluşturduğu hasar haritasına da değinmek istiyorum. Haberde, deprem bölgesinde hasar gören yapıların durumu metrekare fiyatları üzerinden karşılaştırılarak, gelir durumu düşük olan bölgelerde yaşanan hasarın daha büyük olduğu tespit edildi. Ayrıca paylaşılan hasar haritasında da bölge bölge yıkımın boyutları aktarıldı.</p>
<p>https://www.economist.com/graphic-detail/2023/02/16/poor-areas-suffered-35-times-more-damage-in-turkeys-earthquake?fsrc=core-app-economist</p>
</div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2662 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/fFinancial-Times1-300x244.png" alt="" width="300" height="244" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/fFinancial-Times1-200x163.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/fFinancial-Times1-300x244.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/fFinancial-Times1-400x326.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/fFinancial-Times1-600x489.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/fFinancial-Times1.png 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Depremin ardından çok geçmeden Financial Times’ta da sarsıntının merkezini, etki alanını, bölgenin deprem geçmişini, fay davranışını açıklayıcı görseller paylaşıldı. FT’ın haritasında etkilenen bölgenin büyüklüğünün anlaşılması için ölçü amacıyla Belçika haritasının kullanılmasına da dikkat çekmek istiyorum. Uluslararası kamuoyu açısından bu tip bilgilendirme ipuçlarına başvurulabiliyor.</p>
<p>https://www.ft.com/content/337edef6-05c9-498c-a3f0-13776082f218</p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 49">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Benzer notların derlendiği paylaşımlara göz atmak isterseniz abone olabileceğiniz haber bülteni için ilgili linke bakabilirsiniz:</strong> https://sdterol.substack.com/</p>
<p><em>Görseller: Midjourney, Freepik, GIJN, Wall Street Journal, Economist, Financial Times</em></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/keceli-kalemden-yapay-zekaya-anlatinin-araclari/">Keçeli Kalemden Yapay Zekâya: Anlatının Araçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/keceli-kalemden-yapay-zekaya-anlatinin-araclari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebru Hekimoğlu: Televizyonun İçine Girmek Çocukluk Hayalimdi</title>
		<link>https://contextdergi.com/ebru-hekimoglu-televizyonun-icine-girmek-cocukluk-hayalimdi/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/ebru-hekimoglu-televizyonun-icine-girmek-cocukluk-hayalimdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jan 2024 09:30:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[ebru hekimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[spiker]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2475</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kariyer hayatına TRT’de başlamış, ardından bazı özel kanallarda devam etmiş, televizyonun bilinen simalarından, başarılı spiker Ebru Hekimoğlu ile kariyer yaşamı, televizyon dünyası ve mesleğin inceliklerini konuştuk.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/ebru-hekimoglu-televizyonun-icine-girmek-cocukluk-hayalimdi/">Ebru Hekimoğlu: Televizyonun İçine Girmek Çocukluk Hayalimdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 96">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Tuana Serra Dinçer</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Kariyer hayatına TRT’de başlamış, ardından bazı özel kanallarda devam etmiş, televizyonun bilinen simalarından, başarılı spiker Ebru Hekimoğlu ile kariyer yaşamı, televizyon dünyası ve mesleğin inceliklerini konuştuk.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 96">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Akademik eğitiminiz müzik üzerine olmasına rağmen medya sektörüne girmeye nasıl karar verdiniz? Eğitim hayatınızdan önce bu yönelim aklınızda var mıydı?</strong></p>
<p>Müzik de medya sektörü de aklımda vardı aslında. Dokuz yaşından beri piyano dersleri alıyorum ve müzik hayatımın vazgeçilmezlerinden biri. Ortaokul zamanlarında bir Türkçe öğretmenim hayatımı tamamen değiştirdi diyebilirim. Aynı dili konuşuyorduk ama o çok farklı konuşuyordu. Dile ve diksiyona merakım aslında onunla başladı. Ben göçmen bir annenin ve Karadenizli bir babanın kızıyım. İçinde büyüdüğüm kültür bu anlamda biraz kozmopolit olarak değerlendirilebilir. Babam çok coşkulu konuşan, hızlı düşünen bir adamdı. Annemde de göçmenlikten kaynaklanan Ege şivesi vardı. Dolayısıyla o köklerden gelen, mübadele yıllarında da kullanılan kelimeler<br />
aile sohbetlerimizde yer alırdı. Bu sebeple kulağım biraz kirliydi. Fakat dediğim gibi ortaokulda o Türkçe öğretmenimin konuştuğu dille, kendi kullandığım dil arasındaki farkı idrak etmem çok etkili oldu.</p>
<p>Öte yandan içine kapanık bir çocuktum. Annem ve babam bendeki bu eksikliği görüp tiyatro eğitimine başlattılar. Böylelikle tedirginliği atıp özgüven kazandım. Tiyatroda diksiyon eğitimi almaya başladım. Üniversite eğitimimde ise piyano çalıyor olmam etkili oldu. Düşüncem bir müzik bölümüne girip üniversitede kariyerime devam etmekti. 1989 yılında TRT bir sınav açtı, annemin teşvikiyle sınava girdim. Gerçekleşeceğini hiç düşünmemiştim ama sınavı kazandım. Bu arada Marmara Üniversitesi’nde de müzik bölümünü kazanmıştım. Üniversitedeyken hem çalıştım hem de okudum. O dönem TRT’de program departmanında çalıştım. Yıllar sonra ilk programımı yaptıktan sonra şunu hatırladım: Tüm bunlar olmadan önce televizyonda olma hayalimi bilen anneannem “sonunda o çok arzu ettiğin kutunun içine girdin, hayırlı olsun” dedi.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Peki sonraki süreçte TRT’den ayrılıp özel kanallara geçme sebebiniz nedir?</strong></p>
<p>O yılların TRT’si benim için büyük bir okuldu. TRT’de yetişmiş bir eleman olduğum için kendimi çok şanslı hissederdim. Nasıl geçtiğim konusuna gelince, o dönem Kanal D’den bir programcı beni aradı, şöyle bir programımız var ve sizin yapmanızı istiyoruz dedi. Artık üniversitenin son sınıfındaydım ve profesyonel hayata dahil olmam gerektiğini düşündüğüm için o teklifi değerlendirmek istedim. Özel televizyonlara geçişim bu şekilde oldu. Kanal D meslek hayatımda benim için önemli bir basamaktır. Ben haberlerin yoğun olarak akşamları takip edildiği bir dönemin çocuğuyum. O dönemin haber spikerleri benim için idoldü. Kanal D macerası haberciliğe geçişimde önemli bir basamak oldu. Tesadüfen kariyerimin yönü değişti. Spiker bir arkadaşımın sesi kısılmıştı, ben de o gün işim olmamasına rağmen kanaldaydım. Bana “Ebru haydi öğle haberini sen sun” dediler. Böylelikle program departmanından haber departmanına geçmiş oldum.</p>
<div class="page" title="Page 96">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“İnsanlığıma ve kendime yabancılaştığım anlar oldu”</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 96">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Sizi zorlayan durumlar olmuştur herhalde&#8230;?</strong></p>
<p>Yayıncılık başlı başına zor bir iş. Ama en zorlandığım anlar 1999 Gölcük depreminde olmuştu. Annem Çanakkale’de büyümüş bir çocuk ve deprem onun çocukluğunun bir parçasıydı. Ben de deprem hikâyeleriyle büyüdüm. Hiç şahit olmadığım bir durumdu. 1999’da ilk kez tecrübe etmiştim, ilk şoku atlattıktan sonra o yıllarda çalıştığım BRT kanalına gittim. Olağanüstü bir olaydı, tüm haber merkezi toparlanmaya başlamış, yayına geçmiştik. Depremden sonraki beş gün boyunca eve gitmeden durmaksızın çalıştık. 24 saat deprem yayınına geçtik. Kendime yabancılaştığım, mesleğe yabancılaştığım bir zaman dilimiydi. Hayatını kaybedenlerin sayısını verirken dahi çok kötü hissettiğimi hatırlıyorum. Binlerce insanın hikâyesi sayılardan ibaret bir şekilde veriliyordu.</p>
<p>Diğer yandan da soğukkanlı olmak, insani duygulardan belli bir oranda ayrı durmak durumundasın. Halbuki o insanların hayatında neler değişti, ne fırtınalar koptu. Bu tip olaylardan sonra konuştuğunuz kişiye “Ne hissediyorsunuz, neler söyleyeceksiniz?” gibi şeyler sormak çok ağır. Bunun gibi hissettiğim bir başka durum ise çocuk istismarlarıyla ilgili. Son yıllarda çokça karşılaşıyoruz. Biz neden böylesine psikolojisi bozuk bir toplum haline geldik diye sorguluyorum kendimi. Hep mi böyleydik yoksa son zamanlarda mı böyle olduk, bilmiyorum. Evet iş dışarıdan bakıldığında çok keyifli görünüyor ama asıl zor olan, bu insani duyguların zorlandığı anları yönetebilmek oluyor.</p>
<div class="page" title="Page 97">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Son dönemde eskiye göre spikerlerde dış görünüş ve haber sunma tekniklerinin farklılaştığını görüyoruz. Özellikle dış görünüşün haberin önüne geçmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Eski bir TRT’li olarak dış görünüşün haberin önüne geçmesinden hoşlanmıyorum. Ama bu süreçte yayıncılık anlayışının da evrildiğini görüyorum. Benim çalıştığım 90’lı yıllarda BBC tarzı, olay odaklı ve haberin yorumsuz bir biçimde anlatıldığı anlayış hakimdi. Yorum yapmadan, haberin önüne geçmeden, haberi tüm yönleriyle izleyiciye aktarmak üzerine bir habercilik tarzı vardı. Sonraki süreçte piyasaya Amerikan tarzı bir yayıncılık hakim oldu ve anchorman dönemi başladı. Anchorman’in görevi sadece haber vermek değil, haber üzerine yorum da yapmaktı. Bu kişileri haber spikeri olarak değerlendiremeyiz. Yorum yaparak anlatabilmek olayı her yönüyle çok iyi değerlendirebilme kabiliyeti de gerektiriyor. Şu an piyasadaki arkadaşlarımı sadece spiker olarak değerlendirebilmem bu sebeple mümkün değil. Gazetecilik vasfıyla birlikte yayıncılığını destekleyen birçok başarılı insan var. Sadece spiker olup metnin içine yorum katan da var. Onların prompterdan bu yorumları okuduğuna şahit oluyoruz. Bu yanlış bir şey. İzleyici bunun samimi olmadığını anlıyor artık. İşin görünme kısmına geldiğimizde minimalist davranmak gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta görsel bir iş televizyonculuk. Ekrana çıkacak spiker elbette bakımlı ve göze hoş görünecek şekilde hazırlanmalı. Ama bunun ötesinde haberin önüne geçecek şekilde abartılı makyaj ve saç tasarımı gibi şeylerin olmaması gerektiğini söyleyebilirim.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 97">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Peki spikerlerin giyim konusunda nelere dikkat etmesi gerekir?</strong></p>
<p>Dediğim gibi bu iş görsel bir iş. Elbette yalnızca formal kıyafetler değil, illa giyilsin demiyorum ancak frapan şeyler de tercih edilebilir. Beni bu tarz rahatsız ediyor mu? Çok rahatsız etmiyor. Rengi sever çünkü ekran. Günümüz yayınlarının yüksek çözünürlüklü olduğunu düşününce göze hitap etme çabasını normal görüyorum. Ben “Az her zaman çoktur” düşüncesine inanıyorum. Bu minimalist yaklaşımı da çağrıştırıyor. Ekran az olanı da çok yapıyor biraz. Renkler olmalı elbette ama çok parlak saten gibi kumaşları ben yakıştırmıyorum.</p>
<div class="page" title="Page 97">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Hem TRT’de hem de özel kanallarda spikerlik yapmış biri olarak aradaki farklılıkları anlatabilir misiniz?</strong></p>
<p>Tabii benim çalıştığım yıllardaki TRT ile şimdiki TRT arasında da fark çok olduğu için o yıllarda yaptığım gözlemlerimi paylaşabilirim. Sonuçta TRT bir devlet kurumu, devlete bağlısınız ve yayın politikası kamuyu yani doğrudan vatandaşı ilgilendiren içeriklerin aktarılmasıyla ilintili. Ama özel kanallarda durum böyle değil. Özel kanalların sahibi olan kişiler genelde iş insanı. Dolayısıyla profesyonel hayatlarında da birtakım dengeleri gözetmek zorundalar. Gözeteni de var, gözetmeyeni de var ama genelde bu ön planda olacak şekilde ayrıştırıyorlar. Şu konuya şu kadar girelim şeklinde yönlendirmelere maruz kalıyorsunuz. Ya da bunu şu açıdan değerlendirelim dedikleri noktada kanal neyi istiyorsa onu yapıyorsunuz.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2476 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-200x267.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-225x300.jpg 225w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-400x533.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-600x800.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-768x1024.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-800x1067.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-1152x1536.jpg 1152w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-1200x1600.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-1536x2048.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_0013.heic-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<div class="page" title="Page 97">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">“Bana cesur ve dürüst davranmadılar”</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 97">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>En son çalıştığınız A Haber’den ayrılma sebebiniz nedir?</strong></p>
<p>A Haber’den ayrılma sebebim esasında bir yorulmuşluk ve tükenmişlikten kaynaklanıyor. ATV’de çalıştığım dönemde çok mutluydum, hiçbir sıkıntı yoktu. Fakat o dönemde ülkenin geçirdiği siyasi krizlerle birlikte birtakım farklılaşmalar oldu. Kanalın el değiştirmesi gibi, çok detaylara girmeyeceğim bu konuda. Ayrılma sebebim aslında bir anlamda bana cesur ve dürüst davranmamış olmaları. ATV’de o dönem yaptığım kahvaltı haberleri programı haziran sonu gibi tatile giriyor, eylül ayı gibi tekrardan başlıyordu. Aradaki süreçte de biz izin yapıyorduk. İzinden döndüğümde kanalın prototipinde yer almasına rağmen o programı bir türlü başlatamadılar. Neden başlayamadığımızı yöneticimize sordum. “Ya işte dur bakalım, bir takım tasarruf planları var” gibi kaçak cevaplar aldım. Bir süre daha bekledik. Tabii bu arada da kanal içinde dedikodular yayılmaya başladı. Kahvaltı haberlerini artık Ebru değil de bir başkası yapacak gibi. Ben de eğer böyle bir durum varsa bir an önce karar verilmesi gerektiğini söyledim. Yine oyalayıp idare etmeye çalıştılar.</p>
<p>Bu sırada açıkçası çok fazla yıprandım. Yavaş yavaş sektörden soğumaya başladığımı fark ettim. Halbuki bana, artık kahvaltı haberlerine yeni bir arkadaşla devam edeceğiz, yeni bir soluk istediklerini söylemiş olsalardı anlayışla karşılardım. “Belki seni A Haber’e alacağız” dediler ama ne yapılacağına dair hiçbir şey paylaşmadılar. Ben de gidip genel müdür yardımcılarından biriyle konuştum. “Ne yapılacaksa yapılsın bir an önce ama ben ayrılmak istiyorum artık” dedim. Ortada verilmiş bir emek vardı. Beni çıkartın ama tazminatımı verin dedim. “Dur bakalım halledeceğiz” dendi. En nihayetinde ATV’den tazminatımı alarak ayrıldım. Ayrılık süreci beni çok kırdı. Benden sonra programı öğrencime teslim ettiğim gibi bir söylem yaydılar. İşin esası bu değildi. Ben tabii ki öğrencime bir yayını emanet etmekten gurur duyarım. Ama durum böyle değildi. Herkes çalıştığı yerden ayrılabilir bu olağan bir durumdur, ancak bir insana tükenmişlik sendromu yaşatacak bir şekilde bunu yapmak doğru bir yaklaşım değil. Bu yaşadıklarım yayıncılık kariyerimi bitirmeme sebep olan en önemli etkendi. Artık bu tip oyunları oynayanları, kaçak dövüşüp dürüst davranmayanları hayatımda görmek istemiyordum.</p>
<p><strong>Son olarak geçtiğimiz aylarda medya için çok önemli bir isim olan Halit Kıvanç’ı kaybettik. Kendisiyle tanışma ya da çalışma fırsatınız olmuş muydu? Halit Kıvanç’ı bir meslektaşınız olarak nasıl anarsınız?</strong></p>
<p>Halit ağabeyle TRT’den tanışırım. Ben mesleğe yeni başladığımda o bir duayendi ve hafta sonu programlar yapardı. Kendisi inanılmaz enerjik bir insandı. Yani o enerjisini hiç kaybetmedi tanıdığım yıllar boyunca. Çok sıcaktı, sevecen biriydi. Yönelttiğin herhangi bir soru asla cevapsız kalmazdı Halit ağabeyde. Gerçekten önemli birini kaybettik. Profesyonel mesleği olmamasına rağmen sunuculuk anlamında ülkenin mihenk taşlarından biriydi.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 97">
<div class="layoutArea">
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/ebru-hekimoglu-televizyonun-icine-girmek-cocukluk-hayalimdi/">Ebru Hekimoğlu: Televizyonun İçine Girmek Çocukluk Hayalimdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/ebru-hekimoglu-televizyonun-icine-girmek-cocukluk-hayalimdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşar Özer: Kaliteli İçerik “Ben Buradayım” Demeye Devam Ediyor</title>
		<link>https://contextdergi.com/yasar-ozer-kaliteli-icerik-ben-buradayim-demeye-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2024 09:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[haber içeriği]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar özer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2470</guid>

					<description><![CDATA[<p>12 yıldır medyada çalışan, Yaşar Özer önemli televizyon kanalları ve gazetelerde hem reklam hem haber içerikleri üretmiş işin hem dijital hem de konvansiyonel tarafında bulunmuş bir gazeteci. Mesleğin dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/yasar-ozer-kaliteli-icerik-ben-buradayim-demeye-devam-ediyor/">Yaşar Özer: Kaliteli İçerik “Ben Buradayım” Demeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 92">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Esra Metin, Cansu Dömen, Sena Yücetepe, Cevahir Beyza Şentürk</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">12 yıldır medyada çalışan, Yaşar Özer önemli televizyon kanalları ve gazetelerde hem reklam hem haber içerikleri üretmiş işin hem dijital hem de konvansiyonel tarafında bulunmuş bir gazeteci. Mesleğin dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 92">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Biraz kendinizden bahseder misiniz? Yaşar Özer kimdir? Dün neler yaptı, bugün neler yapıyor, yarın neler yapacak?</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi gazetecilik bölümü mezunuyum. 12 yıldır medya sektöründe çalışıyorum, gazeteciyim. Üniversitenin birinci sınıfından beri ulusal medyadayım. İlk beş yıl star.com.tr’de gündem ve dış<br />
haber editörlüğü yaptım. Daha sonra iki yıl Deniz Ticareti Dergisi’nin editörü olarak çalıştım. Deniz haberciliği benim için farklı ve güzel bir deneyimdi. Ardından sozcu. com.tr’de çalışmaya başladım. Beş buçuk yıldır Sözcü’de reklam metinleri yazıyorum ek olarak video içerik ve haber üretiyorum. Şu an bir televizyon hazırlığımız var. Bir aksilik olmazsa orada devam edeceğim.</p>
<p><strong>Yazmaya olan ilginiz ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?</strong></p>
<p>Beni mesleğe çeken şey en başta okumayı sevmemdi. Sonrasında yazmayı da sevdim. Süreç içinde gelişip devam etti. Lisedeyken şiir yazarak başladım. Şiirle olan ilişkim uzun soluklu olmasa da kelimeleri seven birine dönüşmemi sağladı. Bir yerden başlıyorsunuz işte. Kitapları sevmek, herhangi bir konuda araştırma yapmayı sevmek, bir şeyler anlatmayı sevmek, bunlar gazeteciliği de sevmeme neden oldu.</p>
</div>
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Kurallardan ziyade “önce hikâye”</span></p></blockquote>
<p><strong>İçeriğin etkili olabilmesi için olmazsa olmaz dediğini şeyler nelerdir?</strong></p>
<p>Bu açıkçası değişen ve gelişen bir şey. Son 10-15 yıla bakarsanız dijitalleşmenin etkisiyle her şey çok iç içe geçti. Ben 2010 yılında çalışmaya başladığımda daha çok haberin ne kadar okunduğu yani kaç tık aldığı önemliydi. Bugün geldiğimiz noktada ise içeriğin zengin olması eskiye nazaran daha çok önemsenmek durumunda. Arama motoru optimizasyonları gelişti, kaliteli içerik beklentisi arttı. Örneğin okuyucunun bir haberin içinde ne kadar süre geçirdiği her zamankinden daha önemli. Bir haber çok tıklanıyor ama okuyucu o haberin içinde ortalama on saniye kalıyorsa bence bunun bir kıymeti yok. Çünkü belli ki tık tuzağı ile bir şekilde habere çekilmiş, ürettiğiniz içerik de okunmaya değer değil. Bu yüzden böyle şeyler daha çok önemseniyor.</p>
<p>“Long-form journalism” dediğimiz şey, internet gazeteciliğinin ilk zamanlarına kıyasla daha önemli ve önemsenen bir noktaya geldi. Bu benim açımdan anlamlı bir şey. “Multimedia journalism” de özellikle son yıllarda ilerleme kaydetti. Haberde hikâye anlatıcılığını önemseyen biri olarak benim açımdan güzel gelişmeler bunlar. Tabii insan Türkiye’de daha fazla kaliteli örnek olsun istiyor ama maalesef bu konuda bence yetersiz kalınıyor. Kurallardan ziyade “önce hikâye” diyorum ben. Çünkü etkili olabilmenin kuralları formata ya da döneme göre değişebilir ama iyi hikâyenin etkisi sabittir.</p>
<div class="page" title="Page 93">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Gazeteci olarak zaten mesleki anlamda önceliğiniz para değildir. Çünkü öyle olsa bu mesleği seçmezsiniz. Ama herkesin belli bir miktarda kazanmaya ve hayatta kalmaya ihtiyacı var. Bir gazetecinin kendi işinin patronu olmasını anlamlı buluyorum.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 93">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>İşinizin sizin için avantajlı ve dezavantajlı yönleri nelerdir?</strong></p>
<p>Türkiye’de gazetecilik yapmak istiyorsanız çok şeyi göze almanız gerekiyor. İşin siyasi ve tehlikeli kısımlarını bir tarafa bırakır ve ekonomik anlamda bakarsak, hayatta kalabilmek için başka özelliklerinizin de olması lazım. Çünkü çok kaygan bir zemin var. Birçok insan mesleğine tutkuyla bağlı fakat bugün geldiğimiz noktada hep bir B planınızın olması gerekiyor. Gazetecilik yapmak için uygun zemin bulamadığınız zamanlarda yazarak ya da içerik üreterek para kazanabilmelisiniz. Mesela ben reklam metinleri de yazmaya başladım. Başlangıçta sadece metin odaklı çalışırken kurgu ve montaj öğrendim. Bir video haberin araştırmasını, röportajlarını, sunumunu ve seslendirmesini yapmak dışında mecbur kaldığımda kurgusunu da yapabiliyorum. Bu anlamda çok yönlü olmanın kıymetli bir şey olduğunu düşünüyorum. Avantajlı olma açısından bakarsak çok sevebileceğiniz ve keyif alabileceğiniz bir meslek olduğunu söyleyebilirim. Dezavantajları ise ekonomik anlamda hayatta kalmaya çalışırken bir taraftan da mesleğinizi hakkıyla yapabilmek için mücadele etmeniz gerekiyor.</p>
</div>
<div class="column">
<p>Çünkü günümüz koşullarında gazetecilik mesleğinin hakkını verebilmek kolay değil.</p>
<p><strong>Artık her olayın görünür olması mümkün ve doğal olarak haber değeri olan şeylerin sayısı artıyor, diğer yandan da haber kaynakları çoğaldı, gazetecilik bu durumdan nasıl etkileniyor?</strong></p>
<p>Hem olumlu hem de olumsuz etkilerine şahit oluyoruz tabii ki. Ben genel anlamda iyi tarafından bakmayı tercih eden biriyim. Nevşin Mengü ve Cüneyt Özdemir gibi gazeteciler ana akımdan gelmiş olsalar da bu durum onlara bambaşka alanlar açtı mesela. Tabii ki büyük emek ve istikrar var ama hiçbir patrona bağlı kalmadan kendi işlerinin patronu olabildiler. Eskiden bu çok zor bir şeydi. Bugün bir gazeteci herhangi bir medya kurumundan kazanabileceğinden daha fazlasını kendi YouTube kanalından yayın yaparak kazanabiliyor.</p>
<p>Gazeteci olarak zaten mesleki anlamda önceliğiniz para değildir. Çünkü öyle olsa bu mesleği seçmezsiniz. Ama herkesin belli bir miktarda kazanmaya ve hayatta kalmaya ihtiyacı var. Bir gazetecinin kendi işinin patronu olmasını anlamlı buluyorum. Türkiye’de mevcut koşullara baktığımızda ürettiğiniz içeriğin tüm sorumluluğunun sizde olması çok kıymetli bir şey. Bazen ben de Instagram hesabımda haber içeriği olan reels videoları hazırlıyorum. Ticari bir beklentim yok ama bin takipçili bir hesapla 65 bin kişiye ulaşabiliyorsunuz. Bunu değerli buluyorum. Şu an kendi kurumumda sadece reklam metinleri yazdığım bir dönem geçirdiğim için sosyal medyada hazırladığım videolar multimedya haberciliğine dair kaslarımı çalıştırıyor. Eskiden insanlara ulaşmak için kimsenin böyle bir imkânı yoktu.</p>
<div class="page" title="Page 93">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Kaliteli içerik “ben buradayım” demeye bir şekilde devam ediyor.</span></p></blockquote>
<p>Türkiye’deki mevcut medya yapılanmasına baktığımızda da ayrıca anlamlı buluyorum durumu. Bugün iktidarların oyununu bozabilecek güç, ana akımdan ziyade sosyal medyaya geçmiş gibi görünüyor. Bu da çok kıymetli. Çok fazla handikabı da var tabii. Bilginin teyit edilmemesi, yalan yanlış bilgilerin çok hızlı dolaşıma girmesi gibi.</p>
<div class="page" title="Page 94">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bunun için de refleksler gelişiyor ama&#8230; teyit.org gibi bir mekanizma hayata geçebiliyor. Bugün vatandaşlar medya kurumlarından ziyade sevdikleri ve güvendikleri gazetecileri dinlemeyi tercih ediyorlar. Ya da Teyit gibi organizasyonlar yepyeni bir alanda güvene dayalı bir yapı kuruyor. Kısacası kaliteli içerik “ben buradayım” demeye bir şekilde devam ediyor. Kısa vadede olmasa bile uzun vadede bu böyle.</p>
<p><strong>Kendinizi bu alanda geliştirmek için neler yaptınız? Kendini bu alanda geliştirmek isteyenlere tavsiyeleriniz neler olurdur?</strong></p>
<p>Ben çok okumaya ve dil öğrenmeye yönelmiştim. Bugün baktığımızda mesleğin taleplerinin giderek arttığını söyleyebiliriz. Mezun sayısı da çok, her geçen sene iş bulmak daha da zorlaşıyor. Ben en başta iyi bir okuyucuydum. Kazandığım üniversitede zorunlu olmayan İngilizce hazırlık eğitimi vardı. Onu almayı tercih etmiştim. Orada belli bir aşama kaydettim. Bu anlamda hâlâ yeterli düzeyde değil bence.</p>
<p>Beş yıl kadar önce haberin yanı sıra reklam da yazmaya başladım. Bu anlamda da kendimi geliştirdim çünkü burası Türkiye. Bir B planım olmak zorundaydı. Biraz da denk geldi bu pozisyon ama bunu görüp sorumluluk aldım. Bugün “native advertising” metinleri de hazırlayan, bu içeriklerin fikrini oluşturup baştan sona süreci yönetebiliyorum. Bu sayede habercilik alanı dışında da içerik üretebilirim. Reklam ajanslarında reklam metinleri yazabilirim. Çünkü beş yıl bu alanda tecrübem oldu, kendime başka bir kanal açtım ve bu benim için önemliydi. Bunun dışında diksiyon eğitimi aldım, bir dönem temel oyunculuk eğitimi de aldım. Dört aylık bir eğitimdi. Bunu kamera karşısında kendimi daha rahat ifade edebilmek için yaptım. Çünkü mesele sadece diksiyonla bitmiyor. Kendinizi hazırlarsanız önünüze hazır olduğunuz bir seçenek geldiğinde önünüz daha açık olur. Bir yerde bir video, bir metin, bir haber seslendirilecekse ve sizin sesiniz, diksiyonunuz buna yatkınsa o işi siz yaparsınız. Oradan yeni bir kapı açılabilir.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Kendinize katacağınız böyle bir artı değerin Türkiye’de ne kadar karşılığı var?</strong></p>
<p>Kısacası yaptığım şeyler bunlar, birçoğu da yolda oldu. Mesela bir gazetecinin kendini diri tutması, sürekli olarak gelişmelere ve mesleğe dair algılarının açık olması gerekiyor. Benim para biriktirip yıllık izninde Amerika’daki bir gazetecilik programına katılan gazeteci arkadaşım var. Böyle gazeteciler var bu ülkede. Oradaki yerel medya kuruluşlarını gezip yepyeni deneyimler edinmiş ve bu iş orada nasıl yapılıyor diye incelemişti. Kısacasını bu değişimin ve gelişimin sonu yok. Bu yönde bakarak hareket etmek insana ciddi bir artı değer katıyor. “Kendinize katacağınız böyle bir artı değerin Türkiye’de ne kadar karşılığı var?” diye sorarsanız orası da başka bir tartışma konusu tabii. (gülerek) Ama olsun. Siz hazır olun, her emeğin bir karşılığı vardır.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2472 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-1024x768.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-200x150.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-300x225.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-400x300.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-600x450.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-768x576.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-800x600.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-1024x768.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1-1200x900.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/9ad85f9c-eb86-4a09-87b7-f9d3cdd5dbe1.jpg 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/yasar-ozer-kaliteli-icerik-ben-buradayim-demeye-devam-ediyor/">Yaşar Özer: Kaliteli İçerik “Ben Buradayım” Demeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bavul Dergi &#8220;Sokağın Sesi Olmak&#8221; Mottosuyla Yola Çıktı</title>
		<link>https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2023 09:10:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bavul Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bavul; ‘’Hayat bir yolculuktur, yanınızda bulunsun.’’ sloganıyla okurlarına hitap eden, eğlenceli, bilgilendirici, hayatın içinden içerikleriyle edebiyat dünyasından önemli isimleri kadrosunda barındıran bir dergi. Derginin genel yayın yönetmeni Oğuz Alkan’la hem dergi hem de kendisi hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/">Bavul Dergi &#8220;Sokağın Sesi Olmak&#8221; Mottosuyla Yola Çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 88">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><em>Sena Büyükyılmaz, Elif Kabakulak, Özge Karakaya, Rümeysa Doğu</em></p>
<blockquote><p>Bavul; ‘’Hayat bir yolculuktur, yanınızda bulunsun.’’ sloganıyla okurlarına hitap eden, eğlenceli, bilgilendirici, hayatın içinden içerikleriyle edebiyat dünyasından önemli isimleri kadrosunda barındıran bir dergi. Derginin genel yayın yönetmeni Oğuz Alkan’la hem dergi hem de kendisi hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</p></blockquote>
<div class="page" title="Page 88">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Oğuz Alkan’ı kısaca tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü son sınıf öğrencisiyim, yani ben de hâlâ öğrenciyim. Bursa’da doğdum, altı yıldır da İstanbul’da hayatımı sürdürüyorum. Bir yandan Bavul’un genel yayın yönetmenliğini yapıyorum, diğer yandan da Birgün Gazetesi’nde çeşitli içeriklere katkı sağlıyorum.</p>
<p><strong>Bazen hobilerimiz hayatımıza dönüşür, hobi olarak başladığımız şeylere devam ederiz ve hobilerimiz işimiz olur. Sizin bu alana ilginiz nasıl başladı?</strong></p>
<p>Ben çocukluktan beri okumaya ilgiliydim. Ufak tefek yazma girişimlerim de oldu ama başarılı olmadı. Sonrasında Bavul’la karşılaştım ve bir süre sonra Bavul’da editörlük yapmaya başladım. Biraz da denk geldi aslında çünkü ben doğrudan iletişim veya edebiyat alanında eğitim alan biri değilim. Yalnızca iletişim veya edebiyat öğrencileri editörlük yapabilir, dergilerde çalışabilir, gazeteci olabilir gibi şeylerin doğru olmadığını da görmüş oldum, en azından kendi deneyimlerim bana bunu gösterdi.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Editör olmak isteyen kişilerin bol bol okuyup, pratik yapmaları gerektiğini biliyoruz. Sizce bu alanda ilerlemek isteyenler kendilerini nasıl geliştirmeli, önerileriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Böyle konularda öneri vermek zor, bazı şeyler sizin düşündüğünüzden ya da planladığınızdan daha farklı bir şekilde gelişebiliyor. Popüler kültür, sanat, dergicilik, gazetecilik gibi alanlarda çok okumak her anlamda şart. Farklı kaynaklardan okumak şart. Yani sadece edebiyat okumakla veya sadece şiir okumakla iyi bir editör olmak mümkün değil. Çünkü geniş bir bakış açısına, geniş bir felsefi alana ihtiyacınız oluyor. Farklı alanlardan beslenmek, farklı kaynaklardan okumak, bakış açısını zengileştirebilecek okumalar yapmak fayda sağlıyor. Okuduklarımızın hayatımızla nasıl bir ilişkisi olduğunu, hayatımıza neler kattığını görebilmemiz ve bunları idrak edebilmemiz lazım.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Okuduklarımızı kutsamaktan ziyade gündelik hayatla ilişkisini anlamak çok önemli. Yazdığımız her şey aslında gündelik hayattan edindiğimiz bilgilerin işlenmiş halidir. Okurken, farklı kaynaklardan beslenirken bir yandan da gündelik hayatın canlı pınarını sürekli göz önünde bulundurmak gerekiyor. ‘’Bir editör olmak için ne yapılması gerekiyor?’’ sorusunun kesin ve keskin bir tanımı var mı bilemem çünkü editörlük, çok fazla şey üzerinde denge kurmayı ve doğru kararlar verebilmeyi gerektiriyor. Yazar değilsiniz, okurun karşısına doğrudan çıkmıyorsunuz. Bir yazar okurun karşısına çıkıyor ama siz yazarın okurla karşı karşıya gelmeden önce son düzenleyicisi oluyorsunuz. Yazar okur ilişkisini düzenleyen konumundasınız. Biraz hassas ve kritik bir denge. Öte taraftan metinle yazarın da arasına girmiş oluyorsunuz. Bu tür dengeleri iyi ayarlamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Hayatın her alanında zorluklarla karşılaşıyoruz. İnsanları yaşadığı zorluklar daha güçlü hale getiriyor. Sizin iş hayatında karşılaştığınız zorluklar neler oldu? Öğrencilere iş hayatıyla ilgili verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?</strong></p>
<p>Yaptığım işte beni en zorlayan şey sürekli yeni bir fikir bulma zorunluluğu. Zaman zaman kendimi tekrar ettiğim hissine kapıldığımda hayli sancılı dönemler geçiriyor ve bu dönemlerde kendi ilgilerimi olabildiğince farklılaştırmaya çalışıyor, farklı alanlara yöneliyorum. Bir de derginin matbaaya gitmeden önceki son dakikaları da çok sancılı oluyor. Bu anlarda stresi iyi yönetebilmek gerekiyor.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Yola çıkış mottomuz, sokağın sesi olmaktı</h4>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Sokak ile edebiyatı harmanlayan bir dergi söyleyin deseler aklımıza ilk gelen dergi Bavul olur. Bavul dergisini bazen öğrencilerin sorunlarını dinlerken, bazen bir apartmanın kapıcı dairesinde, bazen de bir çöp kutusunun yakınında görüyoruz. Sokak ile edebiyatı buluşturan bu derginin ismi nereden geliyor?</strong></p>
<p>Yola çıkış mottomuz sokağın dergisi ve sesi olmaktı, bunu da uzun süre iyi bir şekilde yaptığımızı söyleyebiliriz. Hiç tanımadığınız insanların hikâyelerini Bavul’da görebilirsiniz. O insanların varlığının tanınmasına yardım ediyor ve hayat bir yolculuktur diyerek bu insanlara yolculukta yanınızdayız demiş oluyoruz.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Samimi ve herkesin kendinden bir şeyler bulabildiği bir dergiyi yönetiyorsunuz. Bu samimiyetin arka planında ne var? Bavul’da iş akışı nasıl ilerliyor?</strong></p>
<p>“Samimi” yorumunuz sevindirici. Ben bunu tüm popüler kültür, sanat dergileri için çok az söyleyebilirim. Bizim gibi dergilerin iyi yaptığı şeylerden bir tanesi de okur ile yayın, yazar, yayıncı arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmış olması. Bunda sosyal medyanın da etkisi var. Okur, temas edebildiği şeyle daha rahat iletişim kurabiliyor. Biz de yola çıkarken ‘’Hayat bir yolculuktur, yanınızda bulunsun.’’ fikri ve sokağın dergisi olma mottosuyla yola çıktık. Bu samimiyet bizim varoluş koşullarımızdan. Eklemem gerek; Bavul, 2015 yılının ekim ayında, Bergen kapağıyla ilk sayısını yayımladı. Öncesinde de uzun bir hazırlık süreci var. Bu sürecin arka planına bakarsak göreceğimiz şey o dönemin Türkiye’sidir. 2013 yılında Gezi’den sonra ‘’sokak’’ gerçek anlamda hayatın kalbi haline gelmişti ve uzunca bir süre böyle devam etmişti. Biz de o deneyimden çok şey öğrenmiş ve öğrendiklerimizi dergide hayata geçirmeye çabalamıştık.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2463 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-249x300.jpeg" alt="" width="249" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-200x241.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-249x300.jpeg 249w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-400x482.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-600x722.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-768x925.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-800x963.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-850x1024.jpeg 850w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-1200x1445.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1-1276x1536.jpeg 1276w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/kapak-sorusu1.jpeg 1661w" sizes="(max-width: 249px) 100vw, 249px" /><strong>Bavul Dergisi’nin kapağında her ay farklı kişileri ve alıntılarını görüyoruz. Derginin kapak içeriğini etkileyen unsurlar nelerdir?</strong></p>
<p>Birkaç şey var. Örneğin yakın dönemde gündeme gelen şeyleri kapağa yansıtmaya çalışıyoruz ama buradan biraz farklılaşmaya çalıştığımızı söyleyebilirim. Türk edebiyatında yer edinmiş şair ve yazarları kapağımıza taşıdık. Son dönemde ise sanat dergilerinin çok üzerinde durmadığı ama sanatının, edebiyatının bilinmesinde fayda olabileceğini düşündüğümüz isimleri kapağımıza taşımaya çalışıyoruz. Bir konu, bir konsept üzerinden ilerliyoruz.</p>
<p>Örneğin savaş gündemi olduğunda kapağımıza Picasso’nun ‘’Guernica’’ tablosunu koyduk. Savaş karşıtı bir resim koyarak gündeme tepkimizi böyle gösteriyoruz.</p>
<div class="page" title="Page 89">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Dergide yer alacak yazıları nasıl belirliyorsunuz?</strong></p>
<p>İki türlü gerçekleşiyor. Birincisi, bizim yazar kadromuzun ne yazacakları önceden belirlenmiş oluyor. İkincisi, kapağımızda seçtiğimiz isim hakkında geniş bir dosya hazırlıyoruz. Yeri geldiğinde yakınlarından bazı konular hakkında bilgi alıyoruz, spot cümleler seçiyoruz. Bir de çizerlerimiz var, onların yaptığı çizimler de yazılara destek oluyor.</p>
<div class="page" title="Page 90">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4></h4>
<h4>“Sosyal medyada çok takipçili olmanız ya da gönderilerinizin çok fazla etkileşim alması tirajlarınıza doğrudan yansıyan bir şey değil. Bu elbette şart değil, sosyal medyadan takip ettiği bir şeyi almak zorunda değil kimse. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sosyal medyanın bazen yanıltıcı olabildiğini gözden kaçırmamak gerek.”</h4>
<div class="page" title="Page 90">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Dergilerde çok aktif bir süreç olduğunu biliyoruz. Yazılar nasıl toplanıyor, dağıtımcı nasıl çalışıyor, maliyet hesabı nasıl yapılıyor&#8230; Bunların hepsi çok önemli. Bir dergi nasıl ortaya çıkıyor?</strong></p>
<p>Sürecin ilk aşaması belli başlı noktalara yoğunlaşmayı gerektiriyor. Kapakta neye ya da kime yer vereceğiz, bu konuyu nasıl bir bağlamda işleyeceğiz gibi sorular etrafında fikirleri ve önerileri ekipçe tartışıyoruz.</p>
<p>Bu süreç bazen tahmin ettiğimizden çok daha uzun sürebiliyor. Bana kalırsa işin en zor kısmı da bu fikir üretme aşaması. Kapağımızı ve dosyamızı nasıl oluşturacağımızı netleştirdikten sonra bu konuda iletişime geçmeyi planladığımız isimlerle konuşuyoruz ve onlardan yazılar, görüşler alıyoruz. Öte taraftan dergimizin yazar kadrosu da var. Onlar da her ay düzenli olarak yazıları bize iletiyorlar. İletişimde kalıyor ve yazdıkları hakkında fikir alışverişinde bulunuyoruz. Her ay yeni bir konuda hakkında yazı üretmek gerçekten zor, zaman gerektiren bir iş ancak tüm bu fikir alışverişleri bizleri daha üretken ve yaratıcı yapıyor. Tüm yazılar ve o yazılara yapılacak çizimleri toparladıktan sonra derginin mizanpajı kalıyor. Yazıların sıralaması, sayfalara yerleştirilmesi, görsel tercihleri, sayfa düzeni gibi işleri de grafiker arkadaşlarımızla gerçekleştiriyoruz.</p>
<p>Düşündüklerimizi somutlaştırmaya, görsel hale getirmeye uğraşıyoruz. Bu kısmı da halledince dergiyi matbaaya gönderiyoruz. Basıldıktan sonra da dağıtımcı aracılığıyla Türkiye’nin her yerine ulaştırılıyor. Biz de derginin nerelere gittiğini, hangi bölgelerde talebin yoğunlaştığını, hangi bölgelerde ilginin azaldığını dağıtımcının bize ilettiği raporlardan takip ederek analiz ediyoruz. Buna uygun olarak da hem dağıtım planlarımızı güncelliyoruz hem de eksik bıraktığımızı düşündüğümüz noktaları tamamlamaya çalışıyoruz. Elbette tüm bu sürecin çok ciddi bir maliyeti var. Çalışanların maaşları, baskı ve dağıtım maliyetleriyle diğer tüm giderler artık dergi yapmayı neredeyse imkânsız kılıyor. Bir derginin yapım maliyeti birkaç yıl öncesine oranla inanılmaz derecede arttı. Kâğıt fiyatları ve dağıtım maliyetleri bütün yayıncıların olduğu gibi bizim de karşılaştığımız en büyük zorluklardan birisi. Tüm bu olumsuzluklara rağmen derginin fiyatını herkes için ulaşılabilir bir noktada tutmaya çalışıyoruz. Bu konuda tek güvencemiz de okurlarımız, onlara bir teşekkür borçluyuz.</p>
<div class="page" title="Page 90">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Sosyal medya günümüzde daha geniş kitlelere ulaşmayı sağlıyor. Sizce sosyal medyanın okurlarla iletişim ve derginin tanıtımı için önemi nedir?</strong></p>
</div>
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2465 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-227x300.jpg" alt="" width="227" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-200x264.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-227x300.jpg 227w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-400x528.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759-600x792.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/12/fggainvxkaiqyk5-min-1667383759.jpg 682w" sizes="(max-width: 227px) 100vw, 227px" />Okurla mesafemizi olabildiğince kaldırma isteğimizde sosyal medyanın büyük bir payı var. Okurlar dergiyle ilgili bütün fikir ve görüşlerini bizimle sosyal medya hesaplarından bir şekilde paylaşabiliyor, biz de bu sayede gerçekçi geri dönüşler almış oluyoruz. Ayrıca sosyal medya hiç bilmediğimiz insanların etki alanına girebilmemizi de sağlıyor. Bunlar elbette iyi yanları. Diğer taraftan, sosyal medyada çok takipçili olmanız ya da gönderilerinizin çok fazla etkileşim alması tirajlarınıza doğrudan yansıyan bir şey değil. Bu elbette şart değil, sosyal medyadan takip ettiği bir şeyi almak zorunda değil kimse. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sosyal medyanın bazen yanıltıcı olabildiğini gözden kaçırmamak gerek.</p>
<p><strong>2022’yi bitirdik. Bavul Dergisi 2022 hedefleri doğrultusunda başarılı bir yıl geçirdi diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Böylesine zorlu bir süreçte bir şekilde ayakta durabilmeyi başarabildik. Ekibimize yeni yazarlar, yeni çizerler katıldı ve hep beraber ilerliyoruz. Bence fena bir yıl olmadı. Hayat bir yolculuktur ve biz de yürümeye devam ediyoruz.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/">Bavul Dergi &#8220;Sokağın Sesi Olmak&#8221; Mottosuyla Yola Çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/bavul-dergi-sokagin-sesi-olma-mottosuyla-yola-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stüdyodan Medya İmparatorluğuna: Disney</title>
		<link>https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Dec 2023 09:35:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[disney]]></category>
		<category><![CDATA[marvel]]></category>
		<category><![CDATA[Mickey Mouse]]></category>
		<category><![CDATA[pixar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[walt disney]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2133</guid>

					<description><![CDATA[<p>1923 yılında küresel boyutta çatışmalar yaşanırken, krizler çıkarken ve her ülke kayıplar verirken ABD’nin batısında genç bir animasyon sanatçısı sıradan bir stüdyoya sessiz filmler satmaktaydı. Bu o dönemler için basit bir işti, kardeşi Roy ile birlikte filmler üretip bunları Laugh-O-Gram stüdyosuna satan kişi ise İrlandalı-İngiliz bir ailenin en küçük oğlu olan Walt Disney’den başkası değildi.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Stüdyodan Medya İmparatorluğuna: Disney</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ege Kürkcü</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">1923 yılında küresel boyutta çatışmalar yaşanırken, krizler çıkarken ve her ülke kayıplar verirken ABD’nin batısında genç bir animasyon sanatçısı sıradan bir stüdyoya sessiz filmler satmaktaydı. Bu o dönemler için basit bir işti, kardeşi Roy ile birlikte filmler üretip bunları Laugh-O-Gram stüdyosuna satan kişi ise İrlandalı-İngiliz bir ailenin en küçük oğlu olan Walt Disney’den başkası değildi. Bu basit satışlarla başlayan serüvenin sonu ise günümüzde medya sektörünün en büyük markalarını kapsayan ve 2023 itibariyle 100. yaşını kutlayan devasa bir imparatorlukla devam etmekte&#8230;</span></p></blockquote>
<h4>Her Şey Hollywood’a Taşınmasıyla Başladı</h4>
<p>21 yaşında Hollywood’a taşınan genç Walt Disney’in aklındaki tek şey bir film yönetmeni olmaktı ama bundan önce geçmesi gereken uzun bir yol vardı. Felix the Cat, Out of the Inkwell gibi yapımların haklarına sahip olan Margaret J. Winkler bu hakları kaybetmekteydi ve kendisine yeni işler yaratacak bir animasyon sanatçısı arayışındaydı. Altı bölümlük bir Alice komedisi üzerine çalışan Walt Disney, bunların haklarını Winkler’a satarak ikisini birden batmaktan kurtardı ve Walt Disney daha sonrasında kendi stüdyosunu açtı. 1927’ye kadar temel gelir kaynağı tamamen Alice üzerine kurulan hikayeler oldu. Bu hikayelerdeki en önemli yıldızlardan olan Şanslı Tavşan Oswald’ın lisansının Universal Stüdyoları’na kaybedilmesiyle birlikte kısa bir çalkantılı dönem yaşandı. Walt Disney işte bu dönemde şirketin simgesi olacak o karakteri yarattı: Mickey Mouse.</p>
<h4>Mickey Mouse’un Yükselişi</h4>
<p>Mickey Mouse, Oswald’ın yerini öyle bir doldurdu ki ilerleyen dönemlerde Walt Disney ilk karakterini unutup Mickey’den övgüyle ‘’İlk Disney Çizgi Karakteri’’ diye bahseder oldu. Mickey, Walt Disney için o kadar kritik bir öneme sahipti ki 1947’ye kadar seslendirmesini bile kendisi yaptı. 1932’de yapılan Çiçekler ve Ağaçlar animasyonuyla birlikte tamamen renkli ilk çizgi filmi yaparak tarihe geçti. Aynı yıl sadece Mickey Mouse’ı yarattığı için Akademi Onur Ödülü’ne layık görüldü. 1930’ların devamında ise Disney, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler sayesinde bir başka Akademi Ödülü kazandı ve Üç Küçük Domuzcuk’u yayınladı.<img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2451 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-300x300.jpg" alt="" width="239" height="239" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-03.jpg 1500w" sizes="(max-width: 239px) 100vw, 239px" /></p>
<div class="page" title="Page 76">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Savaşın Gölgesinde Kalan Filmler</h4>
<p>1940’lar başladığında animasyonlar altın çağını yaşıyordu. Pamuk Prenses’in macerası öyle bir heyecan uyandırmıştı ki hiç hız kesmeden Pinokyo ve Fantasia’nın yapımına başlandı. Ancak bu filmlerin önünü hiç de hesapta olmayan bir gelişme kesti: II. Dünya Savaşı.</p>
<div class="page" title="Page 77">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>1938’in başlarında piyasaya sürülmeye hazır bir şekilde bekleyen bu iki filmin yayınlanması 1940’a kadar ertelendi ve dünyadaki ekonomik sorunlar sebebiyle gişede beklenen gelir elde edilemedi. Bunun hemen ardında da mali kriz boy gösterdi ve Disney şirketinin ilk halka arzı 1940 yılında gerçekleşti.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-2452 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-04.png" alt="" width="299" height="168" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-04-200x112.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-04.png 299w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" />40’lı yıllar Disney için kâbus gibi başladı. İşten çıkartılan personeller içeridekilerin işini yapmasına engel oluyor ve gişede büyük başarı beklenen Dumbo iyi yorumlar alsa da basit ve ucuz bir yapım olması sebebiyle şirket içinde saygı görmüyordu. Bir yandan da federal hükümet Disney’e baskı yapıyor, savaşa yönelik propaganda filmleri üretmesini istiyor ancak finansmanını herhangi bir şekilde sübvanse etmiyordu. Her risk göz önüne alınarak askeri yapımlar piyasaya sürüldü ve sadece maliyetleri karşılamaya yetecek kadar gelir elde ettiler.</p>
<div class="page" title="Page 77">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Şirketin tüm umutları ise 5 yıldır prodüksiyon aşamasını geçemeyen Bambi’deydi. 1942’de gösterime girdi ve gişeden zararla çıktı. Pinokyo, Fantasia ve Bambi’den gelen darbeleri atlatmaya çalışan Disney, bir yandan da Amerika Bankası’na olan 4 milyon dolarlık bir borcu kapatmakla uğraşıyordu. Bankanın yönetim kurulu başkanının olaya direkt olarak müdahil olmasıyla birlikte Disney iflasın eşiğinden döndü. Ancak, bu sefer onları Warner Bros. ve Metro Goldwyn Mayer ile başlayacak bir rekabet bekliyordu. Artık tekel değillerdi. Çözüm ise basitti; daha çok üretim.</p>
<div class="page" title="Page 77">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Irkçılık okları Disney’e doğru</h4>
<p>Bu yıllarda çıkan Fantasia yapımında daha sonraları dikkat çekecek bir ırkçılık tartışması vardı. Film, Sunflower adındaki bir Afro-Amerikalı sentorun beyaz tenli bir sentora manikür yaptığı sahneye sahipti. Bu sahnede beyaz sentor çekici ve güzel bir şekilde resmedilirken, Afro-Amerikalı sentor ise ırkçı bir stereotip ile resmedilmişti. Daha sonraları 1969’da yeniden yayımlanacak versiyonda bu kısımlar kesilecekti. Disney, bugünün Amerikan Woke kültürüne uygun hareket ederek çoğulculuğu, diğerlerin temsilini olabildiğince ekrana aktarıyor ancak 100 yıllık bir geçmişi olduğundan zamanın ruhuna, başka bir deyişle ürünlerini ana akıma göre şekillendirmişti. Tıpkı diğer büyük kooperatifler ve eğlence sektörü tröstleri gibi&#8230;</p>
<div class="page" title="Page 77">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Küllerinden doğmak</h4>
<p>1940’lar nasıl kâbus gibi başladıysa 1950’ler de bir o kadar rüya gibi başladı. 2.2 milyon dolara çekilen Külkedisi gişede tam 8 milyon dolarlık bir hasılat yapmıştı. Bu sırada arka arkaya vizyona giren Alice Harikalar Diyarı ve Peter Pan yapımları da şirkete inanılmaz bir gelir kazandırıyordu. Walt Disney ise bununla yetinmeyip Disney’i simgeleştirmek için bir tema park inşa edecekti. Disneyland adı verdiği bu projenin ‘’Dünyadaki en inanılmaz yer’’ olmasını istiyordu. 20 yıl boyunca iniş-çıkışlar yaşayan Walt Disney sonunda istediğine kavuşmuştu. Şirket dünyadaki herkesi eğlendiren bir yapıya sahipti ve artık bir film şirketi olmaktan çıkıp eğlence sektörünün amiral gemisi haline gelmişti.</p>
<div class="page" title="Page 77">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>50’leri yarılarken</h4>
<div class="page" title="Page 77">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2453 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-300x188.jpg" alt="" width="300" height="188" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-200x125.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-300x188.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-320x202.jpg 320w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-400x250.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-600x375.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-700x441.jpg 700w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-768x480.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-800x500.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-1024x640.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05-1200x750.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-05.jpg 1500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />1950’ler boyunca tarihe geçecek yapımların üretimi sürdü ve 1954 yılı itibariyle Anaheim, Kaliforniya’da Walt Disney’in hayallerini süsleyen o muhteşem inşaat başlatıldı. Bütün bunlar olurken bir yandan düşük bütçeli yayıncı ortaklarla işler sonlandırılıyor ve Buena Vista gibi daha yüksek bütçeli ortaklarla imzalar atılıyordu. Aynı yıl şirket, Disneyland adında şirketin tüm yapımlarının her aşamasına ışık tutan bir belgesel dizisi yapımına başladı ve bu tarihin en uzun süren yapımlarından biri olarak tarihe geçti. 1950’lerin sonunda filmler beklenen başarıyı göstermese de Mickey Mouse Kulübü, Disneyland ve Zorro serileri televizyonda büyük bir başarı gösterdi.</p>
<p>1960’lar başladığında Disney kritik bir lisans hakkını aldı. Bu lisans hakkı ünlü çocuk kitabı Winnie The Pooh’un haklarıydı. Bu dönemin Disney adına en önemli içerikleri ise Mary Poppins, 101 Dalmaçyalı, Winnie The Pooh ve Bal Ağacı, Orman Kitabı ve Aristokediler oldu.</p>
<div class="page" title="Page 78">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Yıllar geçtikçe Disneyland’de farklı serilere odaklanan farklı bölümler açılıyor, teknolojinin de gelişmesiyle yeni nesil animatronikler devreye giriyor ve ziyaretçi sayısı katlanarak artıyordu. Walt Disney’e 1965’te hem medya sektörüne hem de inşaat sektörüne verdiği katkılar sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Lyndon Baines Johnson tarafından büyük bir onur bahşedildi. Bunun yanında, Amerika Birleşik Devletleri’nin en yüksek sivil ödülü olan Başkanlık Özgürlük Madalyası’na layık görüldü.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2454 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-300x215.webp" alt="" width="300" height="215" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-200x144.webp 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-300x215.webp 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-400x287.webp 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-600x431.webp 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-768x552.webp 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-800x575.webp 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-1024x735.webp 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-1200x862.webp 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg-1536x1103.webp 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Walt-Disney.jpg.webp 1600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<div class="page" title="Page 78">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Walt Disney’in Ölümü</h4>
<p>1966 yılına gelindiğinde Walt Disney ‘’Yarınların Şehri’’ olarak adlandırdığı bir şehir planlamasını tanıttı. EPCOT adını verdiği bu projeyi açıkladığı görkemli tören kendisinin halka yaptığı son konuşma oldu ve Aralık 1966’da Walt Disney öldü.</p>
<p>1960’ların sonu ise Disney için başarılarla dolu olmaya devam etti. Disneyland’de dünyanın en büyük korku evi açıldı, Chicago’da daha sonraları gelenek haline gelerek tüm dünyaya yayılacak bir Disney Yürüyüşü düzenlendi, 1968 yapımı Aşk Böceği filmi tüm yapımlar arasında senenin en büyük hasılatını yaptı ve Mary Poppins’ten sonra Disney tarihinin en çok izlenen ikinci yapımı oldu.</p>
<div class="page" title="Page 78">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Defalarca Değişen Yönetim ve Yetişkinlere Yönelik İlk Yapımlar</h4>
<p>Walt Disney’in 1966 yılındaki ölümünün ardından şirketin tüm iplerini kardeşi Roy ipleri eline aldı ve tüm kayıtların tutulacağı tarihi Walt Disney Arşivleri’ni kurdu. 1971’in ekim ayında da Walt Disney Resort açıldı. Ancak Roy Oliver Disney de şirketi sadece beş yıl yönetti ve 1971’de vefat etti. Şirketin başına Donn Tatum ve Card Walker geçti.</p>
<p>1970’lerin başı arka arkaya gelen Disney ailesi kayıpları sebebiyle durgun bir yapım sürecinden geçti ve sadece Robin Hood başarılı oldu. Yeni yönetimin olaylara yavaş adapte olması sebebiyle 1970’ler yıllarca sessiz geçti. 1979 yılında Karadelik yapımı 20 milyon dolarlık maliyetiyle şirket tarihinin en pahalı yapımı oldu.</p>
<div class="page" title="Page 78">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>1980 yılında Card Walker, Donn Tatum’un yerine CEO oldu ve Card Walker’dan boşalan yönetim kurulu başkanlığına da Walt Disney’in damadı Ron Miller geçti. Bir kez daha değişen yönetimin ilk icraatı ev sistemleri için hazırlanan kasetler oldu. Neredeyse bütün Disney yapımlarının kaset versiyonları hazırlanarak dünya çapında satılmaya başlandı. Böylece insanlar Disney yapımlarını ev konforunda izleyecekti.</p>
<div class="page" title="Page 79">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Finansal Ortaklıklar Sürüyor</h4>
<p>Walt Disney’in ölümünden önce tanıttığı EPCOT projesi 1982’de milyar dolarlık bir yatırımla açıldı. Aynı yıl içerisindeyse çoğu kişinin bilmediği bir satın alma girişimi gerçekleşti. Ünlü içecek şirketi Coca- Cola, Disney’i almak için görüşmelerde bulundu fakat görüşmeler olumsuz sonuçlandı. Disney aynı zamanda uzun bir süre üzerinde çalıştığı Disney Channel adlı kablolu yayın platformunu 1983’te yayına açtı ve bu kanal en hızlı büyüyen televizyon kanalı olarak tarihe geçti. Aynı yıl içerisinde bir kez daha yönetim değişikliği gerçekleşti ve Ron Miller CEO olurken Raymond Watson da yönetim kurulu başkanı oldu. Yurt dışındaki ilk Disneyland de 15 Nisan 1983’te Tokyo’da açıldı.</p>
<div class="page" title="Page 79">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>1984 yılında Hollywood Pictures adında yeni bir stüdyo birimi kuruldu ve yetişkinlere yönelik komedi ağırlıklı filmler üzerine çalışmalar başlatıldı. Şirket, 1980’ler boyunca birçok kez satılmanın eşiğinden döndü. 1984 yılında Michael Eisner şirketin başına geçti, Walt Disney ile kişisel olarak tanışmamış ilk yöneticiyle beraber şirket için yeni bir altın çağ başladı.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-2455 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-300x169.jpg" alt="" width="348" height="196" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-08.jpg 1280w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" />1985’te 30 yıllık bir anlaşma imzalandı ve stüdyo televizyon için çizgi filmler üretmeye başladı. Efsanevi yapım Pinokyo’nun videokaseti de aynı yıl içerisinde tüm zamanların en çok satan kaseti haline geldi. 80’lerin ortasında önemli bir değişiklik gerçekleşti ve şirketin adı ‘’Walt Disney Şirketi’’ olmaktan çıkarak ‘’Walt Disney Yapımcılık’’ haline geldi. 1940’lardan beri askeri propaganda yapmayan şirket siyasetten uzak tavrını da bir kenara bıraktı ve ‘’Günaydın Vietnam’’ adlı komedi filmiyle birlikte Vietnam savaşını konu alan bir yapımı hayata geçirmiş oldu.</p>
<p>1980’lerin sonlarında gelişen dünyanın da etkisi ve artan film maliyetleri sebebiyle kar amaçlı bir takım faaliyetler hayata geçirildi. Avrupa’ya açılma maksadıyla Euro Disney projesi, dört bir yanda Disney ürünleri satmak için Disney Store’lar, Disneyland’lerde kullanılmak üzere basılan Disney dolarları ve ücretli kanal haline getirilen Disney Channel ile bir revizyon gerçekleştirildi. Ayrıca Florida ve Karayipler’de iki yeni tatil köyü açıldı.</p>
<div class="page" title="Page 79">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bütün bu reklamcılık faaliyetlerine rağmen Disney bir şekilde yine kendisine darbe vuracak işler yapmaya devam ediyordu. 1989 yılında fikri mülkiyet hakkını korumayı esas alan bir hareketle birlikte çocuk bakımevlerinden kendi karakterlerinin posterlerinin izinsiz kullanımını engellemek üzerine faaliyetlerde bulundular. Bu hamleyi fırsat bilen rakip şirket Universal ise birçok gündüz bakımevine Çakmaktaşlar ve Scooby-Doo gibi meşhur karakterlerinin posterlerini gönderip kostümlü karakter ziyaretleri de gerçekleştirerek pazarda önemli bir yer kazandı.</p>
<div class="page" title="Page 79">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Disney Rönesans’ı</h4>
<p>1990’lara girilmesiyle birlikte Disney önemli bir başarıya imza attı. Stüdyonun otuzuncu uzun metraj animasyon filmi olan Güzel ve Çirkin, Oscar’da En İyi Müzik ödülünü kazanmakla kalmadı, ayrıca En İyi Film ödülüne aday gösterilen ilk animasyon oldu. 1992’de günümüze kadar sürecek efsanevi bir ortaklık başladı. Disney, Pixar’la 3 filmlik bir anlaşma yapmıştı. Çok yönlü bir şirket olarak çalışan Disney, 1992’de Mighty Ducks of Anaheim adında bir buz hokeyi takımı kurdu. Bu isim Mighty Ducks filminin reklamını yapmak için bir stratejiydi. Şirket, bu süreçte kârlılık konusunda hizmet sektörünün medya sektörünü geçmesiyle birlikte 1992 yılı için 25 yeni film taahhüt etmişti.</p>
<div class="page" title="Page 79">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>1990’lar Disney için ilginç bir olaya daha sahne oldu. Şirketin temel öğesi olan Mickey Mouse’un ürün satışları başka bir şirketten bünyeye katılan Winnie The Pooh tarafından geride bırakılmıştı. Ayrıca bir yandan doğa duyarlılığı kapsamında da işler yapılıyordu. Florida’da büyük bir arazi alınarak imara kapatılmış ve Disney Doğal Yaşamı Koruma Alanı olarak ilan edilmişti.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2456 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-1200x675.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09-1536x864.jpg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-09.jpg 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<div class="page" title="Page 80">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Filmler Renklenirken Tepede Kara Bulutlar Geziyordu</h4>
<p>1993’te Disney yeni bir tema park açmayı planlıyordu ve bu parkın asıl konusu Disney değil, Amerikan İç Savaşı olacaktı. O dönemki yönetim kurulunun ilk büyük muharebenin merkezi olan Virginia’da planlanan bu projede şirketin ırkçılık ve kölelik faaliyetlerine değinmekten çekinmeyeceklerini açıklaması üzerine büyük bir tepki alması hisselerinde büyük bir çöküntüye sebep oldu. Sonucu merak edilen bu proje daha sonraları inşaatın ortasında terk edildi ve kölelik konusunda Disney’in tavrı hiçbir zaman açığa kavuşamadı.</p>
<p>Arka arkaya Muppetlar, Mighty Ducks, Aladdin, Gelinin Babası, Güzel ve Çirkin, Oyuncak Hikâyesi ve Notre Dame’ın Kamburu gibi yapımların başarısıyla şirket adeta bir Rönesans dönemi yaşıyordu. Fakat dönemin yönetim kurulu başkanı Frank Wells’in 1994’deki helikopter kazasındaki ölümü şirkete karanlık bulutları geri getirecekti.</p>
<p>Wells’in ölümünün ardından yönetici Jeffrey Katzenberg görevinden ayrıldı ve Steven Spielberg ile birlikte Disney’e büyük bir rakip olacak animasyon temelli stüdyosu DreamWorks’u kurdu. Daha sonrasında Shrek sayesinde En İyi Animasyon ödülü bile kazanacaktı.</p>
<h4>Animasyonlar İçin Dönüm Noktası</h4>
<p>Walt Disney ile animasyon firması Pixar anlaştı ve 1995 yılında Oyuncak Hikayesi vizyona girdi. Bu film tamamen bilgisayar animasyonuyla yapılan ilk film olarak tarihe geçti. Dünya üzerinde internetin iyice yaygınlaşmasıyla birlikte Disney de bu konuda bir adım attı ve Disney Online projesiyle birlikte Disney’in internet sitesi de kullanıma açıldı. Büyüme amaçlı bir adım daha atılarak Jumbo Pictures da Disney bünyesine katıldı. 1997 yılına geldiğimizde ise Aslan Kral filminin müzikaliyle birlikte Disney kendisini Broadway’de de göstermeye başlamıştı. Pixar ile yapılan 3 filmlik anlaşma da yerini 10 yıllık bir anlaşmaya bırakmıştı. Bu sürede dünyanın dört bir yanına Disney’e bağlı oteller, tatil köyleri ve tema parkları açılmaya devam ediyor hatta Disney kendi gemi filosunu kurarak denizlere açılıyordu. Herkül ve Mulan yapımlarıyla birlikte Antik Yunan ve Çin medeniyetlerine dayalı bilgilendirici animasyon filmleri piyasaya sürülmüştü.</p>
</div>
<div class="column">
<p>1990’ların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nin Florida bölgesindeki Animal Kingdom tema parkında bir olay oldu. Tema parkında yer alan gergedan, su aygırı, antilop, ceylan ve çita gibi çeşitli egzotik hayvanlardan 12 tanesinin öldüğü açıklandı. Bunun üstüne ABD Tarım Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada toplam hayvan ölümünün 29 olduğu belirtildi. Yaşanan tüm bu olaylar çerçevesinde Disney, tesislerinde bulunan canlı hayvan sayısını oldukça azalttı ve bakımındaki hayvanlara da daha çok özen göstermeye başladı.</p>
<h4>Milenyum Vakti</h4>
<p>Milenyum başlar başlamaz Disney çok hızlı işler yaptı.</p>
<p>Atlantis, Lilo &amp; Stitch, Sevimli Canavarlar, Kayıp Balık Nemo, Ayı Kardeş, Prenses Günceleri, Define Gezegeni, Karayip Korsanları ve İnanılmaz Aile gibi yapımlar milenyumun ilk üç senesinde vizyona girdi. 2001 yılında da tarihte ilk kez iki farklı tema parkı aynı yıl açıldı. 1937’deki çıkışından sonra 2001’de DVD’si çıkan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ise ilk günden tam 1.2 milyon kopya sattı.</p>
<p>2000’ler ortaya sürekli yeni iş çıkartan Disney için harika geçiyordu fakat yeni yapımların masrafları arttıkça bir yandan tasarrufa da ihtiyaç vardı. Bu yüzden animasyon stüdyolarının Japonya ile Avustralya ayağı kapatılmış ve Disney Store zinciri de The Children’s Place adındaki bir şirkete satılmıştı. Pixar ile olan ortaklığı uzatmak için görüşmeler yapılsa da bu iş birkaç yıl havada kaldı ve en sonunda kalıcı çözüm Disney’in Pixar’ı satın alması oldu.</p>
<div class="page" title="Page 81">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Disney için her şey rüya gibi ilerlerken 2004’te Disneyland yaşanan bir olay sebebiyle karışacaktı. Parklarda yer alan çalışanlar, oynadıkları roller gereği ziyaretçilere sevecen bir tavırla yaklaşırdı ama Winnie The Pooh karakterinin dostu olan Tigger’ı canlandıran bir çalışan tacizle suçlandı.</h4>
<div class="page" title="Page 82">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>2000’ler ve Spekülasyonlar</h4>
<p>Kâr hırsı o kadar abartılmıştı ki ortaya çirkin iddialar da atılıyordu. Disney World tema parkında ünlü fare Mickey Mouse’u canlandıran oyuncular kişisel kıyafetler almak yerine kostümlerin altına kendilerine dağıtılan ortak iç çamaşırlarını paylaşmak zorunda kaldılar. Bu tartışma 2001 yılında işçilerin ortak çamaşırlar sebebiyle çeşitli hastalıklar kaptıklarını iddia etmesiyle başladı. İki ay süren davaya sendikalar da karıştı ve en sonunda işçilere kendi iç çamaşırlarına sahip olma ve bunları kullanmak için bir hak verildi.</p>
<p>Disney için her şey rüya gibi ilerlerken 2004’te Disneyland yaşanan bir olay sebebiyle karışacaktı. Parklarda yer alan çalışanlar, oynadıkları roller gereği ziyaretçilere sevecen bir tavırla yaklaşırdı ama Winnie The Pooh karakterinin dostu olan Tigger’ı canlandıran bir çalışan tacizle suçlandı. 13 yaşındaki bir kızın ailesi Tigger kostümündeki Michael Chartrand’in fotoğraf çekimi sırasında kızlarına temaslarından şikâyetçi oldu. Daha sonra büyük ve hantal olan kostümün içinden fiziksel temasa dayalı hissiyatın neredeyse imkânsız olduğunun kanıtlanmasıyla mahkeme tarafından suçlu bulunmadı. Çalışan Michael Chartrand temize çıkmasının hemen ardından görevine döndü fakat bir ay sonra iki fotoğrafçı ile yaşadığı tartışma sebebiyle açığa alındı. Bu olaylardan sonra Disney daha seçici bir çalışan politikasına geçti.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2458 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-300x167.jpeg" alt="" width="300" height="167" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-200x111.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-300x167.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-400x223.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-600x334.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-768x428.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-800x446.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-1024x570.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-1200x668.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12-1536x855.jpeg 1536w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-12.jpeg 1580w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />2000’li yıllar boyunca Karayip Korsanları serisi de genişletildi ve ekonomik toparlanma ile birlikte Disney Store zinciri The Children’s Place’den geri alındı. 2008 yılında Küçük Deniz Kızı’nın Broadway’da sergilenmesi ve WALL-E’nin En İyi Animasyon Oscar’ını kazanması Disney için yılı müthiş bir başarıyla kapatmak anlamına geldi.</p>
<p>2009’da D23 adı verilen bir hayran fuarı açıldı ve Disney’in çizgi film ayağı olan Jetix kanalının adı değiştirilerek Disney XD haline geldi. Aynı yıl Hulu’nun büyük bir kısmı Disney tarafından alındı. San Francisco’da Walt Disney Aile Müzesi açıldı. Yılın sonundaysa belki de Disney tarihinin en kritik satın almalarından birisi gerçekleşti. Iron Man, Spider Man, Thor gibi karakterlerin yer aldığı Marvel yapımlarının hakkı Disney’e geçmiş, Marvel Sinematik Evreni’nin temelleri atılmıştı.</p>
</div>
<div class="column">
<h4>Süper Kahraman Devrinde Lisans Savaşı</h4>
<p>2010’da çok sevilen Power Rangers’ın lisans hakları Saban’a tam 100 milyon dolar karşılığında satıldı. Do Dooni Char (İki Kere İki Dört Eder) adlı Hint yapımı vizyona girerek Asya kıtasında Disney adına önemli bir adım attı. Oyun konsollarına da girmek isteyen Disney bu yöndeki ilk çalışması olan Epic Mickey oyununu piyasaya sürdü. Ünlü yönetmen James Cameron’ın Avatar filminin haklarını da satın alan Disney, hızlı bir şekilde Avatar temalı parkları açmaya başladı. Televizyonda ise anaokulu çağındaki çocuklara yönelik yeni bir kanal olan Disney Junior yayına girdi.</p>
<p>2012’de Star Wars ve Indiana Jones gibi serilere sahip olan Lucasfilm satın alındı ve Disney eğlence sektöründe önemli bir koza sahip oldu çünkü Star Wars demek sadece bir film serisi değil oyuncak, giysi ve oyun sektöründe de ilerlemek demekti. Aynı yıl animasyon filmlerini hayata geçirmek adına Art of Animation Resort adlı yeni bir birim açıldı ve hayranların animasyonların dünyasında vakit geçirmesi sağlandı. Prensesler evreni de genişlemeye devam etti ve sıfırdan yaratılan Karlar Ülkesi filmi tüm zamanların en iyi açılışını yapan animasyon filmi oldu.</p>
<div class="page" title="Page 82">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2459 " src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-300x169.jpg" alt="" width="320" height="180" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-15.jpg 1200w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" />Günümüze Yaklaşırken</h4>
<p>2015 yılı Disney için çok kritik bir yıldı. Altı yıldır bünyede bulunan Marvel artık bir düzenlemeye girecek, Marvel Stüdyoları adı altında yeni bir birim kurulacaktı. Bunun yanında da efsanevi seri Star Wars’ın Disney tarafından yapılacak ilk filmi gösterime girecekti ve bu işi batırmamak adına bir endişe hâkimdi. Gişe olarak beğenilse de hayranlar tarafından orijinal seriden çok uzak olarak değerlendirildi. Bunun üstüne izleyicilerin ilgisini Star Wars’un üzerine geri çekmek adına bir adım atıldı ve tam 56.000 metrekare büyüklüğünde bir alana Star Wars tema parkı inşaatı başlatıldı.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 83">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Prime Video ve Netflix’in başarıları üzerine Disney de dijital yayıncılık konusunda büyük bir adım atmalıydı. Aboneliğe dayalı bir video yayın servisi için planlamalar yapıldı. 2018’de ilk olarak ESPN’in dijital platformu ESPN+ platformu devreye girerek Disney+ üzerine denemeler yapıldı. Mickey Mouse karakterinin eşi olan Minnie Mouse, Hollywood’daki Şöhretler Yolu’nda bir yıldıza layık görüldü ve Karlar Ülkesi’nin Broadway müzikali de bu dönemde sahnelendi.</p>
<div class="page" title="Page 83">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>2019, Disney’in büyümesi açısından çok kritik bir yıl oldu. Uzun süredir devam eden 21st Century Fox’u satın alma süreci 2019’un başında sona erdi ve Fox yapımları tamamen Disney bünyesine girdi. 2016’da yapımına başlanan Star Wars tema parkının inşaatı da bu süreçte tamamlandı ve hizmete girdi. 2019 yılı sona ererken de modern dönemin en büyük işlerinden olan Disney+ açıldı ve herkes istediği zaman Disney yapımlarına ulaşabilecek hale geldi.</p>
<p>Marvel yapımlarına sahip olmak Disney’in elinde güçlü lisans haklarını bulundurmasını sağlıyordu. Bu güç onları kör edecek derecede işler yapmalarına da sebep oldu. 2019’da Spider-Man hayranı Ollie Jones, 4 yaşında kanser yüzünden hayatını kaybetti. İngiliz gencin en büyük hayali ise Disneyland’e giderek Disney kahramanıyla tanışmaktı. Ailesi bu isteğini yerine getiremese de mezar taşına Spider-Man gravürü yaptırarak çocuklarının isteklerini bir nebze karşılamak istediler. Gravür izni için Disney şirketiyle iletişime geçtiler fakat Walt Disney dönemine kadar uzanan bir politika sebebiyle şirket bu isteği geri çevirdi. Aile yaklaşık 12 bin imza topladı ama Disney geri adım atmamakta kararlıydı. Spider-Man’in lisans haklarını koruyarak kişiselleştirilmiş bir çizim sağlamayı teklif etti fakat aile bunun oğullarına saygısızlık olacağı sebebiyle kabul etmedi.</p>
<div class="page" title="Page 83">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Pandemi Etkisi</h4>
<p>2020 yılına geldiğimizde tüm dünyayı kasıp kavuran o felaket Disney’in de kapısını çalmıştı. Koronavirüs sebebiyle birçok yapımın arka arkaya çekimleri ertelenmiş, vizyon tarihleri gecikmiş ve ürün tedarikinde sorunlar yaşanmıştı. Sony ile bir anlaşma yapılarak başta Spider Man filmleri olmak üzere önde gelen Sony yapımlarının Disney’e ait platformlarda yayınlanmasının önü açıldı. Arka arkaya iki sene boyunca Soul ve Encanto yapımlarıyla birlikte Disney iki tane En İyi Animasyon ödülü daha kazandı.</p>
<h4>Kişilere Değil, Çocukluğumuza Kalan Bir Miras</h4>
<p>Walt Disney tarafından bir kaçış fırsatı olarak kurulan şirket günümüzde buralara kadar geldi. Bu süreçte filmler üretildi, diziler çekildi, kanallar açıldı, şirketler satın alındı, parklar kuruldu, gemiler inşa edildi, insanlar kovuldu, skandallar oldu ve hayranlar kazanıldı. Aradan 100 yıl geçti ve Walt’ın 88 Oscar Ödülü kazanan mirası bugün milyarların izlediği, satın aldığı devasa bir yapıya bürünerek bizim hayatımızın her köşesinde, medya ve eğlence sektöründeki her aşamada karşımıza çıkıyor. Walt’un bu devasa mirasının daha da büyüyerek izleyici/müşteri olarak bizlerin şu an ve gelecekte zevklerini ve beğenilerini tatmin etmeye, hatta şekillendirmeye devam edeceğini tahmin etmek zor değil.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2460 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-200x113.png 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-300x169.png 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-400x225.png 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-600x338.png 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-768x432.png 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-800x450.png 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14-1024x576.png 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/foto-14.png 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/">Stüdyodan Medya İmparatorluğuna: Disney</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/studyodan-medya-imparatorluguna-disney/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</title>
		<link>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2023 09:30:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Hava Reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Getir’in “Risk Alma Getir’den Al” reklam filmini hepimiz izledik değil mi? Hani İbrahim Büyükak’ın oynadığı ve seri halinde sürekli gördüğümüz reklam filmleri. Mizah eşliğinde bizlere evde kalmamız, güvende olmamız mesajı iletildi. Pandemi döneminde, korku ve endişe içindeyken medyanın bize sundukları da korku, tükenmişlik duygularıydı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/">Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yasemin Ulu, Alaaddin Çörekçioğlu, Ömer Sarı, İsmailcan Demirci</em></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Getir’in “Risk Alma Getir’den Al” reklam filmini hepimiz izledik değil mi? Hani İbrahim Büyükak’ın oynadığı ve seri halinde sürekli gördüğümüz reklam filmleri. Mizah eşliğinde bizlere evde kalmamız, güvende olmamız mesajı iletildi. Pandemi döneminde, korku ve endişe içindeyken medyanın bize sundukları da korku, tükenmişlik duygularıydı. Fakat bazı pazarlamacılar bu algıdan çıkarak gerek mizahı gerek duygudaşlığı ve sempatiyi devreye sokarak pandemi döneminde zarardan çok kâra geçmeyi başardılar. Peki, sizce bunu nasıl yaptılar? İpucu verelim, ikna.</span></p></blockquote>
<p>Gerek kitlelerin ikna edilmesi gerekse de bireyin ikna edilmesi üzerine geçmişten günümüze birçok araştırma yapıldı. Bu konular üzerine makaleler yazıldı, yeni kuramlar geliştirildi. Kitleyi ikna sürecinde ismi başarıyla anılan ama gerçekte bir zalim olan Hitler’in propagandasını en azından her birimiz bir kere de olsa işitmişizdir. Algı yönetimi, ikna ve propaganda için önce Hitler’i sonrasında perde arkasına saklanmış Goebbels’i tanıdık. Bahsettiğimiz gibi medyayı kullanarak algıları yönetmek, hatta doğruları değiştirerek kitleleri ikna edilir. Ancak etik olmayan yollarla, yani biraz da Goebbels’in algı yönetimiyle gerçekleştirdiği gibi. İsterseniz önce ikna nedir, teknikleri nelerdir ondan bahsedelim. Daha sonra ise süper güce sahip olma hissini veren kitlelerin ikna sürecine tekrar değinebiliriz.</p>
<h4><span style="color: #000000;">Gündelik hayatta her birimizin karşısına çıkan iletişim şekli: İkna</span></h4>
<p>İkna, bir bireyin veya kitlenin tutum ve davranışlarının zorlama olmadan değiştirilmeye çalışılmasıdır. Aslında, günlük hayatta her birimizin deneyimlediği iletişim yöntemidir. İkna tekniklerinin başlıkları; kapıyı aralama, kapıyı kapatma, giderek artan ricalar, sadece “o” değil, evet- evet, acaba değil hangisi, soruya soru ile cevap verme, yer etme, borca sokma, önce ver sonra geri al teknikleri şeklinde karşımıza çıkar.</p>
<h4><span style="color: #000000;"><strong>Pazarlamacıların ilk amacı hedef kitlenin zihninde yer edinmek</strong></span></h4>
<p>Kullanılabilecek tekniklerin çokluğu sayesinde pazarlamacılar kendi ürünlerine, markalarına uygun tekniği seçebilirler. Bu konuda da şanslı olan pazarlamacıların günümüzde en çok uyguladığı tekniklerden bir tanesi yer etme tekniğidir. Bu teknikte iknacının yani pazarlamacının amacı, ikna etmek istediği kitlenin beş duyu organından en az birine hitap etmesidir. Bu sayede ikna edilmek istenilen kitle üzerinde bir yer edinme ve dolayısıyla ürününü anımsatma gerçekleşir. Örneğin, bir reklamda kullanılan cıngılı tekrar başka bir yerde duyduğumuzda ya da ona benzer bir müzik duyduğumuzda direkt o ürünü anımsarız. Pazarlamacıların buradaki ilk amacı hedef kitlesinin zihninde yer edinmektir.</p>
<div class="page" title="Page 74">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Önce büyük istek sunulur daha sonra küçük isteklerle süreç devam ettirilir</h4>
<p>Kapıyı aralama tekniği, pazarlamacıların kullanmaktan çekinmediği bir diğer tekniktir. Önce küçük ricalar ile başlayan iletişim sürecinin devamında büyük ricalar ikna edilmek istenilen kitleye sunulur.</p>
<p>İlk küçük isteği kabul eden bireyin, daha sonra gelen büyük isteklere hayır diyememesinin sebebi tutarlılık ve benlik algısından dolayıdır. Kısaca, ilk başta söylediğimiz evet kelimesine sadık kalmak isteriz. Kapıyı kapama tekniği ise tam tersidir. İkna eden önce büyük isteğini sunar ve daha sonrasında küçük istek ile süreci devam ettirir. Bu tekniği ilk duyduğumuzda nasıl ve neden çalışıyor diye sorgulayabiliriz.</p>
<p>Şöyle ki bu tekniğin çalışmasının nedenlerinden biri zıtlık etkisi, algıda karşıtlık. İkna edenin sunduğu ilk istek aslında ulaşmak istediği hedefi değildir. İkna edilmesi istenilen bireyin küçük isteği kabul etmesi beklenir. Reklamlarda kullanılması zor bir ikna tekniği olarak aktarılabilir. Bu tekniğe örnek vermek istersek, herkesin başına gelmiş olması muhtemel bir durumdan bahsedebiliriz.</p>
<p>Mesela yolda sizi çeviren bir satış görevlisinin aylık abonelik teklifine hayır cevabını verdiniz. Daha sonra sizi bırakmadı ve daha küçük bir ricada bulundu. Bu sefer de hayır cevabını vermenin size uygun olamayacağını düşünmeniz çok normal. Böyle hissetmenizin nedenlerinden biri de karşınızdaki görevlinin teklifini küçültmesiyle kendinden ödün vermesini belirginleştirmesinden dolayıdır. Satış görevlisi kendinden ödün vermişken sizin de kendinizden ödün vermenizi bekler. Ve evet cevabını verirsiniz. Yolda karşınıza çıkan satış görevlilerine hayır diyemiyorsanız kendinizi eleştirmenize hiç gerek yok.</p>
<p>Artık uyguladıkları tekniği biliyorsunuz.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2447 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-200x113.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-300x169.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-400x225.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-600x338.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-768x432.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-800x450.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir-1024x576.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/getir.jpg 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Soruya soruyla cevap verme tekniği</h4>
<p>Sizin fikirleriniz neler sorusu eşliğinde, soruya soru ile cevap verme tekniğine değinebiliriz. Bir pazarlamacının sosyal medya reklamlarında sık kullandığı yöntemlerden biri, soruya soru ile cevap verme tekniğidir. Bu tekniğin çevrimiçi reklamlarda nasıl kullanıldığını açıklamak için önce içerik üreticileri, yaygın ismi ile influencerları tanıtmak gerekir. Influencerlar, sosyal ağlar aracılığıyla aktif içerik üreterek takipçilerini etkileyen kişilerdir. Aslında, her birimiz aynı zamanda potansiyel influencer sayılmaktayız. Bu konuda yapılan çalışmalar, bir tweeti retweet etmemizin bile bizi içerik üreticisi olarak adlandırmaya yetebileceğini gösteriyor. Tabii ki sadece bir retweet sayesinde birçok takipçiye ulaşmamız, hitap etmemiz beklenebilir bir şey değildir. Bu şekilde başarıya ulaşan influencer olsa bile yol biraz daha uzuyor. Soruya soru ile cevap verme tekniği influencer pazarlaması aracılığı ile yapılmaktadır. Sevdiğimiz, takip ettiğimiz bir içerik üreticisinin kullandığı ürünü tanıtmasının ardından siz kullandınız mı, kullanmak ister misiniz, sizin fikirlerinizi bekliyorum gibi cümleler eşliğinde bu teknik uygulanmaya çalışır.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="wp-image-2124 size-medium alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-300x174.jpg" alt="" width="300" height="174" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-200x116.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-300x174.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-400x232.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-600x348.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-768x446.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-800x464.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-1024x594.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor-1200x696.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/outdoor.jpg 1327w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Önce ver sonra geri al</h4>
<p>Bir başka ilginç teknik, yaygınca kullanılan ve her gün karşımıza çıkabilen tuzak bir yaklaşım olarak belirir. Önce ver sonra geri al tekniğinde, ürün ilk etapta çok iyi bir şekilde tanıtılır. Bütün özellikleri açıklanır. Genellikle satışa yüksek fiyattan başlanır. Daha sonra ürünün özellikleri düştüğü gibi fiyatı da düşer. Siz ikna eden kişiyi dinlersiniz tekrar dinlersiniz ve en sonunda onun size satmak istediği ürünü satın alırsınız. Bu tekniğin çalışmasında kabulleniş etkindir. Aslında ikna edenin size sunduğu fiyat, ürün için istediği hedefidir. Tekniğin kullanımı oldukça yaygındır. İknanın psikolojisi kitabında üzerinde durulan “klik-pırr” etkisi, bireyleri ve belli bir hedef kitleyi ikna etmekte çok önemli bir rol oynamaktadır. Hayvanlarda otomatikleşen bazı davranışlar bulunduğu gibi insan davranışlarında da otomatikleşen; tutumlar, davranışlar mevcuttur. İknanın psikolojisi kitabında da insanların bu davranışları “klik-pırr” etkisi yaklaşımıyla inceleniyor.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2448 size-medium" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/turkcell.jpg 1380w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Kendini güvende hissetme duygusu</h4>
<p>Şimdi en başa dönecek olursak kitleleri ikna etme sürecinde, günümüz siyasetinden örnek vermek yerine dijital pazarlama üzerinden tartışmayı tercih ediyoruz. Siyaset, maalesef tehlike arz edebiliyor değil mi? Maslow’a göre insanların belli ihtiyaçları vardır. Bunlardan bir tanesi de Maslow’un piramidinde kendine yer bulan güvende hissetme duygusudur. Pazarlamacıların, pandemi döneminde kullandığı en yaygın teknik de budur. Başlıkların çoğunun; evde kal, sağlıklı, güvende kal şeklinde oluşturulmasının bir nedeni olarak bu durumu gösterebiliriz.</p>
<p>Getir, Trendyol, Turkcell, Ikea vb. şirketlerin kullandığı reklam stratejilerinde duygulara yer verilir. Kitleleri ikna edebilmek açısından bazen mizah bazen sempati bazen de algıda seçicilik unsurları kullanılmıştır. Bu kullanılan duygular eşliğinde, kitle ile aralarında bağ oluşturan markalar, pandemi dönemini makul sorunlarla atlatabilmiş hatta markalarının bilinirliğini de epeyce yükseltmiştir. Bu başarıların sırrı ise reklam filmlerinde kullandıkları müzikler, dikkat çekici görsellerin yanı sıra hedef kitle ile aralarında duygusal bağ oluşturmalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<div class="page" title="Page 75">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Ürün daha çok, pazarlamacılar daha fazla</h4>
<p>Eğer karşılaştırmamız gerekirse; kitleleri ikna sürecinde Goebbels’in uyguladığı propaganda teknikleri yerine Aristo’nun retorik kuramı daha etik sayılabilir. Tutarlı, yalansız ve güzel söyleme önem verilen bu kuramda etos, patos, logos kavramları yer alır. Duygusal çekicilik olarak adlandırılan patos, pandemi döneminde kullanılan ve bazı markaları başarıya ulaştıran ikna yoludur. Kitle ile arasında duygusal bağı sağlayabileceğine inandığı temel duygulardan birini seçerek bunu da başarıyla reklam kampanyalarına yerleştiren markalar, rekabetten en az zararla ayrılmayı başaranlar olmuştur.</p>
<p>Pazarlamacıların aktif olarak kullandığı ikna tekniklerinden kaçınabilmek maalesef ki günümüzde imkânsız. Çünkü artık ürün daha çok, pazarlamacılar ise oldukça fazla. İkna etmek isteyenler için ise rekabetten sıyrılmanın en önemli püf noktalarından biri hedef kitlenin ihtiyacını bilmekten ve ihtiyacına göre karşı koyamayacağı ikna tekniği ile iletişim sürecini başlatmaktan geçiyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/">Markalar Bizi Nasıl İkna Ediyor? &#8220;Risk Alma Getir&#8217;den Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/markalar-bizi-nasil-ikna-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehrin Göbeğinde Hârikalar Diyarı: Cahide Palazzo</title>
		<link>https://contextdergi.com/sehrin-gobeginde-harikalar-diyari-cahide-palazzo/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/sehrin-gobeginde-harikalar-diyari-cahide-palazzo/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 09:15:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[canide palazzo]]></category>
		<category><![CDATA[eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[gösteri]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2143</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğlence sektörünün lider isimlerinden biri İzzet Çapa ve onun en yenilikçi mekanlarından biri Cahide. Cahide Palazzo, ağırladığı isimlerle, şovlarıyla ve birbirinden özel konseptleriyle yıllardır adından söz ettirmeye devam ediyor. Peki Cahide’nin bu başarısının sırrı ne?</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sehrin-gobeginde-harikalar-diyari-cahide-palazzo/">Şehrin Göbeğinde Hârikalar Diyarı: Cahide Palazzo</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8211; İrem Kılıç, İleyha </em><i>Taşgıran, Sude Senanur Eryılmaz, Sedef Aleyna Kılıç, Nazlı Özen</i></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Eğlence sektörünün lider isimlerinden biri İzzet Çapa ve onun en yenilikçi mekanlarından biri Cahide. Cahide Palazzo, ağırladığı isimlerle, şovlarıyla ve birbirinden özel konseptleriyle yıllardır adından söz ettirmeye devam ediyor. Peki Cahide’nin bu başarısının sırrı ne? Cahide’nin genel koordinatörü ve işletmecisi Burak Kılıç, Ahsen Gönülce ve Gece Hayatının Mor Saçlı Kadını Gülsün Sami’den Cahide’nin bugününü ve oluşum sürecini dinliyoruz.</span></p></blockquote>
<p><strong>Burak Bey, bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Mağazacılık sektöründen gece hayatına geçişiniz nasıl oldu? Cahide’nin bünyesinde çalışmaya nasıl başladınız?</strong></p>
<p><strong>Burak Kılıç:</strong> Merhaba ben Burak Kılıç. Çapa marka bünyesinde genel koordinatörlük, Cahide Pallazo’da hem işletmecilik hem de genel koordinatörlük yapıyorum. Vakkorama ‘da 10 yıl çalıştıktan sonra İzzet Çapa ile yolum kesişti ve onun sayesinde genel koordinatörlüğe kadar yükseldim. O dönem çok fazla gezdiğim, çok fazla kulüplere gittiğim bir dönemdi. İzzet Çapa’nın da o dönemde çok hareketli, İstanbul gece hayatını salladığı yedi tane mekânı vardı. O mekanlardan birinde bir iki gece çalıştım. Ondan sonra da bir kafe açacağını, benim orada çalışabileceğimi söyledi. Bir dönem hem Vakkorama’yı hem de Bebek’teki Salopet Kafe’yi aynı anda yürüttüm. Salopet’te bir yıl çalıştıktan sonra Cahide hikayesinin başlangıcında yer aldım. İzzet Çapa, gece hayatında inanılmaz konseptlerle, inanılmaz yerler yapıyordu. İstanbul’a gece hayatının imzasını atmıştı. Çalıştığım o dönemde Parlatino, Fashion, Friend and Trends, Hamam, Avangart gibi sayısız mekâna dokundu. Ben de kafe kısmında Salopet’te başlamıştım. Sonra Cahide ile ilgili bir hikayesi olduğunu ve bunu da gerçekleştirmek istediğini ve beraber yol alabileceğimizi söyledi. Sonrasında Sonku’un son dönem yaşadığı Beyoğlu’ndaki evinde, Pera Palas Otel’in karşısında birinci katta açıldı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/edit-Copy-01.00_00_37_22.Still035.tif"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2434 size-full" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/edit-Copy-01.00_00_37_22.Still035.tif" alt="" width="1024" height="576" /><br />
</a></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">&#8220;Cahide&#8217;de daha önce hiç yapılmamışları yaptık&#8221;</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 66">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Cahide’nin yola çıkış hikayesi ve şu an bulunduğu nokta nedir?</strong></p>
<p><strong>B.K:</strong> Cahide’nin ilk yola çıkışı klasik bir menü ve yemekti. Bir de Avrupa’da olan drag queen konsepti ile drag queenlerin tek başına performanslarını sergileyebileceği bir mekân olarak başladı. Önceki mekanlarımızda şu anki gibi büyük sahneler yoktu. 25-30 dansçının olduğunu ve şu anda Cahide Palazzo’da 700-800 kişinin yemek yediğini düşünürsek, Cahide 20 yıl içerisinde çok fazla değişikliğe ve gelişime uğradı. Onun dışında burada çok büyük ve güçlü bir kadro çalışmaktadır. Cahide, bundan üç yıl önce ilk defa tatile çıktı ve Alaçatı’ya gitti. Maçka’da bir mekânımız vardı. Onun dışında Cahide Kabare, Sayfiye, Müzikal ve Harikalar Diyarı gibi konseptler de eklendi. Harikalar diyarından esinlendiğimiz için kapısında yedi metre dev bir tavşan, iskambil kağıdından askerler, içeriye girdiğinizde DJ kabininden fırlayan bir ejderha, beş metrelik atlı karıncalar gibi dekorasyonlar vardı. O kadar güzel dekore edilmişti ki gündüzleri insanlar çocuklarını getirip gezdiriyorlardı lunapark diye. Böyle güzel konseptlerle kendine bir yer edindi. Yönetim kadrosu dünyayı ve trendleri çok güzel takip edip, üstlerine muhakkak bir şeyler ilave ederek, onları Cahide’ye özel bir konsept haline getirdi. Bunlar için özel çekimler yapıyoruz, green screen koyuyoruz. O özel çekimler video haline getiriliyor. Şovun hikayesi yazılıyor. Arkada terzihanemiz var, üç tane terzimiz kostümleri dikiyor, o kostümler şovculara uyarlanıyor. Videonun montajı yapılıp, üstüne müzikle eşleştirilip, arkada hikâyeyi dev ekranda seyrediyorsunuz. Önünde de dansçılar oluyor. Bir şov 12 dakika, bu sürede yedi tane farklı perde, uygun bir sürü kostüm ve şovcular barındırıyor.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Cahide’de konsept dediğimizde aklımıza ne gelmeli ve bizi Cahide’de ne bekliyor?</strong></p>
<p><strong>B.K:</strong> En önemlileri; Cahide’nin kına geceleri ve bekarlığa vedaları organizasyonları. Aslında bir espriyle başladı. Her zaman gelen, sevdiğimiz bir kadın misafirimiz “Ya benim arkadaşım evleniyor, ona da kına yakalım. Hadi o zaman bir kına tepsisi, bir tütü etek yaparız. İşte drag queenler kınayı masaya getirir. Yüksek yüksek tepeler çalarız.” derken bu inanılmaz popüler bir hikâyeye dönüştü. Gazetelerde rekor sayı olarak yazılan, 38 gelinin aynı anda kına gecesini, bekarlığa vedasını kutladığı konsepte dönüştü. Cahide aynı zamanda kadın dostu bir mekân olarak çok anıldı. Doğum günlerinin, özel günlerin, bekarlığa vedaların ve kına gecelerinin kutlandığı bir mekân haline geldi. İstanbul’da gece hayatına, insanların mekan içinde bekarlığa veda kutlamaları yaptığı konseptini kattı ve bu büyük bir akıma dönüştü.</p>
<p>Mekânda 500 tane kadının eğlendiğini, hatta içeride hiç erkek misafirin olmadığını gördüğüm gecelerim var. Daha sonra konsept devamlı üstüne bir şeyler koya koya büyüyordu. Herkese sabahlık yaptık, gelinlik giydirdik, bekarlığa vedalara gogo boylar çıkardık. Gogo boylar damat olarak sahneye çıkıp, daha sonra üstlerindeki takımları çıkartıp mayoları ile dans ediyorlardı. Önceden canlı müzikler haftada bir gece olurken şimdi dört beş gün canlı müziklerin olduğu, haftada iki gün Cahide şovların olduğu konsepte dönüştü. Cahide şovların olduğu gecelerde en az 8-9 tane Cahide performansı sergilenmektedir. 14 metrelik büyük led ekranda Cahide’nin özel çekilmiş şovlarının görüntüleri sergilenmektedir. Akrobatlar, kumaş dansı yapanlar, çember dansı yapanlar. Tam bir kabare restorandır. Bunlardan sonra sahnede MC size takılır.</p>
<div class="page" title="Page 67">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Cahide o kadar çok kulaktan kulağa duyuluyor ki, özellikle Paris’teki gibi kabare şovlar sergileniyor. Bu da ağırladığı misafirleri kendi ülkelerinde gibi hissettiriyor. Mesela Sting, İstanbul’a konser vermeye geldiğinde Cahide’ye çat kapı gelmişti ve biz onu mekânda en güzel şekilde ağırlamıştık.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 67">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><img decoding="async" class=" wp-image-2435 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-300x200.jpeg" alt="" width="330" height="220" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-200x133.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-300x200.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-400x267.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-600x400.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-768x512.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-800x533.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-1024x683.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-1200x800.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/Cahide-35-1536x1024.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 330px) 100vw, 330px" />Aslında tam bir Huysuz Virjin. Size espriler yapıp laf atıyor, bir yandan da şarkı söylüyor. O esnada siz farkında olmadan sahnede birden fazla dansçı beliriyor. Cahide aynı zamanda mutfakta da şov yapıyor. Erhan İldeş ve ekibinin yaptığı harika mezeler ve yemekler, siz mekânın tadını çıkarırken size eşlik ediyor. Ayrıca Cahide, LGBT dostudur.</p>
<p>Cahide’de daha önce hiç yapılmamışları yaptık. Türk pop müziğinin eski şarkılarını bulup onları hareketlendirdik. Aslında ilk defa Cahide yarattı bu konsepti. Bir yandan Edith Piaf çalıyor. Fransa’nın en ünlü kadını, tarih yazmış Dalida çalıyor, Adamo çalıyor, Sting çalıyor. Bir bakıyorsun İbrahim Tatlıses de çalıyor. Sonra bir bakıyorsun Nazan Öncel çalıyor ama sonra dönüyorsun Sezen Aksu çalıyor. Sonra Sezen Aksu’nun şarkısının Yunancası da çalıyor. Yani tam bir dünya müziği karması yarattı. Bu konsept o kadar tuttu ki sonrasında türevleri başladı. İnsanları sersemletip acayip eğlendiriyordu. Çünkü hepimizin içinde bir arabesk ruh var, hepimiz o ruhu yaşıyoruz ama ortaya dökemiyoruz. Bir bakıyoruz “Oy Oy Eminem” çalıyor, yerimizde duramıyoruz. Birdenbire başka bir ruhumuz ortaya çıkıyor ve “We Will Rock You” çalmaya başlıyor.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Merhaba Ahsen Hanım. Ahsen Gönülce olarak Cahide’deki bir geceniz nasıl başlıyor ve bitiyor?</strong></p>
<p><strong>Ahsen Gönülce:</strong> Biz drag queenlerin hazırlanması uzun sürdüğü için şovdan 4-5 saat önce hazırlanmaya başlıyoruz. Bu süre içinde kostüm ve makyajımız var. Her gecenin kendine ait bir konsepti oluyor, ona göre hazırlanıyoruz. Bazı gecelerde ise birden fazla gösteri sergiliyoruz. 4-5 performans var, her performans arasında sahne hazırlanıyor ve 17 sanatçımız sahne alıyor saat 1 gibi de sahneden sanatçımız iniyor.</p>
<p><strong>Peki Cahide’nin ağırladığı ünlüler kimler?</strong></p>
<p><strong>A.G:</strong> Cahide o kadar çok kulaktan kulağa duyuluyor ki, özellikle Paris’teki gibi kabare şovlar sergileniyor. Bu da ağırladığı misafirleri kendi ülkelerinde gibi hissettiriyor. Mesela Sting, İstanbul’a konser vermeye geldiğinde Cahide’ye çat kapı gelmişti ve biz onu mekânda en güzel şekilde ağırlamıştık.</p>
<div class="page" title="Page 68">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Ekibinizin yıllardır değişmediğini ve sadık bir çalışan grubuna sahip olduğunuzu biliyoruz. Bu ekiple toplanıp yurtdışına açılmayı düşünüyor musunuz? Cahide ile böyle bir kariyer planlamanız var mı?</strong></p>
<p><strong>A.G:</strong> Öyle bir kadro ile hareket ediyoruz ki bizim en yeni garsonumuz en az 5 yıllıktır. Biz Alaçatı’ya gittiğimiz zaman bu kadronun hepsi Alaçatı’ya geliyor. Mutfak ekibinden şov ekibine kadar beraber hareket ediyoruz. Bu yüzden bunu yabancı ülkeye taşımak zor. Cahide yurtdışına açılmayı düşünmüyor çünkü ekibini bırakmak istemiyor.</p>
<div class="page" title="Page 68">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><span style="font-size: 14pt;">“Cahide bir ihtilâl aslında.”</span></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-2438 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-300x191.jpeg" alt="" width="379" height="241" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-200x128.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-300x191.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-320x202.jpeg 320w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-400x255.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-600x383.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-768x490.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-800x510.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-1024x653.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-1200x765.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/cahide-3-1-scaled-1-1536x979.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 379px) 100vw, 379px" /></p>
<div class="page" title="Page 68">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Cahide’de yaşanan unutulmaz anılarınız var mı? Biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>A.G:</strong> Cahide 38 tane gelinin birbirinden habersiz aynı anda kına gecesi yaptığı olayla gündeme geldi. 38 tane kadının aynı anda sandalyeye çıkıp, o esnada üzerlerine Cahide’nin özel tasarladığı sabahlıklar ve gelinlikler giydirilip, şov ekibimiz tarafından kına yakıldı. Sosyal medyanın olmadığı zamanlarda her sanatçı yeni albümünün CD’sini alıp Cahide’ye gelirdi. Şarkısını ilk defa Cahide’de çaldırıp, sahnede mikrofonu alıp playback yapıp “Bakın yeni albüm yapıyorum. Bu da benim çıkış şarkım.” derdi. Metin Arolat, “Dert Değil” şarkısını ilk defa Cahide’de çaldı. Benim uğurum da her zaman o şarkıdır. Unutulmaz oldu, hatta barlarda listelerin içine girdi ve bütün dünya dinledi. Ama o şarkının ilk çıkışı ve ilk çalınışı Cahide’de oldu mesela. Cahide’de yirminci yılımı doldurduğum için rahatlıkla şunu söyleyebilirim; Cahide’de tanışmış bir çift, evlenmiş, çocukları olmuş. Aradan çok zaman geçmesine rağmen, her yıl gelip çocukları ile tanışma yıllarını kutluyorlar.</p>
</div>
<div class="column">
<p>Kuveyt’te bir otelde çalışan Türk personeline sorduklarında, “İstanbul’a gidiyoruz ne yapalım” dediklerinde, Cahide’ye gidin demiş. Bir yılbaşında 70 tane Fransız uçağa binip, yılbaşını kutlayıp ertesi gün Paris’e geri dönüş yapmıştır. İstanbul dendiğinde Cahide akla geliyor artık.</p>
<p>Cahide’nin tarzlarından en önemlisi de özellikle canlı müzikte ters köşe yapmalarıdır. Mesela Bülent Ersoy’a ilk defa pop söyleten bizdik. Bir dönem Hülya Avşar’ı çıkarmıştık. Dansçılar yatağın üstünde gecelikle dans etmişti. Candan Erçetin de şov ekibimizle beraber kabareye eşlik etmişti. İşte bu şekilde konseptli, değişik, farklı ters köşeler yaptı. Cahide her zaman ters köşe yapan, dinamik, yaşayan bir mekân oldu. Ayrıca bu zamana kadar hiçbir sanatçının veya misafirlerin fotoğrafının yayınlanmaması, Cahide’nin sağladığı güvenden dolayıdır. Yani Cahide bir ihtilal aslında. Eğlence hayatında ciddi bir oluşum. Bu da İzzet Çapa’nın başarısıdır. İzzet Çapa, gıdım gıdım bütün CD’leri araştırarak, muhteşem arşivler yaparak birçok DJ yetiştirmiştir. Kendi de zaman zaman DJ kabinine geçip, çalmıştır.</p>
<p>Cahide’nin 22 yıllık başarısı tesadüf değildir. İzzet Çapa’nın harika fikirleri ile birlikte her an yenilenen, yaşayan bir mekândır. Çapa, yemeklerinden tutun, şovlarına, çalınan müziğine kadar her şeyle titizlikle ilgilenir. Cahide, Fransız halkı tarafından da oldukça biliniyor.</p>
<div class="page" title="Page 69">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Cahide’nin Fransızlarla tanışması nasıl oldu?</strong></p>
<p><strong>Gülsün Sami:</strong> Bir Fransız televizyon kanalı bir program çekimi yaptı. Konsept şuydu, dünyanın üç büyük şehrindeki gece hayatı. Bu da bizimle başladı. Biz o programdan bir hafta sonra falan Paris’e gittik İzzet’le beraber. Sokakta yürürken tanınıyorduk.</p>
<p><strong>B.K.:</strong> Fransız kültürüne baktığınız zaman Moulin Rouge, yüz yıllık bir mekân ve orada kankan dansı yani kabere kültürünün çok fazla olduğu bir ülke olduğu için, Cahide onlara çok yakın geldi. Röportaj yapmaya geldiklerinde böyle bir şeyle karşılaşacaklarını beklemiyorlardı. Sen de Paris’e gittiğinde, lüks bir kulübün içerisinde horon tepenler görsen şaşırırsın. İşte bunlar da onları çok etkilemişti. Tabi eğlenceyi de görünce inanamamışlardı. Yani şimdi şöyle bir durum da var; Cahide’ye geldiği zaman hiçbir kadını bakımsız göremezsin. Bu Cahide’nin de oluşturduğu bir şey. Sen meyve suyunu içiyorsun, yanındaki arkadaşın rakısını içiyor ve beraber eğleniyorsunuz. Bu çok güzel. Tabii biz bunu bilerek yapmadık. Bizimle rahat ettikleri ve bize sahip çıktıkları için geliyorlar. Biz de çok mutluyuz.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Cahide, her kültürün ortak noktası diyebiliriz. Peki bu nasıl gerçekleşti? Her kültür Cahide’yi nasıl benimseyebildi?</strong></p>
<p><strong>B.K.:</strong> Her şeyin birbirinin içine geçtiği, mutlu bir dünyanın hikayesinin oluşturulması çok güzel bir şey. Hakikaten bundan çok keyif aldık her zaman. Yurtdışından gelen çok misafirimiz var. Dünyanın her ülkesinden buraya gelen var. İzzet Çapa, ilk defa İstanbul gece hayatında şifreli ve konseptli partiler yapmıştı.</p>
<p>Bunları Cahide’de devam ettirdik ve çok büyük prodüksiyonlarla insanların tek gece eğlenebildikleri bir yer haline getirdi. Aylar öncesinden hazırlanan Indian Gecesi, Arabic Gecesi, Hollywood Gecesi, Mammamia gibi birtakım konseptler de, çok büyük bütçeler ayırarak bütün dekorasyonu, şovları, personel kostümünü yani her şeyini sıfırdan yaptığımız operasyonlar da tasarladık. Mesela bir Hollywood gecesinde, kırmızı halılar, dev ışıklar, kapıda bir Cadillac, eski tip bir üstü açık araba. Koltuğundan masa örtüsüne, avizesinden aklınıza gelebilecek her noktasına dokunulduğu konseptli partiler de, ilk defa Cahide’de yapıldı.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/sehrin-gobeginde-harikalar-diyari-cahide-palazzo/">Şehrin Göbeğinde Hârikalar Diyarı: Cahide Palazzo</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/sehrin-gobeginde-harikalar-diyari-cahide-palazzo/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emre Bayın: Kitabın Editöryal Yolculuğu</title>
		<link>https://contextdergi.com/emre-bayin-kitabin-editoryal-yolculugu/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/emre-bayin-kitabin-editoryal-yolculugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 09:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dosya]]></category>
		<category><![CDATA[editör]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Editör: herkesçe bilinen ama karşılığı ve önemi tam olarak kavranamayan bir meslek grubu. Çoğu zaman arka planda kalıp süreci yöneten editör, bir kitabı sorunsuz bir şekilde okura ulaştıranların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/emre-bayin-kitabin-editoryal-yolculugu/">Emre Bayın: Kitabın Editöryal Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ece Nisa Güven</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Editör: herkesçe bilinen ama karşılığı ve önemi tam olarak kavranamayan bir meslek grubu. Çoğu zaman arka planda kalıp süreci yöneten editör, bir kitabı sorunsuz bir şekilde okura ulaştıranların başında geliyor. İletişim Yayınları editörü Emre Bayın ile kitabın editöryal yolculuğunu; dosya kabulünden dağıtıma kadar olan süreci konuştuk.</span></p></blockquote>
<div class="page" title="Page 62">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? Kaç yıldır editörlük yapıyorsunuz editör olmaya nasıl karar verdiniz?</strong></p>
<p><strong>Emre Bayın:</strong> 2014’ten beri İletişim Yayınları’nda çalışıyorum. Yayınevine gelen edebiyat dosyalarına bakıyorum. Aslında şöyle karar verdim diye anlatacağım net bir an yok. Üniversitede kendi tercihimle edebiyat okudum, ondan önce de kitaplarla aram hep iyiydi. Yani kitap okumak bir hobi olmanın ötesindeydi. Böyle olunca, severek ve isteyerek yapabileceğim en güzel iş de bu olabilirdi.</p>
<p><strong>Editörlüğü bize biraz anlatır mısınız bir editör ne yapar görevleri nelerdir, bir editör nasıl olmalıdır?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Yayınevlerine incelenmesi için belli dosyalar geliyor. Bir editör gelen bu dosyaları inceleyen, yayın kuruluyla birlikte bu dosyanın yayımlanıp yayımlanmayacağına karar veren, dosya üzerinde çalışan ve onu kitap haline getiren kişidir. Çeviriyse çevirinin doğruluğunu kontrol etmek, kurguysa kurgunun zaman, mekan, karakter tutarlılığını kontrol etmek bir editörün görevidir.</p>
<p><strong>Çeviri kontrolünden bahseder misiniz? Bir kitap nasıl çevriliyor, Türkçeye çevirirken tam karşılığı olmayan kelimelerde ne yapılıyor?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Çeviri kontrolü ekranın bir tarafına metnin orijinal halini diğer tarafına çevirmenden gelen metni koyup ikisini karşılaştırarak yapılıyor. Burada baktığımız şey kelimeleri yerlerine birebir aynı şekilde koymuş mu diye kontrol etmek değil, o metni gerçekten eksiksiz bir şekilde Türkçeye aktarabilmiş mi, Türkçe dil kurallarına uygun mu bunu kontrol etmek.</p>
</div>
<div class="column">
<p><strong>Dosya nedir, doğru bir dosyanın içeriğinde neler olmalıdır? Bize iyi dosya ile kötü dosyayı karşılaştırabilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Dosya, yazarın metninin, yani “yazdıklarının” ta kendisidir. Bu metin word vb. programlar aracılığıyla bilgisayarda yazılmış olabileceği gibi, doğrudan kağıda aktarılmış da olabilir. Aslında iyi dosya gerçekten her şeyi tamamlanmış, bitmiş ve dizilmiş dosyadır. Kötü dosya ise sinopsis olarak gelen ya da tam olarak sonlanmamış dosyadır. Eğer tamamlanmamış bir dosya gönderiliyorsa biz bu dosyayı incelemiyoruz. Çünkü başı ve sonu tam anlamıyla belli olmayan bir dosya hakkında karar verilmesi çok mümkün değil.</p>
<p><strong>Bir dosyanın incelenmesi ne kadar sürüyor?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Dosya yoğunluğuna göre bu süre değişebiliyor ama en az üç ay en fazla altı ay olacak şekilde mutlaka olumlu veya olumsuz geri bildirimde bulunuyoruz. Olumsuz dönüşlerimizde de detaylı bir şekilde dosyada ne gibi eksikler olduğunu ve neden kabul etmediğimizi açıklıyoruz. Deneme, kişisel gelişim ve şiir kitaplarını basmadığımız için de bu konulardaki dosyalar bize tamamlanmış şekilde gönderilse bile kabul etmiyoruz. Bu tamamen yayıneviyle ilgili bir durum.</p>
<div class="page" title="Page 63">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Aslında iyi dosya gerçekten her şeyi tamamlanmış, bitmiş ve dizilmiş dosyadır. Kötü dosya ise sinopsis olarak gelen ya da tam olarak sonlanmamış dosyadır.</h4>
<div class="page" title="Page 63">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Dosya tamamen incelendikten sonra basmaya değer olup olmadığına nasıl karar verilir?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Bizim yaklaşık 15 kişiden oluşan bir yayın kurulumuz var. Bu kurulda dosyalar hakkında ortak kararlar alıyoruz. Kurguysa özgün dil kullanımı, kurulan anlatım dünyasının yoğunluğu, bütünlük; kurgu dışıysa özgün bir değerlendirme olup olmadığı, incelediği alana ne gibi “yeni” sözler eklediği aranan kıstaslar.</p>
<p><strong>Bilindiği üzere kitaplar genellikle birçok insan tarafından kapaklarına göre seçilir. Kapakların bir kitabı pazarlamak için ne kadar etkili bir silah olduğunu biliyoruz.Kitap kapağı yapılırken nelere dikkat edilir ve kapak kim tarafından seçilir?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Yazar, editör ve tasarımcının ortaklaşa yürüttüğü bir süreç bu. Yani doğrudan bir “seçim” yok. Kapaklara yazar, editör ve tasarımcının bir araya gelmesiyle karar veriliyor. Çoğu zaman yazardan bir fikir çıkıyor bunun üzerine editör yorumlarını ekliyor ve bu fikir en son tasarımcıya gidiyor.Fikirleri tasarımcıya iletirken birazda kitaptan bahsediyoruz. Çünkü tasarımcının kitabı okumak gibi bir şansı yok çoğu zaman. O yüzden aklımızda bulunan fikirleri tasarımcıya anlatıyoruz.</p>
<p><strong>Kapağın seçimini yazara bırakmak kitaba daha az ticari gözle bakmak anlamına gelmiyor mu? Yayınevi seçtiği tasarımla belki de kitaptan daha büyük bir gelir sağlayabilecekken neden kitaba daha az ticari yaklaşıyor?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Yazarın seçtiği kitap kapağı dikkat çekmeyecek veya satışa engel olacak gibi bir durum söz konusu değil. Bizim seçmemiz veya yazarın seçmesi hiç fark etmiyor bizim için asıl önemli olan kitaba uygun kapağı bulabilmek. İnsanlar ilk başlarda kitapları kapaklardan görüyorlar ve kapaktan, arka kapak yazısından etkilenip kitabı alıyorlar. Bence, en güzel kapak en dikkat çekici kapaktır.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2429 size-medium alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-66x66.jpg 66w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-150x150.jpg 150w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-200x200.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-300x300.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-400x400.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-600x600.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-768x768.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-800x800.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-1024x1024.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-1200x1200.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/9319650_4133811-1536x1536.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<div class="page" title="Page 63">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Bir kitap basılırken ilk etapta kaç adet basım yapılıyor. Yazarın tanınır olup olmaması veya kitabın türü basılan adet üzerinde etkili oluyor mu?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Belirli bir basım adedi yok. Kitaba, yazara, hatta bazen türe göre bu adetler değişebiliyor. Yazarın daha önce çıkmış kitabı varsa o kitabın satışları veya yoksa o türde başka yazarların kitaplarının ne kadar sattığı iyice kontrol ediliyor ve karar bundan sonra veriliyor. Her kitabı belli bir sayıda basacağız diye genel bir kural yok, her şey değişebiliyor.</p>
<p><strong>Kitap basım sözleşmesinden bize biraz bahsedebilir misiniz? Yazarın ve yayınevinin kitap basıldıktan sonra kitap üzerinde ne gibi hakları bulunuyor?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Kitap basım sözleşmesi hem yazarın, hem de yayınevinin telif haklarını koruma altına almak için yapılan bir sözleşme. Bunu bir örnek üzerinden değerlendirmek gerekirse yayımlanan metinden 20 sayfa alınıp başka bir yerde</p>
<p>kullanılamaz veya hikaye alınıp dizi veya film yapılamaz. Bu sözleşme iki tarafın da haklarını koruyan tek güvence. İzinsiz yapılan her şeyde yazara olduğu kadar yayınevine karşı da bir suç işlenmiş sayılıyor. Bu yüzden iki taraf da birbirlerinin haklarını korumak zorunda. Sözleşme imzalandıktan sonra ise belli bir süresi oluyor ve bu süre zarfında kitapla ilgili yapılacak her şey yazar ve yayınevine sorulmak zorunda. Süre bittikten sonra ise yazar sözleşmeyi aynı yayıneviyle yenileyip devam edebilir veya başka bir yayıneviyle anlaşma sağlayabilir.</p>
<p><strong>Son olarak okuyup çok etkilendiğiniz bir proje oldu mu?</strong></p>
<p><strong>E.B:</strong> Şu sıralar Memduh Şevket Esendal’ın eserlerini tekrar yayımlıyoruz, Behçet Çelik hazırlıyor. Onları yayımlamak son derece heyecan verici bir durum.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/emre-bayin-kitabin-editoryal-yolculugu/">Emre Bayın: Kitabın Editöryal Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/emre-bayin-kitabin-editoryal-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reklamcılığın Babası John Hegarthy: &#8220;Her zaman farklı olmak&#8221;</title>
		<link>https://contextdergi.com/reklamciligin-babasi-john-hegarthy-her-zaman-farkli-olmak/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/reklamciligin-babasi-john-hegarthy-her-zaman-farkli-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 09:20:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[john hegarty]]></category>
		<category><![CDATA[Levi's]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamcılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reklamcılığın babası olarak bilinen John Hegarty, Bartle Bogle Hegarty ajansının kurucusu. 50 yılı aşkın süredir reklamcılık sektöründe kariyere sahip olan Sir Hegarty, her zaman farklı olmak gerektiğine sıklıkla vurgu yapan birisi.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/reklamciligin-babasi-john-hegarthy-her-zaman-farkli-olmak/">Reklamcılığın Babası John Hegarthy: &#8220;Her zaman farklı olmak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Ömer Al, Aybüke Varyemez, Nuray Seday Sivri, Furkan Atay, Nesrin Ağaoğlu</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">Reklamcılığın babası olarak bilinen John Hegarty, Bartle Bogle Hegarty ajansının kurucusu. 50 yılı aşkın süredir reklamcılık sektöründe kariyere sahip olan Sir Hegarty, her zaman farklı olmak gerektiğine sıklıkla vurgu yapan birisi.</span></p></blockquote>
<h4>Biz onlara siyah kotun piyasaya çıktığını anlatmalıydık</h4>
<div class="page" title="Page 59">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hegarty, kurduğu ajansın ilk müşterilerinden birisi olan Levi Strauss’a yeni çıkacak olan siyah denim pantolon için bir poster hazırlıyor, koyunlardan oluşan bu afişte bir şey eksik tabii ki, siyah denim pantolon. Afişte, siyah kot pantolon görmeyi umut eden Strauss bu fikre ilk başta ısınamıyor. Hegarty “Herkes kot pantolonun ne olduğunu bilir, biz onlara siyah kotun piyasaya çıktığını anlatmalıydık.” diyerek, poster tasarımında siyah kotu ne tür insanların giyeceğini vurgulamak için tasarladıklarını açıklıyor.</p>
<p>Müşteri en sonunda kabullenip posteri çıkartıyor. “Yaratıcılık: Kuralları Boşverin” kitabında bu kampanyaya değinen Hegarty, bu siyah koyunun hem kimlikleri hem de felsefeleri haline geldiğinden bahsediyor.</p>
<p>Bu reklam o kadar başarılı oluyor ki Levi’s, John Hegarty’e normal boyutlarda siyah bir koyun heykeli hediye ediyor. Hatta bu siyah koyun Bartle Bogle Hegarty ajansının logosu olarak kullanılıyor.</p>
<p>“Her düşüncemle aynı fikirde olmayın” ve “Beş dakika sonrasını bile düşünmeyin” diyen John Hegarty, reklamcılık sektöründe yer edinmek isteyen herkesin mutlaka fikir sahibi olması gereken bir isim olarak karşımıza çıkıyor.</p>
</div>
<div class="page" title="Page 59">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Sansür sayesinde ikonikleşen beyaz boxer</h4>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-2402 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-300x182.jpeg" alt="" width="344" height="209" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-200x121.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-300x182.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-400x242.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-600x363.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-768x465.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-800x484.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-1024x620.jpeg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-1200x726.jpeg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/20201119_UNZIPPED_LAUNDERETTE-ANNIVERSARY_HERO-1536x929.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" />1985’in Hediyeleşme Günü’nde İngiltere halkı ünlü model Nick Kamen’in çamaşırhaneye girip, melon şapkalı, takım elbiseli bir grup kadının önünde boxerına kadar soyunmasını ve Levi’s 501 kot pantolonu çamaşır makinesine atmasını izledi.</p>
<p>BBH’den John Hegarty ve Barbara Noakes tarafından tasarlanan reklam, kot pantolonun Avrupa’daki popülaritesini hızla artırdı ve reklamcılık tarihindeki yerini sağlamlaştırdı.</p>
<p>Reklamda 1968’de piyasaya sürülen Billboard Hot 100 ve R&amp;B Singles listelerinde 1 numaraya yükselen Motown Records’ın “I Heard it Through the Grapevine” şarkısı kullanıldı. Şarkı bir Sedan aracın hızla uzaklaşıp Nick Kamen’in çamaşırhanenin kapısını açmasıyla başladı. Tanıdık ritim, reklamın, televizyon reklamları arasında zirveye çıkmasına oldukça yardımcı oldu. Reklamdaki Bobby çoraplı ve kedigözü gözlüklü kızların tarzı 1950’lerin sonu ve 1960’ların başındaki Amerika kasabalarını yansıtıyor. Nick Kamen’ın bir tişört ve 501 model kot pantolon giymesi ve çamaşırhanede sadece boxerla kalması, Nick’in estetik görünümü ve atletik yapısını öne çıkararak hayranlarına aynı şekilde giyinmeleri için ilham vermişti. Reklamdan sonra satışlar fırladı. Markanın çamaşırhane reklamı üzerinden bir dizi parodi üretilmesiyle birlikte ikonik bir statüye erişti.</p>
<p>2014 yılında Habertürk Pazar Melik Demirel’in John Hegarty’le yaptığı röportajda sansür sebebiyle boxer ile kalması sansürlenmişti. Kendisi halâ dünyada trend olmasına ilişkin ‘’Eğlenceli bir olay. Televizyon reklamı yazdığınızda bir sansür kurulu tarafından onaylanması lazım. Terbiyeli olması gerekiyordu. Boxer şort, çözüm olarak bulundu. Sonrası malum.’’ cevabını vermişti.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2403 size-large" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-1024x520.jpg" alt="" width="1024" height="520" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-200x102.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-300x152.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-400x203.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-600x305.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-768x390.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-800x406.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-1024x520.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-1200x610.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/4.LEVIS_blacksheep-1536x780.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/reklamciligin-babasi-john-hegarthy-her-zaman-farkli-olmak/">Reklamcılığın Babası John Hegarthy: &#8220;Her zaman farklı olmak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/reklamciligin-babasi-john-hegarthy-her-zaman-farkli-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;da Modern Sanat: İKSV 17. İstanbul Bienali</title>
		<link>https://contextdergi.com/istanbulda-modern-sanat-iksv-17-istanbul-bienali/</link>
					<comments>https://contextdergi.com/istanbulda-modern-sanat-iksv-17-istanbul-bienali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beykent Newslab]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2023 09:15:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Medyanın Şairi: Halit Kıvanç Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[İKSV]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul Bienali]]></category>
		<category><![CDATA[pera müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[SAHA Studio]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://contextdergi.com/?p=2137</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bienali, İKSV’nin iki senede bir düzenlediği bir modern sanat etkinliği. Onlarca sanatçısı, sanatseveri ve binlerce insanı konuk eden bienal çeşitli mekanlarıyla kocaman bir dünya. Bu sene 17’ncisi düzenlenen ve yine şehrin dört bir yanına ayrılmış sergileri, müzeleri, hamamları ve daha birçok eseriyle binlerce sanatseverin odağındaydı.</p>
<p><a href="https://contextdergi.com/istanbulda-modern-sanat-iksv-17-istanbul-bienali/">İstanbul&#8217;da Modern Sanat: İKSV 17. İstanbul Bienali</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>-Fikriye Yılmaz</em></strong></p>
<blockquote><p><span style="font-size: 14pt;">İstanbul Bienali, İKSV’nin iki senede bir düzenlediği bir modern sanat etkinliği. Onlarca sanatçısı, sanatseveri ve binlerce insanı konuk eden bienal çeşitli mekanlarıyla kocaman bir dünya. Bu sene 17’ncisi düzenlenen ve yine şehrin dört bir yanına ayrılmış sergileri, müzeleri, hamamları ve daha birçok eseriyle binlerce sanatseverin odağındaydı. Aslında bu bienal bir salgının ortasında sürece odaklanmak, anda kalmak, farkındalıklar yaratmak, eksikleri tamamlamak ve hali hazırda var olanları güçlendirmek için tasarlandı.</span></p></blockquote>
<p>Pandemide aramıza giren mesafelerin yavaş yavaş kapanmaya başlamasının ardından bienal, sanata olan açlığımızı dindirmek açısından da büyük bir rol oynadı. Bienal direktörü Bige Örer bu seneki bienali tek bir başlık altında, büyük ölçekli bir sergi olarak kurgulamak yerine bir tarım kavramını ödünç aldıklarını ve kompost yöntemini örnek bellediklerini söylüyor. Kompost ise, bitkisel ve hayvansal atıkların dönüştüğü gübre anlamına geliyor. Pandemi sayesinde birçok şeyi farklı yapabileceğimizi görmemizle beraber yenileme, besleme ve dönüşme kavramları da benimsendi. Bu kapsamda bienal mekanlarını gezerken eserlerin tanıtımında ‘Başlık Yok’ yazısıyla karşılaşabilirsiniz. Çünkü 17. İstanbul Bienal’i dönüşüme odaklanarak eserleri bir zamana bağlamayı reddediyor.</p>
<p>Küratörler de bu büyük sağlık krizinin ardından yapılan bu bienal için “Bırakın bu bienal de kompost olsun. Vaktinden önce başlayabilsin, bittikten çok sonra da devam edebilsin” diyor. Bu sene bienal, Beyoğlu’nun, her kafanızı kaldırdığınızda merak uyandıran yapılarıyla karşılaştığınız tarihi sokaklarından, Kadıköy’ün cıvıl cıvıl köşelerine ve daha birçok güzelliğe ev sahipliği yapan mahallelerine dağıtıldı. Biz ise çağdaş sanatın kalbinin attığı özenle seçilmiş birkaç yeri sizin için gezdik.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2395 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-1024x683.jpg" alt="" width="1024" height="683" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/yaklasim-tuneli-giriss-1536x1024.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<div class="page" title="Page 55">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>“Bırakın bu bienal de kompost olsun”</h4>
<div class="page" title="Page 55">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Metro İstanbul Yaklaşım Tüneli</h4>
<p>Rotamız Gezi Parkı’ndan başlıyor, ilk durağımız ise Yaklaşım Tüneli. Atatürk Kitaplığı’nın hemen alt caddesinde kalan Yaklaşım Tüneli, Yenikapı-Hacıosman metro hattının yapımında şantiyeye malzeme taşımak gibi işler için kullanılmış. Aslında bir tahliye tüneli. Açılışı ise pandemi döneminde Melis Bektaş’ın küratörlüğünde gerçekleşti ve onlarca sergiye ev sahipliği yaptı.</p>
<p>En başında ‘İstanbul’da şifa bulmak’ temasıyla sanatseverlerle buluştu. Bugün ise bienal kapsamında duvarlarındaki sıra dışı resimleri, etkileyici ışıklandırması, tünelin dört bir yanından gelen sesleriyle tam bir korku tüneli etkisi yaratıyor. Henüz tünelin başında olan bizler için yolculuk, tünelin sonundaki ziyaretçilerin çığlıklarıyla daha da ilgi çekici bir hal almaya başlıyor. Yaklaşım Tüneli bu ürkütücü atmosferiyle ziyaretçilerin ilgi odağı.</p>
<h4>SAHA Studio</h4>
<p>Gezi Parkı’ndan Taksim Meydanı’na doğru çıkarken o her zaman cıvıl cıvıl olan ortam karşılıyor bizi. Bitmek bilmeyen koşturmacanın içinde sanki farklı bir dinginlik katıyor. İstiklal Caddesi’nin hemen girişinde, meşhur büfelerin bulunduğu Sıraselviler Caddesi’nden ilerliyoruz. SAHA Studio hemen solunuzda, Belçika Konsolosluğu’nun yanında, bir binanın eksi ikinci katında bulunuyor. SAHA Derneği, dünyanın dört bir yanından sanatçıları, yazarları ve küratörleri bir üretim ve etkileşim programı olarak tasarladığı stüdyosunda ağırlıyor. Tüm bu atölyelerin yanında, davetli sanatçılara bütçe sağlayarak araştırma, üretme ve sergileme şansı da sunuyor. Bu sene 17. İstanbul Bienali’nin resmi mekanlarından olan SAHA Studio, sanatçıların üretimlerine birebir şahit olabileceğimiz bir mekân olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>World Weather Network iş birliğinde, küresel iklim krizine karşı 28 ülkeden katılan sanatçılarla yeni çalışmalar ortaya çıkartılırken, aynı zamanda Müze Gazhane’deki Atıf Akın’ın sergileri ve Silent University Orientation Program projelerinde de paralel bir buluşma alanı sağlanıyor. Bu bahsettiğimiz sergilerin birçoğu sadece 17. İstanbul Bienali kapsamında ziyarete açıldı. Güzel haber şu ki, stüdyonun kütüphanesini, üretim ve sergi alanlarını zamansız bir şekilde ziyaret edebilir ve kullanabilirsiniz.</p>
</div>
<div class="column">
<h4>Pera Müzesi</h4>
<p>Pera Müzesi’nin bulunduğu tarihi Meşrutiyet Caddesi’ne ulaşmak için, İstiklal’in ara sokaklarından yürüyoruz. Pera Müzesi de bu caddede bulunan tarihi yapıların arasında yer alıyor. İstanbul Bienali’ne 2015’ten bu yana ev sahipliği yapan Pera Müzesi, bu yıl da yine binanın üç katını süreli sergilerine ayırmış.</p>
<p>Bienal kapsamında bu sene geçmişten günümüze kadın hareketi, Nepal Fotoğraf Kütüphanesi’nin geniş kadın arşivi, uluslararası meseleler, İstanbul Sözleşmesi ve ayrımcılık gibi konuların yanında ünlü isimlerle gerçekleştirilmiş olan röportajlar ile ziyaretçilere görsel ve işitsel açıdan zengin bir deneyim alanı sunuluyor. Bir diğer sergide ise dünyanın dört bir yanından işgal altındaki esirlerin ve askerlerin savaş sırasındaki notları, mektupları, günlükleri ve yazışmaları olarak karşımıza çıkıyor. Serginin duvarlarında savaş sırasında dünyanın detaylı haritalandırmasını görebiliyoruz.</p>
<p>Şimdiye kadar saydığım süreli sergiler dışında Pera Müzesi’nde mutlaka ziyaret etmeniz gereken zamansız sergiler de bulunuyor. Bunların başında 17. ve 19. yy’dan elçi portreleri, Osman Hamdi Bey’in en önemli eseri Kaplumbağa Terbiyecisi’nin de sergilendiği bir Osman Hamdi Bey alanı geliyor. Burada sanal gerçeklik gözlükleriyle unutulmaz bir sergi deneyimi yaşayabilirsiniz. Aynı zamanda ağırlık ve ölçü sanatının geçmişten bugünümüze değişimini görebilir ve Kütahya seramiklerinde bir kahve molası verebilirsiniz.</p>
<div class="page" title="Page 56">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4>Büyükdere35</h4>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2396 alignright" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35-300x200.jpeg" alt="" width="314" height="209" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35-200x133.jpeg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35-300x200.jpeg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35-400x267.jpeg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35-600x400.jpeg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35-768x512.jpeg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35-800x533.jpeg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/buyukdere35.jpeg 900w" sizes="(max-width: 314px) 100vw, 314px" />Galatasaray Lisesi’ni geçip Boğazkesen yokuşundan aşağı inmeye başlıyoruz. Biz Bienal gezimiz sırasında biraz dinlenip, nefes almadan ve yolumuzun üzerindeki meşhur Ara Güler sokağını ziyaret edip, Ara Kafe’de bir kahve içmeden yolumuza devam etmek istemiyoruz. Beyoğlu’nun en işlek ve en kedili mahallelerinden birinde bulunuyor Büyükdere35. Bu mekân, 2017’de bambaşka görüşlerden sanatçıların atölyelerine ve sergilerine ev sahipliği yapmak amacıyla bir galeri olarak kuruluyor. İlk defa bir bienal mekânı olarak sanatseverlerle buluşan Büyükdere35, bu sene çok önemli bir amaca hizmet ediyor.</p>
<p>İstanbul Havalimanı alanı ve olası Kanal İstanbul projesi, etrafındaki sulak alanları kurutmuştu. Bu da bu alanların büyük bir çoğunluğunun mandaların erişimine kapatılması ve yok olmaya bırakılması demek oluyordu. ‘Çamuralem’ etkinliği, Manda Festivali ve İKSV’nin kolektif çalışmasıyla bu büyük soruna dikkat çekilmek istendi. Ayrıca satışa sunulan yoğurdu, sütü, balı, kaymağı ve tatlılarıyla geniş bir yelpazesi var. Çay da var. Daha ne olsun.</p>
<h4>Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA)</h4>
<p>Büyükdere35’ten çıkıp, Beyoğlu’nun ara sokaklarında dolaşırken yakınından geçerken ziyaret etmemek olmaz deyip Kırım Kilisesi’ne de uğradık. Bu rotada gezerken sizin de mutlaka girmenizi tavsiye ederiz. Sonrasında dik bir yokuşun sonunda karşımıza çıktı Performistanbul. Performans sanatının görünürlüğünü arttırmak adına 2016’da kurulan mekân, sanatçıları bir araya toplayarak onları desteklemeyi amaçladı. Aynı zamanda araştırmacılar için hem Türkiye hem de uluslararası sanat alanında tüm performans sanatı arşivi ve canlı sanat kütüphanesine ücretsiz bir şekilde ulaşım olanağı sağladı. Bu sene ilk defa bienal mekânı olarak ziyarete açılan Performistanbul’da özellikle kadın ve LGBTİ hakları, İstanbul Sözleşmesiyle ilgili görsel ve işitsel deneyim alanları kuruldu. Mekânın tamamına dağıtılmış belgelere, kitaplara, süreli yayınlara ve bunun yanı sıra dans sanatının seslerle harmanlandığı bir alana da şahitlik edebileceksiniz.</p>
<div class="page" title="Page 56">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<h4><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2397 alignleft" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-200x133.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-300x200.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-400x267.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-600x400.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-768x512.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-800x533.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-1024x683.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-1200x800.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/perform-1536x1024.jpg 1536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Müze Gazhane</h4>
<p>Galata’nın dolambaçlı sokaklarından çıkıp, Karaköy’den Kadıköy’e bir vapur sefası yapıyoruz. Kadıköy’de Hasanpaşa Mahallesi’nde bulunan Müze Gazhane’ye ulaşıyoruz. Eskiden enerji verecek hava gazının üretimi için kullanılan gazhane, yıllar sonra talebin bitmesiyle kapandı. Sonrasında mahallelinin çabaları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin restorasyon çalışmalarıyla şehre bir ortak alan olarak kazandırıldı. Şimdilerde sergi, müze, kütüphane, konser ve sinema alanı gibi birçok amaca hizmet eden bir mekân olarak kullanılıyor. Bu sene Müze Gazhane’de bienal kapsamında birçok performans sanatçısı, yazar, şair, görsel sanatçı ve sosyal girişimcinin sergileri bizi karşılıyor. En dikkat çeken projelerden biri olan ‘Bayrak Projesi’, Endonezya’daki depremden sonra ortaya çıktı. Senelerdir onlarca ülkede, farklı iş birlikleriyle toplumların sorunlarına dikkat çekmek için performans sanatçılarının koreografileriyle sergileniyor.</p>
<p>Bu sene de Türkiye ayağını, bienal kapsamında Performistanbul ile beraber gerçekleştirdi. Müze Gazhane’deki bir diğer sergi olan Pustaka Bergerak (Endonezya Gezici Kütüphane Ağı) çalışması da, okuryazarlığı yaygınlaştırmak amacını benimsiyor. Endonezya’daki uzak kıyılara ulaşımın ve toplumsal dayanışmanın arttırılması için el arabası, at, tekne ve motosiklet gibi ulaşım araçlarıyla etkileşimin teşvik edilmesi sağlanıyor.</p>
<div class="page" title="Page 57">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>arthereistanbul</strong></p>
<p>Müze Gazhane’den çıkıp kısa bir yürüme mesafesiyle Kadıköy’ün dar sokaklarından birinde ulaşıyoruz mekanımıza. arthereistanbul, savaş yüzünden Suriye’den ayrılan sanatçıların 2014’de kurduğu bir oluşum. Bulundukları<br />
yeri terketmek zorunda kalan sanatçıların eserlerini sergileyebilecekleri ve çalışabilecekleri bir alan olma özelliğini taşımakta. Yeldeğirmeni Mahallesi’nde binanın üç katına yayılan mekânda film gösterimlerinin yapıldığı bir salon, ses kayıt stüdyosu, sergi ve atölye alanları bulunuyor.<br />
Aynı zamanda bu küçük mekân her köşesinden fırlayan kedileriyle meşhur. Bu sene bir bienal projesi olarak karşımıza çıkan ‘Ayakizi’, savaşlardan bir hikâye anlatma çabası ve bir öğrenme süreci.</p>
</div>
<div class="column">
<p>Ayrıca kadın hareketi ve insan hakları konularının da anlatıldığı bir ‘Ayakizi Kitaplığı’ bulunuyor. Ziyaretçiler bu kitaplıktan detaylı incelemeler yaparak bilgi edinebiliyor.</p>
<p>Tüm bunların yanı sıra bienal kapsamında dijital olarak incelenebilecek birçok internet sitesi de sunuldu. Ziyaret etmenizi şiddetle öneririz:</p>
<p>www.mantipostasi.com/tr</p>
<p>hrantdink.org/tr</p>
<p>acikradyo.com.tr</p>
<p>cascadingspiral.com</p>
<p>kuslar.iksv.org</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-2398 size-large aligncenter" src="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-1024x685.jpg" alt="" width="1024" height="685" srcset="https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-200x134.jpg 200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-300x201.jpg 300w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-400x268.jpg 400w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-600x402.jpg 600w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-768x514.jpg 768w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-800x536.jpg 800w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-1024x685.jpg 1024w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-1200x803.jpg 1200w, https://contextdergi.com/wp-content/uploads/2023/11/muze-gazhane-2-1536x1028.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://contextdergi.com/istanbulda-modern-sanat-iksv-17-istanbul-bienali/">İstanbul&#8217;da Modern Sanat: İKSV 17. İstanbul Bienali</a> yazısı ilk önce <a href="https://contextdergi.com">Context Dergi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://contextdergi.com/istanbulda-modern-sanat-iksv-17-istanbul-bienali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
