Bilim, Teknoloji ve Hikâyenin Peşinde: Dijital Çağda Gazetecilik ve Anlatının Gücü

Yayın Tarihi: 1 Ağustos 2025
Toplam Okunma: 289
Okuma süresi: 24,6 dakika

-Aslı Şen

Hikâyeler, insanlığın en eski mirası; bilgiyi, duyguyu ve hakikati taşıyan köprüler… Gazeteci Çağla Üren, bilim ve teknolojiyi gazeteciliğin incelikleriyle harmanlayarak, karmaşık konuları herkes için anlaşılır kılmayı amaçlıyor. Dijital çağın hızla akan bilgi selinde, anlatının gücünü korumanın ve anlam yaratmanın peşinde.

 

Aslı Şen: Çağla Hanım öncelikle hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlamak isteriz.

Çağla Üren: Ben Çağla Üren. 2018’de Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat bölümünden mezun oldum. Yaklaşık bir sene freelance kitap çevirmenliği yaptıktan sonra Independent Türkçe’de dış haber editörü olarak çalışmaya başladım. Dış haber editörlüğü hep aklımda olan ve istediğim bir işti. 2011’de Suriye Savaşı başladığında ilgimi çekmişti. Dış haber editörü olarak mutluydum ama medyaya girince uzmanlaşma ihtiyacı hissettim. 

Üniversitedeyken popüler bilime ilgim olduğundan, evrim, kozmoloji gibi dersler almıştım. Bu alana her zaman ilgim vardı. Çalışma arkadaşlarım bilim-teknoloji haberlerinden biraz uzaktı ancak benim hoşuma gidiyordu. Kariyerime o yönde devam etmeye karar verdim. Böylece bugünkü bilim ve teknoloji habercisi konumuma ulaştım. Bunda pandeminin de etkisinin olduğunu söylemeliyim. Pandemi başlangıcında henüz kimse böyle bir deneyim yaşamadığı için büyük bir şaşkınlık hali vardı. Çok ilginç bilgiler dolaşıma giriyordu. Herkesin telaşlı ve korku dolu olduğu o karantina dönemini hatırlarsınız. Her şey çok acayipti, film gibiydi gerçekten. İşte o dönemde bilimsel makaleleri çevirerek bir fark yaratmaya çalıştık. O zamanlar Independent Türkçe’de çalışıyordum. Aşılar üretilmeye başladığından önemli toplumsal konular gündeme gelmeye başladı. Aşı karşıtlığı, şüphecilik gibi vesilelerle görece ılımlı fakat ne yapacağını bilemeyen kitleler ortaya çıkmıştı. Bu da aşıların çok hızlı biçimde piyasaya sürülmesinden kaynaklıydı. Bu alanda bir boşluk, bir ihtiyaç olduğunu gördük medyada. Oraya yöneldiğimizde çok güzel karşılıklar aldık. Daha ilk hazırladığımız dosyalarla bizi tıp fakültelerine çağırıp konuşma yaptırdılar. Koskoca tıpçılar konuşmacı olarak bizi çağırıyorlardı. Yani bu alanda, ana akımda bulunan boşluğu fark ettikten sonra buradan devam etmeliyim dedim. Hem kendi ilgim alanımdı hem de okurdan dönüş alabilme ve sesimi duyurabilme olanağım vardı. Böylece sağlıkla ilişkili yazılarım sonrasında bilim ve teknolojiye açılarak devam etti. Benim için güzel bir yolculuk oldu. Şimdi Euronews Türkçe’de çalışıyorum. Burada da bilim-teknoloji ağırlıklı dış haber editörlüğü yapıyorum. Bir yandan da her pazar günü okurlara gönderdiğim bilim ve teknoloji e-posta bültenim var.

Aslında son dönemde biraz aksattım ama bu yeni yılda umuyorum daha düzenli bir hale getireceğim. Güzel bir yolculuk benim için. Çok da sevdiğim bir iş. 

A.Ş: Edebiyat, bilim, sanat, sağlık gibi birbirinden farklı konularda yazıyorsunuz. Edebi bir dil kullanarak hikâye anlatıcılığını çok güzel yapıyorsunuz. Okura teknoloji ve bilim haberini anlaşılır şekilde verebilmek gerçekten zor. Bu bağlamda hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Ya da Edebiyat Fakültesi mezunu olmanız sizi bu noktada besliyor mu?

Ç.Ü: Tabii ki de besledi. Ama başlamadan bir psikoloji araştırmasından bahsetmek istiyorum: Bilim ve psikiyatri araştırmacıları, insanın hayatta doyuma ulaşması ve mutlu yaşaması için bir araştırma yapmış. Sonucunda ise “Storytelling”e ulaşmışlar. Gündelik hayatında storytelling yapan insanlar daha mutlu ve doygun bir yaşam sürüyorlarmış. Şöyle düşünün: Dedikodu yapan bir türüz. Harari’ye göre dedikodu yapabildiğimiz için, homo sapiensler olarak örgütlenebilmiş ve neandertaller yok olurken biz hayatta kalmışız. İşte temelde storytelling var. Sosyal ve iletişime muhtaç canlılarız. Yapay zekâ konusundaki en büyük risklerden biri bu bence. Kişisel hayatımızda doyuma ulaşabilmek için sosyalliği ve storytellingi öldürmeden yaşamamız gerekiyor. Sorduğunuz soruya gelecek olursam, iltifatlarınız için çok teşekkür ederim. Çevremden de bunu duyuyorum, çok sade ve akıcı yazıyorsun diyorlar. Bu benim için çok önemli.  Benim hayatta bir gayem varsa o da kurmacaya yönelip kurmaca bir şeyler yazmak. O yüzden storytellingi çok önemsiyorum. Bir yandan edebiyat fakültesi mezunu olmamın da getirisi çok yüksek. Basit bir insanımdır ve istediğim şey bellidir. Küçüklüğümde çok kitap okurdum ve o zamanlardan beri edebiyat okumak istiyordum. Lisede edebiyata ilgim devam etti ve üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okudum.

Boğaziçi gerçekten öğrenciyi ne kadar zenginleştirebiliriz diye düşünen bir okul. Benim 12-13 tane zorunlu seçmeli dersim vardı. Psikoloji, sosyoloji, bilim, reklamcılık gibi birçok ders alabiliyorsunuz. Ben bilim ve sinema dersleri alıyordum. İkisine de ilgim çok yoğundu. Okulun bitmesine yakın ise bir sürü staj yapmak zorunda hissettim. Çünkü mezun olunca ne iş yapacağım gibi streslerim vardı. Bir yandan okuldan beslenebildiğim kadar beslenip diğer yandan nerede staj yapacak bir yer bulursam oraya giriyordum. Gazete, dergi, edebiyat yayıncılığı gibi alanlarda stajlar yaptım. Mezun olurken de edebiyat yayıncısı olmayı düşünüyordum. Bir dönem freelance kitap çeviri editörlüğü yaptım. Ama sonra ekonomik sebepler başta olmak üzere vazgeçtim. Çünkü önüme bazı çeviri kitapları geliyordu ama çok kötü çevirilmiş kitaplardı ve hepsi de yayınevlerinin para vermek istememesinden kaynaklanıyordu. Deneyimsiz öğrencilere popüler bilim kitapları çevirisi yaptırıp bana gönderiyorlardı ve sonrasında ben hepsini tekrardan çeviriyordum. Ben ömür boyu bunu yapmak istemiyorum diyerek karar verdim. Öyle olunca medyaya açıldım. 2014’te Sol Haber Portalı’nda staj yapmıştım. O dönemde ingilizcem çok iyi olmadığı için dış haber stajım çok başarılı geçmemişti. Biraz korkuyordum da yapabilir miyim ben bu işi diye. Sonra baktım yapıyorum, devam dedim. Daha önce de dediğim gibi arkadaşlarım bilim ve teknoloji haberlerinden kaçmasından, benim çok sevmemden kaynaklı bu alanda yazmaya başladım. Okurlardan çok iyi dönütler alınca, pandemi döneminde dışarıdan röportaj istekleri gelmeye başlayınca ben kendimi işin göbeğinde buldum.

A.Ş: İlgi alanınızı teknoloji ile bulduğunuz noktada “Hafıza Kartı” adında e-posta bültenine başladınız. O süreçten de biraz bahsedebilir miyiz? 

Ç.Ü: Çocukken de ilgim vardı ancak matematikle aram hiç iyi değildir. Onun dışındaki bilim dalları fizik ve özellikle biyolojiye çok merağım vardı. İşe ilk başladığım zamanlarda astrofizik haberleri olurdu. En çok okunan haberler kategorisinde hep üstte yer alır ve genelde yalan yanlış girilerek sunarlar haberleri. Ne yazık ki medyada “Uzaylı Görüldü” yazıldığında daha çok okunacak sanıyorlar. Ben buna katılmıyorum. Düzgün bir haber girdiğinizde de okunuyor. Türkiye okuru, bilime çok meraklı ve açık kafalı bir okur. Independent Türkçe döneminde, The Independent’dan haberler geliyordu. Onları freelance çevirmenlere çevirtip copy edit yapıp yayınlıyorduk. Sonra dedim ki bu böyle kalmamalı, bir şeyler eklemeliyim. Tam 2021- 2022 yılları, bültenlerin çıktığı dönemde ben de bir iki bültene aboneydim. Türkiye’ye daha yeni yeni geliyordu bunlar ve çok hoşuma gitti formatları. Ben biraz yazı tarafındayım, sevmiyorum kurgu işlerini. Zaten pek yeteneğimin de olduğu söylenemez. YouTube’a içerik üretmek istesem onun için süslen, evi düzgün dekore et, videosunu çek, kurgusunu yap… Vakit kaybediyorum hissine kapılıyorum. Yazı tarafında hızlıca derleyip toplayabildiğimden tamam dedim ben bülten yapacağım.

Ama ne bülteni yapacağım? Biz Independent Türkçe’de sadece dış haber alıyoruz. Genelde Türkiye’de yayılmış olan içerikleri tercih etmiyor orijinal haberler arayıp bulmaya çalışıyorduk. Öyle olunca çok fazla haber görüyordum ve çoğunu alıp değerlendiremiyordum. Ben de onları yayınlarım düşüncesiyle bir Telegram kanalı açtım. Baktım kanal bayağı tuttu. Telegram çok kişinin olmadığı bir yer. 2000 abone iyi bir rakam. Sonrasında herkes Telegram, Twitter, Instagram gibi sosyal medyaları kullanmayabilir ama herkesin Gmail’i vardır ve maillerini az çok kontrol eder diyerek bu işi haftalık bir bültene dönüştürmeye karar verdim. Sonra NewsLab Turkey’e bülten için başvurdum ve seçildi. 2022 Ağustos ayı boyunca medya eğitimi gördük. Ses kurgusu, algoritmalar, sosyal medya, bülten eğitimleri gibi birçok alanda güzel bir eğitim süreci oldu. Bilmediğim alanları öğrenmiş ve pratik yapmış oldum. Benim için güzel bir giriş oldu. Eğitimi tamamladıktan hemen sonra Hafıza Kartı’nın ilk sayısını çıkardım.

İki yıl hiç bırakmadan devam ettim. 2024’te Independent Türkçe’den ayrıldım. 9 ay kadar, yapay zekâ/sosyal medya girişimi olan bir Startup’ta çalıştım. İşin mutfağını öğrenmemde çok yardımcı oldu. Biraz da girişimcilik ekosistemini öğrenmiş oldum. Fakat gazeteciliği özlemiştim ve bir arkadaşım Euronews Türkçe’de çalışıyordu, sağ olsun beni önermiş. Euronews Türkçe çok iyi okunuyor, iyi tıkları var. Biraz kendimi göstermem için iyi olur diye düşündüm. Çünkü bugüne kadar hep haberimi okutayım diye kendim uğraştım. Euronews Türkçe onun rahatlığını çok sağlıyor bana. Bir haber giriyorum, milyonlarca insan okuyor. Benim için gerçekten çok güzel bir deneyim. Öyle olunca ben Startup’ı bıraktım tabii. Son aylarda Hafıza Kartını sağlık problemlerim dolayısıyla biraz aksatsam da çok güzel bir okur kitlesi oluştuğunu fark ettim. “Hafıza Kartı nerede, neden göndermiyorsunuz?” gibi mailler alıyorum ve beni çok mutlu ediyor. Bültenler gerçekten çok güzel bir dünya. Hafıza kartının 5000 küsur abonesi var, işi daha iyi bilenler çok iyi olduğunu söylüyor. Umarım bu sayı önümüzdeki yıllarda artar.


A.Ş: Bu e-posta bültenleri Substack gibi platformlarla popülerlik kazandı aslında. Bunun biraz daha teknik yönlerinden bahsedebilir miyiz? Ya da biz de bu bültenlerden aracılığıyla haberler girmek istesek nasıl bir yol izlememiz lazım? Biraz bahsedebilir misiniz? 

Ç.Ü: Substack, bültenlerin yaygınlaşmasında öncü oldu. Ücretsiz olması, bülten yapmak isteyen her insanın maddi durumu olmasa bile üretim yapabilecekleri bir alan sağladı. Fakat ben NewsLab Turkey’den Ahmet Alihan Sabancı Hocamın tavsiyeleri üzerine “Inbox” adında bir platform kullanıyorum. Türkiye menşeili ve KVKK uyumlu. Biraz pahalı bir bülten aracı, her ay iki bin küsür lira ödüyorum. Bu yüzden Substack’in ücretsiz olması yeni başlayanlar için çok kullanışlı. Fakat oltama, reklam gibi amaçlarla kullanılabiliyor ve işlem dışı e-posta gönderme olasılığı da çok fazla. Google bu sorunu aşmak için bir denetime gitti ve bu sebeplerden dolayı Substack üzerinden gönderilen mailler spama düşüyor. Öyle olunca ben kendimi garantiye almak istedim ve Inbox’la başladım. NewsLab Turkey’den de aldığımız bir ödenek vardı, beni bir süre bülten ödemelerimde idare etti. Sonrasında kendi cebimden ödemeye başladım. Ama eşim ve bir arkadaşım Substack üzerinden haftalık dış haber bülteni yapıyorlar. Pek düzenli değiller ama onların spama düştüklerini görmedim. Öğrenciyseniz, Substack üzerinden yapmak daha mantıklı gözüküyor. Bülten oluşturma konusuna değinecek olursam, mail üzerinden haber üretmeye karar verdikten sonra en önemlisi içeriği belirlemek.

Ben ana akım medyada bulunan bir boşluğu doldurmak istedim. Edebiyatta şöyle bir şey vardır: Her eser, her yazar kendi okur kitlesini yaratır. Bu düşünce ile hedef kitle belirlemektense, içeriğimi ve hangi boşluğu dolduracağımı buldum. Seçtiğiniz alanda içerik ürettiğinizde, hem edebiyatta hem gazetecilikte kendi okur kitlenizi yaratıyorsunuz. Araştırmacı gazetecilik kökeninden gelen isimlere baktığımızda da bunu görüyoruz. İsmail Saymaz, Serdar Kuzuloğlu gibi isimler kendi okur kitlelerini kendileri yarattılar. Neye yeteneğiniz olduğuna, neyi yapmak istediğinize daha çok vakit harcayın. Çünkü yeteneğiniz olmayan bir alanı sırf popüler diye yapmaya başladığınızda hem tükenirsiniz, hem o alanın üstüne bir şey koyamazsınız. Ben biraz buna odaklandım bülten yapma zamanım geldiğinde. Halihazırda zaten bilim haberciliği yapıyorum. Her sabah ve akşam haber tarıyorum, notlarımı alıyorum. Bu sayede zaten günde 12-13 haberi yapıyor oluyorum. Böyle olunca malzeme zaten elimde oluyor ve bunu sadece bültende yazıya dökmek kalıyor. Inbox’un güzel taraflarından biri de WordPress paneline benzer bir panel vererek size kendi şablonunuzu seçme şansı tanıyor. Ben şu şekilde oluşturdum: Sağlık, bilim, teknoloji, sektör diye dört konu başlığı belirledim. Hepsine ayrı kutucuk açtım ve farklı görseller belirledim. Hafıza Kartı’nı öne çıkaran hususlardan birinin de tasarım olduğunu düşünüyorum. Çünkü genelde bültenlerde haberler paragraf şeklinde diziliyor, okur göz gezdirmek istiyor ve göz gezdirirken uzun yazılardaki ayrıntıları görmek çok zor. Ben bunu aşmak için klasik bir yöntem kullanıyorum, her paragrafın ve haberin kendi başlığı var. Sağlık, teknolji ve bilim ana başlıkları altında konunun başlıkları yer alıyor. Okur göz gezdirdiği sırada kendi ilgi alanında yönelebiliyor. Mesela hazırladığım bülten genellikle 13 sayfa sürüyor ve bu kadar sayfayı okutmak çok zor. Öyle olunca göz gezdirebilme olanağı sağlamak gerekiyor. Dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer alan ise yaratıcı başlıklar. Her yerde olduğu gibi bültenlerde de çok etkili, okuru kolaylıkla yakalayabiliyor. Her şeyin düzenli olmasına, okurun ilk bakışta neyin nerede olduğunu anlayabilmesine fazlaca odaklanıyorum.

Tasarım konusuda özen gösteriyorum. Görseller ekliyorum Pixabay, Unsplash gibi ücretsiz sitelerden sıklıkla yararlanıyorum. O an aboneliğim varsa MidJourney kullanıyorum. Fazla olmamasına da dikkat etmek gerek, bazen görsellerden dolayı sayfa yüklenemiyor, kasma durumları yaşanıyor. İnternet davranışlarında site açılımı uzun sürüyorsa okurun kaçma olasılığı daha yüksek, o yüzden. Olabildiğince sade ve hızlı bir tasarım olması önemli. Ben genelde bu tür şeylere dikkat ediyorum.


A.Ş: Hafıza Kartı gibi e-bültenler salt bir gelir modeline dönüşebilir mi? Siz bir gelir kaynağına dönüştürebildiniz mi?

Ç.Ü: Hafıza Kartı şu an gelir sağladığım bir alan değil. Bu biraz da benim tercihim, halihazırda çalıştığım için gerek duymadım. Ama bültenler dünya çapında ve Türkiye’de rağbet gören ve gelişen bir alan. Özellikle Aposto bu alanda öncü bir ekip. Haftalık reklam tanıtımları, sponsorluklar, bu hafta bize destek olan firma gibi içeriklerle bültencilik yapılabiliyor. Reklamveren firmalar için avantajları çok fazla. Çünkü bültenle direkt niş bir kitleye ulaşabiliyor oluyorsunuz. Eskiden Facebook hedefli reklamlar çıkarırdı. Şimdi ise Avrupa Birliği’nin çabalarıyla hedefli reklam olayının sonuna geliyoruz ve “Kitlemizi nasıl bulacağız?” sorusu ortaya çıkıyor. Bültenler de işte burada önemli bir rol oynuyor. Benim teknoloji bültenim var, bu kadar okurum ve takipçim var dediğinizde artık teknolojiyle ilgilenen insan arayıp bulmasına gerek kalmıyor. Ben Hafıza Kartı’nı tek başıma çıkarıyorum ve reklam almıyorum. Fakat sponsorluk veya reklam almak için tüzel bir şirket kurmak ve vergisini ödemek gerekiyor. Genelde bülten işinde çalışan insanlar gelirlerini bu şekilde sağlıyorlar. Tabii olası çıkar çatışmaları da var. Teknoloji alanında eleştirel bir şeylerden bahsediyorsanız, o insanlardan reklam almak aynı zamanda çıkar çatışması yaratabiliyor. Mesela ben teknopolitik bir yere parmak bastığımda, reklam aldığım şirket benimle ilişkisini kesecek mi? Ne kadarını söylememe izin verecek? Reklamveren şunu diyebilir: Tamam ben sana reklam veriyorum ama beni bu sayıda eleştirme. Bu tarz tartışmalı süreçler olabiliyor. Ben özellikle sağlık konusunda reklam almayı hiç düşünmedim. Diyelim ki oksijen ölçer reklamı aldım. Okurlarımdan birinin aldığı alet bozuk çıkarsa kendimi sorumlu hissederim. Gazetecilikte biraz tartışmalı konular gerçekten, ama sektör oraya doğru gidiyor. 

Şu anda reklamı gazetecilikle ayırmaya yönelik çalışmalar yapan video odaklı şirketler var; 140 Journos, Fayn, Ilgaz’ın Scrolli’si gibi. Bu insanlar reklam ve sponsorluklar için şirketlerine reklam tarafı kuruyorlar. Ne gibi? Kurgu, video, kamera hizmeti vs. Tabii oradan gelen gelir medya içeriğini de döndürüyor. Reklamı, reklam klasmanında tutmak gazeteciliğe karıştırmaktan bence daha etik. Ama tabii ki ben de ileride çalışamaz veya iş bulamazsam Hafıza Kartı’na sponsor bulmaya çalışabilirim. Fakat bu da başlı başına bir iş. Tek tek gidiyorsunuz, firmaları bağlıyorsunuz, her hafta reklam verecek birini buluyorunuz. Hem gazetecilik faaliyetlerinin kendisi hem de sponsor bulma faaliyetiyle beraber yürütmek kolay değil. O yüzden ortaklıklar yapılabilir. Mesela biri gazetecilik kısmında, ortağı ise para bulma kısmında gibi.

A.Ş: Globalde yapay zekânın bir haber içeriği platformu geliştirmesi bekleniyor. Siz haberlerinizi yazarken bu tür yapay zekâ destekli uygulamalardan faydalanıyor musunuz? Yoksa sadece görsel oluşturma konusunda mı yardım alıyorsunuz?

Ç.Ü: Evet görsel oluşturmada yapay zekâdan çok yararlanıyorum. Onun dışında genellikle arama motoru olarak ChatGPT’yi sıklıkla kullanıyorum. Google deryasında gezinip aradığın şeyi bulabilmek zor. Dijitalde de hızlı olmak zorundasınız, yapay zekâ sizi hızlandırabilecek bir araç. Örneğin bir bilim haberi yazarken içerisinde “hominin” diye bir kelime geçiyor. Ne demek olduğunu içgüdüsel olarak biliyorum ama nasıl dile getireceğim konusunda sıkıntı yaşadığımda Google’a giriyorum. Wikipedia, Evrim Ağacı birçok sitede bazı tanımlar oluyor ama bana karmaşık geliyor. Yazılarımın storyteling’e uyması da bu yüzden aslında. Ben bilim kökenli olmadığımdan, okura anlaşılabilir verebilmem için önce benim anlamam lazım. Çünkü aslında bir noktada benim okurdan farkım yok. Tabii ki belli açılardan var. Ama bir noktada ben de okur kadar mesafeliyim o alana. O yüzden kendi anlayabileceğim dilden anlatmaya çok özen gösteriyorum. Teknoloji alanında da terimler karmaşık olabiliyor; blok zinciri, kripto terimleri gibi… İlgili konuda üniversitede ders alan öğrenciler o tanımı anlayabilir ama bilmeyen okura da anlaşılır bir şekilde verebilmek çok önemli. Böyle olunca CharGPT işime çok yarıyor. Çünkü üslup özelliği var ve basitçe anlat derseniz anlaşılır bir şekilde veriyor bilgiyi. Tabii teyit etmek çok önemli çünkü bazen yanlış bilgiler de verebiliyor. En çok yararlandığım nokta bu. İşlerimi oldukça hızlandırıyor. Haber kanallarının yapay zekâyı entegre etmeleri konusuna gelecek olursak, bu gibi denemelere ben olumsuz bakmıyorum. Otomatize edilebilecek şeyler edilmeli. Gerisi hükümetlere kalmış, yapay zekânın yeteneği belli otomasyon. İstihdamı çözmek medya patronlarının ve hükümetin işi. Ben şu açıdan yaralı görüyorum: Medya dünyada ve Türkiye’de bir sıkışıklık içerisinde. Çünkü dijitale geçiş yanlış yorumlandı, düzgün bir gelir modeli oluşturulamadı. Medya patronları dijitale geçerken reklam alanının genişleyeceğini düşünüp sermaye olarak gördüler. Ne kadar tıklanma gelirse o kadar para getirecek gibi. Böyle yorumladıkları için de basılı gazetelerdeki gibi geniş bir çalışan kadrosuna ihtiyaç duymadılar ve sektörde bir daralma oldu. Eskiden okura iyi bilgi vermezseniz okur sizin gazetenizi almazdı. Şimdilerde ise medya patronları okurları tık olarak gösteriyor ve artık okura karşı sorumlu değiliz, reklam verene karşı sorumluyuz gibi bir yapı oluşuyor. Reklamcılığın iç içe geçmesi, gazeteciliği ele geçirmesi de biraz böyle başlıyor. Mesela geçenlerde Google algoritmaları düzenledi ve bu yönde habercilik yapan siteler çöktüler. Bir milyonlardan yüz binlere düştü tıkları. Bu onlar için ciddi bir gelir kaybı demek. Ne yazık ki meslektaşlarım için de çok kötü bir tablo. Ama büyük tabloya bakınca, bana son tahlilde olumlu geliyor. Çünkü bunun değişmesi lazım. Google’dan gelecek reklama bel bağlayıp okuru tık olarak gördüğünüzde kopyala-yapıştır haber yapıyorsunuz. Son dakika haberlerini girelim, sitemizde bütün haberler olsun derken bu işler yeni mezun çocuklara yüklenmeye başladı. Diyor ki: Sen bütün gün ajanslardan düşen haberleri dakika dakika kopyala-yapıştır, elli tane haber gir.

O çocuk işin gazetecilik kısmını öğrenemiyor, uzmanlık imkânı yakalayamıyor. Ne yazık ki medyada böyle bir kadro oluşuyor. Bunun gazetecilikle ilintili bir yanı yok. 

Üzerine çok ciddi bir ucuz iş gücü oluşuyor. İşte bu ucuz iş gücünün otomasyona bağlanması lazım. Öğrendikleri bir şey yok, tutunabildikleri bir şey de. Birde üstüne ucuza çalışıyorlar böyle bir istihdam olmasa da olur diye düşünüyorum. Yapay zekâ henüz bu açıdan pek gelişmiş olmasa da gelecekte böyle bir yapıya bürünebilir ama her zaman bir teyit mekanizmasına ihtiyaç duyulacak. Ben bu insanların teyit mekanizması olarak çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bilgiye erişimin kolaylaşması bir avantaj, bu da hızlı haber çıkmayı kolaylaştırıyor. Bunun üzerine koyulabilecek şey, gazetecilerin istihdam edilmesi ve “Tamam bugün 50 haber girdim yeter”den ziyade “Bugün ne yaptım? Ortaya ne çıkardım? Ne koydum? Ne karşılık aldım? Orijinal ne yaptım?” gibi sorgulamaların güçlenmesi.

A.Ş: Yapay zekâ araçlarının haber üretim sistemine girmesi ve açık kaynaklardan yararlanıyor olması bir takım problemleri doğurdu. Geçtiğimiz dönemde ChatGPT ile New York Times telif hakları üzerine davalık oldular. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Telif hakkı sorunları çıkacak mı ortaya?

Ç.Ü: Tabii çıkar. Dijital medyada daha önce de bahsettiğimiz gibi bir gelir modeli sorunu var. Bazı şirketler OpenAI ile yapılan telif anlaşmalarını bir çeşit gelir modeli olarak görmeye başladı. Bu da aslında medya açısından sürdürebilir değil. Çünkü bir sonu var. New York Times telif sözleşmesi imzalamak yerine mahkemelik olmayı tercih etti. Abonelik sistemleri var biliyorsunuz, daha okur odaklı gelir modeli benimsemiş bir şirket. Böyle olunca içeriklerinin ortaya saçılması onlar için olumlu bir şey değil. Okur aynı içeriğe ChatGPT’den ulaşabildiğinde öbür taraftaki abonelik modeli boşa düşüyor. Yapay zekâyı da abonelik temelli gelir modellerine yönelik bir tehdit olarak görüyorlar. Fakat bu durum gelir modeli abonelik sistemine dayanmayan diğer gazeteler tarafından da bir fırsat olarak görüldü ve hemen telif sözleşmeleri imzalamaya başladılar. Rupert Murdoch’un News Corporation şirketi çok ciddi bir paraya telif sözleşmesi imzaladı. Yeni oluşan telif pazarındaki en büyük payı yine büyük şirketler alıyor. Beraberinde gelir eşitsizliği durumu söz konusu oluyor. Şimdi burada bağımsız bir yayıncı için Google, algoritmalar ile fişini çekmiş, okunurluğunu düşürmüş, ChatGPT de büyük payı Rupert Murdoch krallığına vermiş. “Sana bir milyon verecek halim yok, al on bin dolar” diyor. Böyle olunca bağımsız yayıncı açısından yine bir gelir eşitsizliği doğuyor.

Açık kaynak meselesinde de OpenAI bu telif sözleşmelerini imzalamak zorunda. Bazı analistler yapay zekâ eğitim sektörünün ciddi bir krize doğru yaklaştığını söylüyor. Çünkü internette bulunabilecek kaliteli veri kullanımının sonuna geldiler. Hatta bir araştırma 2028’de yapay zekâyı beslemek için kullanılan kaliteli veri setinin tamamen tükeneceğini iddia ediyordu. Böyle olunca da tabii bir kriz doğuyor. Yapay zekâyı bundan sonra nasıl ilerleteceğiz, nasıl geliştireceğiz? Çünkü onu besleyeceğimiz kaliteli veri tükeniyor. Bu yüzden de sentetik veri dediğimiz bir çalışma alanı oluştu. Nedir bu sentetik veri? Kısaca, yapay zekânın kendi eğitimi için kendisine veri üretmesi ve diğer modellerin yapay zekâ üretimi verilerle beslenerek ilerletilmesi diye tanımlayabiliriz. OpenAI bununla ilgili olarak direkt sentetik veri üretmeye yönelik bir model geliştirdi. “Strawberry” diye biliniyor. 2024 sonunda iki yüz dolar gibi fahiş bir fiyata abonelik paketi ile sürdüler. Bunu yeni gelecek açık kaynak veri tüketen ChatGPT’leri geliştirmek üzere eğitim verisi olması için ürettiler. Özel teknoloji haberleri yayımlanan bir sitede, OpenAI’ın – “Orion O4” adında olması lazım-, Strawberry ile besledikleri yeni bir modelin piyasaya sürüleceği haberi vardı. Bu model beklentiyi karşılayamadı diye sızıntı bir bilgi var. Strawberry yani sentetik veri ile eğittikleri model şu anda kullandığımız ChatGPT 4’ten hallice imiş. 

Bu yüzden OpenAI “Temeller Birimi” diye bir birim kurmuş. Şirket gelecek dönemlerde bu sentetik veri olayına odaklanacak. Onun dışında sektörde eğitim verisi bulma sıkıntısı yaşanacak gibi duruyor.

A.Ş: Peki son olarak da şunu soralım. Gelecekte geliştirmeyi düşündüğünüz bir proje var mı? Hafıza Kartı gibi başka nitelikli bir alanda da sizi görecek miyiz?

Ç.Ü: Böyle bir gazetecilik çok yoğun bir faaliyet gerçekten. Tabii ki bu alanda kendimi daha da geliştirmek istiyorum. Daha dişe dokunur işler yapmak istiyorum. Türkiye’de teknoloji alanında eksiklikler var. Çünkü mevcut teknoloji ekosistemi çok siyasi angajmanlı. Birçok şirket de öyle. Ama yurt dışında böyle değil, teknoloji alanında çok güzel araştırmacı gazetecilik işleri oluyor. Türkiye’de yurt dışına nazaran pek olmasa da ifşaat dediğimiz kültür de çok yaygın. Yani ne oluyor? Bir gün Facebook’tan biri çıkıyor “Ben ifşa ediyorum” diyor. Diğer bir gün OpenAI’dan biri yapıyor, belgeleri sızdırıyor, hemen teknoloji gazetecileri bir araya geliyor ve bir konsorsiyum kuruyorlar. O belgeleri tek tek inceleyip, skandalları haberleştiriyorlar. Tabii böyle özendiğim çok şey var. Ben de gazeteciliğe dair bu tür haberler yapmayı çok isterim.

Yurt dışına gitme gibi bir niyetim de yok bu arada çünkü ana dilimi çok seviyorum, kendi okurumu çok seviyorum. O yüzden yurt dışında olan tartışmaları buraya taşımak ya da Türkiye’de BTK ile ilgili skandal, veri sızıntıları olduğu zaman bu konulara dahil olup yazmak istiyorum. Gazetecilik dışında her zaman en büyük hayalim kurmaca bir kitap yazmaktı. Yaşım daha fazla geçmeden onu denemek istiyorum. Belki vakit bulabilirsem bu alandan tamamen bağımsız bir işe girişebilirim, tabii Hafıza Kartı’nı devam ettirmek öncelikli hedefim. Ve bir yandan işimi yapmak yani. Çok büyük hedefler güzel ama sürdürülebilirliğe gerçekten çok dikkat etmek gerekiyor…

A.Ş: Çağla Hanım umarım hayallerinizi gerçekleştirirsiniz, geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir sohbetti. Çok teşekkür ederiz. 

Ç.Ü: Ben teşekkür ederim.


 

E-Bülten Kaydı

Gelişmelerden haberdar olun.

Yorum Yazın